4. Bölüm

Rüşvet

Ahmet Kemal YILMAZ
aky.aky

Çok yorucu bir günün ardından uyanmak cidden insanı çileden çıkarıyor. Sanki beynimin çeperlerinden bir güç onu küçültmeye çalışıyor. Kas ağrıları promosyon olarak dağıtılıyor. Hangi parçanın geleceği belirsiz. Ağzımdaki tat zaten berbat. Kendimce adlandırdığım "Ceza Günleri"'nden sonra bu ve benzeri şikayetlerim git gide artıyor. Bunları ısrarla yaşayacak olmak dayanılmaz. Bir çözümü olmalı ama ne? Neyse rutinlerimi aksatmamalıyım hiç olmazsa. Hazırlanıp evden çıkmam ve biraz yürümem lazım. Kas ağrılarına en iyi ilaç yürümek. Yere bakarak yürümek değil! İnsanların yüzüne ve gökyüzüne bakarak yürümek. Başın dik yürümek, hem psikolojik hemde fizyolojik olarak insana iyi gelir. Ya da ben bu şekilde kendimi avutuyorum.

Şu kapıdan çıkınca gene ne saçmalıklarla karşılaşıcam acaba. İnsanların umursamaz tavırlarına ne kadar katlanabileceğim. Sakin bir isanım ama bazı insanlar sınırlarımı çok zorluyor. Hiç tanımadığım insanların bunu yapabilmeside çok enteresan aslında. Kişiyi tanımıyorum ama bir sonraki sonucunu görmeden bu kadar umursamaz şekilde hareket etmeleri beni çok sinirlendiriyor. Halbuki hayatımda figüran bile sayılmayacak insanlara canımı sıkma yetkisi vermek ne kadar mantıklı? Bazen en yakın arkadaşlarımızı bile unutabiliyorken sıradan, vasıfsız yabancılara çok mu değer veriyoruz acaba? Ya da bize olan saygısızlıklarına mı bu kadar kızıyoruz?

Farketmeden gelmişim bizimkilerle buluşacağım yere. Sanırım erken geldim. Böyle anlardaki en eğlenceli aktivitem insanları gözlemleyip karakterleri ile alakalı tahminler yürütmektir. Hobim bile denebilir. İnsanları sürekli dikizlemenin ayıp olmadığı bir evrende hiç sıkılmazdım sanırım. Farkettirmeden gözetlemem gerekiyor. Özellikle karşı cinsleri. Köşede hafif kilolu, gözlüklü ve kambur duran bir eleman var. Elleri masanın üstünde duruyor sürekli. Sürekli dışlanmanın ürkekliği var üstünde belli zor bir hayat geçirmiş ve geçiriyor. Onun yanında ise bir genç ve siyah şapkalı bir adam pazarlık yapıyor. Diğerine göre bana daha yakınlar ve duyabiliyorum.

- Kaçış 50 Lira, Zevk 200 lira başkada olmaz. İnebileceğim en ucuzu bu. Dedi şapkalı adam

- Yaparsın indirim. Bak düzenli geliyorum. Düş biraz daha. Dedi diğer eleman.

Bir dakika! bunlar zorunlu günlerin pazarlığını yapıyor. Bir kaçış yolu olduğunu biliyordum. Tabi ya! bu toplumdan başka ne beklenir ki. Nasıl tahmin edemem ben bunu. Dur hemen dahil olmanın bir yolunu bulmalıyım.
- Ben o fiyatları kabul ederim. Dedim ve masaya oturdum.

İkiside afalladı. Şapkalı adam masadan hemen kalkmak için hareketlendi ama kolundan tuttum.

- Merak etme. Bende Kaçış gününden yıldım ve kurtulmanın yolunu arıyorum. Bunun uğruna tüm mal varlığımı harcamaya hazırım.

- Yok öyle bir şey. Sen yanlış anlamışsın. Değil mi delikanlı?

- hmmm şey.

- Ya tamam biliyorum illegal bu işler. Bende yararlanmak istiyorum başka amacım yok. Ben ...

Önce bir etrafıma baktım ve kısık sesle devam ettim.

- Zevk günü falan istemiyorum. Beni Kaçışdan kurtar yeter. Uçuruma da alıştım bir şekilde ama Kaçış çok uzun sürüyor ve katlanamıyorum.

- Nasıl güvenicem sana?

- Adını bile bilmeme gerek yok. Sen benim adımı bil ve şu 50 Lirayı al. Benide bu sorundan kurtar. Adım Zeyd Kahraman.

Masadan hızlıca kalktım ve kendi yerime geçmek için hareket ettim fakat Efe çoktan gelmişti. Tereddütle ilerledim.

- Ne konuşuyordun gardiyanla?

- Gardiyan mı o? Hiç haberim yoktu. Sizi beklerken az muhabbet ettik.

- Para neyin nesi peki?

- Masada içtiğim içeceğin parasıydı. Onlarınkini de ısmarlayım dedim. Jest olsun diye.

Efe çok sorguluyor. Konuyu savuşturmalıyım. Bu ağrılardan kurtulmamın tek yolu bu. Keşke uyuşukluğuda kısa tutacak birilerini bulabilsem.

- Yandaki kız sürekli seni kesiyor.

- Hangisi?

- Saat 10 yönünde.

- Senin mi? Benim mi?

- Saat 10 yönünde işte.

- Senin 10 yönün mü? Benim 10 yönüm mü?

- Sen ciddisin. Senini beni mi var? Evrensel sabit bir terim bu.

- Nasıl evrensen Zeyd? Senin saat 10 yönün mü? Benim mi? Nereden alıcam hangi tarafa bakmam gerektiğini.

