
Hayatımızın değişmesi için ne kadar bir süreye ihtiyacımız vardı?
Bir yıl?
Bir ay?
Bir gün?
Ya da sâdece bir kaç dakika? Benim hayatım son iki dakika içinde değişiminin temellerini atmıştı. Elimde sıktığım telefonu fark edip çantamın içine attım.
Aldığım derin soluklar burun deliklerimi genişletiyor, kaşlarımı ise çatmaktan başıma ağrılar giriyordu. Beni sakinleştiren tek bir şey bile yoktu. Yirmi üç yıllık öfkem bugün gün yüzüne çıkmak için can atıyordu.
Taksi iki katlı evin önünde durunca bir süre bekledim. Yaşadığım ikilemi fark eden taksici hiçbir şey söylemeyip benim inmemi bekledi. Beş dakikalık bir sürenin ardından iki yüz liralık kağıt parayı adama uzatıp direkt indim. Normalde son kuruşuna kadar alacağım fazla parayı bugün es geçmiştim. Arkamda seslenen adamı da es geçip kapının önüne geldim.
Bir an her şeyi ardımda bırakıp burdan kaçmak istedim. Gerçekler eğer içerideyse ve bunca yıl sonra yüzsüzce kapıma dayanabiliyorsa onlardan kaçamazdım. Ben Gökhan Doruker tarafından büyütülmüştüm.
Gözlerimi yumup bir süre öylece bekledim. "Sorun yok. Halledersin." Gözlerimi açıp elimdeki anahtarı kapı kilidine soktum. Küçük bir tık sesinden sonra evin kapısı açılmış ve beni bekleyen sona bir adım daha yaklaşmıştım. Kapıyı itip içeriye doğru bir adım attım. Ayakkabılarımı çıkarıp kenara bıraktım ve direkt içerideki seslere doğru ilerledim.
Salona doğru gittikçe kısık sesler yükseldi. İçeriden iki üç kişinin sesi geliyordu ama ayırt edemiyordum. İçeridekilerle aramda kalan son iki adımı da atıp gözler önüne çıktım. İçeriye girdiğimi görenler anında susmuş beni izlemeye başlamıştı. Gözlerim, anında amcamı bulmuş, onu izlemeye almıştı.
Baştan aşağı onu süzdüm. Dimdik duran omuzları elindeki bastonu ve çatık kaşları ile iki saat önce bıraktığım gibiydi. Onu iyi görünce derin bir nefes verip ona doğru adımlayacaktım ki bir kadın oturduğu yerden üzerime doğru fırladı. Üzerime doğru gelen kadının bana temas etmesine izin vermeyip bir adım geri gidip tek kaşımı sorgular niyette kaldırdım. "Hayırdır?"
Sesimi duyan kadının gözleri saniyeler içinde dolmuş arkasındaki adama dönmüştü. Yeşil gözleri ilk dikkatimi çekti. Gözlerimin kopyası gibiydi. Onu daha fazla görmek istemediğim için önümdeki kadına geri döndüm. Bakışları çoktan bana dönmüş yüzüne de bir tebessüm konmuştu. Sol gözünden bir damla yaş aktı. Hızla elini kaldırıp sildi ve öylesine bir şeymiş gibi ellerini iki yana salladı. "Ah, kusura bakma ben seni görünce," Bir an sustu. Ne diyeceğini bilememiş gibi etrafına göz attı. "Dayanamadım." Kısık çıkan sesini duyduğumda gözlerimi devirip ondan daha da uzaklaştım.
"Siz her dayanamadığınızda başkasına mı sarılırsınız?" Adımlarım amcamın önünde durmuş yanında bir asker gibi duruyordum.
Kadının yüzündeki tebessüm yerle bir olduğunda gülümsemesi soldu ve gözleri yeniden yeşermeye başladı. "Be-ben sadece..." konuşurken kekeleyen kadının sözünü şimdiye kadar dikkat etmediğim biri bölmüştü.
Benden bir iki yaş daha büyük duran esmer çocuk kadının yanına gelip onun konuşmasını durdurmuştu ve bu arada bana sesini yükseltmeyi de unutmamıştı. "Küstahlığı bırak ve karşındakini dinle!"
Omuz silkip onda olan bakışlarımı kadına geri çevirdim. "Ben zaten onu dinliyordum. Siz onun sözünü kestiniz."
Yanıtıma daha da öfkelenen adam tam üzerime doğru ilerliyordu ki yeşil gözlü adam devreye girdi. Babası gibi duruyordu. Ellilerinin sonunda fit ve ben zenginim diye bağıran duruşu ve tarzıyla bu odaya, eve ait olmadığını haykırıyordu resmen. "Bir adım daha atma, Baha."
