19. Bölüm

19. Bölüm "Fark Ediş Rapunzel"

slmnhnm
kitsevmuallime

BİR HAFTA SONRA

BURAK

"FARK EDİŞ RAPUNZEL"

06:00

Dün Ankara'da bir toplantıya katılmam gerektiği için eve sabah çok erken dönmüştüm; kimseyi uyandırmamak için de oldukça sessiz olarak eve girdim. Sessizce odama gittim; bir duş aldıktan sonra mutfağa geçtim. Su içmek için mutfağa girdiğimde arkası dolaba dönük ve saçı belini bile geçmiş uzunlukta birini gördüm, derken uçakta gördüğüm ama üzerinde durmadığım rüyam birden aklıma geldi. Bir ormandaydım, öyle koşuyorum sanarken önümde bir kız olduğunu gördüm ve onun peşinden gittiğimi anladım ama sanki ağır çekim koşuyorduk. Fakat yüzünü görememiştim; sadece Rapunzel gibi uzun bakır rengi saçlarını gördüm. Koşarken bir ahenk içinde sallanan hafif bukleli saçlarını. Sonra uyanmıştım. "Hayat," diye düşündüm, "çünkü rüyamda Hayat'tan başka hangi kızı görebilirim ki?" diye düşündüm. Ama şimdi şok işindeydim çünkü birebir karşımdaydı. Benim mutfağımda Hayat'tan başka (Hayriye Hanım'ı es geçiyorum tabi) kim olabilir ki diye düşünürken tam aklıma Eylül'ün gelmesiyle onun da bana yüzünü dönmesi bir oldu. Bende şok için de emin oldum. Dönmesiyle birlikte elindeki bardağı yere düşürüp ufak bir çığlık atması çok kısa sürdü. Hemen ışığı yaktım çünkü sadece LED ışıklar yandığı için hafif loş bir hava vardı. Bu nasıl olabilirdi... Çok çok özür dilerim senden. Siz yukarıdasınız diye iki dakika su alıp çıkacaktım, gerçekten çok özür dilerim. Lütfen biraz kenara çekil, geçme bu tarafa, toplayayım şunları bir yerine batmasın. Oda ufak bir şoka girmiş olacak ki hiç konuşmuyordu. Ellerim neden titriyordu. Toplamaya çalışıyordum ama ellerim titrediği için biraz uzun sürdü; çöpe atarken elimi kesti bir parça. "İyi misin, dur havlu koyalım." Elime havlu bastırırken bir süre sonra birbirimize baktığımızı fark ettim. O da bunu bir süre sonra fark etmiş olmalı ki bana biraz daha baktıktan sonra elini havludan ve elimden çekerek hiçbir şey söylemeden yukarı kaçtı. Kaçtı diyorum çünkü çıktı diyemeyeceğim kadar kaçar adım koşmuştu. Elimin acısını zaten unutmuştum; ne oldu anlamadım. Bir saat daha öyle dikilmişimdir kesin. Biraz kendime geldikten sonra banyoya geçtim ve elimi yıkadım. Sonra bant yapıştırdıktan sonra yatağıma girdim. Gözümün önünden görüntüsü gitmiyordu. Neden bu kadar etkilendiğimi anlamamış bir şekilde kafamdan atmaya çalışarak uykuya daldım.

Burak...

Gözümü açtığımda çok güzel bir ormanın ortasında bir yatakta yatıyordum ve yanımda da Eylül vardı, elini yanağıma koymuş benim adımı söylüyordu. İçimde daha önce tatmadığım bir heyecan ve huzur vardı. Eli yanağımı okşarken tekrar söyledi adımı, Burak...

Ben de elimi onun yanağına koyarak onun ismini söyledim, Eylül... Ben elimi koyduğumda gözünü kapattı. Daha sonra bana daha da yaklaşarak başını boyun girintime soktu ve derin bir nefes çekti. Bırakma sakın beni, ben artık sen olmadan yaşayamam, bırakma...

Gözümü açtığımda istemsiz bir şekilde hemen yanıma baktım; tabii ki Eylül yoktu ve ben de yatağımdaydım. Allah'ım, bu da ne demekti şimdi? Ben neden Eylül'ü rüyamda görmüştüm? Üstelik o şekilde hem de beni sevdiğini ve onu bırakmamamı söylerken...

