
Habercinin cesedinin Eldervale'e ulaşmasının üzerinden yalnızca birkaç saat geçmişti.
Ancak Eldervale'de artık hiçbir şey eskisi gibi değildi.
Saray koridorlarında yankılanan ayak sesleri hiç durmuyor, muhafızlar durmadan görev değiştiriyor, danışmanlar ellerindeki belgelerle bir odadan diğerine koşuşturuyordu.
Stormrend'din sessizliği artık bir gizem olmaktan çıkmıştı. Bu, tüm krallıkları ilgilendiren bir tehdide dönüşmüştü.
Büyük konsey salonunda hava her zamankinden daha ağırdı. Yuvarlak masanın etrafında yine aynı yüzler vardı.
Kral.
Aldric.
Flint.
Lilith.
Nyx.
Rei.
Kaen.
Aeri.
Eamon.
Thorne.
Elias.
Darius.
Gaia ve Terra da bu kez toplantıya çağrılmıştı. Masanın tam ortasında Stormrend'den getirilen yıpranmış bayrak parçası duruyordu.
Kimse konuşmuyordu.
Sonunda sessizliği Aldric bozdu.
"Habercinin ölümünü görmezden gelemeyiz."
Kral ağır ağır başını salladı.
"Katılıyorum."
Flint öne eğildi.
"Stormrend'e yeni bir birlik gönderelim."
"Bu kez daha kalabalık."
"Ve tam donanımlı."
Eamon düşünceli bir ifadeyle bastonuna yaslandı.
"Kalabalık bir birlik..."
"...Stormrend halkı için tehdit gibi görünebilir."
Rei ilk kez konuştu.
"Eğer orada düzen kaldıysa."
Salondaki bakışlar ona çevrildi.
Rei sakinliğini koruyordu.
"Fakat habercinin hâlini gördük."
"Orada bizi neyin beklediğini bilmiyoruz."
Kaen kollarını bağladı.
"Bilmediğimiz için gitmeliyiz."
Darius başını salladı.
"Katılıyorum."
Kral derin bir nefes aldı.
Bakışları masadaki herkesi tek tek dolaştı.
"Öyleyse..."
"...Stormrend'e bir keşif ekibi göndereceğiz."
Odadaki hava değişmişti.
Karar verilmişti. Artık geriye sadece...
Kimin gideceği kalmıştı.
Aldric masanın üzerine yeni bir harita serdi. Stormrend'e uzanan yollar işaretlenmişti.
"En kısa rota kuzeybatı ormanlarından geçiyor."
Gaia haritaya dikkatle baktı.
"Bozulmaların en yoğun görüldüğü bölgeler de bunlar."
Terra istemsizce ürperdi.
"Yani yol boyunca da tehlikeyle karşılaşabiliriz."
Flint başını salladı.
"Bu yüzden sıradan askerler gönderemeyiz."
Kral ağır ağır ayağa kalktı.
"Bu göreve yalnızca hem savaşabilecek..."
"...hem de karşılaştığı bilinmezle baş edebilecek kişiler gidecek."
Salonda sessizlik yeniden hâkim oldu. Herkes aynı soruyu düşünüyordu.
Kimler?
Kral pencereden dışarı baktı. Güneş batmak üzereydi.
Sonra arkasını döndü.
"İsimleri ben belirleyeceğim."
Bu söz salonda hafif bir huzursuzluk yarattı. Çünkü herkes bunun kolay bir karar olmayacağını biliyordu. Ve bazı isimler...
Diğerlerinden çok daha büyük tartışmalara neden olacaktı.
✦
Konsey dağıldıktan sonra büyük salon yavaş yavaş boşalmaya başladı.
Danışmanlar kendi aralarında alçak sesle konuşarak koridorlara yöneldi. Muhafızlar görevlerinin başına döndü.
Rei, Kaen, Elias ve Darius birlikte salondan çıkarken Flint de birkaç komutana talimat vermek üzere farklı bir koridora yöneldi.
Kısa süre içinde salonda yalnızca iki kişi kalmıştı.
Kral.
Ve Lilith.
