13. Bölüm
⋆.𐙚 ̊. / Sessiz Yemin / 13 bölüm ||Maskeler||

13 bölüm ||Maskeler||

⋆.𐙚 ̊.
meizzo_

Yeni bölümümüze hoşgeldiniz, oy vermeyi yorum yapmayı unutmayın 🤌🏻🩷

Pazar günü görüşmek üzere öpüldünüz..

Kutay'ın dudaklarımdan geri çekildiğini hissettim. Gözlerimi yavaşça araladım. "Rojdan," diyerek kolunu belimden çekti.

 

Yüz ifadem okunmuyordu, bunu gören Kutay daha kuşkulu, daha korkak hale gelmişti. "Ben öyle yapmak istemedim, seni durdurmaktı amacım."

 

Tam o anda yüzüne gelen darbeyle elini burnuna kapattı.

 

Kutay'a kafa atmıştım, şaka değil, bunu yapmıştım o anın verdiği öfkeyle ama kendimi de yakmıştım çünkü benim de burnum kanamaya başladı.

 

"Naptın sen?" dediğinde şaşkınlık ve öfke karışımı sesini işittm. Kontrol etmek için elim burnuma gitti, o kanın sıcaklığını hissetim. Elimdeki kana bakmak için elimi geri çektim.

 

Cidden ben ne yapmıştım?

 

Sarhoşluğun ve şokun verdiği tepkisizlikle elime bakakaldım, o an tamamen pasif kalmıştım. "Ne yaptım ben?" diye mırıldandım, neredeyse ona değil, kendi kendime.

 

O sonunda bakışlarını bana çevirdi. O halimi gördü, elime bakakalmıştım öylece. Burnumdaki kan akışını görünce hızla adımlar attı, kollarımdan tekrar tuttu. "Bana bak."

 

Bakışlarım sabit kalmıştı. Bu sefer çenemi kavradı, bakışlarımı ona kaydırmamı sağladı. "Bana zarar verdin, gram canım yanmıyor şu haline bak!" azarlarcasına demişti. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı, bakışlarının burnumun hatlarını takip ettiğini fark ettim.

 

"Sen de beni öpmeseydin," diye zayıf bir itirazda bulunmaya çalıştım ama nafile olan olmuştu artık.

 

"Sus, Rojdan!" diye mırıldandı sertçe. İtiraz etmek için ağzımı açmışken cebinden çıkardığı mendili burnuma uyarırcasına bastırdı. "Ah." diye sızlanma sesi çıkarmakla yetindim.

 

Koluyla beni sardı, araba kapısını açtı ve yavaşça oturmamı sağladı. Elimi burnumdaki mendile götürdü. "Bunu burada tut, Bekir'i çağırıp geliyorum." dedi ve arabanın kapısını kapattı.

 

Sırılsıklam olmuş halde titreyerek öylece arabada kıpırdamadan oturuyordum. Midem feci halde yanmakla kalmayıp bulanıyordu, elimdeki mendil kanımla ıslanmıştı.

 

Arabanın büyük camından, elinde şemsiye ile gelen Bekir ve onun yanında yürüyen Kutay'ı gördüm. Hemen arabaya binmediler, bagaja doğru ilerlediklerini gördüm. Gözlerim bulanık görse de kulağıma gelen boğuk seslerden anlayabiliyordum.

 

"Yengen sırılsıklam oldu," demişti Kutay.

 

"Abi, bagajda battaniye var hem sana hem yengeme." diye cevap vermişti Bekir.

 

Tek bunları duymuştum, çok geçmeden arabanın kapıları açılmıştı. Bekir şoför koltuğuna bindi, Kutay da yanıma binmişti. Belimden tutarak kendine yaklaştırdı, battaniyeyi sarmaya başladı.

 

"Kutay,"

 

"Üşüyor musun?" diye hemen sordu. Diğer kanla kurumuş parmaklarımla önünde duran damlacıklar akan saçlarını geriye attım, temas ettiğimde donup kalmıştı. "Sen beni artık sevmeyeceksin, değil mi?" diye mırıldandım o sarhoş peltekliğimle.

 

"Nerden çıkardın bunu? Saçmalık." dedi itiraz edercesine. Dudaklarım alt doğru kıvrıldı, gözlerim doldu, ağlamamak için kanayan burnumu çektim. Bu sefer acısından canım yanmış, suratım ekşimişti. "Ben çocuk gibiyim, kim sever ki beni? Sen de bıktın, biliyorum."

 

Aniden kendimi Kutay'ın kucağında bulmuştum, eli kalçamı rahatlatıcı daireler çiziyordu. "Her halinle severim." dedi emin bir şekilde. O an onun yalancı olduğunu düşündüm, itmeye çalıştım ama gücüm olmadığını fark ettim. "O zaman o sözleri niye söyledin? Bıktın işte!" diye bağırdım.

 

"Yavrum," dediğinde alnıma soğuk, üşümüş dudaklarını hissettim. "Gülüm, çiçeğim, böceğim, karıcım, canım, her şeyim." diye sıraladı. Yanağıma elini koydu, ıslak gömleğine kafamı yasladı. "Ben sana olan aşkımı daha nasıl itiraf edeyim ha? Söyle bana, kurtulalım ikimizde şu azaptan."

 

"Sen beni sevmiyorsun, vallahi sevmiyorsun, peşimden koşmak hoşuna gidiyor, yoksa ben biliyorum, ben senin imtihanınım." diye birden itiraf ediverdim. Aynı ilk gecemiz de düşündüğüm şeyleri dile getirmiştim.

 

Bunu duyan Kutay yanağımı avuçladı, burnumdan ıslanmış mendili çıkardı. "Bak şu halimize, kim aşık olmadığı kadına bu kadar katlanır? Görmüyor musun ulan? Senin için mekanı kapattım, senin için hapse girdim. Sevmeseydim, heves olsaydı yapar mıydım? Yapmazdım."

 

Gözlerimi kapattım, sertçe yutkundum. Midem hala bulanıyordu. "Yapmazdın," diye kendi kendime inandırıyormuşcasına mırıldandım.

 

Soğuk dudaklarını alnıma bastırdı. "Uyu, gözümün nuru, uyu. Yarın zaten hiçbir şeyi hatırlamayacaksın." Sıkıntılıymışcasına iç çekti, dudakları hâlâ alnımın üstüne değiyordu.

 

"Midem bulanıyor."

 

Islak saçlarımı okşamaya başladı, kucağına yayıldım. Bacaklarımı araba koltuğuna uzattım, kafam göğsünden kaldı. Kalçamda olan eli karnıma kaydı. "Çok mu bulanıyor?"

 

"Mhm, çok." dedim. Karnımı hiçbir şey demeden yavaşça okşamaya başladı, arada ağzıma kusmuk tadı geliyordu, geri yutuyordum. "Midem çok kötü."

 

"Kus arabaya sorun olmaz." dedi emin bir şekilde. Kafamı reddedercesine salladım, arabaya kusamazdım eve gidene kadar bekleyebilirdim. "Olmaz, sana yük olmayayım." dedim, sarhoş ses tonumla.

 

Kutay çenemi kavradı, ona bakmamı zorladı. Yüzünü bulanık görüyordum, aynı kurumuş burnumdaki kan gibi onun burnunda ki kanı da kurumuştu. "Yük mü? Bir daha asla böyle bir şey duymayacağım!" diye üstüne basarak söyledi. Dudaklarıma ufak bir öpücük kondurdu. Kan tadı aldım.

 

Yüzümü kedi gibi ıslak gömleğine gömdüm. "Beni bırakma, tamam mı?" dedim aniden.

 

Göğüsünün inip kalktığını hissettim. "Beni bir gün öldüreceksin." dedi, iç çekti ve kucaklamaya devam ederken araba durdu. Battaniyeye sarılı bedenimle kucaklarken arabadan indirdi.

 

O kucağında taşırken gözlerimi kapalı tutuyordum, midem gittikçe kötüleşiyordu. "Rojdan, gözlerini aç."

 

Gözlerimi açtığımda tanımadığım bir yerin banyosunda yerde oturuyordum, tam klozetin önüne oturmuştum. "Burası neresi?"

 

Saçlarımın okşanmasını hissettim, midem ağzıma geliyordu. "Otel." diye kısaca yanıtladı Kutay.

 

Kutay'ın cevabını duymuştum ama cevap veremeden kusmaya başladım. O ise saçlarımı ellerinde toplamış, sırtımı sıvazlamaya başlamıştı.

 

Kusmaya devam ederken sırtımda bir battaniye hissettim, omuzlarıma kadar örtmüştü. Bütün midem boşalana kadar kusmuştum. "Kutay," dedim titrek sesimle.