Sonra uyumadan önceki manzaradan dolayı bilinçaltım böyle bir rüya gösterdi diyerek hemen kendime geldim daha fazla saçmalamadan hem de. Hemen kalktım ve uzun süre sonra abdest aldım ve namaz kıldım.

EYLÜL

"FARK EDİŞ HEYKEL"

Sabah namazından sonra uyku tutmadı, bende mutfağa su almaya indim. Burak da Ankara'da olduğu için başımı örtmeden inmiştim. Dolaptan bardak aldım ve suyu doldurdum. Bir yudum aldıktan sonra arkamı döndüm ki mutfağın kapısında bir heykel olduğunu görmemle bardağı elimden düşürmem ve donup kalmam bir oldu. Işığı yakınca onun Burak olduğuna emin olmuştum. Bir şeyler söylüyordu ama ben asla onu duymuyor ve anlamıyordum. Elini kesince kendime geldim gibi oldu; hemen eline bir havlu koydum ve üzerinde bir şey olmayan bu heykel adama bakarak donup kaldığımı bir süre sonra fark ettim ve fark ettiğim gibi de oradan ışınlanırcasına yukarı kaçtım. Lavaboya girerek elimi yüzümü yıkadım ama ellerim o kadar titriyordu ki bana neler oluyordu anlamıyordum. Bir süre daha uyuyamayınca günlüğüme yazmaya karar verdim.

"Canım defterim, sana şimdi asla ama asla kimseye anlatamayacağım bir şey anlatacağım; gerçi ben de tam anlamadım ama belki yazarsam kafamdan gider. Biraz önce mutfakta dibimi bıraktım, yani onu görünce dibim oraya düştü kesin. Su İçmeye kalkmıştım bir de ne göreyim Burak karşımda yarı çıplak bir şekilde durmuyor mu o an neye uğradığımı şaşırdım. Bunu yazmaya bile utanıyorum ama çok çok yakışıklı gözüküyordu, Allah'ım, hem de nasıl. Bu çocuk daha önce de böyleydi de ben mi fark etmedim yoksa Ankara'da çok büyük bir günah işledi de Allah onu taşamı çevirdi? Emin değildim. Ama onun taşlığı beni de taşa çevirdi ki öylece donup kaldım. O bir şeyler söyledi, kırdığım bardağın parçalarını toplamaya çalıştı falan, ama ben hiçbir şey söyleyemedim çünkü hala onu izliyordum. En son elini kesince havlu verirken kıpırdadım ama kendimi izlemekten alamadım. Hala onun da bu halimi fark ettiğini anlayınca hemen odaya kaçtım ama hala kendime gelemedim. Şu an bunları bile hala titrek ellerimle yazıyorum. Bana neler oluyor...

Sonunda uykuya dalabildim derken kendimi bir ormanın ortasında bir yatakta ve Burak'la buldum. O yanımda uyuyordu, ben de onu izliyordum. O kadar yakışıklıydı kendimi tutamayarak elimi yanağına koydum ve onu seyretmeye devam ettim. Sonra gözlerini görmek istedim ve ismini söyledim. Burak, bir süre daha izledikten sonra tekrar söyledim Burak... Derken gözlerini açtı ve benim içimi o ana kadar asla hissetmediğim bir heyecan ve huzur sardı. Oda elini benim yanağıma getirdi ve tıpkı benim yaptığım gibi yanağımı okşadı. Zaten yakın olan yakınlığımızı daha da azaltarak ona iyice sokuldum ve başımı boyun girintisine koydum ve o cennet bahçesi gibi olan kokusunu aldığımda derin bir nefes çektim. Ve o kelimeler nasıl dilimden döküldü anlayamadım. Bırakma sakın beni, ben artık sen olmadan yaşayamam, bırakma...

Gözümü açtığımda neye uğradığımı şaşırdım. Hemen yanıma baktım. Tabii ki yanımda Hayat uyuyordu, yani az önce beni bırakma diye kokusunda mest olduğum adamın karısı... Allah'ım, sen bana yardım et ve beni kendime getir lütfen; bu saçmalıktan beni kurtar. Tamam, Eylül, tamam, sakin ol. Uyumadan önce gördüğün manzara yüzünden bilinçaltının bir oyunu bu, sakin ol. Hemen kalktım ve abdest alarak namaz kıldım, bol bol dua ettim ve odadan çıkmaya korkarak odadaki koltuğa oturdum ve tekrar defterimi alarak sevgili defterime rüyamı anlattım. Daha sonra Hayat uyandı.

