
İlk perde kapandı. Seyirciler derin bir soluk almaya başladı ve asıl oyuna kendilerini hazırladı.
İkinci perde solukları kesmek için yeniden açıldı ve tüm kuklalar sahneye inmeye hazırlandı.
Karanlık, kötülüğün dahi kendinden olanları göremeyeceği bir gece… Karanlığı, aydınlatmak için karşı karşıya duran araçlar ortalarında boş bir çember bırakmıştı. Nezirler, araçlarından inmemiş uğursuz gecenin getireceklerinden bir süre daha saklanmayı tercih etmişti. Her bir Nezir buraya kendilerini koruyabileceklerini düşündükleri adam sayısı kadar gelmişti… Ona rağmen ortalık sessiz. Çıt çıkmıyor. Sahne sırasının onlara gelmesini bekliyorlardı.
Bir saatten erken gelmişlerdi buraya. Her birinin nedeni aynı. Karşılarındaki adamlara güvenmiyorlardı. Önceden gelen daima önde olur ve bu onlar için risk demekti. Kimse bunu konuşmadı, kimse erken geldikleri buluşma yerlerine bir saniyesinden bile önce inmedi.
Ta ki yelkovan on ikinin üstünde ince bir zarafetle durmaya başlayana kadar. Yelkovan her zamanki gibi ilerlerken bir çok gözün üstünde olduğunu, o anlığına; o gözlerin yelkovanın akmaması için dua ettiklerini bilemeden zarafetine devam etti.
Bugün, Nezirler başlarındaki iblisten kurtulacaktı. Yıllardır yaptıkları onca hamlelere rağmen ondan kurtulamayan adamlar, bugün gelen bilgi ile sona yaklaştıklarını büyük bir keyifle öğrenmişlerdi.
Ama kolay mıydı, boyundaki tasmadan öylece kurtulmak?
Hiç alışmamışlar mıydı köle olmaya, söz dinlemeye? Lideri yok etmek isteyen bu adamlar, başsız adım atmasını dahi bilemezken nasıl hayatta kalacaklardı ya da hepsinin de istediği gibi bu bir avuç Nezirden çıkacak mıydı yeni bir lider?
Ve tüm arabaların kapıları aynı anda açıldı. Her biri daha savaşmadan kazançlarını sergiler gibi göğüslerini gere gere yürüyordu. Hepsi arabalarının önünde durup araçlar gibi bir çember oluşturmuştu. Her birinin yanında varisleri, Nezirlerin ruhları vardı.
Biri hariç.
Liderin, bir varisi yoktu. Lider, onları kandırmıştı.
Onlara gelen bilgi buydu.
Varisi olmayan bir lider, ruhsuz bir bedenden başka bir şey değildi.
Yıllardır akıllara kazınan ve büyük bir koz için içlerinde her gün tekrar ettikleri bu kuralı bugün tekrardan haykıracaklardı.
Liderin bir ruhu yoktu. O bir cesetten ibaretti ve cesetlerin yerin üstünde değil altında olması gerekirdi.
“Bu iki etti.” Lider işin ciddiyetindeydi. Bu kez yüzündeki o her zamanki güvenilir tebessümü yoktu. İşte bugün liderin aslı iblis ortadaydı.
Sahnede olan adam, Politikacı Sarhun Korgöz kimliğini bir kenara bırakıp Anabasis örgütünün lideri kimliğine yeniden bürünmüştü.
“Merak etme üçüncü etmeyecek.” Çakal… Liderin çakalı. Lider yıllardır ona böyle sesleniyor diye masada ismi Çakal kalan Baybars Hardemir. Bugün için en mutlu olanlardan biri oydu. Onun canını yakan bu iblisten sonunda kurtuluyordu.
Lider, çakalın gözlerindeki mutluluğu gördüğünde dudakları şeytanice kıvrıldı. İnanıyorlardı gerçekten de. Buradakilerin hepsi beş para etmez aptal sürüsünden başka bir şey değildi.
“Merak etmiyorum…” Sesindeki o tehditkar tonu, hepsi net bir şekilde anlamıştı. “Çünkü bir dahakine böyle bir şansınız olmayacak.” dediğinde tüm adamların üzerinde kırmızı noktalar belirmeye başlamıştı.
