
22 Aralık 2025
Mardin Prof. Dr. Aziz Sancar Havalimanı.
Uçağım Mardin'e inmişti, uçaktan eşyalarımı alıp indim. Havaalanına girdim ve bağaj teslimat alanında bekliyordum.
Çok gergindim. Çünkü buraya dört yıl sonra yeniden geliyordum.
Ailemi, hayatımı, "Karaşah" soyadımı geride bırakalı dört yıl olmuştu.
Kendim için savaşmıştım; Ankara'ya gidebilmek ve Hukuk Fakültesi'nde okuyabilmek için...
Bu düşüncelerle boğuşurken mavi bavulumu gördüm, hemen aldım. Bagaj etiketine bakmadım, havaalanından çıktım ve taksi bekliyordum.
Arkamdan bir ses duydum. "Hanımefendi!" diye sesleniyordu. Başta ben olduğumu düşünmedim, umursamadım zaten gergindim. Ama ses gittikçe yaklaştı ve adım söylendi: "Rojda Karaşah."
Şaşırdım, kaşlarımı çattım ve arkamı döndüm. Esmer, kara gözleri olan takım elbiseli bir adamdı, bayağı yakışıklı duruyordu. "Buyrun, benim?" dedim.
Adam havalimanı kapısından çıktı, bana yaklaştı. Ciddi bir duruşu vardı. "Rojdan Hanım, bavullarımız karıştı," açıkladı.
Kaşlarımı tekrar çattım. "Nasıl yani?" sorguladım. Ardından mavi bavulumun bagaj etiketine baktım: "Kutay Karan Aslanbey" yazıyordu. Şaşkınlıktan gözlerim faltaşı gibi açıldı, sonra adama baktım. "Kutay Bey?" vurguladım.
"Ta kendisi Rojdan Hanım," dedi, dudağının kenarında ufak bir gülümseme belirdi. Bavulumu bana doğru uzattı, "Bu sizin, o benim," ekledi. Bavullarımız aynı renkti, hatta aynı boyuttaydı.
O anı hatırladım, dalgın olduğum için etikete bakmadan bavulu almıştım. Yüzümde mahcup bir ifade oluştu. "Kusura bakmayın, benim hatam. Çok dalgındım." dedim ve uzattığı bavulumu aldım, ona da kendi bavulunu uzattım.
Kutay bavulunu aldı, durumu anlamasa da anlayışla karşılamıştı. "Sorun yok Rojdan Hanım, arada olur böyle şeyler." Beni rahatlattı, tam konuşacağım sırada arkadan bir adam Kutay'a seslendi: "Abi, hadi seni bekliyoruz, geç kalacağız, annem kızacak." söylendi.
Kutay bana baktı, gülümsedi. "İyi günler, Rojdan Hanım, memleketimize hoş geldiniz." dedi. Gülümsedim. "Hoş bulduk." dedim. Aynı adam tekrar, "Abi, hadi!" homurdandı. Kutay adama döndü. "Çatladın mı lan, Baran? Geliyorum dedim."
İstemsizce komik bulmuştum, gülmemi bastırdım. "Ben sizi daha fazla tutmayayım, iyi günler." dedim. Kutay kafasını salladı ve tekrar havalimanına girdi. Ben de yoldan taksi çevirdim, bindim.
Yolculuk fazla uzun sürmedi, taksi tam konağın önünde durdu. Kalbim yerinden çıkacak gibi hissediyordum. Derin bir nefes aldım, taksiciye parasını ödedim. Taksiden indim ve konağın kapısına bakıyordum. Yıllarım, çocukluğumun geçtiği yer tam burasıydı: bu konak, bu avlu...
Taksci bavulumu bagajdan çıkarıp gitmişti, farkında değildim. Dünya durmuş gibiydi. Sonra konağın kapısı açıldı. Dalgın olduğum için irkilmiştim. Kapıyı açan Ümmü ablanın kızı Gülizardı. Yıllardır Ümmü abla bu konakta çalışıyordu. Kızı Gülizar beni hemen hatırladı, mutlu oldu ve gülümsedi. "Rojdan abla!" neşeyle söyledi.
Gülümsedim. "Gülizar," dedim ve ona sarıldım. "Hoş geldin Rojdan abla!" dedi o da. Sonra ben bir şey demeye kalmadan "Rojdan abla geldi! Rojdan abla geldi!" bağırarak herkese duyurmuştu.
Daha da gergin bir hale gelmiştim. Gülizar bavulumu aldı, kapının eşiğinden geçirdi. "Hadi gel Rojdan abla! Kapının eşiğinde durma, burası senin evin." dedi. Bunu iyi niyetle söylediğini biliyordum ama söz kafamda yankılandı. 'Burası senin evin...' Aklıma anılarım geldi, ilk üniversiteyi kazandığım an...
!!FLASHBACK!!
18 Temmuz 2022
18 yaşımda ilk kez üniversite sınavına girdiğimde kazanmıştım ama dedem izin vermedi. Yine de pes etmedim, bir yıl içinde tekrar çalışmaya başladım gizlice. En son sınav günü geldi. Annemle birlikte gizlice sınava girmek için okula gittik, titriyordum.
Annem elimi şefkatle tuttu. "Yavrum," dedi, saçımı okşadı. "Korkma, kınalı kuzum, sen yaparsın! Ben sana inanıyorum, önce de yaptın, şimdi de yaparsın." ekledi. Annem, beni cesaretlendirmek istiyordu.
Gülümsedim, gözlerindeki hüznü görüyordum. O, çok genç yaşında, benim yaşımda beni kucağında tutan, okumayan bir kadındı. Elini sıktım. "Biliyorum annem, yapacağım senin için..." dedim resmen, altını çizerek söyledim.
Annem elimi öptü, sonra bir kumaşa sarılı okunmuş pirinç çıkardı. "Al bunlardan ye, yavrum." dedi.
Annem'e ofladım. "Anne yapma, geçen sene de bunu yedirdin," diye mızmızlandım ve suratımı astım. Annem kaşlarını çattı, koluma hafifçe vurdu: "Bu okumuş pirinç senin zihnini açar, anne sözü dinle!" dedi.
Kumaşı bana uzatıyordu. Önce kumaşa baktım, sonra anneme. İfadesi sertti, mecburun okunmuş pirinçten birini aldım. Çiğ çiğ suratımı asarak memnuniyetsizlikle yemeye başladım. Annem gülümsedi: "Aferin yavrum." Üstüme okumaya başladı.
