13. Bölüm
slmnhnm / Hayat'ın Sırları / 13. Bölüm 'Mahalle duydu kalpler yıkıldı'

13. Bölüm "Mahalle duydu kalpler yıkıldı"

slmnhnm
kitsevmuallime

HAYAT

Ne oldu, sesiniz çıkmıyor, siz de hak veriyorsunuz çünkü bana.

"Kızlar, az mutfağa gelebilir misiniz akşam yemeği için? Bana yardım edin biraz."

Eylül "Tabi ki Esma Sultan."

"Deli kız yanağımı koparacaksın."

Eylül, annemin yanağından makas alarak annemi güldürmeyi başarmıştı. Mutfakta onlarla fısıldaştığını sanıyordu ama onları duyabiliyordum.

"Ne oldu kızlar, ikna edemediniz mi?"

"Valla galiba o bizi ikna etti Esma sultan."

"Durum o kadar vahim mi yani kızlar hiç mi umut yok?"

"Yok, sanırım Esma Sultan Hayat çok kararlı."

"Bugün Murad'ı görseydiniz bu kadar kolay ikna olmazdınız kızlar".

"Ne oldu ki Murad'a?"

"Geldi bugün elinde çiçek; bizimkiyle konuşmak istedi ama bizimki ne odaya aldı ne de odadan çıktı. Çocuk kapıda ağladı iki saat; içim parçalandı o haline."

Annem Murat'la olan konuşmasını kızlara anlatırken daha da beter acıdı içim. Canım Murad'ım, canım sevdiklerim, hepsi sizin için. Akşam namazından sonra sofraya oturduk, babam da camiden gelmişti.

"Nasılsın güzel kızım, nasıl oldun?"

Elhamdülillah, babacığım senin günün nasıl geçti?

"Çok şükür kızım."

Kızlar, bahçede içelim mi çayı?

"Olmaz kızım senin dinlenmen lazım, kanepeye otur, ayaklarını uzat, dinlenerek iç çayını."

Anneciğim, iyiyim ben. Hem orada otursam ne olacak?

"Kız haklı, Esma Hanım; bırak da bahçede biraz hava alsın."

Sağ ol, babacığım benim. Babamla annemin yanağına bir öpücük kondurduktan sonra kızlarla bahçeye çıktım. Çayı, bardağı bana taşıtmadılar tabi can arkadaşlarım benim. Bütün akşam havadan sudan konuşarak beni güldürmeye çalıştılar ve Murad konusunu hiç açmadılar. Yatsı namazını da kızlar varken kılmıştık. Onlar gidince de odama çıkmak üzere bizimkileri birer kez daha öptüm ve odama çıktım. Işığı yaktığım da yatağım da siyah kapşonlu birinin oturduğunu görmemle ufak çaplı bir kriz yaşadım. Allah'tan boş bulunup çığlık atmamıştım. Ben kapıyı açıp ışığı yakınca kafasını yerden kaldırıp kapüşonunu indirdi.

"Hoş geldin, külkedisi. Asıl evleneceğin kişinin kollarına hoş geldin".


BENİM BÖYLE BİR KIZIM YOK

"Mahalle duydu kalpler yıkıldı"

Ne işin var senin burada, hem de bu saatte?.

"Biraz geç kaldım, kül kedim haklısın, girmem gereken toplantılar vardı ama telafi edeceğim söz."

Sen ne diyorsun be? Bir hışımla ayağa kalktı ve kapıyı kilitleyip ışığı kapattı. Sokak lambası odama vurduğundan az da olsa birbirimizi görebiliyorduk. Bana doğru yaklaşırken yavaşladı ve çok narin bir şekilde sağ elini belime koyarak beni dolabıma kendini de bana yasladı. Gözüme bakmasını engellemek isterken daha büyük bir hata yaparak başımı çevirdim ve başım açık olduğundan boynum dudaklarının hizasına gelmiş oldu.

