
Eylül'ün kardeşi başka şehirde işe girdiği için ailesi onu yerleştirmeye gidiyordu bizde onları yolcu ettik. Sahil de biraz deniz havası alıp öyle evlere geçelim demiştik. Derken birden kalbime bir sancı girdi. Kızlar hemen bir paniklemişken bir şeyim olmadığını söylemek için başımı kaldırmamla karşıdan onun geldiğini gördüm. Murat'ımın. Öylece donmuştum ne konuşabiliyor ne kıpırdayabiliyordum. Murat yürüdü, yürüdü ve tam kaşımda durdu.
"Hayat?"
Dün gecenin üstüne bu bana çok fazla gelmişti ve bu sefer de Murat'ın kollarına bayılıvermiştim.
"Kızlar, çabuk, çabuk bir taksi çevirin.
" Murat beni kucakladığı gibi taksiye bindirmişti.
"Abi, çabuk en yakın hastaneye götür bizi, çabuk n'olur.”
Çok derinden de olsa Murat'ın sesini duyuyordum. Murat beni tekrar kucakladığın da hastaneye geldiğimizi anladım.
“Sedye, çabuk sedye getirin.”
Verdikleri ilaç tesir etmeye başlamıştı sanırım; kendime gelmeye çalışıyordum. Murat, Murat...
“Murat uyanıyor galiba.”
Murat...
“Buradayım kurban olduğum, aç gözlerini, buradayım."
Özür dilerim, ö-zür..."
Ne diyor o? diyerek Eylül'ün yanıma geldiğini hissettim. Ama sayıklamam elimde değildi.
“Hayat, kurban olurum, aç gözlerini.”
Seviyorum, çok seviyorum, sevi-yo-rum, affet n'olur. Tabi bunları ağır çekimde söylüyordum ve uyandığımda söylediğim her şeyden çok pişman olacağıma emindim. Sonunda gözlerimi açtığımda bunun gerçek olduğuna inanamayarak gözlerimi kırpıştırdım ve tekrar baktım, ama hayır, işte gerçekten oradaydı. Murat karşımdaydı.
“Hayat, hayat, iyi misin?"
Kızlar da hemen yaklaştılar.
"Kuzum, iyisin, değil mi?”
Murat...
"Efendim, güzel gözlüm, söyle.”
Seviyorum...
“Hayda, yine gitti. Bu çabuk doktoru çağıralım.”
Derken doktor geldi ve gayet iyi olduğumu söyledi.
“Merak etmeyin, doktor bey. Nişanlısı askerden geldi, ona sürpriz yaptı ve bizim kız da görünce heyecandan bayıldı."
"Doktor, anlıyorum," diyerek geçmiş olsun diledi ve "Serum bitince çıkarabilirsiniz," diyerek sanırım gitti.
"Kızlar, siz de duydunuz değil mi? 'Seviyorum,' dedi bana. 'Seviyorum,' dedi. Üstelik 'Affet' de dedi. Ya, inanamıyorum. Hemen anlatın, ben yokken neler oldu?"
EYLÜL
Muratla kafeteryaya indik.
“Hemen anlatın hemen o gördüğüm benim Hayat'ımdı benim asla gördüğümü zannettiğim kişi değildi".
Yani Murat, seni çok rahatlatacak şeyler bilmiyoruz; biz de sadece o çocuğu değil de hala seni sevdiğini biliyoruz. Ama beraber yaşıyorlar."
"Beraber yaşıyorlar derken, evlendiler mi? ".
Evet, ama sadece imam nikahı var, o da malum olaylardan sonra aynı evde haram durmamak için kıyılmıştı o zaman. "
“Neden hala resmi nikah yok?"
Bilmiyorum, Hayat bunu her sorduğumuzda, "Yok işte, bizimkilerle tam barışalım," veya "Yok, şu, bu falan," diye bizi geçiştirdi.
"Bence kesin bir şey var; hadi öyle oldu diye o an önce imam nikahı kıyıldı. Bu kadar gün neden resmi nikah kıyılmasın ki? Düğün için olsa düğün yine yapılırdı."
"Haklısın enişte, biz de öyle düşünüyoruz."
Boş boğaz Zeynep, çocuğun gözlerini doldurmuştu.
"Affedersin Murat."
Murat, gözü dolmuş bir şekilde, "Sorun değil," dedi.