...
Sınav zamanı gelmişti, elimde belgelerle okul kapısından girdim. Bütün umudumun bu olduğuna hissediyordum.
18 Ağustos 2022
Sıcaklığın tatsız olduğu bir Mardin günüydü. Sabah erkenden kalktım, heyecanlıydım. Sınav bugün açıklanacaktı, kalbim gümbür gümbür atıyordu. Akşamüstü oldu, bilgisayarımın başına geçtim. Titreyen ellerle sınav sonuçları için ÖSYM sitesine bilgilerimi girmeye başladım.
Ve o an..
Gözlerimle inceledim, puan'ım yüksekti ve hayallerimi hatırladım. Hemen internete "Hacettepe Hukuk Fakültesi taban puanları" yazdım, siteye tıkladım ve gözlerime inanamadım. Hukuk geliyordu, istediğim bölüm. Kalbim hızlı hızlı atmaya başladı. Koşarak odamdan çıktım, konağın içinde annemi arıyordum...
Annemi konağın terasında buldum, yanına koştum. Neşeliydim. "Anne! Puanım Hacettepe'ye yetiyor, anne!" sevinçle bağırdım. Annem mutlu olmamıştı, şaşırdım. Arkama bakıyordu. "Anne, ne oldu?" diye sordum.
Annemden yine cevap gelmedi, arkamı döndüm. Dedem orada tam karşımda duruyordu. Konuşmaya meyillendim. Dedem bana sert, güçlü bir tokat attı, yere düştüm. Herkesi annem, yengem Azade, kuzenim Bengi, Ümmü abla ve Gülizar şok içinde kaldılar.
"D-dede..." kekeledim, yerden kalkamadım. "Utanmaz arsız sen nasıl bana karşı çıkarsın? Nasıl üniversite sınavına girersin?" kükredi resmen. Gözlerim doldu,yumruğumu sıktı, eklemlerim bembeyaz olmuştu. "Ben sadece okumak istiyorum..." fısıldadım. Dedem elini kaldırdı, sanki tekrar vuracaktı. Annem önüme geçti, "Yapma ağam! Yapma! Onun kötü niyeti yoktur!" yalvardı.
"Ezo!" bağırdı. Elini tekrar indirdi, "Al kızını, gözüm görmesin üniversiteye giderse dönüşü yok! Bu konağa geri dönemez!" bağırdı.
!!FLASHBACK SON!!
Dedemin o buyurgan, bağıran sesi kulaklarımda çınladı: "Bu konağa geri dönemez..." Ama işte buradaydım, tam konağının kapısının eşiğinde. Gülizar'ın sesi beni kendime getirdi: "Rojdan abla, hadi." dedi. Mecburen girdim kapının eşiğinden. Konağın terasında Dedem, üvey babannem, babam ve Azad amcam vardı. Avluda ise annem...
Annem koşarak geldi, bana sarıldı. Bende ona sarıldım, gözlerimden yaşlar süzüldü. "Annem..." Özlem dolu saçımı okşadı, gözyaşlarımı sildi. "Kınalı kuzum, iyiki geldin." dedi, gözlerimden öptü. "Seni çok özledim, babamı da.." fısıldadım. Annem gülümsedi. "Biz de seni özledik, yavrum." Annem elini uzattı, elini öptüm, alnıma koydum.
Annem Gülizar'a baktı "Hadi Rojdan ablanın bavulunu odasına götür yavrum, Ümmü'ye de söyle Rojdanımın en sevdiği yemekleri yapsın." dedi. Gülizar başını salladı, bavulumla birlikte üst kata çıktı, terastan odama girdi. Anneme gülümseyerek baktım, "Ne gerek var Allah aşkına? Ben yabancı mıyım? Ne bulursam onu yerim."
Annem beni süzdü, ellerini şaklattı. Şaşkındı, bir elini ağzına koydu. "Abov! Ne kadar zayıflamışsın sen! Hala 'Ne bulursam onu yerim' diyorsun, delirdin mi kızım sen?" Dedi. İster istemez güldüm. "Anne zayıf değilim valla!" diye itiraz ettim. "Yok yok, zayıfsın sen." İtirazımı kabul etmedi.
Kollarıma dokundu. "Dedenin, babanın, amcanın, babaannenin yanına gidelim, hadi..." dedi. Geri gerginleşmiştim, istemediğimi belirterek başımı salladım. Tepkilerinden korkuyordum. "Korkma, baban senin arkanda, sen namussuzluk etmedin!" diye itiraz etti.
"Ama anne..." sözümü kesti, kollarımdan hafifçe sıktı ve beni salladı. "Ama yok, sen namussuz değilsin, anladın mı? Sen sadece okumaya gittin, dediğin gibi burası senin evin, onlar seni kabul edecek." vurgulayarak fısıldadı. Cesaretimi topladım ve başımı salladım. Annem kollarımı bıraktı, merdivene yaklaştım ve yavaş yavaş çıkmaya başladım. Annem arkamdan merdivenlerden çıkıyordu.
Son merdiveni de çıktım, artık terastaydım. Dedeme, babama, babanneme ve amcam Azad'a yaklaştım. "Dede..." yutkundum. Dedem her zamanki sert ifadeyi takınmış, kafasını çevirdi. Elini uzattı öpmem için. Şaşırdım, arkamda duran anneme baktım. Elini öpebilirsin diyemediği için başını salladı, öp der gibisinden. Sonra babama baktım, o da annemle aynı şeyi yaptı. Yavaşça eğildim, dedemin elini öptüm, alnıma koydum. Sonra geri çekildim.
Dedem tek kelime etmeden gitti. Babam yaklaştı, elini uzattı. öptüm alnıma koydum. Babacan tavrı vardı. "Hoş geldin kızım evine." dedi, duygulandım. Ona sımsıkı sarıldım. "Hoş bulduk babam." duygu dolu söyledim. Saçlarımı okşadı ardından. Amcam Azat ve üvey babaannemin ellerini öptüm, onlarla selamlaştım.
...
Akşam.
Bir süre odamda eşyalarımı yerleştirdim. İki hafta kadar kalacaktım. Annem odama girdi: "Yavrum, yemek hazır, hadi gel! Deden inmeden in, yoksa kızar." dedi. Annem'e gülümsedim: "Tamam anne, geliyorum." dedim. Annem odamdan çıktı.
Annemin ardından odamdan çıktım, fazla geçmeden yemek odasına gittim. Gülizar ve Ümmü abla masanın son dokunuşlarını yapıyorlardı. Yengem Azade ve kuzenim Bengi de oradaydı.
"Merhaba," diye basitçe giriş yaptım. Orada olan herkes bana baktı. "Yemek hazır mı?" sordum. Azade yengemin hemen ifadesi yumuşadı, "Hazır olmaz mı kızım? Gel otur." dedi. Ümmü abla da başını salladı, masaya oturmadan Bengi bana yaklaştı, sımsıkı sarıldı. "Hoş geldin Rojdan'ım." dedi.
Bengi ile aramızda 2 yaş vardı, o benden büyüktü. Çocukluğumuz birlikte geçmişti ama büyüdükçe enteresan bir şekilde birbirinden uzaklaşmıştık. Ben ona sımsıkı sarıldım, "Hoş bulduk Bengi abla," dedim. Bana masayı işaret etti, "Hadi, geç. Yabancı hissetme burayı," özenle bana belirtti.
Kafamı salladım, masaya oturdum. Masadaki yemekleri inceledim. Annemin istediği gibi en sevdiğim yemekler yapılmıştı: kuru dolmalar, içli köfte, soğan kebabı ve çeşit çeşit şeyler. Ümmü abla'ya baktım, "Sağ ol Ümmü abla, zahmet etmişsin." dedim.
Ümmü abla gülümsedi: "Zahmet olur mu? Sen seneler sonra buraya gelmişsin, elbette yapacağız," cevap verdi. Gülümsedim: "Hem tek yapmadım, yengen,Bengi ve annen yardım ettiler, sağolsunlar." Ekledi. Bengi ve yengeme baktım: "Siz de sağolun," dedim.
"Afiyet olsun, annen çok zayıfladığını söyledi, bol bol ye, tamam mı?" dedi yengem. İster istemez Bengi ile güldük. "Tamam yenge, tamam, yerim." Eskisi gibi hissetmiştim bu konakta; her şey çabuk yayılırdı. Ben bu düşünceleri düşünürken annem ve üveybabannem aceleyle içeriye girdi. "Ağam geliyor, hazır mı her şey, Ümmü?" telaşla sordu.
Ümmü abla da bu sefer telaşlandı. "Hazır hanım ağam, hazır olmaz mı?" dedi. Son dokunuşları bitirdi. Üveybabannem Mihriban masaya oturdu, annem de benim yanıma oturdu. Dedemleri beklemeye başladık.
Fazla geçmeden dedem, babam, azad amcam gelmişti. Masaya oturdular, yemekler yenmeye başlandı. Dedem azad amcama baktı: "Berithan nerde? Yemek saati nereye kayboldu?" Rahatsız olmuş şekilde dedi.
Amcam yengeme azarlarcasına baktı, sonra dedeme baktı. "Ağam, yakında gelir, şirkette işi vardır." diye cevapladı. Dedem inanmadı tabii: "Ne işiymiş bu? Günlerdir şirkette diyorsunuz, Allah bilir nerde sızıp kalmıştır." Memnuniyetsizlikle güldü.
Araya babannem girdi, her zamanki gibi amcam ve ailesinin arkasını topladı. "Ağam gençtir, onun kusuruna bakma." dedi, ortamı yumuşatmak amacıyla. Benim de gülesim gelmişti ama bastırdım çünkü babannem hep böyleydi. Dedemin ikinci eşiydi, babamı ve ailesini sevmez, kendi oğlunun arkasını kollardı.
Dedem memnuniyetsizlikle babaanneme baktı, "Hep genç, hep genç diye alttan alalım zaten! Bu evin tek erkek torunu o, kendine çeki düzen vermesi gerek." dedi.
Amcam araya girdi "Haklısın baba, kusura bakma, ben onun kulağını çekerim." dedi. Amcamın mahcubiyeti belli oluyordu, yengem üzgündü. Bengi pek takmıyordu, her zamanki gibi.
Yemekten sonra direkt odama çıktım, dedemin dikkatini çekmemek için. Yatakta oturmuş bilgisayarda okulum takvimine bakıyordum. Kapım çaldı. "Gel" dedim dalgınlıkla.
Kapı aralandı, bengi abla içeri girdi. Elinde tepsi vardı; tepsinin içinde tatlı ve iki bardak çay vardı. Ona gülümsedim, o da içtenlikle bana gülümsüyordu. "Sana çay getirdim, hemen gittin," dedi.
Yatağa dokundum. "Gel abla, ben dedemin dikkatini çekmemek için hemen yemekten sonra gittim." dedim. Bengi yanıma oturdu, tepsiyi yatağa koydu. "Niye? Senin utanacağın bir şey yok." itiraz etti.
Başımı salladım, bilgisayarı kenara koydum. "Haklısın da bilmiyorum, çekiniyorum işte." dedim. Elime dokundu. "Kız neyine çekiniyorsun? Biz seni seviyoruz, itiraf edeyim mi? Sen en iyi şeyi yaptın, okumaya gitmekle." dedi, beni destekledi.
Gözlerim bir an daldı. "Sonucu ağır oldu ama olsun..." dalgın dalgın söyledim. Elimi destekleyici şekilde sıktı. "Ağır falan olmadı, sen en doğrusunu yaptın. Eğer gitmeseydin evlendirirlerdi, Allah korusun, berdele kurban giderdin." dedi. Diğer eliyle kulak memesini sıktı, sonra tahtaya vurdu.
Güldüm, komik gelmişti. "Kimse öyle bir şey yapamaz, izin vermem." dedim. Bengi konuyu dağıtmak istercesine tepsideki kadayıf tatlısını uzattı. "Onu boşver, sen şimdi al şunu ye, hadi çaylarımız da soğuyor şimdi." dedi.
Tatlıyı alırken Bengi ablanın parmağında nişan yüzüğü gördüm. "Eee, nasıl gidiyor?" diye sordum, imalı imalı. Bengi ablanın yüzü küçük çocuk gibi kızardı. "Ne, nasıl gidiyor?" dedi, sanki soruyu anlamamış gibi.