"Imm bu koku, çok özledim seni."

O, iğrenç dudaklarını boynuma değdirecekti. Yapma, n'olur, bırak beni. Bak istediğin her şeyi yaptım. Artık beni rahat bırak. Keşke bunu söylemeseydim.

"Rahat bırakmak mı? Bu kokuyu, bu güzelliğimi? Hiç sanmıyorum."

Beni ne ara oldu anlamadım, kucağına aldı ve yavaşça yatağa yatırdı. Kalkmak istedim ama engel oldu. Allah'ım, ne olur yardım et bana, dokunmasına izin verme, ne olur. Üzerime geldi yavaşça. Tüm ağırlığını hissediyordum ve deli gibi ağlıyordum. Söz vermiştin bana, sana haramken dokunmayacağım demiştin. Bu sözlerim üstüne üzerimden kalkmış ve yanıma oturmuştu. Ve ben ne yapıyorum dercesine beni süzdü. Berbat bir haldeydim.

"Yani bu benimle evlenmeyi kabul ediyorsun demek mi?"

Cevap veremedim sadece ağlıyordum.

"Ağlama külkedim, özür diliyorum senden, seni çok özlemiştim, dayanamadım. Gerdek gecemizin büyüsünü kaçırmak istemiyorum, haklısın, yani şey demek istedim, "Haramken dokunmamalıyım."

Burak yapma.

"Bana ilk defa ismimle sesleniyorsun, prenses."

Benden ne istiyorsun?.

"Ailene ne zaman anlatacaksın?"

Neyi?.

"Bizi tabii ki, anlat ki hemen evlenebilelim."

Hemen doğruldum ve kendime gelmeye çalıştım. Ya sen ne diyorsun Allah aşkına? Hem ne diyeyim annemlere?

"Hayatımın aşkını buldum ve evlenmek istiyorum diyebilirsin."

Onlar de beni hemen sana verecekler, öyle mi?.

"Ne var? Benim o salaktan neyim eksik?"

Ondan düzgün bahset.

"Bana bak, başlama yine. Sana üç gün mühlet. Üç gün sonra hala konuşmadıysan işte o zaman ben gelirim isterim seni. Şimdi gidiyorum yoksa dayanamayacağım güzelliğine."

Yanağımdan makas alarak her zamanki taktiğiyle camdan çıkarak uzaklaştı. Ve ben bu hayvanla tanıştığım günden beri olduğu gibi ağlayarak ve korku içinde uyuyakalmıştım. Sabah Eylüllere gitmek üzere evden çıktım.

"Hayat?”

Murat?

Nasılsın?"

Gördüğün gibi...

Sanki gözlerimizle konuşuyorduk ama ikimiz de bir şey diyemedik. Ben artık gideyim, kızlar bekliyor.

"Hayat"

Öyle bir ses tonuyla söylemişti ki...

Yapma Murat lütfen.

"Yarından sonra askere gidiyorum, beni böyle gönderme, ne olur. Ben sensiz yapamıyorum. Nefes alamıyorum."

Murat, yapma ne olur. Murat sessiz kaldı ve ben de oradan ayrıldım.

"Şii, kızım geldiğinden beri üç kelime etmedin. İyi misin sen? İyiyim kızlar, merak etmeyin.

"Hayat daha bir hafta önce yüzünde gülücükler açıyordu şimdiki haline bak üstelik bir de Murat hala deli gibi barışmak isterken".

Eylül eğer aynı şeyleri konuşacaksanız ben gideyim.

"Aaa ama ne bu böyle canım? Sende hayatını dram filmine çevirdin vuruldun diye. Çocuk seviyor işte seni, amma mızmızlandın yani. Hayır, anlamıyorum ki sen ne ist..."

Masadan kalkarak içeri girdim ve üstümü giyinmeye başladım.

"E aferin Tuğçe yani daha var mıydı içinde sakladıkların? Hayat gitme gel, öyle demek istemedi, Tuğçe.