Genç adam sıktığı çenesi ve boğuklaşan sesi ile "Baba..." demişti ki babası onu yeniden susturdu. "Yanıma gel!" Kadın onları hiç tiye almayıp beni baştan aşağı süzdü.
"Oğlumun kusuruna bakma. O bazen böyle öfkelenir." Annesinin sesi ile geriye giden adam öfkeden delirmek üzereydi.
"Anne ne diyorsun sen ya. İki dakikalık kız için ne bu?" Annesi öfke ile arkasındaki oğluna dönüp ona bağırdı. "Sana gelmeden önce dediklerimi hatırla… Ve sen hepsini kabul etmiştin. Şimdi sus!" Ben olsam yabancıların olduğu bir yerde çocuğuma böyle bağırmazdım ya da yapardım bilemedim şimdi. Sadece bildiğim tek şey yabancıların içinde biri tarafından böyle susturulmak istemememdi.
Çocuğun yüz rengi giderek kızarıyordu ve ber an sinir krizi geçirmesinden korkmaya başlamıştım.
Bu ortamdan sıkılıp derin bir soluk verdim ve kapıyı onlara gösterdim. "Kavga etmek için evime geldiyseniz çıkın dışarı!" Az önce araya koyduğum tüm resmiyeti yok ettim.
Şimdiye kadar sessizliğini koruyan amcam bu kez araya girdi. "Bu kişiler öz ailen olduğunu söylüyorlar. Otur ve dinle."
Amcam konuştuğu an başımı ona çevirip onu dinlemiştim kavga eden diğer üçlü gibi. Amcama göz devirip elim ile onları gösterdim. "Bunlar mıymış benim ailem? Pabucumun ailesi!"
Amcam öfke ile ayağa kalkıp önümde dikildi. Aramızda olan yirmi santimi gözlerimde korkutucu bir şekilde sergiledi. "Üslubuna dikkat et, evlat. Seni eğiten benim. Böyle konuşmanı da hiçbir zaman öğretmedim."
Sesim kısılmış hayal kırıklığı ile ona bakmaya başladım. "Ama onlar benim ailem değil ki. Benim ailem sensin, amca." Amcam derin bir nefes verip bakışlarını benden kaçırarak arkamdaki aileye baktı.
Bakışları bana geri döndüğünde gözleri biraz daha yumuşamıştı. "Senin kanını taşıyan onlar ama."
Başımı olumsuz anlamda iki yana salladım. "Benim canım da tam karşımda ama."
Amcamın ilk kez gözlerinin dolduğuna şahit oldum. "Yapma be, kızım." Sesi hala sert ve pürüzsüz çıkıyordu ama gözlerindeki duyguları bu kez saklayamamıştı.
"Asıl sen yapma, Amca." Titreyen sesimi duymamazlıktan gelip kalktığı yere geri oturdu.
"Bugün hastaneye gitmeniz gerek."
Cevabını bildiğim bir soruyu dile döktüm. "Ne için?" amcam sessiz kaldı. Arkamdaki kadın heyecanla araya girdi. "Dna testi için kızım."
Dudaklarından ayrılan o kızım kelimesi yüzümün buruşmasına neden oldu. Sol tarafımdan başımı arkaya çevirip o kadına baktım. "Amcamla konuşuyorum."
"Küstahlığı bırak ve onlarla git." Amcamın dudaklarının arasından çıkan sözcükler kalbime bir zehir gibi yayıldı. "Amca ne diyorsun sen?"
"Onlar öz ailen olabilir."
Dudaklarımın arasından alaylı bir gülüş firar etti. "Ee, yani?"
"Sonunda ailene kavuştun kızım." Sonunda diyordu… Sonunda ailene kavuştun. Bu ne demekti ki? Benim zaten ailem yok muydu? Benim ailem varken sonunda nasıl aileme kavuşabilirdim.
Kalbim birilerinin avuçları içinde eziliyormuş gibi hissediyordum. "Amca..."
"O DNA testini yapmadan bu eve girme." dediği gibi amcam ayağa kalkıp salondan çıkmıştı. amcamın sözlerinin üzerimdeki şok etkisi kalktığında kendime gelip onun arkasından koştum. Ona yetişene kadar o çoktan odasına girip kapıyı kilitlemişti.
Ellerimi hızla kapıya vurup ona seslendim. "Amca! Aç kapıyı lütfen!" Bir kez daha vurdum. "Amca, nasıl dersin onu bana!" Bir kaç kez daha vurdum. "Amca..." Artık amcama seslenirken sesim kısılmaya başlamıştı. "Benden vaz mı geçiyorsun?" İçeriden hiç bir ses gelmedi. Gözlerimin dolduğunu dahi fark etmemiş sadece amcamın kapıyı açmasına odaklanmıştım. Kapı açılmadı, amcam gelmedi, ben arkamda duran aile ile baş başa kaldım.
