
Yeni bölümüze hoşgeldiniz..
Oy verip destek olmayı unutmayın'🌹
Kutay'ın dediklerini duyunca nefesim yavaşlamaya başladı, elimi kalbine sımsıkı bastırdım. "Kutay, neler diyorsun sen? Ne demek intikam alındı?" diye telaşla sorguladım. Kutay'ın yüzü aynı kaya gibi sertti. "Dediğimi duydun, konu kapandı." dedi, cansız bir sesle.
Elimi kalbinden nazikçe çekti, merdivenlerden yukarıya çıkmaya başladı. Arkasından gitmeye başlamıştım, her şey bu kadar basit olamazdı! Bir açıklaması olmak zorundaydı. "Kutay, dur! Konuşmamız lazım!" diye arkasından seslendim, herkes bize bakıyordu.
Kutay çalışma odasının tam önünde durdu. Ben de sendeleyerek durdum. Önce ailesini süzdü, sonra kolumdan tuttu ve beni peşinden odaya sürükledi. Kapıyı kapattı, kilidini yerine oturduğunu işittim. Sırtımı kapıya yasladı, avucunu başımın tam üstüne, kapıya koydu. "Konu kapandı dedim sana, beni anlamıyor musun?" diye sertçe fısıldadı. Sıcak nefesi, kanlı kokusu burnumun deliklerime doldu.
Gözlerim dolmuştu, ağlamamak için sertçe yutkundum. "Ben..." diye başladım, devamını getiremeden derin bir nefes çektim ciğerlerime. "Ben seni merak etmiştim." diye titrek bir sesle söyledim. Gözlerimi onun gözlerinden kaçırdım.
Kutay avucunu kapıdan çekti, birkaç geri adım attı, eliyle alnını ovdu, yorgun bir nefes verdi. "Özür dilerim, seninle alakası yok, affet beni." dedi. Sırtım kamburlaştı, yüzüne bakamadım, gereksiz yere bana yükselmişti. "Anladım, ben gideyim." diye mırıldandım düşük bir sesle.
Arkamı döndüm, kapı kolunu kavradım. O anda Kutay'ın güçlü eli kolumu kavradı ve beni kendine çevirdi. Tam anlamıyla aramızda mesafe bırakmayacak kadar kendine çekti. Kanlı yüzünü boynuma gömdü ve kokumu içine çekti. "Özür dilerim, ben böyle yapmak istemezdim..." diye titrek sesle yalvarırcasına dedi.
Yalvaran ses tonunu duyunca içimden bir şeyler koptu, kollarımı boynuna doladım sımsıkı sarıldım. "Tamam, sorun yok..." diye mırıldandım, teselli edercesine. Bunu duyan Kutay rahatlamış gibi kasları gevşedi, bana daha çok yaslandı; kollarıyla can kurtaranmışım gibi belime sarıldı.
Sanki bir bütün gibi olmuştuk. Duvara yaslandım, bana sarılmasına izin verdim. En önemlisi, onun üzerinde olan kan kokusundan tiksinmemiştim ama hala yüreğim merak ateşiyle yanıyordu. Siyam'a ne olmuştu? İşte bu sorunun cevabını alamamıştım ama bazı şeyleri de zorlamamak lazım, en azından şimdilik ortalık yatışana kadar. Çünkü az önce Avjin Hanım dahil olmak üzere yakın akrabaları Kutay'ı öyle görmüştür. Onlara ne söylecektik?
Ben bu düşüncelerle Kutay'a sarılırken o aniden kollarımdan ayrıldı ama belimi tutmayı bırakmadı. "Ne düşünüyorsun? Hala o it oğlu itin akıbetini mi?" diye öfkeyle sordu. Belimi uyarırcasına sıktı, sanki onun konusunun geçmesini istemiyormuş gibi. "Hayır, ne alakası var? Ben senin teyzelerini, yengelerini düşünüyorum, onlara ne açıklayacağız?" diye kolayca yalan söyledim. Aslında yalan değildi, bir taraftan düşündüğüm şeydi.
Kutay belimi bıraktı, çalışma odasında gezinmeye başladı. Bir arayışa başlamıştı. "Açıklayacak bir şey yok, benim meselem, benim karım, benim konağım." diye öfkeyle söyledi. Bir türlü öfkesi dinmiyordu. "Öyle de annen de sorar sana, kadın haklı yani, annen sonuçta." diye mırıldandım.
Kutay bana keskin bir bakış attı, sanki o bakışıyla bana sus diyordu. Sustum ve onun hareketlerini izledim. En sonunda beyaz, sade bir tişört bulmuştu. Kanlı gömleğinin düğmelerini açmaya başladı. Gözlerimi kaçırdı. Sırtımı duvara sürtünerek kapıya yaklaştım. "Ben gideyim artık." dedim ve kapının koluna dokundum.
"Kal." dedi Kutay.
Nefesimin kesildiğini hissettim, yanaklarım kızardı. Doğru düşünmeye çalıştım, omuzumun üzerinde ona baktım, yüzüne baktım. Bilerek bedenine bakmamaya dikkat ettim. "Neden?" diye sordum. Kutay beyaz tişörtü giyerken konuşmaya başladı, "Neden mi? Yarın Ankara'ya gidiyoruz ya, onun için konuşacaktım. Arabayla mı gitmek istersen yoksa uçakla mı diye." dedi. O an kendimi salak hissettim. Adamın niyeti neydi, ben ne düşünüyordum!!
Düşündüklerimi gizleyip rahat davranmaya çalıştım. Kutay'a döndüm, "Bilmem ben hep uçakla gittim geldim, Mardin-Ankara arası arabayla ne kadar ki?" diye meraklı görünmeye çalışarak sordum. Kutay benim düşündüklerimden haberi olmadığı için rahattı, masasına oturdu ve yayıldı. "11 saat filan sürer." dedi.
Başka düşüncelerde olduğum için kafamı sallamakla yetindim. Kutay sandalyesinin kolçağına hafifçe vurdu, bir fikri varmışcasına "Aslında bir fikrim var." diye konuşmaya başladı. Bakışlarımı ona diktim, dinlemeye başladım. "Arabayla gidelim, Bekiri de alalım, zaten orada sana lazım olacak." dedi.
"Bana mı? Neden bana lazım olsun?" diye sordum.
Kutay dirseklerini masaya koydu, parmaklarını birleştirdi ve iç çekti. "Çünkü güvenliğini sağlamam lazım, okula filan da gideceksin." dedi. Düşündüğü şey mantıklıydı ama Ankara'da hiçbir arkadaşım evlendiğimi bilmiyordu Bekir'i sorduklarında bu benim kocamın koruması diyemezdim. "Gerek yok aslında." diye sözler ağzımdan çıkıverdi.
Kutay, az önceki öfkeli davranışlarına rağmen sakince ayağa kalktı. Bana yaklaştı, kollarımı nazikçe kavradı ve beni sandalyeye yanaştırdı, oturmamı sağladı. Tam önümde olan sehpaya oturdu. "Bak Rojdan," diye başladı, kelimelerini seçmeye çalışıyordu. "Biz karı kocayız, hem Allah katında hem de resmî olarak," diye açıkladı. Elleriyle ellerimi şefkatli bir şekilde kavradı. Tek kelime edemeden onu dinliyordum.
"O yüzden birbirimizi korumalıyız, aşktan veya başka bir şeyden bahsetmiyorum, sadakatten bahsediyorum. Korumakta, bir sadakat göstergesidir." diye yavaş yavaş konuştu.
Sözleri mantıklı gelmişti, evet, birbirimizi korumalıydık, doğru söylüyordu. Anlayışla elini sıktım. "Anladım." dedim. Kutay memnun bir şekilde elimi sıktı, ellerimi bıraktı, oturduğu sehpadan kalktı ve sandalyeye oturdu. "Teşekkür ederim." dedi aniden.
Şaşırdım, bakışlarımı boş sehpadan ona çevirdim. "Ne konuda?" diye anlamadan sordum. Kutay bir gülüş attı. "Bana güvendiğin için," diye açıkladı. Ona güvenmiş miydim? Evet, dediklerine güvenmiştim ama rica ederim demekte içimden gelmedi. Sonuçta ona güvendiğim için teşekkür ediyordu, rica ederim demek absürt olurdu.
Neden rica ederim demediğimi anlayan Kutay ufak bir kahkaha attı, elini sandalye kolçaklarına koydu. "Ricaya gerek yok." diye beni rahatlattı. Aramızda hem güzel hem de garip bir diyalog geçmişti, gülümsemekle yetindim, ayağa kalktım. "Mm, ben artık gideyim." dedim üçüncü kez.