Lider, bugün herkesi öldürmeyi aklına yerleştirmişti. Aslında bu onun için anlık bir karardı. Sadece bu aptallardan kurtulmak istiyordu. Sonuçlarını düşünecemeyek kadar öfkesine kurban olmuştu.
Üzerlerindeki ışıkları gören adamların çoğu gerilmişti. Gerilmeyenler sadece Nezirler ve onların varisleriydi.
Batur Koral, üzerinde gezinip duran ışıklara baktı. En çok onun ve oğlunun üzerinde kırmızı ışıklar vardı. Herkes gibi o da nedenini biliyordu. Koralların yüzünde beliren ifade ile diğer üç Nezir de rahatlıkla nefes verdi. Baybars Hardemir ve varisi Arem Hariç. Onlar zaten rahattılar.
Buraya her Nezir kalabalık gelmiş olabilirdi ama her bir Nezirin bir görevi vardı ve savunmadan sorumlu olan Koral ailesinden daha iyi bu durumdan kurtulacak kimse yoktu. Eğer onlar rahatsa sorun yoktu.
Diğerleri gibi bunu Lider de biliyordu.
“Bu aralar çok yanlış hamleler yapıyorsun, Lider?” Ve Varislerden biri uzun süre sonra ilk defa konuştu. Selçuk Koral, büyük bir kibirle Lider’e baktı. “Bizim oyuncaklarımızı bize mi doğrultuyorsun?”
“Kes sesini!” Liderin gür sesi ormanın içerisinde uyuyan hayvanları dahi irkitecek kadar yüksek ve öfkeli çıkmıştı. Liderin sesi yankı yapıp ortamda bir kez daha duyuldu. “Silahların size ait olduğunu düşünmeniz de sizin yanlış hamlelerinizden o zaman.” dedi büyük bir öfke ile. Koralların elinden çıkmayan silahları bulmak kolaydı ne de olsa. Bu durumda olmaktan nefret etmişti.
Onun tehditlerine karşı bile artık umursamaz olan bu insanlar nasıl ona boyun eğeceklerdi ki?
Liderin konuşmasından sonra Nezirler gerilmişti. Bu kadar basit bir hamleyi elbette lider de düşünmüştür. İşte o an içlerine korku tohumları yeşermeye başlamıştı.
Ve sahneye bir Varis daha çıktı. Dudaklarındaki alaycı gülüş gözlerindeki küstah bakış ile karşısındaki adama baktı. “Kendi ellerimle var ettiğim sistemin, beni ya da Nezirimin öldürmesine izin vereceğini düşünmen atladığın bir diğer hamleydi belki de.”
Arem Hardemir ve Selçuk Koral… İki düşman ailenin iki varisi. Konu iş olduğunda tüm düşmanlığı bir kenara bırakacak ve ortalığı yerle bir edecek o iki varis.
Lider kaşlarını çattı ve çene hatları sarkmış yaşlı yüzüne rağmen birbirine geçen dişleri ile belirginleşmişti. Hardemirler… Her seferinde önüne taş koyan Hardemirler. Çakallar.
“Koralların, silahı değil!” Lider, önündeki emin adamın neyi planladığını anlamak istiyordu. “Sadece bize ait silahlara sızabilirsin?” Ne yapıyordu bu adamlar?
Baybars Hardemir, Liderin deyimiyle çakal büyük bir keyifle Varisi ve düşmanı arasındaki bu savaşı izliyordu. Liderin çoktan kaybettiği savaş.
“Teknolojinin her yerde olduğunu biliyorsun, Lider.” diye yıllardır gizlice yaptıkları o hamleyi bu kez burada dile döktü. Hayır, artık saklanmaya gerek yoktu. Onlardan daha güçlü kimse yoktu. Teknolojinin olduğu her yerde herkes Hardemirlere boyun eğmek zorundaydı. Tıpkı Liderin onların karşısında pes edeceği gibi. “Buna silahlar da dahil. Önceden bize uğramadan eline geçen silahlarda bile artık bizim izimiz var. Koralların silahını kullanmamış olabilirsin ama bizim teknolojimizi kullanıyorsun. O silahları şu an sadece bu kırmızı ışıklar için tek kullanabilirsin.” Keyifle boynunu sola eğip Liderle gözle görülür bir şekilde dalga geçmeye devam etti. “Ha, bu arada. Umarım bu kırmızı ışıklar ile istediğin yeri aydınlatabilirsin.” Etrafına alayla baktı. “Onlarca silahın var ama küçük bir mumun yaydığı ışık kadar bile işlev görmüyorlar.”