Gözümden akan bir damla gözyaşı ile kendime gelip yüzümdeki ıslaklığı hızla silip arkamda bekleyen kişilere döndüm. İçimde var olan öfkeyi hiç gizlemeden yüzüme yerleştirdim.
"Ne istiyorsunuz?" Kısık ve öfkeden boğuklaşan sesimi duyan aile bir süre sessiz kaldı ve en sonunda yeşil gözlü adam bir adım öne çıkıp konuştu. "Dna testi istiyoruz. Kızımızı bulmak istiyoruz." Sakin ve yatıştırıcı sesi beni daha da öfkelendirdi.
"Peki daha sonra?"
"Eğer sonuçlar negatif çıkarsa herkes kendi yolundan devam edebilir ama eğer sonuçlar pozitif çıkarsa..." Sustu. Susması gerilen bedenimi daha da rahatsız etti.
"Pozitif çıkarsa ne?" Hayatım bitmiş gibi hissediyorum.
"Bizimle yaşamaya başlar." Cümlesi bittiği gibi dudaklarımın arasından bir kahkaha firar etti.
"Hayal gücüne bayıldım ama bil diye söylüyorum ben reşitim. Zorla birini, sizinle yaşamasını sağlayamazsınız."
Omuz silkti. "Kendi isteğinle gelirsin zaten."
"Nasıl olacakmış o?" Meraklı ve öfkeli sesime karşı sadece tebessüm etti.
Arkamdaki kapıyı gözleri ile işaret etti. "Onun yardımı ile."
"Se-sen ne diyorsun be! Kimi kimle tehdit ediyorsun?" Deyip adamın üzerine doğru ilerliyordum ki içeriden amcamın sesi yükseldi. "Bağırma ve insanların üzerine yürüme!"
Yeşil gözlü adamdan gözlerimi ayırıp kapıya doğru baktım. "İhtiyar bu anları sakın unutma. Hepsinin acısını çıkaracağım!"
"Çok konuşma! Çıkarken de kapıyı kapat, gelirken de bana kıymalı ekmek al!" Amcamın içeriden yükselen sesi ile çığlık atıp yerimde tepindim. "Şaka mısın sen?"
"Hala burda mısın?" Gülümsemesinin ardından yükselen sesine göz devirip dış kapıya doğru gittim. "Hayır, burada değilim."
Arkamdaki aile beni takip edip dışarı çıkmışlardı. Onlara dönüp ellerimi belime yerleştirdim. "Ne yapacağız şimdi?"
"Körebe oynayacağız." Baha denen çocuğa şimdiden gıcık olmuştum.
Annesi ona kaşlarını çatıp bir adım bana yaklaştı. "Hastaneye gideceğiz, kızım."
Gözlerimi devirip onlara arkamı döndüm. "Hangisine?"
"Hardemir Hastenesi."
"Tamam orda buluşuruz."
Yeşil gözlü adamın sesi yükseldi. "Bizimle gel."
"Kendi arabamla gidiyorum. Çok bekletmeyin beni."
…
Stres altındayken sürekli tırnaklarımı tenime batırırdım. Kanatmaz ya da çizmezdim ama batırıp hayali çizikler de atardım. Şu anda olduğu gibi.
Hastaneye vardığımda arabayı park edip arkamdan gelen aileyi bekledim. Bir iki dakika sonra Baha denen adam arabasını benim önümde durdurdu. Anne ve babası inip hızlı adımlarla yanıma geldiler.
"Çok beklettik mi, kızım?" Adını hala bilmediğim kadının telaşlı sesine gözlerimi devirdim.
"Bir yirmi yıl geç kaldınız ama sorun değil." Sözlerimin üzerine gözleri dolup bir adım bana doğru yaklaştı. "Beni bir dinle. Her şeyi anlayacaksın."
Omuz silkip arkamı döndüm ve içeriye doğru yürüdüm. "Bekle teyze anlatmak için. Bir bakalım senin rahminde can bulan ben miydim diye?" Derin bir nefes verdim. "Belki de ben değilimdir."
Bunca acıdan sonra acılarımın kaynağını görmek hiç iyi duygular yeşertmiyordu kalbimde.
"Peki kızım. Sen nasıl istersen." Arkamdan takip ettiklerini bildiğim için danışmana doğru ilerlemeye başlamıştım ki Baha arkamdan seslendi. "Nereye bücür?"
Başımı arkaya atıp ona yüzümü buruşturdum. "Kör müsün?"
