19. Bölüm
⋆.𐙚 ̊. / Sessiz Yemin / 19 bölüm ||Zarflar||

19 bölüm ||Zarflar||

⋆.𐙚 ̊.
meizzo_

İNSTAGRAM: MİYOZZAA

TİKTOK: MİOYZAA

 

 

 

 

 

 

 

Not: bu bölüm Rojdan'nın psikolojisi bozuk olabilir, çünkü hem Siyam'a gitmesi ardından Kutay tarafından ikinci defa kaçırılması buna etkendir. Bunu bilerek okuyun, Rojdan'ı linçlemeyin 💙

 

19 

 

 

 

 

2 gün önce..

 

Rojdan Karaşah

 

Keskin baş ağrısı kapalı gözlerimin yaşarmasına sebep olmuştu. Gözlerimi aralamaya başladığım da karanlıkta çıkmaya başlamıştım, bu seferde ışık gözlerimi acıtmaya yetmişti. "Rojdan, Rojdan." O tanıdık ama boğuk duyduğum sesti.

 

"Sen kimsin?" dedim kurumuş dudaklarımın arasından. Önümü bulanık görsemde yavaş yavaş birinin görüntüsü netleşiyordu. "Benim aşkım." saçlarımın o tanıdık edayla okşanmasını hissetmiştim.

 

Gözlerimi tamamen araladığımda uzandırıldığım kanepe de oturan Kutay'ı görmüştüm. Aniden kendime tamamen gelmiştim, "Sen ne yaptın?" diye bağırmaya başladım. Kutay yavaşça geriye doğru eğildi, yumuşak ifadesi sertleştirmeye başlamıştı. "Bağırma, konuşalım." dedi.

 

Doğrulamaya çalıştığımda bir şey beni engelliyordu, otomatik olarak bakışlarımı aşağa kaydığında bileklerimin halatla bağlı olduğunu görmüştüm. İşte bu içimde bir şey koparmıştı, normalde sakin davranmaya çalışacaktım belki de. Ama halatla bağlamak nedir? "KUTAAAYY!" diye tiz bir şekilde bağırmaya başlamıştım. Ayaklarımla yastıkları tekmeliyordum sinirden, bağlı ellerimle onun yakasını tutmaya çalışıyordum.

 

Bacaklarımın baldırlarından tek eliyle tuttu, tamamen yastıklara tekmelememi engelledi. Tiz çığlığımı bastırmak için avucunu dudaklarıma bastırdı. "Mmm!" diye sesler çıkarıyordum. Sıcak nefesi yüzüme vurmuştu, "Sessiz ol, sakin ol. Konuşacağız." gözlerimi açtığımdan beri aynı şeyi söylüyordu, icraat yoktu.

 

 

"Mmm!" anlaşılmaz sesler çıkararak itiraz etmeye çalışmıştım. Kanepe de biraz daha yakınıma yaklaştı, dudaklarıma avucunu daha çok bastırdı. "Konuşacağız dedim, delilere gibi bağırmayacağız." diye üstüne basa basa söyledi. Acaba beni delirten kim Kutay Karan?!

 

Sabırlı kalmaya çalışarak iç çektim. Tekrar yavaşça kanepeye uzanmaya başladım. Uysal davranışımı görünce önce elini baldırımdan çekmişti sonra dudaklarımdan çekti. "Ben seni çok özledim," dedi aniden.

 

Anlaşılmaz şekilde kaşlarımı çatmış ona bakıyordum. Artık 'inanamamak' ziyade absürt bulmaya başlamıştım. Zaten düzgün bir iletişime giremezken böyle söylemesi normal değildi.

 

"Şimdi sakince konuşalım, olur mu?" diye emin olmak istedi. Umut dolu gözlerine bana dikmişti. Çaresizce ne diyeceğimi bilmiyordum, mevzuları boka sarmıştı. "Olur," demekle yetinmiştim. Onu gözlemlemeye başlarken o onayımı duyunca otuz iki diş gülümsemişti ama bu gülümsemenin ardından ki çaresizliğini maskeleyemiyordu.

 

Elleri bileklerime kaydı, yavaşça halat iplerini çözdü. Avuçlarımın içine özlem dolu öpücük kondurdu. Bu açıkçası doğru hissettirmiyordu, o yüzden ellerimi çektim. Acıyan bileklerimi okşamaya başladım.

 

Gözlerimi ondan ayırmadan yukarıya kaymıştım, kanepede oturur pozisyona gelmiştim. "Bak benim amacım sana zarar vermek değildi, yemin ederim," tepkimi ölçmek için dikkatlice yüzümü inceledi, o sırada dudaklarımı çizgi haline getirmiş, çatılmış kaşlarımı düzeltmiştim, yüz ifadem okunmaz halde ona bakıyordum.

 

Bundan cesaret bularak sözlerine devam etti, "Yemin ediyorum gittin sandım, beni terk ettin sandım. Sana yemin ediyorum Rojdan." yavaşça boğazımı temizledim. "Allah aşkına Kutay, sen bu dediklerine inanıyor musun? O dönem Kardeşin Baran ve Bengi'nin hayatı tehlikedeydi o video izleyen sendin. Sence bu benim yaptığım tercih miydi?"

 

Omuzları çökmeye başlamıştı, sanki sırtında bir yük taşıyormuş gibi kamburlaştı. "Haklısın, sana haksızsın diyemem. Söylediğim sözlerde yanlıştı, ama anlık sinirle yaptım. Nasıl mantıklı düşünebilirdim, nasıl sana güvenebilirdim."

 

Son söylediğin başta idrak edemedim, bedenim ve zihnim idrak etmek istemiyordu kaskatı kesilmişti. Gözlerim camın buğlandığı gibi dolmaya başlarken göğüsümün tam ortasında keskin bir acı hissetmiştim.

 

Bunları hissederken sessizlik aramızda uzamıştı, gözlerimi gören Kutay'ın korkusu yüzeye çıkmaya başlamıştı. Alkış seslerimle birlikte sessizlik bozulmuştu. "Bravo, Kutay Karan'ın inandığı aşkı ilk zorlukta bu kadar mıydı? Vay be!" bastırılmış öfkeyle söyledim. Kendimi açıklamak için konuşmaya çalışıyordu, "Anlamıyorsun sen-"

 

Sözünü kesmiştim, bastırılmış öfkem git gide ortaya çıkmaya başlıyordu. "Vay be, Kutay Karan'nın sevgisinden aşkından şüphe edemezsin ama Rojdan," parmaklarımla kendimi gösterdim. "Ama Rojdan aşkından şüphe duyabilirsin, çünkü Rojdan kocası üzülmesin diye kardeşini kurtardığı için 'güvenilmez' damgası yer, Vay anasını!"

 

"Bak sakin ol-" tekrar sözünü kesmiştim, gözlerim adeta öfkeyle yanıyordu. O kadar fedakarlık yaptıktan sonra bile hala güvenemediğini söylüyordu. "Lan şerefsiz," diye yüksek sesle bağırdım. Kutay irkilerek ayağa kalktı. Yumruğum sımsıkı sıkmıştım. "Dedin ki bana yok Siyam'ı bitiricem belge lazım, o lazım, bu lazım dedin! Şimdi beni mi kaçırdın?!" yüksek sesime devam ettim.

 

Kutay korkudan sessizliğini bozamıyordu. Avucumu öfkeyle yüzüme sürdüm. Sinirden nefesim kesik kesik geliyordu. Hayal kırıklığı ile ona baktım, sahiden baktım. "Var ya, senin Allah belanı versin, seninle tanıştığım güne lanet olsun." dedim tükürürcesine.

 

"Rojdan, bak çok ileri gidiyorsun sakince konuşalım." diyince daha çok öfkelenmem neden olmuştu, gözlerim etrafı taramıştı ilk bulduğum şeyi kafasına fırlatacaktım içimdeki öfke anca o zaman dinerdi.

 

Sehpanın üzerinde boş bir çay bardağı bulmuştum, hızlıca bardağı kaptım yukarıya kaldırdım. "Bak, çıldırtma beni! Sakin ol diyip durma. Sanki yaşadıklarımız çok mu normal?! Çözüm bulamayınca kaçırıp duruyorsun!" diye bağırarak isyan ettim.

 

Renginin solgunlaştığını şahit olmuştu, elini temkinli hareketle kaldırdı. "Tamam haklısın, indir onu." diye ikna etmeye çalışmıştı. Mantıklı düşünmeye çalışarak kesik gelen nefesimle iç çektim. Sakin kalmayı hedefliyordum, duygularım ne kadar dengesiz olsa da zarar göreceğini idrak ediyordum.

 

"Bak senden haklısın, ben seni haksız bulmuyorum. Sadece o an korktum beni terk ettin sandım, o yüzden o nefret sözlerin söyledim." yavaş yavaş söylemişti. Sözlerinde samimiydi bilmiyordum, tamamen kendime çekilmiştim, gözlerim kapatmış elimde bardak vardı.