Ve Lider, O’nun emri altındakilerin aslında çoktan isyan ettiğini ve onu devirmek için yıllardır içine sızdığını anlamıştı.
Demek yıllar boyunca yaptıkları o hamleler gün yüzüne çıkacaktı. O zaman sıra onun yıllar boyunca yetiştirip büyüttüğü o hamledeydi.
“Hardemirler,” diye kimsenin beklemediği bir şekilde keyifle güldü Lider. Diğerleri mağlup bir lider görmek isterken Liderin gözlerinde parıldayan o ışıklar yeni bir hamlenin geleceğini gösteriyordu. “Demek yıllar boyunca yaptığımız hamleleri ortaya seriyoruz.” Dudaklarından gür ve acımasız bir kahkaha koptu. “Sizler hamleleriniz yaptığınıza göre sıra bende.” Saatine baktı. En fazla bir dakika sonra burda kopacak olan o kıyameti düşündü.
O kıyameti düşünürken Liderin ardından sessizleşen ortamı bir gürültü sardı. Ses önce küçük bir uğultu şeklindeydi daha sonra ise her saniyede o uğultu güçlü motor seslerine dönüşmüştü.
İşte bunu kimse beklemiyordu.
Kimse bir misafirin daha olacağını bilmiyordu. Lider dışında. O zaten gelecek kişinin misafir değilde koltuğunun varisi olduğunu da biliyordu.
Büyük bir zaferle önündekilere baktı. “Beni ikinci kez kendi ayaklarınıza ölümüm için çağırdınız.” diye alayla her birine baktı. “Ama bilmediğiniz, siz her beni ölüm ile ayaklarınıza çağırdığınızda Varisim hepinizin ipini kesiyordu.” Korallara baktı. “Kiminizin kalbini söktü,” Bakışları Hardemirlere döndü. “Kiminizin akan kanını durdurdu,” Bakışları ilk andan beri sadece ortamı izleyen kadına Törelerin kısmına kaydı. “Kiminizi ise merhametinden tutup avuçlarında ezdi.”
Ve sesi tüm gerçeği, ince bir perdenin ardından çıkarıp ortama büyük bir yük ile bıraktı. “Her biriniz varisim yok diye sevinirken o içinizdeydi. Sizin için ihanet olan ama benim için büyük bir zafer olan bu oyun asıl şimdi başlıyor.” Sesi yakınlaşan motor sesleri ile daha da yükseliyor. Sesinin, her bir adamın daha iyi duymasını, bu hainliklerinin bedelleirni önce yüreklerinde zihinlerinde yaşamalarını istiyordu.
Korallar kaybetmişti. Koral, kalbini Varisine vermişti ve o gün varisini yolladığı o depoda bunu teyit etmişti. Varisini bir kumar masasına koymuş ama kazanan yine o olmuştu.
Hardemirleri yıllardır acı içinde kavuruyordu ve bu acılarını daha da kavurmak için varisini de kullanacaktı. Hardemilerin ihanetine karşı varisi…
Ve Töre ailesi… Bu işi tamamen Varisi halletmişti. Umay Töre’nin zaafını bulup ordan oynamıştı.
Masada altı koltuk vardı ve Varisi daha gelmeden üç sandalyeyi zelzelenin enkazı altında bırakmıştı. Onlar uykularındayken… Yaşadıkları acıları bile onlara yansıtmadan ve işte bugün hepsine bunu gösterecekti.
Arabalarının hemen aralarında kalan o küçücük boşluklardan ve farklı yerlerden üç tane motorsiklet çıktı. Biri tam Liderin önünde durdu, bir diğeri Hardemirlerin ve sonuncu üçüncü motorsiklet ise Koralların önünde durdu.
Altı araba çember yapacak bir şekilde duruyor, hemen önlerinde de araç sahipleri duruyordu… Ve şimdi ise o çemberin ortasında sırt sırta duran üç motorsiklet.
Siyahlarla kaplanan üç beden. Maskeleri yüzlerine kimlik diye yediren üç düşman ve biri… Aralarında daha zayıf duran o kişi.
Hepsi Liderin önünde duran kişinin bir kadın olduğunu anlamıştı. Motosikletin üstündeki beden diğerlerine göre daha zayıf ve kısaydı ama kimliğini belirleyen asıl şey vücudunun kendisiydi. Üzerine geçirdiği dar ve vücuduna tam yapışan siyah kazağı belini tam anlamıyla kapatmamış hem inceliğini hem de pürüzsüz tenini gözler önüne seriyor; altına geçirdiği bol, belinin inceliğini daha da öne çıkaran pantolonu ile zarif bir kadının dış görünüşünü ortaya seriyordu. Ayaklarına geçirdiği siyah spor ayakkabısı ve en önemlisi de yüzündeki siyah maskesi…
Baştan aşağı siyahlara bürünen bu kadın, Liderin önünde durarak diğerlerinin tahminde bulunmasını sağlıyordu.
Varis, o muydu? Bir kadın mı?
Liderin önündeki kadın, arkasında duran iki motosikletin kesilen sesi ile buraya beraber geldiği adamların motosikletlerinden indiğini görmeden anlayabilmişti. İki adam başka kimse yokmuş gibi tüm odağını Lidere vermiş ve kendinden emin adımlarla lidere doğru ilerlemişti. Hala motosikletin üstünde duran kadının iki yanında bir koruma misali durmaya başlamışlardı.
“Bensizlik canına mı mal oluyor, ihtiyar?” Ve herkesin gözünün üstünde olduğu kadın konuştu. Garip bir sesi vardı. Sesi ne kadın sesi gibiydi ne de erkek. Sesi ile oynuyordu…
Lider, büyük bir gururla eserine baktı. “Sensiz de hayatta kalırım ben, evlat.” Liderin bu alaylı çıkışı ile ortada gür bir kahkaha koptu. Kadın, kimseyi umursamadan içinden geçtiği gibi alaylı kahkahasını ortada yankı bulmasını sağladı.
Kahkahaları, gülüşlere dönüşmeye başlayınca üzerinde durduğu motosikletten indi ve inerken bir çok gözün vücudunda gezindiğini gördüğünde dudağında alaycı ve sinsi bir gülüş peydahlandı.
“Bu adamlara mı liderlik yapacağım?” deyip bakışlarını her birinin üzerinde gezdirdi. “Daha gözlerine hakim olmayan bu sapıkları bence öldürelim.” dediği gibi üç adamın yere yığılması bir oldu.
Ve hiç olmadığı kadar korku, tüm bedenleri esiri altına aldı. Nereden geldiği belli olmayan kurşunlar üç adamın alnına çoktan saplanmıştı… Ve Hardemir ile Koralların yaptıkları onca plana gösteriye rağmen.
Silahların çoğunu Savunma ile ilgilenen aile Korallar üretirdi ve bu silahların son teknoloji ile diğer cihazlara olan bağlantısını da Hardemirler sağlamıştı. Tüm kontrolün bu iki ailede olması gerekirken yeni gelen bu küçük kadın ilk andan iki ailenin gücünü parmakları altında bir oyuncağa çevirmişti.
Bu iki aileye ait olan her şey zaten onun değil miydi? Tıpkı diğer ailelerin gücünü de alacağı gibi.
Gözleri imam denilen adamda takılı kaldı. Onun işi buydu. Ülkeyi, ülkeleri din ile ellerinde tutmak. Korallar gibi metalden yapılmış silahlara ihtiyaçları yoktu onların. İmam, gerçek ismiyle Resul Baltacıoğlu bir çok ülkenin dinini, inancını avuçlarının içerisinde tutup büyük kitleleri kendi isteğine göre yönlendiriyordu. Onlardan savaşmalarını istiyorsa inançları için savaştığını düşünen ve kan döken yüzlerce hatta binlerce insan onun isteği ile hareket ediyordu.
Şeytan, tüm kötülüklerini gözler önünde yaparken İmam tüm kötülüklerini inancının ardında saklamıştı.
Ve vurulan bu adamların ikisi de İmamın adamlarından başkasına ait değildi. Sonuncu adama baktı. Vurulan adam, En sessiz ve genel olarak masada son sözü söyleyen adamlardan biri olan Nezirin yani Korkut Dağlı’nın adamıydı.
Liderin önünde durup sırtını Lidere verip bakışlarını herkesin üstünde gezdiren bu kadın şimdiden büyük olaylara neden olmuştu.
İlki ölmesi gereken Lideri kurtarmıştı. Liderin varisi varsa ölüm yok demekti.