Kral, masanın üzerindeki haritayı toplamaya başladı.
Lilith birkaç adım ilerledi.
"Bir şey sorabilir miyim?"
Kral başını kaldırdı.
"Elbette."
Lilith'in bakışları ciddiydi.
"Stormrend'e kimi göndermeyi düşünüyorsunuz?"
Kral cevap vermeden önce haritayı dikkatlice katladı.
"Hâlâ değerlendiriyorum."
Lilith hafifçe gülümsedi.
"Beni kandıramazsınız."
Kral durdu.
"Kararınızı çoktan verdiniz."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonunda kral derin bir nefes verdi.
"Aklımda bazı isimler var."
Lilith dikkatle onu dinliyordu.
"Rei."
"Kaen."
"Flint."
"Elias."
"Darius."
Lilith başını salladı. Bunlar beklediği isimlerdi.
Ama kralın duraksaması dikkatini çekmişti.
"...Ve?"
Kral gözlerini pencereden görünen ormana çevirdi.
"Nyx."
Lilith'in yüzündeki ifade anında değişti.
"Nyx mi?"
"Evet."
"Neden?"
Kral bir süre sessiz kaldı.
Sonra alçak bir sesle konuştu.
"Son zamanlarda halkın ona karşı tavrı giderek sertleşiyor."
Lilith hiçbir şey söylemedi.
"Herkesin biraz zamana ihtiyacı var."
"Onun da..."
"...halkın da."
Lilith'in sesi bu kez daha keskindi.
"Yani onu uzaklaştırmak istiyorsunuz."
"Hayır."
"Bu bir görev."
Lilith kaşlarını çattı.
"Ama onu seçme sebebiniz görev değil."
Salondaki hava ağırlaştı.
Lilith bir adım daha yaklaştı.
"İnsanlar ondan korkuyor diye onu göndermek istiyorsunuz."
Kral'ın yüzü sertleşti.
"Bu kadar basit değil."
"Öyle mi?"
Lilith'in sesi ilk kez kırılmıştı.
"Çocukluğundan beri aynı şeyi yapıyorsunuz."
Kral sustu.
"Ne zaman insanlar korksa..."
"...Nyx yalnız kalıyor."
Uzun bir sessizlik oldu.
Kral sonunda yavaşça konuştu.
"Ben onu korumaya çalışıyorum."
Lilith başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Onu yalnız bırakıyorsunuz."
Bu sözler kralın canını yakmıştı.
Belli etmemeye çalışsa da gözlerindeki yorgunluk daha da belirginleşti.
"Bazen bir kral..."
"...baba gibi davranamaz."
Lilith'in gözleri doldu.
"Ama siz ikisini de yapmıyorsunuz."
Sözlerini bitirir bitirmez arkasını döndü. Kapıya doğru yürüdü.
Tam çıkacakken durdu.
"Nyx bu göreve giderse..."
Kral başını kaldırdı.
Lilith arkasını dönmeden konuştu.
"Lütfen onu halktan kaçırdığınızı sanmayın."
"Çünkü o artık kaçmayacak."
Kapı yavaşça kapandı.
Kral salonda tek başına kaldı. Elini masanın kenarına koydu. Yorgun gözlerini kapattı.
Fısıltı hâlinde tek bir cümle döküldü dudaklarından.
"...Keşke nedenini anlayabilsen."
Bu sırada sarayın taş balkonlarından birinde...
Kaen korkuluklara yaslanmış, avludaki hareketliliği izliyordu.
Rei sessizce yanına geldi.
"Konsey beklediğimden daha uzun sürdü."
Kaen hafifçe güldü.
"İnsanlar konuşmayı seviyor."
Rei buna cevap vermedi.
Bir süre ikisi de sessiz kaldı.
Sonunda Kaen konuştu.
"Sence bizi gönderir mi?"
"Büyük ihtimalle."
"Nereden biliyorsun?"
"Çünkü Glaciera da bu olayın içinde."
Kaen başını salladı.
"Pyraxis de."
İkisi de aynı sonuca varmıştı.
Gitmeleri gerekiyordu.
Tam o sırada arkalarından ayak sesleri duyuldu.
Nyx.
Sessizce yanlarına geldi.
Kaen ona kısa bir bakış attı.
"Dinliyordun."
"Bir kısmını."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Nyx hiç tereddüt etmeden konuştu.
"Ben de gitmek istiyorum."
Kaen şaşırmadı.
Rei ise dikkatle ona baktı.
"Neden?"
Nyx gözlerini avluya çevirdi.
Aşağıda insanlar günlük işlerine dönmeye çalışıyordu.
Ama bazı bakışlar hâlâ onu arıyordu.
"Burada kalırsam..."
"...her gün aynı fısıltıları duyacağım."
Sesi sakindi.
Ama içinde taşıdığı yorgunluk hissediliyordu.
"En azından orada..."
"...gerçekten bir işe yarayabilirim."
Rei birkaç saniye düşündü.
"Bence gitmelisin."
Nyx ona döndü.
Şaşırmıştı.
"Neden?"
"Eğer bu bozulma senin gücünden farklıysa..."
"...onu en iyi ayırt edebilecek kişi sensin."
Nyx ilk kez biri tarafından gerçekten anlaşıldığını hissetti.
Kaen hafifçe gülümsedi.
"Bence de gitmelisin ama benim sebebim daha basit."
İkisi ona baktı.
"Seni savaşırken görmek istiyorum."
Nyx gözlerini devirdi.
"Tahmin etmeliydim."
Kaen omuz silkti.
"Merak ediyorum."
"İnsanların senden neden bu kadar korktuğunu kendi gözlerimle görmek istiyorum."
Nyx derin bir nefes verdi.
"Buna gerek yok."
Tam o sırada arkalarından tanıdık bir ses geldi.
"Bence var."
Üçü aynı anda arkalarını döndü.
Flint onlara doğru yürüyordu.
Yüzündeki ifade her zamanki gibi sakindi.
"Aynı göreve çıkacaksak..."
"...birbirimizin gücünü bilmemiz gerekir."
Kaen'in yüzünde heyecanlı bir gülümseme belirdi.
Nyx ise sessizce Flint'e baktı. Belli ki...
Bu konuşma henüz bitmemişti.
✦
Eğitim alanı günün bu saatinde neredeyse boştu.
Sabah yapılan antrenmanlardan geriye yalnızca kırılmış tahta hedefler, kılıç izleri ve kum zeminde bırakılmış ayak izleri kalmıştı.
Flint ağır adımlarla meydana girdi.
Arkasından Rei, Kaen ve Nyx geldi.
Meraklı bakışlar çok geçmeden onları takip etmeye başladı. Yakındaki muhafızlar çalışmalarını bırakmıştı.
Elias ile Darius da sesleri duyunca meydana yöneldi.
"Ne oluyor?" diye sordu Darius.
Flint durdu.
"Sadece küçük bir gösteri."
Kaen gülümseyerek kollarını bağladı.
"Beklediğime değecek gibi."
Nyx ise bulunduğu yerde kalmıştı. Yüzünde isteksiz bir ifade vardı.
Flint ona döndü.
"Kimse senden bütün gücünü göstermeni istemiyor."
"Sadece..."
"...yanımızda savaşacak kişinin neler yapabildiğini bilmek istiyoruz."
Nyx sessiz kaldı.
Elias ilk kez konuştu.
"Ben seni hiç savaşırken görmedim."
"Bunca söylenti..."
"...gerçekten doğru mu?"
Nyx gözlerini ona çevirdi.
"Keşke insanlar gücüm yerine beni tanımaya çalışsaydı."
Bu söz Elias'ın yüzündeki ifadeyi değiştirdi. Kimse cevap veremedi.
Flint birkaç adım geri çekildi.
"Hazır olduğunda."
Meydanda sessizlik hâkimdi.
Rüzgâr hafifçe esiyor, ağaçların yapraklarını hışırdatıyordu.
Nyx yavaşça eldivenini çıkardı. Sol elini önüne kaldırdı. Gözlerini kapattı. Derin bir nefes aldı. Bir an...
Hiçbir şey olmadı. Sonra...
Ayaklarının altındaki gölge kıpırdadı. Sanki canlıymış gibi. İnce siyah çizgiler kumların üzerinde sessizce ilerlemeye başladı.
Rei'nin dikkati tamamen Nyx'in üzerindeydi. Kaen'in yüzündeki gülümseme ise yavaş yavaş kayboluyordu. İlk kez...
Ciddileşmişti.
Gölgeler birkaç metre ilerledikten sonra yerdeki tahta hedeflerden birine ulaştı. Hiçbir patlama olmadı. Hiçbir gösterişli ışık yoktu. Sadece...
Tahtanın yüzeyinde ince siyah çatlaklar belirdi. Ardından odun onlarca yıl geçmiş gibi kurudu. Çatladı. Sessizce parçalanıp yere döküldü. Kimse konuşmadı.
Gölgeler ikinci hedefe ulaştı. Bu kez metal zincirler vardı. Pas...
Önce küçük noktalar hâlinde ortaya çıktı. Sonra saniyeler içinde bütün zinciri kapladı. İnce bir çıtırtı duyuldu. Zincir kendi ağırlığını taşıyamayıp yere düştü. Yakındaki çimenlerin uçları hafifçe soldu.
Nyx bunu fark ettiği anda gözlerini açtı. Gölgeler anında geri çekildi. Her şey birkaç saniye içinde sona ermişti.
Meydan yeniden sessizdi. Sadece kırılmış tahta parçaları ve paslanmış zincirler yerde duruyordu.
Nyx eldivenini tekrar giydi.
"Hepsi bu."
Kimse hemen konuşamadı.
Elias yutkundu.
"...Bu..."
"...kontrollü hâli miydi?"
Nyx cevap vermedi.
Sessizlik, cevaptan daha anlamlıydı.
Rei yerdeki paslanmış zincire baktı.
"Bunu..."
"...kontrolünü kaybetmeden yaptın."
Nyx başını hafifçe salladı.
"Evet."
Kaen yavaşça ona doğru yürüdü.
Yüzünde yine o tanıdık gülümseme vardı. Ama bu kez içinde alay yoktu. Yalnızca hayranlık.
Tam Nyx'in önünde durdu.
"Bunu beğendim."
Nyx kaşını kaldırdı.
"Beğendin mi?"
Kaen hafifçe güldü.
"Şimdi seni daha çok merak ediyorum."
Bir an durdu.
Sonra elini uzattı.
"Bir gün."
"Gerçekten dövüşelim."
Nyx uzatılan ele baktı.
Sonra Kaen'in gözlerine. İlk kez...
Karşısındaki kişinin gücünden korkmadığını hissetti. Daha doğrusu...
Korksa bile geri adım atacak biri olmadığını.
Nyx elini uzatmadı.
Ama dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
"Tamam."
Tam o sırada eğitim alanının girişinden hızlı ayak sesleri duyuldu.
Bir muhafız nefes nefese meydana koştu.
"Komutan Flint!"
Herkes aynı anda ona döndü.
Muhafız derin bir nefes aldı.
"Majesteleri..."
"...hemen konsey salonuna gelmenizi istiyor."
Flint'in yüzü ciddileşti.
"Bir şey mi oldu?"
Muhafız başını salladı.
"Stormrend hakkında..."
"...yeni haber geldi."
Meydandaki hava bir anda değişti.
Az önceki merak yerini yeniden gerginliğe bıraktı.
Kimse tek kelime etmeden muhafızın ardından yürümeye başladı. Bu kez...
Bekleyen şey yalnızca bir görev değildi.
Bir karar anıydı.
✦
Flint, Rei, Kaen ve Nyx konsey salonuna ulaştıklarında içerisi yeniden dolmuştu.
Yuvarlak masanın etrafında krallığın önde gelen isimleri toplanmıştı.
Lilith ile Aeri de salondaydı.
Kapının önünde iki tüccar bekliyordu. Üzerlerindeki kıyafetler yırtılmış, yüzleri yorgun ve solgundu.
Kral ağır bir sesle konuştu.
