11. Bölüm
⋆.𐙚 ̊. / Sessiz Yemin / 11 bölüm ||Kırık Kalpler durağı||

11 bölüm ||Kırık Kalpler durağı||

⋆.𐙚 ̊.
meizzo_

Yeni bölümümüze hoş geldiniz. Oy vermeyi ve bölüm hakkındaki görüşlerinizi yorumlara yazmayı unutmayın🌹

 

Şarkının sonuna gelmiştik ama o kadar büyüleyici bir andı ki ikimiz de dans etmeye devam etmiştik. Birbirimize bakmaya utansak da sanki bir mıknatıs bizi birbirimize çekiyordu, birleştirmiş, tamamlamıştı.

 

"Rojdan," dediğinden ilk sessizliği bozan o olmuştu. Gözlerimi yavaşça yerden kaldırdım, meraklı bir bakışla onun gözlerini kendi gözlerime sabitledim.

 

"Dans bitti farkındasın değil mi?" diye sormaktan çok hatırlattı. Yavaşça adımın ortasında durdum. "Farkındayım." dedim. Elimi elinden çekecekken daha sıkı sıktı, belimde beni sıkıca sıktı ve kendine çekti. Göğsü göğsüme bastırılmış oldu.

 

Alnımı sımsıkı alnına bastırdı, nefesimin kesildiğini hissettim. Gözlerimi sımsıkı kapattım. "Ama biz devam edebiliriz." dedi, boğuklaşan sesiyle. Dudaklarımı hafifçe araladım ama sözler ağzımdan değil bedeninden çıkmıştı. Tekrar dans ritmine uymaya başladım.

 

Kutay'ın gülümseme sesi kulaklarıma bir elektrik gibi çarptı. Alnımı yavaşça alnından ayırdı, beni kendime döndürdü. Sırtım ona dönükken, belime olan dokunuşuyla beni göğsüne yasladı. Diğer elini elimden alıp onu da belime doladı, dans etmeye devam ettik.

 

"Biliyor musun?" diye tekrar konuşmaya başladı. Nefesini tenimde hissettim, o kadar yakındı ki sıcaktı ki. "Ben seni kaçırdığım ilk gece sen uyuduğunda radyoyla oynuyordum," diye sözlerine devam etti.

 

Aklımdan sözler sanki geçemiyordu. Bir şeyler engel olmuştu beynime. Nasıl cevap vereceğimi, ona nasıl davranacağımı bilmiyordum. Bedenimi bedenine yasladım. Teslim mi olmuştum? Hem de bu kadar çabuk mu?

 

Cevap vermeyeceğimi anladığında dudaklarını kulağıma yaklaştırdı usulca, "Sezen Aksu'nun Her Şeyi Yak şarkısı çıkmıştı ve bütün gece ben onu dinledim." fısıldayarak itiraf etti. Bedenim kaskatı kesildi.

 

Cevap vermemi beklemeden beni kendine çevirdi, kafasını yavaşça eğdi ve tam dekolte kısmıma nazik, incitmeyen bir öpücük kondurdu.

 

Bu dokunuş farklıydı. Saçımı yıkaması ve alnımdan öpmesine kıyasla altında daha farklı, duygusal bir şey olduğunu anlamıştım. Zaten biliyordum da, bu bizim yaşadığımız ilk özel temastı.

 

Yavaşça geri çekildim, bir şey diyemedim; sadece yüzüne bakakaldım. O da benim yüzüme bakakaldı. Konuşmadık, daha doğrusu cesaret edemedim. Ne diyeceğimi aklımda yoktu.

 

"Ben tuvalete gidip geliyorum, beni beklersen odaya gideriz," dedim. Ellerinin arasından yavaşça ayrıldım, adımlarım yavaş yavaştı, düşünceliydim. Sonra arkamdan onun sesini duydum, "Ben seni siyah güller açılana kadar beklerim." diye arkamdan söyledi. Sesinde acı tınısı vardı.

 

Bu söz bana tokat gibi çarptı. Siyah güller açmazdı, adımlarımı hızlandırmaya başladım sanki kaçmak istiyormuşcasına ama kaçamazdım. En sonunda yine ona dönecektim.

 

Beynim o kadar bulanıktı ki tuvaleti nasıl bulduğumu bile hatırlamıyordum. Kapıyı hızla açtım, içeri girdim, kapıyı aynı hızla kapattım ve kilitledim. Sırtım kapıya yaslanmış halde yere kaydım.

 

Sert zemine oturmuş düşüncelerim birbirini kovalamaya başlamıştı. İçimdeki korkunun nedeni neydi? Sevmekten mi korkuyordum? Hangisiydi? Hangisi? Bunu kendim çözemedim. O an karar verdim, Ankara'ya gittiğimde terapi seanslarıma devam edecektim.

 

Telefonumu çıkardım, psikoloğumun online sitesinden randevulara baktım. Tam sonraki günden hemen sonra bir randevum vardı, hiç beklemmeden hemen aldım. Ellerim şiddetle titriyordu, telefonu tekrar cebime koydum ve nefesimi toplama adına derin derin nefesler almaya başladım.

 

Yaklaşan ayak seslerini duydum, sertçe yutkundum.

 

"Rojdan iyi misin?" dendiğinde Kutay'ın geldiğini anladım. Bir güç ayağa kalkmama yardım etti, telefonumu cebime koydum ve sahte neşeli bir ses tonuyla, "İyiyim, geliyorum." dedim. Hızla klozete yaklaştım, şifonu çektim.

 

Lavaboya yaklaştım, ellerimi hızlıca yıkadım. Aynada kendime baktım, yüzüm solmuştu. Cebimden rujumu çıkardım, yavaşça sürdüm. Saçlarımı düzelttim, yüzüme hafif bir tebessüm ekledim. Tuvalet kapısını açtım, tam karşımda Kutay'ı gördüm. Şüpheci bir ifadeyle beni süzmeye başladı.

 

"İyisin yani?" dedi, emin olmak istercesine. Tuvaletten çıktım, kapıyı kapattım. Yüzümde hala tebessüm ifadesi vardı. "İyiyim yani." diye vurgulayarak söyledim.

 

Bir elini cebine koydu, diğer elini saçlarının arasına geçirdi, gülümsemeye çalıştı. "O zaman odalara dağılalım." diye dalgın dalgın mırıldandı. Yüzümdeki tebessüm devam ederken yavaşça başımı salladım ve önden yürümeye başladım.

 

Ben önden, o arkamdan yürüyorduk. İkimizin de kafası fazlasıyla karışıktı. Ben ona nasıl tepki vereceğimi bilmiyordum, o neden tepki vermediğini merak ediyordu. Adım kadar emindim bundan. Merdivenlerden hızlı hızlı çıkmaya başladım.

 

Odaların olduğu kata çıktık. Merdivenin başında durdum, o da son merdiveni çıktı. Tam karşımda durdu, cebinden iki anahtar çıkardı. Birini bana uzattı. "Bu senin odanın anahtarı," dedi.

 

"Biz," dedim, devamını nasıl getireceğimi bilemeden anahtarı aldım. "Biz aynı odada kalmıyoruz o zaman." diye devamını getirdim. Açıkça buna şaşırmıştım, biraz da affalamıştım

 

Şaşkınlığımı ve affaladığımı gören Kutay tepkisiz kalmaya, normal davranmaya çalıştı. "Zaten demiştim ya odalarımız dağılsın diye." diyerek hatırlattı. Haklıydı, hatırlatmıştı. Avucum arasındaki anahtarı sımsıkı tuttum, başımı hafifçe eğdim. "Doğru, pardon, iyi geceler o zaman." diye zoraki şekilde mırıldandım.

 

"İyi geceler Rojdan." dedi.

 

Anahtarın üzerindeki numaraya baktım, odaya yaklaştım. Anahtarla yavaşça açtım, ona dönüp bakamadım ama kulaklarım hareketlerini işitiyordu. Tam yanımda ki kapının, ötesindeki kapıyı açıyordu.

 

Kapıyı usulca açtım, içeriye girmeden önce gözlerimi istemsizce ona çevirdim. Onun bakışları da beni süzüyordu. Bu sefer samimi bir gülümsemeyle gülümsedim, yüzük taktığım elimi ona gösterdim. "İyi geceler." dedim, bu sefer samimi şekilde.

 

O da bana elini gösterdi. "İyi geceler karıcığım," dedi imalı bir şekilde. Yanaklarım kızardı, odama adım attım, kapıyı kapattım. İpek beyaz çarşaflı yatağa uzandım. Yorgunluğum beni düşüncelerimden ayırdı ve uykuya daldım.

 

Baran & Bengi..