"Tamam, kapı kilitli." diye hatırlattı.
Onaylarcasına başımı hafifçe eğdim, kaldırdım, arkamı döndüm, kapıya yürüdüm. Kilidi tekrar çevirdim, kapı açtım. Karşımda Avjin Hanım ve Nazoyu görünce irkildim. Onlar beni önemsemeden içeriye daldılar. En son Nazo girerken omuzuma omuzuyla hafifçe vurdu. Şoktan mıdır nedir bilmem, dondum kaldım.
"Oğlum, nasıl merak ettim seni yavrum!" dedi Avjin hanım endişeli bir sesle.
Kutay annesine şaşkın bakışlar attı, o da benim gibi şaşırmıştı. "İyiyim anne, bir sorun yok." diye açıklamaya çalıştı. Avjin Hanım her zamanki gibi dinlemedi. "Oğlum yara filan var mı? Bakayım bi!" diye itiraz etti. Kutay masaya vurdu, hepimizi irkiltti. Derin bir nefes ciğerlerine çekti. "Anacığım, yaram olsa böyle nasıl rahat dururum? Biraz mantık, kurban olayım." dedi yalvarırcasına.
Ayhan hanım konuşacakken araya Nazo girdi "Ay Kutay abicim kusura bakma Avjin teyzem işte Anadır endişelenir." dedi yayık ağzıyla.
Sakin ol Rojdan, sakin ol Rojdan diye içten içe kendimi teselli etmeye çalışıyordum. Anlaşmalı evlilik yaptığım adamı kıskanacak değildim, hem de kendi kuzeninden ama öfkem yavaş yavaş ocakta kaynar gibi kaynamaya başlamıştı.
Kutay, Nazo'ya gülümsedi. Kapının kolunu sıkıca kavradım o sıkmıştı ki neredeyse elimde kalacaktı. "Nazo, nasılsın, iyi misin? Okul nasıl gidiyor?" diye sordu. Ses tonunda merak yoktu, normal sohbet ediyordu.
"Lise'yi bitirdim, üniversiteye gitmeyi düşünmüyorum." diye açıkladı. Önüne gelen saçı kulağının arkasına sıkıştırdı. "Eh artık evlilik çağına geldim." diye sözlerine ekledi. Kutay cevap vermedi bile, sadece başımı boş boş salladı.
Kutay'ın gözleri bana ilişti. O kadar hesapcı bakıyordum ki, bakışını zar zor farkına vardım. Ağzını açtı bir şey diyecekken Nazo hemen olmayan etkileşimimizi kesti ve elini uzattı. "Elini öpmeyi unuttum, öpeyim." dedi.
Aklımdan dedim ki tamam, Rojdan bu son raddeydi. Direkt Kutay'ın yanına gittim, tam Nazo'nun önünde durdum, Kutay'ı görmesini engelledim ve elimi öpmesi için ona uzattım. "Doğru diyorsun, elimizi öpmeyi unuttun Nazocuğum, önce yengen başlasın istersen." diye lafımı adabıyla üstü kapalı soktum.
Çalışma odası aniden ölüm sessizliğine büründü. Nazo, ona laf soktuğumu anlamıştı; yüzü yavaş yavaş can alıcı şekilde kızarmaya başladı ama bana öfkelenemezdi çünkü onu ezecek bir şey söylememiştim. Kutay'a ve annesine göre sadece elimi öptürmek istemiştim. "Ben bi tuvalete gideyim, el öpmeye gelirim." diye kekeledi. Nazo benim yüzüme bakamadan hızlıca, hatta koşarak çalışma odasından çıktı.
Avjin hanım kınayan gözlerle bana bakıyordu, bir kadın hiç mi uslanmazdı? Sandalye kolçağına oturdum, Kutay'ın elini inat olsun diye uyluğuma koydum. Kutay bana anlamayan gözlerle bakıyordu, ben ise ona gülümseyerek baktım. "Avjin teyzeciğim, Kutay'la bir konu hakkında daha konuşmam gerek, unutmuşum, bizi yalnız bırakır mısın?" diye bahane buldum.
Avjin Hanım oğluna baktı. Kutay bir şey diyememişti, emir büyük yerden bendendi sadece onaylamak için başını salladı.
"İyi çıkayım." dedi ve odadan çıktı, kapıyı da arkamızdan kapattı.
Avjin Hanım'ın çıkışıyla beraber Kutay'ın uyluğuma koyduğu eli çektim, sandalyenin kolçağından kalktım. Bu seferde panik bedenimi sarmıştı. Millete artislenmiştim ama şimdi Kutay'a ne diyecektim? Ona daha iki gün öncesine kadar reddetmiştim, demezler mi adama ne yapıyorsun diye DERLER.
Kutay elini yüzüne kapattı, odada kahkaha sesi yankılandı. Suçluymuşum sanki yakalanmışım gibi olduğum yere mıhlandım, sertçe yutkundum. Ellerimi arkama koydum.
"Seni melek görünümlü küçük şeytan!" dedi neşeli bir tınıyla. Elini yüzünden çekti, beni öyle görünce kahkahası bir an duraksadı, sonra tekrar kahkaha atmamak için dudaklarını birbirine sımsıkı bastırdı. "Ya seni filan kıskanmadım, tamam mı? Sesini kes hemen!" diye öfkeyle bağırdım aslında öfkeli değildim, panik olmuştum.
Kutay tekrar kahkaha atmaya başlamıştı, ne diyeceğimi bilemedim. Hızla koşarak çalışma odasından çıktım. Paniğin verdiği sinirle hızlı hızlı odaya gidecektim, pat! Aniden karşıma Bengi çıktı. Geriye doğru irkilerek sendeledim.
Bengi beni öyle görünce adımının yarısında durdu. "Ne oldu? Yüzün bembeyaz olmuş." dedi endişeyle. Bengi'ye yaklaştım, tam karşısında durdum, ellerimi öne aldım, parmaklarımı birleştirdim. "Yok bir şey, sadece yorgunum." diye bahane uydururdum.
Bengi eliyle önündeki saçları çekti. "Dinlen o zaman, ben de gidicem zaten annem sürekli arıyor." dedi. Aklım başka yerde olduğu için ne dediğini tam duymamıştım, gözlerim bir noktaya dalmıştı. Dalgın dalgın kafamı salladım.
Aniden önümde Bengi'nin eli belirdi, bir sağa bir sola sallıyordu. "Pışt! Daldın gittin." dedi. Gözlerimi açıp kapattım, dalgınlığımı sona erdirdim. "Off, yorgunluk işte." diye mırıldandım düşük bir sesle. Bengi kollarını bana doladı ve sarıldı. "Pek yorgunluğa benzemiyor ama hayırlısı." diye imalı imalı söyledi.
"Yorgunluk işte!" diye itiraz ettim.
Bengi kıkırdadı, sarılmayı bıraktı. "İyi bakalım, seni yorgunluğunla baş başa bırakıyorum ve eve dönüyorum." dedi neşeli bir sesle. Kendimi gülümsemeye zorladım. "İyi, ben seni geçireyim o zaman gel." dedim. Bir adım atmadan Bengi beni durdurdu. "Şşşt! Gerek yok, ben giderim, sen odana git dinlen, zaten Avjin hanımın akrabaları da gitti." dedi.
Avjin hanımın akrabalarının gittiğini duyunca rahatladım, omuzlarım yavaşça indi. "Şükürler olsun." diye mırıldandım. Bengi gülümsedi, yanağımdan öptü. "Hadi görüşürüz sonra, Kutay enişteye selamlar." dedi. Kulağıma yaklaştı, "Ha, o Kutay'ın az önceki davranışlarını sonra konuşuruz." diye fısıldadı.
"Baran'ı da konuşalım." diye ekledim. Bengi gözlerini kaçırdı, "Tamam, hadi bunaldım gidiyorum ben!" diye kaçmaya çalıştı. Dudağımın kenarında ufak bir sırıtış belirdi, "Tabii bunalırsın, kaç kaç." diye mırıldandım. Bengi hızlı yürüyerek merdivenlerden indi, en son bana el salladı, bende ona el salladım, gidişini izledim.
Günün yorgunluğu ve az önce yaşananlar derken düşünceli düşünceli yatak odasına gittim, yatağa uzandım. Derin bir nefes aldım. Siyah gül buketini gördüm, gülümsemeden edemedim.