Koluna hafifçe vurdum. "Hadi ama utanma! Neyi sorduğumu iyi biliyorsun." diye göz kırptım. Sonunda pes etti ve ofladı: "Tamam, tamam, anlatıyorum." dedi. Tepsinin içindeki çayımı aldım ve adeta dedikoducu teyzeler gibi dinlemeye hazırlandım.
Bengi imalı şekilde bakış attı, sanki 'bu ne yapıyor?' gibi bir bakış oldu. Sessizlik hakimdi, gülmeye başladım. "Korkma! Ben dedikoducu teyzelerden değilim, 22 yaşında çıtır bir kızım, kimseye söylemem." dedim muzip şekilde. O da gülmeye başladı.
Suratım asıldı. "Ne gülüyorsun, anlatsana aaa!" itiraz edercesine. Hala gülüyordum. "Özlemişim seni kız," dedi. Saçımı elimle geriye attım. "Herhalde hayatım, özlenmeyecek insan mıyım?" dedim gururla.
Kahkahalar boğulmuştu bende, onla gülüyordum. Neredeyse elimdeki çay bardağı düşüyordu. "Dur, tamam, yeter valla!" dedim kahkahalarımın arasında. Biz Bengi ile eskiden oto bok'a gülen ikiliydik, her zaman bunu kaybetmediğimizi anladım.
Bengi kahkahalarını zoraki durdurdu, bende durdum. "Tamam, şimdi anlatıyorum, gülmek yok." dedi. Bende başımı salladım, anlatmaya başladı. Zaten tanıdığımız biriydi; Bengi ablanın çocukluk arkadaşı Serhat'tı.
"Valla güzel gidiyor, yakında düğün düşünüyoruz." Mutlulukla anlatıyordu. "Biliyorsun, bizim hayallerimiz vardı taa çocukluktan, o yüzden yakında evlilik düşünüyoruz. Aşiret olayları filan olmadan kısa kesmeyi düşünüyoruz," ekledi.
"Ee siz ne zamandır nişanlıydınız?" sordum. Mardin'den uzak olduğum için nişana gelmediğimden bilmiyordum, sadece Bengi ablanın ve Serhat'ın nişanlı olduğunu biliyordum. "Bizim sözümüz eylülde, nişan da zaten Ekim'de." dedi.
"Resimleriniz var mı, göstersene? Merak ettim." Heyecanla dedim, bir yandan tatlı yiyordum. Bengi telefonu çıkardı, söz ve nişan fotoğraflarını göstermeye başladı. Kombinleriyle ilgili o zamanlarının dedikodusunu yapmaya başladık.
Üzerinde bir süre geçti, artık gülmekten çenem ağrımıştı. Artık gece vakti oluyordu. "Çok güldük, çenem ağrıyor." diye sızlandım. Bengi abla itiraz etmedi. "Vallahi benim de ağrıdı yaa." dedi, çenesini tuttu.
"Ama sözünüz de, nişanınız da çok güzel olmuş. Allah mutlu mesut eder inşallah." dedim. Bengi ablanın gözleri parladı. "Umarım sende çok mutlu olursun canım." gülümseyerek, "Ee sen anlat, biri var mı yok mu?" benim yaptığım gibi imalı imalı göz kırptı.
Anlamlı anlamlı gülümsedim. "Olsa zaten koluma takıp getirmiştim." dedim. Bengi abla cesaretimi takdir edercesine bana baktı. "Helal sana, ben babama söyleyene kadar alnımın damarı çatladı." dedi takdir edercesine.
"Yok ya benim babam anlayışlı olur bence." Tahmin ettim. Bengi abla güldü: "Sen tek çocuksun, hem de kızsın. Sanmıyorum Rojdan bence kızar ama senin mutlu olacağını anlayınca sevinir, izin verir amcam." Umutla dedi.
Esnemeye başladım, yorgundum. Bengi ablayı da esnettim. "Kız, uykumu getirdin Allah seni!" diye şikayet etti. Hafifçe gövdemi gerindirdim, belim ağrımıştı. "Uyku iyidir," diye mırıldandım. Bengi abla telefonundan saate baktı, "saat 1 olmuş!" dedi şaşkınlıkla.
Şaşırdım. "O kadar olmuş mu ya? Zaman su gibi akmış." Yorgun bir sesle söyledim. Bengi telaşlıydı, tabakları tepsiye yerleştirmeye başladı. "Noldu ya?" sordum.
"Yarın Serhat'la kahvaltıya gideceğiz, erken kalkamazsam diye korkuyorum." dedi. Güldüm, "Amaan bunu mu takıyorsun? Alarm kur, uyanırsın." diye tavsiye de bulundum. "Sen hukukçusun, dersler ağırdır ama bende alarm işe yaramıyor, üstelik annem sadece 1 saat izin verdi." dedi.
"Haa." dedim anlarcasına. "Yani teknik olarak bir saat önce uyanman gerekiyor, hazırlanmak, süslenmek filan." dedim. Bengi abla elinde tepsiyi tutuyordu. "Evet, doğru bildin." dedi. Tam konuşacakken "Off, bir saat kime yeter." ekledi.
"Olsun olsun, üzülme. Uyanırsam uyandırırım. Kaçta kalkman gerek?" sordum. "8'de kalkmam gerek, en geç 8.30." belirtti. Düşünceli şekilde başımı salladım. "Tamam, uyandırırım. Sabahları zaten spor niyetine yürüyüşe çıkıyorum." dedim.
"İnşallah uyanırsın, seni de uyutmadım." Hayıflandı. Delirme der gibi ona baktım, "Yok be, uyanırım inşallah. Hadi iyi geceler." dedim. Bengi abla kapıya yaklaştı, "Hadi iyi geceler, Allah rahatlık versin," dedi. Yatağa uzandım, belimi dinlendirmek ve uyumak için.
Bengi tam kapıdan çıkacakken bana döndü "Rojdan!" Kapı açık olduğu için fısıldadı, gözlerimi açtım, Bengi'ye baktım "Ne oldu?" Sordum. Bengi yaklaştı "Yarın bizimle gelsene." fısıldadı. Kaşlarımı çattım, şaşırdım "Niye?" sordum.