 

Aniden bardak elimden alınınca gözlerimi hızla açtım. Kutay'ın gölgesi üzerime düşmüştü, bardağı hızlıca sesli halde sehpaya koydu. Kollarını belime dolayarak sımsıkı sarılmaya başladı. Endişeden sımsıkı belimi kavrıyordu, bir demir misali. "Ödüm koptu, elinde kırılacak diye ödüm koptu." diye nefes nefese söyledi.

 

Bedenim onun altında gerilmişti, "K-kutay," diye kekeledim. Demir kadar sıkı sarılırken kurtulmaya çalışıyordum, yüzümü bedenimle beraber geriye doğru çekmeye çalıştım. "Bırak," dedim. O daha sıkı sarıldı, yüzünü saçlarımı arasına gömdü, sıcak nefesi enseme değiyordu.

 

"Laftan anlamıyor musun?" diye mırıldandım. Onun dokunuşundan kurtulmaya çalışırken aniden ürkek bir çığlık sesi duydum, ardından korkmuş bebek ağlama sesi.

 

İkimizde kapıya baktık. Fırsattan istifade Kutay'ı itebilmiştim. "Kim bunlar Kutay?" diye endişeyle sordum. Kutay cevap veremeden, kadın sesi anlaşılır hale gelmişti, "Bırak beni! Sen kimsin? Patron beni öldürecek, bırraakk!" sonra yüksek tıkırtılar gelmeye başladı.

 

O sesi çok net tanımıştım, bayılamadan önce duyduğum son sesti. "Valerria.." dedim kendi kendime. Pamir ve Valerria ne işi vardı burda? Sadece kendimi kaçırıldığını sanıyordum, bir de bu mu çıkmıştı.

 

Kutay'a kınayan bakışlarımı çevirirken o bakışlarını kaçırmıştı. Can havli ile hızlıca ayaklandım. Parmağımı kaldırdım, sallamaya başlarken konuşuyordum, "Bunu konuşacağız, bunu konuşacağız Kutay Karan!" kelimelerimin üstüne basarak söyledim.

 

Sesin geldiği odaya doğru koşarak gittim, kapıyı çalmadan direkt açtığımda kapı duvara çarptı, yüksek bir ses çıktı. Valerria yerde oturmuş, bacaklarını gögüsüne çekmişti, yaşlarla dolu gözleri kapalıydı. Kapının çarpma sesini duyunca elleri ile kulaklarını kapattı. "Dios me perdone no dejes que me vuelvan a torturar (Tanrım beni affet, bana bir daha işkence etmelerine izin verme)" kendi dilinde anlamadığımız şeyler fısıldıyordu.

 

Miran'a baktığımda gözleri endişe vardı. Ne yapacağını bilememiş halde kucağında ağlayan Pamirle beraber ürkek hayvan gibi yere oturmuş ağlayan Valerria bakıyordu.

 

Yavaşça odaya girdim, her adım attığımda Valerria her adımım da daha da irkiliyor kendini küçültmeye çalışıyordu. "No, no, no.." diye dehşet dolu fısılstısını duydum.

 

"Valerria," dedim yumuşak sesimle. Valerria bir an durdu, ağlamayı kesti. Kaşlarını çatmış sanki sesin benden gelip gelmediğine emin oluyordu. "Valerria, benim." diye tekrarladım.

 

Tam onun yanında adımlarımı kestim. Yavaşça yere eğilerek yanına oturduğumda gözlerini karanlığından çıkardı. Ürkek, çocuksu bakışları ile bakıyordu. "Geçti, bak biz iyiyiz." dedim sakinlikle.

 

Bileklerini nazikçe kavrayarak kulaklarından uzaklaştırdım. Kollarımı ona doladım, sımsıkı güven verici halde sarıldım. Tekrar hıçkırıklar bedenine sarmıştı. Sırtını teselli edercesine okşamaya başladım.. "Şşş.."

 

"Bunlar kim? Nerdeyiz biz?" diye hıçkırıklarının arasında sordu. Daha bir açıklama bile yapılmamış mıydı? Kötü bakışlarımı önce Miran'a çevirdim. O utanarak bakışlarını kaçırdı, kafasını yere doğru eğdi. "Benim suçum yok," diyebildi.

 

Tekrar kollarımla sarmaladığım Valerria baktım. "Sakin ol. Biz güvendeyiz, bak Pamir de iyi. Her şeyi açıklayacağım sana." diye yavaşça tane tane söyledim. Valerria gözyaşları ıslanmış yüzünü omuzuma koydu. "Güven de değiliz, o ilk bulduğu yerde öldürecek bizi." dedi.

 

Yumuşak, yatıştırıcı şekilde saçlarını okşadım. Hıçkırıkları yavaş yavaş azalmaya başlamıştı, "Güvendeyiz," dedim emin halde. Her şey olabilirdi, her şey ama bu olamazdı. Yaşlarla ıslanmış, makyajı akmış yüzünü omuzundan kaldırdı. "Bize kötü bir şey olacak olsa, sence ev ortamında olur muyduk?" mantıklı konuşmaya çalıştım.

 

Valerria elini tersi ile yüzündeki yaşları sildi, "Bilmiyorum, korkuyorum. Ben ilk kaçırıldığımda her yer karanlıktı, soğuktu." dedi, dinmeye başlayan hıçkırıkları ile. Kederli bir iç çektim, yanaklarındaki yaşları yavaşça sildim. "Ama burası karanlık değil, soğuk değil." dedim.

 

Dediğime katılarak kafasını salladı. Yaşlarla dolu gözleriyle Miran ve Pamir'e baktı. "Bebé (bebek) güvende mi?" diye emin olmak istercesine sordu. Soruyu duyunca onaylamak amaçlı kafamı ağır ağır aşağa yukarı salladım.

 

"Gerçekten güvende, biz dostuz!" dedi Miran. Miran'nın sesini Valerria duyduğunda ürkek hayvan gibi irkilmişti. Bacaklarını sımsıkı gögüsüne bastırdı.

 

Onun rahatsızlığını anlayınca yavaşça ayağa kalktım. Miran'a yargılayıcı bakışlar atmamaya çalışarak ellerimi kucağındaki Pamir'e uzattım. "Şey, sen şimdilik çık. Ben Valerria sakinleştiricem." diye fısıldadım.

 

Miran başta tereddüt etti, bakışları kapıya kaydığında benimde kaymıştı. Kutay kapıya yaslanmış bizi izliyordu. Her ikisine de keskin, kararlı bakışlar attım.

 

Pamir'i Miran'nın kucağından aldım. "Özür dilerim.." diye mırıldandığını duydum Miran'ın. Yavaşça odadan çıktı, kapıyı kapattı.

 

Pamir'i sakinleştirmek için sırtını okşamaya başladım. "Şş, tamam bebeğim. Ben burdayım." diye fısıldadım. Valerria'ya yaklaştım ve yanına oturdum.

 

Dizinin üstünde olan elini destekleyici şekilde tuttuğumda hüzünlü gülümseme ile gülümsemişti.

 

Bir saat dakikalar gibi geçmişti, Valerria nerede olduğumuzu açıkladım. Onu sakinleştirdim. Bu sırada Pamir kucağımda huysuzlanmaya başlamıştı haklı olarak çünkü mama yememişti.

 

En sonunda ağlamasına dayanamadım, "Pamir acıktı, sen şimdi burda kal. Ben onun karnın doyurayım," dedim. Valerria sakinleşmiş halde "Tamam, ben burda kalacağım." dediğinde itiraz etmedim. Kucağımda Pamir ile ayağa kalktım.

 

Kapalı kapıyı açarak dışarı çıktığımda Kutay meraklı ama normal davranmaya çalışarak bekliyordu. Ona kısa bir bakış attıktan sonra huysuzlanan bebeği sakinleştirmeye devam ettim. "Bir şey mi lazım?" dedi merakla.

 

Yanağımı yanağına dayadım, cıyaklayan Pamir birazda olsa susmuştu. "Beni kaçırdın, okey. Valerria kaçırdın ona da okey. Küçücük bebeği kaçırırken aklın nerdeydi? Çocuk aç, aç!" diye bastırılmış öfkemle isyan ettim.

 

Kutay dingin adımlarla yanıma yaklaştı. "Her şeyi düşündüm. Maması, zıbınları, bineronları falan her şeyini aldım." diye açıkladı. Bu açıklamadan memnun olamasam da sorgulayamamıştım

 

, Pamir çok huysuzlanıyordu.

 

Pamir'in cıyaklamaya devam ederken onu hafifçe sağlamaya başladım. "Şşş, tamam. Vericem sana mama." diye mırıldandım. Yanağını yanağımdan ayırdım. Dudaklarımı yanağına bastırdım.