"Yok ya, kesinlikle bir şey var ve bizim bunu ortaya çıkarmamız lazım."
Bence de ama nasıl yapacağız? Biz bunca zaman her gün uğradık ona ya da beraber dışarı çıktık ama asla anlattığından başka bir şey söylemedi.
“Ben Esma teyzeyi ziyarete gidecektim zaten. Bir Hayat'a bakayım sonra da gideyim bir ağzını arayayım. Belki Hayat annesine anlatmıştır."
Tamam, çok iyi, biz de gelelim hatta.
"Yok yok sen Hayat'lara" (Murat derin bir nefes çekti). Hayat'ın yanına gidiyorsun zaten. Annemler birkaç hafta yok; burada kalayım, falan diye kendine Burak'tan izin aldırıyorsun, sonra da Hayat'ı yakın takibe alıyorsun, tamam mı?"
Bu da çok iyi bir fikir; seve seve yaparım da Burak böyle bir şeye izin vermeyebilir.
“Sen o konuşmandan beş dk yap hemen verir."
Murat'a gülümseyerek "aşk olsun Murat" yaptım.
"İnşallah, inşallah, hadi kalkın da bir Hayat'a bakalım."
Tamam.
"İzin verirseniz önce ben bir gireyim sonra da Esma teyzelere geçerim".
MURAT
"Murat, oğlum, inan bende kızların anlattığından farklı bir şey bilmiyorum."
Yapma, Esma teyze, gözlerin hiç öyle söylemiyor. Ben seni tanıyorum, sen de beni tanıyorsun. Ne oldu? Neler yaşandı? Umurumda değil. Ben Hayat'ı seviyorum ve onun da beni sevdiğini biliyorum, ondan vazgeçmeyeceğim.
"Yapma oğlum, bak imam nikahlı da olsa evli Hayat."
Evet, olabilir, ama ben geldiğimde gerçek bir evlilikle karşılaşmadım. Eğer öyle olsaydı inan böyle bir şeye kalkışmazdım, ama öyle değil. Bunu sen de çok iyi biliyorsun, sadece benden gizliyorsun.
"Gizlemiyorum oğlum."
Peki, Esma teyzeciğim, yine de canın sağ olsun. Çıktığım gibi Eylül'ü aradım. Alo, Eylül, neredesiniz? Ne yaptınız?
"Biraz önce geldik, şu an da banyo yapıyor. Biz de Burak’ın gelmesini bekliyoruz ama merak etme, durumu iyi.”
“Burak gelince kalma işini konuşacağım ama eşyalarımı çoktan getirdim. “
Delisin sen tamam. Mutlaka beni her durumdan haberdar etmeyi unutma.
“Tamam tamam. Esma teyzeden haber ver, yok mu iyi bir haber?"
Maalesef ama kesinlikle bir şeyler saklıyor, adım gibi eminim buna; biraz daha sıkıştırırsak çözülür.
"Oh iyi bari en azından şüphelerimizde haklı olduğumuzu yavaş yavaş görüyoruz".
Aynen öyle. Neyse, görüşmek üzere.
"Görüşürüz."
EYLÜL
Hayat'ı yatağına yatırdıktan sonra salonda Burak’ın gelmesini beklerken Hayriye teyzeyi sıkıştırdık ama oda Esma teyze gibi dökülmedi ama onun da her şeyi bildiğinden adım gibi eminim. Kızlar biraz daha bekleyip gittiler; birkaç saat sonra Burak geldi. Ona Hayat'ın bugün fenalaştığını söyledim tabi Murat kısmını atlayarak, annemleri falan da anlattım işte evde yalnız kaldım falan izin verirsen onlar gelene kadar arkadaşımın yanında kalmak istiyorum dedim.
"Nasıl fenalaştı? Durumu iyi mi peki?"
İyi iyi çıkar görürsün zaten şimdi sen izin veriyor musun onu söyle.
"Peki tamam kalabilirsin."
Çok teşekkür ederim. Hadi gel çıkalım yanına. Yukarı çıktık. Önce baktım Hayat müsait mi, sonra girebileceğini söyledim. Bu arada Murat'a ve kızlara mesaj atacaktım ki bizim deli Zeynep'in grup kurduğunu gördüm, hem de "Operasyon Truva" adında. Hey yarabbi ya, bir de grubun delisi benim, sözde çatlak kız ya. Neyse doğru yapmış, beni herkese mesaj atma zahmetinden kurtardı. Truva içerde!