 

Gözlerimden yaşlar akıyordu, çok fazla kustuğum için. Kutay elinde mendille tiksinmeden ağzımı silmeye başladı. "Tamam geçti, şimdi elbiseni çıkaracağım, kahve içersin, rahat rahat uyursun."

 

Yüzümü memnuniyetsizlikle astım. "Kahve içmem iğrenç!" diye nazlandım. Ufak bir gülme sesi kulaklarıma doldu, elimi belli belirsiz kaldırdım ve Kutay'a vurmaya çalıştım ama başaramadım. "Boşuna deneme, vuramazsın canımın içi."

 

"Yaa!" diye sızlandım küçük kız çocuğu gibi.

 

Ağzımı silmeyi bırakınca burnumdan akan kuruyan kanlar için temiz mendil aldı, lavaboda ıslattı, fazla suyunu sıktı ve burnumu silmeye başladı. "Acaba bir kızımız olsa nasıl olurdu?" dedi aniden.

 

Sarhoşluğuma rağmen ne dediğini net duymuştum, gözlerim büyüdü. "Ne?" diye şaşkınlıkla ses çıkardım. Tavrımı ve dediğimi gören Kutay, sade tok bir gülümsemeyle gülümsedi. "Ne var yani hayal edemez miyim? Hayal etmekte mi yasak?"

 

Kafamı şiddetle iki yana salladım. "Yasak!" dedim. Çenemi kavradı ve hareketimi yarıda kesti. "Anladık, yasak. Her şey yasak, bir liste çıkar, ne yasak bilelim!" dedi sitem edercesine. Çenemi geri çekmeye çalıştım, daha sıkı tuttu ve silmeye devam ediyordu. "Dur yerinde, burnunu siliyorum."

 

"O da yasak!" dedim, aynı kız çocuksu sesiyle.

 

"Tamam anladım, küçük kız. Her şey yasak!" Burnumu silmeyi bıraktı, aniden kucakladı, yerden kalktı, banyodan çıktık. "Küçük kız ne ya! Biz dark romance kitabı mıyiz?" diye kafa karışıklığı ve sarhoşluğun verdiği saçmalıkla söyledim.

 

Cevap vermemişti, tek kişilik yatağa oturttu. Dengemi sağlamak için omuzlarımı tuttu, baskı yaptı. "Böyle dur, tamam mı?" Sadece kafamı sallamakla yetindim, o ise odanın içinde gezmeye başladı. Duvara dayalı çantasını açtı, kıyafet seçmeye başlamıştı.

 

Yarı kapalı, yarı açık gözlerimle onu izliyordum. Esnedim, kusmuk tadı hissettim sanki geçecekmiş gibi elimin tersiyle dudaklarımı ovdum. O sırada Kutay ayağa kalkmış yanıma geliyordu. "Su," diye mırıldandım.

 

"Vericem," diye yanıtladı. Tam karşımda durdu, gölgesi üzerime düştü. Battaniyeyi bedenimden ayırdı. "Elbiseni çıkaracağım," diye uyardı, kızmama için. Şu an umrumda değildi, sadece su için bekliyordum. Kutay elbisenin fermuarını açtı, elbise belime kadar inmiş, çıplak göğüslerim görünmüştü.

 

Bakışlarını bedenimden kaçırdığını fark ettim. Yavaşça önümde diz çöktü, elbiseyi tamamen çıkardı. Elinde duran kendisine ait siyah tişörtü bakmadan kafamdan geçirdi. "Rojdan, kolunu uzat." Kolumu belli belirsiz uzattım ama tişörtü giyemedim.

 

Sıkıntılı bir iç çekiş sesi duydum. Kendi kendime anlaşılmaz bir şeyler mırıldandım, kaşlarım çatılmıştı. Kutay tişörtü kollarımdan geçirdi, tişört sadece uyluklarımı kapatmaya yetiyordu. Yastığı aldı, güzelce kabarttı ve geri yerine koydu. "Uzan hadi."

 

Alt dudağımı küçük kız çocuğu gibi büzdüm. "Seninle uzanacağım, hadi üstünü değiştir." dediğimde donup kalmıştı. Böyle bir şey beklemiyordu. Tek kişilik bir yatak vardı, otel odasındaydık. O muhtemelen koltuğa yatmayı planlamıştı.

 

Cevap gelmeyince yarı kapalı gözlerimi açtım, bileklerini kavradı. "Sana diyorum, heyyyy! Noluuurr!" diye sızlandım.

 

"Sabır, sabır taştı bu sabır!" diye kendi kendine fısıldadı Kutay, Rojdan duymamıştı.

 

"Kutay, hadi, hadi lütfen!" dedim, bileğini çekiştirmeye başladım. Derin nefes aldığını gördüm, bileğini yavaş ama sert bir şekilde çekti, alnıma öpücükler kondurdu. "Sen şimdi yatağı ısıt, kahveni iç, geleceğim." dedi, alnıma doğru. Kollarıma dokundu, oturur pozisyona getirerek yatağa uzandırdı.

 

Komodinin üzerinde duran kahve fincanı ellerimin arasında kaldı, tekrar alnıma öpücükler kondu. "Ama ben su istemiştim, içmem bu acı, iğrenç!" diye ısrarla reddettim.

 

"Rojdan!"

 

"Kahveyi yere atarım, al şunu!" diye ciyakladım. Elimden hemen kahveyi aldı. "Yaparsın, kafayla yumruk attın." diye mırıldandı, neredeyse kendi kendine. Mırıldanmasını duymuştum, yüzümde vatan gülüşü oldu. "Gurur duyuyorum!" diye peltek ve yüksek sesle söyledim.

 

Dudaklarımda su şişesi hissettim. "Susta iç, hadi!" dedi. Suyu hızlı hızlı içmeye başladım. Aniden su şişesini dudaklarımın arasından çekti. "Yavaş iç," diye kararlılıkla uyardı. Kafamı hemen itaatkâr şekilde salladım, dudaklarıma tekrar koydu. İçmeye başladım, ara sıra hızımı arttırıyordum; o ise uyarıcı bakışlar atıyordu.

 

Suyu içtikten sonra su şişesini komodinin üzerine koydu. Rahatça kafamı yastıkların üzerine koydum, battaniyeyi omuzlarıma kadar çektim. "Uyu hadi, geliyorum ben de."

 

"Yatağı ısıtacağım, seni bekleyeceğim."

 

"Rojdan," dedi, sesindeki uyarıcı tınıyla. Kafamı şiddetle salladım; onu beklemekte kararlıydım. Bu halimi görünce bir şey demedi. Odanın içinde yarı kapalı gözlerimle hareketlerini izlemeye başladım.

 

Önce çantasının yanına gitti. Basit siyah bir tişört ve eşofman çıkarmıştı. Ardından banyoya gitmiş, kapıyı kapatmıştı. Birkaç tıkırtı duydum. Çok geçmeden banyodan ıslak olmayan kıyafetleri ve kan lekelerini silmiş halde çıkmıştı.

 

Gözleri ilk bana iliştiğinde uyumadığımı görünce şaşkına dönmüştü. Sarhoş olmama rağmen onu beklemiştim, yavaşça duvardan tarafa kaydım. "Gelsene."

 

Yatağa yaklaştı, önce oturdu. Saçlarımı okşadı, ben ise ellerimi yanağıma almış, battaniyeye gömülmüş onu beklemiştim. "Sabah uyanınca yine şiddet görmem umarım."

 

"Off git ya!" Arkamı döndüm, böylece duvarla bakışıp kalmıştım. Yatağa ağırlığı çökmüştü, koca bedeniyle duvara sıkışmamı sağlamıştı. Alnım duvara dayanmıştı. "Ya çekil birazcık, bu ne?!" diye isyan ettim.

 

"Kayarsam düşerim," dedi. Tekrar öfledim, burnum duvara değiyor, acıyordu. "Ne yapacağız?" diye çaresizce sordum. Güçlü kolunu belimde hissettim kavrayıverdi. "Şunu yapacağız," aniden beni üzerine çekti karnım karnına değecek şekilde yatırdı, çenesi kafamın üstüne değiyordu, "Böyle rahat rahat uyuruz."

 

"Sabah dayağı yemesi garantili." diye mırıldandım.

 

Uyarırcasına kollarını doladı bedenime, ellerimi kolayca sıkıştırmıştı uyarı verircesine. "Şş, uyu hadi." dedi. Gece lambasına uzandı, kapattı ve odayı karanlıkta bıraktı. Yüzümü boynuna gömdüm, huzurlu uykuya dalmaya başladım.

