6. Bölüm

Keder

Ahmet Kemal YILMAZ
aky.aky

Efe ile buluşmaya yürüyorum meydana. Uyuşukluk bu sefer çok ağır geçmedi şansıma güzel bir gün başlangıcı. Sokaktaki insanları incelemeyi seviyorum. İşleri ve karakterleriyle alakalı analizler yapmak hoşuma gidiyor. Analizlerim doğru mu? değil mi? beni pek ilgilendirmiyor. Ben sadece analizi seviyorum.

- Sedat mı o? Sedat reis

- Ooo Zeyd reis. nasılsın? Olaylara karışmadın değil mi?

- Sedat reis tam dayak yerken geldin olaylara karışma dedin gittin. İnsan bir yardım eder. Yakışıyor mu reis sana?

- Reis ben söylediğini yapan bir insanım. Olaylara karışmam.

- Neyse neler yapıyorsun? Bugün keder günü, gelecek misin ibadethaneye? Biz Efe ile hep meydandaki heykelin orada buluşuyoruz. Ya heykeldeyiz ya karşısındaki kafede bilgin olsun.

- Önce işim var reis. İnce iş.

- Vaaaaay sen bu işlerle ilgilenir miydin?

- İşin içinde saflık ve temizlik varsa ilgilenirim. Benim duygularımda saf ve temiz. İlk kez bir mekanda oturucaz. Ne konuşacağız bakalım göreceğiz.

- Yalnız reis zürafa ve fillerden ilk buluşmada bahsetme bence. Biraz havalı konuşmalar yapman daha iyi olur.

- Tamam deneyeyim. Prova yapalım hadi.

- Dinliyorum.

- Vidanjör, Drenaj, Jartiyer, Röpteşambır…

- Ne diyon reis?

- Havalı konuşuyorum işte. Kulağa havalı gelen kelimeler kullanınca havalı konuşmuş olmuyor musun?

- Reis sen kendin ol boşver. Havalı falan olmaya çalışma.

- Tamamdır. Ben kaçar. Olaylara karışma sakın.

Arkadaşların dayak yemek üzereyken “dayak yemeyin sakın” deyip gitmek nedir ya. Temiz kalpli biri olmasa uyuşturmuştum keyfine. Neyse Sedat bu, ne yapacağını kestirmek imkansız. Meydana vardım sayılır. Heykelin orada gördüm Efe’yi. Bekliyor beni.

 

- Selam Efe

- Selam

- Hadi gidelim ibadethaneye. Biliyorsun gecikirsek kapatıyorlar.

- Tamam yürüyelim yavaştan ama kapatılmaktan korktuğumdan dolayı değil ibadet olduğu için geçelim.

Efe inançlı biri, hatta fazla inançlı. Efe inanılmaz derecede dürüst. Bazen sinir bozucu derecede dürüst oluyor. Pek fazla arkadaşı yok. Dürüstlüğünden dolayı. Sevmediyse bir şeyi yaptıramazsın. Açık açık söyler. Bir yere gelmek istemiyorsa bahane uydurmaz. “Canım istemiyor” der geçer. Pek arkadaşıda yoktur bu nedenle. Bir benimle anlaşır. Daha doğrusu ben onun huyunu suyunu çok iyi bildiğimden idare ederim diyelim. Benide zorladığı zamanlar olmuyor değil ama inançlı adam iyidir, zarar gelmez. Zarar gelse de zarar vermez.

- Keder günleri sıradan bir gün gibi geliyor bana. Sen ne düşünüyorsun?

- Ben zorlanıyorum ama işte ibadet. Üzücü olaylarla baş etmemizi sağlıyor sonuçta.

- Sırada kimse yok gibi. Erkenci miyiz?

- Kontrol etsene bir?

Kolumu ters çevirdim ve bileğimdeki tuşlar gri renkte kontrol tuşları göründü. Gözümdeki lenste sadece benim görebileceğim bir ekran açıldı ve duyuruları kontrol ettim. Sağ elimle yuvarlak biçimdeki kontrol kumandasından parmağımla yönlendirmeleri yaparak, gelmem gereken saati kontrol ettim ve doğru.

- Doğru zamanda buradayız. Bir duyuruda yok.

- Tamam o zaman girelim ama bu sefer önden sen buyur.

- E öyle olsun madem. Görüşürüz.

Kapı görevli tarafından açıldı ve yine bembeyaz devasa bir odadayım. Bu seferki ibadet farklı. Bu sefer fiziksel değil daha çok zihinsel bir ibadet gerçekleşecek. Ambiyans olsun diye bu odaya geliyoruz sanırım. Geri sayım başladı üç, iki, bir ve keder ibadeti başlıyor anonsu geldi. Işıklar kapanmadı bu sefer. Ortamda belirli boyutlarda cisimler var ve şekilleri değişiyor. Üçgen, kare, yuvarlak, dikdörtgen, küp… Sadece çevresindeki çizgileri görebiliyorum. Bir anda çizim şeklinde bir havuzun başında buluyorum kendimi. İnanılmaz bir üzüntü doluyor içime. Önümde bir içki var. Biraz içilmiş. Ben neye üzülüyorum böyle anlamaya çalışıyorum. Yandan Efe geliyor. Gerçek değil tabiki biliyorum.

- Ne oldu? Neye kederlendin bu kadar?

Düşünceler yağmaya başlıyor. Benim sakalım yok ondan bu haldeyim. Sevdiğim kişilerin beni sevmemesinin en büyük nedeni bu. Küçük gösterdiğim için oluyor bunlar. Bir keresinden benden bir yaş büyük bir kız “git yaşıtlarınla takıl” diyerek dalga geçmişti benimle. Sakalım olsaydı böyle olmazdı. Bunlar neden geliyor aklıma.

- Benim neden sakalım yok?

- O ne demek? Olmayabilir normal bu. Hem herkes tıraş olmak zorunda sen değilsin.

- Ben 23 yaşındayım ve hala sakalım yok. Anlıyor musun? Yaşıtlarımın var benim yok.

Ulan ben senin kederine leopar desenli kaplama yapayım emi. Bu ne? Böyle keder mi olur? Buna gülünür ancak. Başımda dönüyor ne içiyorsam artık.

- Saçmalama Zeyd. Buna içilip, üzülmemelisin. Hayatta daha büyük dertler var.

- Anlamıyorsun beni. Beni küçük sanıyorlar. Yaşımı göstermiyorum ve hiçbir kız bana bu şekilde ilgi duymuyor.

- Kalk hadi yürüyelim. Belki iyi gelir. Bu kadar içme ayrıca, zararlı.

Sakalım yok diye bu duyguyu yaşamak. Ah ağır geliyor. Cidden kederi hissediyorum ama bir yandan da gülesim geliyor. Bitsin şu gün bu nasıl işkence?

Bölüm : 06.07.2026 23:52 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...