4. Bölüm

4 Bölüm ||Söz||

⋆.𐙚 ̊.
meizzo_

Kutay şarkıyı söylerken kolunu sandalyeme uzatır, beni kavrar, gülümsemeye çalışırım. "Senin ağzına edeceğim, bekle sen." diye dişlerimin altından fısıldadım. O ise sadece bana gülümsedi, dudaklarını kulağıma yaklaştırdı, "Amma abarttın, şurada iki rol yapıyoruz, relax ol." dedi, gülümsemesinin altından.

 

İç çektim, gülümsememi soldurmadım. Bade ve Ajda eşlerine bakarak şarkı söylemelerine eşlik ediyordu, ben de öylece bekliyordum. Hop, bir anda Kutay yanağıma öpücük kondurdu, dişlerimi sıktım, gözlerimi belerttim ama hala gülümsüyordum.

 

Kutay güldü, tekrar kulağıma yaklaştı. "Rol yap, rol." diye fısıldadı. Ben de onun kulağına yaklaştım, sinirle nefes verdim; kulağı gıdıklandı. "Senin rolünü..." dedim, sözüm kesildi çünkü şarkı bitmişti. Dudaklarımı kulağından çektim, kızlara gülümsedim. "Eeee siz ne konuşuyorsunuz?" diye sordu Bade.

 

Ben cevap veremeden Kutay araya girdi. "Hiç müstakbel karımın yeni yılını kutluyorum değil mi aşkım?" dedi ve anında tekrar yanağıma öpücük kondurdu. Masanın altından ellerim yumruk yaptı, Badeye gülümsedim "Evet, yeni yılımı kutladı." diye doğruladım. Bade inanmış şekilde gülümsedi.

 

Şarkı bitti. Tekrar sohbetler açıldı, parmağım sürekli telefonun ekranına gidiyordu, saatin geçmesini bekliyordum. En sonunda saat 12:15'i geçmişti, rahatlamış gibi nefes verdim. Kutay'a baktım ve "Gidelim mi artık?" diye sordum. Kutay o ara Gökhan'ın şakasına gülüyordu, beni duymadı. "Nereye gidiyorsunuz? Oturun, daha erken." dedi Ajda.

 

Ajda baktım gülümsüyordum ve gece boyunca o kadar çok gülümsemiştim ki yanaklarım acımıştı artık. "Yok ya, biz gidelim. Babam Kutay'a tam 12:30'da eve bırak demiş." diye açıkladım. Ajda anlayışla gülümsedi, "Bu da iyi, benim babam bize hiç izin vermezdi." dedi anlayışla.

 

Bu sefer içten bir ufak kahkaha attım. "Aslında benim babam da izin vermez de işte Kutay'ın tatlı dili." diye yorum yaptım, alttan alta Kutay'a laf sokmuştum. Kutay ben öyle deyince göz ucuyla bana baktı. "Ah bilmez miyim Kutay'ın tatlı dilini, kaç kere beni ikna etti Gökhan, Kutay arada Berat'la birlikte gezmelere gittiler." diye beni onaylamış oldu Ajda.

 

"Evet, evet." diye ekledi Bade. Kutay'ın elini tuttum, sıktım. Bade ve Ajda baktım, "Bundan sonra zor izin vermem." dedim, altında ufak bir tehdit yatıyordu. Bade ve Ajda memnun olmuş gibi bana baktı. "Artık hepimiz gideriz kızlar, bunlarda evde otursun." diye onları gösterdim. Kutay misilleme yapıyordu.

 

Araya Gökhan girdi "Yenge Kutay seni de ikna eder, o kadar emin olma." diye ekledi. Herkesin anlamayacağı ama Kutay'ın anlayacağı o tehditkar gülümseme ile Kutay'a baktım, elini acı verici şekilde sıktım. "Hele bir kandırmaya çalışsın, görsün neler oluyor." diye tatlı tatlı söyledim ama altındaki tehdidi sadece Kutay anladı.

 

Kutay sertçe yutkundu, elini çekti. "Yengeniz haklı, ben onu neden kandırayım ki?" diye onaylamak zorunda kaldı. Bade ve Ajda, tehdit ettiğimi anlamış gibi gülümsediler. "Kutay Karan Aslanbey, müstakbel karısına yeniliyor." diye ekledi Berat. Herkes güldü, ben de güldüm. Kutay utanmış gibi bakıyordu, elini umursamazca salladı. "Yok lan, saçmalama, Rojdan anlayışlıdır." dedi ve kolumu okşadı.

 

Sanki onay istiyormuş gibi bana baktı. "Evet, evet, anlayışlıyımdır." diye gerçek olmayan bir sesle söyledim. Kutay rahatlamıştı ve tekrar gülümsedi. Tekrar telefonumdaki saate baktım. "12:24 geçiyor, gidelim." dedim. Kutay başını salladı, ceketini giydi ve ayağa kalktı. Bizimle beraber onlar da kalktı. Kutay erkeklerle vedalaşıyordu, ben de kızlara döndüm. "Tanıştığımıza memnun oldum, kızlar." dedim.

 

Ajda ve Bade bana memnun şekilde gülümsüyordu. Önce Ajda sarıldı, karşılık verdim ve sarıldım. "Ben de memnun oldum Rojdan." dedi. Kollarıma dokundu. "Artık daha sık görüşürüz." diye ekledim. Ajda memnuniyetle başını salladı. "Görüşelim." diye onayladı.

 

Bade baktım, o da sarıldı, bende sarıldım ona. Sonra birbirimizden ayrıldık. "Seninle tanıştığıma çok memnun oldum Rojdan," dedi ve "Kutay turnayı gözünden vurmuş." diye beni övdü. Geniş bir şekilde gülümsemem arttı. "Öyle." diye katıldım, tabii ki kendimi övecektim onu değil. "Eh, artık bir gün ben sen Ajda, kahve içmemiz şart oldu." diye ekledi.

 

"Olur." dedim. Neticede onları sevmiştim. Ajda ve Bade telefonlarını çıkardılar, bir numara alışverişi yaptık birbirimize. Sonra Kutay hesabı ödedi. O sırada araya girdi "İşiniz bittiyse gidelim, geç oldu," dedi ve saati hatırlattı. Başımı salladım. Sonra Gökhan ve Berat'a baktım ve "Sizinle de tanıştığıma memnun oldum." dedim.

 

İkiside memnuniyetle bana baktı. "Ooo yenge olur mu? Asıl biz tanıştığımıza sevindik." dedi Gökhan. "Evet evet haklı, Badenin de dediği gibi Kutay turnayı gözünden vurdu." diye ekledi. Hafif yanaklarım kızardı, ne diyeceğimi bilemedim. "Sağolun çocuklar." diyebildim. Kutay elimden tuttu. "Hadi hepinize iyi geceler." dedi. Onlar da "İyi geceler, dikkatli olun." diye ekledi, masaya oturdular. Biz de meyhaneden yürüyerek çıktık.

 

Meyhaneden çıkar çıkmaz Kutay'ın elini bıraktım, kaşlarımı çattım. "Sen niye beni milletin içinde öpüyorsun?!" diye çemkirdim. Kutay yorgunlukla iç çekti, "Ulan, sanırsın kucağıma oturttum, ne bu tavır?!" diye çıkıştı. Ellerimi belime koydum. "Oh oldu, bir de onu yapsaydın, senin vururdum." dedim tükürürcesine.

 

Kolumdan tuttu, "Yürü, geç arabaya. Gece gece sokak ortasında çemkirme bana." diye karşı çıktı. Kolumu çekmeye çalıştım, karşı çıkmasına sinirlendim. "Sen kimsin?! İstediğim yerde çemkiririm!" diye itiraz ettim. Kutay'a göz devirdim, kolumdan tutarak zorla arabaya bindirdi. "Pislik herif!" diye çemkirdim.

 

Kutay ağzından nefes verdi, araba kapısını yumuşakça kapattı, etrafta dolandı ve sürücü koltuğuna oturdu. Arabayı çalıştırdı. Sinirle ellerimle oynuyordum. "Dur," dedi, emir verircesine. Koluna vurdum, "Ne duracağım? Bana emir veremezsin!" diye bağırdım. Direksiyonu daha sıkı sıktı, eklemleri beyazladı.

 

"Rojdan!" dedi uyarırcasına. Umursamadım, elimi salladım. "Ne rojdan? Rojdan, Rojdan, Rojdan... Tespih çeker gibi adımı söylüyorsun!" diye kızdım. Elini direksiyona vurdu. "Vallahi çıldıracağım, sabrımı taşırma!" diye bağırdı. O bağırınca sesim tekrar yükseldi. "Naparsın, tekrar mı kaçırırsın?! Tekrar mı ellerimi bağlarsın? Kutay Karan Aslanbey!" diye meydan okudum.

 

Kutay öfkeden yüzü kızarmıştı, kravatını gevşetti ve şakağına masaj yaptı. "Ben seninle ne yapacağım?" diye kendi kendine mırıldandı. Yola bakıyordum, dudağımı tükürüğümle ıslattım. "Hiç mi dur durağı olmaz bir insanın? Sanki keyfimizden yapıyoruz." diye ekledi. Ona baktım ve "Niye onlar bilmiyor mu?" diye sordum.

 

Tripli halde bana baktı. "Bilmiyorlar." diye tek cevap verdi. Tribini fark ettim, of der gibisinden bir bakış attım. "Saçma, bilmeleri gerekir, hele de Gökhan ve Ajda." diye inanmadım. Kutay yumruğunu sıktı. "Gökhan'da Ajda'da Bade ve Beratta esas meseleyi bilmiyorlar." dedi. Merakla kaşlarımı çattım. "Nasıl?" sordum.

 

"Zulal'in kaçtığını biliyorlar ama bizim önceden gizli bir ilişkimiz olduğunu düşünüyor hepsi." diye açıkladı. Resmen yalan söylemişti, çenemi sıktım. "Niye millete yalan söylüyorsun?" dedim. Kutay dalga mı geçiyorsun der gibi bana baktı. "Napsaydım ha?!" diye çıkıştı. Direksiyonu daha sıkı sıktı. "Camii'de anons mu ettirseydim? Ben ve Rojdan anlaşmalı evlilik yapıyoruz diye." dedi isyan edercesine.