" Boş ver, Eylül gitsem iyi olacak, sonra görüşürüz.

"Peki canım."

...

Hii.

"Şii, sakin ol güzelim, az gel şöyle de konuşalım."

Ne istiyorsun?.

"Anlaşılan daha konuşmamışsın ama süren azalıyor, ona göre bir hatırlatayım dedim."

Ya sen deli misin? Babamın beni sana vereceğine gerçekten inanıyor musun?

"Elbette verecek. O salak için nasıl ikna ettiysen benim için de edeceksin."

Sıktığı kolumu bırakarak uzaklaşmaya başladı. Allah'ım, ben ne yapacağım? N'olur bana yardım et. Diğer gün hiç odadan çıkmadım desem yeridir. Bugün Murat askere gidiyordu öğleden sonra davul zurna uğurlanacakmış ve ben ona sarılıp öpüp koklayamayacağım. İçim ölesiye yanıyordu. Telefonum çaldı ve o pislik arıyordu. Efendim?

"Köşeye gel."

Resmen suratımı kapattı ya. Allah'ım, neydi benim günahım, yarabbi? Kalktım ve üzerime feracemi giyip başımı da örttüm ve evden çıktım. Pislik gelmiş beni bekliyordu. Ne istiyorsun sen benden?.

"Bugün son gün sen konuşacak mısın yoksa ben çiçeğimi alıp akşama geleyim mi?"

Ne diyeceğim peki, senin hakkında hiçbir şey bilmiyorum ki.

"Sen evlenmek istediğimizi söyle, gerisini ben hallederim."

Sakin sakin konuşurken ne oldu, anlamadım; birden beni kendine çekti. Elini belime koyarken aklında başka şeylerin olduğunu belli eder şekilde davranıyordu. Çek elini, napıyorsun?.

"Şii güzelim, biraz sakin ol. Hem ne yapabilirim sanki? Sana burada sokaktayız."

Ah, öyle demek? Sokaktayız, hiç farkında değilmiş gibisin ama!.

"Şii biraz sus güzelim."

Ya se... Beni bir sokak köşesinde üstelik bana haram bir erkekle böyle, inanamıyordum. Allah'ım... Dudağımda değildi tam kenarına dudaklarını getirmişti ama benim için yeterliydi tabi ki.

"Hayat, sana inanamıyorum!"

Allah'ım olamaz. Bu Murat'ın sesiydi. O pisliğin neden birden böyle yaptığı anlaşıldı; kesin Murat'ı görmüştü ve bizi bu şekilde görmesini istedi. Murat ben...

"Yazıklar olsun sana, dürüstçe seni istemiyorum diyebilirdin, araya hiç girmezdim, sen de böyle sokak ortalarında..." Tövbe tövbe zorunda kalmazdın."

"Çekil git buradan kırarım o ağzını."

"Sen kimin ağzını kırıyorsun, pislik herif?"

"Çekil git, bizi rahat bırak."

Düğünümüzü konuşuyoruz"

Burak, düğünümüz dediğinde Murat'ımın yüzü bembeyaz olmuştu.

"Dü-düğün mü”

"Evet, düğün. Biz en kısa zamanda evleniyoruz."

"Bir hafta önce de benimle evleniyordun, hayat ne demek oluyor bu? Yoksa biz beraberken de bu hayvanla mı birlikteydin? ".

Burak, "Sen kime hayvan diyorsun lan?" diyerek Murat'ın yüzüne yumruk attı. Murat kalkmadı, ağlıyordu.Duydukları ona çok ağır gelmişti, ben bile donup kalmıştım ama Murat öyle yerde kalınca hemen koşarak yanına gittim. Elimi uzatarak onu kaldırmaya çalıştım. Kafasını yerden kaldırdığında yüzü gözü kan içindeydi ve sözleri kalbimi bıçak gibi kesmişti.

