2. Bölüm

2. Bölüm- Sonun Başlangıcı

Aden Sakaaa
adensakaa

Kimliği belirsiz biriyle hiç konuştunuz mu? Gözündeki acıyı gördüğünüzde aklınıza gelen ilk şey acısından banane miydi yoksa o acı bana da sıçrar mıydı?

Acısını gidermeye çalışmak... Belki de bu da bir ihtimaldir. Ama benim için değil...

Tanıyordum aynadan yansıyan kadını. O, kimliği belirsiz kişilerin acılarına hep duygusuz, gaddar ve alaylıydı. En büyük kanıt değil midir bu? Her gün aynadaki yabancıya dahi bu kadar gaddarsa geriye kalanlara ne kadar gaddar olurdu?

Kötü bir durum mu? Belki... Ama merhamet ve acıların arasında en iyisidir.

Oyunun ilk kuralı kan ve güven ile belirlenmişti. Merhamette yoktu. Kandan gelene de kandan gidene de acıma yok.

Çok basit bir mantıkta yaşıyorduk. Hayatta kalmak için savaş veya kaç. Yıllardır savaşlarımı hep kaçarak verdim. Bu kez oyunu zorlaştırıyorum ve durduğum yerde savaşmaya karar verdim. Bu kez etrafımda olan herkesi de yakacakmışım gibi hissediyorum. Sahi etrafımdakiler de beni yakmamış mıydı?

O zaman hamle sırası bende.

Bir adım daha attım ve elimdeki saksıyı boş alana bırakıp duraksadım. Gözlerim etrafımda gezindi bir anlığına. Benim tek ve en gerçekçi yuvam... Dudaklarımda var olan tebessümün izleri yüreğime doğru ilerledi.

Etrafta onlarca çiçek, bitki ve ortalarında bir tek ben. Benim yuvam. Benim hayalim.

İç çekip ayaklandığım süre kulaklarıma ilişen ses ile tebessümüm daha da arttı. "Bir gün de bizi şaşırtıp evde durmayı planlıyor musun?"

Arkamı dönüp sesin geldiği yöne baktığımda elinde bir paket ile duran ve bana en güzel tebessümünü sunan adamla yüreğimde bir ferahlık firar etti. "Gelmişsin."

Kollarını iki yana açıp "Ben sana hep gelirim." dediğinde adımlarım komut vermemi beklemeden kendileri ilerledi.

Kollarım boynuna dolandığı an boştaki eli ile belimi tutup ayaklarımı yerden kesti. Başı boyun girintime girip derin bir soluk aldığında onun da beni özlediğini anladım. "İki haftadır gelmiyorsun ama..." Anında mızmızlanmam ile kulaklarıma kıkırtısı ilişti.

"Pedere söyle onu. Beni sürekli tutan oydu." deyip başını boynumdan çekip bana baktı. "Dur bakayım bu iki haftada başına bir şey getirdin mi?"

Ona kaşlarımı çatıp kollarımı boynundan kopardım ama ayaklarım hala havadaydı. "Gören sanacak beş yaşında bir çocuğum."

Kaşları cümlem ile hayretle havalandı. "Kızım sen o yaşlarda daha akıllı, uslu bir şeydin." dediğinde kolunu belimden çekmeye çalıştım. İstediğimi anladığı gibi ayaklarımı nazik bir hareket ile yere değmesini sağladı.

"Seninle polemiğe girmeyeceğim." Bu erkeklerle en fazla yarım dakika insan gibi konuşulabiliyordu. Zaten özlememişim bunu da.

"Tamam girme benle polemiğe de..." deyip boştaki kolunu omzuma atıp beni beraberinde hareketlendirdi. "Bir gariplik falan var mıydı buralarda?"

Birden ciddileşen sesi ve bir garipliğin olmasını beklemesi bende anında şüphe uyandırmıştı. İşler istediği gibi ilerlemedi ya da daha büyük bir şey. "Hayır, yoktu da sen ne olmasını bekliyordun?" demem ile bakışlarını seranın içinde gezdirdi. Etrafın güvenliğinden emin olup bakışları bana döndü.

"Her yerde güvenlikler artırılmış. Bir şey olmuş ve bundan bizim haberimiz yok." Sesindeki gerginlik ile yutkundum.

"Neden güvenlik artmış olabilir ki ve kimler...?" Daha cümlemi bitirmeme izin vermeden konuşmaya başladı.