 

Gözlerimi saniyeliğine açıp kapattım, stresten dudaklarımı yemeye başladım. "İyi, onların yanında bana dokunma, yani yakın temasta bulunma." diye sessizce söyledim. Kutay stresimi ve sessizliğimi anlamış gibi göz ucuyla baktı ama geri adım atmadı. "Buna alışacaksın Rojdan, bir yıl boyunca bu böyle olacak." diye hatırlattı.

 

"Anladım! Anladım! On kere aynı şeyi söyleme." diye çemkirdim. Bana bakmadı bile sadece başını salladı, "İyi şimdi dudağını yeme." dedi. Göz devirdim, kollarımı kavuşturdum, "Seni ilgilendirmez." diye mırıldandım. Kutay aniden elimi tuttu, tüylerim diken diken oldu, "Çaktırma annen bakıyor." dedi gülümsemesinin altından.

 

Dalgınlıktan unutmuştum tabii ki. Etrafa baktım, annem konağın kapısının önünde bekliyordu. Kutay arabayı durdurdu, elimi çektim, gülümsüyordum. "Ne tutuyorsun elimi o zaman? Zaten görmez." diye mırıldandım dişlerimin arasından. O da benim gibi gülümsüyordu "Garanti olsun diye." dedi.

 

"Garantiliğine senin..." dedim. Devamını getiremeden annem bana yaklaştı, camı tıklattı, indirdim. "Neredesiniz kızım siz?" dedi azarlarcasına. Sertçe yutkundum "Anca anne..." diyebildim. Kutay anneme gülümsedi, "Kusura bakmayın." dedi. Annem Kutay'ı umursamıyormuş gibi baktı, sonra bakışlarını bana çevirdi. "Hadi kızım gel." dedi, itiraz kabul etmiyordu.

 

Kutay'a son kez baktım, "İyi geceler." dedim usulca. Bana baktı, hala gülümsüyordu. "İyi geceler." dedi. Sonra anneme baktı, "İyi geceler Ezo teyze." diye saygıyla ekledi. Annem başını salladı, "Sana da, Kutay oğlum." dedi. Arabadan indim, kapıyı kapattım. Kutay direkt gitti.

 

Annem kolumdan tuttu, endişeli bir ifadesi vardı. "Kızım, sen nerdeydin? Baban merak etti." diye homurdandı. Gülümsemeye çalıştım, "Anca anne, babam izin vermişti." dedim. Bir yandan kolumu tutuyordu, yavaşça konağa girdik. "Olsun kızım, siz sözlü bile değilsiniz, doğru olmaz" sessizce söyledi. Neticede haklıydı ama babamdan bir şekilde izin çıkmıştı. "Sadece 5 dakika geç kaldık." diye itiraz ettim.

 

"5 dakika 5 dakikadır kızım." dedi. Bıkmış şekilde nefes aldım, o sırada Bengi merdivenlerden iniyordu, elinde boş su bardağı vardı. "Rojdan, ne yaptın?" diye sordu. Yorgun şekilde gülümsedim. "Ne yapayım, eğlendim geldim, siz ne yaptınız?" diye sordum. Bengi merdivenden inip yanımıza geldi. "Napalım, televizyon filan izledik, hatta annemle babam amca erken çekildi odalarına." dedi.

 

Anneme şüpheci bakışlar attım. E hani babam kızmıştı, sinirlenmişti? Adam odasına çekilmiş, belki uyuyordu. "Anne?" dedim, şüphe dolu. Annem suçüstü yakalanmış gibi gözlerini kaçırdı. "Baban uyuyordu." diye itiraf etti. Gözlerimi devirdim. Annem bunu görünce kolunu kolumdan çekti. Bengi bizi izliyordu. "Ben merak ettim, edemez miyim? Sen kız çocuğusun, bu zamana kadar dışarıda olman normal değil." diye söylendi. Sesinde trip vardı, yalanı ortaya çıktığı için.

 

Şefkatle gülümsedim, kollarını sardım, yanağından öptüm. "Tamam, kızmadım annem! Hemen triplenme!" diye mırıldandım. Annemin ifadesi yumuşadı ama kızgındı. "Ah benim kızım." diye hayıflandı. Elimin üstünü eliyle okşadı. "Bir daha haber ver tamam mı? Merak ediyorum yavrum, anneyim ben." dedi.

 

"Söz veriyorum, saati saatine her şeyi rapor edeceğim!" dedim. Anneme, bebekken baktığıma kadar masum baktım, triplenmesin diye. Annemin içi gitti, hemen sardı sarmaladı beni, "Ah ben seninle ne yapacağım?" diye hayıflandı; sesi yumuşaktı. Ona yaslandım, "Mhm annemmm." dedim.

 

"Hadi ben yatıyorum, siz de yatın kızlar, burası soğuk." dedi. Yanağımdan öptüm. "Tamam anne." dedim. Bengi de ekledi: "Tamam Ezo yenge, yatarız." Annem merdivenlerden çıktı, odasına gitti. Bengi'yle baş başa kaldık. "Ee, ne yaptınız, nasıl geçti?" diye merakla sordu.

 

Dudağımın kenarını büktüm "Nasıl geçsin, Kutay işte!" diye geçiştirmeye çalıştım, çok yorgundum. Bengi benim tersime çok mutlu görünüyordu. "Hayırdır noldu?" diye sordum. Bengi heyecanla elindeki bardakla oynadı. "Serhat yarın babamla konuşacak ayrılmamız için." diye sevinçle ama sessizce söyledi.

 

Şaşırmadım, biliyordum çünkü Kutay halletmişti ama mecburen şaşkın gibi rol yaptım. "Ya, iyi ne diyecekmiş?" diye sordum. Bengi tereddütle bana baktı, "Bilmiyorum ama ayrıldığını söyleyip buralardan gidecekmiş, iş falan bulmuş öyle söyledi telefonda." dedi. Kaşlarımı çattım, işi Kutay mı bulmuştu? "Haa, ne güzel işte, defolup gider köpek." diye bozuntuya vermedim.

 

"Ay, amin!" dedi Bengi içtenlikle sözlerine devam etti. "Gider de kurtulurum inşallah." diye ekledi. Başımı salladım, esnedim. "İnşallah, maşallah da ben yatıyorum, uykum geldi." diye uykulu söyledim. Bengi hemen başını salladı, itiraz etmedi. "Ben de zaten mutfağa gideceğim, su alıp yatarım sonra, iyi geceler." dedi. Merdivenlere yaklaştım. "İyi geceler." dedim. Hızlı hızlı merdivenlerden çıktım, odama gittim, kapıyı kapattım, yatağa yığıldım, derin, yorgun bir iç çektim.

 

Yatakta doğruldum, botlarımı çıkardım. O sırada telefonuma mesaj geldi. "Bu saatte kim yazar offf." diye yorgunlukla mırıldandım, telefonu aldım.

 

Kutay K.:

Yarın seni Baran almaya gelecek.

 

Rojdan:

Pardon da neden?

 

Kutay K.:

Neden acaba? 10 gün sonra sözleniyoruz, farkında mısın?

 

Rojdan:

Haa, şu mesele bende diyorum neden Baran beni alacak, unutmuşum.

 

Kutay K.:

Off Rojdan, neyse, gelecek yarın alışveriş yapacaksınız.

 

Rojdan:

Pardon da neden? Zaten siz çiçeğinizi çikolatanızı alıp gelmeyecek misiniz? Küçük gizli bir söz olacak.

 

Kutay K.:

Allah'ım, sabır 💆🏻 Sen hani gelinsin ya, elbise lazım olur onun için.

 

Rojdan:

Gerek yok, benim elbisem var. Olmadı, bir şey uydururum, zor değil.

 

Kutay K.:

Bayramlık ağzımı açmayayım diyorum ama gizli de olsa bu bir söz merasimi. Hadi, benim ailemi geçtim, kendi ailen demez mi? 'Bu kız Kutay'la evlenmek istiyordu, şimdi özensiz görünüyor,' diye.

 

Rojdan:

Benim ailem hiçbir şey demez sen kendi ailene bak🙄

 

Kutay K.:

Seninle tartışmıyorum, Rojdan. Ya yarın Baran'ın arabasına binersin ya da ben söz günü sana kendi zevkime uygun bir elbise gönderirim. İyi geceler.

 

Rojdan:

Hey, tamam, yarın giderim. Baran kaçta gelecek almaya?

 

Kutay K.:

Akşamüstü 5 gibi gelir.

 

Rojdan:

Tamam, bu arada bir şey soracağım, bu Serhat'a sen mi iş buldun?

 

Kutay K.:

Boşver oraları kurcalama. İyi geceler.

 

Rojdan:

Mikrop gibisin Kutay, bir soru sorduk, cevap ver.

 

5 dakika geçti cevap yok

 

Rojdan:

Sana da iyi geceler ruh hastası.

 

Bıkkınlıkla telefonu kenara attım, üstümü çıkarmadan pijamalarımı giymeden yatağa uzandım. Yorgunlukla alkol karışınca uykuya daldım.

 

******

 

Sabah odamda Bengi'nin mutlu mutlu çığlıkları ile uyandım. "Rojdan kalk!" diye kolumu dürtüyordu. Yüzümü yastıktan çektim, gözlerim yarı açıldı. "Ne oldu Bengi?" diye sordum, sesim uykudan boğuktu. Bengi mutluluğu ile bunu fark etmemişti. "Ayrıldık!" diye neşeyle duyurdu.

 

Sırt üstü döndüm, gözlerimi okşadım uyanmak için. "Kurtuldum, kına yakacağım valla!" diye konuşmaya devam etti. Yutkundum, dudaklarım kurumuştu. "Mhm." diye onayladım sadece. Bengi yatağın kenarına oturdu, bacağını diğer bacağının üstüne attı. "Senin kınan da yakarız." diye ekledi.