Günaydın tatlım, ne yapıyorsun sen orada?"

Hemen defteri koltuğun yanına saklayarak konuşmaya çalıştım ama kekeliyordum. Hi- hiç uyandım da seni rahatsız etmek istemedim,bu,burada oturayım de-dedim.

"Tamam canım, otur. Ne olacak? İyi misin? Senin yüzün olduğundan daha da beyaz."

Yo, ne, yok, canım, iyiyim. Ne olacak ki? Hem, ne olabilir yani?

"Tamam canım tamam, Allah'tan iyisin."

Daha fazla pot kırmadan sussam iyi olacaktı.

"Gerçekten iyi misin kuzum?"

Aaa, iyiyim, dedim. Hem beni niye konuşuyoruz? Sen iyi misin? Önemli olan şu an sensin.

Şükür işte, Murat'ı ve onu ne kadar özlediğimi unutmaya çalışıyorum, yani kafamdan atmaya falan."

Ah ah bende. Hi, Eyvah! Ben bunu sesli söylemiştim sanırım. Hayat öyle deyince bana öyle bir baktı ki işleri daha da batırmayayım mı! Yani Murat'ı değil canım. Tebrikler Eylül, böyle devam et.

Ona ne şüphe canım? Da biz kimi kafandan atmaya çalışıyorsun onu konuşalım."

Hayat üzerime üzerime gelerek beni iyice koltuğa gömmüştü. Kimi olacak, canım? Sen de hiç kimsenin. Tabi ki hayatımda kimse olmadığını bilmiyor musun sanki?

"Hayatında kimse olmadığını biliyorum da kalbin de biri olduğunu bilmiyordum.”

Ne, kim? Kimin kalbinde? Benim mi? Saçmalama, kim demiş onu? Yok öyle bir şey.

"Hahahaha, şu hallerini görsen sen bile kendine inanmazsın, bana bak, anlat, çabuk gebertirim seni."

Çok beklersin canım, hem anlatacak bir şey yok. Ama olsa da anlatmazdım; orası da ayrı.

"Ha, olsa da anlatmaz mıydın? Aşk olsun, ne zamandan beri birbirimizden bir şeyler saklıyoruz?"

Senin Murat'ı terk ettiğin günlerden beri olmasın kuzum. Hah iyi laf bulmuştum şimdi o takılıp kaldı işte.

"Hiç de, bir kere, o nereden çıkmış?"

Bilemiyorum kaynağını, bende araştırıyorum.

"Hahaahha çok komik."

Hayat aşağıya inelim dediğin de üzerimi değiştirip ineceğimi söyledim ama bir türlü odadan çıkamıyordum, ya Burak evdeyse daha karşılaşmaya hazır değildim dün gece yetmez gibi bir de rüyamdan sonra çok utanıyordum sanki gerçekten onu sevdiğimi söylemişim gibi karşılaşmaya çekiniyordum. Ama bir an önce çıkmasaydım da işe geç kalacaktım. El mahkûm çıkacaktım. Aşağıya indiğimde baktım ortalıkta yoktu. Ben de hemen "geç kaldım" diyerek çıktım.

"Hadi hadi görüşürüz" diyerek çıktığım için kapıda onu görmemiştim ve taş gibi göğsüne tosladığımda fark ettim ve kendime geldim. İkimiz de bir süre öylece donarak birbirimize baka kaldık. Şey, ııım, şey, affedersin, görmedim seni. Ya, şimdi neden kekeliyorum ben?

"Sorun değil, yani önemli değil."

Öyle diyordu ama beni hala bırakmamıştı. İstemsizce göğsüne yapıştırdığım ellerimi bileklerimden tutmuştu. Ellerimi alabilir miyim? diyebildim sonunda. Önce ellerimize sonra bana bakarak gülümsedi ve ellerimi bıraktı. Güldüğü andan sonrasını hatırlamadığım için bir şey dediyse de duymadım; o da gitti zaten. Bütün gün anlattığım derslerden ben bile hiçbir şey anlamadım desem yeridir, işten sonra bizimkilerle buluştuk.

