4. Bölüm

Bölüm 4 : Sylvaris'in Sesi

Lilith
lilithdraws

Sylvaris...
Eldervale'in en eski ve en vahşi bölgelerinden biriydi.
Burada orman farklı nefes alıyordu.
Asırlık ağaçların gövdeleri onlarca insanın ancak birlikte sarabileceği kadar kalındı. Dalları gökyüzünü örten yeşil bir kubbe oluşturuyor, güneş ışığı yalnızca yaprakların arasından süzülen ince ışık huzmeleri hâlinde toprağa ulaşıyordu.
Yosunlarla kaplı kökler toprağın üzerine kıvrılıyor, küçük dereler sessizce ormanın derinliklerine doğru akıyordu.
Rüzgâr estiğinde yalnızca yapraklar değil...
Bütün orman fısıldıyormuş gibi hissediliyordu.
Sylvaris halkı yüzyıllardır bu ormanın bir parçası olarak yaşamıştı.
Onlar için hayvanlar yalnızca ormanda yaşayan canlılar değildi.
Aileydiler.
Dosttular.
Ve doğanın sesiydiler.
Fakat son günlerde...
Ormanın sesi değişmeye başlamıştı.
Aeri dizlerinin üzerine çökmüş, küçük kızıl bir tilkinin karşısında sessizce bekliyordu. Uzun pembe saçları omuzlarından aşağı dökülüyor, beyaz renkli elbisesinin etekleri çimenlerin üzerine yayılıyordu. Parlak pembe gözlerinde her zamanki sıcak ifade vardı.
Tilki birkaç adım geride durmuştu.
Normalde onu görür görmez koşarak yanına gelirdi.
Bugün ise tereddüt ediyordu.
Aeri yumuşak bir gülümsemeyle elini uzattı.
"Gel."
Tilki birkaç saniye bekledi.
Sonunda yavaşça yaklaşarak burnunu avucuna dokundurdu.
Aeri usulca başını okşamaya başladı.
"İşte böyle..."
Tilkinin gerginliği biraz olsun azalmış gibiydi.
Aeri gözlerini kapattı.
Derin bir nefes aldı.
Avucundan yayılan hafif ışık, neredeyse görünmeyecek kadar zayıftı. Bu bir iyileştirme büyüsü değildi. Ne de hayvanları kontrol eden bir güç...
Bu, onların ruhlarına dokunmasını sağlayan bağın sessiz bir yansımasıydı.
Bir anda...
Tilkinin hisleri zihnine ulaştı.
Yoğun bir korku.
Durmaksızın etrafını izleme isteği.
Kaçma dürtüsü.
Aeri'nin kaşları yavaşça çatıldı.
"Neden korkuyorsun?"
Elbette cevap alamadı. Hayvanlar kelimelerle konuşmuyordu. Onlar yalnızca hislerini paylaşıyordu.
Ve bu his...
Son günlerde sürekli aynıydı.
Korku.
Kaygı.
Huzursuzluk.
Aeri biraz daha odaklanmaya çalıştı. Belki bu kez farklı bir şey hissederdi. Belki korkunun kaynağını anlayabilirdi.
Tam o sırada...
Tilki irkilerek kulaklarını dikti.
Gözbebekleri büyüdü.
Hiç beklenmedik bir anda Aeri'nin elinden sıyrıldı. Arkasına bile bakmadan ormanın derinliklerine doğru koştu.
"Bekle!"
Aeri istemsizce ayağa kalktı.
Birkaç adım peşinden gitmeye çalıştı.
Ama tilki çoktan ağaçların arasında kaybolmuştu. Orman yeniden sessizleşti.
Aeri bulunduğu yerde durdu.
Ellerini yavaşça göğsünde birleştirdi.
"...Yine aynı şey."
Sesinde üzgün bir kırgınlık vardı. Eskiden hayvanlar onun yanından ayrılmak istemezdi.
Şimdiyse...
Sanki görünmeyen bir şeyden kaçıyorlardı. Aeri başını kaldırıp sık ağaçların arasına baktı. İçini açıklayamadığı bir huzursuzluk kapladı. Ormanda yanlış giden bir şey vardı. Ve bunu yalnızca insanlar değil...
Hayvanlar da hissediyordu.