 

Yatakta doğruldum. "Günaydın," dedim neşesiz ve yorgun bir ses tonuyla. Bengi bunu fark etti, kaşlarını çattı. Benim de başım ağrıyordu. "Seni uyandırdım mı?" diye sordu. Yatak başlığına yaslandım. "İyi ki uyandırdın ya, akşamüstü 5'te söz alışverişine çıkacağım." dedim.

 

"Haa." dedi anlayarak. Ben de o sırada komodinin üzerinde duran su bardağını aldım, içtim. "Bilseydim uyandırmazdım, uyurdun, yorgunsundur ama heyecandan ne yapacağımı bilemedim." diye ekledi. Yarım boş bardağı elimde tuttu, gülümsedim. "Ay saçmalama! Sana dedim ya, iyi ki uyandırdın diye." hatırlattım. Komodinin çekmecesini açtım, parol attım ağzıma, tekrar yarım kalan suyu içtim.

 

"Ay ne bileyim ya?" dedi. Göz devirdim, utangaç halini sevmemiştim. Bengi gülümsedi ve bacağıma hafifçe vurdu, "Tamam, tamam, sustum." dedi. Boş bardağı komodinin üzerine koydum, "Sen de gel benimle." dedim. Bengi hevesle gülümsedi, "Valla mı? Gelirim!" dedi.

 

Evet anlamında başımı salladım. "5'te gidiyoruz, Baran gelip bizi alacak," dedim. Bengi kaşlarını çattı, dilini damağına vurdu birkaç kere, hayır der gibi. "Yok, yok, yok, ben vazgeçtim, hayatta gelmem!" dedi. Kollarını kavuşturdu. Anlamayarak ona baktım, "Neden ya?" diye sordum.

 

"O Baran gerizekalısı da gelecek." dedi. Ağzım açık kaldı, Baran'la ne derdi vardı? Çocuk sadece yardım etmişti ona. "Ne alaka kızım? Çocuk sana yardım etti." dedim. Bengi bana gıcık bir şey demişim gibi baktı, "Hıı gördük, Serhat'ın kafasına taş attım, mala bakar gibi baktım, durmadım." dedi. Trip atar gibi omuzunu silkdi.

 

Elimi itiraz eder gibi salladım. "Napsaydı? Ben bile şok oldum,geçirdin kafasına taşı. Baran da bende mala bakar gibi kalmıştık o zaman" diye açıkladım. Bengi saniyelik bir düşünceye daldı, omurgası kamburlaştı. "Of, neyse gelirim tamam." diye geçiştirdi.

 

Yataktan kalktım, makyajımı temizlemek için makyaj temizleme suyu aldım, pamuğa döktüm ve makyajımı silmeye başladım. O ara Bengi de ayağa kalktı, "Hadi kahvaltıya gel, sen geç kalktın diye mutfakta hazırlatacağım." dedi. Başımı salladım, Bengi'ye baktım, "Alındın mı yoksa bana?" diye usulca sordum.

 

Bengi dilini damağına vurdu, reddeder gibi. "Yok be, sende haklısın sanırım, yani ne yapabilirdi ki? Hep o Serhat yüzünden, neyse ki kurtuldum." dedi. Gülümsedim, pamuğu çöpe attım. "Sen iyisin ama değil mi? Çok sakin ve neşeli görünüyorsun bu konuda..." diye endişemi dile getirdim.

 

Bengi'nin yüzünden acı buruk bir gülümseme belirdi. "Derdi veren Allah sonuçta ağlanıp sızlanacak değilim, aksine şükür etmeliyim. Sonuçta ya evlenince öğrenseydim boşanmam zor olurdu," diye şükür etti. Neticede haklıydı, evlenince öğrense daha beter olurdu. "Ama bir kaç gün mecbur üzgün gibi yapmak zorundayım, bizimkiler anlamasın diye." diye espiriyle karışık konuştu.

 

Bengi'ye sımsıkı sarıldım, bir kuzen, bir dost olarak senin yanındayım sözünü davranışlarımla gösterdim. Bengi de sımsıkı bana sarıldı. "Sağ ol..." diye fısıldadı. Kıkırdadım. "Sağ ol, mağol falan yok, her koşulda yanındayım artık, hep buradayım kız." diye moral vermeye çalıştım.

 

"Tamam yeter, bu kadar duygusal an." dedi. Sarılmayı bıraktık, bir yandan merak ediyordum Serhat ne bahaneyle ayrılmıştı diye merak ettim ama üstüne de gidip yarasını deşmek istemedim, sadece gülümsedim. "İyi, tamam, duygusal an yok." diye onayladım. Başını salladı, beni süzdü. "Sen de dünden kalma üstünü çıkar, kahvaltıya gel." dedi. Tamam anlamından gözlerimle onayladım, o da odamdan çıktı.

 

Cilt bakımı yaptım, sonra üzerimdekileri çıkardım, bavuluma yaklaştım. Kombin hazırladım: Omuzlarımı açık bırakan kırık beyaz triko bluz ve belimi saran siyah bir pantolon ile tamamladım. Ardından altında detaylı siyah topuklumu giydim, son olarak altın halka küpelerimi taktım. Sarı saçlarımı dalgalı bıraktım ve kahvaltı için mutfağa gittim.

 

Kahvaltıdan sonra terasta koltuğa oturmuş, Bengi ile kahve içiyorduk. Bir anda telefonum çalmaya başladı. Numara bir yerden tanıdık gelmişti ama çıkaramadım. Ben numarayı çözmeye çalışırken Bengi kolumdan dürttü: "Rojdan, boşver, müşteri hizmetleridir, kampanyaları falan varsa onun için arıyorlardır." diye geçiştirmeye çalıştı. Gözlerimi telefondan ayırmadım. "Hayır, müşteri hizmetleri değil, tanıdığım numarası..." dedim. Sertçe yutkundum.

 

Bengi şaşırdı, yanıma oturdu. "Açsana madem." diye mırıldandı. Yutkundum, telefonu açtım. "Alo," dedim, heyecanımı bastırmaya çalıştım, kalbim güm güm atıyordu kim olduğu ihtimalı aklımdan geçiyordu ama kimse benim yeni numaramı bilmiyordu sayılı arkadaşım ve okul ile bağlantılı olduğumu kişiler de vardı numaram. O tanıdık sesi duydum. "Alo kardeşim," dedi. O an dondum kaldım, abim arıyordu Göktuğ Sarp Ümitoğlu. Yıllarca neredeyse her gün onunla aynı evde büyüdük o bana abilik yaptı 9 yaşıma kadar korudu kolladı babalarımız ayrı olsa da o beni hep çok sevmişti, biz birbirimizin parçasıydık.

 

"Abi sen misin? İnanamıyorum! Gerçekten mi?! Nerden buldun yeni numaramı?!" diye heyecandan üst üste sorular sordum. Bengi bile şaşırmıştı. Abim diğer hatta gülümsedi "Annem verdi, sağolsun. Duydum ki abine haber vermeden evleniyormuşsun, hayırdır?" dedi. Sesinde espirili bir ton vardı, bir yandan da ciddiydi.

 

"Kusura bakma abi, haber veremedim, telefonum kırıldı." diye açıklamaya çalıştım. Bir saniyelik sessizlik oldu. "Sen berdel oluyormuşsun, doğru mu?" diye sordu. Panikledim, ne diyeceğimi bilemedim, yüzüm beyazladı. "E-evet, a-abi..." diye kekeledim.

 

"Bana neden haber vermedin Rojdan? Ben burada korkuluk niyetine mi duruyorum?" diye çıkıştı. Kısmen haklı, kısmen haksızdı. "Abi ben bilemedim, sen 17 yaşından beri yanımda yoksun. İlkokulum bitti, yoktun; ortaokulum bitti, yine yoktun. Lise ve üniversiteyi hiç demiyorum bile..." dedim ve ona olan kırgınlığımı dile getirdim.

 

Yine bir saniyelik sessizlik oldu, abimin iç çekiş sesini duydum. "Haklısın ama öyle gerekiyordu, benim o konakta yerim yok," dedi. Sesi üzgün ve tiz geliyordu. Ağlamamak için burnumu çektim. "Ama geleceksin değil mi? Bak ben evleniyorum, sözüme gel, düğünüme gel," diye söyledim bir umutla.

 

"Söz merasimine gelemem kardeşim ama söz veriyorum, düğün gününü belli olduğunda geleceğim." diye söz verdi. İnanmalı mıydım? Bilmiyordum, inanmak istemedim. O 9 yaşındaki Rojdan gibi bir umuda tutunmak istemedim. Telefonumu sıkıca kavradım. "Tamam o zaman annem sana haber verir abi..." dedim, sesimde umutsuzluk vardı.

 

Abim sesimdeki umutsuzluğu anlamış gibiydi, derin bir nefes alıp verdi. "Kendine iyi bak küçük sarı." dedi. Gülümsedim, gözlerim doldu. "Sen de kendine iyi bak abi..." dedim. Telefonu kapattım, elimde öylece telefona bakıyordum, sessizlik oldu. Bengi en sonunda konuştu: "Abin değil mi?" sessizce sordu.

 

Evet der gibi başımı salladım, Bengi koluyla bana sarıldı. "Gelecek miymiş?" diye sordu. Telefona tekrar baktım, sonra Bengi'ye baktım. "Düğüne gelirim dedi, bilmiyorum gelir mi gelmez mi..." diye açıkladı. Bengi bir şey diyemedi, sadece sarıldı. "Boş ver, gelmezse kendi kaybeder." diye teselli vermeye çalıştı.

 

Silkelendim. Şu an geçmişi veya bunları düşünme zamanı değil. Derin bir nefes aldım. "Şimdi bunu boşverelim, Kutay'a mesaj atayım, Baran erken gelsin, işimizi bitirelim." dedim. Bengi gülümsedi, "Evet." diye onayladı.

 

Rojdan:

Kutay, Baran erken gelsin işi yoksa.

 

Kutay K.:

Niye? Ne oldu?

 

Rojdan:

Yok bir şey, sadece erken bitirmek istiyorum akşamüstü 5'e kalırsa geç olur.

