
MURAD
Annemler her ne kadar oğlum yüzünü görelim zaten deseler de benim biraz deniz havası almaya ihtiyacım vardı. Anneme en fazla yarım saat sonra geleceğim diye söz verdiğim için denizle vedalaşarak eve doğru yürümeye başladım. Mahalleye girmiştim ki ileride köşede konuşan iki insan gördüm; muhtemelen sevgililerdi. İçimde anlamlandıramadığım bir sıkıntı vardı. Gerçi son günlerde yaşadıklarımdan sonra sebep aramaya da gerek yoktu ya neyse. Normalde hiç adetim olmayan bir şekilde onlara yaklaştıkça bakmaya devam ettim, sonra kendime gelmeye çalışarak hızlı hızlı yanlarından geçmeyi düşünürken o kızın Hayat olduğunu görmemle kalbime bir hançer saplanmıştı sanki. O pislik Hayat'a belinden sarılmıştı ve aralarında rüzgâr geçecek kadar bile mesafe yoktu neredeyse. Kalbimde hissettiğim hançer yetmezmiş gibi gördüğüm manzara karşısında ikinci bir hançeri sırtıma yemiştim. Adam Hayat'ı öpüyordu. Benimle nişanlanana kadar gözlerime bakamayan kız böyle bir şeyi nasıl yapardı? Ben nasıl bu kadar kör olabilmiştim? Kendime inanamıyordum. Kelimeler istemeden ağzımdan çıkmıştı. Hayat sana inanamıyorum. Bir anda neye uğradıklarını şaşırarak durdular ve Hayat hemen kendini çekti ve bana döndü.
"Murat ben..."
Yazıklar olsun sana, dürüstçe seni istemiyorum diyebilirdin, araya hiç girmezdim, sen de sokak ortalarında (dilim varmamıştı sokak ortasında adamlarla öpüşmezdin demeye) tövbe tövbe zorunda kalmazdın. Ben daha yaşadıklarımın, daha doğrusu gördüklerimin şokunu atlatamamışken o pislik konuşmaya ve sinir katsayımı artırmaya başladı.
"Şekil git buradan kırarım ağzını."
Sen kimin ağzını kırıyorsun?
"Çekil git bizi rahat bırak. Düğünümüzü konuşuyoruz."
Düğün mü?.
"Evet, düğün biz en kısa zamanda evleniyoruz."
Bir hafta önce de benimle evleniyordun, hayat ne demek oluyor bu? Yoksa biz beraberken de bu hayvanla mı birlikteydin?
"Sen kime hayvan diyorsun lan."
Bana attığı yumrukla dengemi sağlayamadım ve yere kapaklandım. Hayat oldukça üzgün ve ağlayarak yanıma koştu ve kalkmam için bana elini uzattı. Onu o hallerde görünce neye uğradığını şaşırdım ve ağzımdan çıkan kelimelere ben bile şaşırmıştım. Çek o kirli ellerini benim üzerimden.
"Murat yapma n'olur."
Ben seni kendim gibi bilirdim; oysa sen tam bir. (Yok, bunu diyemezdim; aklımda aklımdaki cümleyi kurmaya benim terbiyem müsaade etmezdi). Neyse, sen her ne kadar bu kadar alçalsan da benim terbiyem seninle konuşacak kadar kirli değil. Umarım çok mutlu olursunuz. O pisliğin aksine, Hayat bana yalvaran ve üzgün gözlerle bakıyordu. Onları ardımda bırakarak eve doğru yürümeye başladım. Hayat kendini olduğu yere bırakmış bağırarak ağlıyordu. Az önce gördüklerimden sonra neden bu kadar ağlıyordu, anlam verememiştim. Ayakta duramayan bir şekilde zili çaldım. Kapıyı annem açmıştı.
"Hii oğlum, bu ne hal?"
Dizlerimin bağı çözülmüştü; bir an sanki sendeledim ve kapıya yaslandım.
"Aman güzel oğlum gel, gel yavrum yaslan bana da içeriye girelim."
Anneme yaslandım ve salona doğru yürümeye başladık. Bizi böyle gören babam panikle yanımıza koştu. Kendimi koltuğa bıraktım.
"Oğlum, nedir bu halin?"
Çok kötüyüm, baba, çok.
"Anlat oğlum, çatlatma bizi, bak annenin de yüreğine inecek.
"Kötü bir şey mi oldu?"
Öyle şeyler gördüm ki, baba, anlatmaya terbiyem yetmiyor.
