32. Bölüm

32. Bölüm

dupduru
morapapilio

Bilinmeyen Numara: Selam

Bilinmeyen Numara: Haktan’dan uzak dur

Lidya: Kimsiniz

Bilinmeyen Numara: Bir dost

Lidya: Niye uzak duracakmışım?

Bilinmeyen Numara: Haktan sandığın gibi biri değil

Bilinmeyen Numara: Hasımları çok. Yaşatmazlar seni

Bilinmeyen Numara: Haktan’ın yeri çoktan deşifre oldu

Bilinmeyen Numara: Kaldığın evden de taşın

-Görüldü

Telefonu elimde tutarken parmaklarımın titrediğini fark ettim. Ekranda yazan her kelime içime ağır ağır çökerken, sanki evin duvarları bile üzerime geliyordu. “Kaldığın evden de taşın.” Bu cümle zihnimde yankılanıp durdu. Haktan’ın nasıl biri olduğunu bilmiyor değildim; onun dünyasının karanlık olduğunu, tehlikenin hep bir adım ötede dolaştığını zaten kabullenmiştim. Ama bu… bu başka bir şeydi. İlk kez gerçekten korktum. Perdeleri aralayıp sokağa baktım, her zamanki sessizlik bile tuhaf geliyordu. Sanki biri beni izliyormuş gibi.

Kapı çalınınca irkildim. Korku tüm vücuduma yayılmıştı. Nefes alıç verişlerim çok hızlanmıştı. Ne yapacağımı bilemeyerek sessizce kapıya yaklaşıp delikten dışarıya baktım. Gelen Haktandı… Kapıdan uzaklaşıp rahat bir nefes verdim.

Derin bir nefes alıp verdim. Endişemi Haktan’a belli etmek istemiyordum. Zil tekrar çalınca kapıyı açtım.

Haktan içeri girdiğinde her zamanki gibi sakindi ama bakışları kısa bir anlığına evin içinde gezindi, sonra bana döndü. Bir şeylerin ters olduğunu anlamıştı hemen. Kalbim göğsümden çıkacak gibi atarken yüzüme zorla bir sakinlik yerleştirdim. Ona hiçbir şey söylememeliydim. Zaten yeterince tehlikenin içindeydi. Ama içimde büyüyen o huzursuzluk…

Haktan “Yavrum? Hasta mısın sen?” dedi endişeyle elini alnıma koydu.

Zoraki bir gülümseme yerleştirdim yüzüme. “İyiyim. Uzanmıştım kapı çalınca korktum bir an.” dedim.

“Oyy korkuttum mu?” Başımı kendisine doğru çekip göğsüne yasladı. Kollarımı beline dolayıp sarıldım. Keşke böylece kalsak saatlerce…

Haktan ondan ayrılmayacağımı anlayınca güldü. Elleriyle yüzümü avuçlarının arasına alıp başımı kaldırdı. Kollarımı belinden ayırmayıp çenemi göğsüne yasladım. Haktan “Şöyle tatlı tatlı yüzüme bakmaya devam edersen seni öperim.” dedi.

Bakışlarımı kaçırmayıp gülümseyince Haktan’ın yüzündeki gülümseme büyüdü. Sağ elinin baş parmağı yanaklarımda gezindi. Hafif eğilip dudaklarıma kısa sıcak bir öpücük bıraktı.

Gözlerimi kapatıp birkaç saniyelik öpücüğün sıcaklığını hissetmek istedim. Burnunu burnuma değdirdi. Burnunun sıcaklığı hâlâ tenimdeyken nefeslerimiz birbirine karıştı.

Gözlerimi açtığımda bakışları dudaklarıma kaymıştı. Artık kaçacak hiçbir yer kalmamıştı, zaten kaçmak da istemiyordum.

Ellerim hâlâ beline sıkıca sarılıyken bana biraz daha yaklaştı. Bu kez dudaklarıma daha yavaş, daha kararlı dokundu.

İlk öpücükteki o kısa sıcaklık yerini daha derin, daha uzun bir ana bıraktı. Nefesimi tutar gibi oldum, kalbim hızlanırken dudaklarının hareketine istemsizce karşılık verdim.

Parmakları yüzümde gezinmeye devam ederken aramızdaki mesafe tamamen kayboldu. Zaman yavaşladı.

Başımı hafifçe ona doğru kaldırdım, o da beni kendine biraz daha çekti. İçimdeki o tedirginlik, az önceki korkular… hepsi bir anlığına silinmişti. Sanki sadece onun kollarının arasında güvendeydim.

Haktan geriye çekilip gözlerimin içine baktı. Sanki ilerisi için izin istiyor gibiydi. Az önceki öpüşmüş olmamızın farkındalığıyla utanarak ayrıldım Haktandan.