 

Kutay K.:

Tamam, bir saat içinde orada olur, ona göre hazırlan.

 

Rojdan:

Tamam.

 

Telefonu sehpaya bıraktım. "Bir saat içinde gelecekmiş, Baran. Sen hazırlanacaksan hazırlan, Bengi." dedim. Bengi hızla ayağa kalktı, "Tamam, hazırlanıyorum o zaman konağın kapısında buluşalım." dedi. Başımı salladım, odasına gitti. Kahvenin son yudumunu içtim, odama gittim makyaj yapmak için.

 

1 saat çabucacık geçmişti. Hafif, ağır olmayan bir makyaj yaptım, siyah cat-eye güneş gözlüğümü taktım, siyah gold detaylı omuz çantamı aldım. Son olarak siyah, sade bir palto giydim ve odamdan çıktım. Merdivenlerden indim. Tam o anda kapı çaldı. Gülizar açacakken durdum ve "Ben açarım." dedim. Kapıya doğru yaklaştım, açtım. Karşımda takım elbiseli Baran duruyordu. "Yenge, hazırsan gidelim." dedi.

 

"Yok daha gitmiyoruz, Bengi de gelecek, sen arabada bekle." dedim. Baran heyecanlanmış gibi oldu, kravatını düzeltti, ceketinin düğmelerini ilikledi. "Yok yenge ben burada beklerim seninle." dedi. Bana bakmıyordu, konağın içine bakıyordu. Gülmek istedim ama bastırdım. "Hayırdır, Kutay mı söyledi?" diye mahsustan sordum.

 

"Hı evet yenge." diye geçiştirdi. Bana bakmıyordu. Dudağımın kenarı hafiften kalktı ama gülümsemedim, çaktırmadım. "O zaman o abine söyle, onun haddini bildireceğim." dedim. Baran'ın gözleri fal taşı gibi panikle açıldı, bana baktı. "Yok yenge haddini bildirme! Abim demedi aslında ben seni korumak istedim, neticede yengemsin." diye yalan söyledi.

 

Tek kaşımı kaldırdım, sinirlenmiş rolü yaptım. "Tamam, şimdilik affettim." dedim mahsustan. Baran rahatlamış gibi gülümsedi. O sırada Bengi odasından çıktı, merdivenden iniyordu. Baran gözlerini Bengi'ye kilitledi. "Ay kusura bakmayın, geciktim." dedi.

 

Bengi'ye baktım, "Hiç sorun değil." dedim. Bengi merdivenlerden indi, bize yaklaştı, "Gidebiliriz." dedi. Başımı salladım. Önden konak kapısından çıkarken bilerek Baran'ın omzuna omzumla çarptım. Baran anında kendine geldi, boğazını temizledi, "Gidelim." diye gereksiz yere ekledi.

 

Üçümüz de arabaya yaklaştık. Baran şoförün koltuğunun yanındaki koltuğun kapısını açtı. Normalde benim binmem gerekiyordu ama Bengi'ye baktım, "Sen öne bin," dedim. Bengi şaşırdı, "Neden ya? Arkada ikimizin de yer var," dedi. Aklıma binbir türlü bahane geldi, sonunda buldum "Ya benim gitmek istediğim bir mağaza var. Eskiden ikimiz gidiyorduk. Orayı tarif et, ben hatırlamıyorum. Önde daha iyi görürsün," diye bahane buldum.

 

"Boşver orayı şimdi uzak orası." diye bahane buldu. Diliğimi damağıma vurdum. "Yok olmaz oranın elbiseleri kaliteli sözü geçtim normalde giyerim ben alırsam." diye bahane buldum. Bengi memnuniyetsizlikle öne bindi. Baran arabanın kapısına kapattı. Baran'a göz kırptım, anladım diye şaşırdı. "Ayrıldı." diye fısıldadım. Arka koltuğa bindim kapıyı kapattım arkamdan Baran bindi.

 

Araba çalıştı, arka koltukta ikisinin hareketlerini izlemeye başladım. "Buradan sola döneceksin." dedi Bengi. Baran ona baktı. "Tamam da burası çıkmaz sokak değil mi?" diye sordu. Bengi göz devirdi. "Değil, devam et sen! Her zaman gittiğim yeri benden iyi mi bileceksin? Pardon da?!" diye çıkıştı. Kollarını kavuşturdu.

 

Baran, Bengi'nin dediği gibi sola döndü. Gerçekten de çıkmaz sokak değildi. Bengi gururla güldü ve "Bak, çıkmaz sokak değilmiş, değil mi?" dedi. Baran gözlerini yoldan ayırmadı, başını salladı. "Öyleymiş." diye homurdandı. "Şimdi sağa dön." diye ekledi Bengi.

 

Baran sağ döndü. "Tamam şimdi düz devam et." dedi Bengi. Baran onu dinledi, ben de ikisini izledim. 20 dakika geçti geçmedi, mağazanın önünde durduk. "Ha geldik." diye mırıldandım. Arabadan indim, arkamdan Bengi indi. Baran arabayı park ediyordu, biz mağazaya girdik.

 

Çok tatlı bir mağaza çalışanı kız bizi karşıladı. Beni tanımadığı için Bengi'ye yaklaştı, ikimize bakıp "Hoş geldiniz efendim." dedi. Bengi kıza baktı, "Hoş bulduk, kuzenimin yakında sözü var." dedi, bana baktı ve sözlerine devam etti "Onun için elbise bakacağız." diye ekledi.

 

Kız bana baktı, "Buyurun, isterseniz birlikte bakalım." dedi. "Olur bakalım." diye onayladım. Kız Bengi'ye baktı, "Siz de geçin, oturun; size her zaman içtiğiniz bir Türk kahvesi yaptırayım." dedi. Bengi etrafa baktı. "Olur." dedi. Kız paltolarımızı ve çantalarımızı aldı. Hemen Bengi'yle birlikte kahve sipariş etti, beni de mağazanın içinde gezdirmeye başladı ve yeni elbise modelleri gösteriyordu.

 

Birkaç tane seçtim. Sonunda soyunma kabinine gittim, perdeyi çektim. İlki tozpembe renkte, askılı, kare yakalı, bel kısmı drapeli ve önden yırtmaçlı, vücuda oturan uzun bir elbiseydi. Onu denedim. Önce aynada kendime baktım, sonra kabinden çıktım. O ara Baran gelmiş, Bengi'nin yanında oturuyordu. Podyuma çıktım, ikisi de bana baktı.

 

Bengi beni değerlendirici gözlerle süzdü, "Çok iyi." diye yorumladı. Benim pek içime sinmemişti, "Emin misin ya? Çok pembe ve boğucu geldi bana; yine de beğendim." dedim kararsızca. Bengi reddercesine dudağını büzdü. Araya Baran girdi, "İstersen iki tane al, üç tane fark etmez yenge." diye yorum yaptı.

 

Ne münasebet der gibi Barana baktım. "Abin almayacak, ben kendim alacağım, kendi paramla." dedim. Kendimden emindim. Baran'ın yüzü soldu. "Ama abim beni bunun için gönderdi." dedi. Ellerimi belime koydum. "Korkma, ben seni korurum, dayak yemezsin." diye çıkıştım.

 

Bengi kahkaha attı parmağı ile Baran'ı gösterdi "Bırak dayak yesin ne olacak? İki vurur bırakır." dedi. Baran sinirlendi yanakları kızardı "Abim öyle kuru dayak atmaz." dedi. O an dejavu yaşadım. "Korkma yengen dayak yedirtmez sana arkan sağlam." diye güvence verdim. Göğüs kafesime hafifçe vurdum

 

"Yenge," dedi, sanki onu yakmışım gibi. Göz ucuyla uyarıcı bir bakış attım, "Baran," diye uyarı verdim adını söyleyerek. Baran dişlerini sıktı ve sustu. "O zaman ben bu elbiseyi eliyorum," dedim Bengi'ye bakarak. Gözleriyle onaylayıcı bir bakış attı bana, ben de kabine geri gittim ve perdeyi kapattım.

 

İkinci seçtiğim bordo renkte, boyundan askılı bir elbiseydi. Göğüs kısmı dökümlü, bel hattı hafif büzgülü, eteği kısa, kat kat ve dalgalı formdaydı. Diğer elbiseyi çıkardım ve bu elbiseyi giydim. Kendime baktım. Sonra kabinden çıkıp podyuma adım attım. Baran kafasını yana çevirdi. Bengi'nin gözleri fal taşı gibi şaşkınlıkla açıldı. Sessizlik oldu.

 

"Ne oldu? Biri kafasını çevirdi, diğeri üçüncü dünya görmüş gibi bakıyor." diye açıklama bekledim. İkisine de baktım. Baran'ın kafası hala çevriliydi. "Yenge, yani şimdi biraz açık olmamış mı?" diye usulca sordu. Kahkaha attım. "Neresi açık, gayet güzel." diye kabul etmedim Baran'ın dediğini.

 

"Baran yanlış konuşmuyor, gerçekten biraz açık Rojdan hem söz için uygun değil." diye Baran'a katıldı Bengi. Bir an tereddüt ettim, arkamı döndüm, boy aynasına baktım; gerçekten kısaydı ama ben nereden bilebilirim, arkadaş, sanki hayatımda kaç kere sözlendim? Hiç "Hmm." dedim düşünceli bir şekilde.

 

Bengi ayağa kalktı, yanıma yaklaştı, "Bence diğerini de dene. Onu da beğenmezsen yenisini seç. Sonuçta Kutay'ın ailesiyle, annesiyle falan ilk defa tanışacaksın." dedi ve ekledi, "Kayınvaliden." diye vurguladı. Sıkılmış şekilde iç çektim, "Kayınvalidem de gerçek kayınvalidem değil, anlaşmalı evlilik yapacağım." dedim. Hala elbiseyi inceliyordum, Bengi kulağıma yaklaştı, Baran'ı kolaçan etti, kafası hala dönüktü, "Sahte falan, iyi mi kötü biri mi bilmiyoruz; kadına gözünde iyi izlenim bırak. Valla kötüyse sana evliliğini boyunca çektirir, Allah korusun." diye fısıldadı kulağıma.