Başını iki yana sallayıp bir şeyler mırıldandı. Babası onu duymuş olmalı ki ona karşı bakışları sertleşmişti saniyeler içinde. Baha, babasının bakışlarını görüp özür diledi ve anında başını başka yöne çevirdi. Bu haline normalde kahkaha atardım ama bu halimi görmelerini istemedim.
"Direkt odaya geçeceğiz, kızım. O taraftan değil. Sol tarafa doğru." Yeşil gözlü adamın verdiği komut ile omuz silkip dediği yöne doğru adımladım. Giderken bu kez adımlarımı bilerek yavaşlatmıştım. Bir kere daha yanlış yola sapıp kendimi rezil etmek istemezdim sonuçta.
"Çabuk öğreniyor." diye arkamdan gülen Bahaya dönüp orta parmağımı kaldırdım. Bunu anne ve babası görmemişti ve irice açtığı gözleri ile bir an adım atmayı bıraktı. "Lan! Sen!" Üstüme doğru gelmeye başladığında çığlık atıp ondan kaçtım. Babası hemen onu kolundan tutup üstüme gelmesini engelledi.
"Napıyorsun? Kızı korkutuyorsun!" Babasının öfkeli sesini duyan Baha daha da öfkelenip beni gösterdi.
"Bu kız korksaydı o hareketi çekmezdi." Babasının kolundan kendini kurtarmaya çalıştı. "Biliyorum ben o parmağa ne yapacağımı!"
Annesi de önüme geçince ona güldüm ve daha da öfkelenmesini sağladım. "Bir bana iftira atma. İki ne yapcakmışsın parmağıma denyo?"
Dudaklarımdan çıkan kelime ile babası uyarı niyetinde öksürdü annesi ise dudakalrından çıkarttığı şaşkınlık nidası ile hastaneyi inletti. "Ay çok ayıp kızım." Fazla abartmamışlar mıydı? Gören ecdadlarına kadar küfrettiğimi sanırdı.
Onların bu tavırlarını umursamadım. "Hangi odaya gireceğiz?" Cümlem dudaklarımdan çıktığı an sol tarafımdan bir erkek sesi yükseldi.
"Bu odaya gireceksiniz hanımefendi." Sesin geldiği yöne dönüp baktım. Yirmilerin ortasında bir adam üstündeki önlüğü ile kapının pervazına yaslanıp bizi izliyordu.
İçten bir tebessüm dudaklarımda yeşerip ona doğru ilerledim. "Teşekkür ederim doktor beyciğim."
Seslenme tarzım çok hoşuna gitmiş olmalı ki içten bir kahkaha atıp kapıdan ayrıldı. "Rica ederim, hanımefendiciğim." deyip önümde hafif bir şekilde eğildi ve sağ eli ile odanın içini gösterdi. Bu haline kıkırdayıp arkamdaki ayıya döndüm. "Biraz ders al."
Diyeceği şeyleri duymamak için hızla odanın içine girdim ardımdan da doktor girdi. Boş bulduğum ilk koltuğa oturup etrafı incelemeye başladım. Her yer beyaz renklerden oluşuyordu. Eşyalar, masa, duvar, kitaplar, kalemler bile.
Gözlerimi devirip doktora yöneldim. Doktor ilgi ile beni izliyordu. "Evet, küçük hanım adınızı alabilir miyim?"
“Asya Doruker."
Doktor bir süre sessiz kaldı ve en sonunda dudaklarından ismim bir meleğin fısıltısı gibi döküldü. "Asya..."
"Dna testi ne zamana kadar çıkar?" Arkamdan sesi gelen kadına dönüp bakmadım. O üçlüyü, o aileden birini görmek istemiyordum.
"Bir kaç saate kadar çıkar, Anne." Dudaklarından çıkan son sözcük ile gözlerim irice açıldı.
Ben az önce o aileden kimseyi görmek istemiyorum mu demiştim? Sanırım Allahın o sevgili kullarından değilmişim.
"Ne?" Şaşkın sesim ile bakışları bana döndü.
"Sanırım senin üç numaralı abin benim." Karşımdaki adamın tebessüm ederek konuşması yeni bir darbe indirdi bedenime.
"Ne?" Konuşmayı unutmuş gibi dudaklarımdam ayrılan tek sözcük ile papağana benzemiştim bu kez de.
Arkamdan Baha'nın sesi yine yükseldi. "Anne bu kız salak ya! Kesin kardeşimiz değil."
Annesi oğlunun kafasına bir tane geçirip kızmaya başaldı. "Saçmalamayı kes, oğlum!"
Başını okşayıp annesine ofladı. "Tamam anne ya."
Onları umursamayıp önümdeki yakışıklıya döndüm. "Tüh be doktorcuğum bundan sonra yan gözle bakamayacağım sana."