"Herkes.. Herkes diken üstünde. Neden arttı bilmiyorum ama yakında kokusu ortaya çıkar." Gözleri bir kez daha etrafta dolaştı. Onun gergin oluşuna çok az rastlardık. Eğer gerginse olay asla basit değildi.

"Biliyorsun değil mi, o koku ortaya çıkmak için hep bizim üzerimize sinmeyi tercih ediyor." Ne kadar uzak durmaya çalışsakta her defasında kendimizi olayların merkezinde buluyorduk.

"Buna izin vermeyeceğiz bu defa." Bakışları kapıdan ayrılıp bana döndü ve gözünde sevginin o saflığı belirdi. "Hem ben ve Semih ne güne duruyor? Koruruz biz seni."

Ruhumun, derin bir soluk aldığını ve bu solukla huzura bulandığını hissettim. "Doğru, siz iki köle beni korumayacakta ne yapacaksınız?" demem ile kızmış gibi kaşlarını çattı.

"Demek abiye köle diyoruz!" Elindeki paketi havaya kaldırdı ve "O zaman bu köleler sana hediye falan vermeyecek." dedi.

U dönüşleri hayatın tadı tuzu ve her şeyidir. "Ya, abilerin en güzeli, en yakışıklısı... Ne demek yok hediye?"

"Şansına küs." dediği vakit içeriye bir ses daha doldu.

"Ne diye kızı zora sokuyorsun, versene hediyesini." Beklediğim destek geldiği gibi heyecanlı bakışlarımı abimin elindeki küçük pakete çevirdim.

"Abi, bak çok merak ettim. Versene bir bakayım." Heyecanlı çıkan sesim ile siyah harelerindeki yaramaz parıltılar yerini bir anlığına merhamete bırakmıştı. Dudakları da bu bakışlarla beraber paralel olarak kıvrılmıştı. Elindeki paketi bana uzattığında heyecanla elindeki küçük pakete atıldım sanki bir an vazgeçecekmiş gibi hissettiğim ve böyle bir durumla karşılaşmak istemediğim için aceleci tavrım onu güldürmüştü. Ben paketi elime alana kadar abim de yanımıza gelmişti.

Semih abim... Merih abimin ikizi. İkizler. Beni her an koruyup kollayan, bana sevginin sevilmenin, yaşamanın, sevincin, korkunun, iyinin ve doğrunun ne olduğunu gösteren abilerim.

Semih abimde ikizi Merih abimin yanında durduğunda meraklı bakışları benim üzerimde geziniyordu. Ben hediye paketini büyük bir sabırsızlıkla açarken onlar doğrudan beni izliyordu.

Hediye paketini yırtıp küçük bir kutu ile karşılaşınca heyecanım daha da artmıştı. Elimdeki küçük kutuya kısa bir bakış attıktan sonra bakışlarım karşımdaki ikiliye döndü. Sanki gözlerine bakarsam kutunun içindekini daha erken öğrenebilecekmişim gibi... Daha fazla beklemeden kutuyu açtım ve beni karşılayan şey bir kolyeydi.

Kaşlarımı çatıp merakla kolyeye uzanıp parmak uçlarımla tuttum. Bir kelebeğin kanatlarıydı ama sadece bir kanadı vardı bu kolyede. Kelebeğin bir ucu zincire bağlıydı ve kelebeğin üzerindeki desenleri incelemeye başladım. Kolyenin üstündeki deseni gördüğümde anında çatık kaşlarım düzelmişti. Kanadın üstündeki desenler zakkum çiçeğine benziyordu ve öyle ince bir işçilikle kanada işlenmişti ki kolyeye olan hayranlığım bir kaç kat daha arttı. Kolyeyi incelemeye devam ederken normal kolyelere göre daha kalın olduğunu fark edince kenarlarına baktım ve yanda küçük bir klips görünce merakım daha da arttı. Klipsi açtığımda kanadın üç parça halini aldığını gördüm.

Dudaklarımdan kopan hayretle abilerime baktım ve her hareketimi mutlulukla izlediklerini gördüm. Yutkunup bakışlarımı tekrardan kolyeye çevirdim. Açılan o üç parçalık kısımların iç kısmında biz yani fotoğraflarımız vardık.

En baştaki fotoğrafta üç kişi vardı: Merih abim, Semih abim ve ben. Burada ben daha sekiz yaşındaydım, ikizler ise benden üç yaş büyük yani on bir yaşlarındaydılar. Ben iki abimin ortasında durmuş sol tarafa öfke ile bakıyordum. Merih abimin bakışları kısık ve beni inceliyordu ama Semih abimde ise ikimize inat attığı kahkaha fotoğrafta bile canlılığını belli ediyordu.

O gün ne olduğunu hatırlıyorum. Mahalledeki çocuklardan bazıları abilerime düşkünlüğümü bildiği için abilerimin yakında sevgilileri olacağını söylemiş ve beni de terk edip gideceklerini dile dökmüştü. Ben dışarıda çocukları dövmeye çalışırken de ikizler bizi bulmuş ve kavgayı daha doğrusu beş çocuğun elinden küçük bedenimi kurtardıktan sonra çekilmişti bu fotoğraf. Merih abim burda bana endişe ile bakarken Semih abim onu kıskanmama baya sevinmişti.

İkinci fotoğrafa baktığımda her aynaya baktığımda gördüğüm yüz ile karşılaştım. Buradaki kız ise daha on sekizlerindeydi. Daha on sekizimdeydim. Yüz hatlarım tam belirginleşmemiş ve şu anki halinden daha yuvarlak, yüz şeklim şu anki halime göre değişmiş olsa da değişmeyen bakışlarım ile dudaklarım kıvrıldı. Kameraya bakıp en içten tebessümlerimden birini sunmuşum. İri ve bademe kaçan yeşil tonlarındaki gözlerim yaramazlıkla kameraya bakıyordu. Hafif kavisli olan kaşlarım burda da tebessümüm ile yukarı kalkmış tebessümüme az da olsa alay katıyordu.

Ama görselde en çok dikkatimi çeken gamzemdi. Çene hattımda duran ve tebessümüm ile derinlik kazanan gamzem. Çocukken nefret ettiğim ama giderek alıştığım sonra da sevdiğim o gamzem.

Tebessüm edip bir diğer fotoğrafa yani sonuncusuna geçtim. Bu fotoğrafı daha çok seviyordum sanırım. Fotoğraftaki ben, Semih abimin göğsüne sinmiş büyük bir tebessümü yedirdiğim dudaklarım ile anın tadını yaşıyordum ve burada gözlerim kapalıydı. Semih abimde kollarını bana sarmış şapşal gülüşlerinden birini yüzüne yerleştirip kameraya bakıyordu. Merih abim ise arkamızdan gelip bize sarılmıştı ve burada yüzü değil de sadece saçları gözüküyordu. Yüzü burda saçlarıma gömülüydü.

Üç fotoğrafta da en ilginç olan kısım ise renklerdi... Evet bu üç resim orijinalinde siyah beyaz değil de renklerle canlılığa kavuşmuştu tıpkı ikincisi fotoğrataki gibi. İkinci fotoğrafta ben tek vardım ve görsel orijinal halinde yani renkliydi. Diğer ilk iki görselde ise sadece benim olduğum kısımlarda canlı renkler vardı. Abilerimin olduğu kısımlar siyah beyazdı.

Bu detay ile kaşlarımı çatıp önümde beni izleyen adamlara döndüm. "Neden sadece benim olduğum kısımlar canlı renkli? Beraber olduğumuz resimlerde de sadece benim olduğum kısımlar renkli, sizin olduğunuz kısımlar hep siyah beyaz?"

Merih abimin dudakları kavislenip başı sol omzuna doğru eğim kazandı. Semih abim ise ellerini birbirine sürtüp bana haylaz bakışlarından birini sundu ve hızla atıldı soruma. "Hayatımızın çiçeği, sevgisi, neşesi sensin diyoruz biz orda duygusuz öküz!"

Kaşlarımı çatıp görsele döndüm ve abimin bana hakaret ettiğini duymamazlıktan geldim. Bir ara yedirirdim sonuçta.

İlk ve sonuncu fotoğraflarda benim etrafımdaki canlı renkler abilerimin olduğu kısımlara da sıçramış ama onları siyah beyaz olan hayatlarından kurtaramıştı. Karanlıkta gözüken o küçük mum ışığı gibiydi sanki. Bu fotoğraftaki detaylar bana umudu hatırlatmıştı.

Tebessüm edip duygularıma ket vurmaya çalıştım. Ağlamak istemiyordum. "Sonunda anladınız Gün ışığınız olduğumu." Konuyu alaya almam ile Semih abim kahkaha atıp beni kendine çekti.

"Tabi güzelim. Ne sandın sen bizi. Geç de olsa anlıyoruz işte." demesi ile kıkırdadım.

Kollarının arasından sıyrılıp karşısında durdum. "Öyle bakacağınıza kolyeyi taksanıza." deyip kolyeyi önlere doğru uzattım.