 

"Çektirir mi?" diye şaşkınlıkla fısıldadım. Bengi onaylamış gibi başını salladı, Baran'ın yanına geri oturdu. Aslında Bengi'nin dediği aklıma yatmış gibiydi. Annesinin adını bilmiyordum, babasının adını bir kere duymuştum; kardeşleri ise zaten malumdu. Aynada son kez kendime baktım, onlara döndüm. "Peki, ben diğerini deneyeceğim." dedim. Kabine geri döndüm, perdeyi kapattım.

 

Üçüncü elbise, bordo renkte ince askılı, omuzları açık kesime sahip, göğüs kısmı hafif dökümlü, bel ve kalça bölgesi oturan, eteği uzun ve önden yırtmaçlı formdaydı. Elbiseyi denerken Baran ve Bengi'nin sohbetine kulak misafiri oldum.

 

"Kafanı çevir, kabine gitti, görmedin, korkma." diye dalga geçti Bengi. Baran rahat nefes aldı, kafasını çevirdi, dalga geçen Bengi'ye baktı "Hayırdır, senin benimle derdin ne? Hadi abimle yengemle neyse." diye sorguladı. Bengi gözlerini hafifçe kıstı, bakışlarını kaçırdı "Ben sizin kökünüzü sevmiyorum." diye fısıldar gibi konuştu.

 

Baran arkasına yaslandı, kolunu koltukta boşluğa uzattı. Bengi arkasındaki kolu fark etti, surat astı. "O zaman gel barış imzalayalım. Bak, senin abin benim kardeşimle evli, yakında abim Rojdan'la evlenecek, akraba olacağız. Boş yere darılmayalım, ne dersin?" diye barış sundu.

 

Bengi hala yine gözlerini kaçırdı, sonra düşündü; Rojdan'ın dedikleri aklına geldi: "Ne alaka kızım? Çocuk sana yardım etti." Rojdan'ın dedikleri aklında yankılandı. Baran'a baktı, elini uzattı, tokalaştılar. "Sırf bana yardım ettin diye barış sağlıyoruz, şansını zorlama." dedi.

 

Baran memnuniyetle Bengi'nin elini sıktı, ardından ellerini çektiler. Sonra kabinden ben çıktım, gülümsüyordum. İkisi de bana değerlendirici bir bakış attı. "Nasıl olmuşum?" diye heyecanla sordum. Bu seferki elbisem güzeldi. Bengi ıslık çaldı, yanaklarım kızardı. "Moda ikonu gibisin valla!" diye gurur duyarcasına dedi.

 

Baran başını salladı, Bengi'yi onaylar gibi. "Bengi haklı yenge, bence bunu al." diye yorum yaptı. Arkamı döndüm, aynada kendime baktım. Harbiden güzel, zarif, asil; ne çok açık ne çok kapalıydı. Söz dedikleri bir formaliteye uygundu. Aynada Bengi'nin yansımasına baktım. "Alayım mı gerçekten?" diye sordum.

 

Bengi hafifçe gülümseyerek onayladı. "Evet, bence bunu al." dedi. Başımı salladım, "O zaman bunu alalım, hem de sıkıldım, eve gidelim artık ya." diye sızlandım. Tekrar onlara döndüm, "Elbiseyi çıkartıp geliyorum." dedim. Kabine gittim.

 

Elbiseyi çıkardım, üstümü giydim. Elimde elbiseyle kabinden çıktım. O tatlı görevli kız geldi yanıma, "Seçtiniz mi?" diye sordu. Gülümsedim, "Evet seçtim." dedim. Kız bana kasaya kadar eşlik etti. Elbiseyi kasadan geçiriyordum, yanıma Bengi ve Baran geldi. Bengi'nin elinden çantam ve paltom vardı. Çantamı aldım, kredi kartımı çıkarıyordum. "Ödendi efendim," dedi, kasanın başındaki.

 

Tam cüzdanımı çıkaracakken kızın dediğini duyunca şok oldum, kafamı kaldırdım kıza baktım. 'Ne demek ödendi?' diye içimden geçirdim. İçi dışı bir insan olarak da hemen sordum "Ne demek ödendi?" diye sordum anında. Kız gülümsüyordu "Kutay Bey ödedi." diye kısaca cevap verdi. Gözlerimi kısarak alıngan şekilde Baran'a baktım, onun nevri attı. "Yenge valla haberim yok." diye kekeledi.

 

Telefonuma bildirim geldi. Hızla titreyen ellerle telefonumu çıkardım.

 

Kutay K.:

Baran'ın suçu yok, onun haberi yoktu. Çocuğun üstüne gitme. Ayrıca elbisende güzelmiş, diğerini almaman iyi oldu.

 

Tek mesajla anında donup kaldım, ne demek Baran'ın suçu yok? Elbiseyi nereden görmüştü? aklım allak bullak olmuştu. Hem şaşırdım hem de bir tık ürktüm, etrafa baktım sonra Baran'a "Senin bu abinin üçüncü gözü mü var?!" diye çıkıştım. Baran şaşkınlıkla ağzı açık kaldı, "N-nasıl yenge?" diye kekeledi.

 

Baran'a da Bengi'ye de mesajı gösterdim. Bengi şaşırmakla birlikte kaşlarını çattı: "Yuh adama bak, FBI gibi mübarek." diye kendi kendine mırıldandı. Baran gözlerini kıstı, mesajı detaylı okudu. Her okuduğunda şaşırmadı: "Abim güvenlik kamerasından bakıyordur." diye açıkladı.

 

Tüylerim diken diken oldu, telefon elimden kaydı. Bengi düşmeden yakaladı. "Allahım ben neye bulaştım." diye hayıflandı. Baran'ın tavrı rahattı, omuzunu silkti: "Korkma yenge." dedi. Bengi Baran'a göz devirdi, elini savurdu: "Ne kadar geniş ve rahatsınız ya? Siz ne biçim bir ailesiniz? Mafya mısınız oğlum siz?! Ne demek kameradan izlemek!" diye çemkirdi Bengi.

 

Baran şaşkınlıkla ve korkuyla geri adım attı ama duruşunu bozmadı. "Ne var yani? Sadece izlemiş vakti yoktu demek ki buradan gelmeye yenge." diye mantıksızca bir savunma yaptı. Bengi koluma girdi, "Kes sesini be!" diye çemkirdi, sonra bana döndü, "Hadi gidelim, yürü." dedi.

 

Gözlerimden öfke akıyordu, kolumu Bengi'nin kolundan çektim. "Bekle," dedim. Deli gibi etrafta dolaştım, herkes bana baktı. Güvenlik kamerasını buldum, tam önünde durdum. Kaşlarım çatılmıştı, elimle keskin bir bıçak hareketi yaptım, seni öldürürüm gibisinden bir hareketti. "Anladın mı Kutay Karan Aslanbey?!" dedim, sesimde tehditkar bir eda vardı.

 

Hop, telefonuma bir mesaj.

 

Kutay K.:

Anladım :)

 

Bengi mesaj gelince telefonu elime vermek için yaklaştı, elime verdi. Mesaja baktım, o imalı, anladım ve gülücük işaretini görünce tek gözüm öfkeden seğirdi. Kameraya baktım: "Sen görüceksin, bu evliliği yaptığına pişman edeceğim, Allah'a her gün dua edeceksin benden kurtulmak!" diye meydan okudum. Hızla hiç kimseyi dinlemeden mağazadan çıkarken çalışan kız elinde siyah büyük bir kutu ile durdu. "Kutay Bey rica etti, bunu almadan gidemezsiniz," dedi.

 

Baran'a baktım. "Al şunu!" diye öfkeyle emrettim, paltomu filan giymeden sadece telefonum elimde mağazadan çıktım. Arkamdan Bengi geliyordu.

 

****

📣 Bu sahneyi şimdi Kutay'ın gözünde göreceğiz.

 

Ofisimde oturuyordum, Barandan mesaj ve konum adresi gelmişti. Orasının sahibini yakından tanıyordum, telefonumdaki tek tuşa bastım ve hop, güvenlik kameraları görüntüleri elimdeydi. Tam da Rojdan, Bengi mağaza girişine denk gelmişti. "Hadi bakalım." diye kendi kendime mırıldandım.

 

Bengi kahve içmek için oturmuştu, gözleri sürekli Rojdan'daydı. Masada parmağımı vurup çekiyordum sürekli, gözlerimi kısmıştım. Bir 15 dakika seçme faslı sürmüştü. Birkaç elbise seçmiş, kabine gitmişti. O ara Baran gelmişti. Baran'la Bengi birbirlerine tuhaf bakış atıyordu. Baran kardeşim merakla bakarken, Bengi de aksine gıcık olmuş gibi bakıyordu. Dudağımın kenarında sırıtış oldu. "Yoksa siz de mi lan?" kendi kendime dedim. Rojdan'la benim hallerim aklıma gelmişti.

 

Rojdan sonunda kabinden çıktı. Kızların toz pembesi dediği bir tarzdan, şık ama zarif bir elbise giyiyordu. Onu süzdüm, "Ne güzel olmuş." diye kendi kendime mırıldandım. Dudağımın kenarında sırıtış oldu. Sonra Rojdan'ın beğenmediğini duydum, içimden sabır çektim. "Neyini beğenmedin acaba? Seninle inatlaşıp bunu beğenmedim desem acaba giyer misin?" diye kendi kendime mırıldandım. Biliyordum, Rojdan'la inatlaşırsam neyi sevmediğimi söylesem, o şeyi hemen yapardı.

 

Elim telefona gitti, onun mesaj sekmesini açtım ama sonra vazgeçtim. Kendi seçmeli diye düşündüm, telefonu bırakıp izlemeye devam ettim. Tabi, durur mu durmaz, geri kabine gitti. Boğazım kurumuştu, yanımda duran su bardağından bir yudum su aldım. Rojdan'ın kabinden çıkmasını bekledim.