Gülümsediğimi fark edince iki elimle kendime ufak ufak tokat attım. "Salak, kendine gel! İyice enayi oldun, bir gül aldıysa ne olmuş yani?" diye kendi kendime kızdım. İç çektim, karnımın üzerine yattım ve yüzümü çarşafların üzerine gömdüm.
Aniden kapı açıldı, yüzümü gömdüğüm çarşaflardan çektim. Kutay'ı gördüm, hala o gülüşü yerinde duruyordu. "Oo Rojdan hanım, maşallah." dedi. Kaşlarımı çattım, "Neye maşallah, pardon?" diye sinirle sordum. Kutay yatağa yaklaştı, siyah gül buketini eline aldı. "Bir tarafta siz, bir tarafta gül buketi... Acaba hangi kadın bu kadar şanslıdır? Benim maşallahım ona." dedi, neşeli, imalı bir sesle.
Duygularımı gizlemeye çalışarak sırt üstü döndüm, dirseğimi büktüm, yanağımı avuçladım. "Sadece bir gül yani, hiç de maşallahlık bir olay yok, sevinmedim bile." diye yalanları tek tek sıraladım.
Kutay gül buketini aynı yere bıraktı, adım adım yavaş yavaş bana yaklaştı, ellerini iki yanıma çarşaflara koydu, beni olduğum yere hapsetti, yüzünü yüzüme yaklaştırdı. "Napıyorsun?" diye çemkirecekken sözümü kesti, dudaklarını dudaklarıma değmeden üzerinde gezdirdi. "Ben duştan çıkmadan önce hazırlan, akşam yemeğine gidiyoruz, doğum günü kutlamak için." dedi otoriter bir sesle.
Olduğum yerde mıhlanmıştım, kalbim hızlı hızlı çarpıyordu. Dudaklarımı araladım, bir şeyler söyleyecektim ama kelimeler bana düşmanmış gibi dudaklarımdan dökülmedi. O ise ellerini iki yanımdan çekmiş, çoktan banyoya girmişti. Yatağa uzandım, saçlarımı etrafıma dağıldı. Elimi kalbime koydum, hızlı atış sesini bir melodi dinlercesine dinlemeye başladım.
Kalbimin atma sesini dinlerken duş açılma sesini duydum. Bir güç beni yataktan kaldırdı, gardıroba yanaştım ve kıyafet aramaya başladım.
Bordo, uzun kollu, göğüs kısmı tokalı, vücuda oturan mini elbise'ye elim gitti, onu aldım ve yatağa serdim. Ardından uyumlu olması için bordo rugan, ince topuklu, bilekten bantlı ayakkabı aldım ve kenara koydum. Son olarak bordo renkli, parlak görünümlü, kısa askılı, küçük omuz çanta ekledim. Küçük aksesuar olarak da zincirli bir altın bileklik aldım. Her şey hazırdı.
Kombini hızlıca giydim, boy aynasında kendime bakıyordum. O sırada Kutay duştan çıktı, bu sefer aynı gaflete düşmedim. Banyoya gittim, makyajımı yeniledim, bordo bir ruj sürdüm. Son olarak ördüğüm saçlarımı açtım, dağınık bir topuz yaptım ve önlerimi ise dalgalı perçemler bıraktım. O sırada Kutay'ın sesi geldi, "Rojdan, yardım lazım gelsene." diye seslendi.
Banyodan yenilenmiş güzelleşmiş halimle çıktım. Kutay bana değerlendirici bir bakış attı, bir yandan kravatıyla uğraşıyordu. "Şunu beceremedim." diye öfkeyle homurdandı. Yüzümde ufak bir gülümseme oluştu, ona yaklaştım. Topuklu sesi mermerde yankılandı. "Ah siz erkekler bir şeyi de beceremezsiniz." diye mırıldandım. Siyah ipek kravatı hoşuma gitmedi, direkt çıkardım. "Papyon takalım, beğenmedim bunu." diye alt dudağımı büzerek ekledim.
Kutay gözlerini devirdi "Papyon mu? Ula düğünümde bile takmak istemedim şimdi hiç takmam." diye itiraz etti. Ona keskin bir bakış attım "Susmak ister misin yoksa bütün gece dırdırım mı dinlemek istersin?" diye seçenek sundum. Kutay teslim olurcasına ellerini kaldırdı "Tamam teslim oluyorum istediğini yap." dedi.
Memnun bir şekilde gülümseyerek başımı salladım, siyah bir papyon çıkardım. Ona yaklaştım, papyonu güzelce taktım. "Ceketini unutmayalım." dedim. Yatağın üzerinde duran ceketi aldım, iki yana açtım. "Hadi giy." dedim. Kutay şaşırmış bir şekilde bana baktı. "Sen mi giydireceksin?" diye inanamayarak sordu.
Tek kaşımı kaldırdım. "Evet, ne olmuş yani? Giy hadi." dedim. Ceketi salladım, arkasını döndü, ceketi giydi. Etrafında döndüm, tam karşısında durdum, ceketini düzelttim. "He! Oldu şimdi." diye onayladım. Ceketinin düğmelerini taktı. "Bakalım olmuş muyuz?" dedi. Belimden kavradı, ikimize boy aynasının yansımasından baktı.
Kutay'ın elini kavradım, belimden çektim. "Olmuşuz, olmuşuz, hadi sen aşağı in, benim bir kaç işim daha var." diye geçiştirdim. Kutay elini cebine koydu. "İyi bakalım, aşağıda bekliyorum." dedi. Yatak odasından çıktı.
Son dokunuşları yaptım, boy aynasından kendime baktım. Banyodan birkaç makyaj malzememi ve telefonumu da çantama koydum, vanilyamsı parfüm sıktım. Yatak odasından çıktım. Topuklu ayakkabıımın sesi mermerde yankılanıyordu.
Kutay, Baran ve Miran üçlüsünün konuşmasına kulak misafiri oldum, adımlarımı yavaşlattım onları dinlerken.
"Vay vay vay, abim janti olmuşsun." dedi Miran. Kutay utanmış gibi gülümsedi, Miran'ın ensesine vurdu, "Kes sesini lan, ne öyle garip garip antinkuntin lafları!" dedi uyarırcasına ama onun da hoşuna gitmişti.
Miran ensesine dokundu, okşadı. "Hala elin ağır be abi." diye hayıflandı. Kutay ters ters Miran'a baktı, "Laflarımıza dikkat edeceğiz," diye tekrar uyardı. O ara Baran konuştu, "Evlilik sana yaradı abi, evcimen oldun." dedi. Kutay elini kaldırmış vuracakken, "Aman abi, yengem görür, kızar sana." diye götünü kurtarmaya çalıştı.
Kutay iç çekti, yumruk yaparak elini indirdi. "Doğru, topuklu sesini duydum, gelir basar filan." diye katıldı. O sırada ben merdivenin başında durmuş onları izliyordum. "Doğru bildin." diye aniden söyledim. Üçü de bana baktı. Kutay papyonunu sıkmış gibi düzeltmeye çalıştı, merdivenleri ahenkle indim ve yanlarına gittim. "Bir daha Miran'ın ensesine vurduğunu görmeyeceğim." diye uyarırcasına emrettim. Miran'a göz kırptım.
Miran hemen yanıma geldi, elimi tuttu, üstümü öptü. "Aslan yengem ya! Aslanbeylere yakışır yenge." diye övdü. Ufak bir kahkaha attım, elimi elinden çektim, koluna dokundum ve okşadım. "Bir daha abin sert vurursa bana söyle, seninle az konuşuyoruz diye sevmiyorum sanma." dedim. Tekrar göz kırptım.
Baran gülmemek için dudaklarını sımsıkı birbirine bastırdı. Kutay memnun olmamış şekilde gözlerini devirdi. "Senin Miran'ın varsa, benim de Baran kardeşim var." dedi gururla. Baran'ın omuzuna elini koydu. Yüzümdeki gülümseme soldu. Baran'a uyarıcı bir bakış attım.
Baran ikimizden de gözlerini kaçırdı, omuzları gerildi abisinin dokunuşundan temkinlice kurtuldu. "Ben yengeciyim, ne de olsa başımızın tacı." diye kısık sesle söyledi abisinin korkusundan. Kutay elini kaldırdı, vuracakmış gibi yaptı. Baran kendini koruma refleksi ile geri adım attı. "İt oğlu it!" dedi, sözünü kestim. "Yeter! Dondum ben burda soğukta, sen hala goy goy peşindesin Kutay Karan!" diye bağırdım.