"Anlatın."
İki tüccardan yaşlı olanı öne çıktı.
"Üç gün önce Stormrend limanına ulaşmaya çalıştık, Majesteleri."
Salondaki herkes sessizce onu dinliyordu.
"Her şey... çok tuhaftı."
Adam yutkundu.
"Liman yerindeydi."
"Gemiler de."
"Ama..."
Duraksadı.
"...hiç ses yoktu."
Rei dikkat kesildi.
Tüccar devam etti.
"Surlarda nöbetçiler vardı."
"Bize baktılar."
"Uzun süre hiçbir şey yapmadılar."
"Kapıları açacaklarını düşündük."
Adamın sesi titremeye başladı.
"Sonra..."
"...oklarını bize doğrulttular."
Salondaki hava ağırlaştı.
"Tek kelime etmeden saldırdılar."
Diğer tüccar söze girdi.
"Onlar..."
"...insan gibiydiler."
"Ama gözlerinde hiçbir şey yoktu."
"Sanki..."
Kelimeyi bulmakta zorlandı.
"...bizi görmüyorlardı."
Flint kaşlarını çattı.
"Kaçmayı nasıl başardınız?"
"Gemi kaptanı rüzgârı arkasına aldı."
"Yoksa bugün burada olamazdık."
Sessizlik.
Kral yavaşça ayağa kalktı.
"Artık bekleyemeyiz."
Kimse itiraz etmedi.
Çünkü herkes aynı şeyi düşünüyordu.
Stormrend'e gidilmeliydi.
Kral bakışlarını masadakilerin üzerinde gezdirdi.
"Şafak vakti bir keşif birliği yola çıkacak."
Salondaki herkes dikkat kesildi.
Kral isimleri tek tek söylemeye başladı.
"Flint."
Komutan başını eğdi.
"Rei."
Rei sessizce onay verdi.
"Kaen."
Kaen hafifçe gülümsedi.
"Nyx."
Nyx'in yüzünde hiçbir değişiklik olmadı.
"Elias."
Genç muhafız dimdik durdu.
"Darius."
Pyraxis muhafızı başını salladı.
Kral sustu. Başka isim söylemedi.
Lilith yavaşça ayağa kalktı.
"Benim adımı söylemediniz."
Kral sakince ona baktı.
"Söylemedim."
"Çünkü sen burada kalacaksın."
Salondaki sessizlik yeniden çöktü.
Lilith'in sesi kararlıydı.
"Neden?"
"Eldervale'in sana ihtiyacı var."
"Stormrend'in de olabilir."
"Hayır."
Kralın cevabı kesindi.
"Sen gitmeyeceksin."
Lilith'in gözlerinde öfke belirdi.
"Ben yalnızca prenses değilim."
"Aynı zamanda bu krallığın şifacısıyım."
"Orada yaralanacak insanlar olacak."
"Belki kurtarabileceğim insanlar."
Kral başını iki yana salladı.
"Risk alamam."
Tam o sırada Rei ayağa kalktı.
Salondaki bakışlar ona çevrildi.
"Majesteleri."
Kral dikkatle onu dinledi.
"Prenses Lilith'in burada kalmasını istemenizi anlayabiliyorum."
Kısa bir sessizlik oldu.
"Ama grubumuzda bulunması..."
"...sağ salim dönme ihtimalimizi ciddi ölçüde artıracaktır."
Rei haritanın üzerindeki işaretleri gösterdi.
"Karşılaşacağımız bozulmaların nasıl etki göstereceğini bilmiyoruz."
"Fakat şimdiye kadar gördüklerimiz..."
"...yaşam gücünün en etkili karşılık olduğunu gösteriyor."
"Sadece savaşmak için değil."
"...hayatta kalabilmek için de Prenses Lilith'e ihtiyacımız var."
Salonda kısa bir sessizlik oluştu.
Bu kez Kaen konuştu.
"Hayatımda ilk kez Buz Prensi'yle tamamen aynı fikirdeyim."
Darius hafifçe güldü.
Kaen omuz silkti.
"Ne?"
"Doğru söylüyor."