"Çek o kirli ellerini benim üzerimden."

Murat yapma, ne olur. Zar zor ayağa kalkarak konuşmuştu.

"Ben seni kendim gibi bilirdim, oysa sen tam bir... Neyse sen her ne kadar bu kadar alçalsan da benim terbiyem seninle konuşacak kadar kirli değil. Umarım çok mutlu olursunuz".

Murat yanımızdan uzaklaştığın da olduğum yere çökerek ağlamaya başladım.

"Ağlama n'olur inan görmedim onu."

Sus, daha fazla yalan konuşma. Senden nefret ediyorum. Babama, anneme söylerse ben ne yapacağım şimdi.

"Olsun, ne var? Sen de söylemeyecek miydin zaten?"

Bırak beni eve gideceğim; biraz kendime gelmem gerek. Akşama konuşacağım.

"Aferin sana fıstığım desene kavuşmamıza çok az kaldı."

Burak’ın yanından ayrılarak eve geldim ve banyo yaptım. Kendime gelmem biraz sürdü, tabii ki evde de kimse olmadığı için rahatça yapabilmiştim. Çıkınca namazımı kıldım ve secdede dua ederken evin kapısı bir hışımla açıldı. Kaç kişi geldi bilmiyorum ama bu bağıran babamdı.

"Hayat, nerdesin sen?".

Hemen odamdan çıktım ve karşımda babam, annem, kızlar, hepsi vardı. Baba!

"Hii."

Adam belki de hayatında ilk defa bir kadına tokat atmıştı. Adamın duydukları bu mahalle için de işi gücü din olan bir adam için de çok fazlaydı.

"Kalk ayağa."

Bütün bedenim titriyordu, denedim ama kalkamadım.

"Sana kalk dedim Hayat kalk."

Sonunda zorda olsa kalkabilmiştim ama babamın yüzüne bakamıyordum; daha doğrusu kimsenin yüzüne bakamıyordum. Sadece titriyor ve ağlıyordum. Babam tüm o davul zurnayı bastıracak şekilde bağırıyordu.

"Doğru mu?"

Ağlamaktan konuşamıyordum, nasıl konuşurdum. Babam kollarımı sıkıp beni sarsarak bağırmaya başladı.

"Sana doğru mu dedim? Bana cevap ver, doğru mu?"

Doğru ama ben ist... Babamın attığı tokatla yere kapaklanmıştım.

"Yapma Bey, ne olursun bırak elinde kalacak."

Babam beni kolumdan tutarak kaldırdı.

"Kalk gidiyoruz, sana kalk dedim."

Baba yapma ne olursun, bir dinle beni baba.

"Hasan amca, yapma n'olur."

Babam beni yerde sürüklercesine dışarı çıkarmıştı. Müzik anında durdu tabi ki. "Seni edepsiz, seni biz de namuslu bilirdik, yediği haltlara bak."

"Ne yapmış ki?"

"Kuytu köşelerde oğlanlarla oynaşırken görmüş Murat".

"Hii utanmaz rezil."

Artık babamın beni nereye sürüklediğini anlamıştım. Burak’ın evine gidiyorduk. Babam var gücüyle kapıyı yumruklamaya başladı.

"Ne oluyor ya?"

Burak kapıyı açıpda beni o halde görünce her şeyi anlamıştı.

"Bakın sakin olun biz kötü bir şey yapmadık hatta bugün sizden kızınızı isteyecektim efendim lütfen dinleyin."

"Demek kızımı isteyecektin."

"Evet efendim."

Babamın söylediği o cümle mi yoksa tüm mahallenin önünde beni yerlerde sürükleyerek bir paçavra gibi buranın kapısının önüne atması mı acıttı bilemiyorum. Babam beni kolumdan tutarak Burak’ın ayaklarının önüne atmıştı.

"Al tepe tepe kullan. Benim böyle bir kızım yok".


 


 

Bölüm : 03.04.2026 20:35 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...