 

Tam son yudumu alırken ikinci elbiseyi gördüm, nutkum tutuldu. Suyu yere püskürttüm, öksürmeye başladım. "Bu ne? Allahsız!" dedim kendi kendime. Kime ne anlatıyordum acaba? Eteği biraz daha kısa olsa mahrem yerler görünecekti. Ellerim yumruk oldu, masaya koydum öfkeden. Derin derin nefesler alıyordum, her an patlayacak bomba gibiydim.

 

Rojdan beğendiğini söyleyince daha da dellendim, gözlerim karardı. Yumruğumu o kadar sıktım ki tırnaklarım etlerime geçti. Telefona uzandım, tam o anda Bengi hamle yaptı, ayağa kalktı. Rojdan'ın kulağına bir şeyler fısıldadı; fısır fısır sesi geliyordu, duymadım. Baran'da kafası dönük olduğu için muhtemelen duymuyordur. Rojdan vazgeçti, derin bir nefes aldım. Henüz birinin katili olmamıştım.

 

Rojdan geri kabine gitti, arkama yaslandım. Şimdilik benim için tehlike geçmişti. Sonra Bengi ve Baran'ın konuşmasını duydum, dikkatle dinleyemedim. Aklım Rojdan'daydı ama, Allah var, bunları bir ara ne yapıyor demedim değildi. Sonra Rojdan, güzel ilk elbise kadar zarif bir elbise ile çıkmıştı. Rahat bir nefes aldım. "Nolur bunu beğen, kurban olayım." diye mırıldandım kendi kendime.

 

Rojdan bir süre düşünür gibi oldu sonra Bengi'den onay aldı. Tamamen rahatlamıştım, neşeli bir hale büründüm. Bengi ve Baran kalkarken Rojdan da kabine gitti. Oradaki görevliye mesaj attım.

 

O kırmızı elbiseyi beğendi. Kartımdan çekin, siyah, güzel bir kutuya koyun ve öyle teslim edin, bizzat Rojdan'a.

 

-K.K.A

 

Görevli hemen mesajı gördü önce kasada ki arkadaşına iletti ardından Rojdan'ın kabine yaklaştı, o ara Rojdan çıkmıştı. Kasaya kadar yönlendirdiler. Baran ve Bengi de arkasından gelmişti. Yüzümde geniş ve rahatlamış bir gülümseme vardı. Rojdan, Bengi'den çantasını aldı, elbiseyi ödeyecekti ki...

 

Kasada ki kız her şeyi söyledi.

 

KAHRETSİN!

 

Öfkeyle telefonu fırlattım. "Ben size bunu söyledim mi?" diye kendi kendime bağırdım. Mesaj çok açıktı, kendim ödeyecek gibi gösterseydim gizli gizli izler miydim? Hiç akıl yok! Rojdan'ın tepkisini bekledim. Bir iki saniye dondu, kalbim güm güm atıyordu. Sertçe yutkundum ve tepki anında geldi. Durur mu? Durmaz. Rojdan'ın Barana o bakışını görünce hızla fırlattığım telefonu aldım ve yazdım.

 

Baran'ın suçu yok, onun haberi yoktu. Çocuğun üstüne gitme. Ayrıca elbisende güzelmiş, diğerini almaman iyi oldu.

 

Kısaca mesajımı yazdım, sakin bir tavırla telefonu masaya koydum. Rojda'nın anlık donduğunu gördüm. "Yapacak bir şey yok, karizmamı bozamam." diye kendi kendime söylendim. Baran beni savunduğunu görünce gururla göğsüm kabardı. Eee, tabii ki kimin kardeşi? benim "Aferin lan sana, olayı çözdün." dedim.

 

Bengi Rojdan'ın kolundan tutmuş gidecekken Rojdan onu durdurdu, delirmiş gibi etrafa bakmaya başladı. Ne arıyordu? Güvenlik kamerası, tabi ki! Müstakbel karım o kadar zeki ki hemen bulmuştu. Bulduğu an eliyle bıçak işareti yaptı; bu benim hoşuma gitmişti. Gözlerinin içine baktım, elimle ekrana dokundum, yanağını okşuyormuş gibi okşadım. "Ah ben seninle ne yapacağım?" diye mırıldandım. "Anladın mı Kutay Karan Aslanbey?" dedi, sesindeki o ölüm tehdidini duydum ama korkmadım, aksine etkilendim. Telefonu kaptım, mesaj attım.

 

"Anladım :)"

Tek mesaj.

 

Bengi hemen telefonu ona götürdü, mesajı okudu. Öfkeden gözü seğirmişti, güldüm, hoşuma gitmişti. Sonra tekrar kameraya baktı: "Sen göreceksin, bu evliliği yaptığına pişman edeceğim, Allah'a her gün dua edeceksin benden kurtulmak!" diye meydan okuyan sesini duydum, güldüm ve tek parmağımla tekrar ekranı okşadım: "İmtihanım da olsan, sevincimde olsan her daim başımın tacısın." diye kendi kendime söyledim. O duymuyordu ama bu böyleydi. Onun sinirle mağazadan çıkışını izledim, ekranı kapattım.

 

*****

 

Mağazadan çıkmış öfkeyle yürüyordum, arkamdan Bengi geliyordu koştur koştur. Önümden yeşil gözlü, kahverengi saçlı bir adam geçiyordu; sanki beni tanıyormuş gibi bir bakış attı. Yollarımız kesişti, ben sağa kayıyordum o da sağa kayıyordu ben sola kaydım o da sola kaydı. "Beyefendi, çekilir misiniz?" dedim resmiyetle.

 

Adam bana gülümsedi ama gülüşü hayra alamet değil gibiydi, iyi bir enerji alamadım. "Kendimi tanıtmama izin verin," dedi. Kaşlarımı çattım, ne diyor bu diye bir bakış attım sözünü kesmediğim için devam etti: "Ben Siyam Karahan, Kutay'a selamlarımı söyleyin." dedi. Bakışları üzerimde gezindi, bir an rahatsız oldum sanki beni tarayan bir ruh hastası gibi hissettim. "Siz Kutay'ın neyi oluyorsunuz?" sordum.

 

"Dostuyum." dedi, sesi tiz ve karanlık geliyordu. Elini uzattı, sıkmak istemedim. Sertçe yutkundum. "Siz de müstakbel eşi Rojdan Karaşahsınız değil mi? Sizden çok bahsetti, özellikle çok güzel olduğunuzdan." dedi. Yeşil gözleri gözlerimin derinliklerine bakıyordu; bu normal değildi, asla değildi. Kutay benim güzelliğimden millete bahsetmezdi.

 

Kutay'ın arkadaşı olduğu için saygısızlık yapmak istemedim, belki de yanlış düşünüyordum. Elimi uzattım, elini sıktım; eli güçlü ve sıcaktı bu soğuğa rağmen. Hemen elimi geri çektim. "Tanıştığıma memnun oldum, Siyam Bey," dedim resmiyetle. Başını salladı, hafifçe tebessüm etti. Bu garip durumdan Bengi beni kurtardı. Nefes nefese gelmişti yanıma: "Rojdan, niye bir anda beni peşinde koşturdun? Valla ayaklarıma kara sular indi!" diye hayıflandı.

 

Bengi'ye gülümseyerek baktım. "Kusura bakma," dedim. Kolumla kolunu hafifçe dürttüm, sus der gibi. Bengi, Siyam'a baktı, ne olduğunu anlamadı. İkimiz de mal gibi adama bakıyorduk. "Siz de Rojdan'ın kuzenisiniz değil mi? Ben Siyam Karahan," dedi. Bengi şaşkınlıkla bana baktı, sonra Siyam'a, "Evet siz kim oluyordunuz?" diye sordu.

 

"Kutay'ın dostu çocukluk arkadaşıydı." dedi bunu söylerken dişlerini sıkmıştı, sanki bu düşünceden sinirlenmiş ve rahatsız olmuş gibi. Bengi kolumu kavradı, "Tanıştığımıza memnun olduk, Siyam Bey. Eğer düğüne gelirseniz tanışırız," diye geçiştirdi ve bana baktı. "Hadi, Rojdan, hadi!" dedi. Kolumdan tutarak, beni Siyam'dan uzaklaştırdı.

 

"Kutay'ın çocukluk arkadaşı mı varmış? Allah Allah." dedi şüpheyle. Boşvermeye çalıştım, "Aman, siktir et." diye geçiştirdim. Baran tam bizi arabanın önünde elinden siyah, büyük kutuyla bekliyordu. "Yenge, sinirli misin hala?" diye sordu. Gözlerimi kıstım, "Sanane Baran." diye homurdandım. Baran gülümseyerek arka kapıyı açıp, "Geç yengem, geç. Yorulmuşsundur." dedi. Beni yumuşatmaya çalışıyor gibiydi. Barana bakmadan arabaya bindim, arkamdan Bengi bindi, siyah kutuyu kucağına aldı. Eve doğru yola çıktık.

 

*****

10 gün sonra.

 

Yatağımda en rahat pozisyonu bulmuş yatıyordum, kapı açıldı. "Rojdaan!" diye annemin sesi geldi. Duymamazlıktan geldim. Annem pencerenin perdesini açtı, ışık odama vurdu. Yüzümü yastığa gömdüm. "Anne, git yaa!" diye bağırdım. Annem bana yaklaştı ve yastığı kafamın altından aldı. Ağlar gibi yaptım. "Kalk! Biz senin sözün için hazırlanıyoruz, sen domuz gibi uyuyorsun." diye çemkirdi.

 

Dudaklarımın büzdüm. "Anne, 5 dakika daha," diye yalvardım. Annem terliğini ayağından çıkardı eline alsu. "Atarım terliği, anne terliği yersin bu yaşından sonra," diye tehdit etti. Gözlerim faltaşı gibi açıldı, yataktan fırladım. "Ha, şöyle uslu ol, vallahi yeter! Evlilik çağına geldin! Çamış gibi yatma!" dedi, terliğini geri ayağına giydi.