Kutay tekrar elini yumruk yaptı, indirdi. "Araba nerede, hani?" diye söylenmeye devam ettim. Elimle kendime gösterdim, "Hani ben prensestim, araba bile hazır değil!" diye sözlerimi bitirdim. Normalde asla böyle demezdim, Baran'ı kurtarmak için yapmıştım.
Kutay ciğerlerine temiz hava çekti, öfkesini dizginlemeye çalıştı. "Tamam, ben bir arabaya bakayım, hazır mı değil mi diye." dedi dişlerinin arasından. Zafer kazanmış gibi gülümsedim, dişlerim göründü. Onun gidişini izledim, uzaklaşınca Baran ve Miran'a baktım. "Aferin çocuklar, bir yıl rahatsınız." dedim.
"Yenge, ne var ömür boyu kalsan ha? Biz rahat ederdik Baran'la." dedi Miran.
"Haklı bu zibidî." diye katıldı Baran.
Miran neyse, onun belki bir ilişkisi yoktu ama Baran'ın ilişkisi var sayılırdı. "Sen evlenirsin Baran, bu kadar dert etme yengem." dedim ima ederek. Baran'ın gözleri faltaşı gibi açıldı, bedeni kamburlaştı. "Ne evliliği yenge?" diye anlamazdan gelerek söyledi.
Bengi," dedim ve sustum. Miran, benden Baran'a gidip geldi sonra neyi ima ettiğimi anladı "Lan, sen Berithan'ın kardeşiyle..." sözlerini tamamlayamadan Baran, kardeşinin kolundan tuttu ve sıkıca sıktı. "Kes sesini, bu üçümüzün arasında sır." diye fısıldadı kulağına.
O sırada Kutay'ın sesi geldi, "Rojdan, hadi seni bekliyoruz." diye seslendi. Baran ve Miran'a yaklaştım, "Bir söz vardır, iki kişinin bildiği sır değildir. Bengi dahil dört kişi biliyor, yani sır değil." diye sessizce söyledim. Arkamı döndüm, konağın dışında olan arabaya doğru yürüdüm. Kutay arabaya yaslanmış, ellerini cebine atmış beni bekliyordu.
"Sonunda." dedi rahatlamış şekilde. Arka koltuğun kapısını açtı, centilmenliğine şaşırdım. "Centilmenliğine şaşırdım." dedim. Kutay neden şaşırdığımı anlamamış gibi baktı. "Yılbaşı gecesi arabaya sürükleyerek oturttuğun için." diye hatırlattım ve arabaya bindim. Şoför koltuğunda Bekir vardı, ona ufak bir gülümseme attım, arkama yaslandım. O da motoru çalıştırdı.
Kutay arabanın etrafından dolaşıp yanıma oturdu, kapıyı kapattı. "Eh, sokak ortasında bağırmasaydın sürüklemezdim." diye o da hatırlattı. Gözlerimi kaçırdım. "Haksız değildim." diye kendimi savundum. O ara araba çalıştı. "Sadece yanağından öptüğüm için." dedi.
"Konu yanaktan öpme değil, davranışlarındı her zamanki gibi." diye çemkirdim. Kollarımı birbirine doladım.
"Tamam Rojdan, en haklı sensin!" dedi bıkkın şekilde. Konuşurken parmaklarının uçlarını birleştirdi, elini salladı. Sinirle bir bacağımı sallamaya başladım, sessizlik oluştu, cevap vermediğimden.
Bacağımı diğer bacağıma attım ve yola bakmaya devam ettim. Baya uzak bir yere gidiyorduk. En sonunda mecburen konuştum, "Ben böyle şık giyindim de nereye gidiyoruz biz? Kebapçıya filan mı?" diye sordum. Kutay'ın bakışları camdan bana döndü, "İtalyan restoranına." diye cevapladı.
Ağzım hafifçe aralandı. Mardin'de İtalyan restoranı nasıl bulacaktı? "Mardin'de İtalyan restoranını nasıl buldun?" diye merakla sordum. O ise parmaklarımı parmaklarına geçirdi, yüzünü yüzüme yaklaştırdı, dudakları kulağıma değdi. "Ben istersem her şey olur, bunu unutma." diye fısıldadı.
Kalbim yine hızlı hızlı atmaya başladı. Bu his artık alışkın olacağım bir şeye mi dönüşüyordu? Sertçe yutkundum ve yüzüne bakamadım. "İyiymiş." diye mırıldandım mantıksızca. Parmaklarımı parmaklarından ayırdı; bu sefer eli elbisemin kumaşının üstünden uyluğumu kavradı ve bırakmadı.
İkimiz de camdan bakmaya devam ettik. Bekir de arabayı sürüyordu, arabada sessizlik oluştu. Hem rahat hem de rahatsız edici bir sessizlikti.
15 dakika sonra..
Lüks bir restoranın önünde durduk. "Geldik abi." diye duyurdu Bekir. Kutay arabadan indi, etrafında dolandı, kapımı açtı, elini uzattı. Tereddütle önce arabadan indim, hala elini uzatıyordu. Derin bir nefes aldım, elini tuttum, parmaklarımı parmaklarına geçirdi. Restorana doğru yürümeye başladık.
Karşılama görevlisi genç bir kız bizi restoranın kapısında karşıladı. "Hoş geldiniz efendim, yeriniz hazır." dedi. Bize eşlik etti, geniş bir cam kenarında mumlar ve güllerle dolu masaya götürdü. "Garsonunuzu şimdi yönlendiriyorum efendim." dedi. Yanımızdan ayrıldı ve tekrar başbaşa kaldık.
Kutay oturmam için sandalyemi çekti, etrafa bakarak sandalyeye oturdum. Kimsecikler yoktu, sadece ikimizin olduğunu fark ettim. Çantamı masaya koydum, Kutay da karşıma oturdu. Ona baktım. "Kutay, neden tek biz varız?" diye sordum.
Arkasına yaslandı, bacağını diğer bacağına attı. "Çünkü burası İtalyan yemekleri yapan restoran değil, ben kapattım." diye açıkladı. Ağzım açık kaldı, şok oldum. Sadece bir gecelik yemek için restoran kapattırmıştı, mahcup olmuştum, yanaklarım kızardı, kafamı hafifçe eğdim, parmağımda olan evlilik yüzüğümle oynamaya başladım. "Ne gerek vardı ki? Yemek yiyecektik sadece."
"Doğum günü yemeğin." diye düzeltti.
Düzeltmesinden sonra iyice yerin dibine girmiştim. Eğer gitmeyi reddetmeseydim o doğum günü yemeği doğum günümde olacaktı. "Şey..." sözlerime devam etmeden boğazımın kuruduğunu hissettim. "Ben özür dilerim." diye sonunda söyledim. Tepkisinden korktuğum için gözlerimi sımsıkı kapattım. Adam kızsa haklıydı.
"Bana bak." dedi Kutay, yumuşak, suçlayıcı olmayan bir sesle.
Gözlerimi yavaşça araladım, kafamı kaldırdım ona baktım. Yüz ifadesi nötrdü, suçlayıcı bir şey yoktu. "Özür dilemene gerek yok, her halükarda bunlar başımıza gelecekti. Ben yine hapse girecektim, o yüzden burada senin suçlu olduğun kadar ben de suçluyum, ikimiz de suçluyuz." diye açıkladı.
"Ama yani en azından senin yanında olacaktım, yani karakolda bekleyecektim. O zaman Siyam bir şey yapamazdı." diye düşündüğümü söyledim. Dirseklerini masaya koydu, "Yanlış düşünüyorsun, asıl beni karakolda bekleseydin kaçırması daha kolay olurdu. Konakta adamlar olduğu için beceremedim, şerefsiz." diye o da kendi fikrini söyledi.
Kutay bunu söylediğinde Siyam'ın konuşmak için geldiğini hatırladım. Elimi masaya koydum ve "Konuşmak için geldiğini söylemişti." dedim. Kutay, sanki Siyam'ı savunuyormuşum, o haksızmış gibi beden dili gerildi. "O şerefsiz sözüne mi inanıyorsun?" diye şüpheyle sordu.
Reddercesine kafamı şiddetle salladım. "Hayır, ben bunu kastetmedim, sadece söylediğini söyledim." dedim aceleyle. Kutay'ın çenesi gerildi, elini yumruk gibi sıktı eklemleri beyazdı. Yumruğunu ağır ağır geri açtı ve gözlerindeki ateşle bana baktı. Kıskançlık mı? Öfke mi? Belki de her ikisi.
"Benim yanımda bir daha o it'in adını ağzına alırsan gerçekten cinnet geçireceğim, güzel akşamımızı bozmayalım." diye uyardı.
Donup kaldım, sertçe yutkundum. "Sen kıskandın mı?" diye kısık sesle sordum. Kutay gözlerini kapattı, rahatlamaya çalıştı. Ben ise cevap bekliyordum. Geri gözlerini açtı, "Kıskandım." diye sertçe itiraf etti.
"Ne?" diyebildim. Başka bir tepki verememiştim.
Kutay gözlerini kaçırdı. "Nerede kaldı bu garson?" dedi kendi kendine. Restoranın mutfak bölümüne doğru baktı ve parmağını masaya gergin bir şekilde vuruyordu. "Garson!" diye seslendi aniden.
Sırf kıskandığını itiraf ettiği için konuyu değiştirmeye çalışıyordu. Onu hayretle izledim, tek kelime edemedim.
Kutay'ın seslenmesi üzerine garson aceleyle geldi. "Kusura bakmayın Kutay Bey, mutfakta hazırlık yapıyorduk." diye özür diledi. Kutay kızmadı, bana baktı. "Ne yemek istersin?" diye sordu. Menü yoktu, İtalyan yemeği bilmediğimi için ne diyeceğimi bilemedim. "Ben bilmiyorum, sen kafana göre sipariş ver." dedim.
Kutay'ın bakışları tekrar Garson'a çevrildi. "İkimize Istakozlu Risotto ve beyaz şarap, tatlıları sonra karar veririz." diye siparişi verdi. Garson siparişleri kağıda yazdı ve mutfağa geri döndü. İkimiz kalmıştık.
Çok geçmeden sipariş gelmişti. Garson servis yaptı ve gitti sessizce, yemek yemeye başladık. Etraf rahatsız edici derecede sessizdi. Camlardan yağmur damlaları akmaya başladı, akşamın o güzel havası romantikleşiyordu ama ikimiz de sessizdik.
Boğazımı temizledim. "Yemekte güzelmiş." diye yorum yaptım. Kutay kafasını kaldırdı, bana baktı. "Öyledir." diye kısaca yorum yaptım. O an anladım sohbet açamayacaktım, beyaz şarap kadehini kavradım ve son yudumuna kadar içtim.
Kutay şaşkınlıkla bana baktı. "Yavaş olsana, sarhoş olacaksın." diye uyardı sert bir sesle. Ayağa kalktım, "Tuvalete gidiyorum." diye sertçe karşılık verdim. Hızlı adımlarla masadan uzaklaştım. Aslında tuvalete gitmiyordum, mutfağa girdim ve o nazik gülümsememi takındım. Herkes bana baktı.
Garson hemen yanıma geldi, "Rojdan hanım, bir sorun mu var?" diye nazikçe sordu.
"Hayır, hiçbir sorun yok. Acaba sizden bir şey rica edebilir miyim?" diye sordum. Garson onaylarcasına kafasını salladı, "Ben kocamı süpriz istiyorum, onunla dans etmek için bir şarkı açmak istiyorum. Rica etsem bana bu konuda yardım edebilir misiniz?" diye sordum.
"Tabii ki yardımcı olalım." dedi. Hızlı hızlı şarkıyı gösterdim, "Ben mutfaktan çıktığımda çalsın." dedim. Garson onayladı. Derin bir nefes aldım, onlar şarkı için hazırlık yapıyordu, bitirdiklerinden haber verdiler. Mutfaktan çıktım, şarkı yavaş ritimlerde çalmaya başladı.
Yıldız Tilbe - Sana Değer..
Kalçalarımı ve omuzlarımı yavaş şarkının ritmiyle hareket ettirmeye başladım. Kutay beni izliyordu, ne olduğunu anlamadığı için kaşları çatılmıştı. Masaya yaklaştım ve kendime bir kadeh beyaz şarap doldurmaya başladım. "Rojdan, bu şarkı ne?" diye anlamayarak sordu. Tabii ki nerden bilsin, karısı ayarladı.
"Bilmem şarkı işte, ben dans edeceğim, senin keyfin bilir." dedim. Kadehimi aldım, restoranın orta kısmı boştu. Yavaş yavaş elimde kadehimle dans etmeye başladım. "Akarım sonsuza deli sel gibi." Şarkı sözlerini Yıldız Tilbe ile birlikte söylemeye başladım. Dans ritmim biraz daha arttı, kalçalarımı daha ritmik oynatıyordum. Şarabımdan bir yudum aldım.
Kadehimi ona ithafe kaldırarak "ZATEN AŞKLAR HEP YALAN DOLAN." diye söylemeye devam ettim. Kutay ufak bir kahkaha patlattı, "Sen delisin." dedi. Elimi kulağımın arkasına götürdüm, "Anlamadım?" dedim halbuki anlamıştım, kendi etrafımda döndüm.
"Sonu hep sızı hüsran!!" diye bu sefer vurgulayarak söyledim. Gelmeyeceğini anlayınca ona yaklaştım, kadehi masaya koydum, elini tuttum ve kaldırmaya çalıştım. "Hadi gel, eğlenelim!" diye teşvik etmeye çalıştım. Kutay kaşlarını reddedercesine iki üç kez kaldırdı.
"Kabul etmiyorum, bugün benim doğum günüm sayılır." diye peltekçe söyledim, sarhoş olmuştum. Bunu fark edene kadar Kutay direnemeden kalktı, onu restoranın tam ortasına çektim, elini cesur bir şekilde belime koydum, kollarımı boynuna doladım. Sendeleye sendeleye dans etmeye devam ettim, arada kafamı bir o yana bir bu yana sallıyordu.
"Daha iki kadehte nasıl sarhoş oldun acaba?" diye mırıldandı kendi kendine. Ufak bir kahkaha attım, o an dünya umrumda değildi. Elinden tuttum onu, yönlendirdim; beni etrafında döndürdü. Eli tekrar otomatik olarak belime gitti, kafamı geriye attım, boynum ona görünmüştü. Deli gibi kahkaha attım.
"Her soluğunda baştan aşağıya," diye şarkı sözlerini söyledim. Kafamı geri öne eğdim, onun kara gözleriyle gözlerim buluştu. "Çek beni içine, orada kalayım..." diye şarkı sözlerini söyledim, onun gözlerinin içine bakarak sanki ona ithafen demişim gibi. Ayık Rojdan olsa kendini kınardı.
Kutay'ın yüzü bembeyaz oldu, tam o anda şarkı bitmişti. Yüzümü göğsüne gömdüm, derin bir iç çektim. Eli, topuz olan saçlarıma gitti ve okşamaya başladı. Boynuma ufak bir öpücük kondurduğunu hissettim, memnun bir şekilde yüzümü daha çok gömdüm.
"Benim sabrımı çok fena sınıyorsun ama olmaz." diye fısıldadı.
Acı acı mırıldandım. Kutay tekrar iç çekti, beni kollarına aldı ve sandalyeye oturttu. "Burada bekle, tamam mı? Hesabı ödeyip geliyorum." dedi. Kafamı salladım, "Tamam aşkım." dedim sarhoş bir ses tonuyla. Kutay, benim aşkım dediğimi duyunca affalladı ama yine de hesabı ödemek için uzaklaştı.
5 dakika geçmeden geldi, sandalyede oturmuş onu bekliyordum. "Kutay, beni kucağına alsana." dedim aniden. Kutay sanki dememişim gibi çantamı aldı, kolumdan tuttu ve beni sandalyeden kaldırdı. "Yürümeyeceğim, kucakla." diye isyan ettim. Protesto eder gibi yere oturdum.
Kutay tam önüme çömeldi. "Rojdan, kurban olayım, ayağa kalk hadi lütfen!" diye yalvardı. Yüzümü buruşturdum, omuzlarım şiddetle salladım. "Hayır!" diye inat ettim. Kutay kolunu bacağımın arkasına koydu, tek harekette beni kucakladı. Kolumu boynuna doladım, memnun şekilde şarkı mırıldandım.
"İki kadehle nasıl sarhoş oldun rakı içince bile sarhoş olmamıştın." diye kendi kendine konuştu.
"Biliyor musun?" diye aniden konuştum. Kutay bana baktı, "Ne biliyor muyum?" diye sordu. O ara araba yanımıza yanaştı. Kutay arabanın kapısını açtı, beni yerleştirdi. Gömleğinin yakasını tuttum, yüzünü benim yüzüme yaklaştırdım. "Eğer..." diye başladım, hıçkırdım, midem yandı. "Ankara'da tanışsaydık sana aşık olurdum." diye itiraf ettim.