İkincisi, silahları aktifleştirebilmişti. Hardemirlere rağmen…
Üçüncüsü geldiği ilk andan kan dökmüştü ve en önemlisi durduğu yer.
Hiçbir Varis, Nezir’in önünde duramazdı. Varisler her zaman bir adım geride kalırdı. Ama şimdi bu küçük kadın dimdik omuzları, siyah gözlerindeki haylazlıkla tüm kuralları yıkıp Liderin önünde duruyordu.
Belki de Lider, bugün öldürmeye geldiği bu adamlardan önce kendi Varisini, ruhunu öldürürdü.
Sağında ve solunda duran iki adamla duran kadının bakışları Çakala kaydı. Gözlerindeki haylaz parıltılar arttı ve adımlarını ona doğru usulca arttı. “Çakal,” Sondaki a harfi dudaklarında keyifle uzadı. “Gerçekten de sizi tebrik etmek zorundayım. Mükemmel bir silah ortaya çıkartmışsınız.”
Baybars Hardemir, ona eğlenerek bakan bu haylaz bakışlarda bir tanıdıklık hissiyatına girmişti ama karşısında duran bu düşmanı ile ne gibi bir mazisi olabilirdi ki? Sol elini pantolonun cebine koyup rahat tavrını korumaya çalıştı.
“Sisteme nasıl sızdın?” Her ihtimali her olasılığı düşünmüşlerdi. Son teknoloji ile bu silahlar yeniden yaratılmıştı ve Hardemirlerden başka kimsenin bu sistemlere girmeye yetkisi yoktu. Hatta Hardemirlerden de sadece beş kişi sisteme girme yetkisine sahipti.
Karşısındaki kadın incinmiş gibi dudaklarından acı içinde ama alay dolu bir ses çıkarttı ve elini göğsüne yerleştirip bir adım Hardemir’in önünde durdu. “Sızmak mı?” Alaycı ses tonuna dramı da eklemişti. “Neden benden bir virüs müşüm gibi bahsediyorsun?”
Bu sefer Hardemirlerin Varisi, Arem Hardemir babasını bekleyemeyip o atlamıştı konuşmaya. “Sisteme sadece beş kişi girebilir ve sen onlardan biri bile değilsin. Sızmaktan başka şansın yok!” diye hakim olamadığı öfkesiyle beraber ses tonu yükseldi.
Karşısındaki kadının gözlerindeki o yaramazlığın gittiğini, yerini ölümcül bir bakışın aldığını gördü ve ilk zehirli oku attı. “Haklısın. sisteme sadece beş kişi girebilir. Sistemde sorun yok. Sisteme dışarıdan da hiç bir müdahale yok.”
Karşısındaki iki adama karşı öfkeli hissediyordu. Önceden belki ama son haftalarda yaşanan bazı olaylardan sonra onlar için belki bir virüs olmaktan çıkabileceğini hissetmişti. Düşünce değil sadece his… Ama ne yıllar önceki gibi ne de aylar önceki ne de bu geceki gibi Hardemir ailesi, karşılarında duran kızı; kardeşini, kızını tanıyamamıştı.
Önceden maskesiz dururdu ve onlar onu tanımazdı. Şimdi onu tanıyorlardı ama maske takan bir düşmanları vardı. Asya Doruker, her şeye rağmen yine de karşılarındaydı. Zihninde yeşeren düşünceleri hızla bir kenara attı. Burası ailevi sorunları açacakları bir yer değildi. Şimdilik.
Hardemirlerin herhangi bir sistemine girerseniz var ettikleri diğer sistemleri de risk altına girerdi.
Hardemirler ellerindeki sistemleri; insan sistemlerine benzer bir şekilde yaratmıştı. Sistemler birbirinden ne kadar bağımsız ve her biri ayrı yerlerde dursada; insan vücudundaki damarlar, kaslar gibi tüm organları birbirine bağlayan bir yapı inşa etmişlerdi. Birinin yıkılması veya ölmesi durumunda diğer sistemler, zarar gören sisteme olan bağlılığından dolayı ya onunla beraber bozulur ya da ölürdü ve bu ardını takip eden sistem hatası tüm bedeni-yapıyı- öldürürdü.
Riskli bir durum muydu? Elbette ama düşmana karşı da ellerindeki en büyük kozdu.