 

⋆☀︎.

 

Sabah uyandığımda yatakta tek başımaydım, başım feci şekilde zonkluyordu. "Ah." diye bir sızlanma çıkardım, yatakta doğruldu. Dün geceyi hatırlıyordum, unutmamıştım. Zonklayan alnımı ovmaya başladım.

 

"Günaydın." diye bir ses işittim. Bakışlarımı sese çevirdim, tabi ki de sevgili kocamı görmüştüm. "Günaydın," dedim tembel tembel. Kutay temkinli adımlarla yaklaşmaya başlamıştı, ani hareket edeceğimden korkuyordu. "Korkma, dün geceyi hatırlıyorum, sana kafa atmayacağım."

 

Rahatlamışcasına adımlarını kararlı attı, yatağa tam karşıma oturdu. "Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordu. Yüzümü incelediğini fark etmemiştim.

 

"Bok gibi."

 

Elimi alnımdan çekti, sıcak olan alnıma avucunu bastırdı. "Ağrı kesici vereyim, bekle." Ayağa kalktı, ilaç almaya gitti. Derin bir nefes aldım, yatak başlığına yaslandım.

 

Ağrı kesici ve suyla yanıma geldi, uzattı. Önce ağrı kesiciyi dilime koydum, sonra suyla beraber yuttum. "Sağol." dedim. Ayaklanmaya başladım, yataktan kalktım. Artık kalmamın anlamı yoktu, evime gidecektim.

 

Ayaklandığımı gören Kutay kolumdan tuttu, göğsüne doğru çekti. "Hayırdır, nereye gidiyorsun?" dedi, hesap sorarcasına. Kolumu sertçe elinin arasından çektim ve etrafta dolanmaya, elbisemi aramaya başladım. "Evime gideceğim."

 

"Evine." diye tekrarladı.

 

"Evime!" diye onayladım.

 

Ağır ağır yatağa oturduğunu bilmeden etrafı talan ediyordum. En sonunda banyoya girdim ve oraya bakmaya başladım ama yoktu. Elbise resmen kuş olup uçmuştu. "Boşuna arama, rastgele bir çöp konteynerında şu an."

 

Sözlerinin üzerine arkamı döndüm. Kapıya yaslanmış, kollarını birleştirmiş, zevk alırcasına beni izliyordu. Öfke hemen kanımda kaynadı; bu kadar hadsizlik olamazdı! Onun üzerine doğru yürüdüm, tam önünde durdum. Aramızda mesafe yoktu. Parmağımı kaldırdım, hesap sorarcasına sallamaya başladım konuşurken, "O benim arkadaşımın elbisesiydi! Sen deli misin ya? Ben nasıl gideceğim şimdi!"

 

"Gitmem için yaptım, çantan, kimliğin cüzdanın her şeyin bende."

 

Ellerimi yumruk haline getirdim, tırnaklarım etime baskı yapıyordu. "Vereceksin onları bana, KUTAY KARAN!" isminin üstüne basa basa bağırarak söylemiştim. Tepkisizlikle kala kaldı. "Hayır vermeyeceğim, Rojdan." diye karşılık verdi.

 

"Seni öldürürüm!" dedim. Yumruk olan elimle göğsüne sertçe vurdum, hiç hareket etmedi, aynı beden dilinde kaldı. "Hatırlarsan bana o kadar şey itiraf ettin, seni bırakmam. Her şekilde barışacağız, başka çözümü yok."

 

Dilimi damağıma vurdum, "cık" diye bir ses çıkmıştı. "İtirafmış!" dedim küçümsercesine. Bedenimi dik tuttum, kafamı da. Meydan okur bir izlenimim vardı. "Sarhoşken her şey söylenir, ne yani seninle iki üç hafta evli kaldım diye seni sevmiş sözlerine kırılmış mı oldum? Saçmalık." dedim meydan okurcasına ve küçümsercesine.

 

Tepkisizliği ani, sert bir bakışa dönüştü. Tokat yemişcesine irkildim, betim benzim atmıştı. Sertçe yutkundum.

 

Çok sert bakıyordu. Tehlikeli bakıyordu. Korkmayacak gibi değildi.

 

"Öyle mi Rojdan Karaşah?" diye meydan okudu. Aniden bileğimi sımsıkı neredeyse acıtacak kavradı. "Ben açıklayabilirim!" dedim ısrarla ama dinlememişti, hızla öfkeyle yürüyordu. Arkasından resmen sürükleniyordum, düzgün adımlar atamamıştım. Çok hoyrat ve öfkeliydi.

 

Durduğumuzda bakışlarımı onun yüzüne sabitlemem neden oldu, başka hiçbir şeye odaklanamadım. "Bak, açıklayabilirim yani çok ileri gittim, farkında-" dediğim anda 'çık' diye bir ses duydum, bir şey yerine oturmuştu.

 

Bakışlarımı yere doğru eğdim, nefesim boğazıma takıldı. Kalbim ağzımda atmaya başlamıştı. Bileğimde kelepçe vardı, onun bileğinde de kelepçe vardı. Bizi birbirimize kelepçeyle hapsetmişti.

 

"Evet dinliyorum, açıkla Rojdan." dedi düz bir sesle. Öfke ve kafa karışıklığıyla ona baktım, sertçe geri çekildim. Kelepçeden dolayı o da bir adım öne gelmişti. "Naptın sen?! Psikopat herif, akıl hastası, ruhun hasta lan senin!" diye üst üste hakaret etmeye başladım.

 

Dediğimi duymazdan geldi, dingin ve sakin bir ses tonuyla konuşmaya devam etti, "Eh karıcım, madem bir açıklaman yok, kocanla güzel bir gün geçirmeye hazır ol." dedi.

 

Ellerimi daha sıkı sıktım. "Ne güzel günü! Aç şunun kilit mi ne zıkkımsa!" diye bağırdım. Kutay sakin şekilde kafasını iki yana salladı. "İtirazınız kabul edilmedi," kelepçeli olmayan elini cebine soktu. "Akşam tekrar dene, çünkü iş davetine gideceğiz."

 

"GELMİYORUM!" diye çemkirdim.

 

Alt dudağını büzerken omuzları da kalktı. "Peki sen bilirsin, böyle gideriz," umursamaz tavrıyla. Derin bir nefes çektim. "Anahtarı nerede bunun?" diye sordum. Bileğimdeki kelepçeyi çekiştirdim, o da bir adım bana doğru atmış oldu. "Ben nerde istiyorsam orda." dedi rahat tavırla.

 

"Çıldıracağım!" ayaklarımı sertçe yere vurdum "Ya sen çocuk musun? Düştüğümüz hale bak!" diye azarlamamı bitirdim. Tavrı devam etti, nefesini kulaklarımda hissettim, "Beni deli eden sensin."

 

Sahte bir kahkaha attım, odada kahkaham yankılandı. "Benmişim! Ne güzel yalan." diye homurdandım. Kelepçeyi kendine çekerek çok kolay bir şekilde sırtım bedenine yaslanmış oldu. "Yalan mı? Boşanmak için kaç takla attın, bu da mı yalan?"

 

"Ben sadece uzaklaşmak istedim, seni görmek istemedim, tamam mı?" dedim, inandırıcı olmayan bir yalanla. Elini belimde geçirerek karnıma koydu, "Yalan söyleyen sensin, sarhoşken bile seninle uyumamı bekledin."

 

"Sarhoşluk işte, ciddiye alma." dedim.

 

Dilini damağına vurdu, "cık" diye bir ses çıktı. Karnımın üzerinde olan eline bu sefer diğer kelepçeli elini koydu. Geri çekilemezdim, elim kelepçeliydi. "Ya yapma şunu!"

 

Sıcak nefesini ve dudaklarını ensemde hissettim, gıdıklanmaya başlamıştım. Omuzlarımı kaldırdım, kafamı yana kaydırdım. "Yapma, gıdıklanıyorum."

 

"Çok kötü bir yalancısın canımın içi. Dün geceye dair her şeyi hatırlayıp hiçbir şey yapmadın, bu da demek oluyor ki," Enseme bir öpücük kondurdu. "Senin nazını kırmam gerek." diye ekledi boğuklaşan sesiyle.

 

"Sabrımı sınıyorsun!" dedim.

 

Aniden geri çekildiğini hissettim. "Hadi gidelim, bir kahvaltı yapalım dışarıda." Konunun ani değişmesiyle afalladım. Daha bir salise önce ensemi öpen bu adam değil miydi? Sert bakışlarımla ona döndüm. "Kıyafetim yok, ayrıca arkadaşımın elbisesini çöpe attın. Ben o kıza ne diyeceğim?"