Karşımdaki adam gür bir kahkaha attığında ona hafif bir tebessüm ile eşlik ettim. Baha salağı ise dayanamayıp araya daldı. "Lan iki dakikada gördüğün adama mı yürüyecektin?"
Başımı sol omzuma yatırıp dudaklarımdan olumsuz homurtuları firar ettim. "Hayır adama değil. Doktora..."
Kafası karışmış gibi bana baktı. "O karşındaki adam ama."
Başımı olumlu anlamda aşağı yukarı salladım. "Ama benim doktor fetişim var." Asla yoktu… Ve bunu korkunç buluyordum. Özellikle son zamanlarda üniforma, önlük giyen kişilere karşı olan bu bakış açıları, mesleği yapan kişileri nesneleştiriyormuş gibi geliyordu.
Tabi benim asıl fikirlerimin bu ailenin bilmesine gerek yoktu.
Yeşil gözlü adamın boğazına birşey kaçmış olmalı ki derin derin öksürmeye başladı. Eşi hemen yanında sırtını ovalayıp kulağına fısıldayarak onu sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Kızım sen," Baha bir an ne diyeceğini unutup sustu. Öfkeden yüzü kızarıp domatese benzemişti. "Domatese benzedin." Keşke içimdeki de içimde kalsaydı.
"Karşımda senin gibi bir yaratık olursa evet kızarırım da bozarırım da." Yüksek sesle konuşup arkasını döndü ve odadan dışarıya çıktı. Arkasından omuz silkip önümdeki doktora döndüm. "Sizin şimdi doktor arkadaşlarınız da vardır ama."
Son kurduğum cümle ile bu sefer kızaranlar kervanına karşımdaki de eklenmişti. "Asya!" Dudaklarının arasından uyarı niteliğinde çıkan ismimi duyunca kıkırdadım ve kolumu ona uzattım. "Tamam, tamam. Alın şu kanı da Amcama yemek götüreyim.
Derin bir soluk veren Doktor ayağa kalkıp son kez bana kötü bir bakış attı. Kapıya doğru adımlarken "Beni takip edin." Demeyi de unutmamıştı. Omuz silkip onu takip ettim diğerleri gibi.
Koluma saplanmak üzere olan iğneyi görünce kaşlarımı çatıp başımı çevirdim. Bakış açıma Baha girdi. Bir süre O'nun gözlerini keşfettim. O da bu süre zarfında gözlerimdeki korkuyu görmüştü. Alay etmesini ya da bununla beni aşağılamasını bekledim ama yapmadı. Oysaki ondan aldığım izlenimin tam tersini gösterip içten bir tebessümü dudaklarında yeşertti.
İşin garibi ne biliyor musunuz? Benim onca acıma asıl hayatıma rağmen hala bu aptal iğneden korkmam.
"Bitti. Geçmiş olsun." Hemşirenin sesi ile hızla oturduğum koltuktan kalkıp gömleğimin kolunu indirdim.
"Benden bu kadar. Ben gidiyorum." Deyip iki adım ilerlemiştim ki yeşil gözlü adam önümde belirdi. "Nereye gidiyorsun kızım?"
Kızım kelimesi benim için bir yaraydı ve o her kızım dediğinde eski yaralarımı kanatıyordu. Yüz ifademi sabit tutup onu cevapladım. "Fırına."
Gözlerinde bir korku belirdi. "Sonuçlar?"
Gözlerimi devirdim. "Kan istediniz… Verdim."
Hemen yanında duran eşi dahil oldu. "Biz kanını değil, seni yani kızımızı istiyoruz."
Bakışlarım çoktan kısa saçlı kadını buldu. "Hanımefendi, benden kan istediniz verdim ama benden kızınızı istersiniz veremem." Bedenimi gösterdim onlara. "Yıllar önce bu şahıs birilerinin kızı olmaktan çıktı." Sözlerim bittiği gibi onları bırakıp gideceğim vakit. Doktor önüme çıktı.
"Bir saatini bize ayıramaz mısın? Bari beraber öğrenelim." Yalvarır tonda çıkan sesi kalbimin derinlerinde hiç bilmediğim bir yerde deprem etkisi bırakmıştı. Tam ona yanıt vereceğim vakit Baha araya girdi. "İğneden tek korktuğunu sanmıştım ama sen gerçeklerden de korkuyormuşsun. Senin gibi sokak kızının bir şeylerden korkacağını sanmazdım." Cümlesi dudaklarından ayrıldığı an annesinin sesi ile konuşmasına ara verdi.
