

İNSTAGRAM: MİYOZZAA
TİKTOK: MİOYZAA
⚠️ Bu bölümde cinsel şakalar, küfürler ve yakınlaşma sahneleri vardır.⚠️
23
Kan, gözyaşı çığlıklar, bağırışlar..
Bunların hepsine şahit olmuştum. Bütün bu kalabalığın içinde kendimi Mardin'in soğuk karakol koridorun da, mavi döşemeli metal bekleme koltuklarının birinde otururken bulmuştum. Yanımda sırtı kamburlaşan, yorgun ve de mutsuz olan Zulal oturuyordu, bakışları donuklaşmış yere bakıyordu.
Etraf sessizliğini korurken aniden tanıdık ve hoş olmayan birinden "Ahlaksız, ailemizi ne hale düşürdün." dedi Avjin Hanım. Yere eğik olan kafamı kaldırdım ve ona baktığımda kendi öz kızın saf bir nefretle baktığını görmüştüm.
Zulal dokunlaşan bakışlarını karşısında oturan annesine çevirdi. Avjin hanım kızının tepkisizliğini gördüğünde öfkesi alev misali fazlalaşıyordu, "Beceriksiz şey! Bir evliliği bile yürütemedin, abilerin senin yüzünden ne hallere düştü," elini yavaşça savurdu, "Aldatılmışmış! Peh!" o zehirli dili sanki basit bir şey söylüyormuş gibi söylemişti.
"Napsaydım? Sussa mıydım?" dedi Zulal.
"Sussaydın!" diye dişlerinin arasından söylemişti. Zulal'in yüzünde kırık bir tebessüm belirmişti, açık kahve gözleri kırgın bakıyordu ve akmayan yaşlarla annesine bakıyordu. O an içinden sayısız şey geçirmişti ama susmuştu, susmak zorunda bırakılmıştı her zaman.
"Abilerini ne hale soktun, hala karşımda utanmadan gülüyorsun," Öfe ile nefes alıp verirken yeğeni Nazo yanında oturuyordu, teyzesini sakinleştirmeye çalışıyordu. Kulağına doğru eğildi "Teyze sakin ol, karakoldayız." fısıldadı.
Elimi Zulal'in eline doğru uzattım, tereddütle elini elimle sardım. Şaşkın bakışlarını dikerken elimi hafifçe sıkmıştı. Sanki sessiz bir çığlık misaliydi. "Her şey iyi olacak, merak etme." diye fısıldadım. Göz ucuyla Avjin hanıma baktığımda kötü, zehirli bakışlarıyla karşılaştım.
Bunlarla mücadele ederken koridorun karşısından gelen avukatı görmüştüm. Şervan amca hemen ayağa kalktı, yanımıza yaklaşan avukata yaklaştı. "Durum nedir?" diye sabırsızca sordu. Zulal'in elini bırakarak avukata yaklaştım. "Beritan Bey'in uyanmasını bekliyoruz. O uyandığında ifadesi alınınca yol izleyeceğiz."
"Yani Beritan şikayetçi olursa mahkemeye çıkacaklar, değil mi?" diye sordum.
"Evet, Rojdan Hanım." diye onayladı avukat.
Şervan amca'nın umutsuz bakışlarını bana çevirdi, "Siz burada bekleyin kızım, bizde avukat beyle gidelim ikne etmeye çalışalım Beritan'ı." dedi. Onaylayarak kafamı salladım. Onlar uzaklaşırken zihnimde tek bir soru vardı; Ya Beritan inat edip şikayetçi olursa? Bu ihtimali düşünmek bile midemi bulandırıyordu, en köşeye geçtim telefonumu çıkardım.
Rojdan: Ne yaptınız? Abinin durumu ne?
Bengii🤍: Uyanmadı, yaralarına pansuman yapılıyor.
Bengii🤍: Bir sorun yok inşallah.
Rojdan: Abin şikayetçi olursa Kutaylar mahkemeye çıkacak.
Bengii🤍: Aslaa şikayetçi olamaz, babama derim ben. Hem aldattı, hemde şikayetçi mi olacak? İzin vermem ki.
Rojdan: Valla teşekkür mü etsem şaşırsam mı bilemedim. O senin abin ya.
Bengii🤍: Abimse abim, yapmasaymış gül gibi karısı varken ne işi varmış elalemin kadınıyla.
Rojdan: Haklısın, diyecek söz bulamıyorum.
Rojdan: Haa bu arada Şervan amca ve avukat sizinle konuşmaya gelecek bilgin olsun.
Bengii🤍: Tamam.
Telefonu kapattım çantama geri koydum. Etrafa baktığımda Zulal hala aynı pozisyon da duruyordu, Avjin Hanım ise yeğeni ile fısır fısır bir şeyler konuşuyordu. Tanıdık sesler duymaya başlayınca karakolun kapısına doğru bakmıştım, bana doğru yaklaşan abim ve Tufan bey'i görmüştüm.
"Rojdan, noldu? Bir haber var mı?" diye sordu abim.
Kafamı yavaşça iki yana salladım, "Hayır abi, Beritan'ın uyanmasını beklememiz gerekiyormuş, sabaha kadar burda kalabilirler." diyerek bilgilendirdim. Abimin bıkkınlıkla iç çektiği duydum. Elini yavaşça omzuma koydu. "İsterseniz avukatımı çağırayım, duruma göre bakarız." dedi Tufan.
Abim hafifçe mesafeli şekilde gülümsedi. "Sanmıyorum bir şey olacağını Tufan. Beritan'ın şikayetçi olmaması gerekiyor sanırım." dedi tereddütle. Önce karamsar abime sonra Tufan'a baktım. Bu adam hayatımıza sanki hep varmış gibi bir anda girmişti, abimin yanında görünce daha da tuhaf hissettiriyordu. Tekrar bakışlarım abime kaydı, "Şey aslında benim Kutay'la görüşmem yârdım olabilir misiniz?" diye tereddütle sordum.
Doğal olarak Kutay için endişeleniyordum, yoksa bu gece eve gidip rahat uyuyamazdım.
Abim kararsızlıkla bakarken gözlerini içine yalvarırcasına bakıyordum "Lütfeen abi, bak şu an inat edecek bir zaman da değiliz," diye ikna etmeye çalıştım. Istarımı görünce gardını indirmişti, yavaşça ve şefkatle omzumu okşadı. "Sırf senin için yapacağım bilesin, yoksa vallahi kocanı sevdiğimi düşünme." dedi hatırlatırcasına.
Yüzümde güller açarken kolumu abimin beline sardım ve sıkıca sarıldım. "Sağol abi, iyi ki varsın." diye ağzımın içinden mırıldandım. Omuzumdaki eli sırtıma doğru kaydı yavaşça okşadı. "Sende kardeşim sende." Bakışlarımı geri Tufan'a kaydığında gülümseyerek bizi izliyordu.
Boğazımı yüksek sesle temizledim ve abime sarılmayı bıraktım. "Annem seni arayacak şimdi, aç telefonunu tamam mı?" dedi abim. Onaylamak amacıyla başımı salladım. "Tufan, gel şöyle geçelim biz." Tufan'ın omuzuna dokundu kenara çekti.
Tekrar oturduğum yere yaklaştım, oturdum. Yanımda oturan hala aynı pozisyonda duran Zulal'e baktığımda gözleri hala yere dalmış haldeydi. "Zulal, iyi misin?" diye sordum. Yavaşça yanına yaklaştım. Yüzünü yerden kaldırdı, bu seferde düz duvara baktı. "Ben iyiyim.. çok iyiyim." göğsü hızlı nefes alıp vermesinden dolayı inip kalkıyordu.
"İyi değilsen söyleyebilirsin, sorun yok," dediğimde yavaşça elini elime uzattım ama tutmadan elini hemen çekti ve arkasına sakladı. "Ben iyiyim, ben çok iyiyim!" sert sesiyle söylemişti ama sesinin arkasındaki duygu doluluğu anlayabiliyordum.
Elimi yavaşça çektim kucağıma koydum. "Tamam sakin ol, kimse seni hiçbir şey için suçlamıyor." dedim ikna etmek için. Kaşları çatılmıştı, ortası çizgi haline gelmişti sert bakışlar yaratmaya çalışıyordu. Onun duygu durumunu nasıl çözeceğimi bilemediğim için duraksamıştım arkama yaslandığımda çantamın içinden telefonumun titreştiğini hissettim.
Çantamın fermuarını açtım ve telefonu elime aldığımda annemin aradığını görmüştüm. Tekrar ayağa kalktım ve kenara sessiz bir yere geçtim, telefonu açtım. "Alo, anne" ses verdim. Annemin endişeli sesli kulaklarımı doldurmaya başladı, "Kızım, ne yaptınız? Durum ne? Kayınbaban buraya geldi, amcanı kenara çekti konuşuyorlar."
