3. Bölüm

Bölüm 3 : Kırılan Umutlar

Lilith
lilithdraws

Bozulma durmuyordu. Günler geçtikçe Eldervale'in yemyeşil ormanlarında, gözle görülür değişimler yaşanmaya başlamıştı. Eskiden güneş ışığını yansıtan yapraklar şimdi mat bir renge bürünüyor, çiçekler daha tomurcuk açamadan soluyor, bazı ağaçların kökleri ise toprağın altında sessizce kararıyordu. Doğanın ritmi bozulmuştu.
Ve bunu en çok hisseden kişi yine Gaia'ydı. Sabah güneşi henüz ağaçların tepelerini yeni aydınlatıyordu. Gaia, Terra ve Lilith birlikte ormanın kuzeyine doğru ilerliyordu.
Patika boyunca normalde kuş sesleri eksik olmazdı. Bugün ise... Sessizlik vardı. Terra etrafına huzursuzca baktı.
"Hiç fark ettiniz mi?"
Lilith başını çevirdi.
"Neyi?"
"Kuşlar..."
Bir an duraksadı.
"...çok sessiz."
Lilith de dinledi. Gerçekten de...Yalnızca rüzgârın yapraklar arasındaki sesi duyuluyordu. Gaia yürümeyi bırakmadan konuştu.
"Son birkaç gündür göç etmeyen türler bile yuvalarını terk etmeye başladı."
Terra kaşlarını çattı.
"Hayvanlar bizden önce hissediyor."
Gaia'nın sesi sakindi.
"Aynen öyle."
Bir süre sonra koruluğun derinliklerine ulaştılar. Lilith istemsizce yavaşladı. Birkaç hafta önce burası... Eldervale'in en canlı bölgelerinden biriydi. Şimdi ise bazı ağaçların gövdeleri koyu lekelerle kaplanmıştı. Toprak yer yer siyaha dönüyor, kuruyan yapraklar en ufak rüzgârda dallarından koparak yere düşüyordu.
Terra eğilip solmuş bir çiçeği eline aldı. Parmaklarının arasında dağılan taç yapraklara baktı.
"...Dün hâlâ canlıydı."
Kimse cevap vermedi.
Lilith ağır adımlarla en büyük ağacın önüne geldi. Avucunu gövdeye yasladı. Kabuk buz gibi soğuktu. Normal değildi.
Derin bir nefes aldı. Gözlerini kapattı. Yeşil ve altın tonlarında yumuşak bir ışık avucunun altından yayılmaya başladı. Işık, ağacın gövdesindeki damarlar boyunca ilerledi. Karanlık kabukların arasından ince çatlaklar oluştu. Terra'nın nefesi kesildi.
"...Bakın."
Kurumuş dallardan birinin ucunda küçücük bir tomurcuk belirmişti. Ardından ikinci. Sonra üçüncü. Dakikalar önce ölü görünen dalın üzerine yeniden canlılık yayılıyordu.
Terra'nın yüzü aydınlandı.
"Başarıyor!"
Gaia ise sessizce Lilith'i izliyordu. Onun dikkatini çeken şey ağaç değildi.
Lilith'in yüzüydü. Alnında ince ter damlaları oluşmuştu. Nefesi giderek ağırlaşıyordu. Yine de elini çekmiyordu. Tomurcuklardan biri yavaşça açıldı. Küçük, parlak yeşil bir yaprak güneş ışığını yakaladı. Koruluğun içinde ilk kez umut hissedildi. Fakat...
Yaprağın kenarında küçük siyah bir leke belirdi. Terra'nın gülümsemesi dondu. Leke büyüdü. Yeşil renk gözlerinin önünde solmaya başladı. Birkaç saniye içinde bütün yaprak karardı. Sonra...
Çat.
Küçük dal ikiye ayrılarak yere düştü. Aynı anda Lilith'in nefesi kesildi. Göğsüne keskin bir ağrı saplandı. Dizleri hafifçe titredi.
Gaia hızla kolundan tuttu.
"Lilith!"
Lilith derin bir nefes aldı.
"İ... iyiyim."
Ama sesi hiç de iyi olmadığını söylüyordu.
Gaia başını iki yana salladı.
"Yeter."
Lilith gözlerini yeniden ağaca çevirdi.
"Hayır."
"Lilith..."
"Bir kez daha deneyeceğim."
Gaia bir şey söylemek istedi. Ama Lilith çoktan elini yeniden ağacın gövdesine koymuştu. Gözlerini kapattı. Altın ışık yeniden yayılmaya başladı.