 

Sabah erkenden uyanmıştım, pencereme yaklaştım. İlk önce ipek perdeleri açtım, güneş ışığı odamı doldurdu. Pencereyi açtım, soğuk hava yüzüme çarptı. Derin bir nefes aldım.

 

Telefonuma bir bildirim geldi. Kafamı çevirdim, komodinin üzerinde duran bildirimle birlikte ekranı açılan telefona baktım. Sonra tekrar bir bildirimle titredi. Komodine yaklaştım, telefonu aldım. Barandan mesaj geldiğini görünce istemsizce yüzümde tatlı bir gülümseme oluştu. Onunla son buluşmamızdan beri görüşmemiştik.

 

Baran Ars: Pşşt günaydın inatçı lady ☀️

Baran Ars: Seni ikinci buluşmaya çağırabilir miyim acaba?

 

Bengi: Günaydın Baran.

Bengi: Neden ikinci buluşmaya gidelim?

 

Baran Ars: Neden gitmeyelim?

 

 

 

Baran Ars bir sticker gönderdi.

 

Bengi: AİSŞAĞSLAĞDÖAĞDÖSĞDÖSŞ

Bengi: Tamam baran tamam yalvarma bu kadar ya😀

 

Baran Ars: Gelmezsen pencerene dayanırım (tehtid,arsızlık)

 

Bengi: Rojdanın abisine söylerim ağzına sıçar

 

Baran Ars: laaaa bizi kim alabilir? (kendinden eminlik)

 

 

 

 

Bengi bir sticker gönderdi.

 

Baran: Aynı sana benziyor maşallah

 

Bengi: Ne sacmalıyorsun amk

 

Baran: Bizimde bundanımız olsuunn muuu?

Baran: LÜÜÜÜÜTTFEEEEEN!!!

 

Bengi yazıyor..

Bengi çevrimdışı

Bengi çevrimiçi

Bengi yazıyor..

 

Bengi: Baran siktir git amk

 

Baran: Hm tabi pencereye dayanayım

Baran: Tmm geliyorum hazırlan

 

Baran çevrimdışı

 

Bengi: Lafı niye götünden anlıyorsun🥲

Bengi: Gelme sakın sana diyoruuumm heyy

 

Baran hala çevrimdışı

 

Telefona uzun uzun baktım, geri yerine koydum. O anda pencereme bir taş atıldığını duydum. Cidden gelmiş miydi? Tabii ki de gelmişti, manyak!

 

Pencereye yaklaştım, ellerini arkaya atmıştı, muzip bir gülümsemeyle bana bakıyordu. "Günaydın pencere gülü!" diye duyurmak için bağırdı. Pencereye yaslandım, parmağımı dudağıma götürdüm, susmasını beklemiştim ama yanılmıştım. "Hadi kahvaltıya gidiyoruz!" diye duyurmak için bağırdı.

 

"Kes sesini, böyle bağırma! Konaktakiler duyacak." dedim, dişlerimin arasından.

 

"O zaman gel, bağırttırma beni. 5 dakikaya seni burada bekliyorum." dedi kendinden emin bir ses tonuyla. Onaylamak amacıyla başımı salladım, pencereyi kapattım. Bu çocuktan kurtuluş yoktu, mecburen alel acele hazırlanmaya başladım.

 

Beyaz uzun kollu gömlek üzerine bej, örgü detaylı süveter. Beyaz pileli mini etek, diz altı topuklu beyaz çizmelerle kombinlendim. Zincir askılı bej çanta kombini tamamladı. Kahverengi saçlarımı taradım, kalın saç aksesuarımı saçlarıma geçirdim. Ufak bir makyaj yaptım, aynada son kez kendime baktım ve odamdan çıktım.

 

Merdivenlerden inerken arkamdan tanıdık bir ses duydum, annemin sesiydi, "Bengi nereye gidiyorsun? Zulal'in gelinlik provası var, ona gideceğiz." diye seslendi. Arkamı yavaşça döndüm, kafamdan yalan bulmaya çalıştım, "Anne ben..." diye kem küm ettim. Annem bana yaklaştı, "Sen ne? Gitme bir yere, kahvaltıdan sonra provaya gideceğiz."

 

Yüzümü ekşittim, ne işim vardı Zulal'in gelinlik provasında ama yine de bozuntuya vermemeye çalıştım. "Lise arkadaşlarımla kahvaltıya gideceğiz, bir saate dönerim lütfen." diye yalvaran tınıyla konuştum.

 

Annem gözlerini kıstı, beni süzdü. Gülümsemeye başladım. "İyi git bakalım, bir saatte evde ol, geçikme kabul etmiyorum." Pek inanmamıştı ama yine de izin verince rahatladım, rahat bir nefes aldım. Annemin yanağına ufak bir öpücük kondurdum. "Teşekkür ederim anne, görüşürüz." dedim. Küçük kız neşeyle bire bir rahat rahat merdivenlerden inmeye devam ettim.

 

"Dikkatli ol, görüşürüz." dedi arkamdan, salona girdi.

 

Tahta kapıya vardığımda kapıyı açtım, penceremin olduğu arka sokağa girdim. Baran arabasına yaslanmış telefona bakıyordu, varlığımı fark etmedi. Ellerimi birbirine doladım, muzip bir gülümsemeyle gülümsedim. "Burada beni bekleyen bir cambaz bey vardı da gitti sanırım." dedim muzip bir ses tonuyla.

 

Kafasını telefondan kaldırdı, bana baktı. Onun yüzünden de aynı muzip bir gülümseme vardı. "Aşk olsun pencere gülü, ben seni bırakır mıyım hiç?" dedi. Kendinden emin bir şekilde bana yaklaştı, birbirine doladığım elimi çözdü, nazikçe kavradı ve üzerinden öptü.

 

Tek kaşımı kaldırdım, alt dudağımın kenarını ısırdım. "Baya centilmensiniz anlaşılan." diye mırıldandım.

 

Baran dişlerini gösterecek kadar gülümsedi. "Her zaman," dedi özgüvenle. Elimi tutmaya devam etti, beni arabaya kadar götürdü, yolcu koltuğunun kapısını açtı. "Buyurun leydim," dedi. Dudaklarımı birbirine bastırdım gülümsememek için, ardından arabaya bindim, kapıyı kapattı ve emniyet kemerimi takmaya başladı.

 

Arkamdan Baran'da şoför koltuğuna bindi, arabanın motorunu çalıştırdı. Konak arkamızda kalmaya başladığında nereye gideceğimizi merak ediyordum ama bir türlü soramadım. Kucağımdaki çantama parmaklarımı ritmik olarak bastırıp çekiyordum.

 

Baran'ın göz ucuyla bana baktığını fark ettim, direksiyonda olmayan elinin parmak uçlarını birleştirdi ve öptü. "Enfes bir yere gidiyoruz, parmaklarını yiyeceksin." Merakımı anlamış olacak ki açıkladı.

 

"Nereye gidiyoruz?" diye yine de sordum.

 

"Göl olan bir kahvaltıcı güzel bir yer." diye fazla detay vermeden açıkladı. Alt dudağımı büzdüm, parmaklarım çantamın üzerinde durdu. "İyi bakalım, sana güveniyorum şimdilik." dedim, şimdilik kelimesini vurgulayarak söyledim.

 

Baran ufak bir kahkaha attı. "Şimdilikler belki sonsuza dek olur, nerden bilirsin? Hayat işte." dedi emin bir şekilde.

 

Elimle alnımı ovuşturdum. "Sen edebiyatcı mısın? Her karşılaşma da edebiyat yapıyorsun." diye mızmızlandım.

 

Alnımı ovuşturduğum elimi tuttu, üzerine tekrar öpücük kondurdu ve kucağıma koydu. "Hayır, çünkü öyle olacak biliyorum." diye özgüvenle söyledi. Kutay'ın bir farklı sürümü gibiydi.

 

"Aynı abine benziyorsun, iddialı sözler filan bir fenotip benzemiyor."

 

"Elbette benzeyeceğim lan!" dedi gurur duyarcasına. Göğsü gururla kabardı, kırmızı ışıkta durmuşken bana baktı. "Biz Aslanbeyler sevdik mi bırakmayız, bak abime, Zulal'e bırakmıyorlar, bende bırakmam Miran da." diye açıkça söyledi niyetini.

 

Gözlerimi kıstım, kollarımı birbirine geçirdim. "Zulal bıraksaydı iyiydi." dedim itiraz edercesine.