 

"Bana ver," dedi aniden Kutay. Şaşkınlıkla ona bakalmıştım. Pamir küçük kollarını boynuma dolamış, mırıldanmaya başlamıştı. "Niye?" diye sordum.

 

Kutay sıcak gülümseme ile Pamir'i kucağına aldı. Kucağında yavaş yavaş sallıyordu, Pamir'de tanıdık bir edayla onun yakasıyla oynamaya başladı. "Biz delikanlıyla tanıştık. Sen dinlen, ben ona mamasını yediririm." dedi.

 

Şok içinde kaşlarımı kaldırdım, yavaşça kafamı salladım. Daha önce Kutay'ın bir bebek sevdiğini görmemiştim. Bu kadar çabuk kaynaşmasına şaşırmıştım.

 

Kutay ilgisini Pamir'e vermişti. "Sana mama yedirelim mi?" diye mırıldandı. Dudaklarını alnına basıtırırken mutfağa doğru ilerliyordu. "Ma-ma." diye mırıldandı Pamir'de.

 

Arkalarından onları takip etmeye başlamıştım, merak beni peşlerine düşürmeye itmişti. Açıkça merak ediyordum, kafamda şu soru canlamadan edememişti, "Kutay baba olsa, nasıl olurdu?" tam olarak bunu merak ediyordum.

 

Onlar mutfağa girerken kapıya yaslanmıştım, kollarımı birbirine sabitledim, izlemeye başlamıştım.

 

Kutay Pamir'i kucağından indirmeden mutfak tezgahına yaklaştı. Yeni yıkanmış biberonun ağız kısmını açmaya başladı. Bir yandan Pamir'i oyalamak için kucağında sallıyordu. Pamir biberonun göstererek "Ma-ma," dedi tekrardan. Kutay ilgili davranarak şakağından öptü, "Evet, şimdi sana mama yapacağız."

 

"Hmm!" dedi Pamir anlamış gibi. Öne eğilerek biberonun ağızlığını aldı incelemeye başladı. Bu sırada Kutay'da açılmamış mama kutusunu açtı, içeriğini incelemeye başladı. "En iyi markayı aldıkta, bakalım bi içeriği neymiş," diye kendi kendine mırıldandı.

 

Pamir açlığını vurgulamak için Kutay'ın şakağına biberon ağızlığını vurdu 'Ah,' diye bir sızlanma duymuştum sonra Pamir'in ufak bağrışını "Mamaaaağğ!"

 

Asıl tepkiyi şimdi merak ediyordum, acaba kızacak mıydı? Yoksa sabırlı mı davranacaktı?

 

Kutay mama kutusundan kafasını kaldırdı, "Sen neden bana vurdun şimdi, biz arkadaş değil miyiz?" diye isyankar halde sordu. Pamir ufak kıkırdamalar çıkardı. "Mamaaa!" dedi yine ve yine.

 

Kutay derin bir iç çektiği sırada Pamir biberon ağızlığını tekrar kafasına vurdu. Bu sefer Kutay sızlanmamıştı, gözlerini sakince kapattı ve geri açtı. "Ver bakalım şunu," dedi yumuşak sesle. Pamir'in elinden almak için çaba göstermedi, sadece istemişti.

 

Pamir şiddetle kafasını iki yana salladı, ifadesi öfkeli ve inatçı bir hale büründü. Biberon ağızlığını gögüsü kafesine bastırdı. Kutay Pamir'in sırtını rahatlamak için okşadı. "Ama bak bu yaptığın canımı yaktı, olmaz ki öyle. Ver bakalım," nazikçe söyledi.

 

Pamir alt dudağını bükerek biberon ağızlığını uzattı. Kutay nazikçe aldı Pamir'in ulaşamayacağı tezgahın duvar kısmına koydu. "Hem akıllı, hem yakışıklı delikanlı daha ne olsun?" diye övdü. Alnına öpücük kondurdu. Pamir 'de minik kollarını sardı boynuna sarıldı.

 

Onları böyle görünce yüzümde ufak tebessüm olmuştu, onları izlemek güzeldi ama bu duygu sonrasın da yanlış gibi gelmeye başlamıştı, sonuçta artık Kutay kocam değildi, saçma sapan hayaller kuramazdım. Kapının eşiğinden onlar fark etmeden ayrıldım, yürüdüğümde adımlarım tahta da hışırtı yapıyordu. Valerria yanına gidemeyecek kadar duygulu hissediyordum kendimi, o yüzden kanepeye ağır ağır oturdum. Gözlerimi kapattım, sanki gözlerim kapanınca her şey değişecekmiş gibi hissediyordum ama değişmeyecekti.

 

"Bizz geldik," dedi aniden bir ses. Gözlerimi hızlıca açtığımda Kutay'ın kucağında biberonla mama içen Pamir'i görmüştüm. "İyi," diye mırıldanabildim. Kutay'ın gülümseyen yüzü solmuştu, kanepeye ağır ağır yaklaştı yanıma oturdu. Dizlerimiz birbirine değiyordu.

 

Bacaklarımı birbirine birleştirdim, oluşan teması kestim. Sık sık gözlerimi ondan kaçırıyordum. Aramızda gergin bir sessizlik oluşmuştu. Bunu benim bozmaya niyetim yoktu.

 

"Rojdan," sessizliği bozmaya çalıştı. Cevap vermedim kafamı pencereye doğru çevirdim. "Rojdan," diye seslendi tekrardan. Yine cevap vermedim. Sabırsız iç çekişini duyduktan sonra çenemi kavradı. "Bırak!" onu elini itmeye çalıştım. Bir şekilde mücadeleme rağmen çenemi çevirdi yüzüne bakmamı sağladı. "Niye böyle yapıyorsun? Seninle konuşmaya çalışıyorum!" diye isyan etti.

 

Konuşmak dediğinde sinirden gülmek istemiştim ama kendimi tuttum. "Neden konuşacakmışız?" dedim. Bastırılmış duygulardan sesim titriyordu.

 

"Neden konuşmayacakmışız?" diye karşılık verdi. Hemen konuşmadım, sessizlik oluşmuştu. Pamir'in mama içerkenki yumuşak mırıldanmalarının sesi sessizliği bir nebze de olsa bozıyordu.

 

Sorusuna anlam verememiştim, önce beni kaçırdığın sanmıştım sonra bir çığlık ve ağlama sesiyle beraber Valerria ve Pamiri de kaçırdığını öğrenmiştim ve hala bir açıklama yapmıyordu. Hala neden konuşmayacakmışız diye soruyordu.

 

"Rojdan, cevap ver," dedi emrivaki ses tonuyla. Çenemde olan elini sertçe ettim, elini yanına düştü. "Yeter!" yüksek sesle söyledim. Kutay'ın gözleri kocaman açılmıştı, bir anda yüksek sesle konuşmam şaşırtmıştı. Pamir ise donup kalmış her an ağlayacaktı.

 

Bastırılmış öfkemi, sinirimi daha da bastırmaya çalışıyordum çünkü bağırıp Pamir'i ürkütmek istemiyordum. "Yeter," dedim titrek fısıltımla. İnip kalkan göğüs kafesime dokundum. "Yeter artık, ben senden kurtulmaya çalıştıkça bana böyle oyunlar oynuyorsun!" ellerim titremeye başlamıştı.

 

Derin nefes aldı, Pamir'i tutan kolunu gevşek tutmaya çalışıyordu. İçindeki öfkeyi yüzünden görebiliyordum. "Biz ayrılmayacağız, sadece konuşup halledeceğiz, normal çiftler gibi," son söylediğini kelimeyi bastırarak söylemişti. Biz normal şartlarda bile değilken nasıl konuşup çözecektik?

 

"Biz normal şartlarda bile değiliz," kollarımı birbirine dolamayı bıraktım, ağrıyan başımı ovarken konuşmaya devam ettim, "Beni kaçırıyorsun, hiçbir açıklama yapmıyorsun ve öğreniyorum ki Valerria da Pamir de burda. Sen ne normalliğinden bahsediyorsun? Biz bu evliliğin başından beri normal şeyler yaşamıyoruz."

 

"O zaman normal hale getiririz!" diye aniden bağırdı. İrkilerek geriye doğru çekildim, bacaklarım dahil bütün bedenim titriyordu. Bağırmasının üzerine Pamir de ağlamaya başladı. "Ya sen deli misin? Çoçuk bile ağlıyor!" dedim yüksek sesle.

 

Gögüsü öfke ile inip kalkarken Pamir'i sakinleştirmeye çalışıyordu, yavaşça kollarının arasına yatırıp sallamaya başladı. O an ona bakakaldım düşünceler dalmıştım, ilk tanıdığım Kutay ve son tanıdığım Kutay arasında uçurumlar kadar fark vardı, göğüsümde keskin hiç yaşamadığım sızı hissetmiştim.