Yorularak alnımı obulturdum, önüme düşen perçemi kulağımın arkasına attım. "Amaan anne, ne olsun. Beritan'ın şikayetçi olmaması için gelmişlerdir, yoksa mahkeme olacak."
"Akılsız Beritan, seni de yaktı, o kızı da." diye hayıflandı. Bıkkınlıkla iç çektim, kolumu duvara yasladım. "Ne alakası var anne?" dedim.
"Çok alakası var yavrum, önce o kızı kandırdı sonra damadım olacak o şerefsizle evlenmek zorunda kaldın. Şimdi birde onun yolunu gözlersin hapse girerse.. vah halimize vah!" dediğinde arka planda dizlerine vurduğunu duymuştum. "Anne saçmalama Allah aşkına, iyi düşün iyi olsun."
"İyi düşünecek bir şey yok, bilseydim bunların yaşanacağına vallahi tallahi seni Mardin'e çağırmazdım.." dedi.
Her konuştuğunda içim daha da daralıyordu, sertçe yutkundum. "Anne, ben kapatayım abim geldi onunla konuşacağım ararım seni sonra." dedim. Mecburen yalan söylemek zorunda kalmıştım, halihazır da zor bir geceydi.
"Tamam haber ver kızım, habersiz bırakma."
"Tamam anne, sonra görüşürüz." diyerek telefonu kapattım ve çantama koydum. Tekrar oturduğum koltuğa yaklaştım yorgunluk ve bıkkınlıkla oturdum abimleri beklemeye başladım.
"Annen mi aradı? Dedikodumuzu da yaptınız mı bari?" dedi Avjin hanım.
Sözleri duyar duymaz gözlerim kısılmıştı ons keskin bir bakış atmıştım, çenesini kapatmaya yetmiş olacak ki dudaklarını birbirine sımsıkı sıktı. "Biz kimsenin dedikodusunu yapmayız, bizi kendinizle karıştırmayın. Herkes düşüncesinde ne varsa onu yaparmış."
"Saygısız," diye tıslamıştı adeta. Başımı dik tuttum, Nazo da baktım. "Saygısız mı?" Bakışlarımı geri Avjin hanıma çevirdim. "Asıl saygısız sizsiniz, ne kızınızın seçimlerine ne oğlunuzun seçimlerine saygı duymuyorsunuz, yazık yazık." dedim. Dilim keskin ve acımasızdı, bıkmıştım bu kadının zehirli dilinden ve kendisinden.
"Rojdan,"
Sesin olduğu yöne doğru baktığımda abimi, Tufan'ı ve bir polis memurunu görmüştüm. Hızlı ayağa kalkarak onlara yaklaştım. "Noldu abi? Görebilecek miyim?" diye merakla sordum. Abim polis memuruna bakarak konuşmaya başladı, "Çok kısa süre görebilirsin, polis bey seni yönlendirecek." dedi.
Yüzüm gülümsemeyle aydınlanmıştı rahat bir nefes verdim. Polis bana dönerek, "Buyrun sizi götüreyim," dedi. Hafifçe geri çekilerek yol açmıştı, beraber yürümeye başladık. Kalbim adeta boğazımdan atıyordu sertçe yutkundum. Gerginlikten kasılan omuzlarımı gevşemeye zorluyordum.
Nezarethane'nin kapısına kadar geldiğimiz de polis önümü kesti. "Burada bekleyin, içerideki polis memuruyla konuşacağım," diyerek içeriye girdi. Tekrar duvara yaslandım beklemeye başladım, başımın ağırısı kulaklarımı zonklatıyordu, şakağımda ki banta dikkat ederek yavaşça alnımı ovdum.
Tıngırtı sesi ile elimi alnımdan çektim, sırtımı duvardan çektim ve kapının dışına çıkan polise baktım. "Girebilirsiniz, buyrun," diyerek kapıya doğru yönlendirdi. İçim içime sığmazken adımlarıma özen göstererek içeriye adım attım. O nezaretin tuhaf kokusu burun deliğimi doldurdu. "İlerleyin," dedi düz sesle.
Adımlarıma devam etmiştim, her adımım da ayak sesleri yankılanıyordu. Polisi takip ederken duraksadım demir parmaklıkların arasında Kutay ile göz göze gelmiştim "Kutay.." diye fısıldadım. Kalp atışlarım hızlanırken gözlerim yaşarmaya başlamıştı. "Ben sizi başbaşa bırakayım, beş dakikanız var." diyerek polis gitti.
"Senin ne işin var burada, Rojdan?" dedi Kutay.
Yavaş adımlar yaklaştım, ellerimle demirleri kavradım, "Seni görmeye geldim, Kutay," dedim, sesim duygu doluydu. Demiri tutan ellerimi ellerine sardı ve dudaklarını alnıma bastırdı, "Ağlama. Ağlamak yok," başparmağı ile elimi okşadı. "Ağlamıyorum ben, yanlış anlamışsın sen," diye inandırmaya çalışıyordum. Hafif bir tebessüm etmişti, "Ben senin her şeyini bilirim, güldüğünde gözlerinin parlayışını, korkunca yüzündeki endişeyi.. Kısacası her şeyini bilirim." dedi.
"Ben korkuyorum," diye itiraf ettim. İtirafımın üzerine yaşlarımı da durduramamıştım, akmaya başlamıştı. "Şşş," parmağını dudaklarıma bastırdı, "Korkacak bir şey yok, sabah evde olacağım.. Söz veriyorum," dedikleri içime ümit verse de yine de korkuyordum, "Beritan şikayet ederse mahkemeye çıkacaksınız," diye hatırlattım.
Konu Beritan'a gelince yüz ifadesi sertleşmişti, "Hele bir yapsın, ben onu yerin yedi kat altına nasıl gömüyorum görsün!" dedi hiddetle. Etrafı kolaçan etmek için baktım, "Sus!" dediğimde yüzümü ona çevirdim. "Biri duyacak." diye uyardım.
"Duyarsa duysun," sözlerine devam edemeden avucumu dudaklarına bastırdım, "Kutay, yapma böyle," diye fısıldadım. Avucum içine tüy kadar yumuşak bir öpücük kondurdu. "Tamam, sustum." dedi, uysal tavır ile. İfadem az da olsa yumuşamıştı, avucumu dudaklarından çektim, "Koca adamsın, çocuk gibi davranıyorsun," dedim nazlanarak.
"Dur, dur.." diyerek çenemin altına dokundu ve hafifçe başımı hafifçe yukarı kaldırdı. "Yaran kanamış," dedi tatsız sesle" Çenemi bıraktığında, ifadesi karamsardı , "BU böyle olmaz, hemen hastaneye gidiyorsun, pansuman yaptırıyorsun," diye sabırsızca söyledi. "Ben iyiyim," diye ısrarla söyledim.
"Değilsin," diyerek parmağı ile dışarıyı gösterdi, "Oyalanma buralar da, hastaneye git," dedi. Derin nefes aldım ve verdim. "Ben iyiyim, daha önemli konularımız var!" dediğimde duraksadı eli yanına düştü,"Evet, senden, Pamirden daha önemli bir konum yok, Rojdan. Çünkü siz benim için önemlisiniz!" diye sinirlenerek söyledi. Sinir'in kaynağı bendim.
O anın şok etkisiyle dudaklarım hafifçe aralanmıştı. O ise sözlerine devam ediyordu, "Çünkü ikinizi de seviyorum, zarar görmenizi istemiyorum." dedi asabi tavır ile. Sertçe yutkunarak eline dokundum, "Ben iyiyim, sen burdan çıkınca daha iyi olacağım ve söz veriyorum pansumanımı yaptıracağım." diye konuştum, sesim fazlasıyla yumuşak ve güven vericiydi. Kutay endişesini üzerinden atmaya çalışırken nazikçe elimi döndürdü avucumdan öptü.
"Seni seviyorum.."
"Bende seni seviyorum Kutay Karan,"
"Off bir susmadınız, haa," dedi bir ses. Kutayla beraber arkasına baktığımızda tahta bankın üzerinde uzanan Baranı görmüştük. "Kes la sesini, dön arkanı uyu," diye azarladı Kutay. Baran gözlerini kısarak banka oturdu. "Yenge, kusura bakma hep bu abimin yediği boklar yüzünden bu haldeyiz," gülmemek için dudaklarımı içe doğru çektim, "Sen çok iyi biliyon, dön uyu," diye tekrar azarladı Kutay.
"Valla biliyorum, sen o şerefsize aniden saldırmayacaktın," elini yavaşça yumruk yaptı, "Düğünden sonra bir köşeye çekecektik indirecektik," dedi. Kutay gözlerini devirerek, "Bak oğlum sıçtırtma ağzına yat uyu," dedikten sonra bakışlarını bana doğru çevirdi, "Miran nerede?" diye sordum.
"Buradayım yenge,"
Sesin geldiği yere doğru baktığımda yandaki nezareti görmüştüm. Miran oturmuş dağınık ve yorgun görünüyordu. Onu öyle görünce keyfim kaçmıştı ve arkadan beni buraya getiren polisin sesi gelmişti, "Dakika doldu, gitmemiz gerekiyor," dedi. Onaylayarak Başımı salladım ve son kez onlara baktım. "Kendinize iyi bakın, uyumaya çalışın." dedim.
"Tamam, sen bizi merak etme. Eve git, dinlen." dedi Kutay.
"Tamam," diye mırıldandım. Poliisi takip ederken aklım onlarda kalmıştı. Polis dışarıya kadar eşlik etmişti, kapının dışında abim, Tufan ve Nazo, Avjin hanım vardı. "Noldu? Konuştun mu oğullarımla?" diye sordu Avjin hanım. Omuzlarım rahatsızca kalkarken, cevap verdim, "İyiler, merak etmeyin," dediğimde Avjin hanım rahat bir nefes aldı ve yeğenine sarıldı, "Ohh, çok şükür," dedi. Onların gereksiz samimiyetine bakmamak için abim ve Tufana baktım. "Ben bir tuvalete gidip geliyorum," dedim. Abim sessizce başını salladı. Tuvalete doğru yürümeye başladım.
Kadınlar tuvaletine yaklaştığımda boğuk hıçkırık sesleri duymaya başlamıştım. Elim kapıyı kavradı ve tereddütle kapıyı aralamıştım. "Kimse var mı?" diye seslendiğimde hıçkırık sesleri aniden kesilmişti.
Kafam karışmış halde içeriye girdim, arkamdan kapıyı kapattım. Tuvalet kabinlerine yaklaşırken hızlı hızlı nefes alma sesleri duyuyordum. "Allah allah kim var burda," diye fısıldadım kendi kendime.
İlk kabini açtığımda kimsecikler yoktu, ardında ikinci sonra üçüncü. Hiç kimsecikler yoktu, sadece hızlı nefes sesleri duyuyordum. "Bakın amacım zarar vermek değil. Bir sıkıntınız sorununuz varsa söyleyin, karakoldayız hallederiz." dedim. Son kabinin yanında duruyordum.
Ses gelmemişti.
Kabini yavaşça iterek açtığım anında bedenim buz kesilmişti.. Zulal'i görmüştüm. Gelinliği ile yere çökmüş yüzü makyaj lekeleri ile doluydu, gelinliğinin alt kısmı kan olmuştu.
"Zulal ne oldu sana?!" diye endişeyle yüksek sesle söyledim. Yanına hemen diz çöktüm. O reddercesine yüzünü çevirdi. "Git burdan, ben iyiyim, bebeğim iyi git!" dedikten sonra hıçkırıklara boğulmuştu.
"Zulal kendini düşünmüyorsan bebeğini düşün yapma böyle!"
Gözyaşları ile gelinliğini ıslatırken yüzünü çevirip bakmamıştı. Ellerini kulaklarına bastırdı, adeta söylediklerimi reddediyordu. "Sus, nolursun sus! Benim bebeğim iyi."
Psikolojisinin iyi olmadığını biliyordum, hem aldatılmak hem de annesinin sözlerini duymak ona yaramamıştı.
Kulaklarına bastırdığı ellerini avuçlayarak çektim. "Bana bak, derin nefes al." ellerini sıkıca sıktım. Yüzünü çevirdiğinde, makyaj izleri dolu yorgun yüzünü görmüştüm. "Kimseye söyleme, annem bana 'beceriksiz' der. Söyleme!" dedi.
Sözleri yüreğimi acıtsa da ona destek olmalıydım. Ellerinin üstünü baş parmağımla okşadım. "Kimseye söylemeyeceğim, hastaneye gideceğiz ikimiz, bebeğimize baktıracağız her şey hallolacak."
"O iyi olacak mı?"
"Olacak, olmaz mı? Annesi çok güçlü bir kız, o da olacak." dedim eminlikle. Zulal dediğimi duyunca acı acı tebessüm etmişti. Yerden ayağa kalktım ve ellerini tutarak ayağa kaldırdım.
Sırtını kavisleyerek elini karnına koydu. "Ah!" acıyla inlemesine şahit oldum. Kolunu omuzuma atarken "Yaslan bana, yaslan.." diye fısıldadım. Kafasını omuzuma yaslamıştı.
"Şimdi arka kapıdan çıkacağız," dediğimde tuvaletin kapısını yavaşça açtım ve dışarıya çıktım. Etrafımı süzerken, sessizlik vardı. "Araba var mı? Nasıl gideceğiz?" kesik kesik gelen nefesi ile sordu. Onu arka kapıya yönlendirirken, "Taksi bulacağım, sen bunları düşünme. Sadece kendini bırakma, lütfen." dedim.
Zayıf bir baş sallamasıyla onaylarken, arka kapıyı açtım ve dışarıya çıktım. Soğuk hava ile saçlarım hafifçe savruluyordu, Zulal ise gittikçe kendini bırakıyordu. "Dayan Zulal, Allah aşkına.." fısıldadım. Yolun işlek olduğu kaldırıma kadar taşımıştım. "Bebeğim ölecek," diye sayıkladı. O esnada geçen arabalara bakıyordum, taksiyi görünce el kaldırdım. Taksi hemen yanımızda durmuştu, camını indirdi. "Bir sorun mu var?"
"Görümcem hamile, kansması var. Arabanın İçine kadar taşımama yardım eder misiniz?"
Taksici arabadan indi ve kaldırım da duran bize yaklaştı, Zulal'i hızlıca kucaklayarak arabaya taşıyordu. O esnada arabanın etrafında dolaştım ve taksiye bindim. Zulal'in kafasını kucağıma koyduğum da "Ah!" diye inledi. Akan makyajını yavaşça ellerimle sildim. "Birazdan geçecek acı, az kaldı gidiyoruz kendinde kal," dedim telaşla.
"Dayanamıyorum... bu çok zor Rojdan."
"Şşşh," diye fısıldadım. Elimle dağınık makyajını sildikten sonra yavaşça saçlarının uçlarını okşamaya başladım. "Dayanamıyorum diye bir şey yok, sen kendini düşünmüyorsan bebeğini düşün!" dediğimde tekrar ağlamaya başladı, hıçkırıkları kırık ve çaresizdi, "O şanslı bir bebek değil zaten, öyle olsaydı anne karnında bunları yaşamazdı." dedi, yürek burkan sesle. Kırık gülümsemeyle gülümsedim, "Yanılıyorsun, senin gibi güçlü bir annesi varken o şanslı."
"Asıl kötü olan bu, ben güçlü değilim, iyi bir anne değilim.. Evliliğimi, bebeğimi mutsuz bıraktığım iki insanın üzerine kurdum ve yaşattığımı, yaşadım."
Saçlarının uçlarını okşayan elim birden donup kaldı, tek kelime edemedim sürekli olumlu yönde konuşan ben, bu sefer sustum, haklı olduğu için sustum. Zulal anladığımı anlayınca sadece bakalmıştı, karnında olan elini sıkıca karnına bastırdı. "Hakkım sana helal olsun, Zulal." dedim birden bire. Artık düşmanlık etmenin bir anlamı yoktu, olamazdı da. Belki de dediği gibi bebeği ölecekti.. Hayatta bazen kinci olmamak gerekiyordu.
"Hak etmiyorum bunu," diye fısıldadı. Saçlarının uçlarını yavaşça okşamaya devam ettim, "Kinci olmaya gerek yok, sen yaşadıklarından ders çıkardıysan bana sadece affetmek düşer." dedim. Taksi aniden durmuştu, bir hastanenin acil kısmına gelmiştik, şöför hemen arabadan indi acil servise haber vermek için içeriye koştu. "Bak geldik şimdi, bebeğe baktıracağız," dediğim esnada taksimetreye baktım, aceleyle o kadar para çıkardım ve koltuğa doğru attım. Acilin kapısından hemşire ve sedyeyle gelen hasta bacıyı görmüştüm. Taksinin kapısını açtılar. "Hamile o, kanaması var," dedim. Hasta bakıcı Zulal'i kucaklarken hızlıca taksiden indim onları takip ettim.
"Kaç yaşında? Adı nedir?" sordu hemşire.
"19 yaşında, Zulal As.." tam aslanbey soyadını diyecekken aklıma hala evli olduğu gelmişti, "Karaşah," dedim. Hemşire kafasını sallayarak onayladı. Sedyeyele muayene kısmına kadar taşıdılar. Mavi koltuğa oturduğumda dirseklerimi bacaklarıma koydum ve ellerimi yüzüme gömdüm.
✨
Kendimi toparlamaya çalışırken dakikalar geçmişti, çantamdan telefonum titreştiğini hissetim. Telefonu hızlıca çıkardığımda abimin aradığını gördüm. Telefonu hızlıca açtım, "Rojdan, nerdesin? Tuvalete gideceğini söyledin gelmedin geri," dedi. Gözlerimi kapattım, havayı içime çektim, "Şey, hastaneye geldim, pansuman yaptırıyorum, ordan eve geçeceğim," dedim.
"Geleyim alayım mı seni? Bu saatte tek başına taksiye binme," dedi. Telaşlanmamaya çalışarak sırtımı dikleştirdim, "Yok abi sağol, ben biraz kafamı dinlemek istiyorum," dedim ikna etmek istercesine. Başta ses vermedi, ardından "İyi, eve gidince bana haber ver." dedi. Rahatlayarak sırtımı kambur yaptım, "Tamam abi, görüşürüz." diyerek telefonu kapattım.
"Hanımefendi," hemşirenin sesi gelmişti. Kafamı kaldırdım hemşireye baktım, "Siz Zulal hanımla gelen kişisiniz, değil mi?" diye emin olmak istercesine sordu. Hemen atağa geçtim ve ayağa kalktım, "Evet, her şey yolunda diyin, ne olur." dedim. Hemşire bakışlarını kaçırarak konuşmaya başladı, "Maalesef, bebeği kaybettik, birde.." tereddütle duraksadı, kalbim boğazımda atarken telefonum parmaklarımın arasından kayıp yere düştü. "Birde ilk düşüğü olduğu için bir daha anne olma ihtimali düşük," diyerek ikinci şoku bünyeme yüklemişti. Mavi koltuğa yığılmaya yakınken hemşire kolumdan tuttu ve dengemi sabit tuttu, "Hanımefendi, iyi misiniz?" dedi. Koltuğa yavaşça oturttu ve telefonu kucağıma koydu.
"Ona söylediniz mi?" diye kısık sesle sordum.
"Evet,"
Aniden ayağa kalktım, telefonu çantama attım, "Ben onu görmek istiyorum," dedim kararlılıkla. Hemşire Zulal'in odasına doğru yönlendirdi, kapının eşiğinde durdum onun yatakta yatan bedenin gördüm. Kapı kolunu kavrayarak yavaşça açtım ve içeriye girdim, "Zulal," yavaşça söyledim. Zulal yorgun, bitik bakışlarla baktı, "Öldü, o öldü.." diye alçak sesle söyledi. İçeriye girdim ve kapıyı kapattım. "Bebeğim öldü, bir daha anne olamayacakmışım.." her sözü kalbe bıçak misali saplanıyordu.
Yanına yaklaştım, yatağa oturdum ona hiçbir şey demeden sarıldım, o da bana. İşte biz kadınlar ne yaşarsak yaşayalım, ne kadar zarar görürsek görelim birbirimize sarılmayı, desteklemeyi iyi biliyorduk, bu dünya da kadının kadından başka dostu, sırdaşı yoktur..
"İçimde boşluk hissediyorum, Rojdan," diye saçlarımın arasına fısıldadım. Bu duyguyu anlamak mümkün değildi, çünkü hiç anne olmamıştım, sırtını yavaşça sıvazladım, "Ben seni anlayamam, çünkü anne olmadım ama eminim zamanı geldiğinde sende çok güzel bir anne olacaksın," diye fısıldadım. Yavaşça burnun çekti, "Doktorlar olamayacağımı söyledi," dedi. Sarılmayı bıraktım, yavaşça yanağını okşadım ve gözyaşını sildim.
"Kötü düşünmek yok, eve gideceğiz güzelce uyursun yarın ne yapacağını düşünürsün," dedim. Salim kafa ile düşünmesi en iyisiydi, bu kadar karamsar düşünmesi onu daha kötü hissetirirdi. "Tamam.. Zaten eve gidip uyumak istiyorum," elini gögüs kafesine bastırdı, "Çok yorgunum, çok.." dedi içtenlikle.
Saçlarını geriye doğru attım, "Biliyorum, doktoru bekleyelim, çıkış işlemlerini yaptırırız.." dediğimde kafasını salladı, acıyla yüzünü buruşturarak yastıklara yaslandı. Yastığı yavaşça düzelttim ve üstünü pike ile örttüm.
✨
Önce ki gecenin kaostan sonra ertesi sabah uykumu alamamış bir şekilde uyanmıştım. Dün gece kendimi çok kastığımı için kemiklerim dahi ağrıyordu, yavaşça esnedim ve gerneştim. Koca yatakta arkamı dönmeye çalıştığım sırada arkamda bir ağırlık hissetmiştim. Uykulu ve kafam karışık şekilde kafamı çevirdiğimde Kutay'ın dağınık, gömleği buruşmuş papyonu çıkmış gömleğinin düğmeleri açık şekilde uyuduğunu görmüştüm "Kutay," dedim sevinçle. Hemen üzerine atladım ve karnın üstüne oturdum
Acıyla inleyerek uykusundan uyandı, "Rojdan," uykusundan dolayı boğuklaşan sesle mırıldandı. Onun inlemesini duyunca yüzüm solmuştu, "Ne oldu? Yoksa yaralanmış mıydın?" endişeyle sordum. Yatakta yavaşça doğrulurken ellerini kalçama koydu, sırtını yatak başlığına yasladı, "Yok be gülüm, sadece kemiklerim ağrıyor," dedi. Kalçamı iyice kavrayarak aramızda hiç mesafe bırakmadan yaklaştırdı, "Sabah öpücüğü yok mu?" diyerek göz kırptı. Sabah sertliğine doğru bastırdı. Ne yaptığını fark edince gözlerim fal taşı gibi açıldı, "Kutay Karan," dedim uyarır bir dil ile. Elbisemi hafifçe aşağa itti köprücük kemiğimden başlayarak öpmeye başladı.
Dengemi desteklemek amaçlı ellerimi omuzlarına koydum, "Hani yorgundun yalancı herif!" diye nefes nefese fısıldadım. Kalçamı kavrarken sertliğine doğru sürtünmeye başladım, "Karıma asla yorgun olmam, yanılıyorsun.." diye boğuk sesiyle kulağıma doğru fısıldadı. Ellerim omuzlarından saçlarına kaydı ve sıkıca çekmeye başladım, "Siktir," diye tısladı.
"Beni sınıyorsun," dedim nefes nefese. Ona deli gibi sürtünürken inlememek için alt dudağımı ısırdım. Bir o kadar kendinden emin yaramaz gülümsemesiyle, "Bırakta marifetlerimi göstereyim o zaman," saçlarını daha sıkı sıktığımda aniden dudakları dudaklarıma çarpmıştı. Dudaklarımın tadına bakarken elini bedenimden geziyordu, "Yırtmamı ister misin yoksa fermuarını mı açayım?" diye ukala tavırla sordu. Açıkca geçmişi hatırlatıyordu.
Öpüşmeyi bıraktım tahrikten kızaran yanaklarımla ona baktım, "Sadece," çenesini sertçe kavradım, "O sikinin benim olmasını isterim," sertçe öpmeye başlarken onu yastığa doğru uzattım, "Zaten senin ya kadın!" dedi sert öpücüklerimin arasında.
Daha sert öpüşmeye başlarken dudaklarını kanattığımı fark etmiştim. Hızlıca geri çekildim, dilimde kan tadı kalmıştı. "Ben," açıklamam fırsat vermeden yatağa uzandırdı ve üstüme çıktı, "Senin bu hallerini seviyorum, bana kime ait olduğumu öğretiyorsun.. Sadece sana muhtacım," dudaklarını kulağıma yaklaştırdı, "Bana ait olana.. Kadınıma.." diye tok sesle fısıldadı.
"Kutay.." diye nefes nefese fısıldadım. Yüzünü boynuma doğru gömdüğünde heyecanla inledim ve tırnaklarımı omuzlarına geçirdim ve o da boynuma doğru inledi. Parmakları yavaşça elbisemin ferumarın doğru kaydı öpmeye devam ederken indirmeye başladı. Odanın içinde nefes sesleri ve onun boynumu öpme sesleriye dolmuştu ta ki kapı çalana kadar. "Dur," dedim nefes nefese. Yüzünü boynumdan çekti, bulanık gözler ve kızarmış yanaklarla baktı, "Boşver, çalar, çalar gider.."
Omuzuna hafifçe vurdum, yüzümü buruşturdum, "Şeker isteyen çocuk mu bu!? Nasıl gitsin? Kalk üstümden." dediğimde üstümden kalktı yatağa oturdu gözlerini ovaladı. Yatakta doğruldum, elbisemin fermuarını çektim, "Kim o?" dedim.
"Beniimm, Pamir'i size getirdim," dedi Valerria.
Yataktan kalktım, kendime çekidüzen vererek kapıyı açtım. Valerria otuz iki diş gülümseyerek bana bakıyordu, "İyi bayramlar, bayramın kutlu olsun," dedi neşe ile. Bayramdan bahsettiğinde anlamayarak kaşlarımı çattım, "İyi bayramlar derken?" diye anlamlandırmaya çalıştım. Valerria'nın gülümsemesi solmadan cevap verdi, "Bugün kurban bayramı, haberin yok mu?"
Anlamlandırmaya başlayarak kafamı salladım, "Haaa, hatırladım, tabii yaa" dedim Valerria yavaşça Pamir'i kollarıma uzattı ve aldım, "Biz Miranla kutlayacağız," dedi. Kurban bayramı adetini bilmediği için gülmemek adına dudağımı içeriye doğru çektim, "Kutlayın tabii, ama önce Avjin Hanımla Şervan amcanın elini de öpün."
Kurban bayramında olan gelenekleri duyunca anlamayarak kaşlarını çattı, "El öpmek mi? Ayy o kadın çook gıcık!!!" dedi memnun olmayarak. Arkamda sırtı dönük kanepede oturan Kutayı fark etti,"Upss," dudağının kenarı hafifçe kalktı, "Neyse ben gideyim, Miran bekliyor.." dediğinde kafamı salladım ve kapıyı kapattım.
Pamir'e baktığımda gömlek giymiş ve papyon taktığını görmüştüm, "Ooo, Pamir efendiye bak sen,nasıl da yakışıklı olmuşş," iltifatıma karşı gülümsedi, hemencecik sarıldı. "Annişşş!" saçlarından öptüm, yatakta oturan Kutay'a yaklaştım. "Bak babası bak, oğluşumuza baak!" Kutay kafasını kaldırdı, gözlerinin içi parlıyordu, "Janti olmuşş," dedi. Bileğimi kavradı, "Gel bakalım ilk bayramımızı kutlayalım."
Yavaşça yanına oturdum, Pamiri de kucağıma yerleştirdim, "Küçükler önden," diyerek elini Pamir'e uzattı. Bebek olduğu için durumu algılayamayan Pamir bana boş boş baktı, "Bebek o daha nerdesin bilsin," Pamir'in iki minik ellerini kavradım, onun elini tutturdum. Kutayın elini Pamirin dudaklarına doğru götürdüm, ardından alnına, "Ha, bak öptü şimdi. Ver bakalım harçlığını." dedim. Kutay yavaşça ayağa kalktı, komodine yaklaştı cüzdanın aldı. "İlk harçlığın benden olsun kerata," diye söyledi. Pamir pek bir şey anlamadığı için pür dikkat Kutay'ı izliyordu, "Daaa-daaağağağ" diye yüksek sesle mırıldandı.
"Heyecanlıyız anlaşılan," diye espri yaptım.
Kutay ikimize yaklaştı, o yaklaşırken gözlerim adeta yerinden fırlayacak gibi olmuştu, elinde resmen bir deste para vardı. Yavaşça sevecen tavırla Pamire doğru uzattı, "Bu ne lan," diye ani bir tepki verdim. Kutay anlamayarak bakmaya başladım, "Ne olmuş ki? Para işte," dedi.
"Para mı? Ulan bununla bir aile evine market alışverişi yapar,"
Kutay sorgularcasına elindeki desteye baktı, "O kadar mı çok?" dedi tereddütle. Aniden otuz iki diş gülmeye başladım, "Yaa kıyamam ben sanaa," diyerek eline dokundum, daha çok gülmeye başladım, "Sen hayatında hiç bayram harçlığı alıp, vermedin mi?"
"Yoo almadım, babam bize ağa oğluyuz her şeyimiz var diye vermez, verdirmezdi." dediğinde gülümsemem aniden kesildi, onun masum bakışlarıyla karşılaştım. Pamir kucağımdan yatağa oturttum ve ayağa kalktım, "Ben sana öğretirim o zaman," elindeki deste parayı aldım, "Bunlar da hep yüzlük, ikiyüzlükmüş,"
"Kaç olması gerekiyor ki?" diye sorduğunda parayı komidinin üstüne koydum, "On lira filan yeter," Pamire baktım, "Daha bebe bu," sözlerimi tamamladım. Cüzdanımı çekmeceden aldım para çıkarmaya başladım, "On lira az, ikiyüz verelim," dedi.Cüzdandan on lirayı çıkardım, Pamirin yanına oturdum ve parayı kucağına koydum, "Yeter ona. Böyle biraz aklı ermeye başlayınca veririz yüz, iki yüz,"
"Tamam karıcım, sen ne diyorsan o olsun," dedi itaatkar tavırla. Onun bu hallerine bayılıyordum. Oturduğum yerden kalktım, "Eh, sıra bizde, ilk bayramımızı kutlayalım," derken elleri yanlarıma kaydı, aramızda mesafe bırakmayacak kadar yaklaştırdı ve derinden öptü, "Mmmm!" diye itiraz sesleri çıkardım. İtiraz seslerini susturmak için dilini üst dudağıma bastırdı.
Yüksekbir bağırma sesi gelmişti.. Pamir'den. İkimizde öpüşmeyı bırakıp ona baktığımızda ağlamaya başlıyordu, kollarını uzattığın yataktan düşme raddesine gelmişti, "Kutay tut! Düşecek!" korkuyla söyledim. Kutay hemen öne atlayarak Pamiri kucağına aldı, "Ula senne kıskanç bir çocuksun, karımı kıskanamazsın öyle bir kural koyuyorum sana!" dedi otoriter olmaya çalışırken.
"Kutay, küçücük çocuğa neler diyorsun, saçmalama!"
"Yalan mı? Her boka kıskançlık ediyo.." sözlerini tamamlayamadan Pamir'in elindeki oyuncak onun yüzüne savrulmuştu. Duraksadım, sertçe yutkundum, "Ben duşa giriyorum, sizee iyii eğlenceler," koşarak banyo gittim ve kapıyı kapattım. "Roojjdaaaan, al bu ırz düşmanı bebeği kucağımdaaaan!!" acıyla bağırdı. Acıyla bağırışını dinlerken nefesimi tuttum, ardından bir sessizleşme oldu. Kutay ve Pamirin konuştuğu sesleri duyuyordum
Duşakabine yaklaştım ve soyunarak içine girdim, sıcak duş açtım.. Bedenim gevşemeye başladı.
Uzun süre duşta kaldıktan, suyu kapattım ve duşakabinden çıktım. Bornozu hızlıca üstüme geçirdim, banyodan çıktım. Kutayla Pamiri oyun oynarken bulmuştum, "Rojdan," diye seslendi Kutay. Gardıroba yaklaşırken konuşmaya başladım, "Efendim," dedim. Bayram için kıyafet seçmeye başladım.
"Baban beni aradı, kahvaltınızı yaptıktan sonra gelmemizi istedi,"
Elime aldığım elbise geri koydum, gardrobun kapağını kapatarak ona döndüm, "Bizzat mı çağırdı? Ee, biz zaten gideceğiz," dedim. Pamir kucağına alarak yataktan kalktı ve yaklaştı, "Özel konuşacakmış," dedi. Omuzlarım gerginlikle gerildi, sertçe nefes aldım. Bu tavrımı görünce elini omzuma koydu, kendine yaklaştırdı, şakağıma öpücük kondurdu. "Gerilecek bir husus yok, muhtemelen Beritanla ilgili konuşacak," diye güven vermeye çalıştı.
İkimizinde unuttuğu bir gerçek vardı, ikimizde berdel yoluyla evlenmişti. Geleneklere göre Zulal ve Beritan ayrılırsa bizde ayrılmak zorundaydık.
"Ya ayrılın derlerse, sonuçta onlar boşanırlarsa, bizde ayrılmak zorunda kalırız," diye düşündüğümü söyledim. Dudaklarını birbirine bastırdı, "Bak gülüm, canım, birtanem, yegane karıcım," önüme düşen ıslak saçlarımı kulağımın arkasına attı, "Biz seninle zamanında ayrıldık, onlar ayrıldı mı?" diye sordu. Elimi karın kaslarının üstüne koydum, "Hayır," diye yanıtladım.
"O zaman kimse ayrılın diyemez," bu seferde alnımdan öptü. "Şimdi Zulali o heriften kurtarmak zorundayız," dedi haklı olarak. Pamiri kucağıma aldım, ona sıkıca sarıldım. "Sen giyinene kadar ben duş alayım, sonra gideriz,"
"Tamam." dedim.
✨
Kendimi sıcak arabanın içinde bulmuştum, "Off, bu ne sıcak," diyerek klimaya elimi uzattım ve açtım, "İlk defa usturuplu giyineyim diye düşündüm, hava sıcakmış," diye mızmızlandım. Kutay kıkırdayarak"Usturuplu bu mu?" dedi. Pembe çiçek desenli, uzun kollu ve bağlama detaylı üstümü gösterdi. Kollarımı birbirine doladım, ona ters ters bakıyordum, "Gayet usturuplu," eteğimde yüksek bel uzun kesim beyaz bir etekti.
Direksiyonu tutmayan eli ile kolumun altındaki elimi okşadı, "Tamam, tamam sen ne diyorsan odur," yandan yandan gülümserken kollarımı birbirine dolamayı bıraktım, "Öpebilir miyim madam?" diye ingilizce aksanını taklit etti. O ne yaparsa yapsın içindeki o doğulu erkeği atamazdı sırıtıyordu.
Memnun kalmayarak dilimi damağıma vurdum, "Yook, bu beni tatmin etmedi," dedim. Kutay bıkmış halde içini çekti, "Söyle hele, bilelim seni ne tatmin ediyor," diye ısrarla söyledi. Gülmemek için dudaklarımı içeriye doğru kıvırdım, "Valla ben doğulu Kutay Karan'ı istiyorum, Ankaralı tıp mezunu değil."
"Tamam sen nasıl istersen Hanımağam," dedi. En nefret ettiğim hitap şekliyle bahsetmişti. İki parmağımı alnıma koydum, utançtan yerin dibine girdiğim için dümdüz bakıyordum, "Benim hayalimdeki bu değildiii," diye isyan ettim. Kutay radyo doğru uzandı, bilmediğim bir melodide bir türkü açtı, "Sana özel şarkı açtım, dinle," dedi. Anlamayarak ona bakıyordum. " Nemrut'un kızı yandırdı bizi!" bağırarak şarkıyı söylemeye başladı.
"Bu ne Kutay?!" diye yüksek sesle söyledim. Yanağımdan makas aldı, omuzlarını hafifçe oynatıyordu, "
"Çarptı sillesini felek misali, Sil yazımızı, kurtar bizi!!!!" o şarkıyı söylemeye devam ettikçe sinir oluyordum, "Bak kapat şunu, döverim seni adam!" diye bağırdım parmağımı sallarken.
Radyoyu kıstı, "Ee, sen doğulu erkek istiyordun, aşkımı itiraf ediyorum sana," dedi dalga geçerek. Parmağımı sallamaya devam ettim, "Suss, valla seninle evlenir geri boşarım," diye öfke ile söyledim. Parmağımı avcu ile sardı ve öptü, "Şş, olur mu öyle? Ben sana daha boşanmamak için tonlarca altın alacağım.. Sonuçta haşin bir ağayım ben," diye dalga geçerek söyledi.
Arabayı konağın önüne durdu. Ona tavırlı davrandığım için dönüp bakmamıştım, "Pşt, gülüm baksana." dedi. Usulca yaklaşmaya çalışırken kenara çekildi, "Yaklaşma,valla küstüm sana benimle dalga geçiyorsun," dedim. Kutay usulca geri çekildim, "Bak annenin yanına gidiyoruz, bizi küs görmesin laf söyler," dedi. Gözlerimi kısarak ona baktım, "Sen az değilsin," dedim.
"Alırım sana altın, gel barışalım," diyerek yavaşça dürttü. İster istemez gülmeden edemedim. Parmağımı kolumda gezdirdim, "Bu kolu komple dolduracaksın, yoksa affetmem." diye alay etmeye başladım. Olayı tiye aldığımı görünce rahatlayarak gülümsedi ve kollarını belime doladı kendine çekti, "Emredersiniz," boynuma öpücük kondurdu. Bebek koltuğunda mışıl mışıl uyuyan Pamir'e baktım.
"Keşke getirmeseydik uyumuş," dediğimde Kutay ellerini çekti ve Pamir'e baktı. "Ben taşırım ya sorun yok," dedi. Emniyet kemerini çözerek arabadan indi, ardından bende indim.
Kapıyı çaldığımız da Ümmü abla bizi karşılamıştı. Özellikle beni görünce gözleri dolmuştu, tülbentinin kenarını dudaklarına bastırdı, Roojdaan, kızım sen misin? Doğru mu görüyorum?" diye duygu dolu söyledi. Duygusallığını fark edince boğazım düğümlendi, hemen sarıldım. "Benim, benim.. Sizi ziyarete geldim," dediğimde sarılmayı bıraktım eline dokundum, öpmek için eğildiğimde elini geri çekti, "Yok, yok olmaz öyle şey.."
Yüzümü kaldırdım ve baktım, "Olur mu öyle? Sen benim annem sayılırsın," dedi. Ümmü abla ikna olmasa da elini öptürdü, kapı eşiğinde duran kucağında Pamirle duran Kutay'a baktım, "Ümmü abla, sen Kutay Benim odaya kadar geçirsen, bebeği düzgünce yatağa yatırır mısın?" diye rica ettim. Ümmü abla onaylayarak kafasını salladı.
Üst kata çıktım, mutfağın kapısını açtım. "Beeennn geldiiimmm," dedim neşeyle. Mutfak masasında oturan annem, İnci yengem ve Bengi üçü birden bana baktı. "Oyy, kızım gelmiş benim." kollarını açarak yaklaştı ve sarıldım. "Özledim sizi," derken annemin elini öptüm. "Bende seni özledim yavrum," dedi annem ve alnımdan öptü.
Birlikte masaya yaklaştım, kızlarla sarıldım masaya oturdum, "Pek keyfin yok sanırım," dedim ikisini süzerek. Bengi yavaşça iç geçirdi, "Nasıl olsun? Gelen misafirler abimin rezaletini soruyor."
"Abin nerede?"
"Babam sabah kovdu misafir gelmeden," dedi Bengi. O sırada annem önüme baklava koymuştum, masaya oturdum. "Kurban kestiniz mi kızım?" diye sordu annem. Baklavadan bir çatal aldım, yemeye başladım, "Yok anne kesmedik, dünkü olaydan sonra misafir bile kabul etmediler," dedim Bengi öfkelenerek bacağını ritmik şekilde sallamaya başladı, "Hep o abim olacak şerefsiz yüzünden, annem bile odasından çıkmadı hiç," dedi.
"Mihriban nerde?" fısıltıyla sordum. Annem öne eğildi ve cevap verdi, "O da odasında hiç çıkmadı," dedi. Baklava yerken kafamı salladım, bakışlarım bu sefer yengeme kaydı, "Yenge sen durgunsun hayırdır, sorun mu var?" diye sordum. Yengem gözlerini ovdu, "Gece Lina uyutmadı, tatsızlıklar yaşandı ya çocuğun da dengesi bozuldu, uyuyor şimdi de,"
"Sende uyu, dinlen. Benden çekiniyorsan çekinme hiç,"
Yengem tereddütle baktı ardından gardını indirerek ayağa kalktı, "Uyanınca uyanır, akşam yemeğine kalın," dedi. Gülümseyerek, "Tamam, kalırız." dedikten sonra yengem mutfaktan çıktı. Herkes sessizleşirken aklıma babamın Kutay çağırması gelmişti, "Anne," dedim birden bire.Annem mutfakta dolaşırken duraksadı, "Babam, Kutay'ı özel olarak çağırdı sebebini biliyor musun?" sordum. Annem kaşlarını çatarak mutfakta dolaşmaya devam etti, "Amaan ne bileyim yavrum, ben Devranın hesabını mi tutuyorum?" sesindeki tripli tınıyı duyuyordum. O hep babamla arası bozuk olduğunda hiç demediği ismiyle seslenirdi. "Anladım, anladım." dedikten sonra ayağa kalktım.
"Tuvalete gidip geliyorum," dedim. Mutfaktan çıktım terasta odama doğru yürürken karşıdan gelen Tufanı gördüm, bilerek adımlarımı yavaşlattım.. Sonunda karşı karşıya geldiğimizde ikimizi de duraksadık. "Tufan bey, nasılsınız?" iğneleyici şekilde konuştum, Tufan iğneleyici tavrımı fark edince kaşlarını kaldırdı ve dudağını kıvırdı, "Çok iyiyim Rojdan hanım, siz nasılsınız?" nazikçe sordu.
Ellerimi birleştirdim, ciğerlerime temiz hava çektim "Çok iyiyim diyemem, sizinle sürekli karşılaşıyorum ve tuhaf geliyor.. Önce dedenizle sonra abimle." dedim hiç nazik olmayan sesle. Sakince ceketinin düğmelerini ilikledi, "Siz beni çok yanlış anlamışsınız Rojdan Hanım. Sizin soyadınızla Göktuğ'nun soyadı aynı değil, ayrıca dün zor duruma düşmeyin diye idare ettim," diye kendini açıkladı.
Haksız mıydı? Değildi. Belki de ona çok yüklenmiştim, toparlamak için gülümsemeye etrafı yumuşatmaya çalışıyordum, "Sizden özür dilerim, biraz düşüncesiz davrandım," derken parmaklarmı daha sıkı birbirine geçirdim. "Sorun değil, bir daha mantıklı düşünürsünüz, iyi günler."
Onun gidişini izlerken, gıcık kaparak yürümeye başladım, "Soron doğil, bor doho montoklo doşonorsonoz oyo gonler," diye mırıldanarak onu tekrar ettim. Yürümeye devam ettim..
✨
Akşama kadar konakta kaldıktan sonra eve dönüyorduk. Pencereden dışarıya bakarken arabanın içi sessizdi. Kutayın boş eli uyluğuma kaydığında bakışlarımı ona çevirdim, "Uykun var gibi," elini elimin üstüne koydum, "Lina bugün beni yordu 'Roji, roji' diye diye yordu." dedim. Parmaklarımı parmaklarına geçirdi, "Gideriz odamıza, uyuturuz Pamir'i rahat rahat uyuruz," yorgunlukla kafamı salladım yola baktım, "Bu arada babamla ne konuştunuz?" diye sordum.
"Kötü bir şey konuşmadık. Evlenin, daha fazla nikahsız kalmayın dedi."
Yavaşça gerneştim, gözlerim açıp kapanıyordu. "Ooo, sen uyuyor musun?" dediğinde anlaşılmaz şekilde mırıldanarak gözlerim kapandı, "Uyu.. uyu ben seni taşırım." dedi. Araba sakin yavaş hızla gidiyordu. Camın açık oluşu ile rüzgar tenime değiyordu "Yarın İtalya'ya gidelim mi?" diye sordu.
"Senin aklın burda kalmazsa gidelim," diye mırıldandım. Hafifçe eliyle uyluğumu sıktı ve bıraktı, "Kalmaz, neden kalsın? Gidelim." dedi. Gözlerim kapalıyken gülümseyerek onayladım.
Araba birden bire fren yaptı. Gözlerime açtığımda az daha cama yapışacağımı farkettim, korkudan ve endişeden göğsüm inip kalkıyordu, "Salak mısın sen?! Niye bir anda durdurdun bebek var bebek!!" çemkirdiğim halde bana hiç bakmamıştı, bakışları tek bir yere sabit kalmıştı, "Kutay!" diye seslendim. Yine bakmamıştı, hesapçı ve öfkeli bakışları hala aynı yere sabitti. Bakışlarını takip ettiğimde kenarda kavga eden Beritan ve Zulali gördüğünü fark ettim.
Titreyen elimi Kutay'a doğru uzattım, "Sakin, onlar ayrılacak medenice konuşuyorlardır," elini kavrayamadan gördüklerim karşısında daha da şok olmuştum, Beritan Zulal'e el kaldırıyordu.. Her şey saniyeler içinde olurken Kutay cebinden silahını çıkardı, o tokat tamamlanmadan arabadan ışık hızı ile arabadan indi. "Kutay!" arkasından bağırdım. Emniyet kemerini hızlıca çözerken arkada uyuyakaln Pamir'e baktım.
Hızlıca arabadan indiğim esnada Kutay'ın Beritan'a attığı sert tokadı görmüştüm ve Beritan yere yığıldı. Tam kafasına doğru silah tutuyordu, "Sen bir daha benim hamile kardeşime el kaldırmaya cürret edecek misin lan?!" diye bağırdı. O kadar öfkeliydi ki boynundaki damarlar çıkmış, elleri titriyordu.
Zulal öne atıldı, abisinin kolundan tuttu önüne geçti. "ABİ DUR, HAMİLE DEĞİLİM.. Bebeğim öldü!" diye itiraf etti. Beritan ağızına dolan kanı tükürdü ve kini ile baktım, "Sen kardeşini geç, karına bile sahip çıkamadın.. Şimdi bana adamlık mı öğretiyorsun?" dedi. Sesi o kadar küçümseyiciydi, o kadar tahrik ediciydi ki kim olsa çıldırırdı. "Sus, sus," dedi Zulal dişlerinin arasından.
Mideme kramplar girerken onlara doğru yaklaşıyordum,"Kutay, yapma.. İndir o silahı.. Lütfen.." diye çaresizce söyledim. Kutay kolunu tutan Zulali yavaşça savurdu. Beritan'ın gömleğinin yakasından tutarak yerden kaldırdı ve duvara yapıştırdı, silahı alnına dayadı, "Rojdanla sözümüzde sana ne dediğimi hatırlıyor musun? İşte o şeyi yapma zamanı," tetiği çekti. Gözlerimi sıkıca kapattım ve ellerimi kulaklarıma.
"ABİ YAPMAA!" Zulal'in tok çığlığı Mardin sokaklarında yankılandı.
BANG, BANG, BANG!!
Üç kez aynı sesi duyunca bacaklarım tutmamıştı yere doğru kaydım. Elimi kalbime koydum, gözlerimi açmaya dahi cesaret edemiyordum, bir ızdırap bedenimi sarsıyordu, sarsılıyordum. "Yenge, yenge!" Zulal'in kulağıma gelen boğuk sesini duydum.
Elimi kalbimden çekmişti, avucunu avucumla sardı. "Korkma bir şey yok, Baranla Miran müdahale ettiler." dediğinde tereddütle kapalı gözlerimi araladım, Zulal'in yaşlarla ıslanmış ama artık bir nebze de olsa rahat ifadesini görmüştüm. "Yapmadı, değil mi? Aklımla oynama." diye emin olmak istercesine sordum.
"Yemin ederim." dedi.
Etrafıma baktığımda öfkeden hala kudurmuş olan adamların tuttuğu Kutay'ı gördüm öbür yandan Baran ıle Miran'ın Beritanla konuştuğunu gördüm. Dizlerimi çöktüğüm yerden kalktım ve Kutay'a yaklaştım.
"Bırakın onu," dedim adamlara. İkili başta tereddüt etse de bırakmak zorunda kalmıştı. Yavaş adımlarla ona yaklaştığım kısa sarı saçlarım rüzgarda dalgalanıyordu, "Rojdan-" sözünü tamamlamadan ellerimi sırtına koydum, sıkıca sarıldım. Gözyaşlarım serbestçe akıyordu.
"Sen beni nedem hep sınıyorsun? Benim kalbim yok mu?"
Titreyen ellerini sırtıma koydu, nefesi kulağıma değerken daha sıkı sıkı sarıldı, "Özür dilerim. Beni affet. Onun dediklerini duyunca-" yine sözünü yarıda kestim, "Umrumda değil onun, bunun sözleri.. ben seni sevdiğim için seninleyim, kimsemin ne dediğinin önemi yok! Bizim yaşadığımız acıları kimse bilemez!" dedim hiddetle, bir yandan ağlıyordum.
"Tamam, sakin ol ne olur.. ben seni böyle görmeye dayanamıyorum, biliyorsun!" diye fısıldadı. Hafifçe geri çekildim, isyan edercesine göğsüne vurdum. "O zaman beni bu hale sokma, tamam mı? Sokma!" hıçkırıklarımın arasında söyledim.
"Tamam!" diye bağırdı, sesi her yerde yankı yapmıştı. Nazikçe koluma dokundu, "Seni seviyorum!" dedi bu kezde. Az önce vurduğum göğsüne kafamı koydum. "O zaman gidelim odamıza." diye mırıldandım. Hafifçe burnumu çektim, "Pamiri de alalım," diye ekledim.
Zulal usulca yanımıza yaklaştı, "Pamiri Valerria aldı, götürdü merak etmeyin." diye haber verdi. Kafamı göğsünden çektim Kutay'a baktım. "Yarın görürüz onu illa odamıza gidelim, gel." dedi. Elini uzattığında tuttum onunla beraber odaya kadar çıkmıştık.