"Eee, anlat hadi, son konuştuğumuzdan beri bir şey oldu mu?"

Ne olacak canım? Sizde hiçbir şey olmadı. Bu soruyu hayatla ilgili sorduklarını anlayamayacak kadar aklım Burak'ta olduğu için saçmalıyordum. Bir süre sonra fark edip toparlamaya çalıştım ama bakalım. Kafeden çıkmadan Murat kızların yanına geçmeden bana yaklaştı.

"Sana bir şey soracağım, ama hem bunu sana sormam ne kadar doğru onu da bilmiyorum, ama şey..."

Murat, tamam, bir şey yok, söyle hadi.

"Hayat, hayat onunla uyuyor mu?"

Ah be canım arkadaşım, bu soru kim bilir ne kadar zamandır yakıyor canını. Şu an o kadar üzülmüştüm ki ne diyeceğimi bilemedim. Yani Murat şu an hayır ama öncesini bilmiyorum. Ben Burak'tan yanında yatabilir miyim diye izin istedim, o da tamam dedi.

"Anladım, teşekkür ederim."

Aslında Murat'ın neleri merak ettiğini de anlamıştım ama bunları bilsem bile nasıl anlatabilirdim ki?. Mahalleye yürürken yine konuşuyorduk.

Artık bir şeyler yapmamız lazım, değil mi? Neyi bekliyoruz ki? Sen orada kalıyorsun ama biz yine bir şey bulamadık.”

Çünkü Murat'ı görür de kendini ele verir diye evden çıkaramıyoruz ki. “

Doğru, o zaman yapılacak ilk şey evden çıkarmak olacak; ondan sonra zaten Allah karşılaştırır," dedi Murat gülerek. Kızlarla kafa dağıtmaya çıkıyoruz falan diye dışarı çıkaralım o zaman bir akşam.

"Olur hem sahneye çıktığımda Hayat'a da güzel bir sürpriz olur ya da şok olur artık bilemiyorum."

Nasıl sahneye çıktığında?

Bizim çocuklar bir türkü kafede türkü söylüyorlar. Bana da haftada bir gün bizimle söyler misin dediler. Ben de bu efkardan bari insanlar nasiplensin diyerek tamam dedim."

Ay Murat, inanmıyorum sana, çok çok iyi yapmışsın. Hangi gün peki?

"Haftaya bugün yapabiliriz."

Tamam o zaman, bu hafta için de de bakarım; yine ufak tefek karşılaşmalar ayarlarız, olmadı.

"Aynen."

...

Hayriye teyze pazara gitmişti; Hayatta, babasının gelmeyeceğini bildiği bir saatte eve annesiyle görüşmeye gitmişti. Bende evde yemek yapıyordum.

Eylül?"

Hii. Elim ayağım öyle dolaşmıştı ki tencerenin içindeki kaşıkla beraber sıçrayınca sıcak yemek elime, üzerime ve tezgâha dökülmüştü. Burak koşarak yanıma geldi.

"İyi misin? Gel, gel, suya tutalım," diyerek elimi musluğa götürdü ve suyun altına soktu ama ben zaten hiçbir şey hissetmiyordum.

"Allah'tan önlük takmışsın," diyerek yemek sıçrayan önlüğümü çıkardı. Çıkarırken de ne yalan söyleyeyim çok içten ve sanki aşkla bakıyordu, ya da bakıyorduk, bilmiyorum. Ya da ben iyice saçmalayarak adamın bakışlarını öyle görüyordum. Beni sandalyeye oturttu ve gidip paspası getirerek yerleri sildi; daha sonra gelip yan sandalyeme oturdu. Elimi eline alınca ismini söyleyebildim. Ben ismini deyince bir durdu ve merhem göstererek "Sürelim ki elin çabuk geçsin," dedi. Evet, Eylül, sen ne sanmıştın acaba? Ben zaten konuşamadığım için Burak merhemi elime sıkarak nazik bir şekilde yanan yerlerin üzerinde gezdirdi. Daha sonra kapının çalmasıyla öylece eli elimde, gözü gözümde birbirimize bakarak durduğumuzu fark ettik ve Burak kendine gelerek kapıyı açmaya gitti. Ben hala donmuş bir vaziyette öylece beni oturttuğu yerde duruyordum. Biraz sonra Hayriye teyzenin benimle iletişime geçmeye çalıştığını fark edince bir ayıldım.