 

Karar vermiştim bugün, sevgili kocamın canını okuyacaktım. Onun sabır çeken amcalara çevirecektim, eski günlerimizde olduğu gibi.

 

"Kolay iş." Aniden arkasını döndü, bir adım attı. Omuzunun üstünden bana baktı. "Beni takip et demedim, çünkü zaten gelmek zorundasın." Yürümeye devam etti, arkasından ben de yürüyordum. Öfkeden tenim ısınmaya başlamıştı, ses çıkaramamıştım.

 

Banyo götürmüştü, banyo tezgahının çekmecesini açtı. Düzenli katlanmış beyaz uzun kollu crop, açık mavi yüksek bel pantolon çıkarmıştı, sanki her şey planlanmıştı. Kutay sadece bana veriyormuş gibi hissettim.

 

Sertçe elinden kıyafetleri aldım, sinirlerim bozuktu. "Arkanı dön, kafanı çevir, bakarsan döverim!" diyerek parmağımı salladım. Tehdidimi anlamış olacak ki hemen kafasını kapıya doğru çevirdi. "Ha, şu arkadaşının meselesine gelirsek, elbisenin parasını ibanına attım, için rahat olsun."

 

"Ay Allah razı olsun ağa bozuntusu!" diyerek dalga geçtiğim sırada siyaj tişörtümü çıkarmıştım, beyaz uzun kollu crop giyecekken kıyafetlerin altından beyaz, sade, bedenime uygun bir sütyen fark ettim. Bir an donup kalmıştım, her şeyi muazzam biliyordu yani HER ŞEYİ.

 

"Ne demek hanımağacık!" diyerek aynı dalga geçmeyle karşılık vermişti. Hızlıca kıyafetlerimi üzerime geçirdim, dağınık saçlarıma ayna da ki yansımamla baktım. "Şu halime bak!" diye kendi kendime mırıldandım. Saçlarım ıslandığı ve taranmadığı için adeta yapık olmuş gibi duruyordu.

 

"Pişt," diye seslendim. Bakıp bakmamak arasında tereddütünü fark etmiştim. "Bana baksana, sana sesleniyorum!" dedim isyankar tınıyla. Bakışları hemen çevirdi, dümdüz yüzüme baktı. "Saçlarımın haline bak." Parmaklarımı saçlarımın arasına geçirdim, tarıyormuşcasına oynatmaya başladım.

 

Tekrar çekmeceyi açtı, siyah bir tarak çıkardı ve uzattı. "Al tarak, sonra benim üstümü giyinmem lazım." Tarağı aldım, aynaya bakarak taramaya başladım. "Bekle, daha yüzümdeki makyajı temizlemem lazım."

 

"Alışkınız, bekleriz." Tezgaha yaslandı, saçımı tararken izlemeye başladı.

 

Sabırla ve sükunetle izlemeye devam etti. Saçlarımı bir şekle sokunca yüzümü, imkanlar doğrultusunda makyajdan temizlemeye başladım.

 

Makyajımı temizleyince makyajsız yüzüm ortaya çıktı. Onun incelediğini fark etmeden kafamı çevirdim. Bakışlarımız birbirini yakaladı. "Hadi, giyiniyor musun, Ne yapıyorsun, yap."

 

Bakışlarını hiç çekmedim, kıpırdanmaya bile çalışmamıştı. Sadece öylece yüzüme bakıyordu. "Kutay," yine cevap vermeyince önden yürümeye başladım. "Yürü, hadi." diyerek onu kendine getirdim. Mecburen adımlarıma yetişmek için hızlı yürüyordu. "İşte oyunun en sevdiğim kısmı," diye mırıldandığını duydum.

 

Aniden sertçe döndüm, kelepçenin zincirini kavradım ve onu kendime çektim. Bedenlerimiz birbirine değiyordu, arada hiçbir engel yoktu. "Sen bunu oyun mu sanıyorsun ha?!" diye yüksek sesle konuştum.

 

Zift gibi siyah gözlerinin bakışları dudaklarıma inmeye başladı. "Evet," dedi. Sıcak basmaya başlamıştı, bakışlarımı kaçırmaktan korkuyordum. Kaçırdığım da daha kötü şeyler oluyordu. "Önce dudaklarına sahip olacağımı söyledim, oldum da."

 

"Sen benim en büyük kumarımsın, Rojdan."

 

"Her kumar kazanılmaz Kutay, bazı şeyler kaderdir," sıcak nefesimi bilerek dudaklarına verdim, elimi omuzuna koydum, teselli edercesine okşadım. "Ben istersem sadece dudaklarını değil, ruhunu da alırım, aramızdaki fark bu sevgili, kocacığım."

 

Dudaklarında ufak bir gülümseme gördüm ama hemen solmuştu. "Görelim," diyebildi. Tek kaşımı kaldırdım, arkamı döndüm ve kelepçenin zincirlerini kavramışken onu peşimden gelmeye zorladım. "Göreceğiz."

 

Küçük çantasının yanına vardığımızda durdum. "Giyin hadi." dedim. Rahatça yanımda duran kanepenin koluna oturdum, kafamı çevirdim ve onu beklemeye başladım. "Kafanı çevirmene gerek yok karıcım, sen bakabilirsin istediğin şekilde."

 

Gözlerimi devirmekle yetindim zaten ne diyebilirdim ki? Nefesimi tüketmeye değmezdi.

 

Giysi hışırtısı haricinde gergin bir sessizlik oluşmuştu. "Kafanı çevirebilirsin." dediğinde kafamı çevirdim, gözlerim ister istemez süzmüş oldu. Siyah boğazlı kazak ve siyah bir pantolon giymişti. "Yanına yakışmış mıyım?" diye sinsice sordu.

 

"Sen benim abim yaşındasın konuşma istersen, sokaktan birini çevirsek abin mi bu derler!" diye laf soktum. Yanıma yaklaştı, kolunu saçlarımın üzerine koydu, çenesini kolunun üzerine koydu. Ezik büzük olmuştum, boynum ağrımıştı. "Abi mi? Benim nerem abi? Gencecik adamım ben."

 

"33 yaşındasın." diye hatırlatım.

 

"53 değilmişim işte, gencecik herifim." Boynum iyice ağrıyınca "Ne genci? Ayısın!" dedim. Hafif bir "ah" sesi sızlanması çıkardığımda Kutay kolunu çekti, "Ayı değilim, güçlüyüm." diye düzeltti. Gözlerimi devirdim, kelepçeli olmayan diğer elimle boynumu ovdum, "Mardin ayısı!"

 

"Kış uykusundan olmadığımı göre ayı değilim, minik papağan." dedi. Burnumu hafifçe sıktı, elini sertçe ittim, ayağa kalktım. "Ben papağan değilim!"

 

Koluyla bedenimi sardı, ayağa kalkmamı sağladı. Ne olduğunu anlamadan yürümeye başlamıştık. "Tamam minik papağanım benim, bak şimdi otelden çıkacağız, rezillik çıkmasın." dedi. Ağzımı açıp bir şey diyecekken paltosunu bana giydirdi, siyah paltosunu da kendi giydi.

 

Yürümeye devam ederken otel odasından çıktık, kapıyı arkamızdan kapattı. Kelepçenin görünmemesi için koluyla beni sımsıkı sarmıştı. "Bana bir daha papağan deme!" diye kulağına sertçe ikaz edercesine fısıldadım.

 

Koridordan insanlara sahte gülümsemeyle gülümsüyordu. "Tamam demeyeceğim, sen yeter ki sakin ol." dedi dişlerinin arasından. Korktuğunda tepkileri çok hoşuma gidiyordu. Kelepçeli olduğumuz için ekstra korkuyordu, çünkü insanlar garipserdi.

 

Çok geçmeden otelden sağ salim çıkmıştık. Bekir, araba ile bizi bekliyordu. Kutay arka kapıyı açtı, hemen bindim. "Kay azıcık," diyerek binmeye çalıştı, kelepçeli olduğumuzu unutmuştum. "Binsene diğer taraftan," dedim. Gözlerimin içine anlamsız bir bakış attı, kafam o an dank etmişti. Kenara kaymaya başladım.

 

Kenara kaydığımda, Kutay da binmişti, araba çalışmıştı ve Ankara'nın trafiğine karışmıştı.

 

Camdan bakarken kaldırımda gezen bir kedi gördüm. Aklıma Kefir'im, gözümün nuru geldi. Onun maması suyu yoktu büyük ihtimalle. Öfkeyle bir bakış attım Kutay'a.

