25. Bölüm
⋆.𐙚 ̊. / Sessiz Yemin / 25 bölüm ||Aşkta da Savaşta da||

25 bölüm ||Aşkta da Savaşta da||

⋆.𐙚 ̊.
meizzo_

 

Bölüme başlamadan bol bol oy bekliyorum. Gerçekten bunu demekten bir tık gına gelmeye başladı ama sanırım demeyince gelmiyor anladığım kadarıyla🥲🥲

 

Umarım bu bölümü beğenirsiniz yazım dilimi ufaktan geliştirmeye başladım. Finali 30'lü bölümlerde yapmayı düşünüyorum artık yavaş yavaş finale hazırlanıyoruz🥹🤍 tadında bırakmak her zaman en iyisidir, zaten finalden sonra düzenleme yapılacak bölümlerde.

 

Yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın..🦋

 

İNSTAGRAM: MİYOZZAA

TİKTOK: MİOYZAA

 

 

 

 

 

 

 

25

 

 

 

 

"Biz kaçtık. Biz kaçtık Rojdan."

 

Duyduğum gerçekle olduğum yere bir çivi misali çakılmıştım. Ellerim, ayaklarım tutmaz hale gelmişti. Nefesim boğazımda kalırken zorlukla konuşmaya başladım, "Neden?" Sadece bunu söyleyebildim. Dudaklarımın arasından sadece bu çıktı.

 

"Birbirimizi sevdiğimiz için, teyzemin oğluyla evlenmemek için Rojdan," dedi, cılız çıkan sesi ile. Bunu yapması ölüm demekti. Hüküm verilir ve ikisinin de mezarı olurdu.

 

Kutayla benim durumum gibi değildi. Biz berdele kurban gitmiştik, mecburen kaçırılmıştım. "Bu ölüm demek Bengi. Naptınız siz?" Olayları doğru düzgün idrak dahi edemiyordum o kadar şaşkındım.

 

"Annem bana dün iki seçenek sundu. Ya Baranda ayrılıp o konakta ömrümü çürütecektim ya da evlenecektim,"

 

"Teyzenin oğluyla Botanla mı?" dedim şaşkın şaşkın. Asla onu yargılama gibi bir hakkım yoktu olamazdı da.

 

Ağlamamak için burnun çektiğini işittim. "İlk sabah tehdit etti, gece de teyzemin oğluyla evlendirmekle tehdit etti." diye acıyla söyledi.

 

Zihinimi toparlamak için derin bir nefes alabilmiştim. Belimi mutfak tezgahına yasladım. "Nerdesiniz şimdi? Söyle hemen dönelim İtalya'dan." dedim. O benim her sorunum da sıkıntımda yanımda olmuştu, elbette onun yanında olacaktım.

 

"Dağ evindeyiz," tekrar burnun çekti. O görmese de kafamı hafifçe salladım. "Yiyecek bir şey var mı orda? Miran'ı ararız söylerim, o kimseye demez. Şimdi sabah herkes uyuyordur haberleri yoktur."

 

"Yok, Baran her şeyi halletmiş."

 

"O nerde yanında mı? Yanındaysa versene."

 

Bengi'nin nefes sesi kesilmişti, arkada anlamlandıramadığım sesler duyduktan sonra nihayet Baran'nın sesini kulağım işitti. "Yenge," sönük sesle konuştu.

 

"Ah be yengem, bunu niye kendinize yaptınız?" dedim. Dediğim gibi onları asla yargılamıyordum, sadece onların yaşayacağı şeyler için üzgündüm.

 

Baran benden üç yaş büyüktü ama her daim Miran ve o küçük kardeşlerim gibiydi. Benim kardeşim yoktu ama onlar kardeşim kadar olmuştu 6 ay içinde.

 

"Başka seçeneğim yoktu yenge. Yoksa bende isterdim Bengiyi telli duvaklı gelin etmeyi," sesinde pişmanlık parça parça nüfus ediyordu. Haklıydı, hangi seven adam sevdiği kadını gelinlikle görmeden evlenmek isterdi?

 

Yenge ve kuzen olarak üstüme düşeni yapmak zorundaydım. Önce Kutay'a anlatacaktım, sonra arkalarından her ikimizde dağ gibi duracaktık. Onlar ayıp bir şey yapmıyordu, birbirlerini sevmişlerdi. Bu günah değildi, suç hiç değildi!

 

Ela gözlerimin çehreleri yaşlarla dolarken gözlerimi sımsıkı kapattım. Tezgaha daha sıkı sıkıya tutundum. "Sakin olun, tamam mı? Ben şimdi abinle konuşacağım, en kısa sürede yanınıza olacağız," diyerek güven vermeye çalıştım.

 

Az çok ikisinin de duygularını hissediyordum. Kutay ilk kaçırdığında korku doluydum, çünkü onu tanımıyordum sadece bir kere kader bizi tanıştırmıştı. Ama onlar bir nebze de olsa şanslıydı birbirlerini seviyorlardı sadece ailelerinden korkuyorlardı.

 

"Tamam yenge," derken duraksadı bir şeyi hesap edercesine önce konuşmadı ardından sesini duydum, "Abim kızmaz, değil mi?"

 

"Abin seven insanlara bir şey demez, derse de onun dilini keserim."

 

"Sağolasın yenge. Sen olmasan abimin öfkesi ateş gibi olurdu."

 

Bunu çok iyi biliyordum. Onun ateş öfkesine benzinde atan bendim su ile dindirende.

 

"Bunları boşver. Siz telefonunuzu kapatın. Ben Kutay'la konuşacağım, yanınıza bir adam gönderir." Dedim. Baran derin ve sıkıntılı nefes alarak, "Allah'a emanet ol yenge," dedi.

 

"Sizde Allah'a emanetsiniz Baran." diyerek telefonu kapattım ve tezgaha koydum. Telefon bana, ben telefona bakıyordum. Kutay bir şey demezdi ikisini desteklerdi ama asıl korkum yengem ve amcamdı.

 

Allah bilir onlar anlayınca neler olacaktı. Başımı çevirdim ve mutfağın açık kapısına baktım. Omuzlarım kasılmaktan ağrımaya başlamıştı. Dün gece Kutay'ın sözleri bugünde bu olay stresten kendimi sıkmam neden olmuştu.

 

Ağır ağı yat mutfağının kapısından çıkarken yüzüm ifadesizdi. Yatın iç kısmından çıktığımda Kutay'ı hala bıraktığım yerde bulmuştu. Uzun uzun uzaklara bakıyordu.

 

Dingin adımlarla yanına yaklaştım. Göz ucuyla ona baktım. "Konuşmamız gereken şeyler var," dedim nefesimi tutarken. Hüzünlü bakışlarını hiç çevirmeden cevap verdi, "Ne oldu?"

 

"Baranla Bengi kaçmış," sözleri ağzımdan dökülüverdi. Daha fazla gerçeği saklamanın manası yoktu, olan olmuştu.

 

Başta olduğu gibi kaldı, ardından kara gözlerinin gözbebekleri kocaman açıldı. Başını sertçe çevirdi ve gözlerini ela gözlerime kilitledi. "N-ne dedin sen?" iki metre herif karşımda şaşkınlıktan kekelemeye başladı.

 

"Kaçmış. Baran ve Bengi kaçmış."

 

Şaşkınlığı öfke tufanına dönüştü. Parmaklarını sertçe siyah saç tellerinin arasına geçirdi. "Ne olacak lan şimdi?!" diye keskin sesle bağırdı. İleri geri yürümeye başladı.

 

Endişeli ifadem sürerken arkama yaslandım. "Bilmiyorum," kafamı iki yana salladım, "Bilmiyorum, ne olacak bilmiyorum," diye tekrarladım. Göz çehrelerim tekrar dolarken gözlerimi yudum.

 

"Ölürler lan, ölürler," sesi aniden endişeli çıkmıştı. Endişesini öfkeyle bastırmaya çalışmıştı ama fena halde başarısız olmuştu.

 

Yuduğum gözlerimi araladım ve ona baktım. Delirmişcesine iler geri yürüyordu. "Dur," elimi yatıştırıcı şekilde kaldırdım. Fayda etmemiş aksine daha hızlı yürüyordu. "Kutay!" nihayet bağırdığımda duraksadı.

 

Ona adım adım yaklaştım aniden titreyen kollarımı beline sardım ve yüzümü göğsüne gömdüm. "Dur, nolursun dur." Zayıf sesle fısıldadım.

 

Titreyen ellerinin sırtıma konduğunu hissettiğimi de omuzlarım gevşedi. "Ya onlar ölürse? Bir kardeşimiz daha onlara kurban veremem," dedi.

 

Kokusunu iyice çektikten sonra yüzümü geri çektim ve başımı kaldırdım. "Onlar birbirlerini seviyor. Azize yengem tehdit etmiş Bengi'yi, eğer Barandan ayrılmazsa teyzesinin oğluyla evlendirecekmiş,"

 

"Ayrılırsa?" diye tereddütle sordu.

 

"O zaman hayır," dediğimde hızlıca dudaklarını araladı konuşmaya başladı, "O zaman ayrılsalardı, şimdi ölseler ne olacak?" dedi. Başımı iki yana şiddetle salladım. "O zaman diri diri öleceklerdi,"

 

Yanaklarını avuçladım, sakalları avucuma battı. "Senle ben ayrıldığımız da nasıl diri diri öldük, öyle öleceklerdi." Dedim. Endişeli ifadesi devam ederken yumuşadı. Yanaklarımı avuçlayarak dudaklarıma yapışan sarı saç tellerimi düzeltti.

 

"Bencil olma, kardeşinin yanında ol Kutay. Senin baban belki ona sahip çıkmaz ona evlatlıktan redder ama sen ona baba ol," dedim. Kutay onaylayarak başını salladı. "Hüküm verilirse onu koruyamazsam ne yapacağım?"

 

Sonunda gözyaşlarım serbestçe yanaklarımdan akmaya başladı. "İki kardeşimi de koru Kutay, koru!" dedim çaresizce. Hangi hüküm, hangi güç onları ayırabilirdi?

