
Gardiyan, gardiyan ah gardiyan. Bu ağrılarımın sebebi gardiyan. Bu işkencenin sebebi o gardiyan. Zorlayıcı günler mi? uyuşukluk mu? Bir tercih yapmam gerekiyor sanırım. O değil de neden herkesde bir beyzbol sopası var? Ucuz olmalı sanırım. Neyse kaçıştaki acıları ve saçmalıkları düşününce uyuşukluk daha iyi gibi. Hem hızlıca kendimden geçmenin yolunu bulmama yardımcı olur. Rutinleri bırakmadan yola devam. Rutinleri bırakınca çok unutkan bir adam oluyorum.Donumla dışarı çıkmışlığım var ve bunu tekrar yaşamak istemiyorum. Hızlıca hazırlanıp yürüyüşe çıkmalıyım ki sancılar azalsın.
İbadetlerden elde ettiğim parayı ibadetlerden kaçmak için kullanmak ne kadar mantıklı? Hem kendimi eğitebilmem hemde zorluklardan kaçmak için en mantıklı yol bu gibi duruyor. Bu yozlaşmış toplum benide kendine uydurdu ama benimki farklı bir amaç taşıyor. Ben bu yönetimden kurtulmak adına yapıyorum. Biliyorum bir bit yeniği var ve ben onu bulucam. Savaşta her yol mübahtır. Onların oyununu bozmak için onlar gibi davranmam gerekiyorsa yapıcam bunu. Bu saçma düzen benim sınırlarımı zorlamaya başladı. Bundan kurtulmam gerekiyor.
Geçenki teyzenin sokağına geldim yine. Teyze her zamanki yerinde. Karşıdan güzel bir kadın geliyor yine. İstemsizce teyzeye odaklandım. O da ne! Teyze camın önündeki saksıyı eline aldı. Zamanlamayı ayarlamaya çalışıyor. Çok sakin, çok profesyonel. Kadını uyarmam lazım.
- Hanımefendi durun.
- Anlamadım.
- Durun size saksı atacak yukarıdaki kadın. Ya da karşıdan ilerleyin.
Parmağımla kadını gösterdim. Kadın bu arada bana bağırmaya başladı.
- Senin işin gücün yok mu? Neden yine buradasın!
- Teyzecim senin amacın ne? Ne yapmaya çalışıyorsun?
- Eh indirme beni aşağıya. Kafanı patlatırım senin piç kurusu!
- Teyzecim yakışıyor mu hiç sana? Tontiş bir teyzesin sen. İyilik yapman, öğütler saçman gerekmiyor mu?
- Senden mi öğrenicem ne yapacağı mı pislik yuvası seni? Al bunu ve bir daha bu sokaktan geçme. Dedi ve bana saksıyı fırlattı.
Saksıdan son anda geriye doğru bir sıçrama yaparak kurtuldum ve tam önümde paramparça oldu. Üstüm başım kum oldu.
- Terbiyesiz kadın. Yaşından başından utan. Hababımınına..
- Bekle sen bekle onun bunun fırlatması. Senin ananı ağaçta salıncağa bağlayıp, sallandıra, sallandıra eşeğe siktirmezsem gör.
Terbiyesiz kadın. Bak hala küfür ediyor. O nasıl bir küfür ayrıca. Pislik kadın. Ben neden bu ve türevleri insanlarla aynı ortamda yaşamak zorundayım! Derken binanın kapısı açıldı ve teyzeyi gördüm. Kemik gözlükleri, ak ve seyrek saçları, kambur duruşu, ağır ağır hareket edişi, kısa boyu, kırışıklarından sinirli mi ölmeye yakın mı? anlayamadığım yüz ifadesi ve elinde beyzbol sopası ile karşımda. Beyzbol sopasına metal kuru kafa başlık yaptırmış bir de.
- Gel buraya piç kurusu. Benimle uğraşmak ne demek sana göstericem.
- O sopayı bedava mı dağıtıyorlar? Nereden aldın?
- Gel az yaklaş. İçinde hissedecektin zaten.
- Bu kadar çirkinleşmeye gerek yok Teyze. Bunlar nasıl sözler? Teyzecim sen neden saksı atıyorsun insanlara? Derdin ne?
- Anlatınca yaklaşacak mısın? Yavşak.
Teyze bana adım attıkça bir adım geri atıyorum. Yakalamasının imkanı yok zaten gerekte yok. Yaşlı bir teyze ile kavga etmeyeceğim.