 

Bakışımı fark etmişti. "Yine ne yaptım?" diye suçluymuş gibi sordu. Gözlerimi iyice kıstım. "Ne yaptım diye soruyor musun bir de? Kefir şimdi aç, vebali senin boynuna!" Kafamı sertçe cama çevirdim ve bakmaya başladım.

 

O tanıdık ses gelmişti. Kutay'ın sesi değil, araba da genellikle hayalet gibi olan, sadece araba sürmeye odaklanan Bekir'in sesiydi, "Yenge, merak etme, minik gayet iyi. Sabah mamasını suyunu verdim, kumunu temizledim. İstersen akşam gider tekrar bakarım."

 

"Ne cidden mi?" dedim inanamayarak. Biraz da olsa içim rahatlamıştı. Kefir iyiydi.

 

"Evet yenge, hatta oyun bile oynattım. Enerjisini epey attı, evden çıktığımda uykuya dalmıştı."

 

Neredeyse minnetle gülümsedim, Bekir'in kolunu okşadım. "Allah razı olsun sende valla," dediğimde Bekir dikiz aynasından Kutay'a baktı. "Valla, bana da abim dedi, ben yoksa senin kedin olduğunu bilmiyordum yenge."

 

Bakışlarımı direkt Kutay'a geçirdim, çok bilmişcesine oturmuş dik duruyordu. Hem bir özür bekler gibiydi hem de havalara girmişti.

 

Önyargımın kurbanı olarak ağzımı açtım ama ne diyeceğimi bilemedim. Arkama yaslandım, bakışlarımı kaçırdım. "Teşekkür ederim." dedim, dudaklarımın arasında neredeyse anlaşılmayacak şekilde.

 

Elini kulağının arkasına koydu, kaşlarını çattı. "Duyamadım, ne dedin?"

 

Yanaklarım kıpkırmızı olmuştu, kucağımdaki elimi incelemeye başladım. Nasıl diyeceğimi bilemiyordum. "Teşekkür ederim." diye aynı tondan dudaklarımın arasından söyledim.

 

Bu sefer kafasını biraz daha yaklaştırdı, eli hala kulağının arkasında duruyordu. "Duyamadım, ne dedin?" diye tekrar etti.

 

Sabrım tükenmişti. Gözlerimi kapattım. "Teşekkür ederim!" diye yüksek sesle söyledim. Kutay'ın tatsız kahkahaları kulaklarımı doldurdu, yanağıma bir dokunuş, bir öpücük hissettim. "Rica ederim."

 

Yüzümü geriye doğru çektim, bedenimi olabildiğince kapıya yasladım. Günüm nasıl geçecekti? İşte o bir muallaktaydı, sadece nefes aldım. Sanki hava ciğerlerime dolduğunda rahatlayacakmış gibi.

 

Araba durmuştu, normal kafe tarzı bir mekana gelmiştik. Arabadan ilk inmeye meyillenen Kutay olmuştu. Kelepçe dolasıyıla ben de arkasından ilerledim. Arabadan iner inmez koluyla beni sarmıştı. Zaten paltosu bana büyük gelmişken, bir de kelepçe fark edilmesin diye sarıp sarmalıyordu.

 

"Kutay çok sarıyorsun." diye sıkıntı ile mırıldandım. Yürürken mekana gelmiştik. "Napayım? Sevgili karıcım laftan anlamıyor, böyle çözümler buluyorum." dediğinde bir masaya yaklaştık. Önce ben sandalyeye oturdum, o da yanımda ki sandalyeye oturdu.

 

"Sevgili kocacım," diye üzerine basarak söyledim. Dirseğini masanın üzerine koydum, yanağımı avuçlarımda tuttum, bedenim ona doğru dönmüştü. "Sende şunu anlamıyorsun, ne yaparsan yap biz boşanacağız."

 

Sadece tatsızca gülümseyerek karşılık vermedi; sebebi ise garson bize yaklaşmıştı. Gözleri genç garson kıza kaydı, kız yüzünden kocaman bir gülümsemeyle bize geliyordu.

 

"Hoşgeldiniz," dedi, sevecen bir tavırla kız. Bakışları bana hiç kalmamıştı, full Kutay'a bakıyor sürekli onu süzüyordu.

 

"Hoş bulduk, bize normal serpme kahvaltı getirin." diyerek siparişi hemen verdi.

 

Kız hemen not aldı, bakışları önce bana, sonra hemen Kutay'a kaydı. Bir şeyi gözlemlediği çok belliydi. "Başka bir isteğiniz var mı?" dedikten sonra bana baktı. "Eşinizin," bakışları Kutay'a çevrildi, "Veya sizin."

 

Ben şimdi yanlış mı görmüştüm ya da duymuştum? Kocam'ı evli mi diye test mi ediyordu? Şeytan tarafım haddini bildir diyordu, melek tarafım seni ilgilendirmez, adamdan boşanmak isteyen sendin diyordu.

 

Muallakta kalmışken sırtımda sahiplenici bir el hissettim. "Hiçbir şey istemiyoruz, kahvaltı yeterli." dedi resmi bir ses tonuyla. Bunu gören kızın gülümsemesi sahte bir gülümsemeye dönüştü, ne yalan söyleyeyim bundan zevk almıştım.

 

"Peki efendim," diyerek gitti kız. Kutay elini sırtımdan çekti, arkasına rahatça yaslandı, yüzünde sinsi bir gülümseme ve muzip bakışlarla bana bakıyordu. "Ne bakıyorsun?"

 

"Bugün de kocanı kaptırmadın şanlısın,"

 

O söz bana mı söylenmişti? Evet, evet cidden söylenmişti!

 

"Ya sabır!" diye kendi kendime fısıldadım. Ona sabır çektireceğime ben çekiyordum. Dirseğini masadan çektim, rahat görünmeye çalıştım. "Ben senin neyini kıskanacamışım canım? Kıskanmıyorum, tabi ki de," derken gözlerimi kaçırıyorum.

 

Yanaklarımı avuçladı, yoğuruyormuş gibi sıktı. "Napıyorsun?" demeye kalmadan konuşmaya başladı, "Oy oy oy benim kıskanç karım," dedi içtenlikle. Kaşlarımı çattı, o hala bebek sever gibi yanaklarımı sıkıyordu. "Ben kıskanç değilim," diyebildim. Bu seferde alnımdan öptü, kaçamayacağımı bildiği için rahattı. "Güzel karım." diye ekledi.

 

"Ya Kutay! Bırak, ben bebek miyim?"

 

Yanaklarımı bıraktı, biraz acı hissettim. Yanağıma dokundum, okşadım. O ara garsonlar geldi, serpme kahvaltıyı masaya sundular, ardından gittiler. "Ne oldu? Yanağın mı acıyor?" diye sordu.

 

Kafamı salladım, saat öğlen saatleri olmuştu. Açlıktan midem yapışmıştı. Zeytin, peynir ve yeşillik tabağına koymaya başladım. Ekmek aldım, böldüm ve menemene batırdım, ağzıma attım.

 

"Ooo, afiyet olsun al bundan." dedi. Sigara böreği koydum tabağına, yavaşça kafamı salladım, tatmin olmuş gibi. "Ben hamur yemiyorum, diyetteyim," dedim. Kutay inanamıyormuşcasına bana baktı, sonuçta ekmek yiyordum.

 

Tuhaf bakışlarını üstümde hissetmiştim, lokmamı yuttum. "Hadi yesene!" dedim, rahatsız olurcasına. O da benimle birlikte kahvaltı yapmaya başlamıştı, tamamen serpme kahvaltısına gömüldük.

 

Kahvaltıdan sonra ikimizde arkaya yaslanmış çaylarımızı içiyorduk, aklıma davete gideceğimiz geldi. "Sabah dedin ya sen," çayımın son yudumunu içtim. "Nereye gideceğiz? Davet, nasıl bir davet mi?" Çay bardağını masaya koydum, kolumu sandalyeye dayadım.

 

"Lösemi çocukları için verilen bağış davetine şirketi temsil etmek için gideceğiz."

 

"Mhm," diyerek onayladım. Kutay çay bardağını bıraktı. "Yani biz oraya," Kelepçeli bileklerimi gösterdim, "Böyle mi gideceğiz?" diye şüpheyle sordum.

 

Çenemin altını okşadı, "Sana bağlı, sabah dediğim gibi." Sabah dediklerimi hatırladım, iç çektim, "Tamam, uslu olacağım, hadi çöz şunu." Şüpheyle bana baktı, gözlerimi inceledi, yalan belirtisi arıyordu. "Yalan yok," elimi karnıma koydum, "Tuvalete gitmem lazım."