- Ben sana göre 10 yönünü anlık nasıl hesaplayım Efe? Düşün biraz lütfen. Kafamda canlanan saat tabiki de benim sana baktığımda suratının ortasında beliren bir saat. İnsan bunları söylerken kendi yüzünde bir saat hayal edip sonra hangi yöne denk geldiğini nasıl ifade etsin. Ayrıca sana göre 10 benim arkamda kalıyor. Arkamdaki birini nasıl tarif edebilirim.

- Sen ve senin teorilerin. Kısa bir soru sordum kırk tane cümle kurdun. Cevabı tek heceli kelimelerden biri olan bir soruyu bu kadar uzatmanın manası ne?

- Sana bir bilgi veriyorum ve saçma bir soru sorarak bütün dünyamı altüst ediyorsun. Sen onu dediğin zaman benim aklıma sen ya da ben cevabı gelmiyor. Neden böyle düşündü ki? Net bir şey söyledim. Bunu iredelemek yerine aklına gelen ilk yöne baksan anlıcaksın zaten hangi yön olduğunu.

- Pes. Bunu bile kendi lehine çevirdin. Tamam haklısın.
Efe'nin aklını karıştırayım derken kendiminki de karıştı. Neyse görev başarılı. Acaba bir sonraki Kaçış hangi gün. Dur Efe bilir.

- Bu gün ne günüydü?

- Kaçış.

- Evvvvet.

- Sen nefret ederdin? Ne oldu?

- Çok ağrım sızım var. Sabahta yürüyüş yaptım. Hareketlilik iyi geliyor bu ağrılara.

- Bence senin bu şiddetli yan etkilerinin en büyük nedeni inançsızlığın. İnanarak yapsan, kendini biraz versen bu ibadetlere her şey çözülecek.

- Din görevlisi Efe konuştu yine. Beni bi sal ya. Olmayacak işte. Bu anlaman lazım. Bu konuda ısrar bende tepkiye neden oluyor. Bu nedenle beni günaha teşvik ediyorsun gibi düşünebilirsin. Bak hatta böyle düşün. Dinle alakalı konuştuğunda beni günah işleme konusunda tetikliyorsun. Günahıma ortak olma Efeeeeee
-
Gevşek herif. Tamam üstelemiyorum.

Şimdi ne olacak? Ben adama sormadım. Sıraya girmeli miyim? Kaçış yerine başka bir günün simülasyonuna mı katılacağım? Yoksa hiç gitmeyecek miyim? Ah kafam çok erken davrandım kalkmak için. Duuur. Şimdi aklıma geldi. Saatten kontrol edeyim süre yaklaştıkça.

Efe ile biraz oturduk. Bir şeyler içtik. Kalkma zamanı geldi çattı. Ne yapmalıyım acaba? Derken bana bir bildirim geldi.

Kolumu önüme doğru alıp baktım ve şu mesaj vardı. "Birlik merkezine çağırılıyorsunuz."

- Bana mesaj geldi. Birlik merkezine gitmem gerekiyormuş.

- Tam ibadet zamanında.

Kolumu doğrulttum.

- Al oku. Zaten yok yazılırsam uyuşturuyorlar biliyorsun. Neyi ima ediyorsun.

- Neyse tamam. Uyanınca görüşürüz.

Birlik merkezine doğru yürümeye başladım. Acaba gardiyan beni ele verdi ve ceza mı alıcam? Hay amcasını ya. Durduk yere başıma ne işler açtım. Acaba kaçsam mı? Bu sefer daha çok ceza alırım. En iyisi gitmek. Eh be Zeyd. Eh be Zeyd sen neden uyarsın ki yozlaşmış toplumun yolsuz gardiyanına. Neyse kendim ettim kendim buldum. Karanlık bir kuytu köşeden geçmem gerekiyor. Hiç tekin durmuyor. Güneşin giremediği bir sokak. Hızlı adımlarla geçmeye çalışıyorum. Ulu orta kafama demir beyzbol sopası yiyebiliyorsam burada neler olabilir kim bilir? Derken bir el omzumdan tutup beni çekti. Tam kendimi savunmaya hazırlanırken farkettim. Gardiyan.

- Gerizekalı nereye gittiğini sanıyorsun?

- Mesaj geldi birlik merkezine gel diye. Oraya gidiyorum.

- Aptal biz gönderttik o mesajı. Sisteme bu şekilde düşerek seni ibadetten kurtarıyoruz. Başka nasıl seni o ibadete sokmayacağız sandın? Merkeze gidip her şeyi berbat edeceğini bildiğimden burada bekledim.

- Buradan geçeceğimi nasıl biliyorsun?

- Ev adresini biliyorum ve en son beraber aynı kafedeydik mankafa.

- Klişe hakaretlerin bittiyse ne yapmam gerektiğini bana söyler misin?

- Kendini uyuşturman gerekiyor. Bu mesaj geldikten bir süre sonra yani ibadet süresi gibi düşün, kendini uyuşturman gerekiyor. Uyuşma kayıtlarına girmelisin ki şüphe uyandırmayalım.

- Geçiceksin o işi. Benim uyuşukluğum Kaçışla yarışır düzeyde. Hem nasıl uyuşturayım kendimi? Gerçi bu toplumda çok uğraşmama gerek yok.

- Anlaşıldı. Bak arkada arkadaşın var.

Gardiyan bu sırada kenarda sakladığı çivili beyzbol sopasını eline aldı ve bana doğru savurdu.

- Yine mi amcanı öpeyim yaaa..
- Ahhh

Bölüm : 03.07.2026 15:49 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...