1. Bölüm

Uçurum

Ahmet Kemal YILMAZ
aky.aky

 

Efe ile devasa bir uçurumun kenarındayız yine. Sıramızın gelmesini bekliyoruz. Çığlık sesleri bazen uzun sürüyor bazen kısa ama herkes şundan emin zemine ulaşabilen yok.

-Kardeş biz neden sürekli bu uçurumdan atlamak zorundayız? Bir türlü anlamıyorum.

-Zeyd sessiz konuş bir duyan olacak. Tanrılara karşı mı geliyorsun sen? Hem sürekli değil yılda en fazla 2 defa atlamamız gerekiyor.

-Tamamda neden abi? Neden yani? Ne oluyor biz atlayınca? Tanrılar ne elde ediyor? Ohhh ne güzel de atladı mı diyorlar? Bunları cidden benden başka sorgulayan yok mu? Anlamıyorum.

-Zeyd kapattıracaksın bizi sessiz ol. İbadet sırasında konuşulur mu böyle şeyler? Hem sorgulama yeri mi burası? Gelmeseydin kardeşim. Niye beni de yakmaya çalışıyorsun. Ben inançlı biriyim.

Bir kadın ve bir erkek beraber “El ele tutuşarak atlayabiliyor muyuz?” diye sordu görevliye. Görevli “Hayır!” diye bu isteklerini sert bir şekilde geri çevirdi. “Hızlıca arka arkaya atlayabilir miyiz?” sorusu geldi bu seferde çiftten. Görevli bu sefer evet anlamında eliyle uçurumu gösterdi. Birbirlerine bakarak onaylama ifadesi yaptılar ve hızlıca atlama alanına doğru yürüdüler. Önden erkek ve arkadan kadın hızlıca koşarak atladılar.

-Tamam anlat bana biraz. Neden uçurumdan ölüme atlamak inancımıza göre bu kadar önemli? Ciddi soruyorum kanka.

-Bak güzel kardeşim. Buradan sırayla atlıyoruz sürekli ve zemine ulaşmaya çalışıyoruz. Zemine ulaşan Kabra’da cesaretinden dolayı ödüllendirilecek. Her atlamamız bizim cesaretimizi güçlendiriyor. Ben her seferinde daha fazla mesafe kat ettiğimi düşünüyorum.

-Daha fazla mesafe mi? Sen olsa olsa daha fazla mesaneni kullanıyorsundur. Cesur olmak neden bu kadar önemli. Velev ki korkaklığımdan memnunum diyelim. Bunun ne zararı olabilir. Kısa kısa çığlık atanlar duyuluyor sürekli, bu kısa çığlıklar Kabra’ya giremeyecekler mi?

-Olur mu öyle şey. Çok korkan birinin cesaretiyle, korkusuz birinin cesareti aynı olur mu? Çok korkan daha fazla mükafatlandırılacaktır kesin.

-O zaman sen diyorsun ki çok korkan daha fazla ödüllendirilecek. Doğru muyum?

-Evet öyle olmalı.

“VIIIIIIIIIIY” diye bir ses geldi. Birisi bu şekilde ses çıkararak atladı. Gülmemek için kendimi zor tuttum. Göz ucuyla Efe’ye baktım onda da bir tebessüm belirdi. Bu anı kullanmalıyım.

Ne o kardeş başkasının ibadeti komik mi geldi sana? Hani kutsalımız? Nerede dini vecibelerimiz?

“Yoooo”, afalladı ne diyeceğini bilemedi

-Neyse neyse konumuza dönelim,( Ben ara ara buradan yürürüm.) mesela ben o kadar korkuyorum ki atlayamıyorum diyelim. Kesin Kabra’dayım demek mi bu? Oh ne ala. Nerede adalet?

-Şu kuralları kendi isteğine göre yorumlamasan keşke. Az biraz söz dinlesen. Kutsal kurallara uysan. Sorgulamasan. Neredeeeee…

-Yorumlamıyorum, sorguluyorum, düşünüyorum. Bunların arasındaki farkı bilmiyorsan arkadaşlığımızı gözden geçirmemiz gerekiyor hababamınına.

-Bir kere daha ibadet sırasında küfür edersen emin ol gözden geçireceğiz.

Sıra yaklaştı. Düşen insanları daha net duyabiliyorum. "Sıradaki" diyor görevli. Biri hiç tereddüt etmeden direkt atladı. Kafasına koymuş belli. Teklemedi bile. Takdir ettim. Karizma hareket. Arkasından biri tereddüt etti ve görevliden kendisini habersizce kendisini itmesini istedi ve görevli saniye tereddüt etmeden kadını ayağının ucuyla itti. İki çifte sıra geldi yine. Sımsıkı el ele tutuşmalarından net anlaşılıyor ki sırılsıklam aşıklar. Kadın biraz cesaretli. Korkusuz olduğunu sevgilisine belli etmeye çalışıyor. Uçurumun kenarında zıplaması da bunun en büyük kanıtı. Uçurumun kenarına ayağının ucunu sürüyor ve gülümseyerek sevgilisine bakıyor. Sevgilisi tedirgin belli. Ara ara “Hayatım dikkat et düşeceksin.” diyor. Sevgilisi ise “Amaç bu değil mi zaten” diyerek gülücükler saçıyor. Sevgilisinin elini bıraktı ve kenardan aşağıya düşüyormuş gibi bir hareket yaptı. Erkek hemen atılıp beline sarıldı. Kız ise bırak beni eğleniyorum şurada. Tadını çıkarmama izin ver dedi. Uçurumun kenarında yavaşça ayaklarını sağa sola biraz açarak tam uçurumun kenarında şarkı mırıldanarak yürüyordu. Bir anda kızın ayağını bastığı uçurumun köşesinden bir taş parçası koptu ve uçuruma doğru yuvarlandı. Kız dengesini kaybetti ve düşmemek için her ne kadar yana doğru eğilip tutunacak yer arasa da sevgilisine tutunamadı ve sevgilisine bakarak çığlıklar içinde aşağıya düştü. Sevgilisi yıkılmış çaresiz bakışlar içinde haykırdı. Sonra gözünde bir öfke belirdi ve haykırarak arkasından atladı.

-Ne romantize ettiniz arkadaş. Görende nihai sona ulaştılar sanacak. Bunu bu kadar dramatize etmenin anlamı nedir. Alt tarafı uyuştunuz. Bu şirk değil mi şimdi? Kabra için mi atladılar birbirleri için mi? Biri zaten düştü. Diğeride o düştüğü için sinirlenip atladı. Bu ne? Kimi insan korkusundan atlayamıyor, kimisi de böyle. Bunlar nasıl eşit derecede mükafatlandırılacak? Neresinde bunun adalet? Hadi açıkla.

-Ya ne alakası var. Sen neden sorguluyorsun bu kadar bu din işlerini. Yazılmış kurallar var. İlahi sözler bunlar sorgulanmaz ki?

-O ne demek? Niye sorgulayamıyorum. Bize beyin vermemiş mi düşünelim diye? Düşünüp sorgulamamamız gerekmiyor mu? Böyle emretmiyor mu? Diğer türlüsü suistimale açık olmaz mı? Din adamları yönetir devleti ki şu anda da pek farkı yok gerçi de.

Sırada gözüme Sedat ilişti. 1-2 sıra arkamızdaydı. El işaretiyle gel gel yaptım.

-Oooo Sedat reis siz burada mıydınız?

-Buradayım reis. Olaylara karışmadınız değil mi?

-Yok reis karışmak için senden haber bekliyoruz.

-Aman reis olaylara karışmayın.

Efe araya girdi

-Ne olayı

-Boşver sonra anlatırım.

Sıra iri yapılı atletik bir adama geldi. Adam bir şeyler söylenerek titriyor. Bir adım öne bir adım geri gidiyor. Korkuyor mu? Korkmuyor mu? anlayamadım. Adam garip bir şekilde atlamak istemedi. Görevli “Hadi!” dedi. Adamda hala bir hareket söz konusu değil ve atlamamakta ısrarcı. Bunun üzerine görevli bağırmaya başladı. Adamda karşılık vermeye başladı. Bir söz dalaşı yaşandı ama görevli haşin biri, baktı olmuyor en sonunda adamı kolundan tutarak sürüklemeye başladı ama adam güçlü bir adım uçuruma yanaşıyor bir adım uçurumdan uzaklaşıyor. Birkaç defa bu tekrarlandı. Adam görevli kadar fit bir yapıya sahipti. Görevli bir nara attı ve elektrik tabancasıyla adamın bacaklarına şok verdi. Tam görevli arbedeyi kazandı, adamı yere düşürdü ve adamı ayağıyla uçurumdan iterken adam görevlinin destek ayağından tuttu. Görevlinin ayağı kaydı ve dengesini kaybedip adamla beraber aşağıya düştü.

-Al şimdi bekle görevli gelene kadar. Başka birini gönderseler keşke.

-Bakar mısınız? Başka bir atlama noktası oluşturabilir misiniz? Bizim görevli düştü de.

-Alooo! Kime diyorum? Beklemek zorunda mıyız burada kardeşim?

-İşimiz gücümüz var.

-Sakin ol. Bir tut şu dilini. İbadet sırasındayız. Marketten alışveriş mi yapıyorsun?

-Yav abicim herkes görevini yapsın. Ben görevimi yapmak için sıraya girdim. Onlarda bizi listeleyecek ve atlamamıza yardımcı olacak. Bunu talep etmekte ne gibi bir yanlış olabilir anneannesini..

-İbadet sırasında küfür etme bari adam. Burada bari saygılı ol.

-Küfür deyip durma. Sende biliyorsun anneannesini bir küfür değil.

-Ne demek istediği mi gayet iyi biliyorsun.

-Hayır bilmiyorum. Ben küfür etmiyorum. Sadece serzenişte bulunuyorum.

-Gayet de bu uydurduğun kelimeleri küfür olarak kullanıyorsun. Bari orjinalini kullan.

-Hayır kardeşim. Sizin toplum baskısıyla yozlaştırıp, çarpık anlamlar yüklediğiniz kelime tamlamalarını kullanmak zorunda mıyım? Ben kendi kelimemi kendim yozlaştırırım. Almayayım neyse.

-Yetkili kimse yok muuu?

-Sen niye böyle şeyler düşünüyorsun anlamıyorum. Bir sakin ol. Düşünme bir şey! En azından ibadet sırasında.

-Düşünme mi? Saçmalama lütfen.

-Evet düşünme. Nesi zor bunun. Düşünmeden dur.

-Bir dakika! Sen ciddisin. Sen şimdi hiçbir şey düşünmeden durabiliyor musun? Çok ciddi soruyorum bak.

-Evet. Sen duramıyor musun?

-Nasıl ya! Bu nasıl bir lanet. Ben şu anda bile ibadetlerin nedenini düşünürken arka fonda Barbaros Hayrettin “Ben Sizin Babanızım” çalıyor ve bir yandan da seninle konuşuyorum. Ben neden bunu yaşamak zorundayım. Şaka yapıyorum de bana. Ben geceleri uyuyamıyorum düşünmekten. Tek bir şeye odaklanamıyorum bile.

-Yooo çok ciddiyim. Öyle boş boş düşünmeden durabiliyorum. Boş bakabiliyorum yani her insan gibi ki bu kelimede buradan geliyor. Boş boş bakmak.

-Ben bu bilgiyi kaldıramam. Bu bilgi bana ağır. Yok yok sen farklısın. Bence sen normal değilsin. Başka ne olacak hababımınına.

Bir süre sessizlik oldu. Yine beynimde tilkiler. Dört farklı düşünce aynı anda. Yorucu. Cidden yorucu. Efe’nin normal olmadığı daha mantıklı bir senaryo geldi ve şu an için bunun gerçek olduğuna inanmayı tercih ediyorum. Neyse konuyu değiştirip moralimi düzelteyim bari.

-O değil de fantezi hangi gündü?

-O yarın.

-Kardeş adamlar 3 saat fantezide kalıyorlar. Özeniyorum ya. Bizim Kamil yok mu? En az 3 saat kalıyor. Neler yapıyordur neler var yaaa...

-Evet ya benimde dikkatimi çekti. 3 saat nedir. benim ki en fazla 20 dakika.

-20 dakika mı? İyiymiş.

-Senin ne kadar sürüyor? Geri gelmen hariç tabi. O değişiyor kişiye göre. Yarım saatten önce gelmiyorsun sende.

Sedat söze girdi

-Paraşütler nerede reis?

-Bugün paraşütsüz atlama günüymüş reis.

Efe’ye gülerek baktım. Sedat hayatı ciddiye almayanlardan. Tam o sırada görevli geri geldi.

-Hah görevli geldi. İyi hızlı geldi.

"Sıradaki"

Maalesef sıra bende. Kayalıklara yanaşıyorum. Uçsuz bucaksız bir uçurum gibi geliyor. Başım dönmeye başladığını hissediyorum. "Hadi!" diyor görevli. Bari biri beni kovalıyormuş gibi düşüneyim. Acayip bir korku bastırıyor. Ara sıra arkama bakıyorum kim beni kovalıyor diye. Kalbim küt küt atıyor, tam geri bir adım atacakken arkadan biri tekme atıyor.

-Hay babaannenin takma dişi

-AaAaAaAaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa

Bölüm : 27.01.2026 13:16 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...