Belki aniden olmazdı ama bir kere bozulan sistemi düzeltmek de onlar için imkansızdı.
“Bu imkansız!” Baybars Hardemir’in kısık bir tonda çıkan bu inkar sözcükleri, küçük varisin istediğini elde ettiğini gösteriyordu. Hardemirlerde hain vardı.
Küçük kızından babasına küçük bir hediye.
Hardemirleri bırakıp bakışlarını Korallara çevirdi ve kendinden emin adımlarla oraya doğru ilerledi. Batur Koralı es geçen adımları bir adım arkasında duran adamı görebileceği yerde durdu. “Koralcık…”
Selçuk Koral, karşısında duran bu kadını tanımamak için geldiği ilk andan itibaren gözlerini ondan kaçırıyordu. Tanımamalıydı onu? Bu kadını tanımamalıydı… Onun tanıdığı tek bir kadın vardı ve o burda değil çiçekçi dükkanında olmalıydı.
Karşısındaki kadından şüpheleniyordu. Belki de zihni şüphe sınırlarını dahi aşıp bu maskenin ardındaki kimliği bulmuş ama kalbi, aklının gerçeğini bir sis perdesi ile yalanlara inanmasına neden oluyordu.
“Ölmemişsin.” Kadının dudaklarından çıkan kelime ile Batur Koralın bedeni gerildi.
“Ne ölmesi?” deyip yanında duran kadına öfke ile baktı.
“En son patlayan bir binanın içindeydi de oğlun.” deyip alayla güldü, bir an bile bakışlarını önündeki adamdan çekmeden.
“Sen bunu nerden biliyorsun?” Batur Koral, o patlayan binayı biliyordu. Tabikide biliyordu. O binada oğlunu öldüreceklerdi.
“Oğlunun bacağı ile ilgileniyordum da o gün.” Bakışları değişti bir an. Bir şeyleri hatırlamaya çalışıyormuş gibi maskenin ardından anlamsız homurtular çıktı. “Sahi bacağın mıydı yoksa kolun muydu? Neresi yaralanmıştı Koralcık?”
“O gün sana dediğim şeyi hatırlıyor musun?” Selçuk Koral’ın buz gibi sesi diğerleri tarafından yanlış anlaşılmıştı. Onlar bu ses tonunda düşmana olan nefreti görmüştü, Koral ise her şeye rağmen karşısındaki kadına karşı olan duygularını.
Alaycı bakışlara geri dönen bir çift göz başını iki yana salladı ve cık’ladı. “Hayır, hatırlamıyorum. Hatırlatmana ihtiyacım var.”
“O olma.” ve Koral bugün kaybetti.
Liderin dediği doğru çıkmıştı. Koral’ın kalbini söküp almıştı. Oysa, O isteseydi Selçuk Koral zaten ona kalbini verirdi. İhanet ederek söküp aldığı bu kalbini şimdi parmaklarının altında ezmesine gerek yoktu. Aşkını, sevgisini hiç etmesine gerek yoktu.
Kadın, bir kez daha baktı karşısındaki adama. Gözlerinde, yavaş yavaş nasıl yok olduğuna dair o gerçeklik onda hiçbir şey ifade etmedi. Sevmemişti zaten onu. Nasıl sevebilirdi ki düşmanının oğlunu?
Nasıl sevebilirdi ki sırf zaafını bulmak için yanına sızdığı adamı? Selçuk Koral önceden patronuydu şimdi ise sadece düşmanı.
Umursamadı o bakışları ve üzerlerinde gezinen meraklı ve bir şeyleri çözmeye çalışan ifadeleri görünce adımlarını İmama doğru çevirdi.
İmamın tam önünde durduğunda geldiği ilk andan itibaren gidip gelen alaycı ifadesini tam anlamıyla yok etti. Bu kadar eğlence yeterliydi.
“Az Önce iki adamın ölmemiş gibi rahatsın?”
İmam, arkasında kalan bedenlere dönüp baktı bir süre. Bakışları tekrardan kızın üzerine döndü. “Haklıydın. Şerefte namusta senin.”
“O adamların yerinde sen de olabilirdin?” Adamlarını bu kadar kolay öldürebilmişken onu öldürmesi ne kadar zor olabilirdi ki?