 

Aşiret, her türlü kötülüğün iyilik adına yapıldığı yer. Aşiret olmasaydı hepimizin bambaşka hayatı olabilirdi. Ben okurdum, Kutay doktor olurdu. Bengi belki üniversite giderdi. Baran'ın ise sevdası yüzünden kaçmak zorunda kalmaz sevdiği kadına gelinlik giydirirdi. Zulal, o sevgiyi onu sevmeyen bir adamda aramaz insanların vebaline girmez mutsuz olmazdı. Her bir hayat, her bir insanın hayatı yarım kalmazdı.

 

"Koruyacağım. Seni koruyamadım ama onları koruyacağım." diyerek içten söz verdi. Alnımı alnına yaslandım, sabahın rüzgarından saçlarım dalgalandı.

 

 

Saatler geçmek bilmezken uçak sonunda Mardine ulaşmıştı. Her dakika başı kötü bir haber gelecek diye kalbim hızlı hızlı atıyordu ama gelmemişti. Buna şükür etmeliydim.

 

Kutay'ın sıcak elini tutarken uçaktan indik. Omuzuma ceketini sıkıca sarmıştı. Kolumu beline doladım, başımı omuzuna yasladım birlikte yürümeye başladık. "Dediğimi yaptın mı? Söyledin mi Bekir'e?"

 

"Gelinlik ve yiyecekler tamam," dedi. Başımı onaylarcasına salladım. Ne olursa olsun Bengi'nin gelinlik giymesini istiyordum. Çocukken hep anlatırdı, kabarık onu prenses gibi hissettirecek bir gelinliği olsun istiyordu.

 

"Duvağı da uzun almıştır inşAllah," dedim şüpheyle. Kutay kötü bir gün geçirmemize rağmen gülümsedi. Koluma sardığı parmaklarıyla tenimi okşadı, "Aldı, almaz olur mu? Döverim almadıysa," dedi.

 

"Döv kocam, hakkındır," dedim espiriyle karışık. Kalbini yavaşça okşadım. Karşılık olarak alnıma ufak bir öpücük kondurdu.

 

Valizlerimizi arabaya yükledikten sonra dağ evine doğru yola çıktık. İkimizin geldiğini bir Allah'ın kulu bile bilmiyordu. Geldiğimizi ve konağa gitmediğimizi öğrenirlerse Bengi ve Baran'a gittiğimiz anlaşılır peşimize adam takarlardı.

 

"Bekir sana bir şey dedi mi? İyiler mi?" diye tereddütle sordun. Kutay baktığı yoldan gözlerini bana çevirdi. "Keyifleri yokmuş pek. Daha doğrusu Bengi'nin yokmuş."

 

Gözlerim uzaklara daldı. Bengi'nin keyfinin olmamasının sebebin ne olduğunu çok iyi biliyordum, çünkü ailesini karşısına almıştı. Herkesin ona düşman olduğunu düşünüyordu. Düşüncelerinde bir nebze de olsa haklıydı.

 

"Ailesini karşısına aldı normaldir," dedim dalgın dalgın. Kutay'ın direksiyonu tutmayan eli elime kondu. "Belki bir hüküm çıkmaz Rojdan," dedi birdenbire.

 

Umut ve umutsuzluk arası ince bir çizgideyken ona baktım. "Nasıl çıkmaz? Zulal ve Beritan kaçtığında çıkmadı, evet. Çünkü o zaman berdel kararı çıkmıştı. Şimdi öyle bir durum olamaz ki."

 

"Elimden geleni yapacağım, Rojdan. Amca ne derse desin söz babandadır. En büyük o, ağa olan o." Dedi. Haklıydı, babam Karaşahların en büyük ve ilk oğluydu. Dedem iki evlilik yapmıştı. Azat amcam ikinci eşinden yani Mihribandandı.

 

"Babam vicdanlıdır," dedim. Bana karşı soğuk bir baba da olsa vicdanın biliyordum ki zaten aşka olan saygısını annemle kanıtlıyordu. İkisi çok sonradan kavuşmuştu. "Doğru. Konuşur aşiret adamlarıyla gereken çözümü bulur."

 

"Evet," dedim. Eminlikle kafamı salladım. "Olmazsa sende konuş tamam mı?" diye umutla söyledim. Elimi desteklercesine sıktı, "Söylemez miyim? Kardeşimi asla ölüme göndermem," dedi.

 

Gülümseyerek parmak ucumla elinin üstünü okşadı. Bir nebze de olsa içim rahatlamıştı. Mardin'nin akşam karanlığında camdan dışarıyı izledim.

 

Dağ evine sonunda varmıştık. Arabadan indim kapıyı kapattım. Çantamı omuzuma geçirdim ve elini tutarak iki adamın durduğu kapıya gittik.

 

Kapıyı çaldığımızda gözleri ağlamaktan kızaran halsiz düşen Bengi kapıyı açtı. Kutay'ın el elimden kaydı, "Bengi," diye şaşkınlıkla mırıldandım. Hayatımda ilk defa onu böyle görüyordum. Bengi hep çılgın, kural tanımayan bir kızdı ağlasa bile sesli yapardı, herkese duyururdu.. onu böyle görmek canımı acıtmıştı.

 

"Bengi'm," dedim canı gönülden. Onu sımsıkı sarmaladım. Kahve saçlarını okşarken gözlerim tekrar tekrar dolmaya başladı. Güçsüzce kollarını bedenime sardı, sıkıca sarıldı. "Her şey geçecek," diye fısıldadım çaresizce.

 

Hafifçe geri çekilerken dirseklerine dokundum ve okşadım. Onun çoktan sessizce ağladığını gördüğümde canım daha da yanmıştı. "Biz senin yanındayız, Baran'nın yanındayız. Sizin sevginiz suç, günah değil." Dedim.

 

Daha hiddetli ağlamaya başladı. "B-b-ben kötü b-b-bir şey yapmadım," diye zorlukla kekeleyerek söyledi. Dirseklerini bıraktım ve yanaklarını avuçladım. Başparmağımla düşen yaşları sildim. "Biliyorum, gel," kafasını omuzuma yasladım.

 

Kutay'a kısa, üzgün bir bakış attığımda o da aynı bakışla karşılık verdi. Bengiyi sıkıca sarmalarken içeriye girdik ve kapıyı kapattık.

 

Salona girdiğimizde şöminenin başında oturan dalgın Baran'ı gördük. İkisinin durumu birbirinden beterdi. Biri ağlayarak duygularını ifade ederken diğeri susarak hiçbir şey demiyordu.

 

Bu kez Baran'ın yanına Kutay yaklaştı. Yanına yavaşça diz çöktü. Babacan tavırla elini kardeşinin omuzuna koydu. "Pşşştt, eşşek sıpası, abin geldi tek kelam etmiyorsun!" diye sahte sitemle söyledi. Biraz olsun moralleri yerine getirmeye çalışıyordu.

 

Baran yüzünde üzgün ifadeyle abisine baktı. Abisinin omuzunda olan eline dokundu. "Kusura bakma, abi." dedi yorgun sesle.

 

Gülümsemesi solan Kutay kardeşinin ensesine dokundu onu kendine çekti ve sıkıca sarıldı. "Her şey hallolacak lan! Abin var senin amına koyayım! Sen kendini sahipsiz mi sandın!" Kutay kardeşine destek oluyordu.

 

"Eyvallah abim, eyvallah." Dedi. Baran tuttuğu nefesi abisinin göğsüne doğru verdi. Kutay, Baran'ı abi şefkatiyle sardı sarmaladı.

 

Bengi ve ben kanepede oturmuştuk, bende Bengiyi sımsıkı sarıyordum. O bana hep ablalık yapmıştı sıra bendeydi.

 

"Ağlamayın, üzülmeyin bu kadar, daha nikahınızı kıyacağız," birdenbire diyiverdi Kutay. İkisi de sersemleyerek Kutay'a ve bana baktı. "Nikah mı? Ne nikahı?" ikisi aynı anda dedi.

 

Gülmemek için alt dudağımı ısırdım. "Şimdilik dini nikah, bizim düğünümüzden sonra sizin düğün," dedim. Bengi şaşırarak başını kaldırdı ve bana baktı. "Düğün mü?! SİZ EVLENİYOR MUSUNUZ?!"

 

Ona evlilik teklifi yüzüğümü gösterdi. "Ee, siz evleniyorsunuz, biz insan değil miyiz? Geri evlenelim dedik." diye neşeyle söyledim. Bengi bütün dertlerini unutmuşcasına sıkıca sarıldı. "Tebrik ederim çok sevindim! Mutlu olun hep!" dedi içtenlikle.

 

Sırtını yavaşça sıvazladım. "Sende olacaksın Bengi'm, sende." derken gülümsedi.

 

"Vay, vay, vay, vay," gözlerimiz Baran'a kilitlendi. Neşesi aniden yerine gelmişti, "Demek ki ikinci kez yengem olacaksın, ha? Valla senin aklın yok yenge," dedi.

 

Tek kaşımı çattım kollarımı birbirine doladım, "Nedenmiş o?" diye mızmızlanarak sordum. Baran işgüzar tavırla yanında olan abisine dikti gözlerini, "Ula, bu herifle ikinci kez evlenilir mi? Kartlaşmıştır artık!"

 

Kutay'ın öfkeden yüzü kızarmıştı. Kardeşinin ensesini sıkarak "Kes sesini oğlum. Tamam kardeşimsin, destek oluyoruz da ileri gitme amına koyayım! Benim nerem kartlaşmış!"

 

"Yengeme sormak lazım. Kadın senin kahrını çekti, kahrını!" dedi, abartılı sesiyle. Kutay hiddetle kardeşinin ensesini bıraktı. Kara, öfke dolu bakışlarını bana döndürdü. "Ben kartlaştım mı? Doğruyu söyle, kızmayacağım!"

 

Gülmemek için kendimi tutarken dudağımı daha fazla ısırdım. "Yani, bilemedim ki şimdi," diye kaçamak cevap verdim.

 

Cevabımdan memnun olmayan Kutay bir çocuk misali ayaklandı. "Ben mutfağa gidiyorum, ne haliniz varsa onu görün," diyerek salonu terk etti.

 

Hepimizi bir kahkaha tufanı tutmuştu. Katıla katıla içimizi sine sine gülüyorduk. Boylu poslu herif az önce çocuk gibi davranmıştı, inanılmaz!

 

"Gördün mü yenge? Nasıl gitti!" Baran kahkahalarının arasında söyledi. Başımı hızlı sallayarak onayladım, "Gördüm, görmez olur muyum gördüm!"

 

"Bir de baba olursa vay halinize, yaşlandığında kabul etmez!" dedi Bengi. Kahkahalar atarken Bengi'nin yavaşça omuzuna vurdum. "Valla etmez!" diyerek katıldım.

 

"Zaten baba o, Pamir var," dedi Baran. Haklı olduğu için başımı salladım. "Doğru, üç çocuk babası dahi olsa yaşlı olduğunu kabullenmez bu adam," dedi Bengi. Kahkaha atmaktan karnım ağrımıştı avuclarımı karnıma bastırdım, rahat bir nefes aldım. "Tamam, tamam güldürmeyin beni."

 

"Bende, bende," dedi Bengi.

 

O kadar sıkıntının içinde ikiside gülmeyi başarmıştı. Dertlerini bir an olsa da unutmuşlardı.

 

Yavaşça ayağa kalktım, "Ben gideyim bakayım da kızmasın şimdi," dedikten sonra salondan çıktım mutfağa ilerledim. Mutfaktan gelen fısıldama seslerini duyunca kapının arkasına saklandım.

 

"Kartmış! Benim nerem kart ulan. İki metre boyum var, esmerim.. taş gibi adamım!" kendi kendine fısıldadırıyordu Kutay. Doldurduğu sudan bir yudum içti. "Acaba Rojdan beni sahiden yaşlı mı buluyor? Yaşlı mıyım ki!" diye endişeyle fısıldadı.

 

"Sonuçta o çok genç, çok güzel bir kadın. Sapsarı saçlı, ela gözleri var.. zaten ilk gördüğümde gözlerini sevmiştim." Fısıldamaya devam ederken yüzümde fark etmediğim tebessüm olmuştu. "Yaşlandığımda yanına yakışmazsam ya? Ya ondan önce ben ölürsem, evlenirse?"

 

Kötü düşüncelerini duyunca tebessümüm soluverdi. Kapıyı hafifçe aralayarak içeriye girdim. "O ne biçim söz Kutay!" diye sitemle söyledim. Kutay şaşkın ve mahcup bakışlarını çevirdi. "Sen beni mi dinliyorsun?!" sahte keskin sesle söyledi.

 

İçeriye adım attım, kapıyı kapattım. "Evet seni dinliyorum kocacığım. Ve hayretle dinliyorum! Ne demek ben ölürsem evlenirse, ne kadar ayıp," dilimi birkaç kez damağıma vurdum.

 

Utançla bakışlarını kaçırdı. İnadına dibine kadar girdim ve bakışlarımızı buluşturdum. "Ben hiç öyle şey yapacak kadın mıyım? O zaman ben önce ölürsem sende evlenirsin!" Farz-ı misal söylemiştim.

 

"Şş," parmağını dudaklarıma bastırdı. İkna edici tavırla alnımdan öptü. "Evlenmem, nasıl evlenirim sen ölünce!" dedi. Ha şöyle adam ol dercesine kaşımı kaldırdım.

 

Parmağını dudaklarımdan çekti. Elimi belime koyarak onu süzdüm. "Ayrıca sen çok yakışıklı bir adamsın, yoksa ben," parmağımı çenesine koydum, teninde gezdirmeye başladım. Önce çene boyun arasına ardından gırtlağına ve sonra olarak göğsü kafesine. "Yoksa ben seninle o tutkulu dakikları nasıl geçirecektim?"

 

Göz kırpmamı beklemeden aniden dudaklarıma tutkuyla yapıştı. Başta idrak edemeyerek karşılık vermemiştim ardından usulca karşılık verdim. "Tekrar o dakikaları geçirmeye ne dersin?" diye dudaklarıma fısıldadım.

 

"Evlenmeden olmaaazz!" dedim mahsustan ve geri çekildim. Hayal kırıklığı ve masum bakışlarıyla karşı karşıyaydım. "Sanki evliyken çok yapıyorduk!" diye isyan etti.

 

Kısa sarı saçlarımı arkaya doğru savurdu, "Evlendikten sonra devam ederiz, ben sana sadece sezon finalı verdim," dudaklarına kaçamak, üstten bir öpücük verdim, "Sezona evlendikten sonra devam ederiz," derken göz kırptım.

 

"Sen varya beni gömersin!" dedi isyan edercesine. Tek kelime etmedim, göz kırparak arkamı döndüm ve kalçalarımı inadına sallarken mutfaktan çıktım.

 

Salona geri döndüğümde Bekir'in geldiğini gördüm. "Hoşbulduk, Rojdan yenge," diye kısaca söyledi. Kapıya yaslanırken Bengi'nin gelinlik kutusunu açtığını gördüm ve izlemeye başladım.

 

Kutuyu açtığında şok ile gelinliği kollarından tuttu ve kaldırdı. Kahve gözleri gelinliğin üstünde gezindi. Düğüm olan boğazını sertçe yuttu. "Bu gelinlik kimin?" önce Baran'a ardından Bekir'e baktı.

 

Kimseden ses çıkmayınca boğazımı temizleyerek sessiz ortamı bozdum. "Senin," kapıya yaslanmayı bırakarak ona yaklaştım yanına diz çöktüm. Elini gelinlikten ayrdım ve sıkıca tuttum. "Biz birbirimize çocukken bir söz verdik," diye hatırlattım.

 

⚠️FLASHBACK⚠️

 

🎶Emir Can İğrek – Can dostum🎶

 

O gün yakın akrabalarımızdan birinin düğünü vardı. Annem Ezo ve Yengem Azade Bengi ile Beni aynı elbisenin farklı renkleri ile giydirmişlerdi. Elbise bel kısmında kurdelesi olan kumaş bir elbiseydi, o su yeşili rengini giymişti ben ise pembe. Saçlarımız iki yandan örgülüydü.

 

Kocaman düğün salonun içinde koşuşturarak oynuyorduk. "Bengi, duuuurr!" diye arkasından bağırdım.

 

"Yakalayamazsın sen beni!" diye neşeyle cıyakladı. Dudaklarımı büzüp daha hızlı koşmaya başladım. "Sen çok zillisin, yengeme söylicem!"

 

Bengi'nin hain kahkahalarını dinlerken aniden onu durduran abimi gördüm ve hızlı adımlarla yanlarına koştum.

 

Abim yere diz çökmüş Bengi'nin kollarına dokunuyordu. "Neden durmuyorsunuz siz bakayım?" dedikten sonra bana baktı, "Birazdan gelin damat gelir, ayak altında dolaşmayın!" diye uyardı.

 

Parmağımla Bengiyi işaret ettim, "O durmuyor abi! Sürekli oyun peşinde!" diye suçu atmaya çalıştım. Bengi havayı içine çekti ve yanaklarında balon oluştu. "Yalancı, sen yalancısın!" diye çemkirdi.

 

Minik kaşlarım öfkeyle çatılırken ona doğru bir adım attım. "Asıl yalancı sensin zilli!" diye karşılık verdim. Bengi de bir adım yaklaşmaya çalışırken abim eliyle durdu. "Hey! Hey! Durun! Siz kardeş sayılırsınız, kavga etmek size yakışıyor mu?"

 

"O başlattı!" ikimiz aynı anda söyledik. "Yalancı!" dedik tekrardan aynı anda.

 

"Kızlar," dedi abim dişlerinin arasından. Birbirimize bakmayı kestik ve ona baktık. "Siz kuzensiniz, kuzen demek kardeş yarısı demek. İnsan kardeşine böyle davranır mı? Ne kadar ayıp!"

 

Üzgünlükle başımı yere eğdim. "O beni sevmiyor abi, sürekli uğraşıyor, sürekli korkutuyor." Derken sesim üzgün çıkıyordu. Abim bakışlarını Bengi'ye çevirdi. "Bu doğru mu Bengi?"

 

"Şey," alt dudağını ısırdı ve başını yere eğdi. Kirpiklerinin ardından tavrıma bakıyordu, "Ben sadece onu çok sevdiğim için uğraşıyorum onunla." diye çekinerek söyledi.

 

İkimize bakan abimin ifadesi usulca yumuşarken omuzlarımıza dokundu. "O zaman konu kapanmıştır," dedi. Bir eli ile Bengi'nin elini, diğer eliyle benim elimi tuttu. "Siz kardeş sayılırsınız, kuzen kardeş gibidir,"

 

Hafifçe eğildi, "Artık Rojdan'nın sevmediği, istemediği davranışları yapmamaya söz verir misin Bengi?"

 

Bengi eğdiği başını kaldırdı ve çocuk masumiyetiyle gülümseyerek, "Söz veriyorum." İçtenlikle söyledi.

 

"Peki sen söyle bakalım Rojdan," dediğinde eğdiğim başımı kaldırdım ve abime meraklı gözlerle baktım. "Sen bir daha Bengi'ye zilli gibi kötü, iğneleyici kelimeler kullanmayacağına söz veriyor musun?"

 

Çocuksu yüz hatlarıma bir tebessüm düştü. "Evet, söz veriyorum," dedim. Ve Bengiye baktım.

 

Abim tuttuğumuz ellerimizi birleştirdi ve diz çöktüğü yerden ayağa kalktı. "O zaman hadi geçin yerlerinize damat ve gelin gelir şimdi," diyerek uzaklaştı.

 

Elini tuttuğum Bengi'ye baktım. İkimizden yavaş adımlarla ailemizin oturduğu masaya yaklaştık yan yana olan sandalyeler oturduk. "Acaba gelin nasıl olacak?" diye sorduğunda elini dudaklarına götürdü ve kıkırdadı.

 

"Bilmem. Annem bana gelinlerin hep beyaz giydiğini söyler ve hepte öyle olur."

 

İçeriye giren gelin ve damatla birlikte Bengi kabarık, pırlanta taş detaylı olan gelinliğe hayranlıkla bakıyordu. "Ay bende böyle gelin olucam büyüyünce," dedi umutlu umutlu.

 

Usulca kıkırdadım eğilerek kulağına fısıldadım, "Amcam seni vermez ki, sen evde kalırsın kesin!" diye şaka yaptım. Bengi'nin kahve kaşları çatılmıştı, "Yoo, babam bana kıyamaz bir kere," diyerek kollarını birbirine alıngan edayla doladı

 

"Hayır, evlenme. Sonra ben koskoca konakta yalnız kalırım, seninle oynuyorum ki." diye endişeyle söyledim. Çocuk aklımla onun hemen evlenip gideceğini, bir daha hiç dönmeyeceğini düşünüyordum.

 

"Hayır hemen evlenmicem, bak geline bak, o kocaman olmuşta evlenmiş o zaman evlenirim," Parmağı ile dans eden damat ve gelini gösterdi. "Hem sende benim nedimem olursun, her şeyle ilgilenirsin, olmaz mı?"

 

Hevesle duruşum düzeldi, onaylayarak omuzlarımı kaldırdım ve indirdim. "Evet, evet olurum, en güzel nedime olurum!" diye söz verdim. Bengi gülümseyerek belime sarıldı ve çenesini omuzuma koydu. "Ben seni yanımdan hiç ayırmam, gelinliğimle bir yere takılırsam düşmeden kurtarırsın." Diye söz verdi.

 

Kıkırdamalarımız birbirimizin kulaklarında yankılanırken ona sıkıca sarıldım. O günün geleceğini ve ikinizde o anların çok mutlu geçeceğini düşünüyorduk lakin kader farklı şeyler yaşatacağından habersizdik!

 

⚠️FLASHBACK⚠️

 

Anılarımızı hatırlayam Bengi'nin gözleri dolmuştu. "Unutmamışsın," dedi, nahif sesi ile. Gelinliği tekrar kutuya bıraktım. "Unutur muyum ben? İnsan kardeşini unutur mu hiç?"

 

Gözleri dolu Bengi hâlâ şöminenin başında oturan Baran'a baktı. İkisini birbiri aynı olan gözleri buluşunca Bengi ağlamaya Baran ise başını eğmeye başladı. Duygudan alt dudağı şüphesiz titriyordu.

 

"Aaaa!"diye kızdım sahte ses tonuyla. Şu an duygusal olmanın zamanı değildi, onları düğünü sayılırdı. "Ne oluyor be size?! Kendinize gelin bakim! Gelinlik damatlık giyeceksiniz, size yakışıyor mu hiç?"

 

Etrafı süzdüğümde kapı aralığında yaslanmış Kutayı gördüm. "Bak ağanız burda ona şikayet edeim sizi," dediğimde herkes kapı aralığına baktı.

 

Özellikle ağa kelimesini söylediğimi duyan Kutay'ın yüzünde adeta güller açmıştı. "Duydunuz hanımağanızı kendinize gelin," dedi bilerek.

 

Gözlerimi devirerek ona bakarken ayaklandım. "Küstah şey," diye kendi kendime mırıldandım. Yanağına süzülen gözyaşlarını elinin tersiyle sildi Bengi. Ve ayağa kalktı. "Ne yapalım? Nerde giyineceğim?"

 

"Yatak odası var, orda hazırlarım gel." Derken ağır gelinlik kutusunu kaptım. Son kez Baran'a baktım. "Sende damatlığını giy kalk!" diye sahteden azarladım.

 

Baran adeta hazır ol emri vermişim gibi şöminenin başından kalktı. "Emrin olur hanımağam," dedi inadına.

 

Gözlerimi kısarak kapı aralığına yaklaştım arkamdan Bengi geliyordu. Kapı aralığında durmama neden olan otuz iki diş gülen Kutay gördüm. "Çekil geçelim, gelinlik ağır."

 

"Tabi ki Hanımağacığım." Diyerek kenara çekildi. Her hanımağa dediklerinde daha da sinirleniyordum. Kutay'a omuz atarak kapı eşiğinden geçtim ve yatak odasına gittik.

 

Yatağın üstüne gelinliği bıraktığımda karnıma keskin bir acı girdi. Elimi karnımın üstüne koydum. "Off, niye acıyor ki şimdi?" diye mırıldandım.

 

"Gel, gel otur şöyle," dedi. Gelinlik kutusunun yanına oturttu. "Gelinlik ağırdı keşke taşımasaydın," derken omuzumu okşadı.

 

Başımı kaldırdım ve Bengiye baktım. "Hanımağa deyince onlar sinirlendim, gelinliği kaptım, geldim direkt."

 

Bengi hafifçe gülümsedi ve yanıma oturdu. Elimi karnımdan çekti, "Acaba," diye fısıldadı. Ve ona doğru eğildi. "Hamile misin?" tekrar fısıldadı.

 

"NE!"

 

Şaşkın çığlığımı duyan Bengi irkilerek hemencecik avucunu ağzıma kapattı. "Sus be! Şaka yaptım, hemen de ciddiye alıyorsun." diye hızlıca konuştu.

 

Şaşkınlığım geçmeye başlayınca başımı salladım. Anladım dercesine gözlerimi kapatıp açtım. Bengi elini hızlıca çekti. "Canım olsan ne olacak? Sonuçta evli kadınsın, olabilir."

 

Avucumu karnıma koydum. Hamile olsam ne olacaktı ki? Bilmiyordum. Anne olmayı hiç düşünmemiştim, kendimi anne olarak görmemiştim ta ki Pamir gelene kadar. Onu çok seviyordum, çok uslu tatlı bir bebekti. Onun annesi gibi olamazdım ama çok seviyordum.

 

Kutay da benden kalır yanı yoktu. O da çok güzel bir baba olurdu, oğlu veya kızı olması fark etmezdi baba olmak ona yakışırdı. Ama hiç karnımda bir can taşıyacağımı düşünmüyordum.

 

"Evli sayılmam ki, daha düğün olmadı," diye mırıldandım. Bengi karnımın üzerinde olan elime elini koydu. "Ama evleneceksin, istemiyorsan o başka."

 

"Bilmem, hiç düşünmedim," omuzlarımı indirip kaldırdım. "Biz hiç Kutayla evli gibi olamadı ki, sürekli bir kaos yaşandı o yüzden anne, eş olmak gibi şeyler düşünemedim. Aramız yeni yeni düzeliyor."

 

"Hayırlısı olsun, ne diyebilirim? Siz ne zaman hazırsanız o zaman bebek yapın." Diye mırıldandı. Elimi elinden çekti. Gülümseyerek ona baktım. "O zaman sen bakarsın bebeme."

 

"Babası baksın, biz gezeriz!"

 

İkimizde kahkaha atmaya başlarken Bengi omuzuma yaslandı. Parmaklarımı telefon şekilde yaptım. "Rojdan gel ben bakamıyorum bu velede!" diyerek Kutay'ın gür sesini taklit ettim.

 

Bengi ellerini birbirine çarptı ardından dudaklarına götürdü. "Bir de seni kıskanır!" diye ekledi. Onaylamak amaçlı başımı salladı. "Pamirden bile kıskanıyor, sen ne diyorsun!" diye kahkahalarımın arasından söyledim.

 

Telefonumun titremesiyle kahkahalarımız kesilmişti. Hızlıca telefonu cebimden çıkardığımda annemin aradığını gördüm. Ekrana bakan Bengi'nin gülücükleri tamamen kesildi. "Kesin sana diyecekler, Baranla kaçtığımızı."

 

Benginin kucağında duran elini tuttum. "Sessiz ol yeter, ben belli etmeyeceğim." dedikten sonra telefonu açtım. "Alo anne?" dedim, hiçbir şey olmamış misali.

 

"Kızım, nasılsın, nerdesin, napıyorsun?" üst üste soru bombardıman tutulmuştum. Affalamaya başlarken derin nefes aldım. "Hiç, Kutayla restoranda yemek yedik oteldeyiz."

 

"Yanında mı?"

 

"Hayır anne, tuvalete gitti."

 

"Ayakta mısın sen?" diye endişeyle sordu. Yatakta oturan ve tedirginlikle bakan Bengi göz gezdirdim. "Hayır anne, oturuyorum."

 

Annemin nefes alma sesi kulağıma doldu. "Bengi kaçmış, Baran'a kaçmış." Diye açıkladı. Bildiğim bir mevzu olduğu için ne desem bilmiyordum. Yanımda oturan Bengi baktığımda annemin sesini duymuştu. Tam konuşmak için yeltenirken parmağımı dudaklarıma bastırdım susması için.

 

"Kızım, orda mısın?"

 

Kendimi toparlamak için derin bir nefes aldım. "Evet, anne, evet," dedim hevessizce. "Haberiniz var mıydı sizin?" diye sordu.

 

"Hayır anne yoktu. Nasıl olsun? Biz İtalyadayız."

 

"Ah yavrum, dönün artık. Buralar karıştı hep." Dedi. Sıkıntı ile alnımı ovuşturdum. "Kafam dağıldı, dur. Ben bir Kutayla konuşayım, duruma göre döneriz," diye yalan söyledim.

 

"Duruma göre mi? Yavrum kocanın kardeşiyle senin kuzenin kaçtı! Bunun durumu mu var? Tövbe tövbe."

 

"Ondan demedim!" hemencecik itiraz ettim. Bengi'nin endişeli bakışları üstümde gezerken tekrar konuştum. "Belki bu gece uçak bulamayız yarın geliriz diye söyledim."

 

"Tamam kuzum. Kendinize dikkat edin. En kısa sürede gelin." Dedi. O görmese de onaylayarak başımı salladım. "Tamam anne, Kutayla konuşayım sonra konuşuruz." Diyerek telefonu kapattım.

 

"Ne oldu? Ne söyledi? Bir haber var mı?" diye telaşla üst üste sordu. Sıkıntıyla tekrar alnımı ovdum. "Gelin dedi, başka bir şey demedi." Diye kısaca açıkladım.

 

"Neden demedin Mardinde olduğunuzu?" diye sordu. Yanaklarını yavaşça avuçladım. "Diyemem, dersem anlaşılır Bengi. O yüzden yarın geliriz dedim."

 

Endişeli zihni yüzünden mantıklı düşünememişti. Ama ona nedenin açıklayınca endişesi dinmeye başladı. "Anladım, anladım," dedi gözlerini kaçırarak.

 

Kasvetli havamdan kurtularak kendimi silkeledim. Ellerimi yanaklarından ayırdım ve yataktan kalktım. "Gelin dediğin gülümser, gül bakayım," derken dudaklarının kenarına dokundum ve yukarıya kaldırdım.

 

"Off Rojdan," dedi.

 

"Yaptığını unutmadım, daha sana aşiret gelini makyajı yapacağız!" dedim. Ve göz kırptım. Ona dini nikahımda bana yaptığı makyajı hatırlatmıştım.

 

O günü hatırlayan Bengi'nin gözleri kocaman açıldı. Başını hiddetle iki yana salladı. "Hayır hayır, OLMAZ!" diye çığlık atarcasına konuştu.

 

"İntikam soğuk yenen bir yemektir, Bengi Hanımcım!" elim belimde yanağımı omuzuna yaslamıştım. Bilmiş bilmiş gülümsüyordum.

 

Gelinliğini giydikten sonra ona koyu, güzel bir makyaj yapmıştım. En son rujunu sürüyordum. "Duvağını takalım, içeriye gidelim."

 

"Makyajım güzel olmuş, hani kötü yapacaktın." Dedi. Ruju sürerken aynada ona baktım. "Kötü yapacağım demedim. Aşiret gelini yapacağım dedim. İkisinin arasında dağlar var."

 

"Hmm," diye onayladı. Ruju sürmeyi bitirdikten sonra yavaşça geri çekildim. Uzun duvağı ellerimin arasına aldım. Arkasına geçerek takmaya başladım. "Keşke saçlarına da bir model yapsaydık."

 

"Böyle güzel. Baran böyle sever."

 

Gülümseyerek duvağını takmayı bitirdim. Yavaşça bedenine çevirdi. "Güzel oldum mu?" diye sordu. Mutluluğunda burukluk vardı.

 

Aklıma küçük Bengi gelince boğazım düğüm düğüm olmuştu. Yanağını okşadım. "Çok güzel oldun. En güzel gelin oldun." Dedim. Elimi tutarak, "Yanımda olduğun için teşekkür ederim," dedi titreyen ses ile.

 

Ellerini destekleyici şekilde sıktım. "Tabi ki olacağım. Mutlu ol yeter." Dedim. Birbirimize sarıldık. Karşımızda yetişkin hallerimiz değilde çocukluğumuz duruyordu. Biz birbirimizin çocukluğuyduk!

 

Sarıldıktan sonra gözümden tek damla yaş akmıştı. Hızlıca belli etmeden o yaşı sildim. Gülümsemem hala sürüyordu. "Hadi, bizi bekliyorlar."

 

"Duvağımı kapat."

 

Arkasındaki duvağa dokundum, yavaşça duvağını başına örttüm. Elimi uzattığımda elimi tuttu. Birlikte yatak odasında çıkarken elini hiç bırakmadım.

 

"Güzeller güzeli gelini getirdim." Diyerek duyurdum. Konuşan Baran ve Kutay ikimize baktı. Baran'nın üstünde yepyeni bir damatlık vardı.

 

Bengi'ye büyülenmiş gibi bakıyordu. Tereddütsüz elini uzattı. Bengi elini kavrayarak ona yaklaştı. "Çok güzel olmuşsun," diye büyük övgüyle söyledi.

 

Bengi parmağını onun papyonunu üstünde gezdirdi. Duvağının altından onu süzerken alt dudağı titriyordu. "Sende çok yakışıklı olmuşsun, Baran." Diye kırık sevinciyle söyledi.

 

İkisi de yarımdı, bunun nedeni Bengi'nin ailesiydi. Lakin birbirine tutunmayı ayakta kalmayı öğrenmeye başlamışlardı. Onlar artık aile oluyordu, bizde bunun en büyük şahidi olmuştuk.

 

Onlara duygudan dolmuş gözlerime bakıyordum. Kutay kolunu bedenime sardı ve avucuyla koluma dokundu. Alnımdan öptü.

 

Öptüğünü hissedince bakışlarımı ona çevirdim. Zifiri karanlık gözleri kendini ele vermişti onun da gözleri dolmuştu. "Onlar da başaracak, bizim gibi," diye kulağıma fısıldadı.

 

Kabul ettiğimi belirtmek amacıyla başımı salladım. "Başaracaklar." Diye fısıltıyla karşılık verdim.

 

Kapı çalınca hepimiz gözlerimizi oraya odakladık. "Bekirle hoca gelecekti, onlar gelmiştir." dedi Kutay.

 

Onun yanından ayrıldım kapıya yaklaştım. "Bakayım ben, sende bana bir örtü getir Kutay." Dedim. Kutay içeriye doğru gitti.

 

Gözlerim Baranla Bengiye takıldı. İkisi yan yana durmuş heyecanla birbirlerine bakamıyordu.

 

"Hazır mısınız? Ona göre açacağım."

 

"Hazırız!" dedi ikisi aynı anda. Sesleri o kadar emin ve tereddütsüz geliyordu ki.

 

Kapıyı yavaşça açtığımda hoca efendi ve Bekir gördüm. "Nikahı olacak kızımız bu mu?" diye sordu. Bekir cevaplamadan araya girdi. "Hayır, kuzenim içerde onun nikahı bu."

 

"Anladım yavrum." Dedi. Bekir ve Hoca içeriye girerken kapıyı sonuna kadar açtım. O arada Kutay salona döndü. Elinde duran ve bulduğu tülbenti uzattı.

 

Hızlıca elinden aldım. Alelacele saçlarımı örttüm. ""Hoşgeldiniz, hoca efendi," diyerek Kutay hocayla el sıkıştı. "Hoşbulduk, Hoşbulduk."

 

Heyecandan put misali yerinde mıhlanan gelin ve damata imalı imalı baktı Kutay. Sonuçta nikah kıyılacaktı, el öpmek adettendi selamlamakta.

 

Baran içine sığmayan heyecanla ona çıktı ve hoca efendeye yaklaştı. "Hoş geldiniz hoca efendi," elini uzattı ve adamın elini öptüm. Kutay uyarıcı bakışlarını kardeşinin üzerinde gezdirmeye devam etti.

 

Hoca efendi mütevazi gülümsemesiyle Baran'nın elinin üstünü okşadım. "Evladım, el nikahtan sonra öpülür," diye hatırlattı. Yüzü kızaran Baran gülümeye kendini zorladı.

 

"İlk defa evleniyor, ondandır. Kusuruna bakma hoca efendi." Diyerek araya girdi Kutay. Hoca mütevazi gülümsemesi sürdürürken. "Sorun yok, toy olduğu belli." Diyerek konuyu üstelemedi.

 

Hoca yere oturdu nikah defterini çıkardı. Hepimiz yerlerimize yerleştik.

 

Önce hoca evliliğin dinde olan kurallarını, hoşgörüsünü anlattı ardından Bengi'nin rızası olup olmadığını sordu ve olduğunu duyunca nikah akti başladı.

 

Hoca efendi boğazını temizledi. "Bismillahirrahmanirrahim, Allah emri ve peygamberin kavliyle bu nikah akdini başlatıyorum." Dedi Hoca.

 

Bengi nefesini tuttu, parmaklarını birbirine geçirdi. Duvağının altından resmi olmasa da dinem kocası sayılacak olan adama baktı.

 

"Mehir olarak ne talep edersin yavrum?" diye sordu Hoca. Bengi bakışlarını Barandan hoca efendiye çevirdi. Sertçe yutkundu. "Talak hakkı istiyorum."

 

Hoca efendi bu defa da Baran'a baktı. "Kabul ediyor musun?" diye sordu.

 

Baran onaylarcasına başını salladı. "Kabul ediyorum ve kilosu kadar da altın veriyorum." Dedi.

 

60 kilo altın!

 

Kutayla ikimiz şaşkınlıkla bakıştık. Dini nikahımda sadece iki kilo altın isteyen benim aptallığım aklıma gelmişti!

 

Hoca efendi tekrar boğazını temizleyerek nikah akdine devam etti. "Şerwan oğlu Baran, Azad kızı Bengiyi karılığa kabul ettin mi?"

 

Baran'nın bakışları Bengi'nin titreyen ellerine ilişti. Yüzünde ufak bir gülümseme oluştu. "Ettim." Dedi.

 

"Şerwan oğlu Baran, Azad kızı Bengiyi karılığa kabul ettin mi?"

 

"Ettim."

 

"Şerwan oğlu Baran, Azad kızı Bengiyi karılığa kabul ettin mi?"

 

Ve son kez Baran "Ettim," dedi.

 

Bu sefer hoca efendinin bakışları gergin Bengi'ye kaydı. "Azad kızı Bengi, Şerwan oğlu Baranı kocalığa kabul ettin mi?"

 

Benginin nefesi hafifçe kesildi. Ve gözleri kapanıp açıldı. "Ettim."

 

"Azad kızı Bengi, Şerwan oğlu Baranı kocalığa kabul ettin mi?"

 

"Ettim."

 

"Azad kızı Bengi, Şerwan oğlu Baranı kocalığa kabul ettin mi?"

 

"Ettim!" dedi son kez.

 

Bu sefer şahitlik için bizlere baktı Hoca efendi. "Sizde bu iki gencin nikahına şahit misiniz?"

 

"Şahitiz," dedik Kutay ve Ben.

 

"Şahit misiniz?"

 

"Şahitiz."

 

"Şahit misiniz?"

 

"Şahitiz."

 

Heyecandan birbirini görmeyen çiftin önüne nikah defteri konulmuştu. Onlar ve şahitler olarak defteri imzaladık. Hoca efendi dini nikah defterini Bengi'ye uzattı.

 

Bengi hızlıca nikah defterini alırken elleri titriyordu.

 

"Allah'ın emri ve peygamberin kavliyle sizi Allah katında karı koca ilan ettim. Nikahınız daim, mutluğunuz bol olsun." Dedi.

 

Artık onlar birbirlerinin helali olmuştu.

 

"Amin," dedik hepimiz. Hoca efendinin gitmeden önce herkes elini öpmüştü. Bekir evine bırakmak için ayrılmıştı.

 

Dördümüz yalnız kaldığımızda yeni evli çift odaya doğru ilerliyordu. Bunu gören Kutay'ın yüzünde küstahça bir gülümseme oluştu. "Ne meraklısın gerdeğe! İnsan önce abisinin, kaynın elini öper, en büyüğünüz benim!"

 

İkisi de duraksadı ve bize baktı.

 

Kutayın koluna hafifçe dirseğimle vurdum. "Kutay!" sesimde uyarıcı ton barizken fısıldadım. Kutay gülümsemeye devam etti. Elini kaldırdı. "Gelin öpün bakalım elimi."

 

Hala heyecanlı yüzüyle damatlığının ceketini ilikleyen Baran yaklaştı. "Kusura bakma abi heyecandan işte," derken abisinin elini kavradı öptü ve alnına koydu.

 

Küstah gülümsemesi solarken gözleri duygu dolu parladı. "Gel lan buraya, sen evlenecek kadar büyüdün mü?" dedi. Omuzundan tutarak sarıldı Baran'a. "Sen evlenirken bu kadar duygusal değildim abi, ne oldu sana?"

 

"Oğlum, ben abiyim. Hepinizi doğumunu büyüyüşünü gördüm. En duygusal ben olacağım tabi ki lan!" dedi. Kutay duygudan titreyen alt dudağını fark ettirmeden ısırdı.

 

O esnada Bengi'ye bizde birbirimize sarılıyorduk. "Öpeyim mi elini eltim?" diye mizahi şekilde söyledi Bengi. Gülerek başımı iki yana salladım, reddettim. "Saçmalama, biz elti değiliz. Kuzeniz!"

 

Sarılmaya bırakırken bedenlerimizi ayırdık. Hala onun ellerini tutuyordum. "Eltiyiz canım, sen eenn büyük gelinsin!" dedi abartılı tavırla. Gözlerimi utanmadan devirdim. "Kuzeniz, kuzen."

 

"Etlisini!" iki gür ses kulaklarıma doldu. Baran ve Kutay tebessümle bize bakıyordu. Memnun olmayan yüz ifadesi ile "Offf, Baran buraya gel bakayım!" dedim.

 

Baran ve Bengi yer değiştirdi. "Ooo baldızdın şimdi yenge oldun anlaşılan." Dedi Kutay. Bengi utanırken yanakları duvağın altından kızarmıştı. "Artık seninle ilgili dedikodu da yapamayız," dediğinde gülmemek için iç yanağını ısırdı.

 

"Artık ayrıl da diyemezsin," dedi Kutay. İkisi birlikte gülmeye başladı. O anda Baranla bende mücadele ediyorduk. O benim elimi öpmeye çalışırken reddediyordu.

 

"Yenge, ver şu elini öpeyim ya!" dedi. Elime uzanmaya çalışırken arkama sakladım. "Saçmalama, sen benden büyüksün!" dedim. Baram redderek elini tekrar uzattı. "Yengemsin sonuçta, öpeyim elini. Ne fark edecek?!"

 

"Haaayııırrr!" diye reddetim. Baran bezmiş şekilde abisine baktı ve konuştu. "Abi bir şey söyle karına! Beni sinir ediyor, öptürmüyor elini."

 

"Aşkım, öptürsene elini, yengesin sen." Diye kardeşini savundu. Hayretle affaladım. "Saçmalama, o benden büyük." Diye itiraz ettim.

 

"Ama büyük yenge sensin," dedi Baran. Gönülsüzce elimi uzattım, öpmesine izin verdim. Öptüm yavaşça alnına koydu.

 

O el öpme olayında komikliklerin ardı arkası kesilmezken Bengi'nin Kutay'ın elini öpmesiyle son bulmuştu. Yastık çarşaf alarak salondaki kotluğu Kutayla beraber yatmak için kurmaya başlamıştık.

 

BENGİ KARAŞAH

 

Yatak odasında yatağa oturmuş titreyen bedenimle Baran'ın gelmesini bekliyordum. Yatak odasının loş gece lambası aydınlatıyordu.

 

Titreyen ellerimi yumruk yaparak hakim olmaya çalışıyordum ama fena şekilde başarısız olmuştum. "Kendine gel Bengi.. kendine!" diye kendi kendime fısıldadım.

 

Kapı yumuşak tıkırtıyla açıldı. Sesi duyunca kafamı kaldırdım ve kapıya baktım. Baran'nın bedenin görmüştüm. Kapıyı yumuşak tıkırtıyla kapattı. "Geç kaldım, kusuruma bakma." Dedi.

 

Duvağımın altından gülümsemeyerek "Sorun değil," dedim kısık sesle. Yavaşça yatağa yaklaşmaya başladı. Adım sesleri tahta yerde gıcırdamıştı.

 

Usulca korkutmaya çalışmadan yanıma oturdu. Bakışları titreyen yumruk olan ellerime ilişti. "Korkuyor musun?" fısıltıdan farksız sesle sordu.

 

Katiyen korkmuyordum aksine çok heyecanlıydım. Bugün ailem olmadan başka bir hayata adımım atmıştım, bunun sonuçlarını neticelerini bildiğim için heyecanlı ve endişeliydim ama asla korkmuyordum.

 

"Hayır korkmuyorum," yumruk olan ellerimi açtım ve onun parmaklarını parmaklarımın arasına geçirdim. "Aksine heyecanlıyım ama endişeleniyorum da. Çünkü ailemsiz bir hayata başlıyorum, sevdiğim adamla."

 

Sevdiğim kelimesini vurgulayarak söylediğimde gözleri parlamıştı. "Biz birbirimizin ailesi oluruz, bende bu şekilde evlenmek istemezdim ama," sözünü kestim. "Mecburiyetten." Diye devam ettim.

 

Alt dudağını üstüne bastırdı, onaylayarak başını salladı. Ceketinin cebinden deri küçük bir yüzük kutusu çıkardı.

 

Hayretle nefesim kesilmişti. Hızlı ritimlerle atan kalbimin bir an duracağını düşünmüştüm.

 

Ellerimi bırakarak duvağımı yavaşça kaldırdı. Yüzümün her zerresini kahveye çalan gözlerleriyle hayranlıkla seyretti. "Hiçbir şeyimiz yarım olmayacak, Bengi." Dedi.

 

Kendinden çok emindi. Her şeyimiz yapacağından emindi. O an her şeyin bir başlangıçı olduğunu hissetmiştim, her şey yerinden başlıyordu.

 

Yavaşça önümde eğildi. "Yiğit bir tek sevdiğinin önünde diz çökermiş, bende senin önünde diz çöküyorum," dediğinde yüzük kutusunun kapağını araladı. "Benimle evlenir misin Bengi?"

 

Gözyaşlarım yüzümden serbestçe akarken ellerimle ağzımı kapattım. "Evet, evet!" dedim duygu dolu. Kalbimde ki sevinç artık gözlerime yansımıştı. Hem ağlıyordum hem de gözlerim parlıyordu.

 

Dudaklarıma bastırdığım elime dokundu. Parıldayan, taşlı yüzüğü yüzük parmağıma taktı. Elimin üstüne ufak bir buse kondurdu.

 

Vakit kaybetmeden kollarımı boynuna doladım ağlayarak ona sıkıca sarıldım. "Teşekkür ederim, teşekkür ederim.." ne için teşekkür ettiğimi ben bile bilmiyordum. O ise sorgulamadan kolunu belime doladı sıkıca sarmaladı ve ikimizi ayağa kaldırdı.

 

Öpeceğini düşünüp gözlerimi kapatırken o hafifçe geri çekildi. "Aç gözlerini," diye yumuşak sesle fısıldadı. Gözlerimi hızla tekrar açtım. "Noldu Baran?" meraklı tavrımı gizlemeye çalışıyordum.

 

"Resmî nikah olmadan sana dokunamam Bengi," dedi. Ortamıza düşmüş bir bomba misali sözlerini net duymuştum. Neden yapıyordu ki bunu?

 

Yanaklarımı usulca avuçladı ve alnımdan öptü. "Dini nikah kıydık Allah katında evli olabiliriz ama burası Türkiye cumhuriyeti Bengi. Senin nikahıma almadan, sana düğün yapmadan dokunmam yakışıksız olur."

 

"Ama Baran-" sözümü hızla kesti. "Aması yok Bengi, dini nikah dinde gereken bir şey ama Resmi nikah her ikimizinde garantisi. Biz istemediğiz sürece kimse bizi ayıramaz. Ben bunu istiyorum, eminim sende telli duvaklı gelin olmak istersin."

 

Söylediği sözler mantıklı gelmişti. Resmi nikah elbette şarttı. İki insan yaşamını birleştirirken düğün, nikah sevincini birlikte yaşıyordu. İlkini yaşamıştık ikincisi de evlilikte en temel olması gereken sevinçti.

 

"İsterim tabi ki," dedim. Yanağımı avucuna sürttüm. "Biliyorum," dedi. Kolumu beline sararken başımı göğsüne yasladım. "Hem de dolu dolu karım demek istiyorum sana,"

 

Kıkırdamam göğsünde yankılanırken "Yani ben şimdi sana kocaaam diyemeyecek miyim?" diye merakla sordum. Kocam kelimesini bilerek bastıra bastıra uzatarak sormuştum.

 

"Hayır diyemeyeceksin, pencere gülü," derken burnumu okşadı. "Ben artık pencere gülü değilim yalnız, karın sayılırım hödük!"

 

"Haydaaa şimdi hödük mü olduk?" dedi şakacı tavırla. Ona göz kırparken daha sıkı sarıldım erkeksi kokusunu içime buram buram çektim. "Hödüğüm benim," diye yumuşak sesle mırıldandım.

 

ROJDAN KARAŞAH

 

Kutay'ın göğsüne uzanmış haldeyken karın ağrısı çekiyordum. Gözleri kapalı olan ona baktım. "Kutay, annen baban aradı mı seni?" diye fısıldayarak sordum. Baran ve Bengi'yi rahatsız etmek istemiyordum.

 

"Babam aradı, Baranın durumunu söyledi. Yarın geleceğimizi söyledim." Gözleri kapalıyken fısıldadı. "Beni de annem aradı söyledi, haber verdi. Bende yarın geleceğimizi söyledim."

 

Konuştuklarımı duyunca gözlerini açtı ve yüzüme baktı. Acı dolu ifadem fark edince duraksadı. "Bir yerin mi acıyor?"

 

"Karnım ağrıyor. Sanırım uçakta yediğim bir şey yaramadı." Dedim. Elini vakit kaybetmeden karnıma koydu ve ovmaya başladı. "Hap ister misin? Eczane dolabından getireyim."