Bu gecelik aksiyon o kadar fazlaydı ki çoğu şeye artık kızamıyordum banyoda elimi yüzümü yıkadım, ardından pijamamı giydim ve çıktım. Banyo ışığını kapatırken Kutay'ın üstünü değiştirmiş boş bakışlarla duvara baktığını gördüm. "Kutay," diye seslendim.
Boş bakışlarını çevirdi, baktı. "Ben su alıp geleyim, uyuruz sonra," dedim. Onu açıkça test ediyordum, zihniyerinde mi diye. Gülümseyerek karşılık vermişti söylediğime. Komidinin üstündeki boş bardağı alırken bakışlarımı ondan ayıramadım.
Odadan çıktığımda hızlıca mutfağa ilerledim. Su şişesinden suyu hızlıca doldurdum fazla oyalanmadan odaya doğru yürümeye başladım.
Elimde su bardağıyla odaya girdiğimde, Kutay'ın yatakta uzanmış, titrek siluetini görmüştüm. Kalbim endişeyle ağırlaşırken yanına yaklaştım ve su bardağını yavaşça komidinin üzerine koydum. "Kutay," diyerek yatağa oturdum.
Seslendiğimi fark etmemişti; endişeli görünmemek için derin bir nefes aldım. Belki abartıyordum ama onu daha önce hiç titrerken görmemiştim. Tereddütle omzuna dokunduğumda terlediğini fark ettim. "Kutay," diye endişeyle mırıldandım. Omzunu tutarken onu sırt üstü yatırdığımda nefesini kontrol etmeye başladım.
Kulağımı burnunun hizasına getirdiğimde nefesinin hızlandığını fark etmiştim. Omzuna koyduğum elimi kalbine kaydırdığımda çok hızlı attığını hissetmiştim. Hiç vakit kaybetmeden omuzlarını sarsmaya başladım, "Uyan Kutay, uyan. Uyan, Allah aşkına!" dedim omuzlarını sarsarken.
Birden nefesim kesilirken uyandı; yatakta hızla doğrulmuştu. "Bana bak," dediğimde derin nefesler alıyordu. Dizlerimi çarşafların üzerine koydum ve ona daha da yaklaştım. "Beni korkutma, bir şey söyle," dedim, sesimdeki yalvaran tınıyla
"Çok kötü bir rüya gördüm," dedi. Terden sırılsıklam olmuş tişörtünü çıkarırken, korkmuş ve endişeli bakışlarını bana çevirdi. "Ne gördün?" diye sorduğumda, kolları aniden bana doğru uzandı ve sıkıca sarılmaya başladı; ağırlığını hissedebiliyordum.
"Kan gördüm, gözyaşlarımı gördüm."
Elim sırtını okşamak için uzanırken sözleri üzerine bedenim donakaldı. "Ne gördün, ne gördün?" dedim inanamadan. Rüyasını hatırladıkça bana daha sıkı sarılmaya başlamıştı. "Rüyamda senin kollarımda öldüğünü gördüm," dedi, fısıltıdan biraz daha yüksek bir sesle.
Duyduklarıma inanamıyordum; bir yandan onu sakinleştirmeye çalışıyordum, bir yandan da içimdeki o şaşkınlığı atlatmaya çalışıyordum. "Rüyada kan görürsen bozulurmuş, kötü düşünme," diye ikna etmeye çalıştım. Elim bu sefer sırtına kaydı, yavaşça okşamaya başladım. "Ben ağlıyordum Rojdan, kollarımda ölüyordun," diye ısrarla söyledi.
"Ama ben buradayım... seni bırakmam ki..." diye kulağına yatıştırıcı bir sesle fısıldadım. Sarılırken hafifçe geri çekilmişti; yanaklarında kalan gözyaşı izlerini görebiliyordum. "Ben çok kötü bir adamım," dedi birdenbire.
Dudaklarımı aralayıp bir şey söylemek üzereyken parmağını dudaklarıma bastırdı ve "Şşş," diyerek sözümü kesti. Kısa saçlarımı okşayarak alnımın kenarına bir öpücük kondurdu. "Sen yanımda yokken değerini anlayamadım, Allah beni cezalandıracak diye çok korkuyorum."
"Bunlar eski konular..." dediğimde yine sözümü kesti. Beni yavaşça kucağına çekti, parmaklarıyla saçlarımı geriye taradı. "Allah beni seninle sınamasın, yeter ki her türlü imtihana varım," diyerek dudaklarımın kenarını öptü.
Bileğine nazikçe dokundum ve yatıştırıcı hareketlerle daireler çizmeye başladım. "Sus Kutay, Allah bizi asla imtihana çekmesin. Bizim bir ailemiz var," derken duraksadım; tepkisini izliyordum ama o hâlâ rüyanın etkisindeydi, gözleri hâlâ yaşlarla doluydu. "Ben Pamir, sen... Artık biz bir aileyiz, kötü düşünmek yok, yasaklıyorum," dedim otoriter bir tavırla.
"Biz bir aileyiz, evet bir aileyiz," dedi onaylayarak. Parmaklarıyla saçlarımı taramaya devam etti. Omzuma tüy kadar hafif bir öpücük kondurdu. "Benim tek ailem sizsiniz," dedi yumuşak, duygulu bir sesle. Onu bu halde görmek içimi parçalıyordu. Sıkıca sarılmaya başladım. "Evet, o yüzden sonsuza dek mutlu olacağız."
"Olalım.."
Kokusunu içime çekerek boynuna öpücük kondurdum. "Seni seviyorum," diye fısıldadım. Daha sıkı sıkıya sarılırken tekrar omuzuma öpücük kondurdu.
✨
📍İtalya - Roma
20:30
İtalya birbirimizin yaralarını saracağımıza inandığım o yerdi. Hayatımız da kötü olaylarda yaşasak iyileşmeyi, onarılmayı bekliyorduk, bir umut burası ikimizin ilacı olurdu.. Olmalıydı.
Havaalanında uzun bir yolculuğun ardından indiğimizde siyah bir lüks arabaya binmiştik. Konuşmaya bile takatim olmadığı başımı onun omzuna yaslamıştım. "Uyuma," dedi yorgun sesle. Başımı kaldırdım ona baktım, "Neden?" diye sordum. Perçemim geriye attı, "Bu gecelik bir yatta kalacağız, orayı uyumadan görmeni istiyorum,"
Elimi kolunun üzerine koydum, başımı da tekrar omuzuna. "Görelim, ama sonra bütün akşam uyurum," diye mırıldandım. Dudağı yana doğru kıvrıldı. "Tamam, bütün akşam uyursun.. Uyuyabilirsen tabii." dedi. Son söylediğini duyunca gözlerimi devirdim.
Araba kıyının yanında durduğunda el ele arabadan indik, "Eşyaları da alalım," dediğimde elimi bırakmadan sabırsızca yürümeye devam etti, "Boşver, boşver gel hadi." ışıkları sönük sanki terk edilmiş gibi bir yatın yanına yaklaştırdı, "İştee geldiikk!!!"
Önce ışığı sönük yata ardından Kutay,a baktım. "Sen geldiğimize emin misin?" dedim. Kutay'ın gülümsemesi yavaş yavaş soldu, "Dur kötü düşünme hemen, bir girelim bakalım içeriye," saçma argümanına hiçbir şey demedim, "Girelim bari." dedim.
Karanlıkta etrafı seçmeye çalışırken sonund merdivenleri buldum, yavaş adımlarla içeriye adımlar attım. Karanlıkta arkamı dönüp baktığımda, "Yanımda kal Kutay, ben korkarım," dedim boşluğa karşı.
"İlerle canım, ilerle." dedi. Sırtıma dokunarak varlığını hissettirmiştir. Bir, iki üç adım derken aniden beyaz bir ışık açıldı. Gözlerim acıdığı için kapattım,ışığı azaltmak için elimle yüzüme gölge yaptım. Gözlerimi yavaşça araladığımda her yerin siyah gülerle kaplandığını büyük bir ekranda Kutayla benim çocukluk fotoğrafımızın yansıdığını fark ettim. Kafamı çevirmeye başlarken konuşmaya başladım, "Kutay ne oluyo.." demeye kalmadan onu önümde diz çökmüş, yüzük kutusunu çıkarmış halde bulmuştum.
"Benimle evlenir misin?"
Bu soru hayatım boyunca duyacağımı sandığım bir soru değildi. Hayat ikimize farklı bir kader biçmişti ama şu an o kaderi ben belirliyordum, bu seferki evliliğimiz mecburiyetten değil, istediğimiz için, bir hayatı ömür boyu birlikte yaşamak istediğimiz için olacaktı..
"Evet!"
Onunla mutsuz sonsuz olmak istiyordum.
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 30.09k Okunma |
1.91k Oy |
0 Takip |
26 Bölümlü Kitap |