“İşte burda yanılıyorsun. Ben asla o adamların yerinde olmam. Ben gözlerime hakim olmasını biliyorum, küçük kız.” Kendinden emin çıkan kelimeleri ile dudaklarında bir sırıtış belirdi.
“Biliyor musun, normalde insanların cinsel hayatlarını umursamam. Kim kimle yatmış kim kaç kişiyle yatmış… banane.” Başını omzuna doğru eğip diğerlerinin duymayacağından emin olduğu kısık bir sesle konuşmaya başladı. “Ama biliyor musun, kitleleri ahlak edep ile yönlendirdiğii söyleyen adamların, grup seks videoları da ilgimi çekmiyor değil.”
İsminin önündeki ünvan ne olursa olsun sen bir insandın ve günün sonunda o günahı; ince bir örtü ile bedenini korumak, göstermek, ısıtmak için örterdin. Belki amacın diğerlerinden farklıdır ama günahlarla dikili o ince örtü elbet tenine dokunurdu.
İmamın gözlerinde beliren o öfke, korku ve telaşla doğru noktaya bastığını anladı. Üç aile şimdiden yoktu.
Bakışları son iki ailenin üzerinde kaldı. Korkut Dağlı, hala sessiz bir şekilde ortamı izliyor ve burdan bir an önce defolup gitmenin derdine düşmüştü. Liderin varisi onu es geçti. Bu adam burda olmayı en başından istememişti. Adalet ve Hukuk. Örgütün diğer bir kolu olan adalet ve hukuktan sorumluydu ve ailesinden dolayı istemediği bu hayata mecbur kalmıştı. Bu örgüt ondan bir çok şey almıştı. Onu sona bıraktı.
Bakışları bu kez burada olan diğer kadına takıldı. Burda olan iki kadından biri o diğeri de Umay Töreydi. Ekonomi kolundan sorumlu ailenin başı. Gözlerinde bir ışık parıldadı. Onu da es geçti. Asya Doruker zaten onunla yeterince ilgilenmişti.
Bu masada altı aile vardı. Biri Lider ve Liderin varisi olarak o. Lider, yani baba bildiği adam ülkedeki büyük kitlelere hitap eden politikacılardan biriydi. Burada görünürlüğü en fazla olan adam oydu.
Bir diğer aile Hardemirler. Kendi elleri ile içlerinde ihaneti yeşerten teknolojiden sorumlu örgütün en güçlü kolunu yöneten aile. Akıllı cihazların var olduğu her alanda var olan bu ailede Baybars Hardemir akademisyenliği yıllar önce tamamen bırakıp şirketinde gücüne güç katmaya devam ediyordu.
Korallar, örgütün savunmadan sorumlu kolu. Kendi elleri ile sonlarını yıllar önce hazırlayıp son dakikada da yüreklerini söküp iblisin eline veren aile… Ailenin geneli savunma mühendisiydi ve ilk oyuncakları bile bazen silahlar olabiliyordu.
Baltacıoğlu… Resul baltacıoğlu. Nam-ı değer İmam. Örgütün ihtiyacına göre halkın dinini, inancını, vicdanını kullanan aile. Yüzyıllardır saltanatların, meclislerin arkasında halkı ihanete, gerçeğe; uyandıran ve uyutan aile… Dillerindeki gerçekler ve yaşadıkları gerçeklik ile çelişen aile.
Töre… Ve tek kadın Varisin olduğu töre ailesi. Töre ailesi örgütün para ihtiyacını sağlayan koldu. Ekonominin her alanı bu ailenin avuçlarındaydı ve Umay Töre örgütteki erkek egemenliğinden sıkılan kadınlardan sadece biri ve en tehlikelilerindendi. Büyük gün geldiğinde istediği o yerde olmak için attığı adımları yanlış atmaya meyilli bir Nezir.
Dağlı… Korkut Dağlı. Örgütün hukuk alanına bakan belki de masada en masum duran o kişi. Acıları ile yıllar boyunca kavrulan bir Nezir…En büyük silah ve masanın asıl celladı. Eğer bir ceza veya ödül varsa bunu beliryecek olan aile.
Ve bu altı Nezir’in önünde duran artık saldırma sırasının geldiğini bilen bir varis. Yıllarının acısını çıkaracağı o altı aile. Asya Doruker, her biri ile çok yakından ilgilenecekti.
Maskeler takılı, gözler saklı ve kinler ortaya çıkmak için hazır.