"Yine mi kaçtı?"
Aeri arkasından gelen tok sesi duyunca dönüp baktı. Ağaçların arasından çıkan uzun boylu adam ağır adımlarla yanına yaklaştı.
Thorne.
Dağınık koyu kahverengi saçları omuzlarına kadar uzanıyor, yeşil gözleri her zamanki gibi dikkatle çevresini inceliyordu. Sağ kaşının üzerindeki eski yara izi sert görünümünü daha da belirginleştiriyordu.
Kollarını göğsünde bağladı.
"Bu hafta üçüncü oldu."
Aeri hafifçe iç çekti.
"Ben bir şey yapmadan kaçtı."
Thorne, tilkinin gözden kaybolduğu yöne baktı.
"Suç senin değil."
"Eskiden böyle değildi."
Aeri'nin sesi bu kez daha sakindi.
"Yanıma gelirlerdi."
"Şimdi ise sanki..."
Cümlesini tamamlayamadı.
Thorne onu tamamladı.
"...bir şeyden kaçıyorlar."
Aeri başını yavaşça salladı.
"Gözlerinde aynı şeyi görüyorum."
"Korku."
İkisi de birkaç saniye sessiz kaldı.
Rüzgâr, ağaçların yapraklarını hafifçe sallıyordu.
Uzaklardan bir kuş sürüsü aniden havalandı.
İkisi de istemsizce gökyüzüne baktı.
Thorne'un yüzü ciddileşti.
"Son günlerde orman fazla sessiz."
Aeri de bunu fark etmişti.
Eskiden her adımda farklı kuş sesleri duyulurdu.
Sincaplar dallar arasında koşturur, geyikler derelerin kenarında görünürdü.
Şimdiyse...
Orman nefesini tutmuş gibiydi.
Tam o sırada küçük gri bir sincap koşarak geldi. Hiç çekinmeden Aeri'nin omzuna tırmandı. Küçük patileriyle saçlarının arasına saklanmaya çalışıyordu.
Aeri gülümseyerek onu avucuna aldı.
"Merhaba sana da."
Sincap burnunu Aeri'nin avucuna sürttü.
Thorne başını iki yana salladı.
"Gerçekten anlamıyorum."
"Neyi?"
"Bazen senin insan mı, yoksa ormanın kaybolmuş bir ruhu mu olduğuna karar veremiyorum."
Aeri kahkaha attı.
"Bu iltifat mı?"
"Sanırım."
"Sanırım mı?"
Thorne omuz silkti.
"Elimden gelen bu."
Aeri gülümseyerek başını salladı.
"Senin için fena sayılmaz."
İlk kez Thorne'un dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
Ama yalnızca birkaç saniyeliğine.
Sonra yeniden ciddileşti.
"Sincabı bırak."
"Neden?"
"Eğer onu bütün gün omzunda gezdirirsen Eamon yine bana kızacak."
Aeri şaşkınlıkla gözlerini açtı.
"Bana değil sana mı?"
"Geçen sefer bütün toplantı boyunca omzundaydı."
"Ee?"
"Sen fark etmedin."
Aeri utangaçça güldü.
"Gerçekten mi?"
"Gerçekten."
Tam o sırada derin ve sakin bir ses duyuldu.
"Çünkü toplantıyı dinlemek yerine sincapla konuşuyordun."
İkisi de dönüp baktı.
Yaşlı adam bastonuna yaslanarak onlara doğru yürüyordu.
Eamon.
Uzun beyaz saçları omuzlarına dökülüyor, kısa beyaz sakalı yüzüne bilge bir ifade katıyordu.
Yaşına rağmen dimdik duruyordu.
Kahverengi gözleri, yılların getirdiği deneyimle hâlâ canlı ve sakindi.
Aeri mahcup bir ifadeyle gülümsedi.
"Lord Eamon..."
Eamon kaşını kaldırdı.
"Adımın geçtiğini hissettim. Yoksa dedikodumu mu yapıyorsunuz? "
Thorne kısık bir sesle güldü.
Aeri dudaklarını büzdü.
"Hayır, Thorne beni azarlıyordu."
Eamon'un yüzünde hafif bir tebessüm belirdi.
Ancak bu gülümseme uzun sürmedi.
Bakışları ormanın derinliklerine kaydı.
"Şimdi bana söyle."
Tilkinin kaçtığı yeri işaret etti.
"Ne hissettin?"
Aeri'nin gülümsemesi yavaşça silindi.
"Korku."
Eamon sessiz kaldı.
"Yalnızca korku."
"Başka hiçbir şey hissedemedim."
Yaşlı adam gözlerini kapatarak derin bir nefes aldı.
"Senden de aynı cevabı alacağımı biliyordum."
Aeri endişeyle ona baktı.
"Bu... kötü mü?"
Eamon gözlerini açtı.
"Sandığımdan da kötü."
Ormanın üzerindeki sessizlik, bu sözlerle birlikte daha da ağırlaşmış gibiydi.