"Eylül, kızım, iyi misin? Ne oldu?"

Ona bakıyordum ama kesinlikle ağzımı açamıyordum.

"Yavrum iyi misin ama bak korkutuyorsun beni".

Yok yok, merak etme, Hayriye teyzeciğim, iyiyim, diyerek dışarı fırladım ve kendimi sahile attım. Öyle dolaştım. Biraz sonra ben de Esma teyzelere geçtim ve Hayat'la eve döndüm. Hayriye teyze sofra kuruyordu; hemen yardım ettik tabi. Tam güzelce oturuyordum ki Hayriye teyze "Burak beyi çağırayım," odasındaydı deyip gidince artık yüzüm ne hale geldiyse Hayat benimle dalga geçti.

"Ne oldu kız, bembeyaz oldun, hortlak mı geçti?"

Aman yok be, sen de ne hortlağı. Burak biraz sonra masaya geldi. Ben Hayat'ın yemesiyle ilgilenirken, çok yesin diye, o benle ilgilenmeye başlamıştı. Tuzu almak için elimi uzattığımda Burak'la ellerimiz tuzlukta buluştu ve iş böyle olunca elimi birden çekmemle suyu masaya ve tabii ki üstüme dökmem bir oldu. Ay, çok affedersiniz, yine sakarlığım tuttu. Ben hemen temizlerim, Hayriye teyzeciğim.

"Yok kızım, sen git üzerini değiştir, ben silerim. Hem bir şey olmadı zaten.”

Peki diyerek yukarı çıktım. Allah'tan banyomuz odanın içindeydi de rahatça davranabiliyordum. Aynaya baktığımda ellerimin titrediğini ve ağladığımı gördüm. Hemen yüzümü ve ellerimi yıkayarak biraz kendime gelmeye çalıştım ve annemi arayıp ne zaman geleceklerini sordum çünkü onlar gelmeden gidersem kızlara ve Murat'a diyecek bir şey bulamazdım. Malum beni Truva yapmışlardı, oysa ben intikam ateşiyle saraya girip padişaha âşık olan Hürrem olmuştum; haberleri yoktu. Annemler de haftaya geleceklerini söylemişlerdi. Yandın desene, kızım Eylül, bir hafta daha Burak’ı göreceksin. İçimden bir taraftan hem annemler bir an önce gelsin de bu zindandan kaçayım istiyordum ama bir yandan da aynı evde olmak istiyordum ve bu duygularımdan dolayı kendimden nefret ediyordum.

"Sen bu ara o deftere çok şey yazmaya başladın, hayırdır? Bize anlatamadıklarını ona mı anlatıyorsun?"

Hayat! Yok be, saçmalama sende, ne alakası var.

"Eee, ne zaman yazar olmaya niyetlendin de bize mi söylemiyorsun? Hayır, yani, defterin bitmek üzere de herhalde kitap çıkaracaksın?”

Hayat dediğin de bir de baktım ki gerçekten defterim bitmek üzere. İnanamıyorum resmen içime atmaktan gerçekten yazar olmuşum haberim yok. Hadi hadi, saçmalama. Gel de biraz konuşalım seninle.

"Neler olduğunu mu anlatacaksın?"

Aman Hayat, yok, bir şeyim, diyorum.

"Hah, buldum. Şu aklından atmaya çalıştığın çocuk, dimi? Onunla ilgili. Aynı okulda falan mı çalışıyorsunuz, nedir?”

Keşke aynı okulda çalıştığım biri olsaydı, ama maalesef aynı evde yaşadığım biri. Bunları tabii içimden söylemiştim.

"Hoop kızım, bir şey desene?"

Ya aman Hayat, uzatma hadi.

"İyi be tamam, sen defterinle konuş. Hadi gel, Hayriye teyze çay demlemiş, beraber içeceğiz.”

Yok yok ben gelmeyeyim.

Ya hadi ya hem kızlarda geliyor. Burak da dışarı çıktı."

Ha, iyi o zaman geleyim.

"Aman ne oldu? Burak'la ne derdin var?"

Ne derdim olacak senin kocanla?

"Ya ne koca ama," diyerek Hayat odadan çıktı. Ne demek istedi acaba?