 

"İyi ki de bırakmamış, abimle yengem evlenemezdi." diye itirazımı kabul etmedi. Kırmızı ışıktan sonra sarı, ondan sonra yeşil yandı. Arabayı tekrar çalıştır. "Keşke evlenmeselermiş, kız neler yaşadı." diye şikayet ettim. Baran bana ters bakış attı, gözlerimi daha da kıstım onun ters bakışıyla.

 

"Bakma bana öyle Kutay ne sözler verdi, çoğunu da tutmadı, yalan mı?" dedim savunurcasına.

 

"Fırsatı olmadı abimin, yoksa kötü bir adam değildir." dedi. O da abisini savundu.

 

Gözlerim geriye kaydı, iç çektim ve kollarımı daha sıkı birbirine doladım. "Hep aynı laflar, hep!" diye çemkirdim.

 

Baran pes etmiş gibi direksiyonda olmayan elini kaldırdı, gülümsedim. "Tamam, sakin oluyoruz ve kahvaltımıza odaklanıyoruz, yoksa kayınvalide gibi kavga edeceğiz." dedi.

 

"İyi odaklanalım bakalım." dedim. Araba bir mekanın önünde durdu. Gölün ortasına ahşap bir iskele uzanıyordu; kahvaltı masaları suyun hemen üstündeydi, hafif kuş sesleri dışarıdan geliyordu. "Sözünün eriymişsin." diye mırıldandım etkilenerek.

 

"Demiştim sana." dedi, çok bilmiş bir şekilde. Sonra göz kırptı, arabadan inmek için kıpırdarken bileğimi tuttu. "Dur, önce selfie çekinelim." diye ekledi. Şaşkınlıkla suratına bakakaldım, o ara telefonu çıkarmış suratımıza tutmuştu. "Peeeeyyniiirr." dedi, neşeli bir tınıyla. Gülümsemek zorunda kaldım.

 

"Peynir ne alaka?" dedim dişlerimin arasından.

 

"Kahvaltı yapmaya geldik."

 

Birkaç kere çekindik aynı gülümsemeyle, sonra Baran telefonu cebine koydu. "Hadi bakalım, karnım nasıl acıktı varya." Alt dudağını ısırdı, gülümsedim. "Ah Baran ah." diye arabadan inerken kendi kendime mırıldandım.

 

Arabanın tam önünde buluşmuş gibi olduk. Baran yine elimi tuttu, hiçbir şey söylemedim. Mekânın iç tarafına girdik, bizi 15-16 yaşlarında bir çocuk karşıladı. "Ooo Baran abi hoş geldin, sefalar getirdin." dedi neşeyle.

 

"Hoşbulduk memo." dedi.

 

Memo'nun gözleri bana ilişti. Tatlı bir gülümsemeyle gülümsüyordum. "Yenge, senden hoş geldin." diye ekledi.

 

Yenge dediğinde gülümsemem şaşkınlık gülümsemesine döndü. "Ben yenge–" diye açıklamaya çalışırken Baran sözümü kesti, "Dışarı soğuk, bize burada kalorifer yakın bir masa göster koçum."

 

"Tabii abi buyurun, size göstereyim." dedi Memo, o önde biz arkadan gidiyorduk. Masa zaten uzak değildi. Masaya gelince Baran elimi bıraktı, sandalye çekti, oturmamı bekledi. Vakit kaybetmeden oturdum, çantamı masaya koydum. Karşıma da Baran oturdu, bakışlarını Memoya çevirdi.

 

"Bize güzel bir serpme kahvaltı getir." diye siparişi verdi, sonra bana baktı, "Sen bir şey ister misin?" diye sordu.

 

"Bi önden soğuk su olursa iyi olur." dedim. Baran bakışlarını Memo'ya kaydırdı "Sen yengene ılık su getir, hasta olur." diye tekrar sipariş verdi.

 

Memo siparişleri kağıda yazdı ve gitti. Yüzümü ekşittim, anam değil, babam değil, benim yerime karar veriyordu. Yüzümü ekşittiğimi gören Baran arkasına yaslandı. "Boşuna yüzünü asma, senin iyiliğin için. Boğazın mı ağrısın istiyorsun? Bu kış gününde?"

 

"Çok soru soruyorsun." diye homburdandım.

 

"Biz buna Türkçe'de iyiliğini düşünüyorum diyoruz ama yine de sen bilirsin."

 

"Bengice dilinde biz buna bu erko her bokuma karışıyor diyoruz." diye çemkirdim gözlerimi kaçırdım.

 

"Bengice mi?" dedi sorgularcasına. Bir kahkaha sesi mekânda yankılandı. "Espri kabiliyetiniz çok iyi, maşallah." diye övdü. Gözlerimi yine devirdim, göz ucuyla kahkahasını izledim. O an benim de kahkaham gelmişti ama direnmeye çalıştım, başaramadım. Yüzümde ufak bir gülümseme oluşmuştu bile.

 

"Millete rezil olduk, ne çenesi düşük herifsin!" diye bahane buldum yoksa bende gülecektim

 

Kahkahasını durdurmak için mücadele etti, en sonunda sustu. "Lütfen daha fazla espiri yapma, dayanamıyorum." dedi. Hiçbir tepki vermedim, çantamdan telefonumu çıkardım ve bakmaya başladım.

 

Baran'da kendi telefonuna gömüldü

 

10 dakika geçmeden bana "Aslanbeyler 🦁"grubundan bildirim gelmişti. Kaşlarımı düşünceli şekilde çattım, gruba tıkladım ve mesajı okuyunca paniğe kapıldım.

 

 

 

 

Baran Ars bir fotoğraf gönderdi.

 

Baran Ars: Biz piyasayı kapattık darısı sizin başınıza

Baran Ars: özellikle Abime ve yengeme :)

 

herkes gördü.

 

Bengi: Açıklayabilirim aramızda bişi yokk sadece kahvaltı yapmaya geldik

 

Kutay Ars: Allah mutlu etsin çocuklar.

 

Bengi: Kutay öyle bişi yok

 

Baran Ars: OLAAACCCAAAKKK!!!

 

Roji'm💖: Vay vay vay 🤭

Roji'm💖: Kombini kime yaptırdın bu sefer Baran?

 

Baran Ars: Yengemin yokluğunda idare ettim kendimce

 

 

 

Baran Ars bir sticker gönderdi.

 

Sen Baran Ars'ye cevap verdi.

OLAAACCCAAAKKK!!!

Bengi: Kes sesini rezil ettin beni.

 

Baran: Ars Yüzüme söyler misiniz hanımefendi

 

Roji'm💖 Baran Ars'ye cevap verdi.

Yengemin yokluğunda idare ettim kendimce

Roji'm💖: Aferin sana 👏🏻👏🏻👏🏻

 

Bengi: BASIN AÇIKLAMASI!!!

Bengi: Baran ile aramızda henüz bir şey yoktur saygılar sevgilerle.

 

Baran Ars: Olacakkk!!! Tekrar ediyorum sayın grup OLACAK! Nokta virgül yok.

 

 

 

Miran Ars bir sticker gönderdi.

Miran Ars: YETEEERR ULA YETERRRR

Miran Ars: YENGELERİM HARİÇ HEPİNİZİN AMK BİR SUSMADINIZ

Miran Ars: Evleniyormusunuz barışıyormusunuz duygularınız mı söylüyorsunuz yapın artık sikeyim yapcağınız işi

Miran Ars: terk ediyorum burayı

 

Miran Ars gruptan ayrıldı.

 

Roji'm💖: Saçmalamış diye yorumladım

 

Kutay Ars: Sanmıyorum :) miran iyi gözlem yapmış küfür etmese iyiydi de.

 

Roji'm: Sus.

 

Baran Ars Miran Ars gruba ekledi.

 

Baran Ars: İt oğlu it nasıl konuşuyorsun bizle?

 

Miran Ars görüldü attı.

 

Bengi:AİDŞSİDŞSÜDLSÜDLSĞFSİFÖSĞGMDŞFÖDŞFÖSŞFÖDŞFÖDŞFMDŞFÖDŞFÖDİFÖDİFÖDİGÖDİGÖDŞFLDİGÖDİGÖDŞ

 

Baran Ars: Neye gülüyorsun ayıptır sorması?

 

Bengi: Miran'ın rahatlığına

 

Baran Ars: Ona gülme bana gül 😊

 

Bengi: S ve T ile biten bir cümle var bilir misin?

Bengi: SİKTİR GİT🌸🌸🌸🌸🌸🌸

 

Baran Ars: Kendimi de alıp gidiyorum..

 

Telefondan gözümü ayırdım, tam o esnada o da bana bakıyordu ve göz kırptı. O ara suyum gelmişti, fark etmemiştim bile. Telefonu masaya koydum, şişenin kapağını açtım ve su içmeye başladım. O arada serpme kahvaltı tabakları tek tek gelmeye başlamıştı.

 

"Kendimi alıp gideyim mi?" dedi muzipçe.

 

Dudağımın kenarında gülümseme oluştu. "Ya Baran saçmalama." diye mırıldandım.

 

Baran'ın muzip gülümsemesi sıcağa döndü. "Tamam, sustum." dedi. Ellerini birbirleriyle ovuşturdu. "Hadi bakalım başlayalım gömmeye." dedi.

 

Zaman su gibi akıp geçmişti. Kahvaltımızı yaparken dilimiz bir yandan durmadı, dünyanın en saçma konusunu bile konuşmuştuk. Kahvaltının sonlarına doğru saate baktım, bir saat neredeyse dolmak üzereydi. Panik beni haliyle sarmıştı.

 

"Bengi, ne oldu?" diye merakla sordu.

 

"Ya annem bir saatte gel demişti, ona takıldım, az kalmışta." dedim.

 

Baran çayının son yudumunu aldı, bardağını masaya koydu. "Neye az kalmış?" diye sordu.

 

"Ya bir saatin dolmasına." diye açıkladım.

 

"Haa, şu mesele... E kalkalım o zaman biz." dedi. Ceketinin cebinden cüzdanın çıkardı, bir miktar parayı tabağın altına sıkıştırdı.

 

"Hesap istemeden, niye öyle koydun ki?" diye sordum. O ara telefonumu çantama koyuyordum.

 

"Buraya ilk geldiğimde böyle yaptım, şimdi de böyle tercih ediyorum." diye açıkladı.

 

Alt dudağımı büzdüm, ayağa kalktım. "Hadi gidelim madem." dedim. Fazla sorgulamadım. Baranda benimle birlikte ayağa kalkmışken telefonu çaldı. "Otur iki dakika, çıkarız. İşten arıyorlar." dedi. Mecburen masaya oturdum ve beklemeye başladım.

 

Baran tekrar karşıma oturdu ve işle ilgili konuşmaya başladı. Onu pek dinlemedim, telefonda takıldım. Ancak telefonla konuşurken son sözleri dikkatimi çekti, "Tamam abi, 10 dakikaya oradayım." demişti. Bakışlarım merakla ona kaydı.

 

Telefonu kapattı, bana baktı. Yüzünde mahcubiyet ifadesi vardı. "Bengi, işle ilgili sıkıntı çıktı, biliyorsun abimde yok. Miran'da tembellik etmiş, gitmemiş. Ben seni taksiyle eve göndersem olur mu?" diyerek durumu açıklayarak sordu.

 

İnsanlık hali, başına böyle bir şey gelmesi doğaldı. Hiç suratımı bozmadım, hatta aksine onun mahcubiyetini gidermek için gülümsedim. "Sorun yok Baran, insanlık hali. Bir taksiye atlar giderim ben."

 

Baran rahatlamıştı, gerilen omuzları indi ve gülümsedi. "Öyle sıradan bir taksi olmaz, ben sana taksi bulmadan gitmem." dedi. Ayağa kalktı, bende kalktım ve restorandan çıkarken sohbet etmeye devam ettik.

 

"Ne gerek var canım? Ben bulurum taksi." dedim.

 

"Canın mıyım?" diye küstahça sordu.

 

Ufak bir kahkaha attım, "Yok gülümsün!" diye dalga geçtim.

 

"Yooo sen benim gülümsün." dedi. Aniden yanağımdan bir makas aldı.

 

Yanağımdan makas alınca affaladım, adımlarımı yavaşlattım. Adımlarımı yavaşlattığımı gören Baran durdu, arkasını döndü ve bana baktı. "Eh, hadi gel."

 

Bu çocuk yemin ederim ömür törpüsü olurdu bana! Ama ona tabi ki de bir şey diyemedim, adımlarımı hızlandırdım. Mekândan çıktık, hava epey soğuktu. Ellerimi birbirine sürttüm, belki ısınırım diye. Baran da taksi durağını aramış, adres vermişti. Telefonu kapatınca bana döndü, üşüdüğümü gördü.

 

Kollarından tuttu, beni kendine çekti. Kollarını usulca bana doladı, ellerim içgüdüsel olarak omuzlarını buldu. Sıkıca sarıldım.

 

"Teşekkür ederim.." diye dudaklarına fısıldadım.

 

"Ne için?" diye sordu.

 

"Beni ısıttığın için." diye açıkladım.

 

Baran gülümsedi, şakağıma ufak ama benim için önemli olan bir öpücük kondurdu. "Teşekkür ederim." dedi o da bir anda.

 

"Ne için?" diye onun sorusunu tekrarladım.

 

"Kalbimi ısttığın ve senin yanındayken kendim gibi hissetiğim için." diye dudaklarıma fısıldadı.

 

Bu itiraf... inanılmazdı. O an kalbimin bir şeye tutunduğunu hissettim, Umut mu? Aşk mı? Gelecek mi? Belki de hepsi. Aşkı olmam diyordum hep içimden, ama Baran iyi biriydi. Bunu kaçıramazdım. Hayatta bazı insanlarla bir kere karşılaşırsınız.

 

Cesaretimi topladım, dudağının tam kenarına dudaklarımı hafifçe bastırdım, öptüm. Ardından geri çekildim. Ne bir ilk öpücük gibiydi, ne de kontrolsüzce yapılan bir öpücük. Baran'ın donduğunu hissettim, şoktan yüzü beyazlaşmıştı. Sonra mutlulukla yüksek sesle gülmeye başladı.

 

"Allahım sana şükürler olsun!" dedi, içine sığmayan heyecanla. Yanaklarıma öpücükler kondurdu. "Sen varya... diyecek kelime bulamıyorum lan! Beni lal ettin, lal!" dedi neşeyle.

 

"Dudağının kenarından öptüm sadece.." dedim.

 

Baran yanaklarımı avuçladı, "Konu dudak kenarı filan değil, konu beni gerçekten görmen!" diye açıkladı.

 

"Hayata bir kere geliyoruz, seninle denemekten zarar gelmez diye düşündüm."

 

Baran'ın gözleri parladı, alnıma nazikçe dudaklarını bastırdı. "Ben öyle söz vermeyi sevmem ama şunu bil Biz, sen ve ben ne olursa olsun aramızda yalan geçmeyeceğinden emin ol!" dedi.

 

Baran'ın neden böyle dediğini anladım. Eski ilişkimle ilgili bir meseleydi. Bileğini kavradım ve okşadım, "Ben yalan söylemem, sen söylemediğin sürece."

 

Ani bir korna sesi bizi irkiltti. "Hadi be kardeşim, 4 dakikadır sizi bekliyorum, sesleniyorum, sesleniyorum dibinizdeyim, cevap vermiyorsunuz!" diye isyan etti taksici abi.

 

Baran adamın dediğini umursamadı, aksine cana yakın davrandı. "Oo abim, veririz parasını, sıkıntı yok!" dedi. Taksici abi iç çekti, sinirlenmiş olduğu yüz ifadesinden belliydi. Boğazımı temizledim, "Neyse ben sana eve varınca mesaj atarım, hayırlı işler sana." diye söyledim.

 

Baran yanağımdan öptü. "Görüşürüz birtanem." diye neşeyle söyledi. Gülümsememek elde değildi, taksiye bindim. Arabanın motoru çalıştı ve oradan uzaklaşmaya başlamıştık.

 

Kendimi yenilenmiş hissediyordum, içimdeki heyecan sakinlikle birleşiyordu. Sanırım aşık olmuştum...

 

*****

 

Kutay ile sabah erkenden yola revan olmuştuk. Arkamızdan yine Bekir arabayla geliyordu. Ankara'ya giriş yapmıştık, şimdi benim evime gidiyorduk. Araba yolunu izlerken sessizliği bozan ilk kişi ben olmak istedim, "Ee Kutay beyciğim, Ankara'yı özlemiş misiniz?"

 

"Deniz yok, özledim sayılmaz." diye mırıldandı.

 

Bakışlarımı araba süren Kutay'a çevirdim. "Pardon da, deniz olsa bile bu kış gününde nasıl girecektin acaba?" dedim, sanki Ankara benim evladımmış da onu savunuyormuşum gibi.

 

"Doğru giremezdim ama yaz tatili için iyi bir seçenek olurdu." dedi. Bakışlarını trafikten bana kaydırdı, "Diyorum ki yarın at çiftliğine gidelim, hem senin için de değişiklik olur, akşam eve döneriz." diye fikir sundu.

 

Başta hemen heveslenmiştim, atları çok severdim ama sabah 10'da olan terapi seansım aklıma geldi, tereddütte kaldım. "Şey, benim sabah 10'da bir yere kadar gitmem gerek, öğleden sonra gidebilir miyiz?" diye sordum.

 

"Okula mı gideceksin?" diye sordu.

 

"Hayır, işim var." dedim.

 

İşim var deyince şüpheyle beni süzdü, bakışlarını tekrar trafiğe kaydırdı. "Bekir'le gidersin o zaman." dedi. Parmağımı birbirine vurdum, istemsizce gerildim; halbuki kötü bir şey yapmıyordum. Çat diye söylemeye karar verdim, "Terapi seansına gideceğim." diye hızla söyledim, rahat nefes aldım.

 

Kutay'ın bakışları bana döndü, göz bebekleri büyümüştü. "Bir sorun mu var?" diye sordu.

 

"Hayır, bir sorun yok. Ben Mardin'e dönmeden önce hep düzenli giderdim. Bayağı şeylerde yaşandı, o yüzden gitmek istedim."

 

Affalamış halde yola odaklandı. "Tabii git, iyi düşünmüşsün," dedi. Direksiyonu tutmayan eliyle elimi kavradı ve okşadı. "Seni iyi hissettirecekse gitmelisin," diye destekledi. Beceriksizce diğer elimle, elinin üstünü okşadım.

 

"Sağol." diye mırıldandım.

 

"Neden?" diye sordu.

 

"Yadırgasan da yargılamadın, destekledin." dedim.

 

Hafifçe gülümsemesini gördüm, elini sımsıkı tuttu. Parmaklarımı onun parmaklarına geçirdi. "Haşa, yadırgamak haddime değil, sadece bir sorun olduğunu düşündüm." diye açıkladı. Sonra durdu, bakışlarını bana çevirdi. Gözlerindeki mahcubiyeti tam kalbimde hissettim. "Gerçi var." diye dediği son cümleyi düzelttim.

 

Cevap vermedim, kısmen haklıydı; sadece gülümsemekle yetindim.

 

Çok geçmeden eve varmıştık. Araba apartmanın önünde durdu. Yüzümde huzurlu bir gülümseme oluştu. "İşte geldik benim fakirhaneme." dedim. Ellerimle apartmanı gösterdim Kutay'a bakarak.

 

"Fakirhanemi mi? Abartma sende."

 

Gözlerimi belerttim. "Abartmıyorum, ciddiyim, 1+1 bir daire." diye açıkladım. Kutay arabayı park etmek için etrafa bakınıyordu. "Daha iyi aynı odada kalırız." diye mırıldandı.

 

"Yok daha neler! Konakta mecburiyetten kalıyorduk burada, benim misafirimsin." dedim

 

Park yeri bulduğunda yavaşça arabayı çalıştırmaya başladı. Bir yandan benimle konuşmaya devam etti, "Mecburiyet mi? Benim neden bundan haberim yok." diye üstüne basa basa vurguladı.

 

Gözlerimi kaçırdım, rahatsızca araba koltuğunda kıpırdandım. "Anlaman lazımdı." diye savunmaya çalıştım.

 

Arabayı en sonunda park etti. Arabanın aynasından arkaya baktım. Bekir'in arabasını göremedim. "Bekir, nerde?" diye merakla sordum.

 

O Ankara'ya girdiğimizde kalacağı otele gitti." diye açıkladı. Emniyet kemerini çözdü, "Kafanı bunlarla yorma sen." diye ekledi. Kafamı salladım, emniyet kemerimi çözdüm. İkimiz birlikte indik. Kutay bagajı açarken yaklaştım, "Çantamı versene, anahtarı bulayım."

 

Bej rengi çantamı bana uzattı, aldım içinden evin anahtarını aramaya başladım. "Sen eve doğru yürü, ben valizleri alıp geliyorum." dedi Kutay. Anahtarı ararken gözlerimi ona çevirdim, "Tamam." dedim. Anahtarı ararken dikkatlice karşıya geçtim, apartmanın demir kapısını açtım. Anahtarı en sonunda bulmuştum, apartmanın kapısını açtım içeriye girdim. O tanıdık koku ciğerlerimi doldurdu, rahatlamış gibi omuzlarım gevşedi.

 

Giriş kat olduğu için evin kapısını hemen buldum ve anahtarla açtım. Arkamdan bir ses duydum, "Rojdan, kapıyı aç." Kutay'ın sesiydi. Evin kapısını görünmeyecek kadar açık bıraktım ve hızla apartman kapısına yaklaştım. İçeriden otomatik kapı olduğu için anahtarsız açabildim açabildim. Kutay'ın elleri dolu olduğu için içeriye girdi, kapıyı kapattım.

 

"Beni takip et." dedim. Önden yürümeye başladım, kapı hemen göründü. Açtım, kedim Kefir akıllıca oturmuş beni bekliyordu. Yeşil gözleri Kutay'a kaydı, o da Kefir'i görünce şaşırdı. "Senin kedin mi var?" diye şaşkınlıkla sordu.

 

"Evet, ismi Kefir. 3 yaşında ve ben olmadığım için arkadaşım gelip ihtiyaçlarını gideriyordu, oyun oynatıyordu." diye açıkladım

 

Kefir miyavlamaya minik patisiyle dışarıya doğru bir adım attı, önüne geçtim. "Hayır, dışarı çıkmak yok, ben seni seveceğim daha." dedim. Onu kucakladım, içeriye girdim ve Kutay'a girmesi için yer bıraktım.

 

Kutay elinde valizlerle içeriye girdi. Kefir merakla etrafı koklamaya başladı. "Zilli." diye mırıldandı Kutay. Gülümsedim ama Kefir kız değildi, erkekti. "Kefir kız değil, erkek, kısır bir erkek." diye açıkladım.

 

Kapıyı kapattım, Kefir'i yere bıraktım, ayakkabılarımı çıkarmaya başladım. "Erkek mi? Bu kıza benziyor." Rojdan inanamayarak dedi. "Kandırma." Gözlerimi devirdim. O sırada Kefir, Kutay'ın pantolonunu kokluyordu. "İnanmıyorsan ponpona bak."

 

"Ponpon mu?" diyerek kahkaha attı. Kefir şaşkınlıkla geriye çekildi, kuyruğu sinirle sallanmaya başladı ve isyankar bir sesle miyavladı.

 

Parmağımı Kutay'a doğru salladım. "Çocuğumu kızdırdın, sus!" diye kızdım. Kutay dudaklarını içe doğru büktü, sessizleşmeye çalıştı, şakağını kaşıdı. "Mm, şey... Terlikler nerde?" diye konuyu dağıtmaya çalıştı.

 

Gözlerimi kıstım, terlikleri önüne koydum. O da ayakkabılarını çıkarmaya başladı. Bir yandan salona girdim. Kefir de arkamdan beni takip ediyordu. Salonda kahverengi L koltuk, bir televizyon ünitesi ve televizyon, sehpa ve halı vardı. Oda havalandırılmıştı ama etraf tozluydu. Sehpanın üzerinde duran ıslak mendili aldım ve etrafı silmeye başladım.

 

Sehpaları ve televizyon ünitesini sildim, pencereyi üstten açtım ve tekrar havalandırdım. Kefir merakla beni takip ediyordu, en sonunda Kutay geldi ve koltuğa oturdu. "Rojdan, bırak iş yapma,

yorgunsundur. Bir temizlikçi abla buluruz." dedi.

 

"Yok, elim armut toplamıyor. Yaparım, hem daha yemekte yapacağım." dediğimde etrafı toplamaya devam ediyordum.

 

Kutay yavaşça koltuğa uzandı. İki gündür araba sürdüğü için yorgundu. Gözleri yarı açık yarı kapalıydı. "Dışarıda yeriz, evde bir şey yoktur. Kaç aydır burada değilsin." diye mırıldandı uykulu sesle.

 

Tozlu mendilleri elimde tutarak Kutay'a baktım. "Arkadaşıma bir şeyler aldırmıştım, evde yiyecek şeyler var." dedim. Kutay beni duymamış, uyuyakalmıştı. Gülümsedim, mutfağa gittim, elimdeki tozlu bezleri çöpe attım. Yatak odamdan bir battaniye çıkardım, salona geri döndüm. Katlanmış battaniyeyi açtım, Kutay'ın üzerine nazikçe örttüm.

 

Günün geri kalanı yemek yapmak ve etrafı toparlamakla geçmişti ve Kefirle ilgilenmekle, akşam yaklaşırken çok güzel fırında somon ve bol yeşillikli bir salata yapmıştım. Mutfakta masayı güzelce kurdum, eksik bir şey olmamasına dikkat ettim. Mutfak önlüğünü çıkardım.

 

Salon'da uyuyan Kutay'ın yanına gittim, önünde yavaşça diz çöktüm, koluna dokundum ve dürttüm. "Kutay uyan, yemek hazır." dedim. Kutay kanepede kıpırdandı, uykulu gözlerini açtı. "Yemek mi? Ne yemeği?" diye uykuyla mırıldandı.

 

"Misafirlerime özel yemek yaptım." diye açıkladım. Her misafirime yaptığım yemeği yapmıştım. Kutay gözlerini yarıya kadar indirdi, "Ben misafir değilim ama acıktım." dedi. Uyanmak için iyice gerindi ve ayağa kalktım, "Sen gelirsin, yemek fırında kontrol etmem gerek." dedim. Arkamı döndüm ve yürümeye başladım.

 

"Tamam, tuvalete gidip geliyorum." diye seslendi arkamdan. Ben ise çoktan mutfağa girmiş, fırının önünde diz çökmüş, somonların yanmaması için bakıyordum.

 

Çok geçmeden fırının ayarladığım süresi dolmuştu. Biraz sıcağında kalsın diye fırından çıkarmadım. Masada duran sosu karıştırılmamış salatayı tahta kaşıkla karıştırmaya başladım. O ara Kutay kapıda belirdi. "İlk kez senin yemeğini yiyeceğim." dedi heyecanla. Masaya yaklaştı, sandalyeye oturdu.

 

"Parmaklarını yiyeceksin, parmaklarını!" dedim kendime güvenerek.

 

Alt dudağını büzdü, dirseklerini masaya koydu. "İddialıyız." dedi.

 

"Her zaman." gözümü kırptım, salata sosla özleşmişti. Tahta kaşığı bıraktım, fırına yaklaştım. Kutay'ın bakışlarının üzerimde olduğunu hissedebiliyordum. Fırını açtım, duman yüzüme çarptı, yüzümü geri doğru kaydırdım. Elime fırın eldivenini geçirdim, tepsiyi çıkardım, fırını kapattım, tezgaha koydum.

 

"Balık mı bu?" diye merakla sordu.

 

"Evet, somon yaptım." diye onayladım. Masaya doğru döndüm, elimi uzattım. "Tabağını ver." dedim. Kutay tereddütle bana baktı, pek hoşnut görünmüyordu. "Hadi ver!" dedim sıkılmışcasına. Tabağı uzattı, aldım ve somon koymaya başladım. "Fazla koyma bana." diye çekinerek mırıldandı.

 

"Olmaz! Bunu ben yaptım yani karın." dedim, karın kelimesini üstüne basarak söyledim.

 

Kutay cevap vermedi. Ona üç tane somon parçası koydum, tabağının önüne koydum. Kendi tabağımı aldım, iki tane koydum ve masaya oturdum.

 

Boş tabağı izliyordu, çatalı eline almadı. Ben yemeğe başlamıştım, onun anlaması için boğazımı temizledim. Bakışları bana kaydı. "Yemiyor musun?" diye merakla sordum.

 

Eliyle ensesini okşadı, bakışlarını somondan kaçırdı. "Yerim tabii ben, su içeceğim, boğazım kurudu." dedi. Sürahi masada yanımızdaydı, sapını kavradım, boş bardağına gülümsemeyerek su doldurdum. "Çok fazla içme, miden dolmasın."

 

Kutay bardağı kavradı, tek dikişte içti, sesli bir şekilde masaya geri koydu. Çatalını aldı, ufak bir parça somondan aldı, sertçe yutkunmasını izledim. Gözlerini kapatarak o lokmayı ağzına attı, çiğnemeye başladı. O an balık sevmediğini anlamıştım.

 

"Balık sevmiyor musun?" diye emin olmak için sordum.

 

"Ben severim, neden sevmeyeyim?" diye yalan söyledi.

 

Yalan söylediğini çok kolay anlamıştım. Açılmış gözlerini benden kaçırmıştı. "Yalan söyleme, gözlerinden belli ediyorsun." diye kızdım.

 

Kutay çatalını tabağa bıraktı. "Tamam, sevmiyorum, yalan söylemeyeceğim, senin hatrına yerim." diye itiraf etti. Yüzüm düşmüştü, elim tabağına gitti, alıp tezgaha koyacakken bileğimi sımsıkı kavradı. "Yerim, gerçekten."

 

"Hayır, sırf ben yaptığım için yemek zorunda değilsin. Sevdiğin bir yemeği yaparım."

 

Sıcak bir gülümsemeyle gülümsedi, bileğimden elimi kavradı ve tam üzerine öpücük kondurdu. "Sen çiğ tavukta yapsan yerim, hem karım balık seviyorsa bende alışabilirim." dedi sıcak bir ses tonuyla.

 

Solan yüzümde aniden gülümseme oluştu, sözleri beni gülümsemeye yetmişti. "Yaa Kutayy." diye tatlı bir şekilde söyledim. Şakağımdan öptü, elimi bıraktı. "Hadi yiyelim, acıktım ben de." diye teşvik etti. Yemek yemeye devam ettik.

 

Yemek yedikten sonra çaylarımızı içtik, salonda dizi izledik. Ardından ben Kefir'le birlikte yatak odama uzandım. Kutay itiraz etse de kanepeye yatmıştı. Gece çökerken ev sessizliğe bürünmüştü.

 

Ertesi sabah kızarmış ekmek kokularıyla uyandım, yatakta gerindim ağır ağır. Yataktan kalktım, terliğimi giydim ve odamdan çıktım. Kızarmış ekmek kokusu beni mutfağa götürdü. Kapıya yaslandım, şarkı mırıldanarak menemen yapan Kutay'a baktım. İtiraf etmeyelim ki bu hali çok evcildi.

 

Fark etmesi için boğazımı temizledim. "Günaydın." dedim. Bakışları bana kaydı, yüzünden gülümseme vardı. "Günaydın, otur hadi, kahvaltı şimdi hazır, neredeyse." dedi. Masaya yaklaştım. Tam bir Türk kahvaltısı hazırlamıştı. Sandalyeye oturdum ve beklemeye başladım. Su dolu bardaktan bir yudum aldım.

 

Sıcak menemen tabağını masanın tam ortasına koydu, çayları doldurmak için çay bardaklarını aldı, çayları doldurdu, bardakları tekrar masaya koydu ve sandalyesine oturdu. "Hadi bakalım, afiyet olsun." dedi. Kafamı salladım, çatalımı aldım ve peynir, zeytin koymaya başladım.

 

Ekmekten döldü, menemene bandırdı, üfledi dudaklarıma doğru uzattı. "Tadına bak bakalım," dedi. Şaşkın bir gülümseme ile ekmeği ağzıma attım, dudağımın kenarından sos kaldı. Masanın üzerine bakmaya başladım. "Peçete yok mu?" diye homurdandım.

 

"Yok." dedi. Baş parmağını domates sosu kalan dudağımın kenarına değdirdi, öylece kala kaldım. Sertçe yutkundum, sos baş parmağına bulaştı. Dudaklarına götürdü, dilinin ucunu hafifçe çıkardı, parmağını yaladı.

 

Gözlerim kademe kademe şokla aralandı. "Sen," diyebildim, ağzımdaki ekmeği fazla çiğnemeden yuttum. "Sen ne yaptın?" diye devam ettirebildim. Kutay gayet rahat bir tavırla arkasına yaslandı, yoğun bakışlarını benden ayırmadı. "Peçete görevi gördüm."

 

"Mhm." diye mırıldandım. Bakışlarımı kaçırarak kahvaltı yapmaya devam ettim. Ortam sessizliğe bürünmüştü, sadece çatal ve tabak sesleri geliyordu.

 

Kahvaltıdan sonra odama gittim. Terapiye gitmek için gardırobuma yaklaştım, kapağını açtım ve üzerime güzel bir kombin yapmaya başladım. Lacivert, uzun balon kollu ve belden oturan kısa bir elbise, krem rengi diz altı topuklu çizmeler ve son olarak aksesuar olarak gold metal kordonlu saat ile ince, kalp detaylı bir bileklik taktım.

 

Banyoya gittim, cildimi makyaja hazırladım. Hafif, sade bir makyaj yaptım. Ense hizasında toplanmış, hafif hacimli ve önden birkaç tutam bırakılmış dağınık topuz ile tamamladım. Küçük altın rengi küpemi taktım, tamamen hazır şekilde banyodan çıktım.

 

Kutay'ın sesi kulaklarıma ilişti, "Hadi yakala Kefir, hadi oğlum!" diye tezahürat yapıyordu. Yüzümde ufak bir gülümseme oluştu. Gelen sesler salondaydı, yavaş yavaş yürüdüm, kapıya yaslandım. Kutay, Kefir'i lazerlerle oynatıyordu, beni görünce duraksamadı, devam etti.

 

"Gidiyor musun?" diye sordu.

 

"Evet şimdi çıkacağım." dedim

 

"Bekir dışarıda seni bekliyor" diye haber verdi. Sahiden dediği gibi her yere Bekir'le gidecektim, ofladım. "İyi, ben çıkıyorum, gelirim bir kaç saatte." dedim. Kafasını salladı, "Kendine dikkat et, bekliyor olacağım seni." dedi.

 

"Tamam görüşürüz." dedim. Anahtarı ve elbisemle uyumlu çantamı aldım, anahtarımı içine attım ve evden çıktım.

 

Apartmandan çıktığımda Bekir'in siyah arabası apartmanın önünde duruyordu. Arabadan inecekken onu durdurdum, "İnme gerek yok, kendim binerim." dedim. Arabanın arka koltuğunu açtım ve bindim, kapıyı kapattım. Telefonumu çıkardım, navigasyonu açtım ve Bekir'e uzattım. "Konuma buradan bakabilirsin." dedim.

 

"Peki yenge." dedi. Telefonu benden aldı, arabayı çalıştırmaya başladı..

 

⚠️TW⚠️Bu gerçek bir psikolojik terapi seansı değildir. Kafamda düşündüğüm bir kurgu seans yazdım, bunu unutmayınız.

 

Gerginlik bedenimi kaplamıştı. Yol göz açıp kapayıncaya kadar geçmiş, araba tam kliniğin önünde durmuştu. Camı yavaşça açtım. Ankara'nın soğuk havası yüzüme çarpmıştı. Derin bir nefes aldım. Bekir, araba aynasından bana bakıyordu.

 

"Yenge, istersen eve geri götürebilirim." diye usulca söyledi.

 

Bakışlarımı klinikten Bekir'e çevirdim. "Hayır, benim gitmem gerek." diye kendimden emin bir şekilde söyledim. Arabanın kapısını yavaşça açtım, arabadan indim, kapıyı kapattım ve ağır adımlarla kliniğe girdim. Resepsiyon beni karşıladı, "Buyrun, hoş geldiniz, nasıl yardımcı olabilirim Rojdan hanım?"

 

"Ramduvum vardı. Saat 10:00'daydı" diye açıkladım. Kadın gülümsedi, sisteme baktı. "Rojdan Aslanbey yazıyor burada." dedi. Tabii soyadım değişmişti, kimse bilmiyordu. "Evlendim, soyadım değişti." diye açıkladım. Kadın onaylayarak gülümsedi. "Sevda Hanım sizi bekliyor, geçebilirsiniz."

 

"Teşekkürler." diye mırıldandım. Psikolojim bozuldu ve Sevda hanımın odasına ağır ağır yürümeye başladım. Kalbim boğazımda çarpıyordu, kapıyı yavaşça çaldım. "Gel." dedi.

 

Kapıyı açtım, odaya adım attım. Kapıyı kapattım. Beni gören Sevda Hanım gülümsedi, ayağa kalktı, elini uzattı. "Hoş geldiniz, Rojdan Hanım," dedi. Masasına yaklaştım, elimi uzattım, tokalaştık. "Hoş bulduk, Sevda Hanım," dedim. Ellerimiz ayrıldı, bana karşısındaki sandalyeyi gösterdi. "Buyurun oturun lütfen."

 

Sandalye oturdum, çantamı yere koydum, ellerimi kucağımda birleştirdim. Gergin hissediyordum, karşımda oturan Sevda Hanım'a baktım.

 

"Nasılsınız, iyi misiniz?" diye sohbeti başlattı.

 

"Yani iyi sayılırım." dedim.

 

Sevda Hanım defterini çıkardı, en son not aldığına baktı. "En son 1 aralıkta gelmişsiniz ve Mardin'e gideceğinizi not almışım." dedi.

 

"Evet, doğru gittim." dedim, lafımın devamını getiremeden boğazımın kuruduğunu hissettim.

 

"Nasıl geçti? Aileniz sizi nasıl karşıladı?" diye sordu.

 

Parmaklarımla oynamaya başladım, bakışlarımı kaçırdım. Bunu fark eden Sevda Hanım bozuntuya vermedi. "Başka şeyler konuşalım," dedi, üstüme gitmemek amaçlı.

 

Gözlerimi sımsıkı kapattım ve hızlı hızlı konuşmaya başladım:, Kuzenim bir kızı kaçırdı, dedem bunu duyunca kalp krizi geçirdi ve öldü. Kuzenimin kaçırdığı kızın abisi beni kaçırdı ve anlaşmalı evlilik teklif etti. Evlendik. Evlendiğimiz gece kocamın düşmanı tarafından vuruldum. Abim kocamı boşanmakla tehdit etti. Kocam tekrar beni kaçırdı, yaralarımı sardı. Kayınvalidem sürekli beni yaftaladı..." Sözümü tamamlayamadan nefesim ağırlaştı ve titremeye başladım.

 

Bunları duyan Sevda Hanım'ın yüzü soldu ama psikolog olduğu için hemen gizledi. Bana açılmamış bir su şişesi uzattı. "Sakin olun, tek tek konuşalım." diye sakince söyledi.

 

Su şişesini aldım, titreyen parmaklarımla kapağını açtım. Bir yudum su içtim. "Kusura bakmayın, ben çok şey yaşadım."

 

"Özür dilemenize gerek yok, isterseniz önce abinizden bahsedelim. Yıllardır onu görmüyorsunuz, düğünüze gelmiş." dedi Sevda hanım.

 

Buruk bir gülümsemeyle gülümsedim, su şişesinin kapağını kapattım, kucağıma koydum. "Geldi ama gelişi pek hayırlı olmadı, dediğim gibi kocamı tehdit etti."

 

"Oraya geleceğiz, ilk önce gördüğün de ne hissettin?" diye sordu.

 

"Bir ailesi vardı, bir kızı, karısı... Kendimi yabancı hissettim, bilmiyordum çünkü sanki karşımda ki abim gibi değildi," dedim. Durdum, nefes aldım. "Zaten abim olmayı yıllar önce bırakmıştı, yabancıydı zaten o."

 

"Siz öyle düşünseniz de onu hala abiniz olarak görüyorsunuz çünkü bir zamanlar en güvenilir limanınızdı." dedi. Çok doğru bir tespit yapmıştı, gözlerim dolmuştu, ağlamak istemedim. Çocukluğumuzdan bir anı aklıma geldi.

 

"Doğru." diye onayladım. Kafamı yukarı kaldırdım, ağlamamak için. "Aklıma çocukluğumuzdan bir anı geldi." dedim. Kafamı eğdim, ağlamamak için burnumu çektim.

 

⚠️FLASHBACK⚠️

 

4-5 yaşlarında gece saatlerinde uyumamıştım. Babam hep bana masal okusun isterdim ama o kadar soğuk, sadece varlığını hissettiren bir adamdı ki ona söylemezdim.

 

Elimde peluş ayımla yataktan kalkmıştım, çıplak ayaklarımla konağın soğuk zeminine basarak yürüyordum. Amcanın sesini işittim; bir o kadar yumuşak ve sevgi doluydu. Ses beni kendine bir mıknatıs gibi çekmişti. Bengi ve Berithan'ın odasına gelmişti. Kapı hafifçe aralıktı, dinlemeye başladım.

 

"O sırada ormanda tek başına dolaşan Pamuk Prenses, bir yandan ağlıyor, bir yandan da kalacak bir yer arıyormuş. Tam vazgeçtiği sırada ağaçların arasında bir kulübe görmüş. Hızlıca yürüyerek içine girmiş. Bir de ne görsün!" Amcamın normalde gür gelen sesi, daha yumuşak, daha masalsı geliyordu.

 

Pamuk Prenses ve 7 Cüceler masalını bir baba olarak zevkle okuyordu. Kapıya yaslanmış, masum gözlerle onları izliyordum. İçeriye girememiştim, bölmek istememiştim.

 

Uykuyla minik ellerimle gözlerimi ovaladım. Sık sık masalı dinlerken gözlerim açılıp kapanırdı. Masalın sonuna doğru arkamdan bir ses duydum, "Pşşt!"

 

Korkuyla minik omuzlarım gerildi, gözlerim kocaman açıldı. Arkamı döndüm, abim elinde mum ışığıyla bana bakıyordu. Bana yaklaştı, yere çömeldi, yanağımı okşadı. "Burada ne yapıyorsun abicim? Berithan ve Bengi uyuyorlar, yarın oynarsınız."

 

Alt dudağımı büktüm, kafamı eğdim. "Ben oyun için gelmedim." diye mırıldandım. Abim kafası karışmış şekilde bana bakıyordu. "Ne için geldin?" diye sordu.

 

"Amcam masal okuyordu, ben de sesi duydum geldim. Babam bana hiç okumuyor biliyorsun." dedim. Ses tonumda burukluk vardı.

 

Abim beni hemen tek eliyle kucakladı, ayağa kalktı. "O zaman ben okurum kardeşime." dedi, alnımdan öptü. Kollarımı boynuna doladım, "Aslan abim." diye neşeyle söyledim, yanağından öptüm.

 

⚠️FLASHBACK-SON⚠️

 

Sevda Hanım dikkatle dinledim. "O geceden sonra her gece masal okudu mu?" diye sordu. Yanaklarımdan dökülen sessiz yaşları sildim. "Gitmeden önceye kadar evet."

 

"Peki, Rojdan seni üzen hangisiydi: babanın okumaması mı yoksa abinin gittikten sonra okumaması mı?"

 

"Bir sağ kolum, diğeri sol kolum. Biri abim, biri babam. Babam beni eksik hissettirirken abim tamamlıyordu. Abim gittiğinde tamamen yalnız kaldım." diye duygularımı anlattım. Derin bir nefes aldım, ağlamamak için boğazımdaki o sert yumruğu gidermek için yutkundum.

 

"Ama abim geri döndüğünde bir yarım tamamlamış hissetmedim, aksine.." dedim kendime, itiraf edemeyeceğim şeyi ona itiraf edecektim. "Aksine evlendiğimde öyle oldu ama Kutay'a, yani kocama güvenemiyorum."

 

"Neden?" diye sordu.

 

"Birçok sebebi var. Bu evlilik bir yıl sonra bitecek. Onun dışında hemen aşık olması garip geliyor. Beni seviyormuş gibi davranıyor. Yakın zamanda düşmanı bana zarar verdi ve düşmanına bir şeyler yaptı. Ne yaptığını bilmiyorum," dedim. Derin bir nefes aldım. "Kısaca onu tanımıyorum. Sevdiği yemeği, sevdiği şeyleri, hobilerini mesela, sigara içtiğini dün öğrendim."

 

"Onu tanımamak mı sizi korkutuyor? Yoksa güvenememek mi?" diye sordu. Soru tokat gibi çarpmıştı bedenime, kucağımda duran su şişesini açtım ve bir yudum aldım.

 

"Bilmiyorum," diye kısık sesle mırıldandım.

 

"O zaman bu konuyu çözmeniz gerek, önce onu tanıyın, gözlemleyin. Güven farklı bir duygudur. İlişki de bağlar geliştiğinde oluşan bir şeydir. Ama siz aşamayı yaşamadan evlenmişsiniz. İlerleyen süreçlerde onu tanıdığınızda istemeyebilirsiniz." diye uzun uzun anlattı.

 

"O da beni istemeyebilir değil mi?" diye sordum.

 

"Evet," diye yanıtladı. O sırada defterine bir şeyler yazıyordu, "Ama olumsuz düşünmeyin, kendinizi olumsuza hazırlamayın." diye ekledi.

 

Süre dolduğuna dair saat çaldı, hafifçe irkildim. Sevda Hanım bana baktı, "Bugünlük süremiz doldu, size şunu söylemeliyim ki: deneyin, denemekten çekinmeyin." dedi. Kafamı salladım, çantamı aldım, su şişesini çantama attım, ayağa kalktım ve tokalaşmak için elimi uzattım. "Haftaya da geleceğim, iyi günler." dedim. Tokalaştık, odadan çıktım.

 

Ağır adımlarla klinikten çıktım. Soğuk hava bedenime çarptı. Derin bir nefes aldım. Bekir'in arabası kapının önüne gelmişti. Kendimi halsiz hissediyordum. Merdivenleri yavaşça indim, arabaya bindim. "Eve gidebiliriz," dedim.

 

Araba yavaşça çalıştı, camı açtım. Her anı, her söz beynimde yankılanıyordu. Kutay'ı tanımam gerektiği bunu biliyordum. Psikolog dediği çoğu şeyde haklıydı. Evlilik, ailem, her şeyi doğru ama o söz beynimin bir yerlerinde çalılıyordu. Derin derin nefesler aldım, sanki ciğerlerime hava çekince düşünceler dağılacakmış gibi

 

"Onu tanımamak mı sizi korkutuyor? Yoksa güvenememek mi?"

 

Çok geçmeden araba durdu. İndim, halsiz halde apartmana girdim. Evimin kapısına yaklaştım, anahtarımı buldum ve deliğe girdirdim. Tık diye anında açıldı. Kutay'ın sesi geldi, dinlemeye başladım.

 

"Komaya mı girdi? O itin fişini çekin demedi mi ben size? Bir boku becerin!" diye yüksek sesle hararetli şekilde konuştu.

 

Ellerim tekrar titremeye başladı, bacaklarım o kadar titriyordu ki yere yığılacağım sandım ama o an güçlü kalmıştım, hatta çok sakindi. Anahtarı delikten çıkardım, kapıyı sonuna kadar açtım. Alkışlamaya başladı, "Vay vay vay! Kocama bak be!" dedim, tebrik edercesine.

 

Onu halimi gördüğünde telefon elinden düştü, bedeni kaskatı kesildi ve olduğu yere mıhlanmıştı. Kapıyı kapattım ve içeriye sakin adımlarla girdim. "Sen ne yaptın?" dedim; soru sormadım, sesimde hayal kırıklığı vardı. Konu Siyam değildi, Kutay'ın sürekli birine zarar verme sevdasıydı.

 

"Ben doğru olanı yaptım, o sana zarar verdi, ben de gerekeni yaptım." dedi, direnircesine

 

"Konu bu mu?" diye isyan edercesine bağırdım. Yüz ifademi ciddi gören Kutay irkildi, geriye çekildi. Parmağımı kaldırdım, konuşurken sallamaya başladım. "Sen sürekli birilerine zarar veriyorsun! Geçen gün adamın elini kestin, bunu bana izlettin, buna mı korumak diyorsun sen?! Ha?" diye bağırmaya devam ettim.

 

"Benim düşmanlarım böyleyken kendimi böyle korumak zorundayım, seni, ailemi, herkesi, her şeyi!" diye aynı şiddetle bana bağırdı.

 

Hayal kırıklığı dolu gözlerle ona baktım, kollarımı birbirine doladım ve geri adım attım. "Sen böyle hiçbirimizi korumuyorsun. Siyam ölünce ne olacak? Bitecek mi sanıyorsun? BİTMEYECEK!" dedim. Son ana kadar sakin konuşurken, bitmeyecek dediğimde bağırmıştım.

 

Siyam ölür ama bu sefer sen de hapise girersin, sevdiğini herkese zarar veriyorsun, HERKESE!" diye bağırmaya devam ettim. Kutay'ın gözleri dolmuştu, inkar eder gibi iki yana sallarken konuşmaya başladı, "Ben korudum, herkesi korudum." dedi, sesi titriyordu.

 

"Hiç kimseyi korumadın," dedim pes edercesine. Çantamı koluma taktım, arkamı döndüm, bir adım attım "Sen de her zarar gördüğünde benim kollarıma atıldın. Her zaman ben seni korudum!" dedi tükürürcesine.

 

Bu sözler, bazı şeyleri koparmaya yeterdi.

 

Sakince ona döndüm. Alt dudağım duygudan titriyordu. "Bugün psikoloğum bana ne dedi, biliyor musun? Kocanı tanı, dedi." sözlerime devam etmeden ona bir adım yaklaştım. Evlilik yüzüğümü çıkardım, ayaklarının dibine bıraktım. "Tanınmama gerek yok. Çünkü boşanıyoruz, Kutay Karan." Can alıcı son sözümü böylece söylemiş oldum.

 

Vee bir bölümün sonuna geldikk🌺

 

Hasta olduğum için kesik kesik yazabildim umarım yeni bölümü seversiniz haftaya görüşmek üzere 🥹💖

 

Bölümle ilgili düşüncelerinizi yazmayı unutmayın byeess💖

Kitappad'de bazı görselle eklenemiyor o yüzden kusuruma bakmayın

Alıntılar attığım Whatsapp kanal linkim - https://whatsapp.com/channel/0029Vb7iBkmLNSa9EkOF9F36

Eğer link burdan açılmıyorsa profilime eklemiştim ordan bakım veya yorumlara yazarım.

TikTok hesabım - mioyzaa

İnstagram hesabımız - miyozzaa

Bölüm : 28.02.2026 23:57 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...