"Ne gördün oğlum anlat."
Ben bitmiş bir şekilde ağlarken kapı çalındı.
"Tam da sırasıydı kim bu şimdi?"
Annem kapıyı açmaya gitti ve Esma Teyze ve Hasan Amcayla birlikte geri dönünce benim hançerlerim daha da kanamaya başladı.
"Murat oğlum, ne bu halin?"
"Sorma Esma, biraz hava alacağım diye çıktı, sonra böyle zombi görmüş gibi geri döndü. Biz de tam anlattırmaya çalışıyorduk. Hadi oğlum, anlat ne oldu ne gördün? Ben anlatmaya utanırken Hayat bunları nasıl yapabilmişti. Acaba kaçıncı kez böyle bir şey oluyordu? Ben varken var mıydı o çocuk? Bu düşüncelerden kendimi alıp da konuşamıyordum ki.
"Oğlum, al biraz su iç de anlat hadi, pat diye gideceğim şimdi."
Gördüklerimi en aza indirerek anlatmaya çalışmıştım ama yine de bomba etkisi yaratacağından hiç şüphe yoktu. Esma teyze, "Oğlum, yanlış görmüş olmayasın. Hayat yapmaz böyle şeyler; siz de tanıyorsunuz benim kızımı."
Esma teyzenin gözü yaşlı çırpınışları içimi parçalamıştı.
"Bizimkiler ve Hasan amcadan ses çıkmıyor derken "Hasan amca bir hışımla evden çıktı. Ben bile kendimi unutarak onların peşinden çıktım. Evden çıkarken mahallenin aşağısında davul zurnayla bizim çocukların bize doğru geldiklerini gördüm. Onları tamamen unutmuştuk. Koşarken susun, gelmeyin demeye çalışsam da anlatamadım. Zira davul zurnayı duyan herkes dışarıya çıkmaya başladı. Az sonra burada çok kötü şeyler yaşanacağı belliydi.
"Murat ne oluyor Hasan amcanın nesi var?"
Hasan amca aynı hışımla içeri girdi. Kızlara özet geçmemle hemen içeri onlarda girdi çünkü Hasan amca Hayat'ı bu sinirle öldürebilirdi. İki dakika sonra Hasan amca, Hayat'ı sürükleyerek evden çıktı. Hayat berbat görünüyor, ağlıyor ve bir yandan da Hasan amcaya onu dinlemesi için yalvarıyordu. Annem,
"Seni edepsiz, seni biz de seni namuslu bilirdik, yediği haltlara bak."
Anne, Allah aşkına, sus n'olur.
"Ne yapmış ki?"
"Kuytu köşelerde oğlanın biriyle oynaşırken görmüş oğlum."
"Hii utanmaz rezil."
Anne, Allah'ın aşkına sus. Davul zurna susmuş herkes Hayat ve Hasan amcaya kilitlenmişti. Hasan amca, mahalleye yeni taşınılan evin kapısını çalıyordu. Kapı açılınca ben de şaşırmıştım, kapıyı o pislik açmıştı. Demek mahalleye yeni taşınan bu adamdı ve hayat beni bu herifle aldatıyordu.
"Ne oluyor ya?"
O pislik kapıyı neye uğradığını şaşırarak açtı ve karşısındaki manzara karşısında daha da şaşırarak devam etti.
"Bakın, sakin olun, biz kötü bir şey yapmadık, hatta bugün sizden kızınızı istemeye gelecektim."
Hasan amca burnundan soluyarak demek kızımı isteyecektin dedi.
"Evet efendim."
Sonra Hasan amca Hayat'ı kolundan o hayvanın ayaklarına doğru fırlattı ve kullandığı cümle bir babanın içine düştüğü hayal kırıklığını tek kelime de anlatmıştı.
"Al tepe tepe kullan, benim böyle bir kızım yok" diyerek bu kıyamete son noktayı koydu. Hasan amca ayakta komşuların yardımıyla duran Esma teyzeyi koluna geçirerek
"Yürü Hanım, eve gidiyoruz" dedi.
"Bey kız."
"Sus Hanım, sus beni daha fazla delirtme. Bir daha kız lafını duymayacağım. Kızlar, siz de bizimle gelin. Kızlar da şaşkın bir vaziyette Hasan amcaların peşine takıldılar.
"Oğlum?"
