21. Bölüm
⋆.𐙚 ̊. / Sessiz Yemin / 21 bölüm ||Ait olduğun yer||

21 bölüm ||Ait olduğun yer||

⋆.𐙚 ̊.
meizzo_

İNSTAGRAM: MİYOZZAA

TİKTOK: MİOYZAA

 

 

 

ÖNEMLİ DUYURU: Bölüme başlamadan önce kısa bir duyuru yapmak istiyorum. Artık günlerim yoğunlaşması ve bölümlerin artması nedeniyle iki hafta da bir bölüm gelecektir, günü bozulmamakla birlikte pazar günleri olacaktır 🫶🏻💙

 

 

 

 

 

 

 

 

 

21

 

 

Gözlerimi yavaşça araladığımda pencereden süzülen güneş yüzüme vuruyordu. Huzurlu sakin bir güne uyanmıştım, hem de Kutay'ın kollarında. Sakalları hafifçe boynuma batıyordu, bedenime yavaşça ona doğru çevirdiğimde karnımda elini hissetmiştim, yine ovalıyordu uykusunda olmasına rağmen.

 

Onu uyandırmadan yüzünü boynumdan çektim. Yanağını yavaşça avuçladım, sakalları avucuma batmıştı, umursuyor muydum? Hayır. Dudaklarına dingin öpücük kondurdum. Uykusunda anlaşılmayan şeyler mırıldanmıştı, ister istemez dudaklarımın kenarları kalkmıştı. Sakalları ile oynamayı bırakıp saçlarını okşamaya başladım.

 

O bana daha çok sokulmuştu, uyandırmaya çalışmasam hiç uyanmazdı. Uykusunda bile karnımı ovalamaya devam ediyordu. "Kutay," diye seslendim, uykudan kısılan sesimle. Hafifçe kıpırdandı ama asla uyanmamıştı. "Aşkım," dedim bu seferde uyanması için.

 

Elini kalçama koydu, nefesi nefesime değene kadar kendine çekti. "Uyu, uyu." diye mırıldandı uykusunda. Kızıl saçlarımı yavaşca okşamaya başladı. Geriye çekilmeye çalıştım, o daha çok kendine çekti. "Mmm," diye uykuyla mırıldandı. Bıkkın bir iç çektim, sabahları hele ki özel günümde olunca temas sevmezdim. Boğuluyormuş gibi hissederdim. "Kutay, uyan hadi lütfen," diye mırıldandığımda kıpırdanmadı.

 

Bileğinden tuttum, yavaşça ağır elini kalçamdan çektim ve yastığının üstüne koydum. Yatakta doğrulduğumda kafası karışmış halde yastığının üstüne dokunuyordu, beni arıyordu. "Uyu, uyu daha sabah olmadı," diye fısıldayarak yalan söyledim. Kahkaha atmamak için dudaklarımı içe doğru çektim.

 

Yataktan kalkarken üstüne pikeyi iyice çekerek kalktım. Banyo giderek önce elimi yüzümü yıkadım. Uykudan dağılmış ama hala topuz olan saçlarımı açtığımda kirli olduğunu fark ettim. "Kendini iyice bıraktın," derken ayna karşısında kendimle konuşuyordum.

 

Saçlarımı tekrar bağladım, bir tuvalette işimi halettim. Ardından banyodan çıktım, planımı önce Pamir uyuyor mu diye bakmaktı sonra Kutay Pamir'e göz kulak olması için uyandırmaktı çünkü duş alacaktım.

 

Uyuyan Kutay'a bakmadan Pamir'in uyuduğu odaya gittim. Dingin adımlarla içeriye giriyordum yoksa hemen uyanırdı. Beşiğine yaklaştığımda hâlâ uyuduğunu fark ettim, rahat bir nefes alarak gürültü yapmadan odadan çıktım. Geri yatak odasına döndüğümde Kutay'ı yatağa oturmuş, sinirle kaşları çatılmış ve mutsuz halde buldum.

 

"Nerdesin sen?"

 

"Pamir'e bakmaya gittim, şimdi duş alacağım," diye yanıtladım soruyu. Kutay elini uzatarak bileğimi kaptı, kendine çekerek yüzünü karnıma gömdü. "Uyuyalım, daha çok erken," diye mızmızlandı. Resmen köpük yavrusu misali sokuluyordu. Gülerek saçlarını okşadım. "Olmaz Kutay Karan, saat kaç biliyor musun sen?"

 

"12:30"

 

"Öğlen olmuş işte, erken değil." dedim içten içe eğlenerek. İç çekiş sesini duyduktan sonra karnımı öptü, yüzünü karnımdan çekerek çenesini koydu. "Karnın ağıyor mu? Dün gece kaşlarını çok çatıyordun?" diye endişeyle sordu.

 

Şaşırarak ona baktım, alt dudağımı büzerek anlamadığım için kafamı iki yana salladım. "Bilmiyorum da sen bütün gece beni mi izledin?," diyerekte tasdikledim. Çenesini karnımdan çekti, sıcak olan avucunu koydu. "Evet," diye rahatlıkla söyledi. Karnımı yavaşça ovdu. "Çok geç uyudum ben,"

 

"Niye ya?" dedim anlamayarak. Kutay ayağa kalkarak üzerime gölgesini düşürmüştü. "Niyesi yok, yanımda uyuduğun her gece izliyorum, bütün yüz ifadelerini ezbere biliyorum. Acıyı, mutluluğu, rahatlığı ve rahatsız oluşunu." Ağzım açık onu dinlemiştim, ne diyeceğimi kestiremedim ve kahkaha atmaya başladım, şaka yaptığını düşünmeye başladım. "Saçmalık, bir kere insan sıkılır izlemekten."

 

Karnımda olan avucunu kalçamda hissetim, bedenim bedenine yapştırana kadar kendine çekti. "Sıkılmam, nasıl bu kadar güzel kadından sıkılırım?" diyerek dudaklarımı aniden yakaladı, düzensiz ama kararlı öpüyordu. Bir yandan geri çekilmeye çalışırken hala kahkaha atıyordum. "Bir dur be adam," diye sahtece sitem ettim.

 

"No," diyerek yanıtladı. Öpücükleri daha düzenli hale geliyordu, dengemi sağlayabilmek adına ellerimi omuzuna koydum. Onun öpüşmelerlne yetişmeye çalışıyordum, kahkaha atmayı bırakmıştım. "Sen az kurnaz değilsin, biliyorsun değil mi?" dedim öpücükler arasında.

 

Kutay gülerek "Biliyorum," dedi. Öpüşmeyi derinleştirmeye başlarken artık konuşmuyorduk bile, onu kendime daha da yakınlaştırmak amacıyla kollarımı boynuna doladım daha da kendime çektim. Öpüşmenin zevkine kapılmışken bir ses duraksamam neden olmuştu, bebek ağlama sesi.

 

Hemen geri çekildiğimde ikimizde nefes nefese kalmıştık. "Kutay, Pamir ağlıyor," dedim nefes nefese. Kutay'ın yüz ifadesi sıkıntılı hale dönmüştü, dudaklarını yavaşça dili ile ıslattı. "Uyur o uyur, devam edelim," diye geçiştirmeye çalıştı. Ona keskin bir bakış atarak kollarımı boynundan çektim, hafifçe ittim. Parmağımı kaldırarak "Beni delirtme adam, hemen Pamir'e gidiyorsun bakıyorsun. Bende duşa giriyorum." emrettim.

 

Kutay'ın tepkisini ve cevabını beklemeden banyoya gittim ve kapıyı kapattım. Hızlıca soyunarak duşa kabine girdim, sıcak suyu açtım. Günler sonra ilk defa rahat bir duş alacaktım çünkü Siyam'in evindeki koşullar bunu her zaman imkansızdı.

 

Uzun bir duş seansından sonra duşa kabinden çıktım. Kutay'ın bornozunu giydikten sonra rafiarı kurcalamaya başladım, cilt bakım ürünü arıyordum, bir yandan kendi kendime "İki kişilikmiş herkes bilir bunun adı aşksaaa," şarkı mırıldanıyordum.

 

Rafları karıştırırken pahalı, kaliteli bir kill maskesine denk gelmiştim. "Vay, vay demek bunu kullanıyorsun," dediğim sırada kill maskesinin arkasına baktım, içinde zararlı madde var mı diye. En sonunda iyice inceledikten sonra kullanmaya karar verdim, cildim hassas cilt olduğu için her şeyi kullanamazdım ama bu kill maskesinin içeriyi gözüme iyi görünmüştü.

 

Parmağımla ayna karşısında kill maskesini sürerken farklı şarkı mırıldanmaya başlamıştım "Bir kere zıpla iki kere zıpla," bir yanağımı bitirdikten sonra ikincisine geçtim, hiç pinterest kızları gibi mükemmel yapamıyordum. "Bıkmadın allah allah," diye şarkıyı mırıldanmaya devam ettim.

 

En son alnıma, burun bölgeme ve çene bölgeme sürerek bitirdim. Mırıldandığım şarkı bitmişti. Hemen ellerimi yıkadım, göz çevreme taşırdığım maskeyi bir peçete yardımıyla sildim. "Bakayım Kutay'ın başka neyi var," diyerek raflara bakmaya devam ettim. Klasik erkek malzemeleri bulmuştum, parfümler, traş köpüğü ve makinası, dış fırçaları bana ve ona ait olan. Pes ederek rafları kapattım. Aynada yüzümdeki kill maskesine bakıyordum. "Yahu, insan bir demez mi? Bir nemlendirici alayım cildimi nemlendireyim, hiç, hiç yok." diye ayna karşısında kendi kendime konuştum.

 

Yüzümdeki maskeye ayna karşısında incelerken aniden kapı güm diye bir sesle açılmıştı. İrkilirken geriye doğru sendeledim. "Noluyo ya!" diye korkarak bağırdım. Yüzümğ kapıya çevirdiğimde kucağında Pamir olan Kutay'ı gördüm. "Bu ne?" dedi Kutay, kafası karışmış halde. Gözlerini yüzümdeki maskeden hiç ayırmıyordu.

 

Tezgâha yaslandım, korkudan fazlalaşan nefesim ve kalp ritmimle derin nefesi ciğerlerime çektim. "Maske bu, maske!" diye bağırdım aynı öfkeyle. Kutay boğazını temizleyerek yanıma yaklaşmaya başladı. "Niye korktun ki?" diye sorduğunda benimle dalga geçiyor sanmıştım.

 

"Niye mi korktum?" diye öfkeyle üstüne basarak söyledim. Elimi tezgâhtan çektim, parmak uçlarımı birleştirdim. "Güm diye bir sesle içeriye girdin, sence korkmamamı gerekiyordu?"

 

Haklı olduğumu görünce gözlerini kaçırmıştı. Kucağındaki Pamir hafifçe huysuzlanıyordu. Kutay nazikçe kollarının arasında olan Pamir'i sallamaya başladı. "Haklısın Gülüm," önüme düşen kızıl saçımın perçemini kulağımın arkasına attı. "Ama Pamir seni görmeyince huysuzlandı, bende ne yapacağımı bilemedim." dedi.

 

Sözlerini duyunca az da olsa kalbim yumuşamıştı, elini indirmeden yavaşça üstüne dokundum ve okşadım. "Tamam, biraz abartmış olabilirim ama öyle dan diye girince," alt dudağımı büzerek eliyle oyalanmaya devam ettim, "Birazcık korktum, biliyorsun yaşadıklarımı," Siyam'ın evinde sürekli yaşadığım gözetim olayında etkilenmiştim doğal olarak.

 

Yavaşça elini yüzümde gezdirecekken duraksadı, çünkü maske olduğunu hatırlamıştı. "Şu maske zıbrıtsını çıkarsan da öpsem seni," doyamıyordu resmen doya-mıyordu. Pamir'in huysuzlanması iyice belirginleşemeye başlamıştı, kucağında ayaklarını yere doğru sallıyordu "Aaaaa!" diye bağırdı en sonunda.

 

"Lan bir dur, ben daha karımı öpemedim," diye isyan etti Pamir'e. Kutay'ın tavrını görünce uyarırcasına koluna hafifçe vurdum. "Bağırma çocuğa," diye uyardığımda suratını asmıştı. Pamir 'i tek kelime etmeden uzattı. "Al bebeni," dedi triplenerek.

 

Ona göz devirirken Pamir'i kucağıma aldım. Hemen kollarını bedenime doladı. "Anni, anni," diye mırıldanmaya başlamıştı. Yavaşça sırtını okşarken konuşmaya devam ettim, "O benim bebem değil," dedim vurgulayarak. Kutay yumuşamış halde kolunu belime dolayarak kendine yaklaştırdım. "Biliyorum da, oğlumuz olursa sana bu kadar düşkün olur mu?" dediğinde sanki bir şey sorguluyordu.

 

"Kız çocuğu babaya, erkek çocuğu anneye düşkün olur derdi annem, muhtemelen öyle olur," dedikten sonra yüzü solmuştu, sanki bu düşünce onun kıskançlığını tetiklemişti. "O zaman sadece kızımız olsun, ben erkek çocuğu sevmem zaten," dedi, sesindeki kıskançlığı gizlemeden.

 

"Sen doğmamış bebeyi mi kıskandın," diyerek inanamadım. İnsan doğmamış bebeden kıskanmazdı. "Yuh yani!" dediğimde Kutay'ın rahat ve kıskanç tavrı bozulmuştu. Dik durarak omuzlarını silkti, "Kıskanmıyorum, sadece kızım olursa beni daha çok sever, sende kıskanırsın hoşuma gider."

 

Söylediklerini gözlerimi kısarak dinlemiştim, yalancının mumu bazen yatsıya kadar olmazmış. Omuzlarımı silkerek, karnın tam ortasına elimi tersi ile vurdum. Saliselik şoktan sonra kolunu belimden çekti ve iki elini karnına koydu. "Aaahğ! Ben niye hep karımdan şiddet görüyorum?!" dedi kıvranırken.

 

"Susss," diye çemkirdim. Kucağımda huzur bulan Pamir'i sımsıkı tutuyordum. "Yalan söyleme, yalan söylemek çok büyük günahtır," dedim üstüne basarak. Kutay karnın okşarken yalanın anladığım için gözlerini kaçırdı. "Yalan söylemedim-" derken çoktan banyodan çıkmaya başladım.

 

"Nereye gidiyorsun? Yüzündenki maskeyi yıkasaydın," arkamdan seslenmişti, yavaş yavaş yürüyordum, "Pamir'in odasındaki banyoda yıkarım," diye cevap verdim. Tek elimle yatak odasının kapısını açtım ve çıktım.

 

Pamir'in odasına girdiğimde banyo attım kendimi. "Şimdi yüzümü yıkayacağım, sende akıllı akıllı oturacaksın," dediğimde tezgaha yavaşça oturttum. Musluğu açarak yüzümü yıkamaya başlamıştım. Pamir kendi kendine "Aa-uu-aa," diye mırıldanıyordu.

 

Yüzümü yıkamayı bitirirken tek gözümü açtım ve Pamir'e bakmıştım. Gayet uslu duruyordu, gözlerini benden çekmeden yavaş yavaş bir ileri bir geri sallanıyordu. Tek gözümü açtığımı fark ettiğinde otuz iki diş nazlanarak gülümsedi. "Aannii!" diye hevesle söyledi.

 

Ah Pamir kuşum, keşke sen benim bebeğim olsaydın, keşke ailen ben ve Kutay olsaydık. Umarım aileni buluruz ve mutlu bir çocukluğun olur.

 

Yüzümü yıkamayı bitirdiğimde peçete aldım, yavaşça ıslak yüzümü silmeye başladığımda kollarını bana doğru uzatmıştı. "Dur Pamirkuşum, işim daha bitmedi." dedim, aynaya bakarken.

 

"Aaa!" dedi sabırsızca. Yavaşça onun tarafına yaklaştığımda minik kollarını belime doladı, yüzünü karnıma gömdü. Bu hareketi yaptığında sabah karnıma yüzünü gömen Kutay gelmişti. Peçete tutmayan elimle yavaşça saçlarını okşamaya başladım. "Sen şimdiden Kutay'a mı benzemeye başladın? Aman ha!" dedim uyararak.

 

Pamir'ın kıkırdamaktan omuzları inip kalkmıştı. Saçlarını okşamaya devam ederken diğer elimdeki peçeteyi çöpe attım. "Onun gibi olma, yoksa ayı olursun vallahi!" dediğimde daha çok kıkırdadı. Tekrar kucağıma aldığımda karnımda ağrı hissetmiştim, regl ağrısı. Dünden beri unuttuğum ağrı tekrar girmişti, acıdan yüzümü buruşturdum.

 

Acımı fark eden Pamir endişeyle büyünen kocaman gözleri ile yanaklarımı avuçladı. "Anni?" dedi soru sorarcasına. Ona gülümsemeye çalışarak "İyiyim, iyiyim." banyodan çıktım, ardından vakit kaybetmeden odadan çıktım.

 

Kutay mutfakta kahvaltı hazırlıyordu, mutfağa girerek. "Kutay," dedim, sesimdeki acılı tonu bastırmaya çalışarak. Fark etmiş olacak ki hemen omuzunun üstünden bakmaya başladı. "İyi misin sen?" diye merakla sordu. Elimi ıslak saçlarımın arasına geçirdim. "Ben Pamir'i mama sandalyesine bıraksam sen bakar mısın?" diye aciliyetle söyledim.

 

"Bakarım," lafını duyar duymaz hemen Pamir'i mama sandalyesine yerleştirmeye başladım, karnımdaki keskin acıdan dolayı yüzümü buruşturuyordum. Mama sandalyesinin kemer kısmını Pamir'in beline geçirirken elimin üstüne Kutay elini kapatmıştı. "Bırak, ben yaparım," dedi.

 

Elimi hemen çekmiştim, yanağına ufak bir öpücük kondurdum. Hızlıca yatak odasına giderek giyinmeye başlamıştım. Bulduğum siyah uzun kollu tişörtü giydim, pantolon olarak siyah pantolon giymiştim. Islak saçlarımı hızlıca kuruttum, dümdüz bir şekilde verdim.

 

Komidinin çekmecesinde parol çıkardım, bir tane de suyla beraber yuttum. Acıyla ağzımdan nefes verdim, ellerim belimde sırtım kamburlaşmıştı.

 

Elim belimde halde odadan çıktım. Kutay dört dörtlük kahvaltıyı masaya hazırlamıştı. Beklenmedik sessizlikle masaya oturdum, karnımı yavaşça okşuyordum. "Rojdan'ım," dedi Kutay, içten şefkatli sesle. Kafamı kaldırdığımda masum, acılı bakışla bakıyordum. "Karnın ağrıyor değil mi? Bak sana papatya çayı yaptım, ağrılarına iyi gelir," diyerek sıcak yeni demlenmiş papatya çayını koydu.

 

"Bu sakinleştirir, ağrıyı kesmez ki," dedim şüpheyle. Kutay yanıma oturdu, tabağıma zeytin peynir, domates biber koymaya başladı. "Ağrıyı da keser, sakinleştirir de," dedi emin şekilde. Çay bardağını aldım, sıcak papatya çayının kokusunu içime çektim. "Çok güzel kokuyormuş," diye memnuniyetlikle söyledim. Çaydan bir yudum aldım.

 

"Kahvaltı da yap," tabağına kahvaltılıklardan doldururken. Dilimi damağına vurdum 'cık,' diye reddeden bir ses çıkmıştı. "Canım istemiyor," diye reddetim. Kutay gözlerini devirdi, peyniri çatalına batırdı, dudaklarıma doğru uzattı. "Ye, itiraz istemiyorum. Daha süpriz yapacağım," dedi.

 

Süpriz kelimesini duyduğumda gözlerimi kocaman oldu, bardağı masaya koydum. Yüzümü ona çevirdim. Heyecandan kalbim küt küt atıyordu. "Süpriz mi? Ne süprizi? Hemen hemen söylüyorsun," dedim sabırsızca.

 

"Söyleyemem, kahvaltı yapacaksın önce," diye ısrarla söyledi. Çocuk gibi inatlaşmaya çalışıyordu benimle. Yüzümü asarak peyniri yemeye başladım. Pamir yanımızda mama sandalyesine oturmuş salatalık kemiriyordu. "Yüzünü asma, bugün iki süprizim var," dediğinde daha da merak etmiştim, hızlı hızlı yemeye başladım.

 

"Yavaş yavaş!"

 

Dediğin duymazdan geldim hızlı hızlı kahvaltımı bitirdim. Bütün tabak bitince hem regl'in etkisi hem de yemenin etkisiyle hamileyişim gibi karnım büyümüştü. "Söyle, valla yeter!" dedim isyankar tavrım ile. Kutay kahvaltısını yarıda bıraktı sandalyeden ayağa kalktı. "Bekle geliyorum," diyerek yatak odasına gitti.

 

Papatya çayını yudumlarken dirseğimi bacağıma üzerine durdurdum, elimi yumruk yaparak çenemin altına koydum. "Bu yine ne karıştırıyor Pamir?" dedim. Pamir salatalığı masaya koydu, bilmiyormuşcasına bakıyordu. "Sen nerden bileceksin gerçi," diye mırıldandım. Gözlerimi kısarak düşünceli halde çaydan bir yudum aldım.

 

Kutay yatak odasında çıktığında ellerini arkaya saklamıştı. "Been geldiimm," dedi. Telaşlı olmayan dingin tavrıyla. Dirseğimi bacağımdan çektim ve yüzümü çevirerek Kutay'a baktım. Yavaş adımlarla yanıma geldiğinde masaya telefon kutusu koymuştu. "Telefon mu aldın?" diye emin olmak istedim.

 

"Evet,"

 

Bardağı masaya koydum ve telefon kutusunu aldım. Bu yıl aldığım üçüncü telefonumdu bu, bir şekilde telefonlarımı elimden alınıyordu. Kutuyu açtığımda son model iphone markası pembe telefon görmüştüm. "Aa, bu modelin pembesi de mi varmış?" telefonu aldım incelemeye başladım. Kutay sandalyesine tekrar oturmuştu. "Sayılır üretim," dedi.

 

Şaşkınlıkla telefondan kafamı kaldırdım, inanmayarak sertçe yutkundum. "Sayılı üretim vardı ve sen aldın?" dedim emin olmak istercesine. Kutay onaylarak kafasını salladı. Telefonu incelerek kenarındaki tuşundan açmaya başladım. "Kılıfta aldım," dedi. Kutuyu alarak en alt bölme kısmından kılıf çıkardı.

 

 

 

Siyah arka planlı bir kılıfı tasarımıydı, ortada detaylı bir siyah güzel gül bulunuyordu. Gülün üstünde ela tonlarında bir göz, altında ise daha koyu tonlarda bir göz vardı. Etrafında ince duman ve parlak detaylar vardı.

 

Kılıfı inceleyince ağzım açık kalmıştı, yavaşça elime aldım. İnce detayları okşamaya başlamıştım. "Bu bizi yansıtıyor Kutay.." diye mırıldandım. Yanağımda öpücükler hissettiğim de başta affallamıştım sonra gülmeye başladım. "Dur, tamam, dur," dedim gülerken.

 

Duraksadı, sevgi dolu bakışları ile bakıyordu. Kılıfı telefona geçirmiştim, elimde tutarak gösterdim. "Nasıl?" diye sorduğumda tekrar yanağımdan öptü, alnın yanağıma dayadı. "Senin kadar güzel," mırıldandı.

 

Utançtan yanaklarım kızarnıştı, tek kelime edememiştim. "Of ya, çocuk gibiyim," diye mırıldandım. Bir yandan telefonun ayarları ile ilgileniyordum. Mırıldandığım sözleri duyan Kutay tekrar yanağımı öptü. Öpücük delisi herif.

 

Telefon ayarlarının bitirirken Kutay'ın numarasını kaydetmeye başlamıştım. "Kocacım diye kaydet," dedi birden bire. Ulan adam, sen benim kocam değilsin ki. Yanağımdan alnın çekecek şekilde uzaklaştım. "Kocam değilsin ki," diye imayla söyledim.

 

Kutay cevabımdan tatmin olmamış şekilde kaşlarını çatmıştı. "Yaw karıştırma oraları, kaydet hadi." dedi siniri tepesinde. Yanaklarımı balon yaptım ve indirdim, kaşlarımı onun gibi çattım, "Yaw korostorma orolorı, koydot hodi!" diye onu taklit ettim.

 

Taklit ettiğimi görünce daha da huysuzlamıştı, elini alnın sürdü. "Taklit etmesene, burda ciddi bir şey konuşuyoruz," diye sitemkar sesle söyledi. Gülmemek için dudaklarımı içeriye çektim. "Gül birde gül," ellerini birbirine çarptı, "Karımız da bizi ciddiye

almasın, ohh tam olsun," dedi.

 

Dayanamayarak kahkaha atmaya başladım, kahkahalarımdan az daha telefonu düşürüyordum. Kutay gayet ciddi bir ifadeyle bakıyordu, dudakları ince çizgi halinde kaşları çatıktı.

 

Ciddi ifadesi daha da kahkaha döngüsüne sokmuştu. Elimi gögüsüne dengesizce koydum. "Allah aşkına bakma öyle," dedim kahkahalarım arasında. Ciddi ifadesini korurken hiç konuşmuyordu. "İnanamıyorum, ciddi ciddi trip yiyorum," dedim.

 

Kahkaha atmaktan yüzüme akan gözyaşlarını yavaşça sildim. Ona baktığımda ciddi ifadesi sürüyordu, ama çok tatlıydı!! Telefonu masaya koydum, parmak uçlarımı birleştirdim yanağına koydum. "Oy benim kocişim trip mi atarmış? Oy oy oy," diye şefkatle söyledim.

 

Yüzünü yan tarafa çevirdi, parmaklarım yanağından çekilmiş oldu. Kahkahalarım sönmüştü. "Ama böyle olmaz ki, tamam sen benim kocamsın. Trip atma," dedim. Kucağına uyarı da bulunmadan oturduğum da elini belime koymuştu, tavırlı da olsa dayanamazdı.

 

Yüzünü tekrar yüzüme çevirmişti, masum bakışlarıma maruz kalmıştı. "Ben trip atmıyorum, biz hala dini açıdan evliyiz, karımsın yani." diye kendini savundu. Haklı mıydı? Haklıydı. Elimi yanağına koydum, avucuma sakalı battı. "Biliyorum, biliyorum. Özür dilerim, oldu mu?" dedim.

 

Özrü duyunca ciddi ifadesi yumuşak hale gelmişti. Parmağı ile belimi dalgın dalgın okşuyordu. "Özür dileme. Özür dile diye yapmadım, sadece dediğim hoşuma gitmedi," diye vicdan azabıyla söyledi. Şakağımı omuzuna yasladım, "Gel buraya, ben sana kıyamam ki lan," sıkıca sarıp sarmaladı, elini sırtıma koydu ve kolunu belime dolayarak varlığını, sevgisini hissettirdi.

 

Uzun bir sarılma, temas seasından sonra nazikçe şakağımı omuzundan ayırdım. "Benim bir yere kadar gidip gelmem gerekiyor," dediğimde paniğini bell etmemeye çalışarak "Nereye gideceksin?" diye sordu. Paniğini anlamıştım muhtemelen benim için endişelenmişti. Bunu anlayınca gözlerim parlamıştı. "Babannemin mezarına gideceğim," diye açıkca söyledim.

 

Anlayamadığım ifadesiyle bakıyordu, "Neden?" diye kafası karışmış halde sordu. Aklıma gördüğüm rüya gelmişti, "Rüya, belki beni çağırıyor Kutay," dedim sıkıntıyla. Düz saçlarımı dikkatlice iki parmağıyla okşamaya başladı. "Tamam, o zaman birlikte gideriz," dediğinde duraksadım, yanımda onu istemiyordum tek kendim gitmek istiyordum.

 

"Ben kendim gitmek istiyorum," diye kelimelerin üstüne basarak söyledim. Kutay'ın bunu kabul etmeyeceğini zorluk çıkaracağını adım kadar iyi biliyordum. Sıkıntı ile iç çekerken gögüsünü inip kalkışını izledim. "Tek olmaz," keskinlikle söyledi. Belimi tutan kolunu demir kadar sıkılaşmıştı, "Sana bir şey olmayacağının garantisi yok,"

 

"Kutay, Kutay," diye uyararak seslendim. Yanaklarını avuçlayarak gözlerimin onun siyah gözlerine kilitledim. "Bana bir şey olmayacak. Artık düşman yok, korkmak yok, özgürüz." diye emin olarak söyledim, sesimde şüphe yoktu.

 

"Korkuyorum," diye boğuklaşan sesiyle söyledi. İki yanağını da yavaşça okşadım, alnımı sertçe alnın yasladım. "Ben korkmuyorum, çünkü sen varsın, biz varız.. seninle asla korkmam." diye söyledim. Belimde olan kolunu gevşetmeye başladı, "Senin koruyamam diye korkuyorum, aynı geçmişteki gibi.."

 

"Geçmiş yok, bitti. Sadece biz varız artık," elini kalbime bastırdım, fazlalaşan kalp ritmim hissetirdim. "Burda sen olduğun sürece geçmişte gelecekte beni korkutamaz," bu sefer kendi elimi onun kalbine bastırdım, hızlı olan ritimin hissettim. "Eğer ben burda varsam seni korkutmasın," diye fısıldadım. Boğazımda oluşan düğümü dağıtmak için yutkundum.

 

"Sen varsın, başka kim olabilir? Hiç kimse," alnımı alnından çektiğini hissettim alnıma yumuşak öpücük kondurdu. "Beni arayacağına söz ver," dediğinde gözlerimi açtım, gözlerime dolan yaşlarla gülümseyerek "Söz veriyorum," dedim. Sıkıca sarıldım.

 

Vakit kaybetmeden hazırlanmaya başlamıştım. Üstüm zaten müsaitti, küçük bir çanta buldum içine telefonu, cüzdanımı koydum. Yatak odasının ayna karşısında siyah eşarpı düzenliyordum. Yatak odasının kapısı açılmıştı. Pamir Kutay'ın karın boşluğuna sırtını dayamış, Kutay'da Pamir'in bacaklarının altına kolunu koymuştu, öylece geliyordu.

 

"Hazırlandın mı?" dedi hevessizce Kutay. Pozitif kalmaya çalışıyordum. Eşarbın kuyruğunu omuzuma attım. "Hazırım," dedim. Saçlarımı kapatan eşarbı gören Kutay'ın gözleri parlamıştı, "Yakışmış sana," diye şefkat ile söyledi. Çantamı koluma taktım. "Anneme benzedim bence," diye gururla dedim.

 

"Doğru, kayınvalidem de böyle takıyordu,"

"Ya Kutay," diyerek güldüm. Onlar yaklaştığında yan yana gelmiştik. Onlara doğru döndüm, önce Pamir'in yanaklarına veda öpücüğü kondurdum. "Kutay'ı kızdırma, mamanı ye ve uyu." diye mırıldandım. Pamir minik ellerini uzattı, ağzı açık güldü. "Sana çoook çektirecek bu,"

 

"Yok be, çektirmez," diyerek özgüvenle söylemişti. Sonra ısırdığı anıyı hatırlamış olacak ki yüzü asılmıştı, "Öyle olursa, bende ona çektiririm," tehtidkar sesle söyledi. Gözlerimdeki uyarıcılıkla baktım. "Sakın haa, iyi bak Pamir'e." diye uyardım.

 

Kutay memnun olmayarak "Şaka yaptım, tamam." dedi. Aniden Kutay'ında iki yanağından öptüm. "Hadi görüşürüz," arkamı dönüp odadan çıkarken, "Dur," Kutay'ın sesi gelmişti. Yine engelleyeceğini düşünerek duraksamıştım, yapma bunu Kutay yapma.

 

"Arabamın anahatarını al," sözlerini duyunca gerginliğimi azalmıştı, omuzlarım geri rahatlıkla çökmüştü. Geri Kutay'a döndüm ve yaklaştım. "Ver," elimi uzattığımda "Soldaki cebimde, Pamir kucağımda veremiyorum." dedi. Cebinden arabanın anahtarını alarak cebime koydum. "Görüşürüz, gelirim iki saatte." dedim.

 

Hızlıca odadan çıktım, ardından evden çıkmıştım. Evin önünde duran arabaya yaklaşarak kilidini açtım, bindim. Arabayı çalıştırarak ev bölgesinden uzaklaşmaya başlamıştım.

 

İçimi hem korku hem heyecan sarmıştı. 7 yaşımdan beri oraya hiç gitmemiştim. Dedemle mezar yeri aynı değildi, aile mezarlığına gömülmemişti. Farklı tamamen terk edilmiş dağlık bir alan benzer bir alandaydı. Mezara gittiğim günü çok net hatırlıyordum, gittiğim her yol gözümün önünden geçiyordu. Zaten geçmemesi tuhaf olurdu.

 

Dağlık alan vardığımdan arabayı durdum, derin bir nefes alarak arabandan inmek için cesaretimi topluyordum. İçimde, tam yüreğimden hissediyordum, o rüya boşuna değildi, olamazdı. Arabadan yavaşça indiğimde rüzgar eşarbımı saçlarımdan çekmişti. Hızlıca geri düzelttim.

 

Mezarın olduğu kısma doğru yürümeye başladığımda bakımlı, çiçekli mezarı görmüştüm. Bu benim için tuhaf bir durumdu babamda benimle birlikte gitmişti en son. Dedemin gelmesi zaten imkan dışıydı, Mihriban hanım asla izin vermezdi.

 

Mezara tamamen yaklaştığımda babannemin adını görmüştüm 'Mizgin Karaşah.' ismi okuduğumda boğazım düğümlenmişti. Titrek nefesimle nefes aldım. "Ben geldim," dedim sesimdeki acıyı gizleyerek. Mezar taşına saygı ile oturdum çantamı kucağıma koydum. "Beni çağırdın rüyamda," duraksadım çantamdan dolu su şişesini çıkardım, yavaşça mezarın üstüne dökmeye başladım.

 

"Ben çok acı çekiyorum babaanne," gözlerimde ki yaşlara engel dahi olamamıştım. "Yaşadıklarımın beni olgunlaştırır mı bilemiyorum, ben sadece huzur istiyorum artık." gözyaşlarımın akmasına izin veriyordum, "Ama sen rüyamda hiç huzurlu değildin," kafam karışmış ne diyeceğimi bilmiyordum, yüzümü ellerime gömdüm.

 

Birkaç dakikalığına duraksadım, sadece rüzgar sesleri geliyordu, onun dışında her şey sessizdi. Kendimi toparladıktan sonra yüzümü elimden çektim. "Ne yaşadığını bilmiyorum, ama rahat uyu. Dedemin kemikleri yeterince sızlıyordur, zamanında üniversiteye gitmem izin vermemişti. Gözbebeği, torunu yüzünden öldü."

 

Elimi mezar taşına koydum, "Ama bende yandım babanne, onun torunu yüzünden hayatım yıkıldı resmen. Okulum, evim.. her şeyden uzak kaldım," gözlerimi mezardan çektim gökyüzüne baktım, "Evlendim, gerçek bir evlilik değildi. Ama Kutay.." boğazım tekrar düğümlenmişti, "Ama o çok şefkatliydi, çok direndim ama olmadı.. bir şeyler hissetmeye başladım."

 

Aklıma Siyam yüzünden yaşadıklarımız gelmişti, bir ah çekmiştim. "Ona teslim olur olmaz her şey berbat oldu, o değişti ben değiştim. Boşandık, ama bir şekilde yine beraberiz, anlamıyorum," tekrar mezara baktım, ağzımda acı bir tat oluşmuştu. "Sevgi böyle bir şey mi anlamıyorum, bir yandan olmadığını düşünüyorum ama onsuz olmuyor. Gitmeyi denedim, bitirmeyi denedim ama olmadı."

 

Akan yaşlarımı yavaşça sildim, burnumu çektim. İçimde oluşan daraltıyı gidermeye çalışarak nefes aldım, aldım, aldım ama geçmedi. "Eski ben olsam, asla bu kadar dayanamazdım, bir güç tutuyor beni.. sanırım bu sevgi. Ama kendimi kaybettiğimi de hissediyorum, çok ikilemdeydim." tekrar tekrar duraksadım boşluğa bakmaya devam ettim.

 

"Sen ne yaşadın bilmiyorum, ama sözlerin beni düşündürdü. Bunlar da bir çıkış yolu yok," mezara tekrar baktım, ağlamaktan kuruyan dudaklarımı içe doğru çektim ve ıslattım. "Sen ne yaşadın?" bunu bir mezara karşı sormuştum, çok dağınık konuştuğumun farkındaydım. Önce kendi derdim, sonra onun rüyama girmesi yüzünden allak bullak olmuştum.

 

Bunun cevabını veremeyeceğini bildiğimden kafamı eğdim sessizce ağlamaya devam ettim. Şu sıralar hiçbir şeyin cevabı yoktu zaten. Niye bu kadar yorgun olduğumu bilmiyordum, Kutay'ı sevmekten mi yoksa yaşadığım şeylerden dolaymıydı bilmiyordum.

 

Düğümleşen düşüncelerimi çözmeye çalışırken farklı bir araba sesi işitmiştim. Gözyaşlarımı silerek kafamı kaldırdım, büyük jip bir araba arabamın yanında durmuştu. Mezar ıssız bir yerde olduğu için gelip giden olmaz diye düşünmüştüm. Hemen endişelenmeye başlayarak çantamdan telefonumu çıkardım, en ufak bir şey olduğunda hemen Kutay'ı arayacaktım.

 

İki adam arabadan inmişti, biri yaşlıydı, diğeri ise genç, benden belki 4-5 yaş büyüktü. Mezar taşından kalkarak arabama doğru ilerliyordum. O iki adam dikkatle bizi izliyordu. İçlerinden yaşlı olanın "Ona benziyor," dediğini duymuştum.

 

Duyduğum şey beni duraksatırken iki kişiyle karşı karşıya gelmiştim. "Siz kimsiniz?" diye eninde sonunda sormuştum. İçlerinden genç olanı öne çıkmıştı. "Tufan Dağlıoğlu," bu isim tanıdık gelmiyordu, yanındaki yaşlı adama baktığımda gözlerindeki hüzün içime işlemişti

 

Tufan Dağlıoğlu

 

Bakışlarımı tekrar genç adama çevirdim. "Rojdan. Rojdan Karaşah," diyerek kendimi tanıttım. Karaşah soyadını duyduklarında iki adam şaşkınlıkla birbirine bakmıştı. "Sen Mizgin'nin torunu musun?" dedi yaşlı adam.

 

Kafamdan soğuk sular dökülmüşe dönmüştüm. Bu iki kişi babannemi nerden tanıyordu? Geriye bir adım çekildim. "Evet, ama neden sordunuz?" ikisini endişeli bakışlarla izledim.

 

"Dedem," dedi Tufan. Bakışlarımı Tufan da sabitlemiştim. "Babannenizin eski kocası," nefesim kesilmiş gibi hissetmiştim sertçe yutkunduğumda elimi kalbime koydum. "Bu nasıl olur? Benim babannemin başka çocuğu yok,"

 

"Biliyoruz, zaten yok. İkisi boşandıktan sonra kendi yollarına gitmişler."

 

Ne hissedeceğimi bilmeden karşımda duran iki adama baktım. Böyle bir mevzu da ne gibi bir şey konuşabilirdim ki? Bu ikilemde kalırken yaşlı olan adam aniden kalbini tutmaya başlamıştı. "Bey amca, iyi misiniz?" diye endişeyle söyledim.

 

Tufan arkasını dönüp dedesine baktığında korkmaya başladığını anlamıştım. Dedesini kolundan tuttu, arabaya sırtını yasladı. "Dede iyi misin? Hastaneye gidelim, hadi gel." dedi endişeyle. Kalbini tutmadığı elini kaldırdı ve torununu susturdu. "Lüzumu yok, ben iyiyim," diyerek itiraz etti.

 

Elini kalbinden çekti. Onları izleyen bana bakmaya başladı. "Sende benim bir torunum sayılırsın kızım," diyerek cebinden kart çıkardı, uzattı. Üstünde 'Cihan Dağlıoğlu' yazıyordu. Bu ismi ne tanırdım ne bilirdim. Tuhaf anlamadığım bir ortam yaşanıyordu.

 

Kendime gelmeye çalışırken boğazımı temizledim, omuzlarımı dikleştirdim. "Al bunu, bir ihtiyacın olursa ararsın," dedi. Tufan dedesine uyarıcı bakışlar atarken sessiz kalmıştı. "Sanmıyorum, sağolun ben almayayım," diyerek kibarca reddettim.

 

Adamın buna üzüldüğü her halinden belli oluyordu. Kartı elindeyken bir adım yaklaştı, "Babannen benim kıymetlimdi, yaşarken de ölürken de," sertçe yutkunuşunu izledim. "Elimden geldiğince buraya gelmeye çalışırım, en sevdiği çiçeklerden ektim mezarına," dediğinde yüzümü mezara doğru çevirdim zambak çiçeklerini görmüştüm. "Uzun lafın kısası benden sana zarar gelmez, Tufan nasıl torunumsa, sende torunum sayılırsın."

 

Yaşlı gözlerindeki hüznü içime kadar işlemişti. Sadece kartı alacaktım, en fazla ne olabilirdi ki? Hiçbir şey. Elimi uzattım ve kartı ellerimin arasına aldım. "Ben bir an öyle bir şok yaşadım ki size anlatamam, babam bana hiç bahsetmedi," kartı yavaşça çantama koydum.

 

"Zaten o yüzden de saçmaladım, çocuk filan sordum," dedim utanarak, bir yandan parmağımla alnımı ovdum.

 

Yaşlı adam utancımı anlamış olacak ki ortam yumuşasın diye gülümsedi. "Olur öyle yavrum, eskisen bizim zamanımızda her şey gizliydi. Deden anlatmadıysa baban da bilmiyordur, doğsl olarak sende bilmiyorsunuz." diyerek rahatlattı.

 

Omuzlarım hafiften rahatlarken yüzümü nazik bir gülümseme kaplamıştı. "Evet haklısınız," dediğimde ellerimi birbirine geçirdim. "Ben artık gideyim, size de iyi günler tanıştığımıza memnun oldum," dedim. Yaşlı adam tekrar gülümsedi, "Bende tanıştığımıza memnun oldum yavrum, kendine iyi bak,"

 

Kafamı salladığım esnada Tufan'da konuşmaya başladı, "İyi günler Rojdan Hanım," dedi. Nezaketle gülerek karşılıklı vermiştim.

 

Kendimi tuhaf ortamdan atmak için arabaya bindim, vakit kaybetmeden arabayı çalıştırmaya başladım. Babannemin rüyası daha net zihnimde oturmaya başlamıştı.

Çantamdan telefonumu çıkardım, hızlıca Kutay'ı aramaya başladım. Ona telefonda olsa her şeyi anlatacaktım.

 

Bengi Karaşah.

 

Rüzgarlı ama güneşli bir gündü. Baranla parkta buluşacaktık, şıkır şıkır hazırlanmıştım, beyaz mavi çiçek desenli elbise giymiştim ve ufak bir çanta almıştım yanıma. Parkta oturup Baran'ı beklerken bir yandan telefonumdan bir şeylere bakıyordum.

 

Aniden tek eli ile gözlerimi kapattı. Hem korku hem merak karşımı elimdeki telefonu kucağıma koydum. "Tahmin et bakalım kim geldi?" diye fısıldandı kulağıma. Kimin sesi olduğunu çok iyi biliyordum, Baran'ım sesiydi.

 

"Baran oyun oynama, senin olduğunu biliyorum," dedim nazlanarak. Elimi gözlerimi kapattan elinin üstünde gezdirdim.

Elini gözlerimden çektiğinde tekrar aydınlığa kavuştum bu seferde papatya demetini gösterdi. "Güzel sevgilime, güzel papatyalar," diyerek yanağımdan öpmüştü. Yaşanan talihsiz olaylardan sonra bir nebze de olsa yüzüm gülmüştü. "Yaa Baran," dedim sevinçle. Papatya demetini kucağıma aldım sıkıca sarıldım.

 

Baran bankın arkasından dolanıp yanıma oturmuştu. Dikkatle gülümseyen yüzümü izliyordu. "Sarılmak yok mu?" dedi masumca. Papatyayı incelemekten ona sarılmayı unutmuştum. Telefonumu çantama koydum, ona sarıldım.

 

Bedenim gevşerken ona yaslanmıştım. Boynuma belli belirsiz dudaklarını bastırmıştı. "Nasıl özlemişim kokunu gözümün nuru," diye mırıldandı. Elimi sırtına koydum yavaşça okşadım. "Sevgilin olduğunu unuttun sen," diye küskün tavırla söyledim.

 

"Aşk olsun, unutur muyum hiç? Unutmam,"

Sarılmayı bırakarak yüzüme bakmıştı. Yüzümde gülümseme eksik olmuyordu onun ifadesi yavaşça ciddileşmeye başlamıştı.

 

"Seninle bir şey konuşacağım," diye söze girdi. Ailelerimizin üzerinde şu sıralar karabulutlar çok geziyordu, kötü haber gelecek korkusu kalbimi tekletmeye yetmişti.

 

"Hem çok iyi hemde sinirleneceğin bir şey," diyerek duraksadı tepkimi yakından izliyordu. Papatya buketini sımsıkı kucağıma bastırıyordum, "Anlat devam et, ne susuyorsun." diye telaşla söyledim.

"Rojdan abimin yanında," dediği an neredeyse elimden papatya demeti kayıp gidecekti, donmuş halde bakıyordum. "Abim yengemi kaçırdı," bir şok daha üstüme gelmişti. "Ardından silahlı çatışma çıktı ve abim vuruldu."

 

Papatya buketi tamamen ellerimin arasından kayıp gitmişti, ağzım açık halde Baran'nın dediklerini sindirmeye çalışıyordum. Rojdanla çok yakın bir zaman diliminde konuşmuştum ama olayların bu raddeye geleceğini tahmin dahi edemezdim.

 

"Ama şimdi iyiler, sanırım barıştılar," dedi hafiften sevinçle. Barışma söz konusu olduğunda sinirlenmeye başladım, "Saçmalama ne barışması? Rojdan bana öyle bir şey demedi, kesin intikam alıyordur." dedim hınçla. Sıçtın kızım Bengi, sıçtın. Gel de ayıkla bakalım pirinç taşını.

 

Baran dediklerimi başta anlayamamış gibi kaşlarını çatmıştı, sonra düşünceli şekilde alnın ovdu. "Ne dedin sen?" dedi sesin altında yatan öfkeyle. Ağzımda acı bir tat hissetiğimde yüzümü buruşturdum. "Ne dedim ki ben? Ne demişim ki ben?" diye suçlulukla mırıldandım.

 

Aniden Baran öfkeyle ayağa kalktı, gölgesi üstüme düşmüştü. "Biz yengemi abisiyle her yerde ararken sen onunla konuşuyordun ve bunu bize demiyordun!?" dedi suçlarcasın. Derin bir çekiş yaşamıştım, nasıl anlatacaktım açıklayacaktım bilmiyordum.

 

"Bir kere konuştum, sadece bir kere."

"Bir kere, mir kere konuştun mu? Konuştun!" diye öfkeyle parkın ortasında bağırmıştı. Sesi kulaklarımı tırmalarken gidip ayağa vurmuştu, bana olan öfkesinden, ardından geri dönmüştüm. "Hani yalan yoktu, hani hiçbir şey saklamayacaktık birbirimizden?! Yalan söyledin bana!" diye tekrar bağırdı.

 

Öfkeyle alnın ovuşturuyordu, sessiz kaldım tamamen onu dinledim. Öfkesinde haklı değildi, çünkü o da benden bir takım şeyler saklamıştı. Mesela Rojdan'nın kaçırılması, bundan neden anından haberim olmamıştı!

 

"Bitti mi?" dedim korkunç sakinlikle. Sakinliğimi gören Baran'nın öfkesi yel misali artmıştı. "Bitti!" diye tekrar ve tekrar bağırdı. Ayağa kalktım, tekrar aynı dinginlikle düşen papatya demetini aldım banka koydum. "Ben seni sakince dinledim Baran, ama sen kendini haklı mı sanıyorsun şu an?"

 

"Bengi.." parmağımı kaldırarak onu susturdum, "Ben seni dinledim, şimdi sen benim dinleyeceksin." diye keskin şekilde söyledim. Koluma asılı olan çantamın sapını bastırmış olduğum öfkeden sımsıkı tutuyordum. "Evet ben bir hata yaptım ve Rojdan'nın aradığını söylemedim, siz Rojdan'nın abisi ile ararken," abisiyle aramasını özellikle üstüne basarak söyledim.

 

"Ama sen beni buraya çağırıp, Rojdan'nın abin tarafından kaçırıldığını yeni söylüyorsun ve suçlu nedense sadece ben oluyorum Baran." dedim haklı olarak. O bana öfkelendiyse, benimde ona öfkelenme hakkım çok çok vardı.

 

"Aynı şey değil!" diye bağırdı. Yine ve yine onun karşısında sakin kalmıştım. Parmağını bana doğru işaret etti. "Sen haber almak için dik dik her yeri aradığımız zaman söylemedin, ben güvendeyken söylemedim. İkisi aynı şey değil."

 

"İkisi farklı durumlar olabilir ama aynı sonuca çıkıyor," diyerek itiraz ettim. Bir adım ondan uzaklaştım, sanki artık aramızda bir duvar vardı. "Eğer güven bir teste tabi tutuluyorsa ikimizde o testten kaldık Baran Aslanbey,"

Baran'nın gözlerinin dolduğunu görmüştüm, ağlamamak için sertçe yutkunduğuna şahit olmuştum. "Son sözün bu mu?" diye sorduğunda acının verdiği tebessümle "Allah'a emanet," dedim.

 

"Eyvallah,"

 

Sözünü duyduktan sonra arkamı dönüp parkın içinden uzaklaşmıştım, aldığı papatya buketi bankın üzerlnde kimsesiz kalmıştı.

 

Rojdan Karaşah

 

Akşam vakti olmuştu. Kutayla beraber güzel bir rakı sofrası kurmuştuk. Ben içmeyecektim dokunduğu için. Kafa dağıtmak sohbet etmek için hazırlamıştık, Pamir'i erkenden uyuturken Kutay'da son mezeyi hazırlıyordu.

 

Pamir'in loş odasında koltuğa otururken nefesinin yavaşladığını hissettim, uykuya dalmıştı. Saçlarını yavaşça okşadığım esnada alnın da öpmüştüm. "Uyu bebişim uyu. Bizim çok işimiz var," diye fısıldadım.

 

Ayağa kalkarak onu yavaşça beşiğine yerleştirdim, üzerini sımsıkı örtmüştüm. Gece lambasını aydınlatarak odadan çıktım.

Yemek masasına yaklaştığımda Kutay oturmuş beni bekliyordu. "Uyudu mu sarı pipi?" diye neşeyle sordu.

 

Sandalyeme oturduğum esnada ona cevap vermeye başladım, "Uyudu sarı pipin," rakısını hazırlamaya başlamıştı. Bir yandan bende yemekle tıkınıyordum.

 

"Uyusun, uyusun. Kara kedi gibi aramıza giriyor," diye sitem etti. Sarmayı ısırırken ona göz devirmekle yetindim. "Onu boşver de," dediğimde bana vereceği hediye aklıma gelmişti. "Hediyem nerde?" emrivaki tavırla sordum.

 

"Hediye," diyerek tekrar etti. Emrivaki tavrıma inanamamıştı. Rakısından bir yudum aldı, ardından cevap verdi. "Daha gece uzun, dur bakalım Rojdan hanım," dedi. Bir şoku daha kaldırmazdı bu bünye, "Valla bir şok daha yaşarsam şuraya bayılır kalırım!" dedim yeri göstererek.

 

"Şoklar günün yaşatacağım bugün sana," dedi hunzur şekilde. Boynuma hızlıca pratik bir öpücük kondurdu. "Yok yaşatma, kaldırmamam," diye dramatik tavırla söyledim. Elimi göğüs kafesimin boşluğuna koydum.

 

Halimi gören Kutay gülmeye başladı, rakısından tekrar bir yudum aldı. "Seviyorum senin bu çocuksu hallerini," diyerek bileğini boynuma koydu yanağımı avuçladı. "Sen olmasam ne yapacaksın? Gülmek için sebebin kalmaz," diye kendimi övdüm.

 

"Kalmaz, sen yüzümü güldüren gül goncamsın," diyerek alnıma öpücük kondurdu. "Gül gonca mı? Pardon, siyah goncam diyecektin," diyerek göz kırptım. Dediğimi duyunca otuz iki diş gülmüştü. "Pardon kraliçem unutmuşum," nazlanarak bakışlarımı kaçırdığımızda ikimizde istemsizce kıkırdamıştık.

 

Utançtan yanaklarım al al olmuştu, dokunuşundan uzaklaşarak elimi yüzüme kapattım. "Ya alışkın değilim, yapma şöyle şeyler," diye utangaçca söyledim. Koluma nazikçe dokundu tek harekette kucağına çekmişti. "Gel buraya, ölümüne seviyorum seni," diye mırıldandı. Elimi yüzümden çekmişti. Ergenler gibi flörtleşiyorduk resmen!!

 

"Şurdan öpelim," kızarmış yanaklarımı öptü, kıkırdamaya başlamıştım, karnımda kelebek hissi oluşmuştu. "Sonra şurdan," diyerek alnımdan öptü. Nefes almak hafifçe geri çekildim. "Ben çok şımarıyorum ama," diye neşeyle söyledim.

 

"Tabi ki şımaracaksın! Karım, sevgilim, her şeyim şımaracak benim," diye gururla söyledi. İkimizde yaşadığımız onca şeyden sonra sevgi pıtırcığına dönüştük, ona sımsıkı sarıldım. Onun yanında güvendeydim, en önemlisi rahat hissediyordum. "O zaman hep şımarırım," diye huzurla söyledim.

 

"Oy," diyerek saçlarımın arasından öptü. Diğer eliyle cebinden yüzük kutusu çıkarmıştı. Kafamı onun omuzundan kaldırdım, ciddiyetle dik durdum. "Yoksa?" diye merakla sordum, evlenme teklifi diye düşündüm. Kutuyu açmakla uğraşmadı doğrudan bana uzatmıştı.

 

"Aç bakalım," dedi. Kutuyu hızlıca aldım, açtığımda pembe taşlı pırlanta yüzük çıkmıştı. Şok ile alt dudağımı ısırmıştım.

"Ben bunu hep tiktok, instagram da görüyordum. Bundan istiyordum bir araa," diye şaşkınlıkla söyledim. Yüzüğü kutudan çıkardığımda takması için ona uzattım. Yüzük parmağıma takmıştı. "Çok yakıştı," dedi hayranlıkla.

 

Elimi ışığa kaldırarak iyice bakmıştım, "Benim elim tombik mi oldu?" diye tereddütle

sorguladım. Sırt kemiğimi okşarken "Saçmalama, zayıfladın sen," dedi. Yüzüğü incelmeyi kenara bıraktım, elimi geri indirdim. Güzel bir anda bunu sorgulamak saçma olurdu. "Bilmiyorum, of," diye mırıldandım yine de.

 

Parmaklarımı parmaklarına geçirdi. "Ofu, mofu yok. Ye bakalım şundan," diyerek kavun uzattı. Dalgın salgının kavunu yemeye başladım.

 

"Sana da dolduralım şöyle güzel bir rakı, iç," diyerek bardağıma uzandığı esnada bardağın ağzını avucumla kapattım. "Yoook, ben türk kahvesi içmeyi özledim, yemekten sonra kahve içeceğim." dedim kararlılıkla.

 

"Bir insan türk kahvesini özler mi?"

 

"Özler, orta şekerli yanında soda. Ohh miss," derken canım çoktan çekmiştim. Kavudan çatalımla bir parça daha aldım ve ağzıma attım. "Hanım nasıl isterse öyle olsun," dedi. Hanım diyince şaşkınlık içinde ona bakmıştım, kırk yıllık evliymişiz gibi demişti. "Hanım mı?"

 

"Evet, hanım." diye tasdikledi. İnanmayarak ona bakmaya devam ettiğimde gayet relax şekilde rakısını içiyordu. Sarhoş mu yoksa ciddi mi söylediği arasında ince bir çizgideydim. "Sen çok rakı içme boşver, sarhoş olursun," diyerek rakı bardağını aldım.

 

Eli havada asılı kalmıştı. "Ben şimdi ne yaptım?" Rakı bardağını masaya koydum, gözlerinin içine hesapçı şekli de bakmaya başlamıştım, sarhoş mu değil mi emin olmak istiyordum.

 

Aniden kapı yüksek sesle vurulmuştu ikimizde olduğumuz yerde donup kalmıştık. Panik atak, kötü his içimi sarmaya başlarken Kutay'a sıkıca sarıldım. "Ne oluyor Kutay? Yoksa o mu geldi? Hani o bir daha gün yüzü görmeyecekti?" Üst üste soru sormuştum. Ne yapacağını şaşarak kollarını belime doladı. "Hayır, hayır o gelse çatışma çıkardı. Bizim çocuklardan biridir." diyerek sakinleştirmeye çalıştı.

 

"O zaman kötü haber, kesin birine bir şey oldu. Allahım sen koru!" diye titrek sesle söyledim. Daha sıkı sarılmaya başladım. Yaşadığım travmalardan dolayı böyle olaylarda hemen beynim devre dışına giriyordu korkmaya başlıyordum. "Canım, sakin ol. Bırak beni, kapıyı açayım hadi." diye yumuşak sesle söyledi.

 

"Ya sana bir şey olursa?" diye fısıldadım. Belime doladığı kolunu gevşettiğini de tekrar yüksek sesle kapı çalınmıştı. "Aaaabbiii," Baran'nın sesiydi. İkimizde birbirimize bakıp kalmıştık. "Sesi sarhoş mu geliyor?" diye tereddütle sordum. Kutay net bir cevap verememişti, "Dur bakayım, in bakalım kucağımdan." diyerek kollarını belimden çekti. Yavaşça kucağından indim.

 

O önden yürürken arkasından onu takip ettim. Kapıyı açtığında Baran'nın alkolden yarı uyanık yârı uyuyordu. Onun yanında Miran, abisinin kolunu omuzuna atmıştı. Bu hallerini gören Kutay sinirleniyordu, elini vurmak için kaldırdığında bir adım öne çıktım. Elini yumruk yaparak havada tuttu. "La oğlum, sizi bana paket halinde indirimli mi veriyorlar lan?! Ne işiniz var burda akşamın bu saatinde?"

 

"Abi benim suçum yok, Baran sarhoş," diye mahcupça söyledi Miran. Kutay zarar vermesin diye önüne geçtim, sırtım onun göğüsüne değiyordu. "Yok, gelin içeriye." diyerek kenara çekildim yanımda Kutay'ı da çektim.

 

Miran abisini zorlukla içeriye taşıyarak kanepeye bıraktı. Baran kanepeye yığılmış ağırlığını vermişti. Miran rahat bir nefes alarak kapıyı kapattı. "Kusura bakmayın bu halde eve götüremezdim. Annem zaten abimin yokluğundan şüpheleniyor birde Baran'ı götürürsem vay halimize." nefeslenmek için kanepeye oturdu.

 

"Ne oldu anlat bakalım." dedi Kutay. Kardeşinin yanına oturmuştu, bende yanına oturdum. Miran bildiği kadarıyla anlatmaya başlamıştı, Baran öylece kanepede uyuyakalmıştı. İkimizde dikkatle dinlemiştik uzun süre sohbet ettikten sonra gece yavaş yavaş çökmüştü.

 

Miran'a boş odayı hazırlamıştım, Baran içinde yastık yorgan vermiştim. En sonunda uyuyan Pamir'e bakarak yatak odasına geçtim.

Kutay yatağa uzanmış tabletinden bir şeylere bakıyordu. "Neye bakıyorsun?" diye sordum pembe kalpli pijama takımım giyerken. "İşle ilgili e-mail gelmiş ona bakıyorum," diye açıkladı. Pijamamım giydikten sonra saçlarımı topuz yapıp yastığa yaslanarak uzandım.

 

Yatağa uzandığımda Kutay tableti geri komodine koymuştu. "Niye koydun?" elini yorganın üstüne yani bacağıma koymuştu. "Karım varken telefon, tablete bakmam." dedi. Bu adam beni çoook şımartıyordu.

 

Hareketi hoşuma gitsede nazlanamamıştım, Baranla Bengi'nin ayrılığı aklıma gelmişti. Bakışlarımı uzaklara dalmıştı, "Bizim yüzümüzden ayrıldılar," diye mırıldandım. Elimi elinin üstüne kapattı. "Bizim yüzümüzden değil sadece, birbirlerinden ilk zorlukta bir şeyler gizlemişler,"

 

Yine de kendimi suçlu hissediyordum, yanaklarımı balon yaptım ve indirdim. "Ama konunun sebebi biziz," diyerek ısrar ettim. Elimi yavaşça sakinleştirmek için okşadı, "Biz vesilesiyiz, direkt sebebi değil ki. Başka konu olsa o konu hakkında aynı şeyleri yaşayacaklardı."

 

"Onları barıştırmalıyız," diye kesin dille söyledim. Kutay itiraz edecekmiş gibi olurken parmağımı kaldırdım. "Saakıın itiraz etme, saakkın!" diye uyardım. Kabul eden köpek yavrusu gibi kafasını salladı. Bu az da olsa keyiflendirmişti, hafifçe gülümsedim.

 

"Onlardan önce," diyerek tepkimi ölçmek için duraksadı pür dikkat dinliyordum. "Onlardan önce artık düzenimizi kursak mı diyorum? Ankara da evimiz de var," diyerek cevabımı bekledi. Düzen diyince düşünmeye başlamıştım, haklıydı ama önce ailemle görüşmeliydim onlara durumu açıklamalıydım daha boşanma mevuzusu vardı. HER ŞEY ALLAK BULLAKTI.

 

"Bilmiyorum,"

 

"Nasıl bilmiyorsun?" diye anlamayarak sordu. Derin iç çekerek bakışlarımı ondan kaçırdım. "Seninle konuşmak istediğim şeyler var, ama bugünlük beni maruz gör," dedim, elini sıktım. Kutay ne dediğimi anlamış gibisinden bir şey diyememişti. Gülmeye çalışarak elini okşadım, "Tamam aşkım boşverelim, tamam." diyerek durumu toplamaya çalıştım.

 

"Ben sana başka bir şeyden bahsedecektim zaten," diyerek konuyu kapattı. Rahat bir nefes almıştım, o konuşmaya başlayınca pür dikkat dinlemeye başladım. "Pamir'e yeni kıyafetler alalım diyorum, çocuk aynı şeyleri giyiyor,"

 

"Kutay," dedim o konuşurken. Sesimi duyunca sustu. Parmağım ile elinin üstüne dokunarak dalgın, dalgın okşadım. "Noldu Rojdan?" bakışlarımı ona çevirdiğimde merakla bakıyordu, çünkü lafını kesmiştim.

Dilimi yavaşça damağıma değdirdim, boğazımı temizleyerek konuşmaya başladım. "Bak tam buraya," derken elinin tam ortasını gösterdim,

"Rojdan yazdırsana," dedim hevesle.

 

Konuştuğumuz konu ile alakalı olmadığı için başta anlayamamıştı. Anlamadığını fark edince huysuzca elinin üstüne parmağımı bastırdım. "Diyorum ki Rojdan adından dövme yaptır," diye üstüne basarak söyledim.

 

Bu seferde ağzı açık şekilde bakıyordu. Bıkmış iç geçirdim, parmağımı elinden çektim. "Ne yani? Ne istemişim sanki? Seven yaptırırdı ama belli ki sen sevmiyorsun!" diye çemkirdim, üzüldüğüm belli etmemek adına.

Arkamı dönüp uyumak için hamle yapmışken koluma dokundu ve durdu.

 

"Dur, dur. Daha cevap bile vermedim, nerden çıkardığın sevmediğimi!" dedi sitemkar tavırla. Yatak başlığına tekrar yaslandım, kolumdaki elini çekmek amacıyla silkelendim.

 

Kollarımı birleştirirken o hemen cevap vermeye başladı, "Yani ben müslüman adamım, dövme çok günah," dedikten sonra gözlerimi devirdim, iyice uyuz oluyordum ona. "Ama yalan mı? Sana hususi bir şey değil, normalde hiç dövmem yok. Bak, bak dokun," diyerek bileğime dokundu.

 

"Dokunmuyorum Kutay Karan Bey," dedim üstüne basarak. Bileğimi sertçe dokunuşundan ayırdım. "Demek ki değerim bu kadardı." gözlerimi hafifçe kıstım, "Öyle olsun, zaten Rojdan kim ki? Onun için neden günah'a girecekmişsin ki?" dedim atarlı sesimle.

Kutay ne yapacağını bilmeden bakakalmıştı. O esnada yastığımı düzelterek yatağa uzanmaya başlıyordum. Yavaş yavaş yanıma sokulmaya çalışıyordu, "Rojdan," dediğinde yatağa uzanmaya başlamıştım, onu duymamazlıktan gelmiştim.

 

"Gülüm," dedi bu seferde. Her zaman başı sıkışınca kullandığı o sihirli hitaptı. Yine de bakışlarımı üstüne dikmemiştim. Yatağa uzandıktan sonra hemen yanıma sokulmuştu, korkudan kızarım diye dokunamıyordu. "Benim zaten büyük bir günahım var," diye fısıldadı.

 

Sözlerini duyduğum sırada şaşkınlıktan ona bakmaya başladım. Merakla onu tarafına döndüm. "Ne günahı?" diye merakla sordum. Tebessüm ederek "Seni sevmek," dedi.

Beynimden vurulmuşa dönmüştüm, ne ima ettiğini anlayamamıştım.