“Benim Varisim, benim kanım olan önünüzde. Bir sorunu olan Ona danışabilir.” Liderin kısa konuşması bittiğinde herkes bugün maskenin inmeyeceğini anlamıştı.
Maskenin ardındaki yüz bir sonraki geceye kalmıştı.
Tüm ihanetlerin açığa çıkacağı asıl geceye… O gün için geri sayıma başladı küçük varis.
"Lider’in varisi sen misin?” Ve oda buz kesti.
Arem'in gözlerinin içine demin nasıl bakıyorsam şimdi de aynı şekilde bakıyordum. Benim için hiçbir şey değişmemişti çünkü bunu bekliyordum. Hazırlıklıydım ve o gözlerimde istediğini bulamazdı.
Ama diğerleri hazırlıksızdı.
“Olmaz…” Peri hanımın odada fısıltı ile çıkan sesinde korku vardı. “Arem, olmaz. Olmaz. Benim kızım olmaz.” Delirmiş gibiydi sesi.
“Kızına sormak gerek.” Aremden ayırmadığım bakışlarım, kemikli burnu üzerinde bir an takılı kaldı. Bir yumruk atıp kırsam ve içimi rahatlatsam nasıl iyi olurdu.
“Bu varislikte para var mı?” Benim hiçbir şeyden haberim yok ki(!) “Eğer varsa ben varis falan da o kadın da olurum. Hiç sıkıntı değil.” Öfke ile parmaklarını benden çekip saçlarına daldırdı. Onu gördüğüm ilk andan itibaren saçları daima düzgün taranmış ve asla bozulmamış bir şekilde dururdu ama bu hareketi ile saçları dağılıp yüzüne doğru döküldü.
“Asya, neyin içinde olduğumuzdan haberin var mı senin?” Parmakları, öfkeyle sürekli hareket içerisindeydi. Bir yüzüne tırmanıyor bir saçlarına dalıyordu.
“Sizin neyin içinizde olduğunuzu bilmiyorum. O kadını da bilmiyorum. Varisi falan da bilmiyorum.” Evin içindekilere gözlerimi gezdirdim. “Ama neyi biliyorum, biliyor musun? Sizin bu işleriniz yüzünden zarar görecek olanın ben olacağımı. Sizin yüzünüzden tüm oklar bana çevrilecek değil mi?” Sonda sesim korku dolu çıkmıştı.
“Asla!” Ve Baybars Hardemir bir kez daha varlığını oda da yanıklattı. “Kimse kızıma bundan sonra dokunamaz!” Yemin eder gibiydi ama onun yeminlerinin bir işlevi yoktu.
“Yirmi yıldır, yapan yapacağını yaptı zaten.”
En kısa bölüm ile geldim. Bu kısım gördüğünüz gibi bir geçiş bölümüydü. Asya, en sonunda varlığını masada kanıtladı. Artık hepsi liderin varisini bulmak için çabalayacak.
Selçuk ve asya arasındkai o geçmişi yazacağım ama şu anlık değil. İlk kitap daha çok Hardemirlerle ağırlıklı ve ilk kitap ona göre bitecek, ikinci kitap ise Asya ve Selçukun dönüm noktasında bitecek.
Ve dün aklıma final olabilecek bir sahne geldi. Kitaba en yakın final o gibi geliyor (Asya açısından mutsuz değil, diğerlerine hala karar veremedim) ama emin değilim işte. Her an değişebilir.Sadece gözümün önünde o son dokunuş var.
ve yeni bölüm için...
Ben kitaba başladığımda sanırım elimde 18, 19 bölüm vardı ve her birini en geç 1 hafta içerisinde attım. 17 bölümü 2,5 ayda atmamdan belli ahahha..
şimdi 24. bölümü yazıyorum. 6 bölüm yedeğim tek var ve sınavım yaklaşmak üzere. Bölümler arasındaki o bir haftalık vakti 10 gün yapabilirim. (yine 2 hafta yapmadım ahha)
Sınavdan sonra zaten tek odağım kitap olacak. Yani mayıs ve haziran ayında belki biraz tıkanırım ama ben yine de bölüm yayımlamaya çalışacağım. Sadece o dönem bir düzensizlik yaşayabiliriz. Şimdiden bilgiledirmek istedim.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 67.38k Okunma |
5.25k Oy |
0 Takip |
35 Bölümlü Kitap |