Canım defterim, yine ben. Biliyorum sen bile benden çok sıkıldın ama ne yapayım? Senden başka sırdaşım yok ve ben de kafayı yememek için sana geliyorum işte. Murat Hayat'la barışmaya çalışıyoruz, planlar yapıyoruz kendimizce. Aklımda deli bir soru var ve kimseye söyleyemiyorum. Diyelim biz başardık ve Hayat'la Murat barıştı ve Hayat'la Burak da ayrılmış olacak. Tabi işte, o zaman Burak'la bir şansım olabilir mi? Bu düşünceme çok kızıyorum ama engel de olamıyorum. Neyse, kızlar geldi, ben kaçar...

HAYAT

Neredesin, kızım? Gene defterinle miydin yoksa?

"Ne defteri, neler oluyor?"

Valla bende bilmiyorum Billur’cuğum, kendisi bu aralar benden çok defteriyle konuşuyor. Artık neler anlatıyorsa kendisine.

"E bunda merak edecek ne var? Ben hemen alıp geleyim, hep beraber okuyalım."

"SAKIN!"

Eylül öyle bir ayağa fırlamıştı ki hepimiz o deftere neler yazdığını iyice merak etmiştik.

Neyse, ben bulurum o defteri nasıl olsa, ne derdi var öğrenirim. Bir süre sonra öyle sohbet ederken Murat'ın geldiğini gördüm ve hemen gözlerim doldu tabi. Elim istemsizce boynumdaki yüzüğe gitti. Murat durdu ve öylece bana bakmaya başladı. Ben de ona baktım, baktım, baktım. En sonunda dayanamayarak içeri girdim ve kendimi mutfağa attım. Söylememe gerek yok tabi ki ağlıyordum.

"Hayat, iyi misin canım?"

İçimde tuttuklarım bir anda dışarıya çıkıvermişti ve ben olduğum yere çökerek ağlamaya başlamıştım. Canım çok yanıyor, Eylül. Onu çok özledim, çok özledim.

"Ah, kuzum, yapma böyle, ne olur? Hem, oda seni çok özledi; bunu çok iyi biliyorsun. Neden konuşmuyorsun onunla?"

Olur mu hiç öyle şey? Evliyim ben; onu düşünmemem bile lazım.

"Benimkinin yanında senin düşündüğün ne ki?"

Nasıl yani?

"Ay yani Murat'ın diyecektim, o ne yapsın sevdiği kadın başkasıyla evli onun yanında ve o yalnız sürekli seni düşünüyor, yani onun durumu da çok kötü demek istedim."

Olmaz Eylül, yapamam.

Nereye gidiyorsun?"

Yüzümü yıkayıp geleceğim; sen geç kızların yanına.

EYLÜL

"Ay ne oldu?"

Ne olacak? Murat'ı görünce gene devreleri yandı işte.

"Allah'ım yarabbi ya."

Hayat biraz sonra geldi ama ağzını bıçak açmadı kızlar da biraz daha durup gittiler bizde yattık. Diğer gün iş çıkışı ekip toplantısı yaptık. Sessizliği bozan ben oldum; yok, sonunda gerçekten çıldıracağım yani, hem Murat, Murat diye ağlıyor hem de Burak'la evli kalıyor. Gerçi orası da ayrı zaten. Burak geliyor işte, yemek falan yiyoruz. Hayriye teyze, ben, Hayat falan çay içiyoruz. Bazen o da içiyor, bizi dinliyor öyle, ama çoğu zaman Hayat odasında tv izliyor ya da başka bir şey. Yani çıktığında da ya benimle ya da Hayriye teyzeyle konuşuyor öyle. Burak'la evli bir çift gibi konuştuklarını görmüyorum hiç. Başı açık bile gezmiyor evde. Dediklerim Murat'ı sevindirmişti tabi, ama bu son dediğimden sonra gözü parlayarak "gerçekten mi" yapınca kendimi tutamayarak gülümsedim. Gerçekten, yani, nasıl diyeyim, ev arkadaşı olsalar daha çok konuşur, vakit geçirirler, öyle diyeyim.

"Allah, Allah, gerçekten çok tuhaf ya."

"Kesinlikle çok tuhaf."

"O zaman bu Burak başka; Burak, bunun başka açıklaması olamaz."