 

Ayağa kalktım, düşüncelerimi arasından yaşlarla dolan gözlerimi onun görmemesi için elimi tersiyle sildim. Ona tek kelime dahi etmeden Pamir'i kollarının arasından aldım. "Rojdan," diye seslendi tekrar. Bakışları yüzümü taradığında hayal kırıklığımı anlamış olacak ki yumuşak şekilde konuşmaya başladı, "Özür dilerim, amacım seni incitmek değil. Ben.."

 

Sözüne devam ettiremeden hayal kırıklığı dolu gülümsemeyle ona baktım, "Boşversene," demekle yetindim. Kucağımda Pamirle beraber Valerria'nın olduğu odaya ilerledim.

 

Ağlamamak için boğazımdaki düğümü çözmek için sık sık yutkunuyordum. Bedenimin titremesi artıyordu, korktuğum için değil hayal kırıklığı, öfke ve umutsuzluk yüzündendi.

 

Valerria'nın olduğu odaya yaklaşırken kahkaha seslerini kulaklarıma nüfus etmişti. Kapıyı hafifçe araladığımda Miran ve Valerria sohbet ediyordu hem de Valerria'nın sık sık kullandığı İspanyolca dilinde. Pamir'in ağlamasını duyacak olmuş olacaklar ki kapıya doğru baktılar. Beni görünce Valerria yumuşak gülümsemesi ile gülümsedi.

 

Kırık gülümsememle karşılık verdim. Yavaşça içeriye girdim. "Alıştın sanırım buraya Valerria." dedim. Kucağımda ağlayan Pamir'i yavaşça sallıyordum. İçinde mama biten biberonu elinden aldım, kollarımı boynuma doladı her zaman ki gibi sımsıkı sarıldı.

 

"Sanırım öyle," dedi Valerria, Miran'a bakarak. Miran'nın yanakları kızardı, bakışlarını ikimizden de sakladı. "Fazla alışmasan iyi olur, yakında gideriz," duraksadım, yakında gidemeyeceğimizi çok iyi biliyordum. "Yani belki.."

 

Umutsuz tavrımı gören Valerria bir şey diyememişti. Oturduğu yerden ayağa kalktım, hayretler içinde Pamir'e baktım. "Dios mío (Tanrım) neden bu kadar ağlıyor?" diye hayretle sordu.

 

Elimi saçlarımın arasına geçirdim, ne diyeceğimi bilemedim. "Hm, biz biraz atıştık Kutayla o yüzden." diye açıkladım. Valerria gözlerini devirdi, "cavernícola (mağara adamı) bebekli ortamda kavga edilmez." dedi. Bunu duyan Miran ikimize yaklaştı. "Ben çıksam iyi olur, siz kız kıza oturun." dedi.

 

"Gracias por tu amistad, Miran. (Arkadaşlığın için teşekkür ederim Miran.)" diye hevesle söyledi Valerria. Yüzünde otuz iki diş gülümsemesi oluşmuştu, ellerini heyecanla arkasına koydu. "De nada Valerria, nos vemos en la cena. (Rica ederim Valerria, akşam yemeğinde görüşürüz.)" Miran elimdeki boş biberonu alarak odadan çıktı.

 

"Valerria," dedim. Valerria Pamir'in yanağını okşarken "Hm?" diye yanıt verdi. Yavaşça Pamir'i Valerria'nın kollarının arasına verdim. İçimdeki keskin sızı beni rahatsız ediyordu, elimi gögüsüme bastırdım sertçe yutkundum. "Ben biraz uyusam, sen Pamir'e bakar mısın?" diye sorduğumda endişeli halde bakıyordu. "Sí (evet)"

 

Yavaşça odadaki yatağa oturdum, sırtımı kamburlaştırdım elimi gögüsüme bastırarak derin nefesler almaya başladım. "Rojdan, iyi olduğuna emin misin?" diye tereddütle sordu Valerria. Ona bakmadan "Evet, iyiyim. Uyusam geçer." diye yanıtladım.

 

"O zaman ben Pamir'i alıp çıkayım, sende rahatla biraz." dedi. Eğik kafamı sallamakla yetindim, yavaşça elimle keski acıyı gidermek amaçlı gögüsümü ovmaya başladım. Valerria çoktan gitmiş oda sessizliğe bürünmüştü.

 

Yatağa dikkatli hareketlerle uzandım. Gözlerimi sıkıca kapatarak sakinleşmeye çalışıyordum. O ara yorulan bilincim kapanmaya başlamış uykuya dalmıştım.

 

Kutay Karan Aslanbey

 

Gün sessizlikle geçmişti. Sessizliğin artması endişemin artmasına neden oluyordu. Öğlenden beridir Rojdan sesini hiç çıkarmamıştı. Son yaşadığımız takışmadan sonra rahatsız etmek istememiştim çünkü biliyordum, geri teperdi.

 

Akşam yemeği için masaya oturmuş yemek yemeye çalışıyordum. Valerria ve Miran sohbet ediyordu, sohbetlerin hiçbirine dahil olmamıştım. Önümdeki yemeği didikleyip duruyordum, boğazımdan lokma geçmiyordu. En sonunda dayanamadım çatalı gürültü şekilde porselene çaparak bırakmıştım.

 

Valerria ve Miran sohbeti kesmiş, anlamayan gözlerle bakıyorlardı. "Sizlik bir şey yok, yemeğiniz yiyin." dediğimde ikisi de sorgulayan şekilde birbirilerine baktılar. Onları umursamadan masadan kalktım, tabağımı aldım lavaboya koydum.

 

Bir tepsi aldım ve iki tabak aldım. Etli güveç ve pilavdan koydum. Rojdan sevdiği için elmalı tarçınlı kek yapmıştım, onu da ayrı küçük bir tabağa koydum.

 

Elimde tepsi ile yattığı odaya doğru giderek kapalı kapının önünde durdum, içeri girmeden önce cesaretimi toplamak derin bir nefes aldım, kapıyı yumuşak tıkırtı ile çaldım. "Rojdan, sana akşam yemeği getirdim." İçerden hiçbir ses gelmemişti, cesaretim giderek azalsa da tekrar kapıyı yumuşak tıkırtı ile çaldım. "Rojdan, uyanık mısın?" Yine cevap gelmemişti, sessizlik deli eden cinstendi.

 

Dayanamayarak odaya direkt daldığımda gördüğüm manzara dehşete düşmem neden olmuştu. Rojdan yatağa oturmuş, dizlerinin göğüsüne kadar çekmiş boş boş duvara bakıyordu. Vücudum da soğukluk hissetmeye başladım, normal davranmaya çalışarak ona yaklaştım. "Rojdan, bak sana yemek getirdim. Acıkmışsındır." dedim temkinlice.

 

"Aç değilim," dedi, düz ses tonu ile. Bu ses tonu beni korkutmuştu, çünkü ne olursa olsun her zaman bir tepki gösterirdi, öfke, mücadele gösterirdi. Peki şimdi? Hiç

 

Yanına oturdum, tepsiyi komidinin üzerine koydum, büyük elimle dizine dokundum yavaşça daireler çizmeye başladım. "Olmaz öyle, yemek ye güçten düşme." diyebildim. Tepksizce duvara bakmaya devam etti. "Rojdan," yine tepki vermemişti, endişem korkumu yenmeye yetmişti. Kollarını yumuşakça sardım, kendine getirmek için sallamaya başladım. "Lütfen bir şey söyle, korkuyorum Rojdan, bir şey söyle yalvarırım!"

 

Aniden öfkeyle yanan gözlerini üzerime dikti. "Dokunma!" tiz şekilde bağırdı. Ellerimi yanmış gibi onu bıraktım. "Yeter, bana dokunma. Senden nefret ediyorum, bu memelekete geldiğim güne lanet olsun. O havaalanın Allah belasını versin," diye bağırarak patladı.

 

Donup kaldığım için o an tepki verememiştim, ilk defa bugün bir açıklama yapamıyordum durumu kontrol edemiyordum. Ne kadar denersem deneyeyim çözüm bulamıyordum.

 

Ellerimi dizlerinden çekti, "Senden kurtulacağım tamam mı? İçine çektiğin çukurdan kurtulacağım. Seni istemiyorum!" diye hırsla söyledi. Öfkeden nefesi kesik kesik geliyordu. "Rojdan, sus." diyebildim titreyen sesimle.

 

Öyle sözler söylüyordu ki kalbim batıyordu, nefesimi daralmaya başlamış olmakla birlikte karnıma bıçaklar saplanıyordu adeta.

 

"Susmuyorum, neden susacakmışım? Önce Zulal sonra Berithan, şimdi de sen hayatımı mahvettin. Beni evlenmeye ikna ettin, okuluma gidemedim, senin geçmişinin cezasını çektim. Şimdi sen mi beni sevmiş oluyorsun? Böyle mi seviyorsun beni? Kötü sözler söylerek mı?!" her sözü, her kelimesi daha da beni bitiriyordu, cevap verecek gücüm dahi kalmamıştı.