"Baha, ben seni böyle mi yetiştirdim? Karşındaki senin kardeşin!" Baha, ona yanıt vermeyip gözlerimin içine baktı bir şeyler bulmak niyetiyle. Annesinin unuttuğu bir şey vardı aslında. Dna testi daha açıklanmamıştı. Nerden kızı oluyordum ben bunun? Bu kadar emin olmasının altında başka bir şey mi vardı?
Kırıcı. Baha’nın üzerimde bıraktığı etkiyi tek kelime ile açıklamış olsaydım kırıcı derdim ama onun, bunu da bilmeye hakkı yoktu. Bir adım sola kayıp Baha'nın önünde durdum. "Benim gibi sokak kızlarına diklenirken dikkat et, züppe. Bir bakmışsın bir köşede uyuyorsun." Ne demek istediğimi anlamıştı. Beni öyle görmek istiyorsa ona öyle yanıt vermekte benim hakkımdı.
Kaşları çatılıp üzerime doğru geliyordu ki babası aramıza girdi. "Haddini aşıyorsun. Yaşına bakmam alırım ayağımın altına eşek sıpası!"
Onlara son kez göz atıp odadan çıktım. Arkamdan seslenmelerine, itirazlarına hiçbir tepki vermeden hastaneden ayrıldım.
…
"Oha kızım film gibi." Semih abimin ağzından etrafa yayılan tükürüklere gözlerimi devirip ona yanıt vermedim. Amcamın önünde limonun bittiğini görünce kendi limonumu önüne bıraktım.
"Mantıklı tepki vermeni beklemiyordum zaten." Homurdanmama karşı pis ve yağlı elleri ile beni kendine çekti.
"Yavrum, farkında mısın? Annen baban ve iki abin var artık." Umutla parlayan gözlerini bir an oymak istedim.
Kaşlarımı çatıp omuzlarımı silkeledim ve ellerinin arasından kurtuldum. "Yanlış. Artık değil onlar hep vardı. Şu an bir yerlerde dedelerim, babaannem, anneannem belki kuzenlerim de var. Ölü ya da diri fark etmez. Varlar, varlardı. Birden var olmadılar. Yıllar önce acı çekerken de varlardı. Ben hastalanınca da varlardı ama yanımda hiç yoktular. Şimdi de yoklar abi." Sonlara doğru sesimdeki kırıklığı belli ettiğim için kendimi rahatsız hissetmedim. Burda olan herkes beni ve acılarımı zaten biliyordu.
"Bu salağı neden takıp eski günleri düşünüyorsun?" Merih abi ağzı dolu konuşurken önümdeki tabağa döndüm.
Öfke ile ayağa kalkıp Semih abimin tabağına uzandım. "Bir tane tek yemiştim. Yine benimkileri aşırmışsın, şerefsiz!"
"Asya!" Hiçbir şeye tepki vermeyen amcamın küçük hakaretime karşı verdiği tepkiyi es geçip Semih abimin tabağını almaya çalıştım. "Kızım bıraksana. Git depresyona gir sen. Senin yemekten kesilmen gerekiyordu daha da yemen değil!
Çığlık atıp saçını tuttum bu kez. "Ya yemek bu! Boru mu? Ver yemeğimi!" Çığlık atıp pis ellerini sarı saçlarıma daldırdı ve o da çekmeye başladı.
"Bırak kızım saçımı!" Saçımı daha sert çekince tekrardan çığlık attım ve saçlarına daha da asıldım. "Önce sen bırak!" Bağırmamın üzerine hemen saçlarımı bıraktı. "Tamam bırakıyorum."
Saçını biraz daha çekip onu köşeye ittim. "Salak lahmacunu bırak dedim!" Kahkaha atıp önündeki yemeği alıp amcamın arkasına geçiyordum ki ortamdaki sessizlik dikkatimi çekti. Üzerimde hissettiğim farklı gözler ile kapıya dönüp baktığımda gördüğüm dörtlü ile kaşlarımı çattım.
"Ne işiniz var burda?" Saniyeler içinde huzurlu ve mutlu ses tonum değişmiş yerini katı bir ses almıştı.
Kısa saçlı kadın bir adım öne çıkınca gözlerinden sicim sicim akan yaşları gördüm. Beni duymamış ve tamamen gözleri üzerimde geziyordu. Gözleri; dudaklarımda, burnumda, saçlarımda, yanaklarımda, göğüslerimde, bacaklarımda kısacası her yerimdeydi.
Bir ara gözleri göğüslerimde fazla oyalanınca çığlık atıp elimdeki tabağı göğüslerimin hizasına kadar getirip onları gizledim. "Teyze ben kadınlardan hoşlanmıyorum. Nereme bakıyorsun ya sen öyle?"