Aynen, ya, benim olacaksın, güzelimler yapan insan şimdi aynı evde böyle o kız yokmuş gibi yaşar mı, üstelik evlenmişken? Biz Murat'ın varlığını unutmuş her şeyi ortaya dökerek konuşurken Murat araya girerek varlığını bize hatırlattı.

"Bir dakika, bir dakika, ne 'benim olacaksın' falan? Kızlar, siz bana neleri anlatmadınız acaba? Tabi ya, hiç nasıl tanıştıklarını sormadım ben, ama mahalleye tanışınca falan sanmıştım, ama görünen o ki o kadar masum bir tanışma hikayesi değil. Çabuk, her şeyi her şeyiyle anlatın, çabuk."

Murat'a hikâyeyi anlattığımızda tahmin edersiniz ki bir hışımla kalkarak Burak’ı vurmaya gidecekti; zor oturttuk.

Ne, nasıl ya? Bunu bana nasıl söylemez? Hadi o söylemedi, siz nasıl söylemezsiniz? Ah, kızlar, en azından 'ayrılıyorum' dediğinde söyleseydiniz. Belli ki her şeyde bu adamın parmağı var."

"Haklısın, ama bir süre sonra mahallede görmedik. Hayat'ta artık aramıyor falan deyince inandık. Ne bilelim? Bir de bu çocuk mevzusundan dolayı ayrılıyorum deyince bir şey yapamadık."

Tabi önce inanmadık, inanınca da ikna etmeye çalıştık ama işte olmadı.

"Resmen nişanlım peşinde bir sapıkla uğraşmış ve ben hiçbir şey anlamamışım. Ah kuzum benim, kim bilir ne kadar korkmuştur, yalnız hissetmiştir, sevgilim benim."

Murat'ın gözleri dolmuştu e tabi bizim de. Derken Murat'ın elindeki bardak, artık nasıl sıktıysa patlayıvermişti ve eli kesildi tabii. Hemen kafedekiler müdahale etti ama çok da ettirmedi; şu an duydukları canını daha çok yakıyordur eminim. Yine de garsonun getirdiği bezle sardık.

"Ve şimdi benim sevdiğim kadın kendisini benim olacaksın, seni istiyorum diye taciz eden biriyle beraber öyle mi, onunla evli".

Taciz eden deyince kalbime bir bıçak saplandı sanki. Çünkü Murat'ın o taciz eden dediği adama ben âşık olmuştum.

Tamam işte tehditle, zorla evlendirdiği belli kendisiyle”.

Bende eve giderken öyle düşünüyordum da işte hiç öyle davranmıyor Burak, oldukça nazik ve anlayışlı davranıyor. Odada sadece Hayat varsa bile kapıyı çalmadan girmiyor; hastalanmasın, üzülmesin diye hep tetikte, çay bile yapıyor bize. Hatta hayat durun durun aklıma ne geldi nasıl unuttum bunu demeyi, sizin karşılaştığınız günün önceki gece Hayat seni rüyasında görmüş, senin öldüğünü görmüş ve ağlayarak bağırarak uyanmış. "Murat'ıma bir şey oldu, o öldü," diye Burak'a nasıl demiş bilmiyorum, gidip araştırmış işte, sonra "Tamam, korkma, ağlama, hayatta" falan demiş. Yani hiç o Burak'la alakası yok... Ben böyle kaptırmış anlatırken "Burak’ı" ne kadar dikkat çektiğimin farkında değildim. Bir anda herkesin bana garip bir şekilde baktığını görünce sustum.

Zeynep: "Eylül’cüğüm, biz seni eve Hayat için soktuk ama sen Burak’ı daha çok gözlemlemişsin sanki."

"Aynen, bende tam onu diyecektim. Maşallah, anlatmalara doyamadın."

Ay kızlar, ne saçmalıyorsunuz ya? Onu da anlattım. Hayat'ı da duymuyor musunuz?

"Duyduk duyduk..."

Kendimi çok ele vermeye başlamıştım bu ara; şu dilime mukayyet olmam lazımdı artık. Biz toplandık diye Hayat'ı da çağırdık. Tamam deyince Murat farklı bir masaya geçti; daha doğrusu onu sakladık. Hayat geldikten sonra gelmek üzere tabii. “Ooo, yine niye topladınız meclisi?" "Olağanüstü hâl toplantısı canım, acil durum."

HAYAT

Murat?