Eamon bir süre daha ormanın derinliklerine baktı.
Sanki ağaçların arasındaki sessizlikten bir cevap bekliyordu.
Sonunda bastonunu yavaşça toprağa dayadı.
"Artık bekleyemeyiz."
Aeri ve Thorne dikkatle ona baktılar.
"Eldervale'e gidiyoruz."
Aeri şaşkınlıkla gözlerini açtı.
"Şimdi mi?"
"Evet."
"Ama ya Sylvaris?"
Eamon hafifçe gülümsedi.
"Sylvaris yalnızca benim yönettiğim bir yer değil."
"Burada görevini bilen insanlar var."
"Biz dönene kadar ormanı ve hayvanları koruyacaklar."
Thorne başını salladı.
"Hazırlıkları ben yaparım."
Eamon ona teşekkür edercesine baktı.
Ardından yeniden Aeri'ye döndü.
"Sen de hazırlan."
Aeri'nin yüzündeki endişenin yerini küçük bir heyecan aldı.
"...Lilith'i göreceğim."
Thorne derin bir iç çekti.
"Evet."
Aeri gülümsemeye başladı.
"Çok uzun zaman oldu."
"Geçen gelişinde bana söz vermişti."
"Neyin sözünü?"
"Birlikte tekrar çiçek festivali yapacağımıza."
Thorne kaşını kaldırdı.
"Şu an aklına gelen ilk şey bu mu?"
Aeri masumca başını salladı.
"Evet."
Thorne istemsizce güldü.
"Gerçekten hiç değişmiyorsun."
Ertesi sabah güneş henüz ağaçların arasından yükselmeye başlamışken üçlü yola çıktı.
Sylvaris'ten Eldervale'e uzanan patika, sık ormanın içinden kıvrılarak ilerliyordu.
Sabah sisi hâlâ yer yer toprağın üzerinde dolaşıyordu.
Yol boyunca Aeri birkaç kez durdu.
Dalların üzerinde bekleyen kuşlara baktı. Bir geyik sürüsünü uzaktan izledi.
Aeri her seferinde aynı şeyi denedi.
Sessizce gözlerini kapattı.
Hayvanların ruhlarına dokundu. Ama hissettiği şey hiç değişmedi.
Korku.
Kaçma isteği.
Tedirginlik.
Sanki bütün orman görünmeyen bir fırtınanın yaklaşmasını bekliyordu.
Aeri yavaşça gözlerini açtı.
"Yine aynı..."
Thorne onu duydu.
"Hiç mi değişmiyor?"
Aeri başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Ne kadar uğraşırsam uğraşayım..."
"...yalnızca korkularını hissediyorum."
Eamon ağır adımlarla yürümeyi sürdürdü.
"Hayvanlar çoğu zaman insanların fark edemediği şeyleri hisseder."
"Bu yüzden onların sessizliği beni endişelendiriyor."
Üçü de konuşmadan yürümeye devam etti.
Saatler sonra sık ağaçlar yavaş yavaş seyrelmeye başladı.
Güneş ışığı daha rahat toprağa ulaşıyor, ormanın tanıdık kokusuna çiçeklerin tatlı kokusu karışıyordu.
Uzaktan taş surlar görünmeye başladı.
Eldervale.
Aeri'nin gözleri parladı.
"Nihayet geldik!"
Daha kapıya ulaşmadan yürüyüşü hızlandı.
Thorne başını iki yana salladı.
"Koşma."
"Söz veremem."
"Ben ciddiyim."
"Ben de."
Thorne çaresizce Eamon'a baktı.
"Bir gün gerçekten beni dinleyecek mi?"
Eamon hafifçe gülümsedi.
"Umut etmek güzeldir."
Thorne iç çekti.
Tam o sırada Eldervale'in büyük kapıları bütün ihtişamıyla önlerinde yükseldi.
Muhafızlar gelen üç kişiyi fark ederek doğruldular.
Aeri'nin yüzündeki heyecan ise artık gizlenemeyecek kadar büyümüştü.