Beni yine duymamazlıktan gelip üzerime doğru gelmeye başladı. "Kızım! Kızım benim! Buldum sonunda seni." Saniyeler içinde kadın üstüme atlamış ve sarılmıştı, aramızda lahmacun tabağı ile. Uğruna kavga ettiğim lahmacun... Canımdan çok sevdiğim lahmacun...
Öfke ile derin bri nefes verip kadını bedenimden uzaklaştırdım ve tabak ikimizin arasından yere düştü lahmacunlarla beraber. Yere dökülenleri gördükçe gözlerim doldu. "Ya ama ben onları yemek istemiştim."
"Be-ben hemen alırım sana. Sen ağlama yeterki kızım." Son kelimesi ile iyice sinirlenip ondan bir adım uzaklaştım.
"Ne kızımı ya ne kızımı? Ben senin kızın değilim!" Bağırarak söylediklerim ile başını iki yana salladı.
"Annen olabilir. Baksana burnunuz aynı. Sanki çeneniz de benziyor gibi." Semih'in sesini duyunca masanın üstündeki tuzluğu alıp kafasına attım. "Aferin gerizekalı ayak üstü MR çektin!" eğilerek kurtulduğu tuzluktan başını bana kaldırdı.
"MR ne alaka? DNA testi mi demek istedin?" Meraklı ve ciddi sesine dayanamayıp üzerine atlayacaktım ki amcamın gür sesi odayı doldurdu.
"Konuyu değiştirmeye çalışma, Asya Hanım! Otur ve insan gibi dinle aileni."
"Benim ailem sensin." Bağırarak kapıdakileri gösterdim. "Onlar değil! Onlar benim için birer hiç bile değil. Sorsam belki adımı dahi bir kaç gün önceye kadar bilmeyecek aileyle bir alakam yok amca!"
"Asya Doruker! Sana fikrini sormadım. Otur ve dinle." Otoriter çıkan sesine karşı gözlerimi yumdum. Sadece sakinleşmeye ihtiyacım vardı. "Peki, amca." Cümlem bittiği gibi en yakın koltuğa oturup bakışlarımı elime indirdim.
"Biz özür dileriz." Yeşil gözlü adamın konuşmaya başlaması ile herkes onu dinlemeye başladı. "Öncelikle bunu görmeni istiyoruz, kızım." Bakışlarım onun üzerinde gezindi ve elindeki zarfı gördüm. Kaçamadım, kaçamadım.
Tüm hislerimi gizleyip boş gözlerle ona baktım ve elimi ona doğru uzattım. Bir iki adım atıp bana yaklaştı ve zarfı bana uzattı. Titreyen elini gördüm. Dolu dolu bakan yeşil gözlerini. Ben dışında herkes gördü ama o umursamadı. Bir damla akan gözyaşına takıldı gözlerim kaşlarımı çattım. Bu çatışı fark edince dudakları kıvrıldı. "Dna sonuçları açıklandı. Biz dayanamadık ve sensiz baktık."
Onlar sonuçları biliyordu ve buraya kadar geldiklerine göre de istedikleri gibi bir sonuçtu Yoksa kendilerini bu kadar yormazlardı bile. Parmaklarımın arasına düşen zarfa baktım. Yirmi yıl önce ellerine geçseydi bu zarf ya da en başından beni kimsesiz bırakmasaydılar böyle hisseder miydim? Bu kadar acı çeker miydim? Geçmişe bakmaktan korkar mıydım?
Derin bir soluk verip ağzı açık olan zarfı bir kez de ben açtım. İsimleri geçip direkt sonuç kısmında yazan o uğursuz kelimeyi aradım. Ordaydı. Sonuç pozitif. Karşımda duran adam benim biyolojik babamdı.
Başımı kaldıramadım. Kaldırıp onlara nasıl bakacağımı bilmiyordum. Kırgın, üzgün, öfkeli, şaşkın, mutlu, heyecanlı... Ya da hepsi bir arada fakat benim yüzümde olan tek şey ruhsuzluktu. Onlar baksaydı kalpsiz bir kız görürdü ama ben onlardan yüzümü değil gözlerimi kaçırıyordum. Gözlerimden, acıyan kalbimi görmemelilerdi.
"Sonuç ne, kardeşim?" Merih'in kulağıma gelen sesi ile gözlerimi yumdum gerçekten saklanabilircesine. Dudaklarımın arasından bir mırıltı döküldü. "Pozitif."
Başımı hala kaldırmamış hiçbirine bakmamıştım. O kadının bana doğru adımladığını, ayaklarının bana doğru yaklaştığını gördüm. Sol elimi kaldırıp onu durdurdum. "Kızım, ben... Ben kızıma sarılmak istiyorum." Ağlayan sesini işitince öfke ile başımı kaldırdım. Gözlerimiz anında birbiri ile kesişti.