Sen bana o herifin sana taktığını, seni rahatsız ettiğini nasıl söylemezsin Hayat, nasıl?".

Murat, lütfen bak, konuşacağız işte, tamam? Artık biraz sakin ol.

Eylülün neden böyle dediğini Murat'ın kandan kırmızı olmuş bezli elini görünce anladım. Ne, ne oldu eline?

Bırak şimdi benim elimi, Hayat. Sana 'Bunu nasıl söylemezsin?' dedim ve bana, 'Bize şimdi her şeyi anlatacaksın. O hayvan herif sana neler yaptı? Neden evlendin onunla?' dedi."

Ağlıyordum ama Murat'ı da ikna etmem lazımdı.

Sevdiğim için...

Ben böyle deyince Murat masayı devirerek ayağa kalktı.

"Hala sevdiğim için diyor ya. Hayattt, bak gider o herifi gebertirim. Bana her şeyi anlat dedim."

"Beyefendi, biraz sakin olun, rica ediyoruz. Müşterileri rahatsız ediyorsunuz. Bakın, polis çağırmak zorunda kalacağız, lütfen."

"Allah kahretsin ya. Hayat, söyle diyorum sana, söyle."

Söyleyecek bir şeyim yok. Evet, başta öyle tanıştık, öyle oldu, ama artık ben de seviyorum onu. Murat yumruğunu ağzında sıkarak,

O zaman neden birlikte uyumuyorsunuz ya da neden evde evli bir çift gibi davranmıyorsunuz? Neden?"

Direk Eylül'e baktım tabi, gidip her şeyi anlatmış hain. Bir kere kim demiş ayrı yattığımızı? Eylül gelince izin istemiş, "Ben yatabilir miyim onunla?" diye. Burak da "Ben mutlu olurum," diye izin vermiş. Suçlu mu oldu yani izin isteyen arkadaşıma izin verdi diye? O zaman ben izni kaldırıyorum artık. Seninle değil kocamla uyuyacağım, Eylül Hanım ve ben gidiyorum. Allah'ım, ben az önce ne söyledim? Şimdi Burak'la aynı odada yatmam gerekecek yoksa Eylül "Hani ne oldu?" yapar ve gelir bunlara öter; kendi ipini kesmek buna denir. Yandığımın resmidir şu an.

EYLÜL

Bu sözler Murat'ın da benim de kalbime oturmuştu. Kocasıyla uyuyacak...

" Yok canım yalan söylüyor, akşam görürüz. Beraber mi yatacak? Bana haber veriyorsun hemen, oldu mu?”

Biz yatıyoruz," yine diye haber veriyorsun.”

Tamam, inşallah. Onlardan ayrılarak sahildeki bir banka oturdum ve yanımdan ayırmadığım defterimi elime aldım.

Murat'ın çırpınışları ayrı gerçek bir karı koca olduklarını görmek ihtimali ayrı yakmıştı canımı. Çünkü ben hep öyle olmadıklarına ve Hayat'ın bir gün Murat'a döneceğine inandırmıştım kendimi. Şimdi Hayat kocamla uyuyacağım, görürsünüz deyince demek ki daha önce uyuyorlardı ve şimdi de devam edecekler düşüncesi aklımı kaybetmeme neden olacaktı sanki. Akşam olduğunda eve giderken sanki ayaklarımda beni tutan zincirler vardı; adımlarımı o kadar zor atıyordum ki anlatamam. Ne yemek yiyebildim ne de uyuma saatine kadar bir şeyden zevk aldım.

Hayriye teyze, ben yatıyorum çocuklar," dediğinde Hayat'la göz göze geldik.

"Eylül’cüğüm, sen pijamalarını al; diğer eşyalarını yarın geçiririz, olur mu? Biz de yatalım artık; malum, Burak işe gidecek."

İşte korktuğum olmuştu; demek ki doğruydu, birlikte uyuyorlardı. Şu an gözlerimin dolduğuna eminim. Hiçbir şey diyemedim. Hayat bunları derken kalkınca ben de kalktım ve yukarı çıktık. Elime pijamalarımı verdi; o sırada Burak geldi, zaten kapı açıktı. Ve benim çıktığım odaya Burak girerken kapı onları odada bırakarak yüzüme kapandı...

Bölüm : 09.04.2026 18:15 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...