 

Kalbim gümbür gümbür atıyordu, terliği yerine ayağına geçirince rahatladım. Annem bana yaklaştı, sarı saçlarımı düzeltti. Bir anda duygusallaştı ve "Yavrum, kuş olup uçuyor." dedi. Ağlamamak için burnunu çekti, gözlerim doldu. Saçımda duran elinin birini aldım ve avucunu öptüm. "Anne, yapma, ben burada olacağım artık ne güzel işte, sık sık görüşürüz, gelirim." diye teselli verdim.

 

"Bu farklı, resmen evleniyorsun, ailen olacak, kocan, çocukların olacak..." dedi. O an anlaşma aklıma geldi, anneme yalan söylediğim için pişmanlık duyuyordum ama elimden ne gelirdi? Mecburdum. "Benim tek ailem sizsiniz." diye düzelttim. Annem kaşlarını çattı, itiraz edercesine, "Kızım öyle deme, ailen olacak senin, bir daha duymayım, biz farklıyız, kocanla olan ailen farklı." diye beni düzeltti.

 

"Ama anne." diyebildim, sözüm kesildi. "Aması yok bu böyle sana bir tavsiye vereyim mi?" dedi. Tavsiyesini merak ettim, merakla başımı salladım. "Hiç baskılara uyma, hemen çocuk yapma yavrum, kocanla birbirinizi tanıyın." dedi. Oysa bizim hiç çocuğumuz olamayacaktı. Ne diyeceğimi bilemedim, sahte bir gülümseme, utanç yerleşti yüzüme. "Tamam anne." diyebildim.

 

Annem gülümsedi, "Utanma kızım." dedi ve sırtıma hafifçe vurdu. Gözleri doldu, sımsıkı bana sarıldı, saçlarımı okşadı, "Daha fazla saklayamayacağım yavrum." dedi. O sözleri söyleyince kalbim tekrar güm güm atmaya başladı. "Bu evliliği ilk söylediğin günden beri kalbime bir yumru oturdu sanki bir şey olacakmış gibi hissediyorum, hayırlısı..." dedi.

 

Kalbimin çarpıntısı dindi, derin bir nefes verdim. Muhtemelen sakladığım şeyler yüzünden böyle hissediyordu. Annemin kalbine dokundum. "Hiçbir şey olmaz annem, senin duaların yeter." dedim. Annem başını salladı, "İki evladıma sütümde, duamda helal olsun, sizi korusun yavrularım." sessizce söyledi ve daha sıkı sardı.

 

İki evladım deyince aklıma abim geldi, anneme sarılmayı bıraktım. "Abim demişken..." diye cümleye başladım. Annem hevesle böldü, "Yarın geliyor." dedi. Gözlerim şok ve sevinç karışımı parladı, yarın geliyordu yıllar sonra... "Gerçekten mi?" diye sordum, inanamadım.

 

Annemin mutlulukla gözleri parladı. "Evet yavrum, abin senin için geliyor." dedi. Gülümsemesi genişledi. "Güzel, iyi, hadi tutma beni anne, hazırlığa yardım etmem gerekiyor." dedim. Enerji depolamış gibi oldum, uykulu modundan çıkmıştım. Annem bunu görünce sevindi. "Sen kendine gel, hemen mutfağa gel, annesinin ballısı." dedi ve yanaklarımı sıktı. "Tamam anne." dedim. Annem odamdan çıktı.

 

Hızla tuvalete gittim, kendimi topladım. Mutfakta koştum, önce kahvaltı yaptım. Esas hazırlık yeni başlıyordu. Sonra işimize koyulduk. Bengi ve Azade yengem baklava ile uğraşıyordu. Annem etli pilav yapmaya başlamıştı. Ümmü abla da sarma sarmaya girişti. Gülizar da temizlik yapıyordu, ben de tatlı tuzlu kurabiyeleri hazırlıyordum.

 

Zaman su gibi akıp geçmişti, hepimiz harıl harıl çalışmıştık. Artık hazırlanmam gerekiyordu. Kurabiyeler hala fırındaydı. Elimi yıkamaya başladım. "Gerisini siz halledersiniz, değil mi? Gelmelerine az kaldı da." diye sordum. Hep bir ağızdan "Hallederiz." lafı çıktı. Gülümsedim, bu dayanışmayı seviyordum. Hızla koşarak odama gittim.

 

Hızla duşa çıktım, yıkandım, bornozumu giydim, saçlarımı kuruttum ve hafif dalgalı bir şekil verdim. Bu halini seviyordum. Sonra soft ve sade bir makyaj yaptım. Banyodan bornozumula çıktım boş olan gardırobuma yaklaştım. Siyah kutu 10 gündür oradaydı, onu aldım ve yatağımın üzerine koydum. Kutunun kapağını açtım. Bordo renkte, ince askılı, omuzları açık kesime sahip, göğüs kısmı hafif dökümlü, bel ve kalça bölgesi oturan, eteği uzun ve önden yırtmaçlı elbisem beni karşıladı. Yavaşça yatağın üzerine serdim. Bornozumu çıkardım ve elbiseyi üzerime geçirdim. Boy aynasında kendime baktım. Son olarak parfüm sıktım.

 

Kapının tık tık çalındığını duydum. "Gel," dedim. Boy aynasında kendime bakıyordum, usulca kapı açıldı. Babam girdi, aynadaki yansımasını görünce şaşırdım ve döndüm. "Baba..." dedim. O patlamamdan sonra bir daha doğru düzgün konuşmamıştık. "Müsaitsin değil mi? Çaldım ama kapıyı." diye usulca söyledi.

 

"Yok estağfurullah olur mu öyle? Müsaitim, gel dedim. Ellerimi oynuyordum, gergindim. Kalbim ışık hızıyla atıyor gibiydi. Babam beni süzdü, buruk bir gülümseme belirdi yüzünden. "Maşallah, su gibi geçti zaman, gelinlik kız oldun." dedi. Sanki sessizce söylemişti, kendine itiraf edemiyordu.

 

Benim de yüzüme buruk bir gülümseme yerleştirdim, başımı salladım. "Büyüdüm tabii." diyebildim. Babam bana yaklaştı, saçımı okşadı. Arada bunu yapardı, hep garipsersdim çünkü sevgi olarak gösterdiği tek şey başımı okşamasıydı bir salise bile olsa "İnsan evladının tahtını yapar da bahtını yapamazmış." dedi. Sesinde pişmanlık kırıntısı vardı, kalbimde acı hissettim.

 

Elini uzattı öpmem için. "Ben senden razıyım kızım, Allah senden razı olsun." dedi. Dişlerimi sıktım, sertçe yutkundum, elini öptüm ve alnıma koydum. "İnşallah." Diyebildim, yine sadece. Babam alnımdan öptü, gözlerim doldu, sımsıkı sarılmak istiyordum ama yapamazdım, buna cesaretim yoktu. Sadece buruk bir gülümseme ile baktım. "Sen hazırlan yavrım, ben çıkayım." dedi, arkasını döndü ve çıkmak üzereydi.

 

"Özür dilerim, kötü bir evlat olduğum ve seni sürekli başarısızlığa uğrattığım için hakkını helal et," dedim. Bir elimle diğer elimi gizliyordum, çünkü yumruk olmuştu. Cevap ne olacaktı? Benimle gurur duyuyor muydu, yoksa babamın gözünde namussuz muydum? Bunu öğrenmek istiyordum.

 

"Helal olsun kızım," dediği tek şey buydu. Sonra odamdan çıktım. Benim babam beni resmen kötü görüyordu.

 

Elim ağzıma gitti, sıkıca kapattım. Yatağa oturdum, ağlamamak için iç sesimle konuşuyordum: "Şşş hayır Rojdan, sen öyle değilsin, sakin ol." diye teselli vermeye çalışıyordum kendi kendime. Bir hıçkırık kaçtı ağzımdan ama ağlamadım, direndim.

 

Ağlamadı o akşam. Asla ağlayamazdım. Ayağa kalktım, boy aynasında kendime baktım, çeki düzen verdim yüzüme. Zoraki bir gülümseme yerleştirdim. Odamdan çıktım, mutfağa gittim. Hiçbir şey olmamış gibi...

 

Herkes hazırlıkları bitirmişti. Annem, yengem ve Bengi odalarına çekilmişler hazırlanıyorlardı. Ümmü abla da yaptıklarımızı sunum tabaklarına koyuyordu. Beni hemen fark etti, "Rojdan kızım, yine burdasın?" diye sordu. Yaklaştım, bir tabağı elinden aldım ve sunum sarmaları koymaya başladım. "Hazırlandım, sana yardım etmeye geldim." diye açıkladım.

 

Hemen panikledi, tabağı elimden aldı. "Olmaz öyle kızım! Üstüne bir şey bulaşır, lekelenir falan yok," dedi. Dilini damağına vurdu. "Ama-" itiraz edemedim. Bana kurabiyeyi sunum tabağını verdi. "Hadi git bakayım, götür bunları salona," dedi. Başımı salladım, mecburen salona gittim.

 

Kocaman bir masa hazırlanmıştı, süslenmişlerdi bayağı. Benim bunlardan haberim yoktu, ilgilenmemiştim. Muhtemelen Bengi'nin marifetleriydi. Gülizar ise hala bardak silmekle meşguldü. Elindeki sunumu tabağına, olması gereken yere bıraktım. "Gülizar, hadi bırak sen bunları, temiz oldu." diye ikna etmeye çalıştım.

 

Gülizar panikledi. "Hiii yok! Valla annemin beni çimdik manyağı yapar!" diye panikledi. Güldüm, elindeki bardağı aldım ve masaya koydum. "O zaman annen bakalım beni çimdik manyağı yapsın, görelim." dedim. Gülizar gülümsedi, itirazlarımı görmezden gelmedi ve bıraktı. "Hadi sen de git hazırlan, süslen." diye ekledim. Gülizar'ın yanakları kızardı ve koşarak çıktı.

 

Gülizar'ın ardından annem bir hışımla girdi, "Aman ne güzel olmuşsun kızım." dedi. Etrafımda yavaşça döndüm, "Öyle valla, sen hazır mısın?" sordum. Annem bir yandan masayı hazırlıyordu, "Hazırım." dedi. Gülümsedim. "Eh, yavaş yavaş aşağı inelim o zaman." diye tavsiye ettim.