- Evet. Dayağına razı gelicem.
- İnsanlara değil sadece güzel kadınlara.
- Neden güzel kadınlara?
- Güzel kadınlar nispet yapar gibi benim sokağımdan geçemez. Geçerseler onları yola yapıştırırım. Anladın mı? Gel şimdi küçük piç.
- Tamam. Sonra görüşürüz teyzecim. Dikkat et o sopayı sallarken kendine denk getirme. Ayrıca sert yerlere vurunca seker sana gelir onada dikkat et.
- Gel buraya seni küçük orospu lağımı faresi.
Hızlı adımlarla uzaklaştım ve ilk defa gördüğüm bir sopanın kafamda patlamamasına hayret ettim.
Neyse şu kafeye gidip gardiyanı denk getirmeye çalışıyım. Efede oraya gelir zaten. Efeyede durumu çaktırmamam lazım. Gereksiz muhafazakar öğütleriyle zihnimi dolduramam.
Kafeye oturdum ve her zaman yaptığım gibi insanları gözetlemeye ve karakterleriyle alakalı tahminler yürütmeye başlamaya hazırlandım.
İki yan masada oturan bir kadın gözüme ilişti. Dalgın görünüyor. Düşüncelerde acı çekiyor gibi. Önünden geçen diğer kadınlara bakmıyor. Sadece uzaklara dalıyor. Bir kadın bu şekilde diğer kadınları umursamıyorsa ve sürekli dalıyorsa aşk acısı çekiyor demektir. Keşke şu tahminlerimi doğrulayabilsem. Gidip sorsam terslerler kesin beni. Hem etrafımdakilerin ufak hareketlerinden karakterleri hakkında yorum yapacak kadar cürretkar hemde soru soramayacak kadar korkak bir insanım. Çelişkilerle dolu olmayan kimse yoktur. Çelişkilerini görmezden gelenler vardır. Bazen farkederler ve bir şimşek çakar düşüncelerinde. Soyutlanırlar ortamdan. Sadece bu tutarsız tavırlarını düşünürler. Gerçek dünyaya döndüklerinde ise sadece "Hiiç dalmışım öyle" der geçerler. Ben bunları düşünürken biri geldi masama doğru ve oturdu. Şaşkınlıkla kafamı çevirdiğimde gardiyan olduğunu farkettim.
- N'aber?
- İyiyim. Gayet iyiyim. Sen nasılsın?
- Tedirginim. Ben sizin gibilere uyumsuz diyorum ve sayılarınız arttıkça benim aldığım riskde artıyor. Risk arttıkça huzurum aynı oranda azalıyor. Siz uyumsuzlar hem çok zekisiniz hemde çok pervasızsınız. Bazen çok düşüncesizce hareket edebiliyorsunuz. Mesela geçen gece merkeze gitmen gibi.
Tek çıkarımlar yapan ben değilmişim. Gerçi bu çıkarım değil daha çok genelleme. Gereksiz bir genelleme ama benim gibiler olabilir. Bu açıdan bakmam gerekebilir.
- Benim gibi çok kişi var mı?
- Ne yapıcaksın? Çeteresini mi tutacaksın? Sen seni ilgilendiren şeylere odaklan. Var mı es geçmek istediğin bir gün?
- Kaçış! Tek bundan kaçsam yeter. Diğerleri bir nebze katlanılabilir şeyler bence.
- Tamam ateşle. İşim gücüm var. Senin gibi kaç kişiyle buluşmam gerekiyor. Bundan sora burası buluşma noktamız farkettiğin üzere. Bunu akıledebilmişsin güzel.
- Buyur.
Gardiyan usulca uzaklaştı. Benim gibiler var demek. Ya da gardiyan genelleme yapıyor. Neyse zamanla öğrenirim. Şuan bana güvenmez ve tek kelime etmez. Zamanla biraz bilgi koparabilirim.
- Yine aynı adamla gördüm seni. Sana katlanabilen insan sayısı çok azdır ve yanlış görmediysem gardiyanlaydın.
Efe gelmiş. Farketmedim. Düşüncelere dalınca sanki bilincimi yitiriyor gibi oluyorum. Gözlerim açık ama görüntü yok.
- Evet oda bu cafeyi seviyormuş. Biraz lafladık ve işi varmış gitti.
- Peki para?
- Borç istedi. Önemsi bir şey. Haftaya verecekmiş hemen.
- Peki.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |
