12. Bölüm
⋆.𐙚 ̊. / Sessiz Yemin / 12 bölüm ||Sana aşığım||

12 bölüm ||Sana aşığım||

⋆.𐙚 ̊.
meizzo_

Yeni bölümümüze hoş geldiniz.

Okuyan, destekleyen, oy veren, yorumun esirgemeyen herkese teşekkür ederim. TikTok mioyzaa, Instagram'da miyozzaa. WhatsApp kanalımızda alıntılar atıyorum, profilimdeki linkten ulaşabilirsiniz.

 

Sessiz yemin, artık yeni günü olan Pazar gününde görüşmek dileğiyle. İyi okumalar, oy ve yorumlarınızı unutmayın.

 

Kutay boşanma sözlerini duyduğunda bütün bedeni hatta beyin fonksiyonları donmuş gibi kalmıştı. Yavaşça kafasını eğdi ve yerde duran evlilik yüzüğüne baktı. Bana biricik karısına inanamıyordu.

 

"Hayır," kafasını kaldırdı, dolmuş gözleriyle bana bakıyordu. Kafasını durmadan iki yana sallamaya başladı. "Hayır, bu gerçek olamaz." dedi tok bir ses tonuyla.

 

"Gerçek." diye karşılık verdim. Geri adım atmaya kalmadan kolumdan sertçe tuttu, "Sen benim karımsın, bunu yapamazsın, biz ayrılamayız!" diye bağırdı tükürürcesine. Yerde duran parlayan yüzüğü avucuna aldı, bileğimi tuttu, parmağıma zorla yüzüğü takmaya çalıştı.

 

Aynı sertlikle ona karşılık vererek bileğimi çektim, dudaklarım duygudan titriyordu. İşaret parmağımı kaldırdım ve sallamaya başladım, "Sen beni kendi şefkatinle vurdun."

 

"Hiçbir zaman istemediğim, senin kendi vermediğin şefkatle!" sözlerimin devamını getirdim.

 

"Ben senin için mücadele ettim lan!" diye bağırdı, işaret parmağıyla tam kalbine bastırdı ve sonunda gözlerinden akan gözyaşlarını gördüm. "Senin beni sevmen için ömrümü verirdim ömrümü." sesindeki acı tınıyla konuşmaya devam etmişti.

 

Geri adım attım, ağlamamak için burnumu çektim. Tam gözlerinin içine baktım. "Neden?" sözlerime titreyen dudaklarımın arasından döküldü.

 

"Çünkü ben sana aşık oldum!" diye bağırdı.

 

Avucunun içindeki yüzüğü sımsıkı sıktı. "Çünkü sen bunu görmeyecek kadar aptalsın!" diye sözlerine devam etti. Her sözü yarama tuz basıyordu. "Seni ilk gördüğüm gün, o gün sana tutuldum ben." diye itiraf etti.

 

Dudaklarım yukarı kıvrıldı ama gözleri kıpırtısız kalmıştı. Söylediklerine inanmıyordum, kim havaalanında gördüğü birine aşık olur ki? Kimse. "Saçmalama, havaalanında gördüğün bir kadına aşık olamazsın." dedim inanmayarak.

 

Kutay hayal kırıklığı dolu ifadeyle bana bakıyordu. "Taş mıyım lan ben?" dedi sakin bir sesle, ardından kalbine vurdu. "Taş mıyım lan ben!" diye bağırdı tükürürcesine.

 

Gözlerimi yumdum, derin bir nefes aldım. "Yapma Allah aşkına Kutay!" dedim. Kampete oturdum, ellerimi yüzümün arasına aldım, sıkıntılı iç çektim. O anda dizimde bir dokunuş hissettim, ellerimi yüzümden çektim. Kutay tam önümde diz çökmüştü.

 

"Söylediğim sözler için özür dilerim, ama bitmesin. Bana zaman ver, her şeyi düzelteceğim."

 

Yorgun gözlerle ona baktım, ayağa kalktım. Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, kalbimin ağırlaştığını hissediyordum. Her geçen saniye ona arkamı döndüm. "Lütfen git, Kutay." Sesimdeki titremeye engel olmaya çalıştım.

 

"Hayır!" dedi. Ayak seslerini duydum, belimi kavradı, beni göğsüne çekti. Yüzünü saçlarımın arasına gömmüştü.

 

"Beni şefkatinden vurdun, her kavgada bunu mu yapacaksın? Beni her zaman böyle vuracak mısın? Ben istemiyorum, yoruldum. Kardeşin de kuzenim de muradına erdi."

 

Belimi daha sıkı sıktı, "Onların muradını sikeyim, umrumda değiller. Ben seni istiyorum, gerçek karım ol istiyorum." dedi yalvarırcasına.

 

Gözlerimi sımsıkı kapattım, sıcak nefesini ensemde hissediyordum. "Bizden olmaz, biz birbirimizi bile tanımıyoruz. Onu geçtim, sen Siyama neler yapıyorsun, elini kana buluyorsun. Ben böyle bir adamla mı evli kalacağım?"

 

Aniden elini belimden çekti, kafamı yana çevirdim ona baktım. Tekrar alevlenen öfkesini görüyordum, "Seni korumak için ailemi korumak için!" dedi kendinden emin bir şekilde. Asla yenildiğini düşünmüyordu.

 

Bedenim ona döndü, derin bir nefes aldım. Anlamayana ne anlatacaktım? "Siktir git Kutay." diyebildim en sonunda. İfadesi sertleştikçe sertleşti, elleri yumruk olmuştu. "Siktir git ha?" diye tekrar etti.

 

"Anlamıyorsun sen, anlamıyorsun!" diye bağırdım. Kutay yumruk olmuş ellerini açtı, kollarımı kavradı ve beni kendime getirmek amaçlı salladı. "Neyi anlamıyorum Rojdan? Ben seni korumaya çalıştım, hâlâ aynı şeyi yapıyorum!"

 

"Ama başaramıyorsun, bak şu halimize! YETER!"

 

Sözleri ağzımdan öylece dökülmüştü, onun yüzüne yüzüne vurmuştum başarısızlığını. Kutay okunmayan bir ifadeyle bana baktı, "Görüyorum halimizi ama bu kadar çabuk pes etmeye niyetim yok," Kollarımı kavramayı bıraktı, koltukta duran ceketini aldı. "O psikoloğuna söyle, kocanı gerçekten tanıyacaksın. Benim senden boşanma niyetim yok!"

 

Dudaklarını konuşmak için araladım ama o ceketini almış, arkasına bakmadan evi terk etmişti. Arkasından bakakaldım.

 

Ertesi gün olmuştu, uykumdan uyandım. Kutay aramamış, hatta mesaj bile atmamıştı. Durumu garipsemem de ses etmemiştim.

 

Dün gece iyi uyuyamadığımdan göz altlarım çökmüştü. Yataktan kalktım. Kefir odaya girdi, miyavlamaya ve ayağıma sürtünmeye başlamıştı.

 

"Akşam severim Kefir, halim yok." diye mırıldandım.

 

"Miyavv!!"

 

Gözlerimi devirdim, yavaşça eğildim ve güzel beyaz tüylerini okşamaya başladım. Hemen yere uzandı, göbeğini açtı ve okşamaya devam ettim. "Tamam, yeter artık!" diye şikayet ettim. Elimi geri çektiğimde kendini temizlemek amaçlı yalamaya başladı.

 

Ayağa kalktım, banyo gittim. Ayna da ilk dikkatimi çeken yüzüm oldu; epey dağılmıştım. Makyajım akmış, dudaklarımdaki ruj yanağıma bulaşmıştı, saçlarım ise dağınıktı. Önce tuvalete girdim, ardından duş almak için soyundum ve duşakabine girdim. Sıcak suyla yıkanmaya başladım.

 

Bedenimi bornoza sararak duştan çıktım, odama gitmeden nemlendirici ve güneş kremini sürdüm. Dağılan makyajımı duşta çıkarmıştım.

 

Yatak odama gittim, üstüme giyilecek sade bir kombin hazırlamaya başladım. Ekru boğazlı, fit bir triko kazak var. Üzerine içi kürklü, kahverengi oversize bir deri ceket çıkardım. Yüksek bel, hafif İspanyol paça mavi jean çıkardım. En sonunda ayaklarımı sıcak tutması için önce beyaz bir çorap, ardından taba rengi, rahat bir bot çıkardım.

 

Islak saçlarımı havluya sardım, kombini giydim. Evden çıkmadan ceketimi ve botu giyecektim, saçlarımı kurutma makinesiyle kurutmaya üşendiğim için iyice havluyla ıslaklığını giderdim. Nemli halde güzelce ördüm. Çöken göz altlarımı toparlamak amaçlı kapatıcı sürdüm, güzel bir rimel ve ruj, allıkla makyajı tamamladım.

 

Çanta lazım olduğu için krem rengi omuz çantamı çıkardım, gerekli olan malzemeleri içine koydum. Bugün giremediğim derslere girecektim. En sonunda botumu ve ceketimi giydim, evden çıktım.

 

Havanın serinliği yüzüme vurmuştu. Kaldırımda yavaş adımlarla yürüyordum, otobüs durağına gidiyordum.

 

Yanıma siyah bir araba gelmişti, göz ucuyla baktım. Tanıdık bir araba gibi duruyordu ama içime yine de bir korku düşmüştü. Daha hızlı yürümeye başladım, arabada benim hızıma yetişiyordu.

 

Bu sefer denemek için yavaş adımlarla atmaya başladım, arkama kaçamak bakışlar atıyordum.

Yavaşladığımda araba da yavaşlamıştı, ne işti bu?

 

Aklıma tek ihtimal gelmişti: Kutay'ın komaya soktuğu Siyam'ın ailesi mi adam göndermişti? İyice deli olmuştum, hepsi sevgili kocacığım Kutay Karancık yüzündendi.

 

Kulaklarım bir ses işitmişti, camın inme sesini. Kalbim o an teklemişti, elimdeki biber gazını sımsıkı tutmuş, tetikte beklemiştim.

 

"Rojdan."

 

Adımın söylenmesi yeterdi, arkamı döndüm ve karşıdaki adama bakmadan biber gazını yüzüne tuttum, sıkmaya başladım.

 

Karşısımdaki adam çığlık atmaya başladı. Tanıdık bir çığlıktı. "Rojdan dur!" diye zar zor öksürüklerle bağırdı.

 

Ellerini hemen yüzüne kapattı. Öksürükleri ardı ardına gelmişti.

 

"Kimsin sen?" diye sokak ortasından bağırdım. Adam zar zor yüzünü elleriyle kapatmıştı, "Benim," dedi öksürüklerinin arasından. Biber gazını sıkmayı bıraktım, elim hala tetikte bekliyordu. "Sen kimsin?"

 

"Ya benim amına koyayım!" dedi tok sesiyle, öksürükleri hala devam ediyordu. "Benim kocan Kutay lan, Kutay!" diye bağırdı. Yumruk yemiş gibi irkildim, elimin arasından biber gazı kayıp gitti. Endişeyle cama yaklaştım. "Ruh hastası mısın sen? Niye beni takip ediyorsun?!"

 

"Ruh hastası sensin! Sırf araba yanından ilerliyor diye camı açtı diye biber gazı mı sıkılır!" dedi öfkeli bir tınıyla. Öksürüğü artmaya devam ederken arabanın aynasına vurdum "Sana her şey müstahak! Geber pislik!" Arkamı döndüm, kaldırımda adımlar atmaya başladım.

 

"Gözlerim yanıyor.." dedi güçsüz sesiyle.

 

Vicdanım ve kalbim mantığımla yarıştı ve kazanan kalbim ile vicdanım oldu. Sert yüz ifadem devam ederken geri döndüm, arabayla yürüdüm. "Kay yolcu koltuğuna, hastaneye gidelim."

 

Kutay elini yüzüne kapatırken diğer eliyle emniyet kemerini çözdü. "Sen araba süreceğine emin misin?" diye tereddütle sordu.

 

Özgüvenimle dudağımın kenarı kalktı, elimi ince belime koydu. "Sen boşanacağın karını tanıyamamışsın, Kutay Karan."

 

Kutay hiçbir şey demeden yolcu koltuğuna oturdu. Arabaya bindim, çantamı arka koltuğa attım. Arabayı çalıştırmaya başladım, göz ucuyla Kutay'ı izliyordum. Elllerini yüzünden çekmiş aynaya bakıyordu. "Acıyor mu?" diye usulca sordum.

 

Yüzünü bana döndü. "Sence acıyor mu, bak bakalım?" Yüzü kıpkırmızı olmuştu, gözyaşları gözlerinin acısından akıyordu.

 

Öyle gördüğümde içten içe dayanamadım, torpido gözünü açtım, kuru mendil buldum. Elim yüzüne yaklaştı yavaşça, gözyaşlarını silmeye başladım. O ara ırz düşmanlığı tuttuğu için bileğime öpücük kondurdu.

 

Tek gözüm seyirdi, mendilin paketini kucağına attı. "Al, kendin sil, ırz düşmanı!" dedim.

 

Mendili aldı, gözlerini silmeye devam etti. "Ben ırz düşmanı değilim, hem Allah katında hem de resmi olarak kocanımın." dedi hatırlatırcasına.

 

Direksiyonu sımsıkı tuttum, o ara trafikte durmuştum. Tamamen ona döndüm. "Boşarım seni! Ondan kolay mı var?" diye meydan okudum. Derin bir nefes aldım. "Boş ol, boş ol, boş ol!" diye üç kere tekrar ettim.

 

Kutay'ın ifadesi değişmedi, aksine gülümsemeye başlamıştı; hem de sinsice. "O iş yaş, ben boşamadan boşanamazsın."

 

"Niyeymiş o?" dedim, elimi hesap sorarcasına salladım. Kutay gözyaşlarını silmeye devam ediyordu. "Çünkü karıcım, ben rıza vermek zorundayım."

 

"Allah senin belanı versin!" diye öfkeli bir tınıyla bağırdım. Arkadan bir korna çalınca irkildim. Kutay direksiyonu tek eliyle kavradı, "Sür kızım, valla kavgalık olacağız."

 

Elini vurarak ittim, arabayı sürmeye devam ettim. Öfkeden göğsüm inip kalkıyordu, direksiyonu sımsıkı tutmuştum. O an onun sesini kulaklarımda işittim; bir o kadar küstah, bir o kadar rahattı, "Ha, bela konusuna gelelim. Ben zaten belamı buldum, seni buldum. Şükürler olsun!"

 

"Küstah!" dedim hırçınlıkla, buna kızmadı veya bağırmadı, aksine mutlu olmuştu. Dilini damağına vurdu, "cık" diye bir ses çıktı. "Küstah, saygısız bir kimseye denir."

 

Gözlerimin ucuyla ona keskin bir bakış attım, "İşte o bir kimse sensin, küstahsın." dedim, özellikle 'küstah' kelimesini üstüne basarak söylemiştim.

 

"Küstahlık bunun neresinde? Sen benim belalımsın." dedi, Mardin şivesi yaparak.

 

"Ne?" diyebildim. En çok şaşırdığım şey şivesiydi.

 

"Belalımsın." diye tekrarladı, aynı şiveyle.

 

"Onu demiyorum, o şive ne?" dedim şaşırarak. Araba hastaneye yaklaşmıştı, net görebiliyordum. Kutay bilmem kaçıncı mendili gözlerine tutuyordu. "Geleneklerimize sahip çıkıyoruz, icabınca."

 

"Tövbe estağfurullah." diye kendi kendime mırıldanabildim, kafamı iki yana düşünceli şekilde salladım. Gözlerim yola kaydı. Hastanenin acil kısmına girmiştim.

 

Acilinin tam önünde durdum arabayı. "İn hadi." dedim. Kutay zor açılan gözlerle bana baktı, acısını göstermiyordu. "Sen de gel."

 

"Ben niye gelecekmişim? Sen git."

 

"Ya rabbim, neden acaba? Kör oldum ya ben, ondan olabilir mi?" dedi sabır çekercesine.

 

"Kör filan olmadın, abartma," dedim. Arabanın anahtarını almadan önce park edecektim. "Bir saniye bekle, arabayı park edeyim." dedim. Onaylamak amaçlı kafasını salladı. Arkama önüme bakayım derken arabayı hızlıca park ettim, anahtarı aldım, arka koltuktan çantamı aldım, araba anahtarını içine attım.

 

"Hadi in." dedim. Arabadan indim, kilitlemeden önce inmesini bekledim. İnince arabayı kilitledim. "Rojdan," diye sözlerine başladı, usulca bana yaklaştı. "Koluma girsene, etrafa çarpmayayım."

 

Oflayıp poylayamazdım, yüzüne biber gazı sıkan bendim. Uzattığı kolunu kavradım, yürümeye başladık. "Kimliğinin yanında mı?"

 

"Yanımda, cüzdanım cebimde." diye yanıtladı.

 

Hastaneye girince kayıt işlemlerimi yaptırdık, ardından muayene odasına yönlendirilmiştik. Çok geçmeden doktor gelmişti. Biber gazı fazla sıkıldığı için Kutay'a göz damlası damlatılmıştı. Ben de tam sedyenin yanındaki sandalyede oturmuş, doktorun dediklerini dinlemiştim. Ardından bir reçete verdiler göz damlası ve cilt için krem.

 

Doktor gittiğinde dirseğimi sedyeye koydum, elimi yumruk yaptım ve çenemin altına koydum. "İyi misin?"

 

"Sanırım." diye mırıldandı, konuşmak için çaba göstermedi.

 

Dudaklarım şaşkınlıkla kıvrıldı, gözlerimi kaçırdım. "Özür dilerim, ben sen olduğunu bilemedim." Kapalı gözleriyle kafasını bana çevirdi. "O kadar Rojdan dedim, sesimden tanımadın mı?"

 

"Ben biraz," söyleyeceklerimi düşününce vazgeçtim, ellerimi kucağımda topladım, gözlerimi kaçırdım.

 

"Sen biraz ne?" diye şüpheyle sordu, kızarmış gözlerini açtı, gözlerimi kaçırdığımı görmüştü. Omurgam hafifçe oturduğum yerde kamburlaşmıştı. "Rojdan, sana diyorum."

 

Pes ederek derin bir nefes aldım, omuzlarımı yukarı aşağı indirdim. "Ben seni Siyam'ın adamlarından biri sandım, ne bileyim ailesi falan varsa onun."

 

"Onun tek ailesi Leyla'ydı. O, Leyla ölünce kimsesiz kaldı. Annesi o küçükken ölmüştü, babası da 10 yaşına geldiğinde öldü."

 

"Mhm," dedim onaylayarak. Yavaşça ayağa kalktım, çantamı omuzuma taktım ve sandalyeden kalktım. "Ben gideyim artık, sen araba kullanırsın." Araba anahtarını çantamdan çıkardım ve ona uzattım.

 

Âni bir hamleyle bileğimi kavradı, yüzüm onun hizasına gelene kadar çekiştirdi. Gözümün tam altına öpücük kondurdu, dudakları sıcaktı. "Gitme," diye fısıldadı, bileğimi daha sıkı kavradı. Boğazımı temizledim. "Gitmek zorundayım, ayrıca yarın adliyeye gidelim, boşanma davasını açmak için." diye sözler dudaklarımın arasından dökülüverdi.

 

"Hassiktir! Asla gitmem!" diye fısıltıdan bir yüksek sesle söyledi.

 

"Ankara Batı Adliyesi sabah 10:40'da" diye ona bildirdim. Bir hışımla bileğimi çektim, onun ellerinin arasında sadece araba anahtarı kalmıştı. Hızlı adımlarla hastaneden çıktım, ilk bulduğum taksiye kendimi attım.

 

Üniversitede bütün günüm yoğun geçmişti. Hukuk derslerinin ne kadar zor olduğunu fark etmekle geçmişti günüm. Fazla düşünceyle dalmamıştım. Akşamüstü 17 civarı eve dönmüştüm. Kefir'in miyavlaması sesi beni karşılamıştı. Onu sevdim, ardından odama gittim. Üstüme sıradan beyaz bir pijama takımı giydim ve yatağa uzandım.

 

Ev gerçekten sessizdi, çok sessizdi. Sanki bir nefes eksikmiş gibi hissettirmişti. Yüzümü yastığa gömdüm, sessizliğin sesini dinlemiştim. Bütün günüm kalabalık geçmişti ama şimdi? Sessiz, fazlasıyla sessiz, hiç olmadığı kadar sessizdi.

 

Telefonumu elime aldım, sosyal medyada gezmeye başladım ama nafile, sıkıcı gelmişti. Aniden parmağımı telefonu kapatmak yerine mesaj kısmına gitti. Kutay'ın rehberden sildiğim numarasını açtım.

 

Rojdan: Nasılsın?

Mesaj gönderilemedi.

Rojdan: Gözlerin nasıl oldu?

Mesaj gönderilemedi.

Rojdan: Nerde kalıyorsun?

Mesaj gönderilemedi.

Rojdan: Ankara Batı Adliyesi yarın sabah 10:40'da unutma.

 

+9054****** çevrimiçi.

+9054****** görüldü.

+9054****** yazıyor..

 

+9054******: Boşuna hatırlatma gelmiyorum kendin gider boynuna ölçüsünü alırsın

 

Rojdan: Ya sen niye her şeyi zorlaştırıyorsun?

 

+9054******: Kıt mısın sen? Ciddi soruyorum.

 

Rojdan: düzgün konuş benimle.

 

+9054******: Konuşmuyorum çünkü sende dediklerinin mantıksız olduğunun farkındasın

 

+9054******: Bir yıl bitmeden bu evlilik bitemez hem ayrıca ben sana aşığım.

 

Rojdan: sözleşme yapmadık, sen söz verdin.

 

+9054******: evlilik sözleşmesi mi istiyorsun? Onu da yaparım.

 

Rojdan: istemiyorum bir şey, boşanmak istiyorum hayatıma dönmek istiyorum.

 

+9054******: zor.

 

Rojdan: Deccal herif.

 

+9054******: Ta kendisi Rojdan hanım :)

 

Rojdan: Ne bu? Geçmişi filan mı hatırlıyorsun aklınca? Komik değil.

 

+9054******: Ortaya laf attım, yine yanıltmadın beni karıcım.

 

Rojdan: LAN BURASI ORTA MI? DELİRTME BENİ

 

+9054****** çevrimdışı.

 

Telefonu nerdeyse öfkeyle yere fırlatacaktım ama kendimi durdurdum, bağdaş kurarak yatağa oturdum. Derin bir nefes aldım. "Sakin ol Rojdan, ona uyma Rojdan." diye defalarca tekrar etmeye başladım. Öfkemi dindirmek istiyordum.

 

"Sakin ol Rojdan, ona uyma Rojdan."

"Sakin ol Rojdan, ona uyma Rojdan."

"Sakin ol Rojdan, ona uyma Rojdan."

 

Üç kere tekrar ettim. Evde epey sıkılmıştım, düşünmek istemiyordum. Ayağa kalktım, paltomu giydim. Evden çıkıp biraz yürüyüş yapacaktım ve kendime kahve alacaktım. Kulaklıklarımı taktım, rastgele bir şarkı açtım. Sabah ki giydiğim botlarım ile evden kendimi öylece dışarı attım. Kaldırımda etrafıma bakmadan yürüyordum.

 

Kafeye ulaşmıştım, tezgaha yaklaştım. "Ben paket bir americano alacağım." dedim. Cebimden cüzdanımı çıkarmaya başladım.

 

"Tabi, efendim."

 

Gerekli parayı çıkardım, kadın Amerikano'yu yaparken etrafa bakmaya başladım. Aniden gözbebeklerim büyüdü.

 

Kutay'ı görmüştüm, beni izliyordu. Onu gördüğümü fark edince gülümsemeyerek el salladı, bakışlarımı sertçe çektim.

 

Gerginlikle kulağımın arkasını kaşıdım, alt dudağımı kemirmeye başladım. "Şey, acele eder misiniz?" dediğimde istemsizce sert ve öfkeli bir ses tonum olmuştu. Buna şaşıran kadın, memnun kalmayarak dik dik baktı.

 

Öfkeli ve gergin ses tonumdan dolayı kadın hemen kahvemi yapmış, tam önüme koymuştu. Parasını ödedim, kahveyi elime aldım ve kafenin çıkışına doğru yürüyordum. Ne yazık ki, tam Kutay'ın masasının önünden geçecektim, beklenen olmuştu. Bir adım attım, sandalyesinden kalktı ve karşımda durdu.

 

"Ne istiyorsun, Kutay?"

 

"Konuşmak," diye kısaca yanıtladı. Kahvemi masasına koydum, sertçe yutkundum. "Konuşmak? Neyi, pardon?" dedim isyankar ses tonumla. Fırsatını bulmuşken kollarımı kavradı ve kendine çekti. "Evlilik." diye tekrar kısaca yanıtladı.

 

Ona içimden 'Sen benimle taşşak mı geçiyorsun?' demek geliyordu ama kafenin ortasında öyle bir şey diyemezdim, medeni davranmak zorundaydım. "Konuştuk ya zaten." diye hatırlattım. Sabrım yavaş yavaş tükenmeye başlıyordu.

 

"Sen konuştun, ben dinledim." Kollarımı bıraktı, etrafımda dolandı, sandalyeyi yavaşça çekti, oturmam için. Ona doğru döndüm. "Ben konuşmadım, sende konuştun. Bana neler dedin? Şimdi konuşmak mı istiyorsun? Hayatımda duyduğum en komik şey," dedim, alaylı bir ses tonuyla.

 

"Komik mi?" Boşanmak ne kadar büyük bir karar, farkında mısın?" dedi isyan edercesine. Masadan kahvemi geri aldım, bir adım ona yaklaştım. "Bence verdiğim en doğru karardı." Donuklaştığına şahit oldum, bir an paniğe kapıldım. Panik duygumu hemen bastırdım.

 

"Yarın boşanma işlemleri için gelmen iyi olur." dedim.

 

Arkamı döndüm, göğsümün tam ortasında bir acı hissettim. Yavaş ama kararlı adımlarla kafe'nin çıkışına doğru yürüdüm. Ani bir ses adımlarımı yarıda kesti, "Geleceğim yarın." dedi, sesi buz gibi hatta donuk gibiydi. Omuzumun üstünden ona baktım, gözlerim dolmuş olsa da ifadem sertti.

 

"İyi olur." dedim.

 

Kafeden nasıl çıktığımı hatırlamıyordum, hızlı yürümüştüm. Kahve elimi yakıyordu, umrumda değildi. Şarkının sesini yükselttim, kafamdaki düşünceleri susturmam gerekiyordu ama kahrolası düşüncelerim susmamıştı. Kahveyi ilk bulduğum konteynıra attım ve eve doğru yürümeye başladım.

 

Yarın'ın nasıl olacağını bilmiyordum. Evet, boşanmayı çok istemiştim ama durum ciddiye biniyordu. En iyisi buydu belki de.

 

Kutay'dan.

Sabah || 08.08

 

Gözlerimi Rojdan'ın evine yakın otel odasında açmıştım, başım çatlayacak kadar ağrıyordu. Yavaş yavaş yatağa oturdum, gözlerimi avucumla ovaladım, derin bir iç çektim. Sonunda o gün gelmişti. Bugün boşanmak için ilk adımı atacaktım. Boş duvara baktım, sonra telefonuma baktım.

 

Ağır ağır telefonu aldım bugün avukata gidecektim. Önce Rojdan'ı da götürmek istedim, anlaşmalı boşanma belgelerini halledecektim. Mesaj kısmına girdim.

 

Kutay: Rojdan, hazırlan 10'da seni almaya geleceğim.

 

Gülüm🌹: Neden?

 

Kutay: Avukata gideceğim, anlaşmalı boşanma belgeleri için.

 

Gülüm🌹: Dilekçeyi yazmıştım ben, çekişmeli olarak

 

Kutay: Gerek yok, yenisini yazılır.

 

Gülüm🌹: benim bir talebim yok onu söyleyeyim.

 

Kutay: Sen bilirsin, zorlamam.

 

Kutay: Ama o belgeyi ikimizde imzalamamız gerekiyor.

 

Gülüm🌹: Biliyorum Kutay

 

Kutay: İyi saat 10'da alırım seni, avukatta işlemleri hallederiz sonra geçeriz gereken yere.

 

Gülüm🌹: Tamam.

 

Telefonu kapattım, boş boş ekrana göğsümün sol tarafında boşluk hissettim. Telefonu alnıma dayadım, gözlerimi kapattım. "Allah'ım sen bana bir çıkış yolu göster." acı acı mırıldandım.

 

Zaman hızlıca geçiyordu. Telefonum gereksiz bildirimlerle titredi. Telefonu elimden bıraktım. Uykudan şekilsiz, siyah kaçan saçlarımı şekillendirdim. Ceketimi giydim, telefonu cebime attım. Odadan çıktım. Aşağı kata indiğimde Bekir beni bekliyordu. Ceketinin düğmelerini ilikledi.

 

"Abi, günaydın."

 

Bir elimi cebime attım, Bekir'e yaklaştım. "Günaydın Bekir," dedim dalgın dalgın.

 

"Abi, yenge okula gidecekse onu arabayla alayım." Daha önceden emretmiştim, dün sabah kendim gitmiştim.

 

Omuzlarım düştü, yüzüm gözle görülür şekilde asıktı zaten. "Biz boşanıyoruz, Bekir." dedim. Bekir'in gözbebeklerindeki şaşkınlığı hissetmiştim, o bile inanamıyordu. "Abi, ben istersen yine de yengeyi.-" sözünü kestim. "Benim için bir iyilik yapar mısın, Bekir?"

 

"Tabi abi, her zaman yaparım."

 

"Sana avukatın konumunu atacağım, saat tam 10'da Rojdan oraya getir." dedim. Görmeye hazır değildim, çünkü biliyordum yine kavga edecekti, ya o beni, ya da ben onu yaralayacaktım.

 

Bekir'in şaşkınlığını artık gizlemiyordu, yüzünden okumuştum. "Tamam abi, bu arada kahvaltı var, açık büfe istersen."

 

Ben aç değilim, bir işim var, kadar gitmem lazım. Cebimde olmayan elimle Bekir'in hafifçe omuzuna vurdum. "Götüreyim seni abi," dedi Bekir. Hafifçe tebessüm ettim, tebessümüm pek belli olmuyordu. "Sağolasın, sen kahvaltını yap, sonra yengeni alırsın."

 

"Görüşürüz Abi."

 

"Görüşürüz," dedim, arkama bakmadan yürümeye başladım. Çok geçmeden otelden çıkıp arabaya ulaşmıştım. Bindim, motoru çalıştırdım. Yolda giderken Bekir'e konum attım. O anda annem aradı, direkt sessize almıştım telefonu, torpido'nun gözüne koydum.

 

Çok geçmeden en yakın caminin önünde durdum, arabayı park ettim, indim. Camiye yavaş yavaş girdim, avluda abdestimi aldım. Harim yerine girdim, dizlerimin üzerine oturdum. Yenilmiş bir adam gibi kafamı yere doğru eğdim. Sessiz ve bomboş bir alandı.

 

"Rabbim sana geldim." diye sessizce mırıldandım. Gözlerimi sımsıkı kapattım.

 

Kapalı gözlerim çoktan dolmuştu, bir damla cami halısının üzerine düştü. "Beceremedim," diye fısıldadım titrek sesle. Derin bir nefes aldım. "Ne aile olabilmeyi, ne koca olabilmeyi, ne de karımı korumayı beceremedim. Ona çatı olacağım yerde yük oldum."

 

"Bana bir çıkış yolu göster, 33 yıllık hayatımda ilk kez çaresiz hissediyorum."

 

Avucumla yanağımdaki gözyaşı izini sildim, istihare namazı kılmak için ayağa kalktım. Ellerimi kulaklarımın arkasına koydum, "Allahu ekber," diyerek, ellerimi bu sefer göğüs hizasında birleştirdim, namazıma başladım.

 

Namazdan sonra sıra duaya gelmişti. Dizlerimin üzerine oturdum, ellerimi açtım. "Rabbim, sana geldim. Sen beni muvaffak eyle, ailemi, karımı koru. Bu boşanma illeti bize mübarek değilse bana yol göster. Bilirim ki sen istemeden şu kolumuzu bile kıpırdatmayız."

 

"Rojdan, biricik karımı koruyamadım, ona çatı olamadım, onu üzdüm. Gönlünü almak ve her şeyi yoluna koymak için bana bir işaret göster. Beni ümitsiz bırakma."

 

Sözler dudaklarımdan dökülürken, kurşun gibi kara gözlerimden gözyaşları yanaklarıma ulaşmıştı. Çaresizlik hissi buydu, tarif edilemez bir çaresizlik yaşıyordum. Çıkış yolu bulabilmiş miydim? Hayır, ben Kutay Karan Aslanbet, karıma o sözleri söylerken yaşadığım pişmanlığı kalbimden anlatıyordum Rabbime, çıkış yolu arıyordum.

 

Dün boşanmayı kabul etmiştim, şimdi ise ağır bir yük kalmıştı tam sırtıma doğru, bir hançer gibi sanki orada o hançer çevriliyor ve kalbimi lime lime ediyordu.

 

En sonunda ellerimi yüzüme sürdüm, derin bir nefes aldım ve camiden çıktım. Kum saati gibi her şey yaklaşmıştı: boşanma, avukat, adliye... Arabaya bindim, siyah güneş gözlüğümü taktım.

 

Yazar'dan ✍🏻

|Bu sahne her ikisinin perspektifinden farklı olacağı için böyle yazmayı tercih ettim.|

 

Bekir, arayıcılığla avukatın bürosuna ilk giden Rojdan olmuştu. Üzerinde sadece beyaz bir tişört ve İspanyol paça bir siyah pantolon vardı. Dün gece'den uyksuz olduğu için göz altı siyahlaşmıştı, siyah bir güneş gözlüğü takmış bunu gizlemişti.

 

Avukat Ramiz Bey'in kadın sekreteri karşıladı. "Hoş geldiniz," dedi kadın normal bir ses tonuyla. Rojdan gözlüğünün arkasından kadına baktı; ifadesi okunmuyordu, dudakları oldukça büzdü, kaşları asla oynamıyordu. "Merhaba, benim yani bizim," diyerek düzeltti Rojdan.

 

"Eşim Kutay Bey ve benim randevumuz vardı." dedi Rojdan.

 

Kadın yavaşça gülümsedi. "Biliyorum," dedi ve Rojdan'ı bekleme koltuklarının olduğu yere götürdü. "Burada bekleyin, Kutay Bey gelince girersiniz." ekledi. Rojdan usul usul oturdu, sekreter kadın gitti. Gözlüklerinin altında duvara bakakaldı, elindeki boşanma için gerekli dosyayı sımsıkı tutuyordu.

 

Fazla beklemedi, avukatlık bürosu kapısının çaldığını duydu. Gözleri hemen kapıya ilişti, kalbim olduğunda hızlı atmaya başlamıştı.

 

Kutay'da artık avukatlık bürosuna girmişti. Yine aynı sekreter kadın onu karşıladı, "Hoş geldiniz Kutay Bey, eşiniz bekleme alanında."

 

"Peki, sağolun." Rojdan'ın olduğu bekleme kısmına gitti. Bakışları, gözlüklerinin altından birbiriyle bileşmişti ama tek sorun şuydu, ikisinin de gözlükleri vardı. Alelade duygularını gözlüklerinin altından saklıyorlardı.

 

Kutay ağır ağır Rojdan'ın yanına oturdu. Rojdan geri çekilmemişti ama yaklaşmamıştı da, duvarı tekrar izlemeye devam etti. Bacağını diğer bacağının üstüne attı, alt dudağını stresten kemirmeye başlamıştı.

 

Kutay ise abiyane tabirle put gibi donup kalmıştı. Rojdan'a gözucuyla baktı ama bakışına karşılık bulamadı ya da o öyle sandı, çünkü ikilinin gözleri siyah bir gözlüğün altında saklıydı.

 

Ortam sessiz olduğundan daha fazla sessiz, hatta kasvetliydi. Ankara'nın hoyrat havası kasvetliydi; güneş yoktu ama yağmur da yoktu. O kasvetli hava büroyu doldurmuştu, aynı Rojdan ve Kutay'ın bilinmezliği gibi.

 

Kutay test etmek için yavaşça Rojdan'ın koluna kolunu sürttü ama geri dönüş alamadı. Rojdan geri çekilmemişti ama geri dönüş sağlamadı kocasına. İkisi de aynı anda derin, belki de kederli bir iç çektiler.

 

En sonunda sessizlikten bıkmış Kutay sekretere seslendi, "Ne zaman avukatın odasına gireceğiz? Yapacak işlerim var." diye bahaneyle karışık sordu. Aslında yapacak hiçbir işi yoktu, sırf Ankara'ya Rojdan mutlu olsun diye gelmişti. Bütün işler Baran'a Mardin'de yük olarak kalmıştı.

 

İkisi de belki de Ankara'nın ona iyi geleceğini düşünerek gelmişti ama Kutay'ın tek bir sözü, davranışları çoğu şeyi daha ilk günden yerle bir etmişti.

 

Kutay'ın bu sorusunu duyan Rojdan, bakışlarını ona çevirdi. "5 dakika bekleyemez misin? Belki müvekkili var." dedi, düz tarafsız bir ses tonuyla.

 

Kutay bakışlarını hemen Rojda'ya çevirdi, beklemez miydi? Beklerdi ama bu sessizlik içindeki yangını daha da alevlendiriyordu çünkü sıradan bir gün değildi, boşanmak için ilk adımı atmaya gelmişlerdi. "Bekleyemem." dedi.

 

Rojdan'da söylemese de üzülüyordu, çünkü Kutay'ı evlendiği günden beri tamamlanmış bir parçası olarak görmüştü. Ne kadar korkak davransa da bu gerçeği itiraf etmişti, "İyi." diye mırıldandı, söz bulamayınca.

 

Sekreter hemen yanlarına geldi, ellerini birleştirmiş, samimi gibi olan ama ikisine de rahatsız veren bir gülümsemeyle gülümsüyordu. "Ramiz Bey, sizi toplantı odasında bekliyor, buyurun geçireyim." dedi. Toplantı odasının kapısına kadar eşlik etmeye başladı, önden Kutay, arkasından Rojdan yürüyordu.

 

İkisi de toplantı odasına adımlarını attılar. Sekreter kapıyı arkalarından kapattı. Ramiz Bey baş köşeye oturmuştu. Rojdan ve Kutay'ı görünce ayağa kalktı. İfadesi nötrdü, duyguya fazla yer yoktu. "Hoş geldiniz Kutay Bey ve Rojdan Hanım, buyurun geçin."

 

Kutay ve Rojdan karşı karşıya oturdular. Rojdan elindeki dosyayı masaya koydu, iterek avukatın önünde durdu. "Bunlar gerekli belgeler ama içinde dilekçe yok."

 

"Her şeyi hazırladım, Rojdan Hanım. Sözleşme ve dilekçe de dahil, sadece imzalar kaldı ve adliyeye gitmeniz gerekiyor."

 

Rojdan şaşırmıştı. Kocası her şeyi bu kadar çabuk ayarlamıştı. Araya Kutay girdi ve "Peki mahkeme süresi tahminince ne zaman olur? Hafta, ay gibisinden soruyorum." diye sordu.

 

Avukat ağzını açmadan Rojdan kocasına baktı. "1 ay veya 2 ay sürer, duruşma gününü beklemek." diye yanıtladı.

 

"Doğru." dedi Ramiz Bey.

 

Kutay için bir ihtimal doğmuştu, rahat bir nefes verdi, neredeyse fark edilmeyecek bir nefes. "Peki." diyebildi sadece.

 

Ramiz Bey öncelikle dilekçeyi Rojda'nın önüne koydu ve kalemi de tam kağıdın üzerine koyarak "Bunu imzalayın." dedi.

 

Rojdan o an kaskatı kesildi. Bu gerçekti, rüya da falan değildi. Kucağında toplu olan elleri titremeye başlamıştı. Nasıl imzalayacaktı? Kolay değildi. Titremesine engel olmaya çalışarak elini kaldırdı, kalemi kavradı ve dengesizce imza attı. Gözlüklerinin ardından kimseyle göz göze gelmemek için kağıda bile bakmadı.

 

Rojdan'ın titrediğini gören Kutay, yitirmeye başladığı umudunu yeniden kazanmaya başlamıştı ama belli etmiyordu. Bu sefer avukat, onun önüne kapak gibi anlaşmalı boşanma belgesini koydu. Şimdi kendi ne yapacaktı? 'İmzalamıyorum lan' diyemezdi, bir kere tamam demişti.

 

El mecbur terleyen avuçlarıyla kalemi kavradı, imzasını attı. Sertçe yutkundu, tam boğazında bir yumru hissetti.

 

Aynı titremeyle Rojdan belgeyi imzaladı. Avukat Rojdan'ın getirdiği belgelerle birlikte hepsini düzenlice düzenledi ve tam Rojdan'ın önüne koydu. "Artık işlemi resmileştirmek için adliyeye gidin, sonra haberleşiriz."

 

Avukat ağır ağır ayağa kalktı. Rojdan ve Kutay da kalkmıştı. Avukat tokalaşmak için elini Kutay'a uzattı, hemen kavradı. "İtiraf etmeliyim ki, gördüğüm en sessiz boşanma aşaması olacak sanırım." diye itiraf etti avukat.

 

Rojdan ve Kutay birbirlerine baktı, sadece baktılar. Sonra Kutay kendine gelmek amacıyla boğazını temizledi. Avukata baktı, "Hayırlısı olsun, her şey için teşekkürler." dedi.

 

"İyi günler." dedi Ramiz bey.

 

Avukatı bu sefer Rojdan'ın elini sıktı, sessizce toplantı odasından çıktı. İkisi de yerine tekrar oturdu, ikisi de çaresizce titriyordu. Birbirlerine bakmak? Asla cesaret edemezlerdi.

 

"Rojdan," diye usulca seslendi Kutay.

 

"Mhm?"

 

"Hiç mi bir ihtimal yok? İnsanlar neler için boşanıyor, peki biz? Aşılamayacak bir şey değil." dedi, Kutay'ın sesi yalvarırcasına geliyordu.

 

Gözlüklerinin altından Rojdan'ın gözleri çoktan dolmuştu. "Aşılmayacak çok şey yaşadık." diye usulca, duygudan titereyen sesiyle mırıldandı.

 

Kutay yorgun bir savaşçı gibi alnını eliyle ovdu, ayağa kalktı. "Gidelim o zaman, hadi." dedi. Aynı ses ondan da vardı, duygu dolu bir sesteydi.

 

Rojdan etrafa bakmadan ayağa kalktı, Kutay'ı takip etti.

 

Adliye yolu sessiz geçmişti. Eskiden laf dalaşı yapan o çift aniden yok olmuştu, resmen birbirlerine bakmaya cesaret edemiyorlardı.

 

Adliye'de bir sürü işlemden geçtikten sonra en sonunda ikisi de ayrılıp yollara dağıldı. Rojda sola giderken Kutay sağa gitmişti.

 

En yaralıyıcı olayda boşanma davasının tarihi 13 Mart'a verilmişti, her şeyin başladığı nikahlarının 13 Şubat olduğu gibi.

 

Rojdan'dan.

 

Boşanma işlerimden sonra arkadaşım Sibel'in evine kendimi atmıştım. Bütün gün koltukta dizlerimi göğsüme çekmiş boş boş duvara bakmıştım, ne ağlama vardı ne bir dert yanma, sadece boş boş bakakalmıştım.

 

Akşam olmuştu, salonda tek başıma oturmuştum. Sibel artık beni böyle görmeye dayanamıyordu, salona girdi, yanıma oturdu. "Rojdan," diye seslendi.

 

"Hı?" diyebildim.

 

"Bak, yapma böyle. Ben enişteyi tanımıyorum ama olmaz ki böyle." dedi. Sırtıma dokundu yatıştırıcı şekilde okşamaya başladı.

 

"Neden hep yanan ben oluyorum?"

"Neden mutsuz olan ben oluyorum?"

"Berithan salağı aldı kızı, mutlu mesut ben neden olamıyorum?"

 

Bunları boş duvara bakarak üst üste söylemiştim. Sibel dondu, eli de sırtımın ortasında kaldı. Aniden kollarımı kavradı, bacaklarım yere indi. Kolumdan tutarak salladı. "Salak mısın kızım sen? Sikerler böyle işi, o Kutay mı Tutay mı, amina koyarım, seni üzemez! Üzülme şunun için!" dedi Sibel en sonunda patlamıştı.

 

"Ama-"

 

Sözümü kesti, "Aması yok," dedi. Ayağa kalktı ve beni de beraberinde kaldırdı, "Bu gece kız gecemiz, hazırlan, klübe gidiyoruz, her şeyi siktir edeceğiz." dedi özgüvenle.

 

Bir an içime cesaret doğdu, belki de biraz kafam dağılırdı ama sonra Sibel'in 3 yaşındaki oğlu Çınar aklıma geldi, "Ee Çınar ne olacak?" diye sordum. Sibel gözlerini devirdi ve bir bacağını sallamaya başladı, "Ne olacak, annem mutfakta sen boşluğu bakarken geldi, ona bırakacağım. Hem babası birazdan evde olur."

 

Kocası Alaz askerdi ama sıkı bir adam değildi.

 

"İyi madem, hazırlan çıkalım." dedim. Sibel elini yanağına koydu, beni iyice süzdü. "Seni de hazırlamak lazım." dedi kararlı bir şekilde.

 

Suratımı astım, omuzlarım gevşedi. "Bir elbise giysem yeterli." diye mırıldandım. Pek süslenecek modda değildim.

 

Sibel gülümsedi, koluma girdi ve beni yatak odasına götürmeye başladı. "Sen kendini bana bırak, bacına güven." Kafamı sallamakla yetindim. Sibel'e karşı gelmek ahmaklık olurdu. Odaya girince beni yatağa oturttu ve kombin yapmaya başladı.

 

Bordo, kadife, ince askılı mini, vücuda oturan ve yırtmaçlı bir elbiseyi askısından tutarak bana gösterdi. "Tam sana göre."

 

"Kısa değil mi?"

 

"Ayh hayır, eski Rojdan olsa buna takılmazdı kendine gel!" diye uyardı. Haklıydı, eski Rojdan olsa elbisenin kısalığına bakmazdı, tek önemli şey duruşu olurdu.

 

Ayağa kalktım, elbisenin askısına dokundum ve aldım. "Madem bu gece kız gecesi, güzel giyinelim." dedim, tereddütsüz. Bu halimi gören Sibel'in gözleri parladı. "İşte bu, hadi hazırlanalım." dedi.

 

Yavaş yavaş hazırlandık. Güzel sarı saçlarımı açık bıraktım, iddialı olmayan ama kırmızı ruju olan bir makyaj yaptım. Elbise bedenime tam oturmuştu. Sibel de o ara hazırlanmış, aynada rujunu sürüyordu. Rahatça yatağa oturdum, elbiseyle aynı renkte yüksek topukluyu giydim.

 

Ayna'dan Sibel bana baktı. "Fıstık gibi olmuşsun, bir de üzülüyorsun elin adamı için," dedi rujunu sürerken.

 

İç çektim. "Ama bir kere evlendik işte, kolay olmuyor." diye mırıldandım. Yüzüm hala düşüktü.

 

"Valla Alaz kocam bana öyle bir şey söylesin, ona tekme tokat dalarım, kimse alamaz elimden." diye sertçe söyledi. Ardından maskarasını aldı kirpiklerine sürmeye başladı.

 

Kutay'ı dövdüğüm anı hayal ettim, o kadar komikti ki gülmeye başladım. Dövebilseydim döverdim. "Sen yaparsın, şüphe yok." dedim.

 

"Yaparım."

 

En sonunda makyajı bitmişti. "Go girl, gidiyoruz." dedi. Ayağa kalktım, elbisemle aynı renkte olan bordo çantayı aldım.

 

Çok geçmeden kendimizi arabada bulmuştuk. Ben arabayı sürüyordum, Sibel radyo açtı. En sevdiklerimden bir şarkı çıkmıştı: "Model - Dağılmak istiyorum"

 

"Fulle sesini, Sibel." dedim. Dediğime hemen uydu, son ses açtı. Omuzlarım yavaşça ritme uydurmaya başlamıştı, Sibel yan kotluğumda dans ediyordu.

 

Şarkının ritmi arttıkça sanki ses daha fazla artmıştı. "Yüzüm gözüm şişene kadar ağlamak istiyorum!" diye şarkıyı aynı anda söylemeye başlamıştık. Camı açtım, soğuk havaya rağmen üşümüş hissetmemiştim. Adrenalin damarlarımda akıyordu.

 

"İÇİP İÇİP SABAHA KADAR BAYILMAK İSTİYORRUUM!" diye söylemeye devam ettim.

 

"İstiyoruz." diye düzeltti Sibel. Ufak bir kahkaha attım, sarı saçlarım rüzgardan etkileniyordu; umrumda mıydı? Asla.

 

Şarkının ritmi azalırken gece kulübüne gelmiştik, arabayı park ettik ve içeri girdik. Etrafı inceledim, klasik bir gece kulübüydü. "Burası yeni açılmış," dedi, yüksek çalan şarkıdan dolayı bağırarak konuşmuştu.

 

"Mhm, iyiymiş." diye yüksek sesle söyledim. Sibel kolumu tutarak beni bara yönlendirdi. O, bir nebze sakin bir yerdi. Bar sandalyesine oturduk. Barmen bize bakıyordu, "Ne içersiniz hanımlar?"

 

"Biz iki tane kokteyli alalım," dedi Sibel. Bakışları bara, masasına dirseğini koymuş, yanağını avuçlayan bana kaydı. "Sen nasıl bir şey istersin?"

 

"Ben kokteyli istemiyorum madem buraya kadar geldik, Tekila shot istiyorum."

 

Sibel'in gözleri hafifçe aralandı. O konuşmadan barmen konuştu, "Hemen geliyor." dedi ve hazırlamaya başladı. Sibel kolumu tuttu, kafamı öne eğdi ve kulağıma fısıldadı, "Kızım, sen öyle içki içemezsin, sarhoş olursun!" Endişeli bir ses tonu vardı.

 

"Ne demiştik, unuttun mu? İçip içip sabaha kadar bayılmak istiyorum demiştik." dedim hatırlatırcasına. Sibel pişman olmuşcasına kolumu bıraktı, parmakları bar masasında sıralı olarak hafifçe vuruyordu.

 

"RELAXEEDD!" dedim.

 

"Relaxed merakset görecez yakında." diye kendi kendine mırıldandı. Barmen shot'u getirdi, açılışı tabii ki ben yapacaktım. Bardağı kavradım, tekte içtim. O yakıcı tadı alınca kafamı iki yana salladım kendime gelebilmek için.

 

Açılışı benim yapmamla içki kaydı gitti, bir shot, iki shot, üç shot... Hiç durmuyordum, konuşmadan direkt mideye indiriyordum tekilayı.

 

Halimi gören Sibel en sonunda son diktiğim boş shot bardağını elimden aldı, "Yavaş gel!"

 

Bir shot daha aldım, onu da tekte içtim. "Yavaşlık yok bugün!" dedim, hırsla masaya vurdum. "Şerefsiz bana nasıl o sözleri söyledi!" diye hırsla bağırdım. Gözlerim hemen dolmuştu, son shot'ı aldım tekrar tekte içtim.

 

"Rojdan!" diyebildim.

 

Barmene baktım, hafifçe hıçkırdım. Midem yanmaya başlamıştı. "Tazele bizi." dedim buyurgan bir sesle. Sibel, daha fazla shot vermemesi için barmene kaş, göz işareti yaptı. "Boşuna onu dinleme, ödemeyi ben yapacağım." diye ekledi.

 

Barmen barmenliğini yaptı, hızlıca tekrar hazırladı ve önümüze koydu. "Bak Rojdan, bu gidişat gidişat değil, seviyorsan söyle." dedi.

 

Keskin bir bakış attım, tekrar bir shot dikledim. "O iti anası sevsin! O kaynanamı yok mu? onu böyle lime lime etmek istiyorum, pislik kadın!" diye öfkeyle söyledim.

 

Bir shot daha attım, "Bir de beyefendi bana neler diyor, korumuş da muş muş! Şerefsiz!" diye alaycı öfkeyle söyledim. Ardından bir shot, sonra bir shot daha attım; tepsi bitmişti.

 

Dediklerimi çıkanları duyan arkadaşım şok içinde kalmış, sadece beni izliyordu. Belki de dinliyordu.

 

"Tazele bizi barmen!"

 

Barmen emri alır almaz tazeledi. Bu kaçıncı tepsi olduğunu hatırlamıyordum, iki taneyi aynı anda içmiştim. Sibel bilerek içmiyordu, çünkü sarhoş oluyordum.

 

İki tanesini aldım aniden sandalyeden kalktım, adımlarım tam dengeli değildi. "Ben dans edeceğim." dedim. Sibel arkamdan bir şeyler söylüyordu ama kulaklarım hiçbirini işitmemişti, dans pistine çıktım dönen dünyamla beraber dans etmeye başladım.

 

İki shot'u tekte aynı anda içtim, dansım daha cüretkar, daha cesur bir hale gelmişti. Yanıma usulca bir adam yaklaştı, tanımıyordum. Ne kokusu ne de gözlerime görünen bulanık görüntüsü... Sertçe adamı ittim ve dans etmeye devam ettim.

 

Saçlarımı geriye savurdum, kaçamak görünen şekilde twerk atmıştım. Dans pistine hiç bakmamıştım ama bir anda sesler giderek azalmaya başlamıştı, özellikle insanlar sesleri...

 

Dans ederken kendi etrafımda döndüm, dengemi kaybederek düşeceğimi zannederken güçlü eller beni tuttu. Bu erkeksi koku tanıdıktı. Gözlerimi açtım, karşımda Kutay'ı gördüm. Ellerimin arasından shot bardakları kaydı ve yere sesli bir şekilde düştü.

 

O an idrakım yerine gelmişti, hiç kimse yoktu. Arkadaşım Sibel de etrafta yoktu. Kulüp sessizdi, o bardak sesleri hariç. Kutay'ın öfkeden hızlı olan nefes sesleri vardı.

 

Yüzüne baktım, gözlerim bulanık görse de görsel olarak idrak ettim; kıpkırmızı yüzüyle bana bakıyordu. O kadar kızarmıştı ki öfkeden bağırsaydı bayılabilirdi.

 

"K-kutay," nahoş, mahcup bir sesle.

 

"Biz daha boşanmadık." dedi, çenesini sıktığı dişlerinin arasından. Kolumu tutan eliyle beni arkasından hızlı adımlarla sürüklemeye başladı. Yürümeye çalışıyordum ama çok zordu; hem sarhoşluk hem de onun öfkesinin hoyratlığı izin vermemişti.

 

Kulüpten çıkmıştık, sırtımı bir arabanın arkasına hissettiğimde durduğumuzu idrak etmiştim. "Rojdan!" Öfkeli nefesi yüzüme çarptı. "Sen nasıl bu kadar kontrolsüz davranırsın?!" diye hesap sordu.

 

Affalamam geçmişti, hala sarhoş olsam da sözlerini gayet net anlamıştım. Sarhoşluğun verdiği cesaret ve kırgınlığım dönüştürdüğü öfkeyle onu sertçe ittim, sırtımı arabadan ayırdım. "Ben miyim kontrolsüz ha?! Seni varya gebertmek istiyorum!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım.

 

"Kendini haklı çıkarma!" diye öfkeyle bağırdı, tükürükleri yere saçıldı.

 

"Konu haklı olmak değil! Hiçbir zaman değildi! Aptal!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım. Belindeki silah dikkatimi çekti, tek hamleyle aldım, ellerim titreyerek kalbine bastırdım. "Seni öldüreceğim!" diye haykırdım.

 

Kutay suçluymuşcasına ellerini kaldırdı. "Öldür lan beni, benim ölümüm karımdan olsun!" diye acıyla söyledi. Gözlerimden birkaç damla yaş aktı, durdurmamıştım ama elimin tersiyle sertçe sildim. "Sen benim kayıp olan parçamdın ama o sözler..." dedim, durdum. Hıçkırıklar omuzumda titredi ama tek damla yaş akmamıştı gözlerimden.

 

Kutay bir adım attı, "Hala eksik parçanı tamamlayabilirim." diye fısıltıdan yükselen boğuk bir sesle söyledi. Geri adım attım, namlunun üzerinde olan elim titriyordu. "İstemiyorum, sende beni yaralarsın."

 

"Kes sesini!" diye haykırdım. Silahı kalbinden çektim, gökyüzüne sıkmaya başladım. Aniden güçlü kolu belimden sarıldı, bileğimi kavradı ve bizi hizaya getirdi.

 

Dudaklarımı aniden dudaklarına mühürlemişti, belimi o kadar sıkı kavramıştı ki elimdeki silah kendini yerde bulmuştu. Dili önce dudaklarına değdi, saçlarımı avuçladı, dilini dudaklarımın arasına sokmaya başladı. Sonra aniden dilinin tamamını ağzımın içinde bulmuştum. Önce iç yanaklarıma değdirdi, ardından alt dişlerime değdi. Dilini engellemek için dilimle ittim, adeta savaşmaya başlamıştık hırs ve belki de tutkuyla.

 

Dudaklarına doğru düşük bir inilti çıkardım; zevk ve uyarı dolu bir iniltiydi. Onunkini iterken kendi dilimi onun ağzına doğru itmeye çalışıyordum, sanki gücün kimde olduğunu hissettirir gibi.

 

Dillerimiz birbirleriyle savaşırken dudaklarımızı bir yandan şiddetle birbirine bastırıyorduk, onun hızlı nefes alışverişlerini duydum. Düşük bir hırıltı çıkardı, bir benimseme gibi.

 

Beni benimsemişcesine.

 

Aniden sağanak yağmur başlamıştı ama umrumuzda değildi, delirmişcesine öpüşüyorduk.

 

"Tadın çok güzel," diye düşük boğuk bir inilti çıktı,

 

Kutay'dan.

 

 

BÖLÜM SONU

 

Bölüm : 04.03.2026 20:45 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...