"Niyesi var mı? Gel işte, ne olacak sanki?" fısıldadı ben konuşmadan. "Hem sen gezersin, hem de annem Serhat'la daha fazla vakit geçirmeme izin verir lütfen." Yalvarırcasına fısıldadı, yüzümü yorgunlukla buruşturdum. "Off Bengi ya, beni yancı mı yapacaksın?" homurdandım.
"Bunun yancılıkla ne ilgisi var, lütfen, lütfen, lütfen, lütfen!" dedi alt dudağını büzdüm. "Gezeriz işte, ne güzel." ekledi. yorgunlukla, uyku arasındaydım. "Tamam tamam gelirim, git hadi uykum var, yorgunum." Uykuyla mırıldandım.
Bengi'nin yüzünde zafer gülümsemesi vardı. "Tamam, tamam, hadi uyu, iyi geceler" fısıldadı neşeyle, sonra odamdan çıktı. Çok yorgun olduğum için uykuya dalmıştım.
****
Annem erkenden uyandırdı. Hızlıca duşa girdim, çıkınca bavulumu açıp kombin seçtim. Siyah balıkçı yaka, geniş paça siyah pantolon ve içi kürklü deri ceket giydim. Siyah çanta ve topuklu botlarla tamamladım. Sarı saçlarımı sleek bun yaptım, hazırdım.
Daha fazla Bengi ablayı bekletmeden konağın terasından indim. "Günaydın." seslendim. Bengi'nin arkası dönüktü, seslendiğimi duyunca bana döndü. "Günaydın, birazdan çıkacağız." o sırada hala gloss tazeliyordu. Güldüm, hava soğuktu. "Eh, gel bari içeriye geçelim, soğuk." dedim.
"Yok gelir şimdi, ben onu kapıda karşılamak istiyorum da." dedi. Yanakları kızardı, güldüm. "Tamam ama üşüdüm, ben Serhat abi gelince haber ver, mutfağa gidiyorum." dedim. Başını salladı, mutfağa gittim. Sıcacıktı, titriyordum soğuktan. "Günaydın herkese."
Ümmü abla, yengem ve annem kahvaltı hazırlıyorlardı. "Günaydın yavrum." dedi. Kollarımı birleştirdim, üşüdüğüm için sonra sedire oturdum. Ümmü abla bana baktı, "Bir isteğin var mı Rojdan kızım?" dedi. Gülümsedim, "Yok Ümmü abla, ben Serhat abinin gelmesini bekliyorum. Bengi de Serhat gelecek diye soğukta bekliyor." açıkladım.
"Ah benim kafasız kızım." diye mırıldandı yengem kendi kendine, ama sesi duyuluyordu. Garipsedim. "Niye öyle dedin ki yenge?" sordum. Yengem iç çekti. "Niye olacak? Kafasız kız, bir ağa oğlu ile nişanlanmak yerine, o çulsuz Serhat'la nişanlandı." Sesinde hayal kırıklığı ve kınama vardı.
Dudaklarımı içe doğru büzdüm. "Niye öyle diyorsun ki yenge? O, çok seviyor Serhat abiyi, hem merhametli insandır." diye övdüm. Tam yengem cevap verecekken annem araya girdi. "Sen yengene bakma, o da biliyor ama kızının rahatlığını düşünüyor." diye ekledi.
"Niye anne? Sen babamla aşk evliliği yaptın zaten çok mutlu da görünüyorsunuz." itiraz ettim. Annem bana baktı. "Senin baban ağa oğlu, Allah şükür durumumuz yerinde, konakta yaşıyoruz. Serhat normal bir işçi yavrum, Bengin'in elini sıcak sudan soğuk suya sokmaz." dedi. Yengem de destekledi: "Doğru valla."
Güldüm. "Yani ben sıradan bir insanla evlensem, yargılar mısın?" diye sordum, merak etmiştim. "İşçiyle evlenirsen istemem ama senin gibi okumuş, maaşı yerinde olursa, seni mutlu ederse babanı bile ikna ederim ama her koşulda yargılamam, sen benim çocuğumsun." dedi.
Ben bir şey diyecekken yengem araya girdi, "Yok yok olmaz! Ağa'nın oğlunun kızı ağa oğluna yakışır, hiç boşuna öylesini bulma Rojdan." dedi. Tam bir şey söyleyecek, itiraz edecekken mutfağın kapısında Bengi belirdi. "Hadi Rojdan, Serhat geldi." dedi telaşla.
Hızla oturduğum sedirden kalktım. "Geç kalmayın, akşam yemeğinde evde olun." dedi annem. Araya yengem girdi: "Kızların adını mı çıkaracaksın? akşamüstü 4'te evde olun." Kesin bir dille belirtti. "Ama anne–" demeye kalmadan Bengiyi susturdu: "Buna şükret! Rojdan olmasa seni bu kadar uzun saat göndermezdim." ekledi.
Bengi'nin annesine kızacağı belliydi. Ona yaklaştım, kolunu dürttüm. "Hadi gidelim Bengi, Serhat abi soğukta bekliyor." Uyarıcı şekilde söyledim. Ardından kolunu tuttum, mutfak kapısından uzaklaştırdım. "Hadi yürü, kavga çıkacaksın." diye fısıldadım. Bengi sinirli sinirli etrafa bakıyordu.
"Yemin ederim bıktım bu kadından ya!" mırıldandı. "Sus, duyacak." fısıldadım. Konağın ahşap çıkış kapısına gelmiştik, açtım. Serhat'ı gördüm karşımda, bize gülümsüyordu. "Hoş geldin Serhat abi." dedim. Bengi'nin kolunu bıraktım.
"Ooo hoş geldin küçük baldız." dedi, esprili bir dilde güldüm. "Hiç değişmemişsin valla." dedim, aynı çocukluğumdaki gibi deli doluydu. "Değişmem hele, Bengi'me olan sevgim asla." dedi. Bengi gülümsedi. "Biliyoruz onu, biliyoruz." anlamlı anlamlı söyledim.
Bengi'yi utandırmamak için konuyu kapattık. Serhat, "Hadi arabaya geçelim, soğuk burası." dedi. Arabaya yaklaştım, arka koltuğa bindim. Serhat da Bengi'ye ön koltuğunun kapısını açtı, arabaya bindik. Gideceğimiz yere kadar telefonda TikTok filan izledim, ara sıra sohbetlere dahil oldum.