"Ben de yanı başımda güçlü bir şifacı olmasını tercih ederim."
Flint de başını salladı.
"Ben de aynı görüşteyim, Majesteleri."
Kral derin bir nefes aldı.
Salondaki herkes ona bakıyordu.
Sonunda gözlerini kapattı.
"...Peki."
Lilith'in omuzları gevşedi.
"Ama emir komuta zincirine uyacaksın."
Lilith başını eğdi.
"Söz veriyorum."
Nyx, olanları sessizce izliyordu.
İçinden geçen tek düşünce şuydu:
"Keşke gelmeseydin..."
Bunu söylemedi.
Çünkü Lilith'in kararını değiştiremeyeceğini biliyordu.
Tam herkes yeniden yerine oturacakken...
Bir sandalye geriye doğru çekildi.
"Ben de geliyorum."
Aeri.
Salondaki herkes ona döndü.
Flint'in cevabı gecikmedi.
"Hayır."
Eamon yumuşak bir sesle konuştu.
"Aeri..."
Ama genç kız geri adım atmadı.
"Ne söylerseniz söyleyin."
"Bu kez beni durduramayacaksınız."
Kral ayağa kalktı.
"Bu görevin ne kadar tehlikeli olduğunu biliyor musun?"
"Biliyorum."
"Hayır, bilmiyorsun."
Kralın sesi ağırlaşmıştı.
"Yıllar önce ne olduğunu unutmadım."
Salonda derin bir sessizlik oluştu.
Aeri'nin yüzündeki renk çekildi.
Kral devam etti.
"Kontrolünü kaybettiğinde..."
"...neler yaşandığını hepimiz hatırlıyoruz."
"Bir daha aynı riski göze alamam."
Aeri'nin elleri titriyordu.
Gözlerini kapattı.
Sonra yavaşça konuştu.
"Ben de unutmadım."
Sesi neredeyse fısıltıydı.
"Her gün hatırlıyorum."
Başını kaldırdı.
Gözlerinde yaşlar vardı.
"Son birkaç gecedir..."
"...ağabeyimi görüyorum."
Lilith şaşkınlıkla ona baktı.
Aeri devam etti.
"Her gece."
"Aynı yerde."
"Aynı bakışlarla."
"...Beni çağırıyor."
Salonda kimse tek kelime etmiyordu.
"Bu sadece bir rüya değil."
"Bunu hissediyorum."
Kral sertçe başını salladı.
"Hislerin yüzünden seni tehlikeye atamam."
Aeri ilk kez sesini yükseltti.
"Belki de bu, çözmemiz gereken gizemin bir parçası!"
"Görmezden gelemem!"
Tam o anda Thorne ayağa kalktı.
Sandalyesinin sesi salonda yankılandı.
"O hâlde yalnız gitmeyecek."
Herkes ona döndü.
Thorne'un sesi sakindi.
Ama kararı kesindi.
"Ben de gidiyorum."
Eamon dikkatle ona baktı.
"Emin misin?"
Thorne hiç tereddüt etmedi.
"Evet."
Sonra bakışlarını Aeri'ye çevirdi.
"Bu kez..."
"...onu yalnız bırakmayacağım."
Uzun bir sessizlik oldu.
Eamon yavaşça başını salladı.
"Ben Thorne'a güveniyorum, Majesteleri."
Kral gözlerini kapattı.
Sanki bütün ihtimalleri tek tek tartıyordu.
Dakikalar gibi gelen birkaç saniyenin ardından...
"...Peki."
Aeri'nin gözleri doldu.
"Fakat."
Kralın sesi yeniden ciddileşti.
"Bu görevde herkes Flint'in emirlerine uyacak."
Kimse itiraz etmedi.
Kral son kez salondakilere baktı.
"Şafak söker sökmez yola çıkıyorsunuz."
Bu sözle birlikte salondaki herkes ayağa kalktı.
Artık karar verilmişti.
Onları bekleyen yolculuk...
Sadece Stormrend'e değil,
hiçbirinin henüz bilmediği gerçeklere doğru başlayacaktı.
Bölüm sonu
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |