

Yeni bölümümüze hoşgeldiniz 🤍🤍 iki haftanın sonunda buluştuk. Bu bölüm bir tık kısa farkındayım. Hem haftlarımın yoğun olması hemde smut yazıp linç yememek için kısa kaldı bir tık kusura bakmayın ama smut istenirse yaparız 🌸🫶🏻
Yorum yapmayı ve oy vermeyi unutmayın..🦋
İNSTAGRAM: MİYOZZAA
TİKTOK: MİOYZAA
26
İki hafta sonra
Sıcak bir Haziran günün öğlen vaktinde uçağımız İstanbul inmişti. İki hafta sonunda nihayet olaylar durulmuştu, Baran ve Bengi konakta yaşamaya başlamıştı ve yavaş yavaş kabul görüyorlardı.
Kutay ise Beritan dövdüğün gün hastanelik etmeyi tekrar başarmıştı. Yine aynı hastane ve nezarethane süreçlerinden geçmiştik ama tekrar üstü kapanmıştı.
Beritan ve Zulal sonunda boşanmıştı. Büyükleri araya girmesi ve anlaşmalı boşanma sayesinde boşanmışlardır. Zulal artık üniversite sınavına hazırlanıyordu. Zaman zaman üzülse de artık kan can gelmişti ruhuna ve bedenine.
Valerria ve Miran onlar ayrı bir konuydu. İkisi hakkında pek bir bilgimiz yoktu, her zaman ilişkileri olsa da gizli yaşıyorlardı.
Gelelim bana ve Kutay'a, ikimiz onca badire atlattıktan sonra bir nebze de olsa huzura ve rahata kavuşmuştuk. İstanbul'a gelme sebebimiz düğünümüzün olmasıydı! Evet, evet artık biz evleniyorduk.
İki hafta boyunca sıkı hazırlık yapmıştık, özel olarak kapattığımız sahilde düğünümüz olacaktı.
Havaalanına girerken Kutay'ın koluna girmiştim, o ise kucağında Pamir tutuyordu. "Acaba bizimkiler ne zaman gelir?" diye sordum. Bavullarımız almak için beklemeye başladık.
"Hiç bilmiyorum," dedi. Bezmiş bir tavrı vardı. Çünkü Kutay özel jetle gelmeyi teklif etmişti ama abim inat ederek istememişti. "Abinin inatçılığı tuttu!" diye çenesini sıkarak söyledi. "Ulan hala olgunlaşmadı, hala olgunlaşmadı!" dedi kınarcasına.
Gülmemek için iç yanaklarımı ısırdım ve kolunu diğer elimle okşadım. "Klasik abim işte biliyorsun hala kıskanıyor beni," diyerek sinirini yatıştırmaya çalıştım. Dik dik bakarak gözlerini devirdi. "Bende abiyim, ben kıskanmıyorum,"
İnanamayarak dudaklarım aralandı. Kardeşini kıskanmadığını iddia eden ama eski kocasını hastanelik eden adam mı bunu diyordu? "Kıskanmamak mi? Sen Beritan hastanelik ettin, hatırlatırım."
Beritan adını geçince daha çok öfkelenmişti. Kolunu birdenbire çekti. "O cenabetin adını anma, Allah onun belasını versin! Gül gibi kardeşimi aldattı!" sesi gittikçe gürleşti.
Gürleşen sesini duyunca paniklemeye başladım. En iyi bahaneyi ararken bavullar aklıma geldi. "Kutay, bavullar!" dedim, sesimdeki paniği bilerek gizlemedim.
Sinirli ifadesi aniden panik oldu. Kucağında tuttuğu Pamirle beraber bir adım öne çıktı ve bavullara bakmaya başladı. O sırada iki bavul aynı anda gelmişti. İkisini de tek elle kaptı ve yere koydu.
"Birini ben taşırım,"
Bavulun birini kaptım ve yürümeye başladım o da arkamdan geliyordu. Havaalanından çıktık ve Kutay'ın kiraladığı arabaya bindik. "İstanbul uzun zamandır gelmedim," dedim hevesle.
Okulun ilk yılları ziyaret gelmiştim güzel İstanbul ama uzun süredir gelmiyordum.
Direksiyonda arabayı süren Kutay göz ucuyla baktı. "Daha önce geldin demek ki," dediğinde başımı onaylarcasına salladım. Dikiz aynasından arka bebek koltuğunda oturan Pamir'e baktım. Camdan dışarıya bakıyordu.
"Ben sık sık gelirim iş için, bir belki birlikte tatile geliriz," derken duraksadı, artık babasıyla iş yapmayacaktı. "İş için gelmesekte gezmeye geliriz," diye ekledi. Sözlerine kendini inandırmaya çalışıyordu.
Direksiyonda olmayan eline dokundum ve gülümsedim. "Amaan canım, Ankara bize yeter," dedim neşeli ses tonumla.
Ona moral verdiğimi anladığında parmaklarımı parmaklarına geçirdi ve elimin üstünde öptü. Gülümseyerek yola baktım.
Sahilin oralar geldiğimizde gözüme seyyar satıcı midyeci takıldı. İçindeki çocuksu heyecanla, "Duur, midye yiyelim," dedim.
Aniden fren yaptı. "Midye mi? Ne midyesi?" diye anlamadan söyledi. Parmağımla seyyar midyeciyi gösterdim. Ağzım sulanınca sertçe yutkundum. "Lütfeeen!" dedim cevap gelmeyince.
Gülümseyerek başını salladı. "Gel gidelim, küçük baş belası," diyerek arabadan indi. O Pamiri bebek koltuğundan indirirken arabadan indim sabırsızca onları beklemeye başladım.
"Hadi," dedim kısık sesle. Pamir kucaklayarak arabayı kilitledi. "Sabırsızlanma bu kadar," diye mırıldandı. Suratımı asarak gözlerimi devirdim.
Yanağımı hafifçe çimdikledi. "Ah," diye bir ses çıkardığımda elimi tuttu. "Ya Kutay!" inatçı tavırla söyledim. Şakağımdan öperek, kolunu kafamın üstünde geçirdi ve omuzuma kondurdu. "Söylenmek yok, gidelim de ye."