Araba durdu, gelmiştik. Arabadan indim, çay bahçesi gibi bir yere gelmiştik. Sade ve tatlı bir yerdi. Kış olduğu için mekana geçtik, masaya oturduk. Serpme kahvaltı sipariş etti, Serhat sonra sohbet etmeye başladık.
Garson serpme kahvaltıyı getirirken Bengi kolumu dürttü. "Şş, biri sana bakıyor." diye fısıldadı. Şaşırdım "Kim bakıyor ya?" diye fısıldayarak sordum. Bengi, gizli el hareketleriyle gösterdi; yan masalardan biri bakıyordu. gözlerimi kıstım ve kim olduğuna baktım. Aniden hatırladım "Kutay Bey." diye şaşkınlıkla fısıldadım.
"Kutay Karan Aslanbey." diye düzeltti Bengi. Onu tanıyordum, bavullarımızı yanlışlıkla karıştırmıştık. Bakışlarımı kaçırdım ama "Kim ki o? Bakıyor mu?" ard arda sordum.
Bengi ardı ardına sorduğumda şaşırdı. "Tanıyor musun?" diye sordu. Başta cevap vermek istemedim, masanın üzerinde parmaklarımla oynuyordum. "Ya söyle." diye fısıldadı, tekrar Bengi'ye bakmadan. "Yani... şöyle... şimdi..." bir türlü açıklayamadım.
Fısıldaşmalarımız Serhat'ın dikkatini çekti. "Ne oldu?" diye sordu. Serhat'a baktım, yutkundum. "Bir şey yok aşkım, hadi sen bir tuvalete git gel," dedi. Serhat şaşırdı, olayı anlamıyordu. "Ama Bengi-" diye itiraz edecekken Bengi ona uyarıcı bir bakış attı. "Hadi hayatım," dişlerini sıkarak imalı söyledi. Serhat kuzu gibi ayağa kalktı ve mekanın tuvaletine doğru yürüyordu.
Bengi bana baktı. "Hadi anlat, Serhat gitti." dedi. Bengi'ye baktım. "Adamı boşuna gönderdin." mızmızlandım. Bengi iç çekti. "Anlatacak mısın? Yoksa gidip Kutay'a sormamı ister misin ha?" Söylediğinin bizzat kelimeleriyle altını çizdi. "Yok yok, yapma! Anlatayım." İtiraz ettim.
"Dinliyorum." Ciddi bir şekilde. Boğazımı temizledim. "İşte biz bu Kutay Bey'le havaalanında tanıştık sayılır. Dalgınlıktan bavullarımızı karıştırdım, o da bavulunu almak için seslendi, o kadar." dedi Bengi. Değerlendirici bir bakış attı. "Ama sana şu an aşık gibi bakıyor." Fısıldadı kulağıma.
Ufak bir kahkaha attım. "Saçmalama! Niye aşık gibi baksın ki?" dedim. Elimi yanağıma koydum. "Öyle diyorsunda, adam Mardin'in en büyük aşiretler birinin varisi." dedi. Umursamadım. "Ona bakarsan ben de Mardin'nin büyük aşiretlerinin birinin ağasının oğlunun kızıyım." diye dalga geçtim.
Bengi güldü. "Dalganı geç sen, büyük konuşuyorsun!" dedi. Güldüm. "Aman ne büyük konuşması! Saçmalama, hadi Serhat abiyi çağır." dedim. Adamcağız üzülmüştü, tuvalette bekliyordu. Bengi telefonunu çıkardı. Serhat mesaj attı.
*************
Kutay, kardeşleri Baran ve Miran'la birlikte değişiklik olsun diye çay bahçesinde bir mekana gitmişti kahvaltı yapmak için. Kutay bir yere dik dik bakıyordu, Baran'ın dikkatini çekti.
"Abi hayırdır, nereye bakıyorsun?" diye sordu. Kutay'ın baktığı yere baktı ve sırıttı.
Kutay Baran'a bakmadı bile. "Sana ne, önüne bak," dedi.
"Yanındaki de güzel hatunmuş ha." Dedi Baran. Kutay, Baran'a ters ters baktı, ensesine vurdu "Nişanlı o, sözlerine dikkat et."
Baran ensesini acıyla tuttu. "Nerden bilebilirim ben! Bilsem der miydim? Demem abi, vurma." Homburdandı. Kutay kaşlarını çatmış bakıyordu.
"Yüzüğü olsun ya da olmasın gözlerine hakim olacaksın." keskin bir şekilde belirtti.
Miran abisine ve kardeşine baktı, "Ne için tartışıyorsunuz oğlum?" diye sordu.
Kutay kardeşi Miran'a baktı: "Boşver, Baran keyfimi kaçırdı yine, ne olacak?" Homburdandı, sonra Rojdan'a bakmaya devam etti.
"Ama sende aynısını yapıyorsun abi, o kızı..." dedi Baran, ama Kutay sözünü kesti: "İyi, tamam." Rojdan'dan gözlerini kaçırdı, teknik olarak Baran'ın yaptığını yapıyordu.
Miran, aralarında umursamazlardandı, "Hadi hadi kahvaltı yapalım, boşverin kızları." dedi.
*************
Serhat tuvaletten geri geldi, kahvaltı yapmaya başladık. Ara sıra gözlerim Kutay'ın masasına kayıyordu, bana bakıyor mu diye. Allah'tan bakmıyordu, artık rahat bir nefes almıştım. Rahat rahat sohbet ederek kahvaltımızı yapmıştık. Ardından mekândan çıktık, turistik yerlere falan gittik. Akşamüstü 4'te eve döndük.
Hiç dışarda durmadan odama gittim, üzerimdeki kıyafetleri çıkardım; açık bavula yaklaşıp giyeceklerimi çıkardım, krem rengi kısa hırkamı, beyaz askılı atletimi ve siyah taytımı giydim, ardından beyaz spor ayakkabımı ayağıma giydim.
Yemek saatinde odamdan çıktım, yemek odasına gittim. Her şey hazırdı. Ümmü abla ve Gülizar son hazırlıkları yapıyordu, onlara yardım etmeye başladım. "Gerek var mı Rojdan kızım, biz yaparız Gülizar'la." dedi.
Ümmü abla'ya baktım. "Ben bu evin kızı değil miyim? Aşk olsun." dedim. O anda annemle yengem, elleri ikram tabaklarıyla dolu, geldiler ve masaya yerleştirmeye başladılar. Ümmü abla da bana gülümsedi. Sofrayı el birliğiyle tamamladık, masaya oturduk. Bizden sonra Bengi geldi, o da masaya oturdu. Desenlerin gelmesini bekliyorduk.
Çok geçmeden dedem, babam, Azad amcam ve babannem geldiler. Yerlerine oturdular. Yine Berithan eve gelmemişti. Dedem dünden daha da sinirlendi "Azade, hayırsız oğlun nerede?" diye direkt yengeme sordu. Yengem utancından başını eğdi. "Ağam, işleri var." diyebildi sadece.
Dedem kaşlarını çattı, masaya vurdu. Hepimiz irkildik. "İş, iş, iş! Yalan söyleyip durmayın! Oğlunuzu bir türlü adam edemediniz." Kükredi. Hiç kimse bir şey diyemedi, hepimiz sustuk. Babannem bile bu sefer torununu savunamadı.
Birkaç dakika daha sessizlik oldu, sonra konağın avlusunda silah sesi yankılandı. Hepimiz ayağa kalktık. "Allah'ım sen koru," diye mırıldandı yengem. Hepimiz teker teker terasa çıktık. Hava keskin ve soğuktu. Berithan abimin yanında 20'lerinin başında bir kadın duruyordu. "Karaşahlar!" diye bağırdı Berithan.
Hepimiz bakakaldık, konak ölüm sessizliğine büründü resmen. "Ben Zulal'i bu sabah nikahıma aldım!" bağırarak ilan etmişti resmen dedem,merdivenleri ikişer ikişer indi, ardından babam, amcam, yengem, Bengi ve annem..
Tam bende arkalarından inerken çok güçlü bir tokat sesi duyuldu. Dedem, çok sevdiği torunu Karaşahlar'ın tek erkek torun Berithan'a tokat atmıştı. Olduğum yerde kaldım. "Sen nasıl bunu yaparsın?!" dedi, sesinde öfke ve hayal kırıklığı vardı. Berithan'ın yakasına yapıştı, herkes durdurmaya çalıştı. "Baba yapma, o senin torunun." dedi babam, bir yandan dedemin kolunu tutuyordu, öte yandan amcam dedemi Berithan'dan uzaklaştırmaya çalışıyordu. "Baba yapma! Oturalım, konuşalım bir!" bağırdı.
Dedemi hiçbir güç durduramadı. Yanında Zulal denen kız titreyerek duruyordu. Yanına gittim, omzuna dokundum, irkildi. "Şşş gel benimle." diye fısıldadım çünkü dedemlerin yüzleşmesi bitince yengem kıza saldırırdı. Zulal başta istemedi ama mecburdu; yengem şimdiden ona kötü kötü bakıyordu. Zulal o bakışı gördü, kafasını salladı. O kavga esnasında onu yukarı odama götürdüm, kapıyı kapattım, yatağıma oturttum.
Başta sessiz kaldım, soru sormadım; bunaltmak istemedim. Kenarda duruyordum, sırtımı duvara yaslamıştım, kollarımı kavuşturmuştum. Sonra bir hıçkırık sesi... Zulal ağlıyordu. Yavaşça yanına oturdum, elini tuttum. "Korkma,kabullenirler bir şekilde." kısık bir sesle söyledim. Korkmaması için.
"Ben onlardan korkmuyorum, ailemden korkuyorum. Kaçtığımdan, evlendiğimden haberleri yok. Haberleri olunca kan davası çıkacak belki..." Durdu, sessiz kaldı. Burnum çekti. "Belki Berithan bile ölecek." Devamını getirebildi ama sözleri onu daha da ağlattı. Nasıl teselli versem bilemedim.
Boğazımı temizledim. "Korkma, dedemin sinirine bakma sen, o halleder her şeyi, kan davası olmaz, hayırlısıyla." dedim ama kendim bile bu sözlere inanmıyordum. Zulal gözyaşlarını sildi. "Siz benim ailemi tanımıyorsunuz." dümdüz bir sesle söylediğimden açıkça memnun değildi, üstüne gitmedim. "Doğru tanımıyorum ama kendi ailemi tanıyorum, bir yolunu bulurlar." dedim.
"Senin adın ne?" diye sordu merakla. Şaşırdım. "Adım Rojdan, neden sordun?" dedim. Zulal başını salladı. "Sen okumak için giden Rojdan'sın değil mi? Evden kaçan?" diye sordu. Bu soru hoşuma gitmedi, sadece başımı salladım. Konuşmaya devam etti: "O zaman sen bilmezsin aşiretin adetlerini. Ya berdel olur ya da ölüm kanı." Son söylediği şeyleri ima ederek söyledi.
"Zulal." dedim. Ayağa kalktım ve karşısında durdum. Ona iyi niyetli davranmaya çalıştıkça o daha da dikleniyordu. "Evet, haklısın. Ben okumak için gittim; belki adetlerinizi bilmiyorum ama bildiğim tek şey şu an karşımda, ailesini zor duruma sokan, onlardan izin istemeden evlenen ve bu evliliğin kan getireceğini bile bile evlenen bir kız var." Ses tonum sakindi ama resmen 'Sen kimsin?' iması vardı. Zulal'i dinlemeden odamdan çıktım.
Gülizar telaşla geliyordu. "Rojdan abla! Rojdan abla!" sesi hayra alamet gelmiyordu. Gülizar'a yaklaştım. "Hayırdır Gülizar, ne oldu?" dedim, kaşlarım çatıldı. Gülizar yutkundu. "Hüseyin Ağam düştü, bayıldı." dedi. O an kanım dondu, dedem bayılmış mıydı? "Nasıl?" kekeledim. Gülizar avluyu gösterdi. O sırada kulaklarıma ambulans siren seslerinin konağa yaklaştığını duydum. Koşarak merdivenlerden indim, herkes dedemin başındaydı, aynı çember gibi.
"Çekilin, çekilin!" bağırdım. Amacım daha fazla nefessiz kalmamasıydı. Yaklaştım, yere eğildim ve nabzına baktım. Babannem hüngür hüngür ağlıyordu. Azad amcam babannemi sakinleştirmeye çalışıyordu. O sırada ben de dedemin başında duruyordum. Ambulans geldi. Ümmü abla koşarak kapıyı açtı. Sağlık görevlileri gelince geri çekildim, ayağa kalktım ve annemin koluna girdim. Saçımı okşadı. Hepimiz sessizdik. "Kalp krizi geçiriyor," sağlık görevlisi dedi. Hepimiz şok olduk. Dedemi sedyeye yatırdılar ve arkalarından gittik. Dedemi sedyeyle ambulansa bindirdiler.
Ambulans öylece uzaklaştı, sonra babannemin feryadını duyduk. Tüylerim diken diken oldu. "Ağam, seni bu hale düşürenler utansın!" haykırdı. Babam babannemin kolundan tuttu: "Ana yeter! Burada feryat edeceğine gidelim!" Tek babanneme değil, bize de söyledi. Adeta hızla toparlandık, canlandık. Arabalar tek tek konağın önüne geldi.
Tam arabaya binecekken kapıda Zulal belirdi, ipler iyice koptu. Azade yengem Zulal'ın üstüne atlamaya çalıştı, amcam kalkan oldu. "Her şey senin yüzünden! Bir geldin bütün konağı karıştırdın!" bağırdı amcam yengeme kalkan olurken, araya Berithan girdi. Zulal'ı korumacı şekilde arkasına aldı. "Ana yeter! Kendine gel, o senin gelinin!" bağırdı.
Yengem Berithan'ın yüzüne tükürdü. "Olmaz olsun senin gibi evlat,!" diye bağırdı. Amcanım sabrı taştı. "Eh, yeter be! Kendi gel Azade, babam hasta, sen neyin derdine düştün, bin arabaya." dedi azarlarcasına. Bengi annesinin kolundan tuttu, arabaya bindirdi.
O sırada olanları arabadan izliyorduk biz de. "Allah'ım sen koru..." mırıldandı annem, babam iç çekti, "Bizi büyük bir felaket bekliyor, hakkımızda hayırlısı." dedi. Arabayı çalıştırdı, ben hiçbir şey diyemedim. Yoldayken konuştuk. "Babam bu Zulal'ın ailesi kimlerden?" diye sordum.
Aslanbeyler, kızım bizim gibi aşiret onlarda akılsız Berithan," sıkıntılı şekilde söyledi. Aslanbey soyadı tanıdık geldi, düşünmeye başladım. "Aslanbey..." iç sesim tekrarladı, sonra aniden aklıma geldi: "Kutay Karan ASLANBEY." Kalbim hızlı hızlı çarpmaya başladı düşüncelere daldım.
"Kızım, Rojdan?" diye seslendi, kolumu dürttü. İrkildim, yutkundum. "Daldın mı yavrum? Hastaneye geldik." dedi. Etrafıma baktım, hastane bahçesindeydik. Derin bir nefes aldım. Babam çoktan içeri girmişti, annemle arabadan indik. Hastaneye girdik. Dedemin ameliyat alındığını öğrendik. Bir kenara oturdum, sessizdim. Herkes dualar okuyordu, annem arada beni dürtüyordu. Dua okumaya başladım.
********
Aradan iki saat geçti, hiçbir ses seda yoktu. Dedem ameliyattaydı, hala dua okuyordum. Bengi yanıma geldi, "Rojdan." diye fısıldadı. Duymadım, tekrar "Rojdan." dedi, bu sefer fısıltıdan yüksek. Kendime geldim, Bengi'ye baktım, "Bengi, ne oldu? Haber mi var?" diye sordum.
Bengi benim için telaşlandı, yüzüm solgundu. "Sen iyi misin? Yüzün solmuş." dedi. Başta yutkundum, bir şey diyemedim. "Kantine gidelim mi?" diye fısıldadım. İtiraz etmedi, ayağa kalktım ve Bengi'nin koluna girdim. Hastane kantinine gittik, bulduğumuz masaya oturduk.
"Anlat hadi, ne oldu?" merakla. Yutkundum, tekrar midem kasıldı. "Bu Zulal var ya, o Kutay Bey var ya, onun kardeşiymiş." Hızlı hızlı dedim. Bengi şok olmuştu, yutkundu. "Nasıl kardeşi? Ciddi misin? Yani onun bir kız kardeşi olduğunu biliyordum ama bunun Zulal olacağını düşünmezdim." şaşırdı.
"Aman, bilmiyorum boşver ya, bizene? Sanki kızı biz kaçırdık." Homurlandım. Dirseğimi masaya koydum, avcumla yanağımı avuçladım. Bengi de yorgunlukla arkasına yaslandı, "Bilmiyorum artık abim de bula bula başka aşiretin kızını mı buldu? Hadi buldu, neden haber göndermiyor, usulünce istemiyor kızı." dedi.
"Abin işte, boşver." dedim. Umursamamaya çalışıyordum ama stresten midem bulanıyordu. Berdel düşüncesi aklımdan geçip duruyordu. Zulal haklı olabilirdi,ben bunları düşünürken Bengi konuştu: "Ben çay alacağım, sen içecek misin?" diye sordu.
Mide bulantımı geçirmek için çubuk kraker ve su almaya karar verdim. "Çay değil, başka bir şey alacağım, birlikte gidelim, oradan annemlerin yanına döneriz." dedim. Ayağa kalktım. "Haklısın, hadi." ekledi Bengi. Ayağa kalktık.
Çubuk kraker ve su aldım. Bengi de çay aldı, kantinden çıktık. Yavaş yavaş gidiyoruz ve sohbet ediyorduk. Arada önüme bakmamıştım ve BAM!
Biriyle çarpmıştım.
Çubuk kraker ve su yere düştü. Bengi şok olmuştu. Kafamı çevirirken güçlü iki el kollarımı tuttu, bakışlarımı çevirdim ve karşımda o duruyordu: Kutay. "Aa." diyebildim, kollarımı acayip sıkıyordu; öfkesi gözlerinden okunuyordu.
Öncelikle herkese selamlar. Bu kitabı aslında ben Wattpad'de yayınlıyorum ama TikTok'ta tanıtım amaçlı paylaştığımda istendi. Şu an 4 bölüm mevcut. Bugün iki bölümü belirli aralıklarla yükleyeceğim, ardından yarın iki bölüm daha yükleyeceğim ve sonra normal seyrinde devam edeceğiz 🫶🏻🩷
Beğenenler destek olmayı unutmasın lütfen 🙏🏻🥹
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 23.19k Okunma |
1.53k Oy |
0 Takip |
22 Bölümlü Kitap |