

Yeni bölüme hoşgeldiniz 🥳🥳 bu bölüm bir tık kısa. Aslında bölümü upuzun yapacaktım ama elektrik kesintisi yüzünden uzatamadım. Kanala attığım alıntı ertelenmiş oldu maalesef 🥹 Wattpad oy sınırı dolarsa bu pazar yeni bölüm gelecek inşallah 🤌🏻
Bunu bir tatil gibi düşünün, yaptım ve geri geldim🥳🥳
Sabahın ilk ışıkları odayı doldurmuştu. Ela gözlerimi sonunda mesut olduğumu günlerden belki de ilkine açmıştım. Gülümseyerek yanımda yatan, yüzüne gölge düşen sevdiğim adam Kutay Karan'a baktım.
Her şey bizim için mükemmeldi. Biz bunu hak etmiştik.
Hafif bir esneme ile yataktan tembelce doğruldum ve yanağına fark edilmeyecek kadar yumuşak, sessiz öpücüğümü kondurdum.
Yataktan yavaş mümkün olduğunca sessiz hışırtılarla çıktım. Sabahlığımı aldım ve giydim. Kuşağımı belime bağladım ve yatak odasından çıktım.
Büyük villanın içinden geçerken gözüme duvarda asılı duran saat takıldı. Kısılan gözlerimle baktığımda tam 12:30 gösterdi. Sakin tavrım aniden paniğe dönüştü. Çünkü Berat'ın verdiği anemi ilacının saatı çoktan geçmişti. "Eyvah.. kınaydı, düğündü diye diye unuttuk!" diye kendi kendime fısıldadım.
Bön bön saatte bakan gözlerim panik dalgasıyla dağıldı. Hızlıca mutfağa koşarak dolaptan klasik malzemeleri çıkarmaya başladım; Salatalık, domates ve süzme peynir. En sonunda somon ekmeği aldım alelacele sandviç yapmaya başladım.
Sandviç bitirdiğim sırada aniden güçlü bir kol belime dolandı ve mesafe bırakmaksızın kendine çekti. Yayılan o erkesi kokudan onu tanımıştım; Kutay Karan. "Uyandın sonunda," dedim.
Çenesini omuzuma yasladı. "Öyle bir niyetim yoktu ama senin yanımda olmadığını hissedince," uykuyla boğuklaşan sesle mırıldandı.
Gülmemek ve bu romantik anı bozmamak için başka şeyler düşünmeye çalıştım. "Hmm öyle mi olmuş?" dedim. Hazırladığım sandviçten bir lokma aldım.
Kara gözlerini elimdeki sandviçe dikti. "Çok mu acıktın? Uyandırsaydın keşke, daha güzel kahvaltı ederdik," dedi.
Reddercesine başımı salladım. "Hayır, hap içmek için," diye düzelttim. Hangi hapı içtiğimi gayet net biliyordu. Çenesini omuzumdan çekti, somurtkan halde bakmaya devam etti. "O hap aç karnına alınıyor, Rojdan," dedi.
O an kafama dank etmişti! Tabi yaaa, bu kan için verilen bir haptı. Utanarak alt dudağımı ısırdım. Yüzüne bakamadım. "Bilemedim, düğün heyecanı-"
Sözleri tamamlanmadan onun gür kahkahası büyük, beyaz fayanslı mutfak villasın da yankılandı. Sersemlemiş halde "Karan, neden gülüyorsun?"
Belimden tutarak kendine çevirdi. Elimden sandviçi alarak tezgahtaki tabağa koydu. "Yoksa salaklığıma mı gülüyorsun?" dedim, nazlı şekilde.
Kelimeleri duyunca duraksadı. Parmaklarıyla önüme düşen perçemleri düzeltti. "Haşa, ben seninle hiç dalga geçer miyim? Geçmem," derken saçlarımı okşamaya devam ettim. "Aklımı başımdan aldığını için gülüyorum," dedi.
Hafifçe omuzuna vurdum. "Hiç komik değilsin," diyerek gözlerimi kaçırdım. Dudağımın kenarına konan öpücükle nefesim kesildi. "Dursana," diye homurdandım.
"Niye duracakmışım Rojdan Aslanbey? Artık önümde engel yok," dedi çok bilmiş tavırla. Geri çekilmeye çalıştığımda bu defa tezgâha sıkıştırdı. "Ben istiyorum da ondan." Dedim.
"Hmm, niye istiyormuşsun?" dedi. Bu defa şah damarıma öpücük kondurdu. "Hmm hızlı," diye mırıldandı.
Oyalamaya çalıştığını anlayınca kapalı gözlerimi açtım ve ona baktım. "Kutay dur, Pamir evde," diye uyardım. Hoştunsuzca geri çekildi. Dik dik bakıyordur, "O uyuyor," diye hatırlattı.
Gözlerimi geriye devirerek "Ee, uyusun nolmuş yani? Her an uyanabilir," diyerek bahane buldum. Kalçalarıma ellerini koydu ve kendine doğru aramızda mesafe kalmayacak şekilde çekti. "Bahanenin severim," dedikten sonra dudaklarıma yapıştı.
Önce yokluyormuşçasına öpmeye başladı. İzin verdiğimi fark edince dilini usulca dudaklarımın arasına geçirdi. "Hmm!" diye ufak şaşkın bir çığlık attım. Nefes nefese kalmışken aniden geri çekildi.
Kızarmış yanaklar ve kısılmış gözlerle ona bakıyordum. "Karan?" diye merakla söyledim. Kalçamda duran elini belime kaydırdı, yavaşça mutfak tezgahına oturttu. "İlaçlarını al önce,"
Yüzünde kocaman bilmiş sırıtış vardı. "Karan yaaaa!" diye mızmızlandım. İlaçımı bulmak için raflara bakmaya başladı. "'Yaa Karan' yok, sen istedin," dedi.
Üçüncü rafta ilaçı bularak bir bardak su doldur ve uzattı. Omuzlarımı yavaşça silktim. "İçmiyorum," diye rahatlıkla söyledim. Tek kaşını kaldırarak baktı. Çok bilmiş tavrı bertaraf oldu. "İç şunu inat etme," dedi. Küçük hapı dudaklarıma uzattı.
"Bir daha böyle yapma o halde," dedim. Ve hapı dilimin üstüne aldım ve su ile yuttum. Yüzü aydınlanırken tekrar belime dokundu. "Tekrar devam.." sözünü tamamlamadan bebek ağlama sesiyle ikimizde kapıya baktık.
Göz ucuyla hayal kırıklığına uğrayan Kutay baktım. "Gideyim de Pamir'e bakayım," diyerek hafifçe onu ittim. Çenesini sıkarak "Veled uyanacak saati bekledi," dedi dişlerinin arasından.
Ona cevap vermeyerek ilerledim. Bir yandan yüzümde geniş bir gülümseme vardı. Pamirin odasına girdiğimde beşikte oturduğunu ve ter içinde kaldığını gördüm.
Kucağıma alıp sakinleştirdikten sonra üzerini değiştirdim. Artık günlük rutin olan günümüz böylece devam etmişti. Keyifler, mutluluklar, Pamir ve Kutay'ın inatlaşmasıyla geçmişti.
Güneş alçalmaya başladığında Kutay traş olmak için dışarı çıkmıştı. Pamir ve ben mutfaktaydık. Ben yemek için domatesleri doğrarken o ise tezgahta oturmuş eline alelacele tutuşturduğum oyuncağı ile oynuyordu.
Tencereyi ocağa koydum ateşi yaktığım sırada kapının açılma sesini duydum. "Kutay, sen mi geldin?" diye seslendim. Kapı yavaşça kapandı. "Ben geldim," dedi.
Doğranmış domatesleri yavaşça tencereye aktarmaya başladım. Kutay'ın gölgeleri evin içinde gezerken kapıda belirdi. Üstünde şık bir takım elbise vardı. "Ne yapıyorsun orada?" diye sorduğunda sonunda başımı tencereden kaldırdım ve ona baktım.
Onu görmemle donakalmam bir olmuştu. "Bu ne hal?" dedim. Sorusuna cevap verememiştim. Kollarını açtı, gülümseyerek kendini gösterdi. "Hazırlan, yemeğe gidiyoruz!" dedi.
Kaşlarımı hızlıca çattım. "NEE!" diye ufak bir çığlık attım. Çığlığımı duyunca gülümsemesi daha da genişledi. "Hadi hadi hazırlan, ben Pamir beyi hazırlarım." derken mutfağa girdi. Tezgahta oturan Pamir'i kucaklayarak tekrar konuştu, "Sana takım elbise giydirelim mi haaa?" diye bebek sesi çıkardı.
Şaşkınlığı üzerimden attım ve takım elbiseli haline baktım. Yakışıklı olmuştu, hatta gereğinden fazla yakışıklı olmuştu. "Papyonun yamuk olmuş." Diye bahane uydurdum. Ve elim papyonuna gitti, hızalama bahanesiyle dibine yaklaştım.
"Aslında yamuk değil."
Kutay dediğini dinlemeden kokusunu yavaşça ciğerlerime çektim. Koku beni mest ederken gülümsememek için kendimi zor tuttum. "Ha, şimdi oldu." Diyerek geri çekildim. Kutay, Pamir baktı, "Olduysa sıra beyefendiye geldi." dedi.
Onların gidişini izlerken yüzümde ufak bir tebessüm oluşmuştu. Acele etmeden ocağın altını kapadım. Ve yatak odasına gittim. Geceye uygun kırmızı bir saten elbise giydim. Artık omuzlarıma gelen sarı saçlarımı sleek bun yaptım. Son olarak sade bir makyajla bitirdim.
Ayna karşısında küpelerimi takarken belime atılan Kutay'ın kolu ile gülümsedim. Boynuma değen nefesi ile tüylerim diken diken olmuştu. "Pamir nerede?" diye sordum. Burnun ucunu yavaşça boynuma sürttü. "Yatağın üstünde oturuyor."
"Hmm," dedim bilmiş tavırla. İki küpeyi taktıktan sonra taş detaylı kolyemi elime aldım. "Bunu takar mısınız beyefendi?" diye cilveli tınıyla sordum. Boynuma tüy kadar hafif bir öpücük kondurdu. "Hemen hanımefendi," dediğinde kolyeyi elimden aldı ve yavaşça boynuma takmaya başladı.
Kolyeyi takarken arkadan Pamirin keyifli mırıldanlamlarını duydum. Kutay elini çektiğinde omuzum ve boynum arasında olan yere öpücük kondurdu. "Çok güzel oldun." Dedi.
Yavaşça bedenimi onun tarafına çevirdim ve omuzumu hafiften silktim, "O halde gidebiliriz," dedim. Belime dokunan parmakları ile belimi okşadı. "Gidelim." Dedi.
Restoran'da
Şık ve İstanbul manzaralı bir teras katında oturmuştuk. Pamir ise mama sandalyesine oturtmuştuk. Etrafıma bakarken huzurla dolmuştum. "Burası çok hoşmuş Kutay,"
Masada duran elime dokundu. "Bizzat kendim seçtim. Huzurla yemek yiyelim, hemde.." derken tereddütle durdu. Bakışlarını kaçırdı. Şüpheyle tebessümüm soldu. "Hem ne?" dedim. Sorudan ziyade sorguluyordum.
Titrek nefesini verdi ve elini çekti. "Yemek yerken öğrenirsin, şimdi anı yaşayalım." Dedi. İçim içimi kemirirken ses kalmayı başarmıştım. "Tamam, yaşayalım," diyerek sahte tebessüm ettim.
Önümde bıraktığım perçemi nazikçe okşadı. "Korkma," dedi şüphemi anlayarak. "Kötü bir şey demeyeceğim, sadece karar verdiğim şeyi gerçekleştiriyorum." Dedi. Şüphemi erimesini bekliyordum ama daha da şüphe duymaya itmişti bu konuşma.. ve endişe.
"Karar derken? Kutay neyden bahsediyorsun sen?"
Tekrar titrek nefes verdi. "Açıklayacağım ama sonra, şimdi olmaz. Lütfen ısrar etme." Diye ikna etmeye çalıştı
"O zaman sende beni korkutma da söyle gitsin!" dedim. Elimi usulca fark ettirmeden kalbime koydum.
Parmaklarını birleştirip başparmaklarını kaşlarının ortasına koydu. "Israr etmesen olmuyor değil mi?" homurdandı. Gözlerimi geriye devirerek bakışlarımı kaçırdım. "Peki. Ama bu gecemizi mahvettin haberin olsun."
"Mahvedecek bir şey yapmadım! Sadece 'bekle' dedim." Diyerek bir anda yükseldi. Vücut dili öfkeli olmaya başladı. Aynı zamanda dili de öfkeliydi.
"Karamsar olan sensin, ben değilim. Kötü şeyler diyeceğini düşündüm ilk tavrından," dedim. Sesim biraz yüksek çıkmıştı. O ise sakin kalmak için derin bir iç geçirdi. "Diyeceğim şuydu: Kurduğum iş yolunda gidiyor yakında ev tutacağız!" dedi.
Ortaya bomba bırakmıştı resmen. Ne tepki vereceğimi bilemeden tepkisizce ona bakıyordum. Tepkisizliğimi gören Kutay stresten ter olan alnın peçeteyle sildi.
"Yani.. işi kurdun mu?" yavaşça söyledim. Onaylayarak başını salladı. Tabii rica etsek eli ayağı birbirine dolanmıştı. Titreyen ellerini masanın altına sakladı. "Evet, şu anlık Mardinde yaşamamız gerekiyor," dedi.
Tepkisizliğim bir anda mutluluğa döndü. İçim cıvıl cıvıl olmaya başladı. Çünkü ayrı ev demek, artık Nazo ve Avjin hanımı çekmemek demekti. Ayrı ev demek, evliliğimizi daha sakin huzurlu yaşayacağız demekti. Ayrı ev demek, her hareketimin Kutay'ın ailesi tarafından sorgulanmadığı demekti!
Ellerimi mutlulukla ağzıma kapattım. "Sen ciddi misin?" dedim inanamayarak. Sevincimi gören Kutay'ın gerginliği azalmaya başlamıştı. "Ciddiyim çok ciddiyim. Ama şimdilik küçük bir apartman dairesi tutarız."
Hevesle başımı salladım. Ve hızlı adımlarla ona yaklaştım, kollarımı boynuna dolayarak sarıldım. "Çok sevindim, artık kendi evimiz mi olacak?" diye sordum. Gerginliği epey azalan Kutay ayağa kalktı ve sıkıca sarıldı. "Evet artık kendi hayatımızı kuruyoruz.." aniden sustu. "Tabi bazı şeyler eksik olacak," diye kısık sesle söyledi.
Eksik olan şey Kutay'ın ailesinin desteği idi. Bunu en son teknede konuşmamız da anlamıştım. Hafifçe geri çekildim ve yanaklarını avuçladım. "Hiçbir şey eksik değil, biz bir aileyiz Karan. Öyle söz vermemiş miydik birbirimize?" dedim. Sakin sesle. Yanağını usulca okşadım.
Alnın alnıma yaslayarak gözlerine kapattı. Filtrelemediği duyguları beden diline yansıyordu. Sıkıca sarıp sarmalamıştı. "Öyle, artık kendi ailemi kurdum," dedi. Onaylayarak başımı salladım. Ona sıkıca sarıldım. "Ben senin yanındayım!" derken telefonum çalmaya başladı.
İkimizde masanın üstünde duran telefona baktık. "Kim arıyor bu saatte?" sordu. Belimi tutan eli saniyelik sıkılaştı ve gevşedi. "Bilmiyorum, aslında kimse de aramaz sonuçta balayındayız." Dedim haklı olarak.
Elini belimden çekti. Masanın kendi tarafıma yaklaşarak sandalye oturdum. Telefonu elime aldım ve arayan numaranın bilinmeyen numara olduğunu fark ettim. "Allah Allah," dedim kendi kendime.
Telefonu açarak kulağıma tuttum. "Alo?" dedim. Telefondan derin ve sakin ses gelmeye başladı, "Merhaba Rojdan, rahatsız ediyorum bu saate Ben Tufan. Numaranı Göktuğ'dan aldım."