Semih abim, ikizine dönüp "Sen aldın sen tak." dedi ve bakışlarım ona kaydı.

Merih abim önce elimdeki kolyeye sonra da bana baktı. "Beğendin mi güzelim?"

"Mutluluktan kız kanatlanıp Mars'a kadar gidip geldi sen hala 'Beğendin mi, güzelim' diye sor?" diye ikizini alaya aldı.

"Sen girme be araya!" diye Semih abime çemkirip Merih abime döndüm ve bakışlarımdaki o ifade anında yumuşadı. "Bayıldım. En güzel hediyem." dediğimde göğsü bir anlığına şişip indi ve gözlerindeki o parıltı daha da arttı.

"Abisinin gülü..." deyip yanıma adımladı. Elimdeki kolyeyi alıp arkama geçti ve saçlarımı toplayıp sağ tarafımdan tutmam için bana doğru uzattı. Saçlarımı tuttuğunda "O zaman en güzel hediyeni ait olduğu yere koyalım." diyerek kolyeyi boynuma taktı.

"Yalnız fotoğrafları ben seçtim. Beni de sev bacım." Semih abimin acı çeker gibi konuşması ile kıkırdayıp kollarımı iki yana açtım ve hızla kollarımın arasına girdi.

"Ah be abim... en zor iş sana düşmüş be!" yalandan hayıflanmam ile o da bana ayak uydurdu.

"Tabi kızım ne sandın! Bu adamın işi zaten en zor işleri falan halletmek." dediğinde arkamdan uzanan bir kol Semih abimin kafasına doğru uzandı ve kafasına bir tokat attı.

"İki dakika yalakalık yapmadan durmuyorsun." Merih abimin keyifli sesi ile daha da güldüm ve hala elimde duran saçlarımı arkaya doğru atıp ikizlerin karşısına geçtim.

"Yakışmış mı?" kolyeyi göstermem ile ikisi de tüm ciddiyetleri ile incelemeye başladı.

Ve aynı anda yüzlerinde bir tebessüm yeşerdi. "Ait olduğu yerdeymiş gibi duruyor." Merih abimin dudaklarından ayrılan cümleden hemen sonra "Ne zevkli insanlarmışız biz!" diye kendini öven cümle de Semih abimden çıkmıştı. Bu hallerine kıkırdamıştım. Daha gülüşüm bitmeden telefonuma gelen arama ile bakışlarımı belime bağladığım önlüğe doğru indirdim. Telefonu önlüğün iç cebinden çıkarıp arayanı gördüğüm gibi tebessüm edip aramayı açtım.

"Alo, amcaların bir tanesi." Bir süre sessizlik oldu. Amcam yani Gökhan Doruker asla sessiz kalmaz, ikilemlere girmez ve anında konuşurdu. Bu boşluk, sessizlik ikimiz için de belki de ilkti ve bu ilk yüreğime acı tohumlarını işlemeye başlamıştı bile.

"Amca orda mısın?" Endişeli sesim telefondan bile yankılanmıştı ve yanımda duran iki adam da benim bu telaşım ile üzerimdeki dikkatlerini daha da yükseltmişlerdi.

"Amca, orda mı...?" Sesimi bölen onun kulaklarıma ilişen sesi olmuştu.

"Burdayım evlat." Boğuk çıkan sesi ile kaşlarım çatılmış endişem daha da artmaya başlamıştı.

"İyi misin? Hemen geliyorum. Tansiyonun mu yükseldi yine?" Beni yanıtsız bırakıp aramızda yine bir boşluk var etmişti.

"Amca..."

"Eve gelmen gerek kızım." Yine bir sessizlik bizi esir aldı ama bu sefer sessizliğin kaynağı bendim. Korku ve telaş. İki duygu bedenimi zehirli bir sarmaşık gibi ele geçirmeye başlamıştı bile. Bu sessizlik hayatımın dönüm noktasındaki son saniyelere aitti. Bu son saniyeler tamamen yeni bir hayata adımımı atmama neden olacaktı.

"Öz ailen senin için geldi." Ve dönüm noktamı oluşturan o cümle hayatımı yeniden kurmam için iki dudağın arasından zehirli bir ok gibi çıktı.











 

 

 

Selammm...

 

 

 

Bu bölüm biraz kısa ama diğer bölümler uzun olduğu için bence telafi eder....

 

 

 

Bir sonraki bölümde görüşmek üzere

 

 

 

Seviliyorsunuz

Bölüm : 23.12.2025 12:30 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...