 

"Sus," diyebildim kısık, yalvaran sesimle. Kafamı eğdim, ellerimi kafamın yanına koydum. Gözyaşlarım bana ihanet etmiş damlalarla akmıştı. "Sus, ben istemedim. Ben hiçbir şey istemedim. Bir ailem bir yuvam olsun istedim. Böyle olsun istemedim.."

 

Yorgun hıçkırık seslerini duyabiliyordum, o da benimle beraber ağlıyordu. "Olmuyor işte, niye zorluyorsun? Olmuyor," dediğinde kafamı kaldırdım ona baktım. "Olmuyor diye bir şey yok, ben seni seviyorum." dedim eminlikle.

 

Baldırılarını tutan elleri yumruk olmuştu, yüzündeki çaresizlik iliklerime kadar işlemişti. "Vazgeç artık, olmuyor işte." dedi umutsuzca. Vazgeçemezdim, vazgeçmemliydim. Kötü şeyler yaşansa da mutlu olabilirdik. Boşanmayı, gitmek zorunda kalmasını her şeyi unutabilirdik.

 

"Olmaz, bunu benden isteme. Başka bir şey iste." diye yalvaran tonda konıştum. Şişmiş gözlerindeki yaşı işkence edercesine yavaş sildi. "O zaman git. Ben gidemiyorum, sen git."

 

Giderdim, ben giderdim ama Rojdan giderse geri dönmezdi.

 

"Bunu mu istiyorsun?" diye sorduğumda kafasını tereddütsüz sallamıştı. Onun istediği her şeyi yapardım. Yavaşça ayağa kalktım, "Tamam giderim, ama sen gitme." dedim. Sadece bana bakıyordu, o kadar yorgun, o kadar bitkin görünüyordu ki.

 

Arkamı dönüp kapıya doğru yürümeye başladım, adımlarımdan gıcırdayan tahta haricinde her şey sessizdi. Kapıdan çıktım, arkamdan kapıyı kapattım.

 

Miran mutfak kapısından bakıyordu, sadece sade bir bakış attım ona. Ardından evden çıktım, arabaya binerek gittim.

 

Rojdan Karaşah

 

Bütün akşam odadan çıkmamıştım. Yatağa top gibi kıvrılmıştım. Komidinin üzerinde duran soğumuş yemekle baş başa kalmıştım. Kalbim doymazken, karnımın doyması ne faydaydı?

 

Sessizce akan gözyaşlarım yastığımda ufak lekeler bırakmıştı. Pozisyonumdan dolayı bacaklarım uyuşmuştu. Gözlerimi tekrar karanlığa gömdüm.

 

Huzursuz uykumu uyumaya çalışırken, kapının gıcırdadığını duymuştum. Gözlerimi yavaşça araladığımda sesi dinlemeye başladım.

 

Kapı açılmıştı, soğuk hava bedenime çarpmıştı. Ayak sesleri geliyordu. Ağır ağır biri yatağa çökmüştü, ayakkabılarını çıkarıyordu. "Kimsin?" diye fısıldadım. Böyle şeylere o kadar alışmıştım ki korkmuyordum bile.

 

"Benim," dedi Kutay. Onu saatler öncesinden kovmuştum, köpek yavrusu gibi geri gelmişti. Yatağa uzandığını ağırlık çökmesiyle anladım. Oda karanlıktı. Ensemde bir nefes hissetim, Kutay'ın nefesi

 

Gecenin karanlığın pencerelerden içeriye yansıyordu. Yanımda yatan Kutay'a arkamı dönmüş, top gibi kıvrılmıştım. Pencelereden yıldızlara bakıyordum. Onun nefesi enseme değiyordu. "Rojdan," dedi yavaşça.

 

"Dokunma bana," dedim soğuk sesimle. Pes edercesine geriye doğru çekildi, artık nefesi enseme değmiyordu. Gözlerim yaşarmaya başlamıştı. Artık yaşadıklarımı psikolojik olarak kaldıramıyordum. Önce Siyam'ın esareti şimdi de Kutay'ın.

 

"Kutay," dedim aniden. Cevap verememişti, kızmamdan korktuğunu biliyordum. Ufak hıçkırık dudaklarımın arasından kaçmıştı. "Ne olacak bizim bu halimiz?" diye boğuklaşan şekilde söyledim.

 

Hıçkırıklarımın ardı arkası kesilmemişti. Karnımın üzerinde el hissetim. "Olmuyor işte, neden sen bunu idrak edemiyorsun?" diye fısıldadım. Cevap vermemişti, kolunu belime nazikçe dolayarak kendine çevirdim, top gibi kıvrılmamı bozmuştu. Karanlığın ortasında yüzünde ki hüzünü görebiliyordum.

 

Yüzümü göğüsüne gömmüş hıçkırıklarım fazlalaşıyordu, gözyaşlarım tişörtünü ıslatıyordu. Duygusal olarak yorgunluğum mantıklı düşünmemi sağlamıyordu.

 

"Bende bilmiyorum sonumuz ne olacak," diye fısıldadı boğuklaşan sesi ile. Cevap veremedim ağlamakla meşguldüm. Parmaklarını saçlarımın arasında hissettim, aynı eskisi gibi okşuyordu. Bu canımı yakmıştı, çünkü o kadar çok şey yaşamış birbirimizin kalbini kırmıştı ki gerçek gelmiyordu.

 

"Ama seni bırakmam, bende bunu isteme." diye fısıldadı. Ah, Kutay, Ah. Senin bu nankörlüğün ne zaman bitecek? Yaşlarla ıslanan yüzümü göğüsünden çektim, bakışlarımızı buluşturdu. "Ne zaman nankör olmayı bırakacaksın Kutay? Ne zaman nefes almam izin vereceksin? Yetmedi mi?" üst üste soru sormuştum.

 

Bileğini enseme koydu, kendine daha da yakınlaştırdı. O da biliyordu, ona yakınlaşınca gardım inerdi. "Birlikte nefes alalım," alnıma öpücük kondurdu. Gardımı indirmiş, gözlerimi sımsıkı kapattım, kalbim deli gibi çarparken titrek nefes verdim. O bunu iyi biliyordu, kahretsin ki biliyordu.

 

"İstemiyorum, sana akşam söyledim," dedim. Onun dokunuşundan silkelenmeye çalışıyordum, gardımı indlrsemde bir yanım kendimle savaşıyordu. "Şşş, uyu." diye fısıldadı. Alnıma düzensiz öpücükler kondurmaya başlamıştı.

 

"Senin kollarında uyuyamam, olmaz."

 

Ondan uzaklaşmaya çalıştım, o daha da kendine çekti. "Uyu," diye vurgulayarak söyledi. Kafamı şiddetle iki yana sallasam da bırakmadım, bir demir misali sımsıkı sarıldı. Gözlerimi açmaya cesaret edemedim, gergin bedenim ona karşı gevşemeye başlamıştı.

 

"Senden nefret ediyorum," diye güçsüzce mırıldandım. Bu sefer yanağımı öpmeye başladı. "Biliyorum.." dedi. Zihnim bana oyun oynamıştı, gömleğinin yakasını sıkıca tutarak uykuya dalmıştım.

 

Uyku sırasında ara sıra mırıldandığı özür sözlerini duyuyordum, bazende hıçkırıklarını duyuyordum buna rağmen uyanmayıp kesintisiz uyumuştum.

 

Sabah uyandığımda yatak sıcak ama boştu. Dışardaki sesleri dinlediğimde hiç ses yoktu. Yavaşça dağınık saçlarımla yatakta doğruldum, ayaklarım yere sarkmıştı. Pencereye baktığımda yoğun bir yağmur vardı. Ayağa kalktım odanın içinden çıkarak etrafa aradım. Ne Kutay, Ne Miran, Ne Pamir, Ne de Valerria yoktu.

 

Uyku ve şaşkınlık karışımı saçlarımın arasını kaşıdım. Bulduğum kanepeye oturdum, uykumdan uyanmak için elimi yüzüme yavaşça sürdüm. Tekrar bir ses gelir diye kulaklarımla dinliyordum, yağmur sesi hariç ev çok sessizdi, fazla sessizdi.

 

Dağılan saçlarımı ellerimle taradım. Ayağa kalkarak odalara hemencecik baktım, her oda boştu, eşyaları ortada yoktu. "Şaka mısınız?" diye kendi kendime mırıldandım.

 

Ev kapısına yaklaştığımda, kolu çevirdiğimde hiç zorlamadan açılmıştı. Sonuna kadar açtığımda soğuk hava bedenimi titretmeye yetmişti. Bir şeyin farkına varmıştım, yalnızdım. İstersem çekip gidebilirdim, bunu yapabilirdim.