 

Paltosunun cebinden anahtarı çıkardı, rahat bir nefes aldım. Gülümsemem samimileşti. "Ay şükür," diye mırıldandım kendi kendime. Kelepçeyi bileğimden çözdü, bileğimi ovmaya başladı. "Sen olmasan böyle yapmazdım," mırıldandı. Dediğini pek takmadım. "Ee telefonumu, çantamı ne zaman alıyorum?" diye neşeyle sordum.

 

Burnumu parmağının ucuyla okşadı muzip bir ifadeyle. "Hmm, hiçbir zaman." dedi. Gülümseyen yüzüm soldu, elini ittim, öfkeyle ayağa kalktım. Sandalyem sesli şekilde yere sürüttü. "Seni uykunda boğacağım!" diye tısladım, hızlı ve öfkeli adımlarla mekanın tuvaletine gittim.

 

Kutay Rojdan'nın gidişini muzaffer bir sırıtmayla izledi. Kendi bileğini de kelepçeden ayırdı, kelepçeyi paltosuna attı.

 

Sinirle tuvalette işimi hallettim, masaya geri döndüm. Suratım asıktı, sinirliydim. "Hadi gidelim." Sandalyedeki asılı paltoyu aldım ve giymeye başladım.

 

"Emredersiniz," dedi, masaya gelen hesabı ödedi, ayağa kalktı. Elimi tutarak mekândan çıktık. Bekir her zamanki gibi bizi bekliyordu. Arabaya bindik, ellerimi kucağıma koydum.

 

Sessizliğimi fark etse de Kutay bir şey dememişti, bunun yerine Bekir'le konuşmaya başladı, "Bizi alışveriş merkezine bırak, yengene elbise ve topuklu alacağız." dediğinde hemen konuya dahil oldum, "Neden?" diye sordum.

 

"Neden mi? Üzerimdeki kıyafeti süzdü. "Böyle giyineceğini düşünüyorsan yanılıyorsundur." Bir nevi haklıydı, böyle gidemezdim. "Tamam da eve gidebiliriz, hazırlanabilirim." dedim. Kutay bu dediğimi onaylamayarak bakış attı, kolunu omuzuma doladı ve yakınıma çekti. "Yok olmaz, şansına küs."

 

Şakağıma ufak bir öpücük kondurdu.

 

Yüzümü ona çevirdim. "Temas bağımlısı mısın sen?" diye sordu. Sürekli öpüyor, öpmese de sarılıyordu ya da belimi sarıyordu.

 

"Yahu olamaz mıyım suç mu?"

 

Omuzumda sarkan elini okşadı, hemen elimi sarmıştı. "Temas bağımlısı." Elimi elinden çektim, elini saçlarımın arasına girdirdi, kafamı göğsüne yasladı. Ses çıkarmadım, geri çekilmedim. Camdan dışarıyı izlemeye başladım. Ankara'nın sokakları merkezî hepsi gözümün önünden geçmişti, en çok dikkatimi çeken lunapark olmuştu, dikkatle izlemiştim.

 

Çenemi kavradı ve bana bakmamı sağladı. "Neye bakıyorsun sen öyle?" diye sorduğunda gülümsedim. "Hiç" diyerek kafamı iki yana salladım.

 

"Neye bakıyorsun?" diye sorusunu tekrarladı. İnatlaşmak saçma olurdu. "Lunapark'ı gördüm, dikkatimi çekti." diye açıkladım. Cama doğru baktı, kolumu parmağıyla yatıştırıcı şekilde okşadı. "Anladım." diyerek tepkisiz kalmıştı, hiç garipsemedim. Camdan caddeleri ve sokakları izlemeye devam ettim.

 

 

Bütün günüm alışverişle geçmişti. Elbiseyi seçtiğimde bu sefer kuaföre götürmüştü. Kutay da traş olmak için berbere gitmişti. Her şey akışında ilerliyordu.

 

Kuaförde saçlarımı yarım toplu at kuyruğu yaptırmıştım, yüzüme de sade yaz makyajına benzer güzel bir makyaj yaptırmıştım. Türk kahvemin son yudumlarını alırken aynada Kutay'ın kuaföre girişini izledim. Kafamı çevirdiğimde yanıma doğru geliyordu.

 

"Gidiyor muyuz?" derken ayağa kalktım. Kutay yanıma geldiğimde beni tekrar yerime oturttu. "Otur sen, önce benim halledeceğim işlerim var," dedi, göz kırptı ve uzaklaşmaya başladı. Muhtemelen parayı ödeyecekti. Arkama yaslandım ve kahvemi yudumlamaya devam ettim.

 

Kahveden son yudumlarımı aldığımda kuaförde çalışan bir kız yanıma geldi, elinde parfüm paketi ve dudağımdaki rujun aynısının paketi vardı. "Bunlar eşiniz aldı, koymamı istedi buraya." dedi ve önüme koyduktan sonra gitti.

 

Gülümsememe mani olamadım, paketleri tek tek açtım. Parfümün kokusuna baktım, vanilyalı tatlı bir kokuydu. Rujun ambalajını açtım, dudaklarımda olduğu için kapağını açmadım. Omuzumda bir el hissettiğimde kafamı kaldırdım, Kutay'ı gördüm.

 

"Beğendin mi?"

 

Gülümseyerek ona bakıyordum. Ayağa kalktım, parfümü ve ruju aldım. Yanağına dudaklarımı hafifçe bastırdım. "Teşekkür ederim, beğendim." Yanaklarımdaki allıktan daha çok kızarmıştı yanaklarım.

 

Kollarımı boynuna doladım, onun eli de belime kondu. "Sevindim, gidelim o zaman." dediğinde onaylamak için elini tuttum. Kuaförden el ele çıkmıştık, arabaya bindik. Otel'e doğru yol almaya başladı araba.

 

Çok geçmeden otelin önüne geldik. Direkt olarak odaya girdik ve yukarı çıktık. O banyoda giyinirken ben de oda kumaş kılıfına sarılı elbisemin fermuarını açtım. Elbisem ortaya çıkmıştı.

 

Üzerimdeki kıyafetleri çıkardım, kırmızı, uzun, dar kesimli ve dantel kumaşlı bir elbiseyi giydim. Kutay'ın aldığı parfümü güzelce sıktım, son olarak da elbiseme uygun kırmızı yüksek topuklu ayakkabılarımı giydim ve rujumu tazeledim.

 

 

 

— Temsili 🤌🏻

 

Yatakta oturmuş, elbisemin bilek kısmını düzeltirken Kutay banyodan çıktı. Smokin giymiş, saçları şekillendirilmiş, sakalı pürüzsüzdü. "Hazır mısın?" diye sorarken ceketini giyiyordu, bakma fırsatı olmamıştı.

 

Ayağa kalktım, onu süzdüm. Papyon takmıştı ama yamuk duruyordu. Ellerim papyonuna gitti yavaşça ortaladım. O da ceketinin düğmelerini ilikliyordu. Bakışlarını üzerimde hissettim. "Kırmızı yakışmış," diye yorum yaptı.

 

Papyonuna bakarken duyduğum şeyden sonra tek kaşımı kaldırdım: "Yeni görmedin, alırken de görmüştün."

 

"Gördüm ama yorum yapmaya korktum, çünkü kafa atarsın filan." dediğinde kahkaha attım, çenesini kavradım, bir o yana bir bu yana salladım konuşurken, "Sende travmamı mı oldu? Oy oy kıyamam." diye dalga geçerek.

 

Yüzümü parmaklarımdan uzaklaştırdı. "Korkmadım, ikimiz de deliyiz, sorum olmaz." Tekrar kahkaha attım ve omuzuna vurdum. "Of, delirme hadi, yürü geç kalacağız." Önden yürümeye başladım, kapıya kadar geldiğimde Kutay kapıyı açtı.

 

"Hanımlar önden,"

 

Otel odasında dışarıya adım attım, hop elimi hemen kavradı, sımsıkı tuttu. Otel odasının kapısını kapattı. Koridorda yürüyerek aşağı kata indik. Otelden çıktık, arabaya bindik.

 

 

El ele davet salonuna girmiştik, karşılama görevlisi bizi masamıza yönlendirdi. Masamıza oturduğumuzda etrafa bakmaya başladım. İki tanıdık yüz görünce sertçe yutkundum. Abim ve Yengem de buradaydı.

 

Solan yüzümü gördüğünde elime dokunduğunu hissettim, hiç bakmamıştım. Bakışlarım abim ve yengemin üzerinde kalmıştı. "Rojdan, nereye bakıyorsun? Bir sorun mu var?"