"Eğer kızına sarılmak istiyorsan git yap yeni bir tane! Bana bir adım bile yaklaşamazsın!" Öfkeli ve boğuk çıkan sesim ile gözyaşları daha hızlı akmaya başladı.
"Asya, kızım. Lütfen bir dinle bizi." Bir adım daha atınca hızla ayağa kalktım.
"Ne dinlemesinden bahsediyorsun sen! Ne istiyorsunuz ya benden! Gidin evimden!" Öfke ile kapıyı göstermiştim ki kapının önünde duran ve şimdiye dek sessiz kalan Baha üzerime doğru hızla geldi.
"Sana insan gibi davranmak olmuyor! İlla bağır, çağır, kız... Sen bundan anlıyorsun!" Önümde durup omuzlarımı tutup beni sarstı. Canımı yakmamıştı ama bu tavrı beni rahatsız etmişti.
"Eğer o ellerini çekmezsen..." Sözümü bitirmeme izşn vermeden bağırmaya başladı. "Naparsın? Söyle ne yapabilirsin bu bir metrelik boy..." Bu kez cümlesini bitiremeyen oydu. Saniyeler içinde omuzlarımdaki elini tenimden uzaklaştırıp bacağına sert bir tekme atmıştım. Şu an sol dizinin üstünde önümde diz çöküyordu.
İşaret parmağımı sallayıp onu uyardım. "Bir daha istemediğim bir şeyi yapma! Yoksa olan bu olur!"
"Gösteriniz bitti mi?" Kapının pervazına yaslanıp gülerek bizi izleyen doktoru görünce gözlerimi devirdim. "Sen de defol!"
Onu kovmama içerlenmeyip bana tebessüm etti ve kapı pervazından uzaklaşıp bana doğru adımladı. Tam önümde durduğunda bir şey söyleyeceğini düşünmüştüm ki birden kolları belime sarıldı ve beni bedenine çekti. "Geri geldin, hoşgeldin güzelim." Saçlarımın tepesine bir öpücük bırakıp derin bir soluğu içine çekti. "Bir daha gitme benden. Dayanamam bu kez."
Kollarım iki yanımdan hareketsizce sallanıp bu anın etkisinden çıkmaya çalıştım bir süre. Bana bir daha gitme demişti ama ben onlardan gitmemiştim ki. Onlar bana sahip çıkamamıştı. Yine olacağı gibi.
Bu odada olan dört kişi… Onlar varlığımı yeni öğrenirken ben zaten onları biliyordum. Ben ailemi tanıyordum ama bilmedikleri bir diğer şey de benim onlara ihtiyacım kalmamıştı artık.
Hayatıma girmelerine izin veremezdim. Tıpkı yıllar önce yaptığım, yaptığımız gibi.
3.Bölüm ileee geldimm...
Bölümü nasıl buldunuz?
Sizce yeni abilerden hangisi daha iyi, Baha mı yoksa doktor olan abi mi?
Gelecek bölüm haftaya çarşamba ve olaylar başlıyor diyebiliriz...
Şu an 16. bölümü yazıyorum tamam mı? Hatta girişi sayarsak burda yayımladığımda 17 oluyor galiba... Neyse....
İşte kitabın asıll girişini yaptık... O örgüt, kan, ihanetin ilk dozunu böyleee doyaa doyaa alıyoruzzzz....
İlk kitabın sonuna da az kaldı zaten. O sahnede çok güzel şeyler geliyor aklıma. Aklıma geldikçe yazıyorum ve bugün ful klavyenin üstündeydi parmaklarım hahahahah... hadi hayırlısı
Yeni Bölüm Alıntısı
Arkalarından öylece baktım. Onlar çıktıktan sonra ayaktaki adama bakışlarım kaydı. “Sen de gitsene eşinin peşinden.” Omuz silkip koltuğa oturdu geri. “Kızımın yanında olmak istiyorum.”
“Senin kızın yok diyorum.” Ellerim saçlarımın arasına girip onları öfkeyle çekiştirtim. “Ben kime diyorum sabahtan beri!”
“Annene diyordun, güzel kızım!” Sakin çıkan sesiyle sinirlenip gülmeye başladım. “Ne? Ne diyorsun ya sen? Sırayla mı geliyorsunuz siz?” Çığlık atarak konuşmamla yüzünü buruşturdu.
“Sen hep böyle bağırır mısın?”
“Evet, bağırırım! Beğenemedin mi?”
“Sende olan her şeyi beğenirim, güzel kızım. Abilerinle çok tartışırsınız ama.”
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 67.38k Okunma |
5.25k Oy |
0 Takip |
35 Bölümlü Kitap |