Çimdiklediği yanağıma dokundum ve okşadım. "Acıttın ama," dedim. Yanağıma defalarca öpücükler kondurmaya başladığında gıdıklandığımı hissettim, kıkırdadım. "Dur, milletin içindeyiz ayıp!" dedim kıkırdamalarımın arasında.
"Karımı öpüyorum ayıp mı yani?" diye boğuklaşan, keyifli sesiyle söyledi. Başımı salladım, "Ayıp tabii," derken bize tuhaf bakışlarla bakan Pamirle göz göze geldim. "Çocuk bile garipsedi!" diye ekledim.
"Alışır," derken dudakları yanağımda oyalandı. Şakağımı burnuna yaslayarak öpmesine engel oldum. "Hadi gidelim Karan, abimler gelmiştir çoktan." diye kaçarcasına tahminimi sundum.
Alaycı şekilde kaşlarını çattı ve yürümeye başladı. "Yalana bak yalana, daha az önce geldiler mi diye soruyordun." Gözlerimi devirerek kaçırdım, bir yalanım ortaya çıkmıştı. "Her neyse yiyelim midyeden sonra gidelim."
"Emredersiniz kraliçe hazretleri."
Utanarak başımı eğdim bedenimi onunkine yasladım. Sahil boyu yürüyüş yaptıktan sonra seyyar satıcının yanında durdu. "Ye hadi," dedi.
Midyenin kabuğunu açtım ve bol limon sıktım yemeye başladım. Yerken onun hiç dokunmadığını fark ettim. "Niye yemiyorsun?" cevabını veremeden tekrar midye kabuğu açtım limon sıktım ve dudaklarına doğru uzattım.
Yüzünü tiksintiyle buruşturarak geriye çekildim. "Yok ben yemem sağol," diyerek reddetti. Şaşkınlıkla ona baktım sonra midyeyi yedim. "Niye yemiyorsun ki?"
Dilini damağına vurdu. "Sevmem, hem sen yiyince ben yemiş gibi oluyorum," dedi. Kaçamak cevabını duyunca sersemlemiş halde baktım. "Niye sevmiyorsun? Her türlü sakat eti yersin sen,"
"Balık sevmem ondan," dedi. Sorgulamamaya çalışarak yemeye devam ettim. Son midyeyi açarken limon sıktım ve Pamir'in dudaklarına uzattım. "Ye oğlum ye baban gibi olma."
Pamir dilini hafifçe çıkardım ve tadına baktı. Yüzünü ekşiterek başını çevirdi. "Eeeww!" tiksindiğine dair bir ses çıkardı. "Babası kılıklı!" diyerek çemkirdim.
Kutay'ın gür kahkahaları yankılandı. Gözlerimi devirerek son midyeyi yedim. "Gidelim hadi öde de." Dedim. Kahkahalarının arasında öksürdü ve cüzdanın çıkardı, ödedi.
Önden yürüyerek ikisini geri de bıraktım. Aniden güçlü bir el elime dolandı. "Beni ve oğlunu geride bırakacağını mı sandın?" diye mırıldandı neşeli neşeli. Onlara bakmadan, başım dik yürümeye devam ettim. "Öyle bir niyetim yok," diye küskünlükle söyledim.
Alnımı birdenbire öptü. Adımın yarısından duraksadım başımı çevirdim ve bön bön baktım. "Yürü hadi," dediği sırada cebinde telefonu titredi.
Telefonu hızlıca çıkardı konuşmaya başladı. "Ha Baran, noldu?" diye sordu. Telefondaki anlaşılamayan sesleri duyuyordum. "Geldiniz demek, bizde geliyoruz şimdi, yengenin canı midye çekmişte."
"Gelmişler mi?" fısıldayarak sordum. Tasdik edercesine başını yukarı aşağı salladı. Onların geldiğini duyunca yüzümde adeta güller açmıştı. Koluna yavaşça elimi koydum, sakin adımlarla arabaya yürümeye devam ettik. O hala telefonla konuşuyordu.
✨
Akşama kadar özel tuttuğumuz villa da çiftler olarak vakit geçmiştik. Akşam yemeğinden sonra herkes odalarına dağılmıştı. Erkekler bekarlığa veda partisi vardı, onun için Kutay boy aynasına geçmiş hazırlanıyordu.
Ben ise Pamirle yatağa oturmuş onu hoşnutsuz şekilde izliyordum. Bekarlığa vedaya gitmesi bir türlü içime sinmiyordu. "Nereye gidiyorsunuz?" diye sordum. Sesimdeki sinirliliği gizlemeye çalışıyordum.
"Gece kulübüne,"
Gidecekleri yeri duyduğumda sinirim tepeme çıkmıştı. Pamirin eline diş kaşıyıcısını sıkıştırdım ani hızlı ayaklandım ve Kutay yaklaştım. "Ne gerek var Allah aşkına?! Hepiniz evli insanlarsınız!" diye itiraz ettim. Sesimdeki gizlemeye çalıştığım öfke gün yüzüne çıkmıştı.
Yavaşça bedenin aynadan çevirdi ve baktı. "Güzelim benim, bir şeyler içer geliriz. Abin ayarlamış, benim suçum yok," dediğinde yanaklarımı avuçlamaya çalıştı ama müsaade etmedim.
"Suçun yokmuymuş, ha bende yedim. Siz erkeklerin hepsi gözü dışarda zaten," diye çemkirdim. Gülerek bu sefer yanaklarımı avuçlamayı başardı. "Ben seni hiç aldatır mıyım? Biliyorsun abine yok desem bilerek bir sorun çıkarır,"
Abime mi kızsam yoksa ona mı bilemedim. "Bende evlenince kızlarla çıkarım görürsün," dediğimde yüzü karamsar bir şekilde değişti. "Canım-" sözünü hemencecik kestim, "Güle güle Karancım, iyi eğlenceler."
Arkamı döndüm ve yatağa üç adımda yaklaştım, Pamir'in yanına oturdum. Bileğini tutarak el sallattım "Güle güle de babana," diye misilleme yaptım.
Ellerini beline koydu ve inatçı ruh halimi izledi. "Güle güle Rojdan güle güle," derken ceketini kaptı ve gitti. "Dağ ayısı, öküz herif!" arkasından mırıldandım.