Eldervale'in büyük kapıları yavaşça açıldı.
Kapıda nöbet tutan muhafızlar gelenleri görünce doğruldular.
Raymond önce Eamon'u fark etti.
Ardından Thorne'u.
Son olarak da öndeki pembe saçlı kızı görünce yüzü bir anda aydınlandı.
"Lady Aeri!"
Aeri başını kaldırıp ona baktı.
Bir an durdu.
Sonra neşeyle el salladı.
"Raymond!"
Genç muhafız istemsizce gülümsedi.
"Uzun zaman oldu."
"Evet!"
Aeri kapıya yaklaşırken heyecanla etrafına bakıyordu.
"Burayı çok özlemişim."
Raymond hafifçe güldü.
"Hiç değişmemişsiniz."
"Bu iyi bir şey, değil mi?"
"Bence öyle."
Aeri'nin arkasından gelen Thorne söze karıştı.
Silas da yanlarına yaklaşarak saygıyla eğildi.
"Lord Eamon."
Yaşlı lider başını eğerek selam verdi.
"Silas."
Kısa ama samimi bir selamlaşmanın ardından Raymond kapıları işaret etti.
"Majesteleri gelişinizi bekliyordu."
Şehrin içine girdikleri anda Aeri'nin gözleri parlamaya başladı.
Taş yollar...
Rengârenk çiçeklerle süslenmiş dükkânlar...
Pencerelerden sarkan sarmaşıklar...
Çocukluğundan beri bildiği bu manzara hiç değişmemiş gibiydi.
"Lady Aeri!"
Küçük bir kız el sallayarak yanlarına koştu.
Aeri hemen eğilip gülümsedi.
"Merhaba!"
Küçük kız elindeki papatyayı uzattı.
"Bu sizin için."
Aeri şaşkınlıkla çiçeği aldı.
"Bana mı?"
Kız başını salladı.
"Sizi görünce toplamak istedim."
Aeri'nin yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
"Çok teşekkür ederim."
Küçük kız mutlu bir kahkaha atarak annesinin yanına koştu.
Yol boyunca başka insanlar da onları selamlıyordu.
Bazıları yalnızca gülümsüyor...
Bazıları ise Aeri'ye el sallıyordu.
Tam o sırada iki küçük serçe gelip Aeri'nin omuzlarına kondu.
Aeri usulca güldü.
"Merhaba size de."
Thorne başını iki yana salladı.
"İşte yine başladı."
"Ney?"
"Hayvanlar seni bulmayı başarıyor."
"Sanki ben onları çağırıyormuşum gibi konuşuyorsun."
"Çağırmıyorsun."
Thorne omzundaki serçeyi gösterdi.
"Onlar seni buluyor."
Aeri serçeye bakıp kıkırdadı.
"Ben de onları seviyorum."
Raymond bu manzarayı izlerken gülümsedi.
"Lady Aeri geldiğinde şehir biraz daha neşeli oluyor."
Aeri utangaçça güldü.
"Beni mahcup ediyorsun."
Saray bahçesine ulaştıklarında Lilith onları bekliyordu.
Uzaktan gelen ses bütün bahçede yankılandı.
"LILITH!"
Lilith başını kaldırdı.
Daha ne olduğunu anlayamadan Aeri bütün hızıyla ona doğru koşmaya başlamıştı.
"Aeri, dur—"
Sözünü tamamlayamadı.
Aeri çoktan ona sıkıca sarılmıştı.
"Seni çok özledim!"
Lilith gülerek dengesini korumaya çalıştı.
"Ben de seni özledim."
"Ama gerçekten çok özledim."
"Bunu hissettim."
İkisi de gülmeye başladı.
Bahçedeki görevliler bu manzarayı görünce istemsizce tebessüm etti.
Eamon hafifçe başını salladı.
"Her gelişinde aynı şey."
Thorne kollarını bağladı.
"En azından bu kez kimseyi yere düşürmedi."
"Henüz."
Bahçenin biraz ilerisinde duran Nyx sessizce onları izliyordu.
Lilith'in gülümsemesi...
Aeri'nin bitmek bilmeyen neşesi...
İnsanların onlara sevgiyle bakışı...
Hepsi ona fazlasıyla tanıdık geliyordu. İçinde hafif bir sızı hissetti.
Aeri'yi seviyordu.
Ama onun etrafa yaydığı sıcaklık, istemeden de olsa Lilith'i hatırlatıyordu.
Ve bu his...
Bazen canını acıtıyordu.
Sessizce arkasını dönmeye hazırlanırken tanıdık bir ses duyuldu.
"Nyx!"
Nyx gözlerini kapattı.
"...Geç kaldım."
Arkasını döndüğünde Aeri çoktan yanına gelmişti.
Hiç düşünmeden ona da sarıldı.
Nyx derin bir iç çekti.
"Bir gün bana haber vermeden sarılmayı bırakacaksın."
Aeri başını kaldırıp masumca gülümsedi.
"Söz veremem."
"Bundan korkuyordum."
Aeri kıkırdadı.
"Sen de özledin beni."
Nyx bakışlarını kaçırdı.
"...Belki."
"Bu 'evet' demek."
Nyx istemsizce gülümsedi.
"Sakın bunu başkalarının yanında söyleme."
"Tamam."
Aeri bir an durdu.
"...Ama Lilith'e söyleyebilirim."
Nyx gözlerini devirdi.
"İşte şimdi pişman oldum."
Lilith uzaktan onları izlerken gülümsemekten kendini alamadı.
Belki de uzun zamandır ilk kez...
Sarayın bahçesinde gerçek bir neşe vardı.
Fakat bu neşenin ardında bekleyen karanlığı henüz hiçbiri bilmiyordu.

Bölüm Sonu

Bölüm : 07.08.2026 14:31 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...