"Harika."
"Aferin kız sana."
"Hadi bakalım asker göster kendini," bu tabii Zeynep'ti.
BURAK
İyi misin, Hayat? Yine bayılmışsın bugün.
“Önemli bir şey değil.”
Hep benim yüzümden oluyor, biliyorum. Sonunda sana kötü bir şey olmasından korkuyorum o zaman kendimi nasıl affederim?
“Bir şeyim yok gerçekten."
Yemek yedin mi?
“Yok, uyuyordum yeni uyandım.”
Hayriye hanıma söyleyeyim sana yemek getirsin.
“Yok yani gerek yok ben inerim aşağıya."
Hayır, kesinlikle sen burada dinleneceksin. Lütfen kendine iyi bak. Beni öldürmek mi istiyorsun? Sen her bayıldığında eğer bir şey olursa, ki bu benim yüzümden demektir, kendimi nasıl öldürürüm diye düşünüyorum.
“Tövbe tövbe saçmalama. Allah korusun ebediyen cehenneme mi gitmek istiyorsun sen?"
O zaman kendine biraz iyi bak. Odadan çıktığım da Eylül kapıdaydı. Benimle aşağı indi. Duymuş olacak ki yemekleri ısıtmaya başladı, ben de mutfak masasına oturdum.
"Hayat'ı, onun uğruna kendi canına kıyacak kadar mı çok seviyorsun? Tabi, bu böyle deyip intiharı güzel bir şey gibi göstermek olmasın; çok kötü bir şey de. O kadar mı çok seviyorsun?"
Evet, ama ne fark eder ki? O da Murat'ı uğruna ölüme gidecek kadar seviyor. Eyvah! Ben bunu söylediğimde hemen düzeltmem lazımdı. Yani seviyordu.
“Yani şimdi onu değil seni seviyor öyle mi?".
Onu sevdiği kadar çok değil tabi ama seviyor evet.
"Öyle olsun. Arkadaşımın sevmediği biriyle evlenmesini istemem. Bu arada Hayat'ın yanında ben yatabilir miyim? Malum hastalanıyor, kaldığıma değsin, başında beklemek istiyorum."
Beraber uyuyor olsak bunu kabul etmezdim ama zaten böyle bir şey olmadığı için durumu bozmadım ve izin veriyor gibi yaptım.
"Teşekkür ederim."
HAYAT
"Hu-hu ben geldim."
Aaa, Eylül, nereden çıktın? Ne zaman geldin?
"Hiç gitmedim ki, yani bir ara gittim de eşyalarımı alıp geri geldim."
Ne nasıl yani? Buda ne demek oluyor?
“Burak'tan izin aldım. Annemler gelene kadar burada, yanında kalacağım."
Gerçekten mi? Çok çok sevindim.
"Bende, şimdi bu sevinçle ne yapıyoruz? Güzelce yemeğimizi yiyoruz ve koyun koyuna yatıyoruz."
İnanmıyorum beraber mi yatacağız?
"Tabi, dedim, 'Birkaç gün arkadaşımı bana ver, onunla ben yatayım.”
Zaten "O benimle yatmıyor" demedim; tabi bozmadım. Muhtemelen Burak da öyle yapmış ki Eylül, beraber de yatmıyormuşsunuz diye boğazıma çökmüyor. Yemeğimi yedikten sonra canım arkadaşıma sarıldım ve uyumaya çalıştım. Ama Murat aklımdan bir an çıkmıyordu; onu ne kadar da özlemişim. Bunu zaten biliyordum ama görünce daha da iyi anladım ve en canımı yakan yerlerden biri de hala alyansımızı takıyordu; üstüne üstlük benimkini de boynuna takmıştı. Canım Murat'ım demek inanmamış ve beni hala çok seviyor. Keşke her şey hayalimizdeki gibi olsaydı. Şu an onun karısı olmak, onun yanında uyumak için neler vermezdim ki. Eylül benden önce uyumuştu. Ben de gizli gizli telefonumun özel kasasında sakladığım Murat'ın resimlerine ve bizim nişan resimlerimize baktım, sonra da yüzüğümü öptüm ve geri sakladım. Sabah Eylül'ün görme riskini göze alamadım. İyi geceler, Murat'ım ve hoş geldin...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 134 Okunma |
45 Oy |
0 Takip |
20 Bölümlü Kitap |