 

"Doğru kız unuttuk, hadi." dedi. Kolumdan tuttu, bir hışınla beni konağın avlusuna götürdü. Arkamızdan Bengi geldi, "Geliyorlar! Baran bana yazdı, şimdi." diye panikleyerek söyledi. Hangisine şaşırsam bilemedim: Baran'ın numarasının Bengi'de olmasına mı, yoksa hala diğer aile üyelerinin gelmemesine mi?

 

Panikledim artık doğal olarak. "Hadi diğerlerini de çağırın, gelirler şimdi." dedim. Bengi koşarak yukarı çıktı, herkesin odasına dalmaya başladı. Garibim kızı ne yapsın? Herkes birer birer indi, bütün Karaşah kadrosu tamamlanmıştı. Zulal bile inmişti, hepimiz bekliyorduk.

 

Üç siyah araba konağın önünde durdu.

 

Tak! Tak!

 

Kapı çaldı, yutkundum. Annem kolumu dürttü, yavaşça kapıya yaklaştım ve açtım. Karşımda ilk Kutay'ı gördüm; elinde çiçek ve çikolata vardı. Yavaşça aldım, kapıyı sonuna kadar açtım. Önce Kutay'ın babası Şerwan Ağa girdi. Bu sırada Kutay, benim büyük aile üyelerimin elini öpüyordu. Şerwan Ağa yaklaşınca "Hoş geldiniz." dedim. Elini öptüm ve alnıma koydum.

 

O memnun bir şekilde gülümsedi. Sonra sıra Kutay'ın annesine geldi. Adını bile bilmiyordum ama bakışları tehlikeliydi. Beni süzdü, elini uzattı,elini öptüm alnıma koydum. "Hoş geldiniz." dedim. Gülümsüyordum. "Hoş buldum." dedi gergin gergin gerilirken. "Ben Avjin, Kutay'ın annesiyim." diye kendini tanıttı. Sıcak bir gülümseme ile ona baktım; o bana öyle bakmıyordu. "Memnun oldum bende, Rojdan." diye tanıttım. Kafasını çevirdi ve devam etti.

 

Şok oldum, bakaldım, ardından Baran girdi, mutluydu. Elini uzattı, tokalaştık. Sonra Miran girdi, onunla da tokalaştım. Sonra, 4 tane koruma gibi giyinen 4 adam girdi. Ellerinde bir tepsi baklava olmak üzere bir sürü hediye vardı, sayamadığım kadar çoktu. Yutkundum. Babam "Sağ olun, varolun." diye teşekkürlerini sundu.

 

Fazla soğukta durmadık, üst kata çıktık, salona girdik. Ben ayaktaydım, herkes oturmuştu. "Kahvelerinizi nasıl alırsınız?" diye sordum. Ajvin değerlendirici bir bakış attı, "Ben şekerli beyim, ve oğullar da sade." dedi. Beni zor duruma sokmuştu. Kutay annesine uyarıcı bir bakış attı ve Şerwan ağa araya girdi, "Bizim hepimize sade yap kızım." diye düzeltti. Rahatlamış şekilde gülümsedim, anneme baktım, "Bize de sade yavrum." diye o da ekledi.

 

Bengi ve ben mutfağa gittik. Ümmü abla oradaydı, Allahtan kahve yapmaya başlamıştı. "Abla, seni de uğraştırdık..." dedim mahcubiyetle. Ümmü abla, 'Ne münasebet!' der gibi baktı. "Ne uğraştırması, yavrum? Ben kahveleri yaparım, Bengi'yle sen de Damat beyinkini yap." dedi.

 

Başımı salladım, hızlıca cezveyi çıkardım kahve döktüm ardından su döktüm, elim şekere gitti. Bengi durdu, "Hey! Hey! Şeker değil!" dedi. Şaşırdım, kaşlarıma çatarak ona baktım, "Neden?" sordum. Bengi kaşlarını çattı, tuzu aldı, "Neden olacak? Tuz koyacağız!" dedi ciddiyetle.

 

"Bengi!" diye uyarıcı şekilde söyledim ve tuz kabına uzandım, vermedim. "O zaman suyuna katacağız, hiç kıymamazlık yapma!" dedi. Ümmü abla güldü "Bengi bırak, koymuyorsa koymasın, zorlama kızı, kıyamıyor." dedi. Elimi belime koydum, umursamaz tavır takındım. "Kıyarım, göreceksiniz!" diye inatla söyledim.

 

Kenarda duran balı aldım, ocağın altını açtım, cezveyi koydum. "Bengi, sende suyuna tuz koy." dedim. Bengi'nin ağzı hafifçe açık kaldı, suyu doldurdu, yeterli miktarda tuz koydu. Bende kahvenin pişmesine yakın iki tatlı kaşığı bal koydum. "Kız, o çok!" diye uyardı Bengi. Onu duymadım, zevkle kahveyi karıştırdım.

 

Ocağı kapattım, kahveyi fincana döktüm, fincanı sunumu tepsisine koydum. Sonra suyu aldım, koydum, her şey hazırdı. Ümmü abla da hazırlamıştı tepsiyi, o Bengi'ye verdi. Ben önden elimde tepsiyle yürüdüm, Bengi arkamdaydı, diğer tepsiyi taşıyordu. Yavaşça salona girdim, Kutay'a doğru yürüdüm, tepsiyi önüne bıraktım, yanına oturdum.

 

Kutay kahveyi parmaklarının arasına aldı, dudaklarına götürdü. Bir yudum aldı, yüzü ekşidi; muhtemelen çok şekerliydi. Hafifçe tebessüm ettim, herkes bize baktı. Hemen suya atıldı, o da tuzluydu. İçtiği an öksürdü. "Oğlum, iyi misin?! Su verin, su!" diye araya girdi annesi.

 

Kutay drama queen annesine baktı, sus der gibi. Annesi hemen sustu, "İyiyim, sorun yok." diye açıkladı. Sonra kahveyi aldı, tek bir dikişte bitirdi. Eh, haliyle içi yandı. Bu sefer tuzlu suyu aldı, onu da tek dikişte içti. Yüzü kızarmıştı. "İyi misin?" diye fısıldadım.

 

Kutay bana baktı, dişlerini sıkıyordu. "Çok iyiyim, sayende sen nasılsın?" diye sordu. Kızaran o yüzüne baktım, çok komik geliyordu, gülümsemeyi bastırdım. "İyiyim." dedim. Şerwan ağa boğazını temizledi. "Ben konuyu uzatmayacağım, herkes neyin ne olduğunu biliyor." dedi, hepimize baktı ve devam etti. "Allah'ın emri, peygamberin kavli ile kızınız Rojdan'ı oğlumuz Kutay istiyoruz." dedi.

 

Babam boğazını temizledi, anneme ve bana baktı. "Önce kızıma sormam gerek," dedi. Doğrudan bana baktı. "Sen Kutay'la evlenmek istiyor musun kızım?" diye sordu. Kutay'a baktım; kendinden emin görünüyordu, haliyle benden emindi. "Evet istiyorum baba," dedim, Kutay'a bakarak.

 

Kutay'ın yüzünden nadiren görebileceğim bir gülümseme oluşmuştu, mutluydu. Basbaya mutluydu. Bakışlarımı kaçırdım, babama baktım. "O zaman verdim gitti, hayırlısı olsun." dedi. Evet, artık resmen sözlüydük, Kutay ve ben. Ayağa kalktık, Bengi yüzük tepsisini getirdi. En büyük olarak babannem geldi. Kutay babanneme ters ters baktı, kolunu dürttüm.

 

Önce bana söz yüzüğünü taktı, sonra Kutay'a ardından kırmızı kurdeleyi de kesti. "Hayırlısı olsun." diye ekledi. Önce onun elini öptük, sonra ben Kutay'ın annesinin babasının elini öptüm. O sırada Kutay benim ailemin elini öpüyordu, sonra sıra değiştirdik ve en sonunda bu mıç mıç merasim bitti.

 

Kutayla yan yana duruyorduk. İlk olarak Kutay'ın annesi elinde kırmızı bir kutuyla yaklaştı, açtı. İçinde altın renkli bir takı seti vardı. V formunda kolye, küpe, yüzük ve bileklikten oluşan, taşlı yüzeye sahip bir takımdı. Hiç benlik değildi, ben altın sevmezdim ama mecburen takımı taktım, elinden öptüm, alnıma koydum. "Sağ olun, teşekkür ederim," diyebildim.

 

Avjin hanım göz devirdi, yerine geri geçti. Sonra Şerwan ağa geldi, 3 tane burma bilezik taktı. Sonra annemle babam yaklaştılar,Kutay'a altın lüks bir saat ve kol düğmesi taktılar. Ardından diğer aile üyeleri... Bir ara o kadar sıkıldım ki boğulacak gibi hissettim ama sonunda bitmişti.

 

Herkes yerine oturup ikramlar dağıtılırken Bengi elinde fotoğraf makinesi ile çıktı: "Bugün çekmek gerekir diye düşündüm." dedi, haksız da değildi. Hiç kimse itiraz edemedi, herkesle tek tek fotoğraf çektirdik. Aile fotoğrafı filan da çekildi, sadece Ben ve Kutay kalmıştı.

 

"Eh, genç çift çekeyim." dedi. Biz birbirimize baktık. "Gerek yok." dedik aynı anda, sonuçta anı biriktirmeye gerek var mıydı? Belki vardı, belki yoktu. "Hadi!" dedi, itirazımızı kabul etmedi. Yavaşça Kutay'ın önüne geçtim, o belime dokundu, poz verdik. "Şş!" dedi Kutay.

 

Ve flaş patladı... CLİCK!

 

bir bölüm sonu dahaaa diğer bölümü henüz yazmadım yazdığımda buraya da atacağım beğendiyseniz nee mutlu bir sonraki bölüm çook heyecanlı bir bölüm olacak inşallah 🙏🏻

Bölüm : 20.01.2026 21:08 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...