Kutay'ın nefesi kesildi, aniden uzaklaştı benden. Kapıyı kapattı, ön tarafa bindi. Gözlerim doldu, ağlayamadım. Koltuğa uzandım, şarkı mırıldanmaya devam ettim. O an algılayamıyordum, neden böyle tepki vermişti? Sabah ayıktığımda dediğimi nasıl karşılayacaktı, hepsi muammaydı.
Göz kapaklarım ağırlaşmaya başladı, arabanın hareketlenmesiyle birlikte midem altüst olmuştu. Kusmamak için gözlerimi sımsıkı kapattım... Uykuya dalmaya başladım...
Sabah ~ Ankara'ya yolculuk
Sabah ağız kuruluğu, baş ağrısı ve mide yanmasıyla bilincim açıldı. Gözlerimi açtığımda yatak odasında üstümde dünkü kıyafetlerle yatıyordum. Kutay da yanımda uyuyordu, papyonu çıkmış. Gömleğimin birkaç düğmesi açılmıştı. Yataktan kalktım, sendeleyerek banyoya gittim ve tuvalete oturdum.
Tuvaletten çıktıktan sonra yavaş yavaş soyundum ve duşa girdim. Soğuk su bedenime çarptı, derin bir nefes aldım ve makyajımı da duşta çıkarmaya başladım.
Dakikalar sonra duştan çıktım, bornozumu üzerime geçirdim, saçlarımı havluya sardım. Banyodan çıkmadan yüzümü nemlendirdim, güneş kremimi sürdüm ve çıktım. Kutay uyanmış, yatağa oturmuştu. Bedeni kamburlaşmış, düşünceli bir şekilde şakaklarını ovuyordu.
"Günaydın." dedim.
"Günaydın." diye hızlıca yanıtladı. Ayağa kalktı, bana yaklaştı. "Sen ciddi miydin?" diye aniden sordu. Dün gecenin yarısını hatırlamıyordum, hangi konudan bahsettiğini anlamamıştım. "Hangi konuda?" diye merakla sordum. Kutay titrek bir nefes verdi. "Boşver." dedi. Banyo gitti, kapıyı kilitledi.
Öylece donup kaldım, dün geceyi hatırlamaya başladım. Ona itiraf ettiğim şeyi düşündüm. Yatağa oturdum, elimi ağzıma kapattım. Şimdi ne diyecektim, ne yapacaktım? Dediğim şey doğruydu. Belki Ankara'da karşılaşsaydık normal bir ilişkimiz olabilirdi ama sarhoşken olduğu kadar cesur biri değildim. Kendimi yatağa bıraktım, elimi karnıma koydum, gözlerimi kapattım. Düşüncelerimle baş başa kalmıştım.
Ayağa kalktım, o banyodan çıkmadan giyinecektim. Gardırobu açtım ve elime ilk gelen şeyleri almaya başladım. Açık mavi V yaka, uzun kollu kısa kazak, açık mavi yüksek bel İspanyol paça jean ve beyaz spor ayakkabı çıkardım. Hepsini üstüme giydim, ıslak saçlarımı havluyla kuruttum ve mavi kelebek tokayla saçlarımı dağınık topuz yaptım.
Küçük bavulumu çıkardım, kıyafetlerimi gardırobdan çıkarıp koymaya başladım. O sırada Kutay banyodan çıktı. Duş almamıştı. "Öğlen yola çıkıyoruz." diye duyurdu. Gömleğinin düğmelerini açmaya başladı, cevap vermemiştim ama içim içimi yiyordu.
Gömleğini çıkarmış, gardıroba yönelmişti. O sırada ben de yönelmiştim. Ben tişörtüme, o gömleğine uzanırken ellerimiz değmişti. Yanmış gibi hemen çektim tişörtümü, aldım valizin içine koydum. Göğsümün daraldığını hissettim, Kutay'ın yüzüne bakmaya cesaret edemedim, kaçıyormuş gibi odadan koşarak çıktım.
Arka bahçeye koştum, kimse yoktu. Nemli çimenlere oturdum, dizlerimi göğsüme kadar çektim, yüzümü gömdüm. Derin derin nefesler almaya başladım, göğsümdeki sıkışma hissini çaresizce gidermeye çalıştım.
Telefonum bildirimle titreşti.
Aslanbeyler🦁
Baran sizi gruba ekledi.
Rojdan: Bu ne?
Baran: Yenge ben açtım acil durumlarda kullanırız diye
Kutay K. gruptan ayrıldı.
Baran: Ya abi bir dur
Baran Kutay K. ekledi.
Kutay K.: Baran siktir git ekleme beni
Kutay K. gruptan ayrıldı.
Siz Kutay K. eklediniz
Rojdan: Bir dursana çocuk kötü niyetli eklemiyor :d
Kutay K. görüldü.
Siz Kutay K. çıkardınız
Rojdan: Alma
Baran: Yenge ayıp olur
Rojdan: Baran ağzına sıçarım sus
Baran: Peki yenge..
Miran görüldü.
Miran yazıyor.
Miran çevrimdışı.
Baran: Bir kere yazsan şaşırırdım amk
Begiss🤍 görüldü.
Begiss🤍 yazıyor.
Rojdan: lan benginin ne işi var?
Begiss🤍: bilmiyorum ki yeni gördüm aslanbeyde değilim
Baran; Bizdensin bizden
Baran Kutay K. ekledi.
Rojdan: ben sana ekleme demedim mi niye ekliyorsun?
Baran yazıyor.
Baran çevrimdışı.
Kutay K.: Ben istedim, ekledi konu kapandı.
Rojdan: Ne halin varsa onu gör.
herkes gördü.
Telefonu cebime koydum. "Ben istedim, ekledi, konu kapandı." diye Kutay'ın mesajını onun sesiyle taklit ederek söyledim. Gözlerimi devirdim, ayağa kalktım, üstümü silkeledim, ön bahçeye yürümeye başladım.
Sevgi karşıma çıktı, elinde boş tepsi vardı. "Sizi gördüğüm iyi oldu gelin hanım." dedi. Anlamayarak ona baktım. "Kutay ağamız haber vermemi istedi, kahvaltı hazır." diye duyurdu. Hafifçe tebessüm ettim. "Haber verdiğin için sağ ol Sevgi." dedim. Salona doğru yürümeye başladım.
Kapıyı açtım, herkes masaya oturmuş kahvaltıya başlamıştı. "Kusura bakmayın, geciktim." dedim. Şerwan ağa gülümseyerek bana baktı, "Yok kızım, olur mu? Hadi geç yerine." diye anlayışla söyledi. Kutay'ın yanına oturdum. "Ner'de görülmüş gelinin kayınpederinden sonra geldiği?" diye mırıldandı Avjin hanım.
Gözlerimi boş tabağa kilitledim. Avjin Hanım'a laf yetiştirecek halim yoktu zaten benim yerime Şerwan Ağa cevap verdi, "Kız neler yaşadı, hanım üstüne gitme." dedi. Bana baktı, "Ben bunu saygısızlık olarak görmedim, insanlık hali. Valiz hazırlarken dalmıştır." diye sözlerine anlayışla ekledi.
Boş tabaklardan bakışlarımı Şerwan ağa'ya çevirdim. "Sağol Şerwan babacığım." dedim. Şerwan ağa baba diyince babacan bir şekilde gülümsedi. Avjin hanım yine istediği kaosu alamamıştı. Herkes tabağına gömüldü, midem yandığı için fazla bir şey almadım tabağıma.
Sessizliği Baran bozdu, "Ee abi saat kaçta gidiyorsunuz?" diye sordu. Kutay kafasını tabağından kaldırdı, Baran'a baktı, "Öğlen bir gibi çıkarız." dedi. Baran kafasını salladı; bu sefer Avjin Hanım konuştu, "Kaç gün kalacaksınız yavrum? Fazla kalmayın, geri dönün."
Kutay masada boş duran elimi kavradı, kafamı kaldırdım anlamayarak ona baktım. "Rojdan ne kadar isterse o kadar." dedi. Elimi üstünden sanki sabah hiç küsmemişiz gibi şefkatle öptü, yüzüme gerçek bir gülümseme geldi. Biraz olsun rahatlamıştım.
Avjin hanım ters ters baktı. "Fazla kalmayın yine de siz yavrum." dedi ısrarla.
"Hayırlısı ana daha gitmedik bile." dedi Kutay.