 

"Abimle yengem burda."

 

Duyduğu an baktığım yöne baktı. Onlar diğer konuklarla sohbet ediyordu. "Rojdan," diye seslendi, bekledi ama bakmadığımda çenemi kavradı ve ona bakmamı sağladı. "Yanlarına git istiyorsan."

 

Stresten sıcak basmıştı, elbisemin yakasını silktim. "Yok gitmicem, boşver." Elimi hızlıca çektim, bakışlarımı masaya kilitledim. "Rojdan," tekrar seslendi. Stresimi gizlemek için sinirli davranmaya başladım. "Ne? Rojdan Rojdam Rojdan ismimi öğreniyorsun?!"

 

Avucunu sırtımda hissettim, yavaşça yatıştırıcı şekilde okşamaya başladı. "Canımın içi, ben senin için diyorum, küsme, boşver. En azından yengene selam ver, o kadının bir suçu yok." Empati yoluyla anlatmaya çalıştı.

 

"Bunu sen mi diyorsun bana?"

 

Çünkü abime hep nefret beslemişti, yaşanan olaylar belliydi.

 

Samimi bir şekilde tebessüm etti. "Ciddiyim, benim mevzum seninle değil, abinle. Sen küsmek veya konuşmamak zorunda değilsin," dediğinde omuzlarım gevşedi, dik olan sırtım yavaşça kamburlaştı. "Beni nasıl karşılar bilmiyorum."

 

"Boşver sen küçüklüğünü yap, git selamını ver."

 

Elim olmayarak kucağımdaki ellerime baktım, parmaklarımla oynamaya başladım. Midem stresten bulanıyordu. "Ben gideyim, bir selam vereyim." Ayağa kalktığımda bileğimi kavradı, elimi üstüne öpücük kondurdu, bol şans diler gibisinden.

 

Elimi çektim, yavaş ama kendimden emin adımlarla masalarına yaklaştım. Yüzümde belli belirsiz bir gülümseme vardı. Sohbetleri derindi, fark edilmek için boğazımı temizledim.

 

Kalbimin teklediğini hissettim, ellerimi arkaya toplamıştım, gülümsemeye çalışıyordum.

 

İkisinin de bakışları bana döndü. Abimin ifadesi mutluyken bir anda şaşkınlıkla öfkeye dönüşmüştü. Yengem İnci'nin ise gülümsemesi daha da genişledi. "Rojdan!" dedi hevesle. Masasından kalktı, kollarını boynuma doladı, sımsıkı kucakladı. Kollarımı beline doladım, sarıldım. "Nasıl özlemişim seni!" dedi yengem.

 

"Bende sizi burada görmeyi beklemiyordum," diyebildim. Geri çekildi, ay gibi gülümsemesini soldurmadı, elimi tuttu ve okşadı. "Bende seni beklemiyordum burada görmeyi, numaran yoktu, arayacaktım ama arayamadım."

 

"Düşünmen yeterli, Lina nasıl?"

 

"Lina iyi, anneannesinin yanında." dedi. Kafamı salladım, yengemin sıcaklığını hissettiğim için gülümsemem arttı. Abime baktım, o sadece bizi izliyordu. Boğazımı tekrar temizledim, "Sen nasılsın abi?"

 

Göktuğ ağzını açmış ters bir şey söyleyecekken, omuzundan ona bakan İnci'nin bakışıyla söyleyememişti. Bu hareketini Rojdan fark etmese de, Göktuğ'a ufak bir uyarıydı.

 

"İyiyim abim, sen nasılsın?" diyebilmişti abim. Gülümsemem daha da genişledi, yengemin elini bıraktım. Abim yanındaki boş sandalyeye yaklaştı ve oturdu. "Ben de iyiyim abi, sen bana kızgın mısın?" diye tereddütle sordum.

 

Abim barış ilan eder gibi ellerimle ellerini tuttu. "Açık konuşacağım, bana kızma," dediğinde nefesimi sıktım ve endişeyle elini sıktım. "Sen benim anne babamdan farklı değilsin, kardeşimsin. Aramızda yaşanan sorunlar olabilir, yaşananlar ağırdı. Ben seni suçlamıyorum ama," duraksadı.

 

Duraksadığında kalbim tekledi. Yengem tam arkamda, dikkatle dinliyor, müdahale etmiyordu. "Ama ne abi?" dedim titreyen sesimle.

 

"Ama ben senin o kılçık kocanı damat olarak kabul etmem. Ben ona düğün günü notunu verdim, o yüzden boşanmak istersen her zaman arkanda abin olduğunu bil. Onsuz seninle her zaman görüşürüm ama onu benim yanıma getirme, abim."

 

Abimin bilmediği, duysa havalara uçacağı bir gerçek vardı. Zaten boşanma yolundaydık ama bunu ona diyemezdim, hele ki böyle bir ortamda asla.

 

"Abi," derin bir nefes aldım. Gerçekten Kutay'dan neden bu kadar nefret ettiğini anlayamamıştım. "Neden ondan nefret ediyorsun? o benim kocam," yengeme baktım. "Kusura bakma yenge," dedikten sonra bakışlarımı abime çevirdim. "Ben yengemden böyle nefret etseydim nasıl hissederdin?"

 

"Yengen bana zarar verecek hiçbir şey yapmadı," bakışları sabitlediği yere baktım. Kutay'a bakıyordu. "Ama o sana düğün gününüzde zarar görmeni sağladı. Ben iyi bir abi olduğumu iddia etmiyorum, kötü olduğum yönler var ama onun düşmanı yüzünden düğün gecende senin kanın aktı."

 

"Abi ama—" dediğimde sahneden bir ses duydum, "Evet, sevgili misafirler, bu yardım gecemizde lösemi çocuklarımıza destek olan herkese çok teşekkür ediyoruz. Ama bugün aramızda rekor bağış yapan biri var, onu sahneye davet etmek istiyorum," dediğinde konuşmacı arka sahneye baktı.

 

"Alkışlarınızla Siyam Karahan'ı sahneye davet ediyorum."

 

Dünya durmuştu. O ismi duymak, o ismi işitmek karnıma yumruk yemiş gibi olmama neden olmuştu. Yanlış duymamıştım. Alkış sesleri kulağıma boğuk geliyordu. O ölmemişti.

 

Sesini duyana kadar rüya olduğunu düşünmüştüm. Kulağıma boğuk gelen sesini işittim, bakışlarımı sahneye çevirdiğimde yüzünün yarısından siyah bir maske vardı. Yanmış mıydı? Kutay zarar mı vermişti?

 

"Değerli davetliler, öncelikle hoş geldiniz. Ben böyle konuşmalarda pek iyi sayılmam ama küçük çocuklarımızın yaşaması için yaptığım bağıştan onur duyuyorum." Sesini duymuştum, suretini görmüştüm. Bu gerçekti. Kabus bitmemişti, belki daha yeni başlıyordu.

 

"Bu arada," dediğinde bakışları önce Kutay'a ardından bana kaydı, gözleri delici ve fazlasıyla fahşi idi. Gözlerimi hemen kaçırdım. "Sevgili dostum, çocukluk arkadaşım Kutay Karan," eliyle Kutay'ı gösterdi. Bakmaya cesaret edemedim, anksiyete bedenime yavaş yavaş sarıyordu. "Sevgili eşi Rojdan Aslanbey, daha yeni dünya evine girdiler. Onları tebrik etmek isterim, herkese iyi eğlenceler." deyip küsüden inmişti.

 

"Rojdan," dediğini duydum abimin sesleri o kadar yankılı ve boğuk geliyordu ki algılayamadım. Ayağa kalktım, sandalyeye tutundum. "Gitmem gerek." dedim kısık sesle. Bağı çözülen ayaklarımla dengesiz adımlarla yürümeye başladım. Arkamdan abimin ve yengemin sesleri geliyordu ama duyamıyordum.

 

Güçlü durmaya çalışarak dik durdum, elimi kalbime sımsıkı bastırdım. O manzara karşıma çıktı: Kutay ve Siyam karşı karşıya gelmişti. Siyam'ın zevkle histerik gülümsemesi, Kutay'ın öfkeden kızarmış yüzü ve damarları çıkmış boynunu görebiliyordum.

 

Güçlü durmaya çalışarak Kutay'ın yanına gittim, tam yanında durdum. Siyam gözleriyle süzdü. "Vay Rojdan," duraksadı, çarpık bir gülümsemeyle gülümsedi. "Ya da Leyla mı demeliydim?" dediğinde Kutay onun yakasına yapıştı. "Benim karıma Leyla dersen senin bedenin lime lime eder, köpeklere yediririm."