Telefonun diğer taraftanda Tufan sesini alınca ağzım açık kalmıştı. "Aa, Tufan bey.." diye sersemlikle söyledim. Kutay başını kaldırdı ve dik dik bakmaya başladı.
Onun bakışı altında baskı hissederken Tufan'nın hafif gülümsemesinin sesini duydum. "Şaşkınlığınızı üzerinizden attıysanız esas konuya gelelim sizin vaktinizi çalmak istemiyorum." Dedi. Sertçe yutkundum, "K-konu neydi?"
"Dedem bu sabah evlendiğinizi duydu. Eşiniz Kutay bey ve sizi müsait bir zamanınızda yemeğe davet ediyor." Dedi. Daveti duyunca net bir tepki verememiştim. Kutay'ın hoşnutsuz bakışları üzerimde kasvet, baskı oluşturuyordu. "Ben eşime sorayım size dönerim. İyi akşamlar," dedim.
Telefonu kapatacağım sırada tekrar konuştu. "Bu arada numaramı kaydedin lütfen, karar verdiğinizde ararsınız." Dedi. Başımı sallarken, "Tamam, tamam. İyi akşamlar görüşürüz." Diyerek alelacele telefonu kapattım.
"Ne istiyormuş?" diye sordu. Kutay, Tufanı sevmiyordu. Daha doğrusu hoşlanmıyordu. Çünkü beni kıskanıyordu. "Dedesi bizi müsait zamanda yemeğe bekliyormuş. Bende eşime sorayım dedim ve kapattım." Açıklama yaptım.
O arada garson yemekleri servis etmeye başladı. "Tamam dediğin şey neydi?" diye tekrar sordu. Bu soru aslında bir sorgulamaydı ama sakin kalmaya çalışıyordu.
Gergince omuzlarımı silktim. Kendimi gülümsemeye zorladım. "Önemli bir şey değil. Mutlaka dön dedi o kadar," diyerek yalan söyledim. Yoksa diğer türlü sinirlenecek gecemiz daha da mahvolacaktı.
Hala şüpheli olsa da sessiz kaldı. Gergince yemeğini yemeye başladı. "Gitmiyoruz," dedi birdenbire. Lokmayı ağzıma atmaya hazırlanırken çatal elimde öylece kaldı. "Neden?" diye sordum.
"İşte," diyerek geçiştirdi. Çatalı sertçe tabağa bıraktım. "Sırf sen kıskanıyo-" sözümü tamamlayamadan sert bakışı ile susturdu. "Kıskanmak mı? Hayatımıza aniden girmeye çalışan onlar, tabi ki tanımadığım insanların evine gitmeyeceğim!"
Ellerim kucağımda yumruk haline geldi. "Konu benim ailemden biri. Ölen kişi de benim ailemden ve ben babaannemi hiç görmedim bana anlatacak tek kişi o beğenmediğin aile," dedim. Tırnak etlerimle soymaya başladım.
"Bunu annenden veya babandan öğrenebilirsin bir bahane değil!" dedi. Hafif yüksek sesle. İçimdeki hayal kırıklığı büyürken ayağa kalktım. "Bahane uydurmadım. Bir kere benim için fedakarlık yapsan kötü mü Kutay?" Parmağımın birini gösterdim. "Bir kere ya bir kere!"
Ayağa kalktı. Sandalyesi yüksek sesle gıcırdadı. "Ben senin için kaç kere fedakarlık yaptım Rojdan," parmağını kaldırdı ve sallamaya başladı. "Beni bununla sınama, sakın!"
Sandalyeden çantamı aldım. "Seni sınamıyorum tamam mı? Ne halin varsa onu gör," masada duran yemeğe baktım. "Afiyet olsun tek başına!" Restoranın kapısına yürürken mama sandalyesinde oturan Pamir gördüm.
Hızla onu kucaklayarak restoranı terk ettim. Arkada Kutay'ın sesini duyuyordum, "Rojdan, nereye gidiyorsun?! Buraya gel!" diye bağırıyordu. Onun sesini duymamazlıktan geliyordum.
Hızlı yürüyerek restorandan çoktan uzaklaşmıştım. Pamir kucağımda korkarak ağlıyordu. Bir kaldırıma çöktüm. "Ağlama, neden ağlıyorsun annem?" dedim. Yanağına akan gözyaşlarını sildim.
Ağlaması durmaksızın devam ediyordu. O ağlamaya devam edince bende ağlamaya başladım. "Of neden böyle oluyor ki!?" dedim kendi kendime. Aslında mesele gitmek değildi mesele irademin hiçe sayılmasıydı. Küçük çocuk gibi azarlandığımı hissediyordum.
Duygu boşalması yaşarken ağlayan Pamir sıkıca sarıldım. "Gördün mü oğlum? İlk günden bizi mutsuz etti." Diye mırıldandım.
"O zaman ölüm emrim verilmiş demektir!" arkadan kalın ve tanıdık ses kulaklarımı zuhur etti. Gözyaşları ile ıslanmış yanaklarımla başımı çevirdim karşımda duran Kutay baktım.
"Ben seninle konuşmuyorum," diyerek başımı çevirdim. Yanımda sıcaklığını hissettiğim sırada aramıza mesafe koymaya yeltenmiştim ama bileğime dokunup durdu. "Dur, yapma,"
"Aramıza yeterince mesafe soktun," bileğimi parmaklarından kurtardım. "Biliyorum lan, biliyorum. Ama tanımadığımız insanlarla konuşmanı istemiyorum!"
Söyledikleri yüzümde kinayeli bir tebessüm oluştu. "Ben seni tanımadan seninle evlenmiş insanım, neyden bahsediyorsun?" dedim. Uzun süre sessiz kaldı. "Bu aynı şey değil."
"Aynı şey!" diye direttim. Birden tekrar ayaklandım. "Ve sen beni orada çocuk gibi azarladın, sırf kıskançlığın yüzünden azarladın beni!" diye öfkeyle bağırdım.
"Ben sadece onlara güven-" sözüne devam edemeden sözlerime devam ettim. "Güven ya da güvenme. Kıskan ya da kıskanma. Ama ben daha gidelim demeden kendi kafana göre karar veriyorsun, benim düşüncelerim umrunda bile değil!"
"Umrumda, neden olmasın, Rojdan!" dedi. Ayağa kalktı, yaklaşmaya çalıştı ama müsaade etmedim geri çekildim. "İstemiyorum yaklaşma bana."
"Rojdan, tamam isteme ama Pamir ne kadar kötü ağlıyor," Pamiri eliyle işaret etti. "Eve gidelim öyle konuşalım." Dedi. Bu defa arabasını işaret etti. Ağlamaktan yüzü kızarmış olan Pamir'e baktım. "Tamam gidelim ama seni affetim sanma."
"Tamam tamam," dedi telaşla. Arabaya yavaşça bizi yönlendirdi. Arabaya bindiğimizde arka koltukta oturuyordum. Pamir yavaş yavaş sakinleşmeye başlamıştı.
Yolda etrafı izlerken telefonum kasvetli bir sesle çalmaya başlamıştı. Telefonun ekranına bakmadan açtım. "Alo," dedim hevessiz sesle.
"Abim, nerdesiniz? Napıyorsunuz?" dedi Abim. Onun sesini duyunca boğazımı temizledim. Alnımı yavaşça okşadım. "Hiç abi, Kutayla yemek yedik eve dönüyoruz." Dedim. Abimin rahat bir nefes verdiğini işittim. "Abim sana bir şey söyleyeceğim ama sakin ol tamam mı?"
Panik yapmamak için nefes aldım. Dikiz aynasından bakan Kutayla göz göze geldik. "Abi noluyor?" sakince sordum. Abimden başta ses gelmedi sonra konuşmaya başladı. "Annemler kaza yapmış.."
"ABİ SEN NE DİYORSUN?!" yüksek korku dolu sesim arabanın içinde yankılandı. Yüksek sesimi duyan Pamir ağlamaya başladı. "Annemin durumu kritik, yoğun bakıma aldılar." Diye devam etti.
Telefon elimin arasında kayıp yere düştü. Gözlerimde durmayan yaşlar akmaya başladı. "Annem.. annem.." diyebildim. Kutay arkasına baktı. "Rojdan ne oluyor? Annen noldu?!"