Birkaç sohbet daha açıldı, kahvaltı yapıldı, masadan kalkıldı. Yolculuğa çıkmadan Kutay'la aramı düzeltmeye karar verdim. Mutfakta ikimize türkü kahvesi yapacaktım. Sevgi ve Fadik kahvaltının bulaşıklarını hallediyorlardı, beni görünce ikisi de işlerini bıraktı. "Bir şeye mi ihtiyacınız var gelin hanım?" diye aynı anda sordular.
"Ben Kutay'a kahve yapacağım, siz hiç rahatsız olmayın." dedim.
Fadik yanıma yaklaştı "Biz yapıverelim siz uğraşmayın." dedi.
Fadiğin arkasında olan tezgahta ki bulaşıklara baktım, sonra Fadiğe "Ben kendi ellerimle yapmak istiyorum." dedim. Fadik ısrar etmedi, "Siz nasıl isterseniz." dedi ve tekrar bulaşığa döndü.
Fincan ve cezve çıkardım, klasik Türk kahvesi yapmaya başladım. Sunum için tepsi çıkardım, sunum tabağına çikolata parçaları koydum. Bardaklara su koydum, en sonunda kahve olunca fincanlara eşit şekilde boşalttım. Yüzüme sıcak bir gülümseme takındım, tepsiyi aldım ve mutfaktan çıktım. Kutay'ın çalışma odasına doğru adımlar atmaya başladım.
Tam kapının kolunu kavramış açacakken, Avjin Hanım'ın ve Kutay'ın konuşmasına şahit oldum.
"Yavrum, bak ben senin annenim. Ana oğul konuşuyoruz şimdi, diyeceklerime alınma, gücenme, celallenme yok." dedi Avjin Hanım.
"Ağzında ki baklayı çıkarsana anne." dedi Kutay meraklı bir tınıyla.
"Bak Rojdan iyidir, kötüdür bilmem. Karşımda sırf Zulal yüzünden tanımadığımız bir kız aldık sana, ona yanarım evladım." dedi Avjin hanım isyankar ses tonuyla.
"Ana!" diye uyarıcı şekilde söyledi Kutay.
"Ana, mana yok oğlum, ana mana yok! Çocuğu olmazsa alırız bir kuma üstüne!" diye yüksek sesle.
Donup kaldım, bütün bedenim titremeye başladı. Korku ve öfkeyle o an odaya girip Avjin Hanım'a haddini bildirmek istiyordum ama önce Kutay'ın tepkisini merak etmiştim.
"Ne kuması ana? Neler saçmalıyorsun sen? Benim gül gibi karım varken kuma mı alacağım? Asla!" dedi Kutay.
"Kader kısmet bu işler. Hem aklımda biri var." dedi Avjin hanım.
"Kim?" dedi Kutay.
"Teyzenin kızı Nazo, hem genç hem güzel, hem bizden daha ne olsun?" dedi gururla Avjin hanım.
Masaya sertçe vurma sesi duydum. "O bana abi diyor abi! Rojdan da bile küçük! Sen nasıl böyle bir şey düşünürsün, hiç mi utanmıyorsun anne?"
"Onun gönlü var, abi dediğine bakma, saygısından diyor." dedi Avjin hanım
İşte o son söz, can alıcı söz, kafamda cinnet sesi çalmaya başladı. Bütün bedenim öfkeden titriyordu. Ellerimin arasında tepsi kaydı, yere düştü. Her şey gürültü bir şekilde yere dağıldı. Kapıyı sertçe iterek açtım. İkisi de ayağa kalkmış bana bakıyordu. "Rojdan sakin ol, bak ben istemedim öyle bir şey." dedi Kutay. Ses tonu sakindi.
Kutay'ı görmezden geldim. Avjin Hanım'ın üstüne yürümeye başladım. Kadının korkusundan yüzü bembeyaza kesilmişti. "Demek gönlü var," dedim titreyen dudaklarımın arasından. Ellerimi yumruk yapmıştım. "Siz kimsiniz?!" diye tiz şekilde bağırdım, sesim konağın içinde yankılandı.
"Oğlum al karını delirdi." dedi Avjin hanım oğluna bakarak.
"DELİRDİM!" diye aynı tiz şekilde bağırdım. Kutay bana yaklaşmaya cesaret edemedi. "Beni en başından beri sınadınız büyük olduğunuz için ses çıkarmadım ama." Çenemi çok sıktığım için uyuşmaya başlamıştı, kelimelerimin arasında sürekli duraklıyordum. "Ama kuma alamazsın, yapamazsın!" diye bağırdım.
Avjin hanım durmadı. "Sen elalemsin!" diye bağırdı. Kutay annesini durdurmak için kolundan tuttu. "Çık Ana, sana saygısızlık etmek istemiyorum! Çık!" diye kovdu. Avjin hanım kolumu sertçe çekti. "Yalan mı oğlum?! Elalem bu kız! Bizden değil zaten konağa gelişinden beri uğursuzluklar bitmiyor."
Gözyaşlarım akmaya başladı, ben miydim uğursuz? Başımıza ne geliyorsa kendi oğlunun düşmanı yüzündendi. Dayanamadım, içimdeki öfkeyi dışarıya atmak için masayı dağıtmaya başladım; kalem, kâğıt, masada ne varsa dağıtmaya başladım. Kutay belimden tutup beni sakinleştirmeye çalışıyordu. "Yapma, yalvarırım, zarar gelecek sana, nolur!" diye yalvardı, sesi kulaklarıma boğuk geliyordu.
"Benim suçum değil, ben uğursuz değilim!" diye haykırdım gözyaşlarımın arasında. Yere yığıldım, ellerim kucağıma düştü, ağlamaya devam ettim. Herkes başımıza toplanmıştı, herkes bir şeyler söylüyordu. Duyamadım sanki duyularım kapanmış gibiydi, sadece dudaklarını görüyordum. Kutay beni kucakladı, kalabalıktan çıkardı, yatak odamıza götürdü.
Yatağa uzandı, yanaklarımı yavaşça avuçladı. "Rojdan, bana bak Rojdan, bana bak, derin nefes al. Ben buradayım, hadi gülüm, hadi bebeğim." dedi. Konuşurken alnıma, yanaklarıma, burnuma öpücükler kondurdu. Yatağa oturdu, başımı bacağının üstüne koydum.
"Ben suçlu değilim, uğursuz değilim." dedim hıçkırıklarımın arasında..
Kutay saçlarımı okşamaya başladı, şakağıma öpücük kondurdu. "Biliyorum, ben seni suçlamadım gülüm, ben seni hiç suçlamadım." dedi. Hıçkırıklarımın arasında acı acı tebessüm ettim. "Ben sana barışmak için kahve yapmıştım, onu getiriyordum, konuştuğunuzu duydum. Gerçekten kuma getirmez misin?" diye hıçkırıklarımın arasında sordum.
Yanaklarımı avuçladı, yatakta beni oturttu, dudaklarını alnıma bastırdı. "Asla." dedi, kendinden emin bir şekilde beni kollarına sardı. Alnımı çenesine koydum, hıçkırıklarım yavaş yavaş dinmeye başladı. "Ben ağlamaktan çok yoruldum." diye fısıldadım.
"Gidiyoruz artık, ağlamak yok." diye fısıldayarak söz verdi. Kafamı yavaşça salladım, ufak hıçkırıklar ağzımdan ara sıra çıkıyordu. Kutay cebinden telefonunu çıkardı, Bekir'i aradığını gördüm. "Her şeyi hazırla, çıkalım, 10 dakikaya." dedi. Telefonu kapattı.
Beni yavaşça yatağa uzandırdı, sırtıma yastık koydu. Yataktan kalktı, "Ben valizimi hazırlayacağım, sende biraz dinlen." dedi. Konuşacak halim olmadığı için gözlerimi kapattım ve açtım. Kutay battaniyeyi karnıma kadar çekti, odanın içinde dolaşmaya ve valizi hazırlamaya başladı.
Valizini hazırlayınca bana yaklaştı, sırtımı sıvazladı. "Gidelim hadi gel." dedi. Yataktan kalktım, paltomu aldım ve giydim. "Ben kimseyle vedalaşmak istemiyorum, arabada seni beklesem olur mu?" diye sordum. Kutay ellerine bavulları almıştı. "Olur gülüm, sen arabada beklersin." diye onayladı.
Kutay önden, ben arkadan yatak odasından çıktık. Merdivenlerden iniyorduk, herkes bizi bekliyordu Avjin Hanım da dahil ama ben kimseyle göz göze gelmeden arabaya bindim, emniyet kemerimi taktım.
Kutay ailesiyle tek tek vedalaştı. En son annesine sıra geldi. "Oğlum," dedi titrek sesle. Kutay derin bir nefes aldı. "Biz vedalaşmasak daha iyi olur, Ana. Bence biraz uzak kalmak en iyisi." diye çizgisini çekti. Arkasına bakmadan arabaya bindi, motorunu çalıştırdı. Elime dokundum, minnetle gülümsedim. Benim arkamda durmuştu. "Teşekkür ederim."
Elimi kavradı, üstünü öptü. "Şşş, teşekkür yok..."
Araba çalışmaya başladı sonunda bu konağın kasvetinden, bu şehrin yaşattıklarından geçici olarak da olsa kurtulmuştum. Radyo açtım, yavaş ritimli bir şarkı açtım. Camdan dışarıya bakmaya başladım, arkamızda bir araba vardı. "Kutay bir ara bizi takip mi ediyor?" diye sordum.
İBekir o." diye açıkladı. Dün bana dedikleri aklıma gelmişti "Haaa, tamam."
6 saat sonra
Akşam yavaş yavaş çökmüştü, ara sıra benzinlikte duruyorduk ama hepimize bir yorgunluk çökmüştü. En sonunda dayanamadım, omuzları düşmüş yorgun Kutay'a baktım. "Ya Kutay, kalacak bir otel filan mı bulsak? Bekir bile yoruldu, acelemiz de yok." diye fikir sundum.
Gözlerini yoldan bana çevirdi. "Olur, aslında şu yakınlarda küçük bir otel var, orada dinleniriz sabaha kadar." dedi.
Mutlulukla ellerimi birbirine çarptım. Kutay'ın telefonunu aldım. "Şifreni söyle, Bekir'e mesaj atayım." dedim. Kutay gözlerini yola çevirdi. "1302" diye yanıtladı. O an kafama dank etti, bu bizim evlendiğimiz günün tarihiydi. "Ne?" dedim şaşkınlıkla.
"1302" diye tekrarladı.
"Onu anladım da, bu bizim evlendiğimiz gün." dedim. Tek kaşını kaldırdı, "Ne olmuş yani? Bol bol hatırlarım." dedi. İç çektim, şifreyi yazdım, WhatsApp'a girdim. İlk kendi mesaj kısmım dikkatimi çekti: "Gülüm🌹" diye kayıtlıydım. Göz ucuyla Kutay'a baktım, o yola odaklanmıştı.
"Bekir'e ne mesaj atayım?" diye sordum
"Yakınlarda bir otele gidiyoruz bizi takip et yaz." dedi
Kutay:Yakınlarda bir otele gidiyoruz bizi takip et
Bekir Kardeş: Tamam abi.
Telefonu yerine geri koydum. Radyodan şarkı açtım, otele 20 dakikada vardık. Kutay arabayı durdurdu, emniyet kemerimi çözdüm ve arabadan indim. Yol kenarında ufak bir otelde bir bank vardı, oraya oturdum. Ayaklarım ağrıyordu. Kutay bagajdan valizleri çıkardı, Bekir aldı.
"Rojdan." diye seslendi Kutay. Bakışlarımı Kutay'a çevirdim. "Hadi gel, otele girelim, oturma burada tek." dedi.
Ayağa kalktım, onlarla birlikte otele girdim. Kutay kayıt işlemlerini hallediyordu. Etrafa baktım, otel restoranını gördüm. Sıkıldığım için oraya gitmeye karar verdim. Zaten yemek yememiz gerekiyordu. Kutay'a yaklaştım, "Restoran varmış, oraya gideyim, sizi beklerim. Yemekte yememiştik."
"Tamam sen git geliyorum bende." dedi.
Restorana gittim. Küçük, şık, loş ışıklı bir mekandı. Paltoyu çıkardım ve bulduğum ilk masaya oturdum. Şansıma o da cam kenarıydı. Garson olmadığı, hem de Kutay gelmediği için sipariş veremedim. Telefonumu çıkardım ve biraz vakit geçirmeye başladım.
Çok geçmeden Kutay geldi, telefonu cebime koydum. "Sipariş veremedim, garson yoktu." dedim. Kutay karşımdaki sandalyeye oturdu. "Ben verdim, o resepsiyondaki amca sahibiymiş, karı koca işletiyorlarmış." diye anlattı.
Elimi masaya koydum. "Ne güzel." diye mırıldandım. O sırada yaşlı bir teyze elinde büyük tepsiyle bize yaklaşıyordu. Yardım etmek için ayağa kalktım. "Otur lütfen kızım, ben hallederim." dedi samimi bir tavırla. İçime sinmezdi yaşlı bir kadına hizmet ettirmek. "Olsun teyzeciğim, yardım edeyim." diye ısrarla söyledim.
"Aaa! Otur dedim sana otur bakalım!" diye ısrarla reddetti.
Geri yerime oturdum. Kutay bizi izleyip gülümsüyordu. Yaşlı teyze mezelerle birlikte rakıyı masaya yerleştirdi. Rakıyı görünce şaşırdım. "Hadi size afiyet olsun çocuklar, iyi akşamlar." dedi. Kutay gülümseyerek, "İyi akşamlar." dedi.
"Dünkü vukatımdan sonra rakı görmek beni duygulandırdı." diye şaka yaptım.
Kutay rakı bardağımı aldı, suyla birlikte rakıyı karıştırdı ve önüme koydu. "Sadece bir kadehe izin var, Rojdan Hanım." dedi.
Alt dudağımı büzdüm. "Mmm, söz veremem." diye imayla söyledim. Tabağıma mezelerden koymaya başladım. "Verirsin, verirsin." dedi, uyararak.
"Tamam, içmem zaten. Ben bile şaşırdım fazla içmemiştim dün." dedim. Rakı bardağını kavradım bir yudum aldım boğazımdan aşağa güzelce kaydı.
Kutay ufak bir kahkaha attı, cebinden sigara paketini çıkardı. Şaşkınlıktan sigara paketine bakakaldım. "Sen cidden sigara mı içiyorsun?" diye inanamayarak sordum.
"Ara sıra." diye mırıldandı.
"Farkında mısın?" dedim aniden. Kutay sigarasını yaktı, dumanı içine çekip vermeye başladı. "Neyin?" diye sordu. Rakısından bir yudum aldı. "Birbirimizi tam anlamıyla tanımıyoruz ama güveniyoruz." dedim. Sahiden de öyle olmuştu; abime, Siyam'a karşı ne olursa olsun güçlü durmayı başarmıştık.
"Tanışsak da tanımasak da, biz birbirimize yeteriz Rojdan.." dedi Rakı kadehini bana doğru uzattı.
Gözlerinin derinine baktım. Rakı kadehimi ona uzattım, tokuştuk. "Yeteriz." diye onayladım.
Hafif, güzel bir şarkı çıktı. Eylem Aktaş - Yüreğimden Tut.
Kadehini bıraktı, elini bana uzattı. "Dünkü dansımızı hatırlamıyorsundur," dedi, sözlerine devam etmeden yanaklarım kızardı. "Yani." diye mırıldandım. Kutay elimle elini kavradı. "O zaman bu dans'a bana eşlik eder misiniz, Rojdan Hanım?" diye teklif etti.
Yüzümde kocaman bir gülümseme oluştu. "Tabii ki Kutay Karan Bey." dedim. Ayağa kalktık, restoran sessizdi; ikimizden başka kimse yoktu. Bir elini belime koydu, diğer elini elimle kavradı ve yavaş ritimlerle dans etmeye başladık.
O anın sonsuza kadar sürmesini isterdim. Biz ikimiz ne olursa olsun yalnızken mutluyduk. Yolun başında nasıl çıkmıştık, şimdi nerdeydik..
Selaaaam 🥹🤍
Veee bir bölümün sonunda geldikk..
Yeni bölümü nasıl buldunuz? Yorumlarda buluşalım, her yorumunuz beni mutlu ediyor♡
Bu bölümü biraz daha mutlu yazmak istedim (kendi anlayışıma göre sldidşdsğdlssli)
Alıntılar attığım Whatsapp kanal linkim - https://whatsapp.com/channel/0029Vb7iBkmLNSa9EkOF9F36
Eğer link burdan açılmıyorsa profilime eklemiştim ordan bakım veya yorumlara yazarım.
TikTok hesabım - mioyzaa
İnstagram hesabımız - miyozzaa
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 23.16k Okunma |
1.53k Oy |
0 Takip |
22 Bölümlü Kitap |