 

Redderek başımı salladım. Sokuldukça daha çok sokuldum. Nefesim artık onun boynuna değiyordu. "Sevdiğim adamın doktorluğu beni iyileştirir, ovmaya devam et." Dedim. Gözlerimi kapattım. Pikeyi sırtıma kadar çektiğini hissetim.

 

Karnımı ovmaya devam ederken yarı rahat yarı rahatsız uykuma dalmayı başarmıştım.

 

YYK – Tutun Sen Bana

 

"ANNEEEEĞĞĞ!" aceleci çığlık sesi kulaklarıma nüfus etmişti. Gözlerimi hızlıca aralayıp etrafıma baktığımda gözlerime inanamadım. Siyah saçlı, ela gözlü üç yaşlarında bir oğlan çocuğu görüyordum.

 

"N-ne oldu? Saat kaç?" diye aceleyle mırıldandım. Yatakta hızlıca doğruldum. "Annecim, seni korkuttu mu?" dediğinde alt dudağını büzdü. Kocaman açılan gözleri cam misali buğulanmıştı.

 

"Hayır, hayır." Dedim şaşkınlıkla. Minik kollarını belime dolayarak yüzünü karnıma gömdü. "Annecimi ben korkuttum.. geçen sefer de babam seni üzmüştü."

 

Siyah saçlarını yavaşça okşadım. "Korkmadım oğlum, ben senden hiç korkar mıyım, canım oğlusum?" diye tatlı tatlı mırıldandım. Çenesini dekolteme koyarken koca ela gözleriyle baktı. "Üzmem ben annemi."

 

Belini kavrayarak onu kucağıma çektim. "Saat kaç?" diye sordum. Yüzünü saçlarımın arasına gömerken konuşmaya başladı, "Saat dokuz. Bugün abim anaokuluna başlıyor."

 

Aklım karışmış halde donup kaldım. Küçük oğlanın yüzünü saçlarımdan çektin ve incelemeye başladım. Her zerresi ben ve Kutay'ın andırıyordu.

 

Tekrar aynı rüyanın içinde olduğumun farkındalığını yaşıyordum!

 

"Abin mi?" diye şokla söyledim. Minik oğlan kaşlarını çattı. "Evet anne, abim Pamir'den bahsediyorum." Dedi.

 

NE!

 

Anlık nefes kesintisinden sonra oğlanı tutan elim sıkılaştı. "Yoksa üzüldün mü?!" dedi, sesinde kıskanır bir ton vardı. "Ben sana yetmiyor muyum anne?"

 

"Yok oğlum, ben ondan şey etmedim.." sözümü tamamlayamadan dudağı kıvrılan küçük çocuk ağlamaya başladı. "Annem beni sevmiyo!"

 

"HAYIR HAYIR HAYIR! Ben seni çok seviyorum, çok!" diye hızlıca söyledim. Daha sıkı sarıladım ve onu sakinleştirmek için göğsüme bastırdım. "Kız kardeşimden ve abimden çok mu seviyorsun?"

 

"Canım benim, üçünüz de benim için eşitsiniz. Bu sabah birazcık yorgun uyandım ondan böyleyim." Sözleri düşünmeden söyleyivermiştim. Sanki o sözleri dudaklarımdan dökülmek zorundaymış gibi.

 

"Tamam," dedi hıçkırıklar yavaşlarken. Yüzünü boynuma gömdü. Geceliğimin düğmesiyle oynamaya başladı. "O zaman kucağında götür beni kahvaltıya." Diye nazlanarak söyledi.

 

Onaylayarak başımı salladım. O kucağımdayken kaldırdım etrafı göz gezdirirken Ankara'daki Kutay'ın hediye ettiği villada olduğumu fark ettim.

 

Bahçe kapısını yavaşça açtığımda yüzüme güneş çarpmıştı ve gözlerimin kamaşmasına neden oldu.

 

Gözlerimi açtığımda tekrar Kutay ve minik kız çocuğunun kucağında otururken kahvaltı yaptıklarını gördüm. "Aç bakalım ağzını güzel kızım." Derken dudağına çeri domates uzattı.

 

"Babişim," dediğinde domatesi ısırdı. Kutay kızın alnından öperken güneş sarısı saçlarını okşadı. "Beğendin mi kızım? Sen istedin diye aldım."

 

Küçük kız onaylayarak başını salladı.

 

Onları bu kadar mesut görünce yüzümde ister istemez gülümseme oluştu. Bahçeye adımlarımı atarken onlara yaklaştım. "Günaydın," dedim.

 

Her ikisi de kafasını çevirdi ve baktı. "Günaydın, bebeğim." Dedi Kutay. Kucağındaki küçük kız aniden bağırdı. "HAYYIRR!" babasının yanaklarını avuçladı. "Tek bebeğin BENİM!" diye kıskançlıkla söyledi.

 

Gülmemek için iç yanaklarımı ısırdım. Küçük çocuk kucağımdayken sandalye oturdum. "Kıskancız anlaşılan." Diye fısıldadım.

 

"Tamam bebeğim sensin annen de canım içi oldu mu?" dedi. Küçük kız başını iki yanan hiddetle salladı. "Hayır canın içi de benim, bebeğin de."

 

"BEN NEYİM YAAA!?" diye ansızın bağırdı kucağımdaki çocuk. "Ben senden 1 dakika önce doğdum, tabi ki en değerli ben olucam hunzur!" diye bağırdı kız çocuğu.

 

"PIRIL!"

 

"POYRAZ!"

 

Pırıl Aslanbey

Poyraz Aslanbey

 

Kutay ikisine uyararak bağırdığında iki çocukta babalarına baktı. "Siz üçünüz de bizim için değerlisiniz," derken bakışları bana doğru kaydı. "Demi hayatım?"

 

"E-evet." Dedim. İkisinin ismini duymak affalamam neden olmuştu. Gelecekti çocuklarımın ismini bu vesileyle öğrenmiş miydim?

 

Birdenbire evin arka bahçesinden koşarak gelen büyümüş Pamir görmüştüm. "Baba, baba Baran amcam geldi mi?" diye nefes nefese konuştu. Üstünde anaokul üniforması vardı.

 

Kutay gülümseyerek konuşmaya başladı. "Hayır babam, gelmedi." Pamir traş olmuş saçlarını eliyle yanlarına itti. "Yakışıklı olmuş muyum, anne?" diye sordu.

 

Şaşkınlıkla onlara bakarken sertçe yutkundum. Pamir bana anne demiştim. Evet, evet.. bana demişti!

 

"Evet, oğlum çok yakışıklı olmuşsun."

 

Kutay ve çocukların kahkaha bahçede yankılandı. "Boşuna ümit etme abi, amcam sana Ömür ablayı vermez!" dedi Pırıl.

 

Pamirden ufak bir çığlık koptu. "BABAĞAAA ANNEEEĞ! Bir şey diyin kızınıza!" dedi. Pırıl kıkırdamaya başladı. "Ben bu evin tek kızıyım, kimse bana bir şey söylemez. Babacım korur beni!

 

"Kızım, sende öyle şeyler deme abine kardeşine," diye uyardı Kutay. Pırıl dudaklarını büzerek yanağını omuzuna koydum. "Yaa babacım!" diye nazlandı.

 

"Baba, bir şey söyleee!" dedi tekrardan Pamir.

 

Üçünün arasında kalan Kutay çaresizce bana baktı. Yüksek sesle boğazımı temizledim. "Kavga yok, madem amcanız geliyor," bu sefer Pamir'e baktım. "Sende okula başlıyorsun, bugün üçünüzden çıt istemiyorum yoksa kalbinizi kırarım."

 

Üçüde usulca başını salladı. Pamir yanımdaki sandalye otururken ona kahvaltı yapması için tabak hazırlamaya başladım.

 

"BİZ GELDİİİKKK!"

 

Hepimiz bahçe kapısına baktık. Önce Baranı gördüm. Hafif yaşlanmış, biraz yaşlılık çizgileri çıkmıştı. Bu seferde Bengi'yi gördüm. Kahve saçları açık, alnında kakülü vardı. Gençliğinden ve güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemişti. En sonumda gözlerim aşağı kaydı. İkisinin karışımı güzeller güzeli kahverengi saçlı ve koca gözlü minik kızı görmüştüm.

 

"Vay vay vay! Kimler gelmiş!" dedi Kutay. Kucağındaki Pırılı indirerek kardeşine sarılmak için hızlı adımlarla aralarındaki mesafeyi kapattı. "Birileri özlemiş anlaşılan kardeşinin ha!" diye kinayeli şekilde söyledi.

 

"Özledim ulan, insan kardeşini özlemez mi?"

 

O esnada Bengiye sıkıca sarılmıştım. "Hoş geldin Bengi," dedim. Sırtını yavaşça okşadım. "Hoş geldim de ayaklarıma kara sular indi. Taa arabayla Mardinden buraya geldik."

 

"Geze geze geldik işte. Ne oldu sanki?" dedi Baran. Bengi gözlerini devirerek bana baktı. "Tamam en haklı sensin kocacım, sus."

 

Gözlerim aşağı kaydığında ömürle göz göze geldik. "Merhaba Roji teyzoş, nasılsın?" dedi. Sesi aynı Bengiyi andırıyordu.

 

"Oy kuzum benim, çok iyiyim sen nasılsın?" dedim. Yanaklarını avuçladım ve baş parmaklarımla okşadım. Gülümseyerek "Çok iyiyim, sizi gördüm daha iyi oldum." Dedi.

 

"Ömüürr!" diyerek koşarak yanımıza geldi Pamir. İkisi vakit kaybetmeden sarıldı. "Çok özledim seni Pamir!"

 

Sarılmalarını görün Baran'nın yüz ifadesi sertleşti. Aralarına girerek kızını uzaklaştırdı. "Sarılmak yok, sadece konuşma yöntemiyle anlaşmak var," diye kural koydu

 

Kutay sırıtarak elini Baran'nın omuzuna koydu. "Ulan oğlum, çocuklar sarılıyorlar ne yapıyorlar sanki?" Omuz atarak abisinin elini uzaklaştırdı Baran. "Senin kızına da bir oğlan çocuğu sulansın görürüm o vakit seni!"

 

Çocuklar, ben ve Bengi gülmemek için çaba sarfediyorduk. Ortam neşe dolu, aile sıcaklığı ile oluşan bir ortam olmuştu. Geleceğimiz sahiden böyle olur muydu? Bunu düşünmek bile kalbimin hızlanmasına neden oluyordu!

 

~

 

Gördüğüm rüya hâlâ zihnimde oynamaya devam ederken genç çifte kahvaltılarını hazırlayıp erkenden dağ evinden ayrılmıştık. Mutluluktan sürekli gülümsüyor saçma sapan sohbetler açıyordum.

 

Bunu fark eden Kutay gülmeye başladı. "Bugün neden çok mutlusun acaba?" diye mırıldanarak sordu. Rüyamı anlatıp anlatmama arasında gidip gelmiştim. Zira rüyayı anlatırsam olmayacağından korkuyordum. "Rüya gordum ama anlatmam," dediğimde parmağımı dudağıma bastırdım.

 

"Gizemli kutu olmaya karar verdin sanırım," dedi imalı imalı. Kıkırdamakla yetindim, daha fazla konuşursam anlatacağımdan korkuyordum. Aslanbey konağına yaklaşmaya başlamıştık.

 

Kutay elini karnına koydu. "Midem kazındı," dedi. Hakkı vardı çünkü bilerek yeni evli çifti yalnız bırakmıştım ilk sabahları olduğu için. "Sabret konağa gelmek üzereyiz, güzel laflar yiyeceğiz zaten." Dedim.

 

"Ohh yeriz valla!" dedi. Artık ikimizde kaosa alışmıştık.

 

Konağın önüne geldiğimizde Bekir bizi karşıladı. Arabadan inerken Kutay arabanın anahtarını Bekir'in eline fırlattı. "Park et." Dedi. Elimi tutarak birlikte konağın tahta kapısından girdik ve Fadik karşıladı.

 

"Hoşgeldiniz ağam, bir isteğiniz var mı?"

 

"Yok Fadik, babamlar nerde?"

 

"KUTAY!" gür ses konağın avlusunda yankılanırken irkilerek Kutay'ın arkasına sokuldum. Şerwan ağa konağın merdivenden inmeye başladı. Arkasından Nazo ve Avjin hanım iniyordu.

 

Kutay sakin tavrını devam ettirirken başını dikleştirdi. "Ne nezih bir karşılama!" dedi. Sesi imalar doluydu.

 

Şerwan amca üç adımda yanımıza gelmişti. Elini kaldırdı çok geçmeden tokat sesi konağın avlusunda yankılandı. Kutay tokat atmıştı. "Şerefsiz herif, madem kardeşinin yerini biliyordun niye söylemedin?!"

 

Çenesi kasılan Kutay soğuk bakışlarını babasına yöneltti. "Artık söylemem gerek yok. Gelininle beraber evlerine dönecekler." Avjin hanım şaşkınlıkla bayılmamak için yeğeninden destek aldı. "G-gelin mi?"

 

Soğuk bakışlarını annesine çevirdi bu kezde. "Evet anne, gelinin Bengi." Dedi üstüne basarak kelimelerinin. Şerwan amca oğlunun yakasına yapıştı. "Siz kan davası mı çıkarmaya çalışıyorsunuz len?!" gür sesi tekrar yankılandı.

 

"Ben–" Kutay'ın sözü yarıda kalırken aniden konağın tahta kapı kırılırcasına açılmıştı. Amcamı ve Beritan gördüm. Arkasından adamları vardı.

 

"Rojdan, ana!" diye seslendi Kutay. Elini hızlıca elimden ayırdı. "İçeriye girin hemen!" dedi. Azad amcam içeriye girerken. "Kızımı almaya geldim. Buna aile arasında halledelim yoksa," derken sözü kesildi. Şerwan amca elini kaldırarak susturmuştu. "Yoksası yok. Kızın artık gelinimdir."

 

Kutay beni iterken gitmemek için direniyordum. Onu bırakmak gibi niyetim yoktu. "Kutay," diye fısıldadım. Reddercesine gözlerini kırptı. "Üst kata çık, salona." Dedi.

 

O anda güçlü bir el kolumu tuttuğunu hissetim; AVJİN HANIM! "Yürü, yürü hadi." Diye fısıldadı. Kutay kurtlar sofrasında bırakmış gibi hissediyordum, merdivenlerden çıkmaya başladım.

 

Salona girdiğimizde Avjin hanım kolumu bıraktı ve koltuğa yığıldı. Pencere de endişeyle onları izleyen Zulal gördüm. "Yenge," dedi beni fark edince.

 

Ona yaklaştım camdan izlemeye başladım. "Diğerleri nerde?" diye sordum. Diğerlerinden kastım Valerria, Miran ve Pamir'di. "Onlar dışarıya çıktı. Valerria üniversite sınavına hazırlanıyor birlikte kitap alışverişine gittiler."

 

Bir nebze de olsa rahatlamıştım. En azından böyle büyük rezilliği Pamir görmeyecekti. Sessizce dışarıyı izlemeye devam ettim. Sesleri duymuyordum ama git gide hararetleniyordu ortam.

 

"Allahım sen bize güç ver, evlatlarımı koru," dedi Avjin hanım. Nazo o sırada teyzesine kolonya koklatıyordu.

 

Onların sesleri arka planda çalan bir şarkı misaliydi. Hararetlenen kavgayı anlamaya çalışırken aniden amcam Kutay'ın alnına siyah dayadı.

 

Kalbim hızlı atmaya başlamıştı mantığımı duygularımın önüne geçiyordu. Zulal durdurmak, sakinleştirmek için bileğime dokundu. "Yenge, sakin ol, onlar-" sözünü kestim.

 

İçimde yanan öfke her şeyi yakıp kül edecekti. Yaşadıklarımızın çoğu Beritan yüzünden yaşanıyordu. Benim Kutayla evlenmem, Beritan'nın Zulal'i aldatması yüzünden kaçmak zorunda kalan Bengi Baran!

 

"YETER!" diye şiddetlenen öfkemle söyledim. Bileğimi Zulal'in elinden kurtarırken koşmaya başladı. Artık gözlerim hiçbir şeyi görmüyordu. Bugün birilerinin haddini bilmesi gerekiyordu.

 

"Yenge, dur nolursun! Bak böyle yapman işleri daha da kızıştıracak!"

 

Merdivenlerden inmeye başladığım herkes bana bakıyordu. "Rojdan," tanıdık çıkan şaşkın sesi duymuştum tek, o da Kutay'ın sesiydi.

 

"DERDİNİZ NE SİZİN BE!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım. Herkes şaşkınlıkla susarken üç adımda yanlarında gelmiştim. "Yeğenim sen karışma, benim derdim kocanla ve ailesiyle,"

 

"KOCAM BENİM AİLEM!" silaha dokundum alnıma dayadım. "Eğer cesaretin varsa önce beni çiğneyeceksin!"

 

Amcamın hayal kırıklığı dolu bakışları ezip geçmeye yetmemişti hala dik duruyordum silah alnımdaydı. Silahı yavaşça indirdi. "Yazıklar olsun sana, biz senin aileniz," silahı ile Kutay işaret etti. "Üç günlük adam için amcanımı karşısına alıyorsun? Pes."

 

Söylediği sözler o kadar basit gelmişti ki gülmeye başladım ardından bakışlarımı Beritan çevirdim. "O üç günlük adamı senin oğlun bana baş etti,"

 

"Eskiyi açma!" alelacele söyledi. Gülmem aniden solmuştu Beritan olan düşman bakışlarımı amcama çevirdim. "Eski mi? Hayatımı senin oğlunun yaptığı evlilik belirledi, bu ESKİ Mİ!" sözlerimin sonunda aniden haykırdım.

 

"Senin oğlun kendi kardeşinin, karısının ve kuzenin hayatını mahveden bir şerefsiz!" diye bağırdım. Etrafıma baktığımda merdivenin başına yığılmış sessizce gözlerinden yaşlar akan Zulal gördüm. "Ben kuzenimin arkasındayım, abisi yüzünden yaptığım evlilikte arkamda duran Bengi'nin arkasındayım."

 

Tahta kapıya yaklaştım ve yarı aralık kapıyı açtım. "Şerefsiz oğlunu da al, defol git evimden." Dedim soğuk sesle. Amcamın beti benzi atmıştı adamlarına işaret yaparak gitmeye başladı.

 

En son Beritan çıkacakken kulağıma fısıldamaya başladı. "Babannem ne haklıymış namusun hakkında," sesi zehir dolu geliyordu. Dindirmeye çalıştığım öfkem sözlerinin üzerine artımıştı.

 

Aniden yakasına tuttum. O geri çekilmeye çalıştıkça daha sıkı sıkıya kavradım. "Bırak Rojdan," diye tısladı. Tehlikeli bakışlarımla onu sezerken "Niye bırakacakmışım, Sevgili kuzenim?"

 

"Rojdan," uyaran sesiyle. Kahkaha atmaya başladım. Aslanbey ailesine baktım. "Karısını aldatıp, kucaktan kucağa atlayan kuzenim namusuma laf ediyor Aslanbeyler!"

 

Kutay'ın öfkesini bildiğim için bile bile Beritanı ateşe atmıştım. Aynı zamanında onun beni bir ateşe attığı gibi bende onu hiç düşünmeden atmıştım.

 

Öfkeden elleri titreyip afallayan Kutay ikimize bakıyordu. "Ne diyorsun lan sen benim karım hakkında?!" Beritan dilini yutmuştu bir şeyler açıklamaya çalışıyordu başaramıyordu, kaçmaya çalışıyordu onu sıkıca tuttuğum için başaramıyordu.

 

"NE DİYORSUN LAN SEN BENİM KARIM HAKKINDA?!" Kutay'ın gür ve sert sesi konağın avlusunu inletmeye yetmişti. Tek adımda yanımıza ulaştı, tek yumrukta yere serdi.

 

Geri adım atarken onları izlemeye başladı. Kutay öfkesiyle Beritan tanınmaz hale getirirken herkes ayırmaya çalışıyordu. Hayatımda ilk kez Kutay durdurmaya çalışmıyordum, çünkü durdurmak istemiyordum.

 

 

 

Bir bölümün sonuna daha gelmiş bulunmaktayız. Her bölümde dayak yemeyi başaran Beritan maaş bağlamayı düşünüyorum sçdfşfşfifşfifş😌

 

Bölümü nasıl buldunuz?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 28.06.2026 23:46 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...