"Annem ölecek mi?" diye sayıkladım. Ellerimi yüzümün arasına aldım, hıçkırıklarla ağlamaya başladım. "Rojdaan!" O kadar hırçın ve acı dolu ağlıyordum ki onun sesini duymamıştım.
"Rojdan fren tutmuyor!" üç kelime kendime gelmeme sebep olmuştu. Başımı kaldırdım direksiyonla uğraşan Kutay baktım. "Gelirken tutuyordu, şimdi nasıl tutmuyor?!"
Kucağımda duran elime dokundu. "Sıkı tutun, Pamiri koru!" diye bağırdı. Panikle etrafıma baktım. Pamiri kucakladım, onun sıcak elini sıkıca tutuyordum.
O ise tek eli ile arabayı kontrol altında tutmaya çalışıyordu. "Kendinizi KORUYUN!" diye bağırdı. Araç yoldan çıkarak ağaca yaklaşıyordu "Kutay sen.." diyemeden araba ağaca çarptı.
Ondan sonrası bir muammaydı. Daha dakikalar önce kavga ettiğim adamla ölüme yürümüştüm. Hayat tuhaf olduğunu defalarca duymuştum. Kavga ettiğin, gülümsediğin insanla dakikalar sonra ölüme gidebiliyordun.
Gözlerimi yavaşça aralamaya başladım. Bulanık gözlerim etrafımı süzüyordu. Sessiz ıssızdı her şey. Başımı kaldırdığımda feci bir baş dönmesi bana adeta merhaba demişti. "Kutay.."
Elimi boşluğa uzattığımda koltuğa dokundum. Gözlerimin bulanıklığı gidince kucağımda baygın halde duran ve alnı kanayan Pamir baktım. "Oğlum! Pamir uyan! Nolursun uyan! Sen benim emanetimsin böyle can veremezsin!"
Küçük bedeni sarstığımda ağlama sesi duydum. Şükürler ederek sıkıca ona sarıldım. Aklıma o anda Kutay düştü. Ön koltuğa baktığımda bizden daha fazla hasar görmüş Kutay gördüm. Yüzü yara bere içindeydi. Kırılan camlar bedenine batmıştı.
Çiğ çığlıklarım arabanın içini doldurdu. "KUTAAAY UYAN! HAYIR!" Canımdan can koptuğunu hissediyordum. Omuzuna dokundum ön tarafa eğildim, kulağımı burnuna koydum. Sığ nefes. İşte o benim ümidimdi.
Kendimi sakinleştirmek için gözlerimi açıp kapadım. "Sakin ol, Kutay böyle yaparsan kızardı kucağında Pamir var onu düşün, yardım bul!" alnımı okşadım. Elimi alnımdan çektiğimde elimin kan olduğunu fark ettim.
Ağlamaya devam ederken kanlı elimi koltuğa sertçe sürtmeye başladım. "Çık.. hadi çık.. istemiyorum!" diyerek on, on beş belki yirmi kere elimi koltuğa sürttüm. Kabullenemiyordum!
Kendimle savaşırken telefon çalma sesiyle kendime geldim. Yere baktığımda kırılmış ama hala çalışan telefonumu gördüm. Titreyen elimle telefonu aldım ve abimin adını gördüm. Hızlıca telefonu açtım. "Abi," dedim hıçkırıklarımın arasında.
"Noldu? İyi misiniz? Hat kesildi Rojdan." Diye endişeyle sordu. Ağlamaya devam ederken, "Hani sen dün dedin ya ne olursa olsun söyle diye," duraksadım ve burnumu çektim. "Abi bize yardım et, bana yardım et.. abi biz ölüyoruz galiba!" diye haykırdım. Sesim hisli ve bitik çıkıyordu.
Bir bölümün daha sonuna gelmiş bulunmaktayız 😉
Sizce bu kazayı kim organize etmiştir?
Frenlerin tutmaması normal mi?
Bölümle ilgili düşüncelerinizi yazın bakalım 😽
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 33.59k Okunma |
2.11k Oy |
0 Takip |
27 Bölümlü Kitap |