 

Kutay'ın eline dokundum, Siyam'ın yakalarından kurtardım. "Sıra değil, burada değil." diye kulağına fısıldadım. Elimi sımsıkı tutmuştu, canım yanıyordu. "Karıma dokunursan iki mezar açarım, biri senin leş bedenine, diğeri de o bakan gözlerine."

 

Siyam gömleğinin yakasını ilikledi. Kutay'ın sözleri onu bozmamıştı. "Kumar daha yeni başlıyor dostum, iyi oyunlar." dedi. Kutay'ın tek gözü seyirmeye, boynundaki şah damarının atış hızını görebiliyordum. "Mezarının taşını yaptır!" Elimi sımsıkı tutarak salona terk etmeye başladık.

 

"Kutay dur!" dedim, arkasından resmen sürükleniyordum. Elimi o kadar sıkıyordu ki kangren olacaktım.

 

Arabaya bindik, elimi bıraktı sinirle. Alnını ovuşturuyor, arada alnına vuruyordu. "Kutay-" dediğimde sözümü kesti, "Sus Rojdan!" dedi hiddetle. Delice öfkeyle parlayan gözleri bana baktı. "O adam orospu çocuğu ölecekti ama ben seni dinledim," göğsüne vurarak.

 

Ben senin iyiliğini düşündüm, hapse girmeni istemedim. Tekrar sözümü kesti, titreyen öfkeden sığlaşan nefesiyle konuşmaya başladı, "Girseydim keşke lan! Ben senin zarar görme ihtimaline nasıl dayanıcam, ölme ihtimaline nasıl dayanıcam, amına koyayım ha?! Nasıl dayanıcam?!" Sesim çatlamaya başladı, gözlerin yaşları yanaklarına doğru akmaya başladı.

 

"Kutay," dedim titrek sesle. Onu aniden kollarımla aldım, sımsıkı sarıldım. Yüzünü boynuma gömmüş, küçük çocuk gibi ağlamaya başlamıştı. Can kurtaranmışım gibi kollarını bana sımsıkı dolamıştı.

 

Boğuk hıçkırıkları kulağımı tırmalıyordu. Her boğuk hıçkırığında daha sımsıkı ona sarılıyordum.

 

O gün anlamıştım, suçlamıyordu, korkuyordu. Çok korkuyordu.

 

"Ben buradayım, bana hiçbir şey olmayacak. Biz hep birlikte olacağız, çocuklarımız olacak, belki ikizlerimiz. " dedim, gözyaşlarımla ıslanmış yanaklarımda gülümseme oluştu. "Şirin Ana öyle demişti, hatırlıyorsun değil mi? Biz birbirimize yeteriz, koruruz..."

 

"Yeteriz," dedi kısık, kırık bir sesle.

 

Araba durduğunu fark etmeden sarılmaya devam etmişti ki Bekir boğazını temizledi. "Geldik." diye duyurdu, gözyaşlarımı sildim ve camdan etrafıma baktım ama otelin önünde değildik, lunaparkın önündeydik. "Kutay?"

 

Boynumu yüzünden ayırdı, gözyaşlarını sildi. "Özel kapattım, inelim temiz bir hava alalım." dedim boğuk sesiyle. Tekrar akan gözyaşlarını sildi, şimdi sıra bendeydi. Kutay'ı mutlu etme zamanıydı.

 

Duygusallığımdan zor da olsa kurtuldum, samimi bir gülümsemeyle gülümsedim. Elini sımsıkı tuttum. "Madem o kadar özel olarak kapattın, eğlenelim." dedim. Tepkisini beklemeden elini tutarak zorla onu arabadan indirdim. Topuklu ayakkabılarıma rağmen hızlı yürüyordum.

 

"Rojdan dur, havamda değilim." dedi.

 

Arkama baktım, yüzümde gülümseme vardı. "Ama ben havamdayım, kocacım!" dedim. Onu arkamdan götürmeye devam ettim. Lunaparka girdik, ilk dikkatimi çeken pamuk şekerciydi. "Pamuk şeker!" dedim ve oraya doğru koştum. O da arkamdan geliyordu. Omuzumun üstünde baktığımda gülümsediğini gördüm.

 

Kalbimin ısındığını hissettim..

 

Merhaba, biz pamuk şeker alacaktık." dediğimde satan adam ellerime iki tane verdi, gitti. Parasını verememiştik. "Kutay gidiyor!" Kutay gülümsedi, pamuk şekerini elimden aldı. "O fazlasıyla payını aldı." Tabi aptal kafam unutmuştu! Adam burayı özel olarak kapatmış, her ayrıntıyı düşünmüştü.

 

Pamuk şekeri açtım, yemeye başladım. Lunapark aletlerine bakmaya başladım, parmağımı yanağıma koymuştum. "Hangisine binsek?" diye sordu Kutay. Gözlerim dönme dolaba takıldı. "Dönme dolaba binelim!" dedim heyecanla.

 

Kolunu bana uzattı, elimi koydum. "Gidelim." Yavaş adımlarla gitmeye başladık. Biz yaklaştığımızda dönme dolabının ışıkları yandı, gözlerim parlamıştı. İlk defa görmüş küçük çocuk gibi gözlerim parladı, zaten ilk defa görüyordum.

 

Belimde bir el hissettim. "Hadi canım." dedi. Bir adım attım, dönme dolap kapağı açıldı. Kutay'ın elini tutarak dönme dolaba bindim. "Ay, küçükmüş, sen sığmazsın!" diyerek her zamanki gibi ona takıldım.

 

"Hadi Rojdan bin hadi." diye söylendi.

 

Dönme dolaba bindim, arkamdan o bindi. Kapağı kapattı, yavaşça çalışmaya başladı. Elimdeki pamuk şekeri unutmuş, gökyüzüne bakıyordum. Küçükken hep şuna inanırdım: Kim dönme dolabına binerse yıldız görürdü. Çocukluk işte, hala inanıyordum.

 

Kafam göğsüne yaslanmış, gökyüzüne bakmaya devam ediyordum. Burnumu okşadı, "Benim güzel karım nereye bakıyormuş bakalım?" meraklı bir tınıyla sordu. Gülümsemem genişledi, pamuk şekerden lokma aldım. "Yıldızları görecek miyim merak ediyorum."

 

"Yıldızlar mı?" Gözlerimi hiç ayırmadan dalgın dalgın kafamı salladım. "Mhm." onayladım. Çeneme dokundu, gözlerimi ona bakmamı sağladı. "Ama K-" baş parmağı dudaklarımı okşayarak susturdu. "Şş, en güzel yıldız yanımda zaten."

 

Tam tepeye çıktığımızda dudaklarını dudaklarıma mühürledi, elim onun yanağına kondu, avucuma batan sakalını hissettim. Öpüşmeyi derinleştirmeye başlamıştık, dilini ağzımda hissettim, gittikçe daha da derinleşiyordu.

 

Geri çekildiğinde ikimiz de nefes nefese kalmıştık, eli belimdeydi ve alnıma öpücük konduruyordu. "Kutay?" dedim kafam karışmış şekilde.

 

Smokinin cebinden yüzük çıkardı. Evliliğimizin yüzüğü önümdeydi, diz çöktü. Şaşkınlıkla ağzım aralandı, böyle bir şey beklemezdim. "Napıyorsun sen?"

 

Elime dokundu, parmaklarımı okşadı. "Rojdan, biliyorum başlangıcımız can sıkıcı oldu, sonramız nasıl olur bilmiyorum ama benim tekrar karım olur musun? Benimle boşanmaz mısın?"

 

Bu bir evlenme teklifi değildi, boşanmam teklifi ediyordu. Kafamı kaldırdım gökyüzüne baktım, eğer bir yıldız gözlerime ilişirse o yıldız doğru bir şey yaptığımı söyleyecekti.

 

Gözlerime bir yıldız ilişti, parlak ve güzel; belki Kutay'la olan geleceğimiz gibi..

 

Yıldıza bakarak gözlerimi kapattım, kendimi hazırladım. Derin bir nefes aldım ve "EVET!" diye bağırdım, sanki herkes bizi duyuyormuşçasına.

 

Ve artık yeni başlangıçlar olmuştu, sonu iyi de bitse kötü de bitse, bu bizim hikayemiz olmuştu. Ben ve sen olmaktan çıkmıştı, biz olmuştu.

 

🎶Yalın - Sonsuz Ol..🎶

 

 

 

BÖLÜM SONU

 

Bölüm : 09.03.2026 23:27 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...