 

Gökyüzüne baktığımda kasvetli bir hava vardı, kaçarsam muhtemelen ıslanırdım hasta olurdum. Denemeye değer miydi? Bulunduğum konumda belki ama araç nasıl bulacaktım? Yoldan araç çevirsem nasıl biri olduğunu nereden bilecektim? Ama korku neye yarardı ki? Hiçbir şeye.

 

Dışarıya bir adım attım sonra ikinci adımı attım. Yağmur beni ıslatırken adımlarımı hızlandırmaya başladım, yavaş yavaş verandan'nın merdivenlerinden indim. Ormanın içinde bir yerdeydim, yine de durmama engel olmamıştı. Adımlarım dingin ama hızlıydı. Ormanın içine süzülüyordum, kıyafetlerim saçlarım ıslanmaya başlamıştı.

 

Arkamdan tanıdık o sesi duyunca, öne sendeleyerek duraksadım neredeyse düşüyordum. "Rojdan!" diye bağırdı Kutay. Bu anı çok tanıdık gelmişti. "Buraya gel hemen!" sertçe bağırdı. Durmadım, duramazdım da zaten bir delilik yapmıştım.

 

Adımlarımı hızlandırmaya başladığımda arkamdan sesler daha belirgin hale gelmeye başlamıştı. "Kaçarak hiçbir yere varamazsın, buraya gel!" elimden geldiğince hızlı koşmaya devam ettim, omuzlarımın üzerinden baktığımda o çok yakındı, hemde çok.

 

Sanki bütün hayatım buna bağlıymış gibi koşuyordum, durmam mümkün değildi. Önümdeki çalıların ellerimle yok etmeye çalışarak koşuyordum, ayak bileklerimde çizikler oluşmuştu. Çok koştuğum için nefesim hızlanmıştı, soğuktan boğazım kurumuş yutkunamıyordum.

 

Soğuktan titremeye başlarken hızlanmam yavaşlamaya başlamıştı, saklanmam gerektiğini düşünmeye başladım. Omuzum üzerinden arkama baktığımda kimse yoktu. Tam o anda anlamadığım bir sebeple yere çakıldım, "Ah!" diye sızlanma çıktı. Kıyafetlerim ıslak toprak olmuştu, onunla birlikte yanağımda.

 

Büyük bir gölge üzerime düşmüştü, yüzümü çevirdiğim sırada Kutay'ın karamsar yüz ifadesini görmüştüm, göz göze gelmiştik. "Kalk," itiraz ettirmeyen ses tonuyla. Bakışlarımı sertleşmişti, onca yarama rağmen ayağa kalktım, tam onun önünde durdum. "Bana emir veremezsin."

 

"Sen ne halt yediğinin farkında mısın?" dedi tükürürcesine. Gözlerimi kıstım, onun hızlıca ittim. "Düzgün konuş benimle, senden kaçıyorum!" diye bagırdım.

 

Bileklerimi demir kadar sıkı kavradı, göğüsüne doğru çekti. "Beni terk edemezsin, günler önce yaptığın gibi yapamazsın!" diye tısladı. Öfkem giderek artıyordu, onun demir gibi olan dokunuşundan kurtulmaya çalıştım. "Bırak beni, bırak artık. Pes et!"

 

"Bırakmam, bırakamam!" dedi. Aniden bileğimü bırakınca geriye doğru sendeledim. Belimi kavrayarak beni omuzuna attı. Çığlıklarla atmaya onun sırtına vurmaya başladım. Kutay hiç gocunmadı geri dağ evine götürmeye başladı. "Sen var ya delirmişsin ulan, bu yağmurda kaçılır mı?"

 

"Kes sesini, indir beni. Seni polise şikayet edeceğim, doğduğuna pişman ederim. Bırak!" diye öfkeyle bağırdım. Kutay hiçbir şekilde dinlemiyordu, sırtına ardı ardına darbe indirmem rağmen dağ evine kadar taşıdı.

 

Kapıyı sakince açarak, sırtında benimle beraber içeriye girdi. "İndirsene beni, indir sana göstereyim. Kırayım o bardağı kafanda!" diye inatla bağırdım. Gögüs kafesinden gür bir kahkaha yükseldi. "Karıcım, ikimizde biliyoruz, sen bunu yapamazsın." dedi inanamayarak.

 

Ayaklarımı salladım, kıpırdanmaya çalıştım. "Ben senin karın değilim, anladın mı gerizekalı!" kanepeye yumuşakça bıraktı, üzerime tekrar gölgesi düştü. "Sen benim helalimsin, hâlâ nikahımız var." dedi, üstüne basarak.

 

Ellerimi kaldırıp ona vurmaya çalışırken bileklerimi tekrar kavradı. "Ama resmi nikah yok, sen benim kocam değilsin!" diye inatla söyledim. O gülmesini bozmadı. "Tekrar evleneceğiz, merak etme." dedi emin halde.

 

Her sözü beni daha da çileden çıkartıyordu, ayaklarımla yastıklara yumruk atmaya başladım. "Evlenmiyorum. Hayır, hayır, hayır!" diye karşılık verdim. Sakince kafasını indirdi. "Tamam Rojdan, ömür boyu peşinden koşarım."

 

Ufak bir kahkaha attım, tek kaşımı kaldırdım. "Sen yaşlısın bir kere, ömründe kısa olur." diye misilleme yaptım. Dilini damağına vurdu 'cık' diye bir ses gelmişti. "Bu misilleme artık işe yaramıyor," dedi.

 

Başta kahkaham soldu, sonra aklıma fikir gelince tekrar gülmeye başladım. "Doğru haklısın. Sonuçta benim çocuğum olduğunda sen torunlarını filan seversin."

 

Çenesinden bir kas seğirdi, gözlerini tehlikeli şekilde kıstı. "Seveceksek bir çocuk, bizim çocuğumuz olur," diye kıskançlıkla söyledi. Kendimi hiç bozmadan ona "Yoo, ben yeni koca alacağım." dediğimde hızlı kendimi tekrar onun sırtına atılmış halde buldum.

 

"Napıyorsun sen?!" diye kükredim. Onun kıskançlıktan oluşan öfkesini hemen anlamıştım, zaten bilerek yapmıştım. Uyuduğum odaya götürdü, yatağa sertçe bıraktı. "Cevap ver, sana diyorum!" yine cevap gelmenişti, yüz ifadesi karanlıktı.

 

Gardıroba yaklaştı, sertçe kapağını açtı. İçinden hızlıca kıyafet bulmaya başladı, hareketleri hızlı ve öfkeliydi. Basit bir tişört ve pantolon çıkardı yatağa yanıma attı. "Giyin," dedi sertçe.

 

"Giyinmiyorum, senin kıyafetlerini giymem!" hemen itiraz etmemişti, gözlerini parmakları ile ovdu. Yanıma dingin şekilde yaklaştı, "Yeter!" diye bağırdı aniden. Sesi o kadar korkutucu gelmişti ki geriye kaydım. "Çocuk gibi davranmayı kes artık, seninle konuşmaya çalıştım, alttan aldım, sustum ama yeter, sabrımın sonuna geldim."

 

Akmayan gözyaşlarımla titreyen duduklarımla ona baktım, bağırması hem korkmuş hem de zoruma gitmişti. Kafamı eğerek salladım. "Giyineyim," diye anlaşılmaz halde mırıldandım. O sessizce beni izlerken, yavaşça yatağa oturdum soyunmaya başladım. Güvende hissetmediğim için bedenimi kollarımla kapatıyordum. Hızlıca giyindim, yatağa çekingen halde oturuyordum.

 

Kutay yaklaştı, önümde yavaşça diz çöktü. "Ben bağırmak istemedim, dediklerin ağırdı," dedi. Hep aynı şeyi yapıyordu ve aynı şeyi söylüyordu. Kırık gülümsemeyle gülümsedim, dudaklarım hala titriyordu. "Önemli değil. Alıştım artık, hep böyle yapıyorsun."

 

Tek kelime etmeden ayağa kalktı, odanın içinden çıktı. Kapının kilidinin yerine oturduğunu hissetim. Derin bir nefes aldım, yatağa yavaşça uzandım yine bir top gibi kıvrılmıştım.

 

Çok geçmeden kapı tekrar açıldı, hiç o kısıma bakmamıştım. Duvarı izliyordum, kendimi her şeye kapatmıştım. Duygusal olarak kaçıyordum. "Sana yemek getirdim," dedi Kutay. Donup ona bakmadım dahi, arkama yatağa oturduğunu hissetim, yatağın çöküşünden.

 

"Zor şeyler yaşadık," diye konuşmaya başladı. Parmakları saçlarıma doğru gitmişti, dokunmaya cesaret edemedi. "En çok sen yaşadın, ama ikimizde duygusal olarak yorgunuz. O yüzden birbirimize karşı daha barışçıl olmalıyız." dedi.

 

Söyledikleri ağzımda acı bir tat oluşturmuştu, daha yarınım garantisi bile yoktu. Siyam her yerde bizi arıyordu muhtemelen, her an ölebilirdik. "Çetin'e ne oldu?" diye aniden sordum.

 

"Çetin hala orda, onun haberi yoktu kaçırılacağından. Ona güvenmiyorum." diye açıklama yaptı. Omuzumun üstünden ona göre boş bana göre yorgun bakışlarla baktım. "Peki neden Valerria ve Pamir'i kaçırdın?" diye tekrar sordum.

 

"Tamamen tesadüf, evin içine giremezdik. Sen bahçedeyken kaçırma fırsatımız vardı değerlendirdim." diye tekrar açıkladı. Kafamı geri çevirdim, duvara bakmaya devam ettim. "Bak, yemek yemelisin. Dünden beri su bile içmedin."

 

"Çokta önemli değil, zaten gözyaşlarım da kurudu." diye mırıldandım. Tabağı gözlerimin önüne koydu. "Lütfen ye, zorla yedirmek istemiyorum. Böyle olmaz Rojdan." dedi, yalvaran ses tonu ile.

 

Onun zorla yedirmesindense kendim yemem daha iyi olurdu. Yatakta doğruldum, başlığa sırtımı yasladım. Tabakta duran sandviç aldım, küçük lokmalarla yemeye başladım. Bu seferde tepisiyi yanıma koydu. Sıcak bir çay, büyük bardak su vardı. "İstersen kekte verebilirim."

 

"İstemiyorum."

 

Sandviç yemeye devam ettim, sıcak çaydan ara sıra içiyordum. Kutay endişeli halde bakışlarını benden ayırmıyordu.

 

"Neden dik dik bakıyorsun?" diye hevessizce sordum. Sandviçin son lokmalarını yiyordum. Elini uzattı, belime nazikçe dokundu hafifçe parmaklarını bastırdı. "Çok zayıflamışsın,"

 

"Her gün diken üstünde yaşarsan sende öyle olursun." dedim. Bu konuşma o kadar canımı yakıyordu ki. Boğazımı temizledim, onun elini belimden ittim. "Dokunma bana," dedim bu seferde.

 

Kutay itiraz etmeden elini çekti, boş tabağı aldı. Yataktan kalktı, endişeli bakışları üzerimden ayırlmamıştı. "Benim mutfakta işim var, sen tepisiyi komidinin üzerine koy. Alırım."

 

Cevap vermedim, hala sıcak olan çayımı yudumlamaya devam ettim, şakağımı yatak başlığına yasladım. Bu sefer kilit yerine oturmamıştı

 

Çayımı içmeye devam ederken oda karanlığa gömülmüştü. Hala boşluğa bakıyordum, hayat ne tuhafta daha aylar öncesinde normal bir yaşantım vardı, belki de geri dönmeseydim hayatım yolunda gidecekti. Artık her uyandığımda farklı bir kaos oluyordu, bir evim bile yoktu doğru düzgün. Ailemi göremiyordum.

 

Düşüncelerle boğuşurken bardağı tepsiye koydum, sudan bir kaç yudum aldım. Bu sefer tepsiyi komidinin üzerine koydum. Yatağa yavaşça uzandım, bacaklarımı karnıma kadar çektim.. gözlerimi yavaşça kapattım.

 

...

 

Gözlerimi açar açmaz etrafıma bakmaya başladım, bir şey fark etmiştim yanımda bana çok benzeyen bir kadın vardı. "Güzel torunum," dedi birden bire. Korkarak geriye adım attım. "Sonunda seninle buluştum," diye ekledi. Elini yavaşça tutmam için uzattı. "Hayır, sen kimsin?" dedim endişeyle.

 

"Benim, babannen Mizgin," Mizgin, babannem olan Mizgin. Küçükken hep ona benzetilirdim, hatta ilk doğduğum da babam annesinin adını vermek istemiş ama babannemin kötü kaderinden annem karşı çıktığını söylerdi.

 

"Korkma benden, sen benim hiç görmediğim canımsın. Canımın canısın." diye sevecen tavırla söyledi. Titreyen elimi ona uzatığımda yanına yaklaştırdı. Diğer elinin parmağı ile bir noktayı gösterdi.

 

Oraya baktığımda hemen fark etmiştim, doğuduğum, büyüdüğüm konaktaydım. Yatakta oturan Küçük oyuncak bebeğim ile oynayan Rojdan ve gencecik annemi gördüm. Annem saçlarımı örerken bende oyuncak bebeğimle oyun oynuyordum.

 

"Anne," diye sözlerine girdi minik Rojdan. Annem aydınlık gülümseme ile gülümsedi, sarı saçlarımı tek tek özenle örüyordu. "He, kınalı kuzum."

 

"Bugün babam babannemin gençlik fotoğrafını gösterdi, ona çoook benziyormuşum." dediğimde annemin gülümsemesi solmaya başlamıştı, elleri sarı saç tellerim arasında kalmıştı. "Başka ne dedi kınalı kuzum?"

 

"Dedi ki: yüzün güzel olacağına kaderin güzel olsun," meraklı yüzümü anneme çevirmiştim. Çocuk aklı o zaman bu atasözüne aklıma ermiyordu, "Bu ne demek anne?"

 

Sarı saç tellerimin arasından ellerini çekti, nazikçe yanaklarımı avuçladı, dudaklarını alnıma yumuşakça bastırdı. "Bu saçma sapan bir söz yavrum. İnsanın güzel, çirkini olmaz. Önce Allah sonra sen kendin karar verirsin kaderine."

 

"Kader ne demek ki?" diye merakla sordum. Kocaman ela gözlerim ona bakıyordu, dudaklarım ince bir çizgi haline gelmiş merakla dinliyordum. "Kader önemli bir şeydir kınalı kuzum. Kader Allah'ın bize sunduğu yollardır, mesela ben babanı reddebilirdim ve farklı bir yolum olurdu." diye sakince sabırla açıkladı.

 

"Ama evlendin ve ben doğdum." diye tasdikledim. Annem diyeceğimden memnun kalmış ki gururlu bir yüz ifadesine büründü. "Aynen öyle canım. O yüzden sende ne olursa olsun büyüyünce kendi kaderini seç. Babannen gibi başkalarının elinden almasına izin verme."

 

Kafam karışmış halde iç çektim, o zaman bile şunu sorgulamıştım; madem kaderimizi kendimiz seçiyoruz o zaman neden başkalarının seçmelerine izin veriyorduk?

 

"Annen haklı," dedi yanımdaki varlık. Küçük Rojdan ve anneme bakmayı bıraktım ona baktım. Kadın elimi yavaşça okşuyordu, çok genç duruyordu neredeyse benim yaşımdaydı. Onu daha önce hiç görmemiştim, çok genç yaşta ölmüştü. "Lütfen kaderini Kutay'ın yazmasına izin verme, kendini bunu yapma."

 

Parmağı ile yanağımı nazikçe okşamaya başladı, "Eğer onu seviyorsan onunla ol, kendinden bir şeyler kaybetmeye başlama.." aniden göğüsünde bir ışık yanmaya başladı. "Ben her gün yanıyorum Rojdan, ben her gün onu özlüyorum. Deden her nefes aldığında onu lanetliyordum!" sesi giderek yapay hale gelmişti, göğüsündeki ışık yüzüne yansıyordu.

 

Kollarımı sıkıca kavradı, sertçe sallamaya başladı. "İzin verme, kaderini seç! İzin verme, yakma kendini." Korkunun yüksek sesi bedenimden yankılanırken, onun dokunuşundan kurtulmak için itmeye çalışıyordum "Bırak beni, bırak!"

 

Nefesim kesilerek gözlerimi açtım, bir rüyadan uyanmıştım ya da kabus olarak mı düşünmeliydim? Terden kıyafetlerimi bile ıslanmıştı, kesik kesik nefeslerle yatağa oturdum. Öksürmeye başladım, komidinin üzerinde duran su bardağını zorlukla aldım. Bir kaç yudum su içmeyi başardım.

 

Bardağı komidine koyduğumda babannemin sözleri aklımda yankılanmaya başladı 'Kendinden bir şeyler kaybetmeye başlama..' ben bunu Kutay sayesinde yapmıştım. Kendimden çok şey kaybetmiştim. Hayallerim, ümitlerim, hayatım.. her şeyim.

 

Ayağa kalktım boy aynasına baktım, kendimdeki değişiklerin farkına varmaya başladım. Sadece fiziksel değil duygusal olarak, sürekli ümitsizlik, tetikte beklemek, her an belli etmesem de korku hali.. hepsi fazlasıyla bende vardı. Onca şey kaybettikten sonra sevdiğinle olmanın anlamı neydi ki?

 

Yatağın kenarında duran paltoyu yavaşça aldım, giymeye başladım. Bugün her şey bir şekilde bitecekti..