 

Anlayamadığım için de öfkelensem mi, merak mı etsem bilemedim, haliyle cevapta verememiştim. "Neden biliyor musun?" bilmediğim için kafamı ikl yana salladım,

 

"Çünkü kalbini çok kırdım, günahını aldım," derken sesindeki pişmanlığı duyuyordum.

Kalbimin ağırlaştığını hissetmiştim, ona daha nasıl boşandığımızı söylemeden pişmanlık duyması kalbimi ağrılaştırmıştı. Şundan emindim, abim sayesinde yaptığımı bilseydi asıl pişman olacak kişi ben olurdum.

 

"Sus," dedim, titrek sesimle. Elini sımsıkı tutmuştum ve sıkıca sarıldım. Ağlamamak için sertçe yutkundum. "Uykum geldi," diye yalan söylemek zorunda kaldım. Sıkıca sarılmıştı, tek kelime etmemişti.

 

Onun da benim de hatalarımız günahlarımız vardı. İkimizde günahsız, hatasız değildik. Bu gece herkes kendi günahına hatasının vicdan azabını çekiyordu.

 

 

 

 

Sabah olana kadar huzursuz bir uyku çekmiştim, düşünceler zihnimde hiç susmamıştı. Sabah tekrar uyandığımda yanımda Kutay yoktu üzerime gölgesi düşüyordu, gözlerimi açtığımda karamsar yüzüyle karşılastırdım. Bu tuhaftan hiçbir sabah böyle yapmamıştı. "Uyandın mı?" dediğinde çoktan kendime gelmiştim. "Ne oldu Kutay?"

 

"Annen geldi,"

 

O kurduğu iki cümleye inanmamıştım, annem nerden bulup gelmişti. Yatakta hızlıca doğruldum, uyku perileri anında dağılmıştı. "Nasıl? Nasıl gelmiş?" diye kekeleyerek konuştum. Kutay ağır ağır karamsar yüzüyle yanıma oturdu. "Abin sayesinde," daha büyük bir şok bedenime inmişti.

 

Hızlıca yataktan kalktım, kalbim yeriden fırlayacak gibi akıyordu, düşüncelerim zihinimi tırmalıyordu. "Nerde şimdi?" diye telaşla sordum. Kutay yataktan kalktı, "İçerde," dediği an koşarak salon kısmına gittim. Tam karşımda sert, ketum yüzüyle annem duruyordu, ona ömrüm boyunca bu kadar sert, şefkatsiz görmemiştim. "Anne.." sözümü tamamlayamadan kesti.

 

"Yazıklar olsun sana," diyerek başladı. Bir tokat daha ağır gelmişti, sanki yanağıma tokat yemişcesine dokundum. "Ben sana kaç kere dedim kızım, evlenme dedim, yapma dedim," arkamdan duran Kutay'a sert bakışlar atarak tekrar baktı. "Bir şerefsizin elinde heba olma dedim! Şimdi çok mu iyi oldu? Okula gidebiliyor musun kızım?" her kelimesinden sesi yükseldikçe yükseliyordu.

 

"A-anne beni bir dinlesen, açıklasa.." yine sözümü kesmişti, bu sefer elini kaldırarak kesmişti. "Açıklama yok, hayatını yaktın sen. Nerden benim azimli, başarılı, dedesine rağmen üniversite giden kızım?" diye bağırarak hesap sordu. Kutay dayanamayarak önüme geçmişti. "Ezo teyze, size karşı saygısızlık yapmak istemem, ama benim evimde benim karıma böyle konuşamazsın!"

 

Bir tokat sesi evin içinde yankılandı, annem Kutay'a tokat atmıştı. "Kızım kandıran şerefsize söz hakkı vermedim! Ailecek ailemize çöktünüz kızımın hayatını mahvettiniz! Ama artık yok!" diyerek bağırdı. Kutay'ı kolayca iterek tekrar benimle yüzleşti.

"Ya şimdi benimle gelirsin, ailen annen kalır ya da ben bu kapıdan tek çıkarım ailen kalmaz. Senin seçimin kızım."

 

"Anne otursak konuşsak, beni bir dinlesen olmaz mı?" diye ısrar ettim. Annem beni dinlerdi, bu kadar kolay keskin çizgileri olmazdı. "Son sözümü söyledim, bir seçim yap," dedi, ses tonundaki o çelikliği görebiliyordum. Önce Kutay'a sonra anneme baktım. Mideme acayip derecede keskin bir bulantı girmişti.

 

"Ben telefonumu alıp geliyorum," dedim anneme. Kutay'a gel dercesine bakış atmıştım. Ardından dingin adımlarla yatak odasına ilerlerdim kapıyı kapattığım da midemin bulantısından neredeyse iki büklüm oluyordum. "Sakin ol, rahat nefes al," yatağa ağır ağır oturduğun esnada Kutay içeriye girmişti.

 

O acı çeken halimi görünce hemen önümde diz çöktü. "Rojdan, nefes al hadi güzel nefes al," dedi. Nefes almaya çalışırken karnımı sımsıkı tutuyordum. "Ben böyle olsun istemezdim," diye fısıldadım. Başımı omuzuna yaslamam sağladı. "Biliyorum şimdi güçlü olacağız, tamam mı?"

 

Kafamı onaylamak amaçlı salladım. "Ben gideyim, onlar yumuşayıncaya kadar orda bekleyeyim," diye fısıldadım. Kutay omuzunu kafamdan çekti, ellerimi tuttu, her birine öpücük kondurdu. "Evet. Bak biz neler atlattık bunu da atlatacağız," dedi emin olarak.

Kafamı salladığımda alnımdan öptü.

 

Kendimi toplarlamaya çalışarak telefonumu aldım, onunla beraber ayağa kalktım. "Pamir'e iyi bak, ailesini bul," diye hatırlattım. İçimizde son kalan umutla birbirimize gülümsedik. O an onun ellerini bırakmak zorunda kalmıştım.

 

Arkamı dönüp istemeyerek yatak odasından çıkmıştım, Kutay arkamdan gelemememişti. Üzüldüğümü göstermemek için kafamı eğmiştim. "Ben hazırım, anne," dedim, fısıltıdan bir yüksek sesle. Üzüntümü anlayan annem sarılmaya başlamıştı. "Her şeyi senin iyiliğin için yapıyorum, bir gün beni anlayacaksın." diyerek saçlarımı okşadı.

 

Ayakkabımı giydim ve annemle beraber dağ evinden çıkmıştım. Siyah lüks abimin arabası bizi karşılamıştı, tek kelime etmeden binmiştim. Camdan bakarken evden beni izleyen Pamir ve Kutay'ı görmüştüm.

 

Ağlamamak için yumruğumu sıkıca sıktım. Araba çalıştığında sessizliğimi korumuştum. Camdan bakışlarımı çekerken abimle dikiz aynasında göz göze gelmiştim. İlk defa nefret dolu bakmıştım, ardından kafamı yere indirdim.

 

Yol boyunca sessizlik oluşmuştu. Hiçkimse konuşmamıştı, karın ağrımla sessiz kalmıştım. Konağa yaklaştığımız vakit kalabalık sesler gelmeye başlamıştı. Yüzümü cama çevirdiğimde aşiret topluluğu görmüştüm.

 

"Yuuuu, namussuz," gibi sloganlar atılıyordu.

Annem baktığımda o da aynı benim gibi endişeliydi. "Ne oluyor oğlum? Bunlar bizim aşiretin erkekleri değil mi?" diye sorduğunda annem abim dikiz aynasından bize baktı. "Onlar anne, Rojdan için gelmişler," son sözünü duyduğumda gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. "B-ben mi?"

 

"Korkma adamlar var," dedi abim. Arabayı sürmeye devam ederken annemin omuzuna kafamı yasladım. "Ben namussuzluk etmedim ki." dedim. Saçlarımı okşamaya devam ederken annem yanıtladı, "Biliyorum yavrum, sen sadece yalnış evlilik yaptın."

Abim kalabalığın arasından konağını kapısına ilerlerken herkesin nefret söylemine maruz kalıyordum, ellerimle kulaklarımı sıkıca kapattım keza gözlerimi de.

 

Konağın kapısına vardığımızda arabada durdu. İnmek istemiyordum şu lanet olasıca arabadan, içimdeki kötü his dinmek bilmiyordu. "Hadi kızım gel," diyerek elini uzattı annem, titreyen elimle elini tuttum, yavaşça indiğimde zar zor telkin edilen topluluğu görmüştüm.

 

Korku giderek artarken küçük çocuk gibi annem elini tutuyordum. Abim bizi konağın kapısına yönlendirdirken aniden ses gelmişti,

"Rojdan Karaşah," dendi üstten bir tavırla. Arkamı döner dönmez taşlar hepinizin üstüne bir bir gelmeye başladı. Taşlanıyorduk, bir zamanlar avlusunda güvenle oynadığım konağın önünde taşlanıyordum.

 

Taşlardan biri tam alnıma gelmişti, ortalık yangın yeri gibiydi. Gözlerimi kararmaya başlamıştı, annemin elini tutan elim gevşemiş gözlerim kapanmıştı.

 

Selaaam çiçekleriiim🫰🏻🥹

 

Bölümü nasıl buldunuz, düşüncelerinizi merak ediyorum 🦋💗

 

Son zamanlarda iyi veya kötü yorumlar alıyorum çoğu olumlu ve bu çook hoşuma gidiyor 😋🫶🏻💗

 

İki hafta sonra yeni bölümde görüşmek üzere öptüm byeee💋

 

Bölüm : 03.05.2026 22:43 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...