Aramızdaki gerginliği hisseden Pamir bakkaldı. Elini yavaşça indirdim. "Boşver annecim, babanın her zaman ki hali," dedim. Yanağına bir buse kondurdum ve onu kucakladım. "Dişlerin kaşınıyor mu bakalım." diş kaşıyıcısını diş etlerine tuttum.
Kapının çalmasıyla kapıya baktım. Başta Kutay'ın geri döndüğünü düşünerek gülümsemem hakim olamadım. "Kürkçü dükkanına mı döndün yoksa,"
Kapı tekrar çalınca tanıdık seste ardından geldi. "Rojdan, biiz geldik!" dedi Bengi. Adımım ortasında duraksadım, onların neden geldiğini bile bilmiyordum.
"Aç kapıyı," dedi bu sefer İnci. Merakla kapıya yaklaştım ama gülümsemem bir nebze de olsa solmuştu, çünkü Kutay geleceğini düşünüyordum.
Kapıyı yavaşça araladığımda kaftan giymiş kızları görünce donup kaldım. "Ee, düğünümüz var kınasız olmaz," dedi İnci yengem.
Kızlar izin beklemeden içeriye girdi. Yeşil rengi kaftanı giyen Valerria bir yabancı edasıyla kızları takip ediyordu.
En sonunda Lina içeriye girdi. "Rojjii!" diyerek bacaklarıma sarıldı. Hızlıca kucağıma aldım. "Oy güzelim benim, sende mi kaftan giydin?" O mor güzel bir kaftan giymişti.
"Evet," avucunu açtım ve gösterdi. "Buraya kına yakıcakmışız," derken avucunu kapattı. Yanağından kokusunu çekerek öptüm. "Evet oraya kına yakıcaz." diye onayladım. Lina'yı kucağımdan indirerek kızları izledim.
İnci yengem ve Zulal kınayı hazırlıyordu. Bengi aldıkları bindallıyı kırışmaması için yatağın üzerine seriyordu. Valerria ise Pamirle ilgileniyordu.
"Gelin hanım, gel şu bindallını giy," dedi Bengi. Yatağa yaklaştım, kırmızı renkli taşlı bindallıya baktım. "Tacı da var," diye ekledi.
"O zaman seninle banyo geçelim, giyinmem yardım et." dedim. Bengi dikkatlice bindallıyı almaya başladı. "Aman kırışmasın, İnci yenge canıma okur," fısıldadı.
Yengem, yaş olarak hepimizinden büyük sayılırdı. Zaten yenge olduğu için ayrı bir saygı duyuyorduk. İlk kına gecemde kınamı o yakmıştı, çünkü mutlu evliliği olan bir kadın kına yakarsa gerçekleşecek olan evlilik mutlu devam ederdi.
Bengiyle birlikte banyo gittim. Kırmızı taş detaylı bindallıyı giymem yardım etti. Orta boy sarı saçlarımı dikkatlice ördü. Ve son olarak tacı başıma taktı.
"Sana biraz makyaj mı yapsak ya?" dedi tereddütle. İmam nikahımda yaptığı içler acısı makyaj aklıma geldi. "Aman yok, yok! Zaten kendi aramızda yapıyoruz." diye itiraz ettim.
İtiraz sebebimi anlayan Bengi gülmemek için dudaklarını içeriye çekti ve banyo kapısını açtı. "Hadi geç, herkes seni bekliyor," dedi. Odaya adım attığımda her yerin karanlık olduğunu fark ettim, sadece mum ışıkları odayı aydınlatıyordu.
Karanlıkta yürümeye çalışırken İnci koluma girdi ve beni yönlendirdi. "Gel otur bakalım," diyerek sandalye oturttu. "Türkü mü söyleyeceksiniz?" dediğimde cevap gelmedi kırmızı dantelli duvak başıma örtüldü.
"Ama ben istemiyor–" sözlerime devam edemeden yüksek yüksek tepeleri söylemeye başladılar. Şimdiden düğümlenen boğazımı sertçe yuttum. "Bu çok gereksiz ama," diye güçsüzce itiraz ettim.
Ama bir yandan yaşlarım akmaya başlamıştı. Daha fazla ağlamamak için yaşlarımı sildim. Onlar türküyü söylemeye devam ediyordu. İkinci kez evlenmem rağmen aklıma çocukluğumdaki güzel anılarım geliyordu.
Tavır olarak soğuk olsa da Babamla olan güzel, nadir anılarım, fedakar ve şartsız koşulsuz seven annemle, deli dolu da olsa geçmişte kötü şeyler yaşasakta abimle olan anılarımda aklımdan geçmişti.. ve çocukluğum olan, birlikte büyüdüğümüz kız kardeşim olmasa da kız kardeşim yerine koyduğum Bengi ile anılarım aklıma gelmişti.
İçimden duygu seli yaşarken hıçkırılarıma mani olamamıştım. Kendimi sıkmıştım ağlamamak için ama fayda etmemişti.
Duvağım yavaşça kaldırıldığında yengemin gözleri benimkiyle buluştu. "Ağladın mı sen?" dedi inanamayarak. Yanağımı ıslatan gözyaşlarımı sildi. "Evet, duygulandım çok," diye itiraf ettim. Kızlar birbirine bakarak gülümsedi.
"Eh aç avucunu o zaman gelin hanım," dedi imalı imalı Bengi. Avucumu açmak üzereyken İnci yengem geri kapattım. "Kaynanası gelin avucunu açmıyor, altın!" diye duyurdu.
Avjin hanım yoktu, altını avucuma koyacak kimsecikler de yoktu. "Burda değil," diye hatırlattım. Zulal neşeyle öne çıktı ve elinde kırmızı bir kese vardı. "Eee kaynana yoksa görümce var, çekilin bakalım kenara kızın akrabaları!"
Kızlar kenara çekilerek yol verdi. Zulal yavaşça yanına yaklaştı ve önümde eğildi. Avucumu kavrayarak açtı ve içine tam cumhuriyet altını koydu. "İnşallah bu defa çok mutlu olursunuz, yenge.." gözleri dolu doluydu, geçmişin pişmanlığını yaşıyordu.
Çenesine şefkatle dokundum. "İnşallah sende çok mutlu olursun, Zulal'im," diye iyi dileklerde bulundum. Hafifçe başını aşağı yukarıya salladı. "İnşallah yengem, inşallah," dedi ve ayağa kalktı.
Duygusal anın ardından akan yaşlarımı tekrar sildim.
"Ee, kınayı kim yakacak şimdi?" dedi İnci yengem.
Bengi kızlara baktı. Valerria'nın ilişki yok diye biliyorduk, Zulal'in durumu ortadaydı mutlu bir evliliği olmamıştı.. geriye kendi ve İnci yenge kalmıştı.
"Ben yakarım kınayı," dedi Bengi. İnci yenge tereddütle ona baktım ardından bana. "Hadi sen yak, ilk kınada ben yakmıştım ama mutlu olamadılar belki bu sefer olurlar."
Yengeme şaşkın bir edayla baktım. "Ay saçmalama yenge, siz abimle mutlusunuz," dedim. Bengi kaşlarını çattı. "Yani biz Baranla değil miyiz?" diyerek gözlerini devirdi.
Arafta kalmış misali ikisine baktım. İkiside birbirine bakmıyordu ve kollarını dolamışlardı. "Valerria yaksın kınayı!" dedim birdenbire. O an ilk aklıma geleni söylemiştim.
Herkes nefesini tuttu. Bengi ve İnci yengem ayrı bir şok olmuştu. Onları şimdilik görmezden gelerek şaşkın şekilde bakan Valerria el işareti yaptım. "Gel hadi yak kınayı," diyerek yanıma çağırdım.
"Mio dio (Aman tanrım) ben beceremem öyle şeyleri. Kültürünüzü bilmiyorum," dedi haklı olarak. Gülerek yanıma gelmesi için işaret yapmaya devam ettim. "Sorun değil, sadece kınayı avucuma süreceksin."
Valerria çekingen tavırla yanıma yaklaştı ve önümde diz çöktü. Kına tepsinini aldı. "Kaşıkla al ve ucuma koydu onu da yay." diyerek talimat verdim. Kaşıkla kınadan aldı ve cumhuriyet altının üstüne koydu ve yaymaya başladı.
"Yuvarlak şekil yap, fazla dağıtmana gerek yok." Dedim. Valerria dediğim tekniyi uyguladı ardından diğer avucuma da yaptı. Gülerek şaşkın bakışlarla izleyen kızlara baktım. "Size de yaksın şöyle güzel bir kına." diye takıldım.
Valerria benimle birlikte gülerken eldivenleri de elime geçirdi, özenle bağladı, ayağa kalktı. "Ee şimdi ne yapacağız kızlar?" derken sandalyeden kalktım ve yatağa oturdum.
"Diyorum ki bizlere de kına yakalım, çok var kına," dedi Bengi. Sessiz duran Lina sonunda öne çıktı, avucu açık halde annesine uzattı. "Banaaa daaa!" dedi hevesle.
Yengem kızının saçlarını şefkatle okşadı, "Oh, ben kızıma en güzelini yaparım!" dedi. Lina gülümseyerek yatağa oturdu. Bindallı ile oturan bana hayranlıkla bakıyordu.
Yatakta oturan Pamir kucağıma aldım. "Oğluşumun da serçe parmağına yakalım," dedim. Kızların kahkahaları odada yankılandı. "Rojdan, yoksa oğlunu askere mi gönderiyorsun?" dedi Zulal.
Anne edasıyla tek kaşımı kaldırdım, "Evet gönderiyorum görümce hanım, sorun mu var?" diye takıldım. Zulal saçını bilerek geriye savurdu. "Var tabi olmaz olur mu? Aslan gibi yeğenimin kınasını ben yakacağım," diye taklidine devam etti.
Gece neşeli, kına kokularıyla geçmişti. Hepimize kına yakılmıştı. Artık gülmekten çenem acımıştı. Bengi, Pamir ve ben büyük yatakta uyuyakalmıştık.
✨
Ertesi sabah Pamir'in ağlamasına uyandım. Gözlerimi açamadan sırtını okşadım. "Pışşş, pışş, uyu hadi anne de uyuyor," dediğimde yanağımda öpücük hissetim. "Pamir, uyu," dedim uykulu uykulu.
"Uyumayız," dedi gür bir ses. Gözlerimi hızlıca açtım ve etrafıma baktığımda yamacımda elinde beyaz gül buketi olan Kutay'ı gördüm. "Bugün mutlu günümüz, uyumak yok,"
Güllere parmağın ucuyla dokundum. "Bunlar ne için?" diye merakla sordum. Öne eğildi bu defa da alnımdan öptü. "Dün seni üzdüğüm için," diye fısıldadı.
Yatakta doğuruldun, dağılmış saçlarımı düzelttim. "Sen nerde uyudun?" diye merakla sordum. Ve beyaz gül buketini aldım.
"Bütün erkekler kanepeye sızdı, bende." Dedi. Ona acıyacağımı, üzüleceğimi sanan gözlerle bakıyordu. "Ohhhhh, canım değsin, iyi olmuş!" dedim içtenlikle.
Asi tepkimi beklemeyen Karan kafası karışmış halde baktı. Aniden belimden tuttu, dudaklarını dudaklarımda hissettim. "Kutay!" diye ufak çığlık attım. Ama bunu da öpücükleriyle yuttu.
"Özlenmedim öyle mi?" dudakları cezalandırırcasına dudaklarımın üstünde oyalandı. Ufak bir inilti dudaklarımdan koptu. "Ben öyle bir şey demedim,"
"Hmm, o zaman öpebilirim, değil mi?" dedi kurnaz tavırla. Dudağımın kenarına öpücük kondurdu. "Ş-şey," direncim gittikçe zayıflıyordu. "Öpe–" sözlerimin devamı gelmeden aniden kapı açıldı.
Kutay bütün gücümle iterek yanlışlıkla yere düşürdüm. Güm diye ses zeminde yankılandı. Utançla yüzümü buketin arasına gömdüm. "Gelin hanım , hazır mı? Kuaför geldi." Bengi'nin tanıdık sesi adeta ölüm sessizliği olan odada yankılandı.
Buketin arasından Bengi'ye baktığımda şok geçmiş halde, olduğu yerde sabit duruyordu ve yere düşen Kutay bakıyordu. "Yanlış zamanda mı geldim?" temkinlice sordu.
Yerden acıyla inleyerek kalktı Kutay, sırtı kambur duruyordu. "Yok estağfurullah, yenge, gel içeri. Bende gidiyordum." Odadan sendeleyerek nefes nefese çıktı.
Buketin arasından Kutay'ın gidişine izlemeye devam ettim. Bengi izlediğimi fark edince bilmiş tavırla sırtını duvara yasladım. "İşinizi böldüm galiba," dedi bilerek.
Beyaz gül buketini yüzümden çektim ve ona panik utanç karışımı baktım. "İş mi?! Ne işi! Yok be!" diye sakince söylemeye çalıştım. Bengi duvardan iterek ayrıldı, yanıma yanaştı ve yatağa oturdu. "Güzel öpüşüyordunuz," dedi gıcık edercesine.
"Yaaa Bengi!" üstüne yastıkları fırlatmaya başladım. Bengi bir yandan kahkaha atıyordu bir yandan kollarıyla kendini koruyordu. "Yakında yeğenimiz de olur!!" diye duyururcasına bağırdı.
Hırs, utanç ve sinir, üç duygu birleşince bütün yastıklar onun üzerine atmış bulundum. "Sus, her yerde rezil ediyorsun beni!" diyerek Pamir kucağıma aldım. "Aman ne demişim? Gördüğümü söyledim."
"Pamiri atarım en sonunda olacağı o," diye boş tehdit savurdum. Bengi kahkahasını durdurmak için elini göğüsüne bastırdı. "Of dur tamam, dur. Gülmekten katılacağım."
Derin nefes alırken kahkahası dinmeye başladı. Ona ara sıra sinirli bakışlar atıyordum. "Kuaför geldi," dedi gülmemeye çalışırken.
"Bengi, gülme," diye kelimenin üstüne basarak söyledim. Gülmemek için kafasını çevirdi. "Neyse, sen kendine gel, üstündeki bindallıyı çıkar sonra bornozunu giy. Bende kuaföre kahve ikram edeyim." Derken ayaklandı.
"Pamiri de alayım," deyince Pamir'i ona uzattım. "Karnını da doyur sana zahmet, bezi filan odasında." Diye ekledim. Onaylayarak başını salladı ve odadan çıktı.
Yatakta doğruldum, ayaklarım yere sarktı. Ağrıyan alnımı ovdum, yataktan kalktım. Banyo giderek ağır bindallıdan kurtuldum, örgülü saçlarımı açtım ve tacı da çıkardım.
Hızlıca bir duşa girerek bedenimi rahatlattım. Omuzlarım hafifçe indirdim. Rahatlayan bedenimle duştan çıktım. Bedenim kuruduktan sonra saten bornozumu giydim ve banyodan çıktım.
Kuaför ve yardımları çoktan içeriye girmiş hazırlık yapıyordu. Kuaför bey beni görünce gülümsedi. "Günaydın, Rojdan Hanım. Hazırsanız başlayalım." Dedi.
"Evet hazırım, ama saçlarım biraz ıslak sorun olur mu?" diye sordum. Makyaj masasının sandalyesini yavaşça çekti. "Sorun olmaz kuruturuz, buyrun oturun," dedi.
Sandalye oturdum ve arkama yaslandım. Kuaför saçlarımı kurutmaya başladı. "Aklınızda nasıl bir saç modeli var?" diye sordu. Gülümseyerek "Düz bir model istiyorum, saçlarıma fazla sprey de sıkılmasın, ağır oluyor."
Onaylayarak başını salladı. "Nasıl isterseniz, efendim." diyerek saçlarımı kurutmaya devam etti. Makyaj masasının üzerinde duran telefonu aldım ve bakmaya başladım.
Mesajlar kısmına girdiğimde aklıma Kutay'ın sırtı gelmişti. Acaba şu an ne haldeydi? İyi miydi? Sırtı ağrıyor muydu? Hepsi bir soru işaretiydi, kendimi durduramadım ve mesaj attım.
Rojdan: Kutay, nasıl oldun?
Rojdan: İyi misin?
Rojdan: Sırtın ağrıyor mu?
Kutay K.🤍: Gayet iyiyim, bir sorunum yok gülüm.
Kutay K.🤍: Sen beni merak etme, hazırlığına odaklan.
Rojdan: Öyle deme, çok suçlu hissediyorum 🥹
Kutay K.🤍: Suçlu hissedecek bir şey yok, baskın yedik resmen hatırlatırım.
Rojdan: Nerdesin sen? Yemek yedin mi?
Kutay K.🤍: Hatuunn çok soru soruyon
Rojdan: O nasıl üslup? Hatun falan hayırdır😒
Kutay K.🤍: Ee, hatun demek kadın demek.
Kutay K.🤍: Sende benim hatunumsun :)
Rojdan: YA KARAN 2010'da mıyız BİZ!? NASIL EMOJİ O?!
Kutay K.🤍: Öyleli emoji :)))
Rojdan: KAPAT TELEFONU KAPAT
Kutay K.🤍: Telefonla konuşmuyoruz.
Rojdan: Engellerim seni defol
Kutay K.🤍: Tamam, görüşmek dileğiyle sağlıcakla kal 😂♥️
Son mesajına görüldü attım. Ama sinirlendiğim için değil aksine gülümseme engel olmak için. Telefonu makyaj masasına bıraktın. "Deli ya, inadıma yapıyor." diye kendi kendime mırıldandım.
"Bir şey mi dediniz, Rojdan hanım?" diye sordu Kuaför. Redderek gözlerimi kapattım ve açtım. "Hayır, bir şey gördüm de ona söylüyorum."
Kuaför son kaz işine devam etti. O ara kapı çalındı ve içeriye elinde kahvaltı tepsisi olan Valerria girdi. Arkama bakarak ona baktım. "Hayırdır Valerria, ne oldu?"
"Şey Kutay sana kahvaltı gönderdi, onu getirdim," makyaj masasına yaklaştı ve tepisiyi masaya koydu. "Aa, çok teşekkür ederim,"
"Rica ederim, görüşürüz," diyerek odadan çıktı. Tepsinin kenarında duran notu aldım ve okumaya başladım.
"Afiyet olsun hatun :)" yazıyordu. Bu yazıyı nerde görsem tanırdım. Gülümseyerek kağıdı katladım ve cebime koydum. Kahvaltı etmeye başladım.
Kahvaltı ederken saçım ve makyajım da bitmişti. Bengi kuaför ve ekibini gönderdi ve odaya girdi. O esnada gelinliğimi siyah fermuarı şeyden çıkarıyordum.
"Ay peri gibi olmuşsun," diye gururla söyledi. Bengiye baktım ve gülümsedim. "Sende peri gibiydin," diye hatırlattım. Duygulanarak gözleri doldu. "Gel gelinliğini de giydirelim,"
Yaklaştı ve sade gelinliğimi eline aldı. "Dön arkanı," arkamı döndüm ve bornozu çözdüm, ayaklarımın dibine birikti.
Gelinliği giymem yardım ettikten sonra arkasını bağlamaya başladı. "Duvağını takmamışsın," dedi. Elimi karnımın üstüne koydum. "Sen benimkini taktın, ben seninkini.. şimdi yine takıcaksın." dedim.
İkimizde duygu doluyduk. Bu anı defalarca yaşasak, yine duygusal davranacaktık. Uzun duvağı ve tel tokaları aldı. Nazikçe uzun duvağı saçlarımın arasına sabitledi.
Heyecanla çarpan kalbimle bedenimi ona çevirdim. "Nasıl olmuşum?" diye duygu dolu sesle sordum. Ağlamamak için gözlerini tavana dikti. "Çok güzelsin, abini çağırayım."
Bengi giderken boy aynasından gelinliğime baktım. Bu sefer her şey içime sinmişti, gelinliğim dahil her şey istediğim gibi olmuştu. Titrek bir nefes verdim.
"Abim," hisli sesi duyunca hafifçe irkildim. Bedenimi tekrar çevirdim. Takım elbise giymiş abim karşımda duruyordu. Parmaklarımı birbirine doladım. "Çok güzel olmuşsun, çok güzel."
Yanıma yaklaştı, parmaklarımı birbirinden ayırdı ve ellerimi tuttu. "Seni ikince kez böyle görüyorum, ilkinde sana çok sormuştum, evliliği istemediğini düşünmüştüm," sözüne devam etmeden, dayanamayarak konuştum, "Haklıydın,"
Başını aşağı yukarı yavaşça salladı. "Biliyorum, biliyorum.. o zaman deseydin daha farklı olacaktı ama geldi geçti, bedeller ödediniz onunla sen," Kutay'ın adını bile anmaması hayal kırıklığına uğratmıştı. "Abi-"
Ne diyeceğimi anlayarak susturdu, "Kutayla senin evliliğine epey karşı çıktım, haddim değildi belki de.. sana tam abilik edemedim, arkanda ne geçmişte ne şimdilik zamanda duramadım ama," kollarıma dokundu, şefkatle okşadı.
"Şimdi aynı değil, sen benim kardeşimsin özlük, üveylik umrumda değil! Ve ne zaman bir derdin olursa ilk önce abini arıyacaksın, söz ver," ağlamamak için yüzümü yere eğdim. "Abi," sözlerime devam edemedim.
Yanaklarımı avuçladı. "Söz ver dedim," diye ısrar etti. Derin nefes aldım ve "Söz veriyorum abi," dedim.
Alnımdan öperek duvağımı yavaşça kapattı. Kolunu uzatınca koluna girdim. İlk kez yaşamama rağmen bacaklarım tir tir titriyordu.
Odanın içinde büyük salona girdi ve bahçenin kapısından çıktım. Denizin havası yüzüme çarptı. Kırmızı halıda yavaşça yürümeye başladık.
Gözlerim oturan misafirlere takıldı. Bengi, Baran ve Miran, Valerria, Zulal ayrı bir masada oturuyordu. Abimin masasına baktığımda donup kaldım, yengem ve Lina vardı ama davetsiz misafirde vardı.. TUFAN DAĞLIOĞLU!
Bakışlarımı abime çevirdim. "Abi, ben davet etmemiştim sen mi ettin?" diye merakla sordum. Abim gülümseyerek baktı. "Ben davet ettim, ortağım olduğu için."
Sunağın sonunda kucağında Pamir olan Kutay baktım. Biraz gerilmiştim, çünkü Tufanla daha yüz yüze tanışmamışlardı ilk izlenimler ne olacaktı bilmiyordum.
Yürüyerek bunları düşününce yol kısa sürede bitmişti, sunağın sonuna gelmiştim. Hızlıca Kutay'ın yanına yerleştim. Sıcak nefesi kulağıma değmişti, "Çok güzel olmuşsun," diye fısıldadı.
Başımı ona çevirdim, duvağımın altından yeni traş olmuş yakışıklı yüzüne baktım. Ela gözlerimle onun siyah gözleri birbirine değdi. "Sende çok yakışıklı olmuşsun." Diye fısıldadım.
Nikah memuru boğazını temizleyerek sessizliği sağladı. Nikah şahiti olarak ben Bengiyi, o ise Baranı seçmişti bu defa.
"Sayın davetlilerle ve şahitler. Bugün burada türk medeni kanunu bize verdiği yetkiye dayanarak bu güzel çiftimizin nikahını kıyacağız," dedikten sonra bakışlarını bize çevirdi. "Şimdi sizlere ayrı ayrı soracağım soruya vereceğiniz cevabı yüksek sesle ifade etmenizi rica ediyorum."
"Tamam," dedik Kutay ve ben. Nikah memuru sözlerine devam etti, "Sayın, Rojdan Karaşah, hiçbir etki ve baskı altında kalmadan Kutay Karan Aslanbey ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?" diyerek mikrofonu uzattı.
Mikrofona eğilerek "EVET!" diye yüksek sesle söyledim. Herkes alkışlamaya başladı. Masanın altından Kutay'ın elini hissetim ve sıkıca tuttum.
"Sayın, Kutay Karan Aslanbey, hiçbir etki ve baskı altında kalmadan Rojdan Karaşah ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
Kucağında tuttu Pamir'in alnından öptü. Mikrofona doğru "EVEEET!" dedi yüksek sesle. Ve herkes alkışladı.
Bu defa Baran ve Bengi döndü. "Sizde şahitlik ediyor musunuz?" diye sordu. Mikrofon uzatılınca ikisi aynı anda "EVET!"
"Bende şahitler ve misafirler huzurunda sizi karı koca ilan ediyorum," diyerek evlenme tutanağını imzaladık. Baran, Pamiri Kutay'ın kucağında aldı.
Nikah defterini memur bana uzattı. Nikah defterini alarak elimde salladım. Eli belime konmadan önce yavaşça duvağımı açtım ve dudaklarıma hızlı ve derin bir öpücük kondurdu. Konfetiler, havai fişekler patlamaya başladı.
"Kardeşimi öpme lan!" diye bağırdı abim. Sesinde espiri vardı, ciddiyet yoktu. Yüzüme geri çektim ve abime baktım. İkimize bakıp mutlulukla gülümsüyordu.
"Sus!" diye bağırarak karşılıklı verdi Kutay. Hepimiz mutluluğumuzu birbirimizle paylaştıktan sonra yemek kısmına geçtik. Akşam yavaş yavaş çöküyordu, garsonlar yemekleri servis ediyordu.
Yakınımda olan Çetin ve ailesine fark ettim. Dirseğimi masaya koydum, elimi çenemin altına. "Sizde hoşgeldiniz," dediğimde Çetin gülümseyerek baktı.
"Hoşbulduk patron," dedi. Gülerek elimi uzattım ve tokalaştık. Eski günleri hatırlayınca bir onun ve Valerria'nın yanımda olduğu aklıma geldi. Eşiyle hafif bir baş selamlamasıyla selamlaştık. Arkama yaslandığım da Kutay'ın kolunu sandalyeme uzanmış olduğunu fark ettim.
"Sen mi çağırdın onları?"
"Evet," diye karşılık verdi. Kucağımda duran elimi tuttu ve etrafa baktı. Kaşlarını birden çatarak kara gözlerini bir yere sabitledi.
Sabitlediği yere baktığımda abim ve Tufan'nın keyifle sohbet ettiğini gördü. "Tufan o, değil mi?" diye kısık sesle sordu. Çenesini sıkmıştı.
"Evet, nerden bildin?" diye sordum. Keskin bakışlarını çevirdiğinde sertçe yutkundum. "Ben her şeyi bilirim," elimi tutan eli sıkılaştı. Kalbinde yatan kıskançlığı alevlenmeye başlıyordu.
Sıkıca tuttuğu elimi çektim, gergin gülümsememle normal gözükmeye çalıştım. Tam o esnada "Sen kucağına erkek bebek mi alacaksın, kız mı, yenge?" diye sordu Baran.
Kaşlarım çatılmış halde Barana baktım. "Anlamadım?" dedim. Baran, Miran bakarak, "Diyorum ki kucağına kız bebek mi alacaksın erkek mi?"
"Ne için?"
Araya bu defa Miran girdi. "Rivayete göre düğünde kız bebek alırsan kızın, erkek bebek alırsan oğlun olurmuş," diye açıkladı. Omuzlarımı indirdim ve kaldırdım. "Bilmiyorum,"
Sahiden de bilmiyordum, hiç kucağıma bu niyetle bebek almamıştım. Ama hep bir kız çocuğum olsun isterdim.
"Kız alayım," dedim hemen ardından. Miran ayağa kalktı, ceketinin düğmelerini ilikledim. "O zaman sana Lina hanımı getireyim," diyerek abimlere yaklaştı. Bu seferde Baran ayaklandı, aniden kucağıma Pamir verdi.
"İkiz olur inşallah," dedi Baran.
"İnşallah," dedi Kutay.
Kardeşlerin tuzağına düştüğümü anlayınca alnımı ovuşturdum. "Bengi kocana bir şey de!" Sohbet eden Valerria, Zulal ve Bengi üçlüsü sessizliğe büründü. "Ne oldu?"
"Kocan bana iki bebe veriyor, ikiz çocuğum olsun diye!" diye şikayet ettim.
Bengi avucunu ağzına bastırdı. "Baran, ne haltlar yedin gene? Otur!" diyerek kocasının omuzuna vurdu. Baran çocuksu mutlulukla oturdu.
Parmağımı tehditkar şekilde sallamaya başladım. "Durun siz durun, düğünüz olsun aynısını yapacağım." Diye tehdit ettim. Baranla Bengi birbirine baktı gülmemek için bakışlarını kaçırdı.
Pamir'in karnın okşarken Kutay boynuma ufak öpücükler konduruyordu. "Kim karımı sinirlendiriyor?" diye sordu. Karım kelimesini dolu dolu söylemişti.
"Sen ve kardeşlerin," dediğimde Miran kucağında Lina ile yaklaşıyordu. "Bak diğer baş belası da geliyor!" dedim. Kutay derin şekilde kıkırdadı ve kardeşine bakmadı.
Miran, Lina'yı kucağıma koydu. İki çocukta artık kucağımdaydı. "Roji, çikolatam nerde?" dedikten sonra parmağı ile Miranı işaret etti. "Bu çikolata vereceğini söyledi ama vermedi."
Miran'a kötü kötü baktım. Sonra yumuşamış ifadeyle Lina'ya baktım, "Şimdi pasta keseceğiz yeriz birlikte, sen Pamirle oyna hadi," dediğimde başını salladı. Pamirle konuşmaya başladı.
Miran kötü bakışlarımı algılayınca tüy gibi yok olmuştu.
Pasta kesiminden ve yedikten sonra artık insanlarla vedalaşma erasına geçmiştik. İlk Baran ile Bengiyle vedalaşacaktık.
Bengiye yaklaştığımda Baran orada yoktu. Bir anda kaybolmuşlardı. "Bengi, Baran nerede?"
Bengi etrafına baktı. "Valla bende bilmiyorum," dedi. Tam o anda evin içinden Baran ve Miran ellerinde sandıkla döndüler. "Napıyor bu yine?" dedi Bengi kendi kendine.
Şüpheli tavırla Kutay baktım. "Senin bir bilgin var mı?" Kutay şaşkınlıkla evin bahçesinden gelen kardeşlerine bakıyordu. "Yemin ederim yok," dedi.
Baran ve Miran ellerinde sandıkla yanımıza geldi. Sandığı yere koydular. Kutay dayanmayarak "O sandık ne?" diye sordu.
Baran ve Miran birbirine baktı, sinsice gülümsediler. "Altınlar!" aynı anda söylediler.
"ALTIN MI?!" Çığlık atarcasına şaşkınlıkla söyledim. Kutay çığlığa benzeyen sesimi duyunca boğazını temizledi. "Ne altını oğlum? Saçmalama!"
"Biz aşiretiz abi, unuttun sanırım," eliyle sandığı işareti etti ve Miran da açtı. Gördüklerime inanamıyordum, sayısını bile bilmediğim kolyeler, küpeler, takılar, bilezikler vardı. "İlkinde yapamadık ikincisinde yapalım,"
Baran elini sandığa uzattı ve altın kemeri kaptı. "Yengem izin verirsen beline takayım," dedi. Şaşkınlıkla gıkımı çıkaramadım, Kutay'ın kolumu dürtmesiyle silkelendim.
Bu defa da hayır deyip, dememek arasında kalmıştım. İkisinin de gönlünü kırmak istemiyordum. İkisi de benim için değerliydi. Bu defalık onları için katlanacaktım.
"Tak," dedim. Baran belime kemeri taktı, ardından altın takıların ardı arkasına kesilmedi. Bilezikler, kolye, altın yüzük, beşi bir yerde ve son olarak diğer koluma burma bilezikler.
Üzerimdeki ağırlığın haddi hesabı yoktu. Arkaya doğru düştüğümü hissettiğimde kafamın arkası Kutay'ın göğsüne çarptı.
Eli belime konarken yüzümdeki yorgunluğu ölçüyordu. "Tamam yeter artık, karımla odamıza gidiyoruz, siz takılın," dedikten sonra kolunu bacaklarımın altında geçirdi ve kucakladı.
Kucaklamasını beklemeyerek ufak bir çığlık attım ama sonra alıştım. Elimi boynuna koyarak başımı omuzuna yasladım ve taşımasına müsaade ettim.
Düğün alanında uzaklaştık. Kulağına sıcak nefesim değiyordu. "Ağır mıyım?" diye sordum. Reddercesine dilini damağına vurdu. "Asla,"
Evin bahçesinden eve girdiğimizde üst kata yavaş yavaş taşıdı ve odanın kapısını tekmeleyerek açtı. Odayı mum ışıkları aydınlatıyordu. Güller serpilmiş yatağa yavaşça oturttu.
Derin bir iç geçirdim. Titremesi duran bacaklarım heyecanla titremeye başladı. Kutay yanıma oturarak altınları sessizce üzerimden çıkarmaya başladı.
Onu hayranlıkla izlerken gözlerim parlamıştı. Ne kadar inatlaşsakta, birbirimizle kanlı bıçaklı olsakta o yanımdaydı, nazımı, çocuksu tavırlarımı çekiyordu..
"Ben hallederdim," dedim yorgun sesle. Bileğimden burma bileğimi çıkardığında ufak bir buse kondurdu. "Gerek yok, yorulma karım," dedikten sonra diğer bilezikleri çıkardı. Hepisini yere atıyordu, şu an düşündüğü tek şey rahatlamamdı.
Altınlar çıktıkça rahatlamıştım, omuzlarım yere çökmüştü, titrek bir nefes verdim. Belimi okşayarak dibine yaklaştırdı. "Teşekkür ederim," diye boğuk sesle fısıldadı.
"Ne için?" diye şaşkınlıkla sordum.
"Beni terk etmediğin ve sevgimize sahip çıktığın için," boğazım düğümlenirken onu dinlemeye devam ettim, "Ve şartlar yüzünden vazgeçtiğin hayatın için özür dilerim,"
Onu susturmak için parmağımı dudaklarına bastırdım. "Sus," dedim duygu dolu. Parmağıma hafif öpücük kondurdu. Komodinin çekmecesini açarak bir takım belgeler çıkardı. "Belki senin eski hayatını geri getiremem ama," dedikten sonra bir belgeyi uzattı.
Belgeyi alarak yaş dolu gözlerimle baktım. Ve okuduğum şeylere ağzım açık kalmıştı, kağıdın üstüne tek damla gözyaşım düştü. "Yatay geçiş mi.. nasıl?" dedim kısık sesimle. Onun sayesinde yatay geçiş yapmıştım.
"Tanıdıklarım vardı, bir şekilde hallettim," akan yaşlarımı sildim ve ona baktım. "Ama yatay geçişin şartları var.." diye söyledim. Koluma dokunarak yanağımdan öptü. "Şartlar umrumda değil, her şey hayallerini gerçekleştirmen içindi, ben bu hayallerini bencilce davranıp yok edemem,"
Saç tellerimi yavaşça okşadı, "Üniversite gitmek için çabalayan Rojdanda sevdiğim Rojdandı, şimdiki de öyle." Dedi. Dudaklarını alnıma bastırdı ve kokumu içine çekerek öptü.
"Teşekkür ederim!" diyerek hıçkırıklara boğuldum. Geçmişim, rahmetli dedemle verdiğim mücadele aklıma gelmişti, şimdi kocam olarak seçtiğim adam hayallerime köstek değil destek oluyordu!
Yüzümü göğüsüne bastırarak boğuk hıçkırıklarımı dinlemeye devam etti. Saçlarımı usulca okşuyordu. Makyajım onun gömleğini ıslatıyordu ama ikimizinde umrunda değildi.
YENİ BÖLÜMLE İLGİLİ DÜŞÜNCELERİNİZİ YAZABİLİRSİNİZ💖🫶🏻
İki hafta sonra görüşmek üzere..🦋
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 30.09k Okunma |
1.91k Oy |
0 Takip |
26 Bölümlü Kitap |