Bakışlarımı kaçırdım. Ne yapacağımı bilemedim bir an. Heyecanlanınca yaptığım gibi parmaklarım saçlarımın arasına karıştı. Onlarla oynarken rahatlıyordum sanki.

Haktan “Hadi içeriye geçelim.” dedi. Anlamıştı. Elimi saçlarımdan ayırıp parmaklarının arasına kenetledi. Eğilip öptü. Gözlerimin içine güven verircesine gülümsedi ve beni salona doğru yönlendirdi.

Salona geçtiğimizde Haktan beni kendine doğru çekti. Başımı yine göğsüne yasladım. Kalbinin ritmi sakindi. Benimkinin tam tersi. Onun yanında her şey normalmiş gibi davranmak istiyordum ama heyecanım hâlâ tazeydi.

“Bir şey var,” dedi aniden.

Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Kaşları hafif çatılmıştı. Gözleri bu kez daha dikkatliydi. Kaçırdım bakışlarımı.

“Yok bir şey,” dedim hemen.

Elini çeneme koyup yüzümü tekrar kendine çevirdi. “Yavrum,” dedi alçak bir sesle “Ben anlamaz mıyım?”

Kalbim sıkıştı. Bir an her şeyi anlatmak istedim.Ama sustum. Çünkü biliyordum anlatırsam iş büyürdü. Ve Haktan’ın dünyasında büyüyen şeyler genelde hiç hoş bir şekilde sonuçlanmıyordu.

Daha yeni vurulmuştu. Belki yarası iyileşmemişti bile..

“Gerçekten yok bir şey,” diye fısıldadım bu kez.

Birkaç saniye gözlerimin içine baktı. Sanki yalanımı tartıyordu. Sonra derin bir nefes alıp geri çekildi. İnanmadı.

Tam o sırada dışarıdan bir araba sesi geldi. Haktan’ın başı anında arkamızdaki pencereye döndü. Omuzları gerildi.

Haktan’dan hızlıca ayrıldım. Araba sokaktan geçip gidince “Bir şey mi oldu?” diye sordum. Sesim istemsizce paniklemiş gibi çıkmıştı.

Haktan başını sallarken dudağını büktü ‘bir şey yok.’ der gibi. Önüne geri dönünce “Giriş kat olunca ses çok geliyor demek ki.” dedi şakaya vurarak. Bu sefer de ben inanmamıştım.

“Haktan,” dedim sakince elinden tutup kendime çevirdim bakışlarını. “Her şey yolunda mı? Bu konuları konuşmayacağız dedik ama endişelenmeden edemiyorum.” dedim.

Haktan derin bir nefes alıp verdi. Elimdeki elini çevirip elimi avuçlarına aldı. Güven verircesine parmaklarını gezdirdi. “Sen bu konuları hiç kafana takmıyorsun.” Dedi. Birkaç saniye yüzümü inceledi. Güven verircesine gülümsedi. “Karanlığımı görme, Lidya. Görme ki aklımı hiçbir şey kurcalamasın.” dedi.

“Niye aklın kurcalansın ki?” diye sordum.

Haktan bakışlarını kaçırdı. “Bilmem.” dedi.

Başımı salladım sadece. Haktan sırtını koltuğa yaslamış karşıya bakıyordu. Ben koltukta bağdaş kurmuş ona doğru oturuyordum.

Ellerimiz hâlâ birbirine sarılıydı. Hiçbir şey konuşmuyorduk artık.

Haktan karşı duvara bakıp bir şeyler düşünüyordu. Her şey normal gibi davranmak istiyorduk ama nasıl olacaktı ki?

Mesajlarda Haktan’ın yerinin deşifre olduğu yazıyordu. Söylemem gerekir miydi? Haberi var mıydı?

Sessizliğimizi telefon sesi böldü. Haktan cebinden telefonunu çıkartıp aramayı cevapladı.

“Efendim?”

Karşıdan gelen sesin ne dediği anlaşılmıyordu.

“Tamam geliyorum.” dedi ve telefonu kapattı.

Haktan’a meraklı gözlerle bakınırken elini elimin üzerinden çekti. Sıcaklığı kaybolunca tedirgin oldum. Sakin ol Lidya.

Haktan “Ben bi’ eve çıkacağım. Bir saate gelirim. Yemek yer miyiz?” diye sorunca gülümsedim. “Peki git gel. Ben hazırlarım bir şeyler.” dedim.

Haktan başını sağa sola salladı. “Olmaz. Dışarıdan söyleriz.” dedi ve ayaklandı.

Haktan’ı onayladım. Evden yolcu ettikten sonra geri salona döndüm.

Geçiş bölümü olsun. Umarım düzenli bölüm atarım gençlerr.

Unutulmadık inşşş

Bölüm : 09.04.2026 16:30 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...