İnce ışık damarları, köklerden dallara doğru sessizce ilerledi. Kararmış kabukların arasındaki çatlaklar yeniden yeşermeye başladı. Toprağın altında sıkışıp kalan yaşam enerjisi sanki yeniden nefes alıyordu.
Terra'nın gözleri umutla parladı.
"Bu kez olacak..."
Gaia ise tek kelime etmedi.
Bütün dikkati Lilith'in üzerindeydi. Prensesin nefesi giderek ağırlaşıyordu. Alnından süzülen ter damlaları çenesine kadar inmişti. Yine de elini çekmiyordu.
Bir dalın ucunda yeni bir tomurcuk belirdi. Ardından bir başkası... Sonra üçüncüsü... Kurumuş dalların arasında yeniden yeşil yapraklar açmaya başladı. Koruluk, birkaç dakika önce olduğundan daha canlı görünüyordu.
Terra'nın yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu.
"Başarıyor..."
Tam o anda... Tomurcuklardan biri hafifçe titredi.
Yeşil rengi, sanki görünmez bir mürekkep üzerine dökülmüş gibi yavaş yavaş kararmaya başladı.
Ardından diğeri. Sonra hepsi.
Bir anda bütün yapraklar soldu. Yeni filizlenen dallar çatırdayarak kırıldı. Yeşil ışığın yerini ağır bir sessizlik aldı. Lilith'in gözleri bir anda açıldı.
Göğsüne saplanan keskin acıyla nefesi kesildi. Dizleri onu taşımamaya başladı.
"Lilith!"
Gaia hızla onu tuttu.
Lilith derin nefes almaya çalışıyordu. Kalbi göğsünde hızla çarpıyordu.
Sanki ağacın içindeki o karanlık... Bir anlığına kendi bedenine dokunmuştu.
Terra endişeyle yaklaştı.
"Yeter artık."
"Lütfen."
Lilith başını iki yana salladı.
"Hayır..."
Sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüştü.
"Bir kez daha."
Gaia endişeyle ona baktı.
"Lilith."
"Eğer vazgeçersem..."
Gözlerini yeniden ağaca çevirdi.
"...bu orman da vazgeçmiş olur."
Sözleri Terra'nın boğazını düğümledi. Lilith, titreyen elini üçüncü kez ağacın gövdesine koydu. Altın ışık yeniden ortaya çıktı. Bu kez daha zayıftı. Ama yine de durmadı.
Dakikalar geçiyormuş gibi hissediliyordu. Işık gövdenin içinde ilerledi. Kararmış kabuklar çatladı.
Küçücük yeşil bir filiz daha ortaya çıktı. Herkes nefesini tutmuştu. Filiz...
Bir anlığına rüzgârda sallandı. Sonra... Sessizce karardı. Toprağa düştü. Lilith'in avucundaki ışık söndü. Kolunu yavaşça aşağı indirdi.
Uzun süre konuşmadı.
Gözlerini kurumuş dala dikmişti.
"...Neden?"
Bu kez sesi çok daha sakindi. Ama içindeki hayal kırıklığı her kelimede hissediliyordu.
"Hayatım boyunca..."
Derin bir nefes aldı.
"...hiçbir ağacı kurtaramadığım olmamıştı."
Terra ne diyeceğini bilemedi.
Gaia yavaşça Lilith'in omzuna dokundu.
"Bu senin suçun değil."
Lilith acı bir gülümsemeyle başını eğdi.
"Belki de ilk kez..."
"...gücüm yeterli değil."
Koruluğa yeniden sessizlik çöktü. Rüzgâr, kararmış yaprakları ayaklarının dibine savuruyordu. Üçü de aynı şeyi hissediyordu. Sorun...
Tahmin ettiklerinden çok daha büyüktü.



Lilith'in başarısız olduğu haberi, gün batmadan bütün Eldervale'e yayıldı. İlk olarak şifacılar duydu. Sonra tüccarlar. Ardından pazar meydanındaki insanlar. Her anlatımda ayrıntılar biraz daha değişiyor, korku ise biraz daha büyüyordu.
"Prenses bile iyileştirememiş."
"Böyle bir şeyi ilk kez duyuyorum."
"O zaman gerçekten kötü durumdayız."
Pazar meydanında insanlar küçük gruplar hâlinde toplanmış, fısıltılarla konuşuyordu. Kimse sesini yükseltmüyordu. Sanki yüksek sesle konuşurlarsa korkuları gerçeğe dönüşecekti.
"Belki de doğa bize kızgın."
"Yoksa başka bir şey mi var?"
Yaşlı bir adam başını iki yana salladı.
"Eldervale'in ormanları yüzyıllardır böyle olmadı."
Tam o sırada başka biri alçak sesle konuştu.
"...Nyx."
Etrafındakiler hemen ona döndü.
"Şşş."
"Ben sadece insanların ne konuştuğunu söylüyorum."
"Ama diğer krallıklarda da aynı şeyler yaşanıyor."
"Evet..."
"Yine de insanların korkmasının bir sebebi var."
Sohbet bir anda sona erdi. Çünkü o sırada meydanın diğer ucunda tanıdık bir siluet belirmişti.
Nyx.
Uzun koyu kahverengi saçları omuzlarından aşağı dökülüyor, altın örgüleri akşam güneşinde hafifçe parlıyordu. Sessiz adımlarla meydandan geçiyordu. Kimse ona bir şey söylemedi. Ama bakışlar... Her zamanki gibiydi.
Nyx hiçbir tepki vermedi. Ne başını çevirdi. Ne de yürüyüşünü yavaşlattı. Fakat insanların gözlerini üzerinde hissetmemesi artık imkânsızdı. Bir zamanlar yalnızca ondan çekiniyorlardı.
Şimdi ise...
Korkularına bir yüz arıyorlardı. Ve o yüz olmaya en yakın kişi yine Nyx'ti.



Aynı saatlerde sarayın toplantı salonunda ağır bir sessizlik vardı. Yuvarlak masanın üzerinde farklı krallıklardan gelen mektuplar duruyordu.
Alaric ayakta duruyor, belgeleri tek tek inceliyordu.
Flint, Aldric, Raymond ve Silas da salondaydı.
Hiç kimse konuşmaya cesaret edemiyordu.
Sessizliği sonunda Alaric bozdu.
"Lilith'in durumu?"
Flint başını hafifçe eğdi.
"Dinleniyor, Majesteleri."
Alaric derin bir nefes aldı.
"Orman?"
Gaia'nın hazırladığı raporu Aldric önüne bıraktı.
"Bozulma yavaşlamıyor."
"Her geçen gün daha geniş bir alana yayılıyor."
Alaric pencereye yöneldi. Aşağıda Eldervale'in ışıkları birer birer yanıyordu. Eskiden bu manzara ona huzur verirdi. Bugün ise... Yalnızca sorumluluğunun ağırlığını hatırlatıyordu.
"Glaciera..."
Masadaki ilk mektuba baktı.
"Onlar da çözüm bulamamış."
Sonra ikinci mektubu eline aldı.
"Pyraxis de aynı durumda."
Kısa bir sessizlik oldu. Ardından tek bir soru sordu.
"Stormrend'den hâlâ haber yok mu?"
Salondaki herkes birbirine baktı. Sonunda Flint cevap verdi.
"Hayır, Majesteleri."
"Haberci hâlâ dönmedi."
Alaric'in yüzündeki ifade daha da ciddileşti. Bu artık sıradan bir gecikme sayılamazdı. Aldric bastonuna dayanarak ayağa kalktı.
"Majesteleri..."
"Artık bekleyemeyiz."
Alaric başını hafifçe salladı.
"Ben de aynı fikirdeyim."
Masaya doğru yürüdü. Ellerini ahşap yüzeye koyarak salondakilere baktı.
"Bu sorun artık yalnızca Eldervale'in sorunu değil."
"Gördüğümüz her rapor bunu doğruluyor."
Flint dikkatle dinliyordu. Alaric sözlerini sürdürdü.
"Glaciera ve Pyraxis'e yeni haberciler gönderilecek."
"Yaşananları ayrıntılarıyla anlatacaklar."
"Ve onları Eldervale'de toplanacak konseye davet edecekler."
Aldric hafifçe başını salladı.
"Stormrend?"
Alaric birkaç saniye sustu. Sonra kararlı bir sesle konuştu.
"Stormrend'e ikinci bir haberci gönderin."
"Eğer ilk habercimize bir şey olduysa..."
Cümlesini tamamlamadı. Buna gerek de yoktu. Salondaki herkes ne demek istediğini anlamıştı. Flint sağ yumruğunu göğsüne götürdü.
"Emredersiniz, Majesteleri."



Gece çökerken saray avlusu alışılmadık bir hareketliliğe bürünmüştü. Ahırlardan çıkarılan atlar hazırlanıyor, muhafızlar son kontrolleri yapıyor, haberciler ise kraliyet mühürleriyle kapatılmış tomarları dikkatle çantalarına yerleştiriyordu.
Raymond merdivenlerin başında duruyor, avludaki telaşı merakla izliyordu.
"Bunca hazırlık..."
Sessizce başını iki yana salladı.
"Hatırladığım kadarıyla aynı anda hiç bu kadar haberci gönderilmemişti."
Yanında duran Silas gözlerini avludan ayırmadan cevap verdi.
"Çünkü daha önce hiçbir zaman bütün krallıkları ilgilendiren bir sorun yaşanmadı."
Raymond derin bir nefes aldı. İlk kez Eldervale'in gerçekten tehlikede olduğunu hissediyordu. Bir muhafız yüksek sesle seslendi.
"Hazır!"
Haberciler atlarına bindi. Kraliyet sancakları gece rüzgârında hafifçe dalgalanıyordu. Büyük demir kapılar ağır ağır açıldı.
İlk grup kuzeye, Glaciera'ya doğru yola çıktı. İkinci grup güneydeki Pyraxis'e doğru ilerledi. Son olarak birkaç süvari batıya döndü. Stormrend'e...
Ay ışığı altında uzaklaşan atlılar kısa süre içinde karanlığın içinde kayboldular. Hiçbiri, çıktıkları yolculuğun düşündüklerinden çok daha tehlikeli olacağını bilmiyordu. Avlu yeniden sessizleştiğinde toplantı salonunda yalnızca iki kişi kalmıştı.
Alaric...
Ve Aldric.
Yaşlı danışman bastonuna dayanarak pencerenin yanına geldi. Bir süre ikisi de konuşmadı. Aşağıda, Eldervale'in ışıkları gecenin karanlığında yıldızlar gibi parlıyordu.
Sonunda Aldric sessizliği bozdu.
"Halk umutlarını Lilith'e bağlamıştı."
Alaric gözlerini şehirden ayırmadı.
"Biliyorum."
"Bugün yaşananlardan sonra o umut sarsıldı."
Kral derin bir nefes verdi.
"Bu yüzden onların korkmasına izin veremem."
Aldric dikkatle ona baktı.
"Yalnızca halk değil, siz de endişelisiniz."
Alaric ilk kez başını çevirdi. Yüzündeki yorgunluk artık saklanamıyordu.
"Endişeliyim."
"Bunca yıldır ilk kez..."
Duraksadı.
"...elimde hiçbir cevap yok."
Bu sözler odada yankılanıp sessizliğe karıştı. Aldric onu uzun süre izledi.
Sonra yumuşak bir sesle konuştu.
"Majesteleri..."
"Siz benden daha fazla şey biliyormuşsunuz gibi davranıyorsunuz."
Alaric'in bakışları bir anlığına değişti.
"Neden böyle düşünüyorsunuz?"
"Çünkü sizi uzun yıllardır tanıyorum."
Aldric hafifçe gülümsedi.
"Ne zaman bu kadar sessiz olsanız..."
"...aklınızda söylemediğiniz bir düşünce olur."
Alaric birkaç saniye boyunca cevap vermedi. Sonra yeniden pencereye döndü.
"Bu kez yanılıyorsunuz."
Aldric bir şey söylemedi. Ama bunun doğru olmadığını hissediyordu.
Aynı saatlerde...
Lilith odasında tek başına oturuyordu. Masasının üzerinde, bugün iyileştirmeye çalıştığı ağaçtan kopan küçük dal parçası duruyordu.
Onu eline aldı. Kurumuş kabuk, parmaklarının arasında sessizce duruyordu.
Derin bir nefes aldı.
Avucunda yumuşak altın ışık belirdi. Işık, kurumuş dalı nazikçe sardı. Dakikalar geçti. Hiçbir şey değişmedi. Lilith gözlerini kapattı. Biraz daha güç verdi. Dalın üzerinde tek bir tomurcuk bile oluşmadı. Sonunda ışık yavaşça söndü. Sessizce başını eğdi.
Tam o sırada odasının kapısının önünden ayak sesleri geçti.
Lilith başını kaldırdı. Kapının aralığından koridora baktığında, uzakta yürüyen Nyx'i gördü. Nyx durmadı. Arkasına da bakmadı. Sessiz adımlarla koridorun sonunda gözden kayboldu. Lilith bir an onu izledi. Sonra bakışlarını yeniden avucundaki kurumuş dala çevirdi.
İki kardeş...
Aynı sarayın içinde yaşıyorlardı. Ama ikisi de, kendi sessizliklerinin içinde tek başınaydı. Lilith kurumuş dalı yavaşça masanın üzerine bıraktı.
Fısıltıdan biraz daha güçlü bir sesle konuştu.
"...Seni kurtaramadım."
Pencerenin dışında rüzgâr yeniden yükseldi.
Eldervale'in ormanları...
Sanki her geçen gün biraz daha sessizleşiyordu.

Bölüm Sonu

Bölüm : 07.08.2026 14:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...