 

Kutay Karan Aslanbey

 

Bütün gece uyku uyunamamıştım, ne olacağını düşünüyordum. Sürekli sakin kalmaya çalışsam da öfkemi yenemiyordum bir türlü. İkimiz de bu süreçte çok yıpranıyorduk.

 

Bir şekilde idare etmeye çalışsam da beceremiyordum. Beceriksizlik duygusu daha beter etkiliyordu. Direnen bir insana laf anlatamanın zorluğu üstümdeydi.

 

Dağ evine sabah'ın ilk ışıkları dolduruyordu, terasta hiç uyku uyumamış halimle oturuyordum. Elimde çay bardağı vardı uzaklara bakıyordum. Hava hala turuncuydu. Sabaha kadar soğumuş çayımdan bir yudum aldım. Kendimi on yaş yaşlı hissediyordum, 40 yaşında gibiydim sanki.

 

Arkadan ağır ayak sesleri gelmeye başlamıştı, kimin olduğunu çok iyi biliyordum. Yine lanetler, küfürler duyacaktım. Ayak sesleri kesilmişti, derin bir sessizlik ortada kalmıştı. "Kutay," işte o tanıdığım ses, Rojdan'ım sesi.

 

Elimde bardakla ayağa kalktım, bedenimi ona doğru çevirdim. Gözleri kızarmış, kuru dudakları titriyordu. "Seni öldüreceğim!" dedi kiniyle. Öldür be gülüm, öldür gitsin.

 

"Konuşacağız," dedim. Ses tonumu sade tutmaya çalışıyordum. Gözlerinde ki gördüğüm saf nefret kalbimi hiç olmadığı kadar acıtıyordu.

 

"Beni delirttin!" diye kükredi. Biliyorum, delirttim seni, çok iyi biliyorum. Çay bardağını sehpaya koydum, ona yaklaşmaya başladığımda o geri adım atıyordu. "Senin yüzünden hayatım mahvoldu Kutay. Seninle oldukça kendimden bir şeyler kaybediyorum."

 

"Rojdan, dinle." dediğimde donup kaldım, paltosunun cebinden bir bıçak çıkardı . Gözlerinden yaşlar akıyordu, bıçağı bana doğru savurmaya başlamıştı. "Önce hayatım, okulum, saçlarım. Beni ben yapan her şey gitti Kutay.. senin yüzünden." dedi hıçkırıklarının arasında.

 

Gözlerimden yaşlar akmaya başlarken elimi umutsuzca ona uzattım. "Bırak onu.. yalvarıyorum sana.." diye yalvardım. Bırak onu Rojdan, bırak.

 

"2 gündür burdayım, benim burda tutsak ediyorsun. Ben dayanamıyorum artık, ben böyle biri değildim, beni mahvettin.. seninle tanıştığım güne lanet olsun!" diye kelimeler dudaklarından döküldü.

 

"Yapma bunu kendine, beni bıçaklayınca sorun çözülmez." dedim. Yapm Rojdan, seni hapiste göremem bunu yapmamam.

 

"Sus," dedi hıçkırılarının arasında. Titreyen elinin tersiyle gözyaşlarını sildi. "Babannem rüyama girdi, ne dedi biliyor musun?" burnun yavaşça çekti.

 

Uzattığım elimle bir türlü ona engel olmak için çözüm arıyordum. "Ne dedi gülüm söyle bana?" diye nazikçe söyledim. Nazikliğim onun gardını indirmesine neden olmuştu. "Sevdiğinle ol dedi, ama kendine bir şey kaybetme dedi. Ama ben çok şey kaybettim Kutay! Neden, neden, neden?" dedi dramatik sesiyle.

 

"Nolur bırak, kendinden daha fazla bir şey kaybetme." diye yalvardım. Bir adım ona yaklaştığımda geriye çekildi. "Sakın yaklaşma, bıçağı boynuma dayarım." son dediği dehşete düşürmüştü, adım atmayı bıraktım. "Yapma, sakın, yapma.. o zaman beni öldürürsün."

 

"Benimle ölmeye yok musun yoksa?" diye merakla sordu. Seninle her şeye vardım, ama bu olmazdı. Bizim daha yaşayacak çok anımız vardı. "Daha çok yaşayacak anın var, onları düşün. Anneni, babanı, abini düşün.."

 

"Benim geleceğe dair umudum yok. Ben planımı yapmıştım burayı, bu ülkeyi terk edecektim ama yapamadım çünkü beni kaçırdın!" hırsla bağırdı. Bıçağı daha sıkı tuttu, tekrar tehdit edercesine savurdu. "Sen benim umudumu yitirdin! Kendimi elimden aldın!" dehşete kapılmış halde çığlık attı.

 

PAT!

 

Aniden bir ses ikimizi de irkiltti, silah sesi. Rojdan silah sesini anlamaya çalışırken bileğini kavradım elinden kolayca bıçağı düşürdüm, bedenimle ona siper oldum. Adet mermi yığını üzerimize geliyordu. "Noluyo? Noluyo?" diye fısıldadı.

 

Masanın altına ikimizi de gizledim. "Burda kal, sakın kafanı dahi çıkarma!" kafa karışıklığı oluşan boş bakışıyla bakıyordu. Omuzlarından tuttum onu kendine getirmek için salladım. "Rojdan kendine gel, sana diyorum. Senden bende ölmeyeceğiz, duydun mu?"

 

"Duydum duydum," sertçe yutkundu. Ağlamaya devam ediyordu, elleriyle kulaklarını kapattı silah seslerini duymayı reddediyordu.

 

Belimden silahımı çıkardım, beklemeye başladım. Ateş edenler aşağa kattaydı, terasta olmaları imkansızdı. Kollarımla onu kucakladım, çenemi kafasına koydum. "Geçecek, merak etme çıkacağız burdan."

 

Silah seslerinin arasından terasın kapısına yaklaşan ayak sesleri duymaya başladım, işte şimdi geliyordı. Silahımı terasın kapısına doğru tuttum. "Gözlerini kapat, aç diyene kadar açma." dediğimde Rojdan gözlerini sımsıkı kapattı.

 

"Allahım yardım et," diye fısıldadım. Kapıya yaklaşan adımlar aniden kesilmişti, silahımı indirmedim, perdelerin arasından bakmaya çalıştığım sırada gelen mermiyi gördüm, tam Rojdan'a geliyordu.

 

Ona sırtımı siper ettim, o acı hamle gelmişti sırtımın bir mermi saplanmıştı. Sırtımdan sıcak kanımın aktığını hissediyordum. İnlemediği veya sızlanmadığım için Rojdan anlamamıştı. Hedefin gelmesini beklerken silahımı asla indirmemiştim, bedenim yavaş yavaş gevşese de sakin kaldım.

 

Hedef teras kapısından çıkmaya başlamıştı, hareketleri o kadar sakin ve temkinliydi ki, bir kurt gibi izliyordum. Çıktığı an bakışlarını çevirmesine fırsat bulmadan silah sesi patlamıştı.. etksiz hale getirmiştim.

 

Rojdan'ın üzerine yığılmamak için yanına yığıldım. "Kutay," o yumuşak sesini duyduğum an içimde bir şey kopmuştu. "Aç gözlerini."

 

Temkinli halde gözlerini açtığında ilk yerde kanlar içinde yatan adamı gördü, elini yavaşça ağzına götürdüm. "Öldü mü?" hızla bakışlarını çevirdi.

 

Gözleri bedenimi taradıktan sonra sırtımdan gelen kanı fark etti. Paniğin onu sardığını fark ettiğimde acının bir tebessümü olmuştu yüzümde. "Vuruldun, hayır vuruldun. Bu olmamalıydı, bu yanlış anlıyor musun?" beynim devre dışı kalmış, kalbi ile hareket ediyordu. "Dinle beni," dedim.

 

"Hayır bu olamaz, ben seni öldürmek istemedim, bunu hiçbir zaman dilemedim!" diye hıçkırıklarının arasından söyledi. Güçden düşen elimi yanağına koydum. "Panik yapma, silahımı al." kısık sesle söyledim.

 

"Ölme nolur, nolur ölme!"

 

Dediğimi dinlemeyince avucuna silahımı koydum, parmaklarının arasına sıkıca bastırdım. "Bunu bırakma, yakında destek gelir. Sakın ölme Rojdan, sakın." nefes nefeseydim. Gözkapaklarımı ağırlaşmaya başlarken, ağzımdan kan gelmeye başladı.

 

"HAYYIIIR!" diye tiz bir çığlık attı.. gerisini duymam mümkün değildi, çünkü her zaman duymak istediğim sesi duyamıyordum..

 

 

EVEEEETT, bir bölüm sonu dahaa🫶🏻

 

Yeni bölümü nasıl buldunuz ballarım? Bu bölüm birazcık depresif geçti, ama Rojdan'la umarım empati yapabilirsiniz 💘🥹

 

Bir sonraki pazar insallah görüşüyoruz 🤍

 

Bölüm : 19.04.2026 21:59 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...