E-efendim
"Hadi gel oğlum, güzel bir banyo yap, üzerini değiştir, çıkalım da sahilde güzel bir yemek yiyelim, sonra da seni yolcu ederiz."
Tamam, babacığım. Eve gelmiştik.
"Hayat nasıl böyle şeyler yapabilir, aklım almıyor doğrusu yani gören sen olmasan asla inanmazdım oğlum."
Anneciğim, lütfen sen yine de konuşma, günaha girme öyle bir kız için. Neyse ben banyoya gidiyorum.
"Tamam oğlum."
Banyodayken tuttuğum gözyaşlarım akan suya karışarak kendilerini kaybettiriyorlardı. Bu yaşadıklarım mı bir kabustu yoksa birkaç gün önce gördüklerim mi rüyaydı bilemiyorum. Askere gideceğim haberini Hayat'a verirken o kötü gün yaşandı ve askere şimdi neler değişmiş olarak gidiyordum. Bunca şeyden sonra bu uzaklık bana iyi mi gelecek, kötü mü gelecek, artık yaşayıp görecektik.
HAYAT
Babamın söylediklerinden sonra sanki bedenime ve dilime felç inmişti. Ne konuşabiliyor ne de hareket edebiliyordum. Burak beni kaldırmaya uğraştı ama en son kucağına alarak beni izleyerek kınayan insanlardan uzaklaştırarak evin kapısını kapattı.
EYLÜL
Hasan amcanın kükremesi üzerine koşar adım eve gittik. Tuğçe ve Billur, Esma teyzenin bileklerine kolonya sürüyorlardı. Biz de Hasan amcanın talimatı üzerine Hayat'ın odasına girdik ve eşyalarını toplamaya başladık. Hem ağlıyorduk hem de eşyaları topluyorduk. Giysileri bavullara, kitapları da kolilere koyduk. Esma teyze nerede?.
"Siz koli almak için çıktığınızda sakinleştirici yaptılar yukarıda yatıyor, Hasan amca da yanında."
Ben de daha kendime gelemedim ki. Neyse, hadi şunları akşam olmadan götürelim. Hepimiz birer koli alarak o evin önüne geldik. Hem Hayat'ı deli gibi merak ediyor hem de kapıyı çalmak istemiyorduk. En sonunda görev bana düştü ve zili çaldım. Birkaç kere çaldıktan sonra Burak denen o pislik kapıyı açtı ve biz de meraktan öldük tabii ki. Kapı açılır açılmaz Hayat'ı sorduk.
"Pek iyi değil, uyuyor, doktor geldi, sakinleştirici yaptı."
Hasan amca Hayat'ın eşyalarını gönderdi. Artık kıza ne yaptıysan bu hallere geldi senin yüzünden.
"Ben bir şey yapmadım, o da bana âşık oldu o kadar."
Hadi oradan arkadaşımızı tanımasak yutacağız. Neyse kızlar, hadi eşyaların kalanını getirelim. Sonunda eşyalar bitmişti ama biz de bitmiştik. Gerçi bu yorgunluk bavul taşımaktan değil, yaşadığımız acıdan kaynaklanıyordu.
Sevgili Günlük,
Kapıya bırakıldım. Yarı baygın, yorgun ve şaşkın, içimden bin türlü düşünce geçti ama hiçbirini tam olarak toplayamadım. Nasıl oldu da bir anda bu kadar yalnız kaldım? Nasıl oldu da hem Mahalle hem Babam hem Murat… Hepsi bir anda üzerime çöktü
Bedenim zayıf ve yorgun, ama içimdeki karmaşa daha ağır. Kalbim kırık, aklım darmadağın. Neden ben? Neden hep ben? Her adımda bir yanlış, her bakışta bir suçlu gibi hissediyorum.
Ama en çok canımı yakan, içimdeki bu çelişki. Bir yandan korkuyorum, bir yandan öfkeliyim, bir yandan Murat’ın gözlerindeki yıkımı hissediyorum. Hepsi bir arada, hepsi üst üste.
Sanki bir adım atsam, tüm dünya parçalanacak. Ama durmak da mümkün değil. İçimde küçük bir ses, bana fısıldıyor:
“Dayan. Bir şekilde buradan çıkacaksın. Bu sana ait değil.”
Ve ben, bütün bu acı, korku ve utançla, yavaşça kendimi toparlamaya çalışıyorum. Ama kalbim hâlâ orada, dışarıda, kapının önünde, kırılmış ama dimdik duran bir parça gibi…
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 134 Okunma |
45 Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |