5. Bölüm

5 bölüm ||kanlı düğün||

⋆.𐙚 ̊.
meizzo_

Flaş gözlerimi acıtmıştı, kırpıştırdım. Kutay gözlerimin derinliğine bakıyormuş gibi bakıyordu sanki, gözlerimi ezberliyormuş gibi. O büyülü anı Bengi'nin sesi bozdu, boğazını temizledi. "Öhm, çektim, bitti." diye uyardı. Kutay'ın elini belimden çekti, ben de yan tarafına geçtim, aramıza bir parmak kadar mesafe koymuştum.

Annem bana uyarıcı bakışlarla bakıyordu. Başta anlamadım ne yapmam gerektiğini, sonra gülümsedi ve misafirlere baktı. "Eh, ikramlara geçelim artık." dedi. Hemen kafama dank etti. Bengi'yi de kolundan tuttum, masaya çektim. Tabakları hazırlamaya başladık: biraz sarma, biraz etli pilav, birer tane Kutayların getirdiği baklavadan ve birer tane de yengemle Bengi'nin yaptığı baklavadan koyduk. Sonra kendim hazırladığım kurabiyelerden tabaklara koyuyorduk.

Tek tek herkese servis yaptık Bengi'yle birlikte. Sonra ben elimde tabağımla Kutay'ın yanına oturdum ve yemeye başladım. Kulağım sıcak bir nefes hissetti. "Hangilerini sen yaptın?" diye fısıldayarak sordu. Lokmayı yuttum, ona baktım. "Kurabiyeler." diye yanıtladım. Kutay memnun şekilde gülümsedi, neden sorduğunu asla anlayamadım. "Neden sordun?" diye ekledim.

"Hiç merak ettim." diye kısaca yanıtladı. Tek kaşımı kaldırdım, yüzüm bir anlığına ifadesizleşti çünkü sorularını anlamadım. "Niye soruyorsun?" diye tekrarladım. Cevap almaya kararlıydım. Kutay'ın dudağının köşesi yukarı kıvrıldı. "Hamarat mısın diye merak ettim, mazallah sonra aç kalırım filan." dedi arsızca. Hop, ağzına bir kurabiye attı ve çiğnemeye başladı.

Dudaklarımı inci bir çizgi haline getirdim, gözlerimi kıstım, bakışlarım serleşti. "Ben sana yemek filan yapmam." diye fısıldadım. Kutay hala alaycı gülümsemesini sürdürüyordu. "Görürüz bakalım." diye mırıldandı. Ona karşılık verecekken Avjin Hanım araya girdi, "Ee Rojdan kızım nasılsın?" diye sordu.

Zora ki bir gülümseme ile gülümsedim, Avjin Hanım'a baktım. "İyiyim, Avjin teyze, siz nasılsınız?" diye cevaplayıp sordum. Avjin Hanım bana değerlendirici bir bakış attı, sanki ona anne dememi bekliyormuş gibi. "İyiyim valla, ee sen neler yapıyorsun? Okuyor musun?" diye sordu.

Şaşkınlıkla Kutay'a kaçamak bakışlar attım. Bir adam evleneceği kadından hiç mi bahsetmezdi? Onu geçtim, o kadar beni kaçırmıştı ki tek kelime bile etmemiş miydi? Yavaşça bakışlarımı Avjin Hanım'a çevirdim. "Evet, okuyorum." diye kısaca yanıtladım. Kadının anında yüzü düştü resmen. "Ne okuyorsun?" diye sordu.

"Hacettepe avukatlık." diye yanıtladım gururla. Bir an durdu, memnuniyetsiz bir bakış attı. "O zaman bırakırsın, evleniyorsun, çoluk çocuğa karışacaksın." diye ufaktan ikna etmeye çalıştı. Yüzüm bir anlığına tekrar ifadesizleşti, gülümsemem soldu, kaşlarımın arasında çizgi oluştu. "Gerek yok anne, biz anlaştık." diye araya girdi Kutay. Herkes bize bakıyordu, sessizlik oluşmuştu.

Avjin Hanım Kutay'a baktı, bu çocuk ne saçmalıyor gibi bir bakışı vardı. "Olur mu öyle oğlum? Siz evleniyorsunuz, karını nasıl tek başına Ankara'ya göndereceksin?" diye itiraz etti. Kutay'ın ifadesi sertleşti, kaşları öfkeyle çatıldı. "Ben öyle bir şey söylemedim ana, nereden çıkardın?" dedi. Herkes şok olmuştu, sertçe yutkundum ve bakışlarımı yere çevirdim.

Oğlunun ona karşı çıktığını görünce bana ufak düşmanca bir bakış attı, sonra Kutay'a baktı. İfadesi yumuşadı, "O zaman ne yapacaksınız?" diye sordu. Kutay aniden elime dokundu, gözümün ucuyla ona baktım. "Ankara'ya gidip geliriz, zaten işlerin bir kısmı orada." dedi. Ses tonu tartışmaya yer bırakmıyordu.

Avjin bakışları bir an duraksadı, sonra bana baktı. "İyi oğlum, nasıl uygun görüyorsan öyle olsun," diye memnuniyetsizlik içinde söyledi. O an anladım bu kadın bana rahat vermeyecekti. Kutay elimi okşadı, çekmeye çalıştım ama daha sıkı tuttu. Kafasını çevirdi ve bana uyarıcı bir bakış attı.

Dudaklarımı Kutay'ın kulağına yaklaştırdım. "Bırak elimi." diye uyarıcı bir şekilde fısıldadım. Elimi daha da kavradı, parmaklarımı parmaklarının arasına geçirdi. "Neden bırakacakmışım, pardon?" diye fısıldadı. Kaşlarımın arasında çizgi oluştu, dudaklarım ince bir çizgi halini almıştı. "Çünkü ayıp." diye yanıtladım.

"Neresi ayıp olmuş bunun? Sen benim müstakbel karımsın." diye vurguladı. Parmaklarımı açtım, elimi çekmeye çalıştım. Uyarıcı şekilde elimi sıktı; yüzünde yeter artık ifadesi vardı. Bende bıkmış gibiydi. "Bırakır mısın, müstakbel kocacığım?" diye laf soktum. Dudağımın köşesi alaycı şekilde kalktı.

Derin bir iç çekti, elimi bırakmadı ama tek kelime de etmedi. Alaycı tavrım soluverdi, kaşlarımı çattım. "Hey, bıraksana." diye fısıldadım. Kutay yüzünden bıkmış bir ifadeyle bana baktı. "Susmaz mısın sen hiç?" diye isyan etti. Alaycı gülümsemem geri geldi. "Yok susmam, alıyorsan beni böyle kabul edeceksin." diye misilleme yaptım.

Bu sefer Kutay benim kulağıma yaklaştı, "Sustarmasını iyi bilirim o zaman müstakbel karıcım." diye bir tık tehditkar, bir tık alaycı şekilde söyledi. Tüylerim diken diken oldu, sertçe yutkundum, parmaklarımı bütün gücümle onun parmaklarından çektim. "Ukala!" diye fısıldadım. Kutay benim duyabileceğim şekilde ufak bir kahkaha attı sadece. "Küstah." diye yanıtladı.

Şerwan ağa'nın boğazını temizlemesiyle konuşmamız son buldu. İkimiz de ona baktık. "Madem bu evlilik olacak, tekrar dünür olacağız," dedi. Amcamlara ve Zulal Berithan'a baktı, "O zaman barışın tamamen sağlanması gerek." diye ekledi. Amcam Şerwan ağaya baktı, "Haklısınız, biz sizden kız aldık-" diye devam edemeden Kutay sözünü kesti, "Kaçırdınız." diye düzeltti. Öfkesi tekrar alevlenmiş gibi dişlerini sıktı.

Zulal mahcup şekilde başını eğdi, yere bakıyordu. Berithan ise direkt Kutay'a bakıyordu gözleri öfkeyle kısılmıştı. Şerwan ağa, Kutay'a uyarıcı bir bakış attı. Neticede Kutay da beni kaçırmıştı. "Ama siz de Rojdan'ı kaçırdınız." diye savundu amcam. Şerwan ağa ortamı yumuşatmak için babacan bir tavır takındı ve gülümsedi. "Şimdi bunların konuşulma sırası değil, siz bizden kız aldınız, biz de sizden," diye düzeltti. Sonra babama baktı: "Değil mi, dünür?" diye desteklenmek istedi.

Babam da babacan bir tavır takındı. "Öyle elbette, geçmişi konuşmanın manası yok, geleceğe bakılmalı." diye tasdikledi. Şewan ağa başını onaylayıcı şekilde salladı, amcam sözlerine devam etti "Velhasıl biz Rojdan ve Kutay'ın düğününden sonra bir düğün yapmak istiyoruz." diye ekledi. Kutay gergin gergin geriliyordu; bir eli yumruk olmuştu, bir bacağını titretiyordu. Yumruk olan eline dokundum, "Sakin ol." diye fısıldadım. O an garip hissettim; elini bile tutmak istemediğim adamı sakinleştirmeye çalışıyordum.

Kutay bana baktı, yumruk olan elini gevşetti, titreyen bacağını durdurdu ama hâlâ öfkeliydi. "Kusura bakma." diye fısıldadı. Elimi tekrar kucağıma koydum, "Sorun yok." diye fısıldadım. Konuşmaları dinlemeye devam ettim. "O vakit çocuklar ellerimizi öpsün." diye öneride bulundu Şerwan ağa. Amcam, Berithan'a baktı, hadi gibi bir bakıştı.

Berithan ve Zulal ayağa kalktı. Önce Şerwan Ağa'nın elini öptüler, sonra Avjin Hanım'ın. Çok duygusaldı, hemen kızına sarıldı ve saçını okşadı. Sıra Kutay ve bana gelmişti. Ben çok gergindim; sanki Kutay her an kafa göz dalacakmış gibi geliyordu. Kutay kolumu kavradı, benimle beraber ayağa kalktı, kolumu bıraktı ve bir abi tavrıyla elini uzattı. Resmen elini Berithan'a öptürecekti. "Öp, abin sayılırım." dedi. Sesi tonunda sahte sıcaklık ama gerçek bir tehditkârlık vardı.

Berithan mum gibi söndü, aralarında fazla yaş farkı yoktu. Berithan yirmilerinin sonunda, 29 yaşındaydı. Kutay ise otuzlarının başında, 33 yaşındaydı. Berithan önce Zulal'e baktı. Zulal çok gergindi, bakışlarını kaçırdı. Kutay'ın gözlerini Berithan'dan ayırmıyordu; rahatsız edici bir bakışı vardı. Berithan sertçe yutkundu, Kutay'ın elini öptü ve alnına koydu. Ben korkudan bakamıyordum onlara.

Gözümün ucuyla ikisine de baktım. Kutay hafif bir tebessüm ediyordu. Berithan sarıldı ve şunları fısıldadı: "Kız kardeşimi kaçırdın, bir şey demedim, eyvallah dedim, kız kardeşim seviyordur dedim ama onun kötülüğüne neden olacak, onun gözünden tek damla yaş, tek damla diyorum, akarsa senin adını evrenden silerim, anladın mı enişte?"

Kutay'ın her sözünü duydum, şaşkınlıktan gözbebeklerim büyüdü. "A-anladım abi." diye zorla kekeledi Berithan. Sarılmayı bıraktılar, Berithan'ın yüzü ölünün yüzü gibi bembeyaz olmuştu, kenara çekildi. Şimdi sıra Zulal'deydi, abisinin karşısına geçti, gözleri doluydu. "Abi." dedi.

Kutay derin bir nefes aldı, yüz ifadesi kırgınlığa döndü. Elini Zulal'e uzattı, öpmesi için. Zulal, alnından öptü ve abisine bakıyordu. Sarılmak istiyordu ama çekiniyordu. Kutay kıyamadı, ona sarıldı. Zulal'ın gözünden yaş aktı, sessizce daha sıkı sarıldı abisine. "Özür dilerim abi, her şey için." diye fısıldadığını duydum.

Bana dediği şeyler kafamda yankılandı. Kutay bunu henüz bilmiyordu, acaba söylemeli miydim diye ikilem düştüm. Söylesem zaten hiçbir şey değişmezdi ama Zulal kızardı, aralarına yine mesafe koyardı. Ama söylemesem içim içimi yerdi. "Önemli değil kardeşim." diye fısıldadı, ses tonu üzgündü ama ne demesi gerektiğini bilmiyordu, sadece öyle diyebilmişti.

Zulal ve Berithan bu sefer Baran'a geçti. Kutay'ın aksine Baran daha barışçıl duruyordu ama Berithan'ı umursamadı, direkt Zulal'e bakıyordu. "Gel buraya cimcime." dedi. Kardeşine sımsıkı sarıldı, özlemişti. Sırtını sıvazladı, Zulal küçük çocuk gibi kıkırdadı.

"Özledik seni kardeşim." diye mırıldandı. Zulal daha sıkı sarıldı, "Ben de sizi Baro." dedi, Baran'a taktığı isim vardı abi demiyordu ona. Sarılmayı bıraktıklarında Berithan yaklaştı. Baran duygularını gizlemedi, dişlerini sıkıyordu, çenesi kasıldı. Berithan elini uzattı tokalaşmak için. Baran ellerini pantolonunun cebine koydu, "Lüzumu yok." dedi, sesi itiraz kabul etmedi.

Berithan normalde gülümserken yüzü düştü. Şerwan Ağa, Baran'a uyarıcı bakışlar atıyordu ama umursamadı. Miran mecbur araya girdi. Miran, Berithan'ın elini sıkıca sıktı; belli ki acıtmıştı çünkü yüzü kızarmıştı. Berithan, "Memnun olduk enişte," dedi. Sonra elini çekti. Berithan rahat bir nefes aldı, Miran kardeşine sarıldı.

Ardından Beritan'ın ailesinin büyüklerinin elleri öpüldü ve biz yerimize oturduk. Gece öyle geçmişti artık. Kutay ve ailesi gidecekti. Yavaş yavaş ayaklandık, avluya kadar eşlik ettik. Herkes vedalaştı. Kutay tam kapıdan çıkacakken babama yaklaştı. "Diyar babacım, müsaadeniz olursa Rojdan'la beş dakika konuşmak istiyorum, nikah işlemleri için." diye rica etti.

Babam'a baba deyince şaşırdım, bakışlarımı yerden kaldırdım ikisine baktım. "Tamam halledin, onları da aradan çıksın." diye onayladı babam. Kutay gülümsedi ailesine baktı, "Siz gidin, ben kendi arabamla gelirim." dedi. Avjin Hanım memnuniyetsizlikle baktı, "Tamam oğlum." diye onayladı Şerwan Ağa. Onlar arabaya binmeye başladılar, bizimkiler de odalarına dağıldılar.

Avluda duruyorduk, herkesin gitmesini beklemişti Kutay. Herkes gidince bana yaklaştı. Üşümüştüm, hava soğuktu, burnuma allık sürmüşüm gibi kızarmıştı. Kutay ceketini çıkardı, omuzuma sardı. "Üşümüşsün." dedi. Yanaklarım kızardı, bakışımı başka yöne çevirdim. "Hmm." diye onayladım. Kutay yanaklarımın kızardığını fark etti, hafif bir tebessüm etti. "Utandın mı yoksa?" diye sordu.

Bunu diyince paniğe kapıldım. Kutay'a baktım, bakışlarımı bilerek kaçırmadım. "Hayır, ne münasebet?" diye itiraz ettim. Sesimdeki itiraz tonunu anlayınca tebessümü gülümsemeye dönüştü, daha geniş gülümsedi. "Ya yemin ederim!" diye inkar ettim. Kaşlarım istemsizce kalktı,hızla gözlerimi kırptım açtım. "Panikliyorsun." diye hemen anladı.

İfadem sertleşti. "Konuşmayacaksan gidiyorum." dedim. Arkamı döndüm, bir adım atacakken Kutay kolumdan tuttu ve beni kendine doğru çevirdi. "Tamam tamam gitme." diye durdurmaya çalıştı. Kolumu elinden kurtardım. "Konuş." dedim ses tonum ister istemez sert çıktı, utangaç olduğumu gizlemek için ve bakışlarımı kaçırıyordum.

Kutay'ın gülümsemesi soldu, benim sert ses tonum yüzünden ciddileşti. Ellerini pantolonunun cebine koydu. "Yarın seni sabah alacağım, hastaneye gideceğiz. Senin yeni vesikalık resmin var mı? Eğer yoksa yarın çektirelim" dedi. Kollarımı kavuşturdum, "3 ay önce çektirmiştim." dedim. Kutay başını salladı, "İyi, yarın hallederiz." dedi.

Bir süre sessizlik oldu. Zulal'in bana dediklerini hatırladım, hiç bunca zaman Kutay'a söylemek aklıma gelmemişti. "Benim sana bir şey demem gerekiyor," dedim. Cümleleri istemsizce ağzımdan çıktı. Kutay bana beklentiyle baktı, sözümü kesmedi. "Zulal var ya, işte o şey yani Berithan," diye geveledim, nasıl söyleyeceğimi bilemiyordum.

Kutay, Berithan'ın adını duyunca gözleri kısıldı. "Yoksa kardeşime bir şey mi yapıyor?" diye sordu. Yanlış anlayınca panik oldum, sertçe yutkundum. "Hayır, daha doğrusu Berithan ve Zulal bize bir şey yapmış." diye açıkladım. Kutay'ın kaşlarının arası çizgi haline geldi, anlamaya çalışan bakışlarla bakıyordu. "Ağzındaki baklayı çıkar, Rojdan." dedi.

Bakışlarımı kaçırdım, derin bir nefes aldım ve ağzımdan verdim. "Berithan benim geleceğimi bilerek nikâh günü almış evlenmişler ve Zulal bunu biliyormuş," diye sessizce anlattım. Hala bakışlarımı kaçırıyordum, gergindim. Kutay ise ağzı açık kalmış şekilde dinledi; gözleri her sözümde git gide daha da kısılıyordu.

Kutay'ın çenesi kasıldı, elini saçlarının arasına geçirdi. "Korkak piç." diye mırıldandı kendi kendine. Şaşkınlıkla ve korkuyla onu izliyordum. "Ne zamandan beri biliyordun, Rojda?" diye şüpheyle sordu. Omuzlarım gerildi, avucum terlemeye başladı. "Şey... Bana telefon verdiğin geceyi hatırlıyor musun? O gün," diye açıkladım.

Kutay'ın omuzları düştü, bakışlarındaki öfke kayboldu, yerine hayal kırıklığı aldı. "Sen bana bunu nasıl söylemezsin?" dedi hesap sorarcasına. Terleyen avuçlarımı elbisemle sildim, dik durmaya çalıştım. "Ben bilemedim, sonra işte söz filan telaşı oldu," diye açıklamaya çalıştım.

Kutay'ın dudaklarına silik bir gülümseme yayıldı. "Sözmüş," diye tekrar etti. Dilini damağına vurdu. "Rojdan, ne saçmalıyorsun sen? Sözmüş de, oymuş da, buymuş da... Saçmalık," dedi. İnanmadı, gizlediğimi düşünüyordu. "Yemin ederim gizlemedim gerçekten. Hem öğrensen ne yapacaktın?" dedim.

Kutay hayal kırıklığı ile göz devirdi. "Doğru bir şey yapamazdım, haklısın zaten. Kutay kim ki?" diye çıkıştı. Bu sözleri söylerken kendini eliyle işaret ediyordu. Ne söylesem batıyordu ona, bir adım yaklaştım. "Bak, gerçekten öyle demek istemedim. Olan olmuş, evet zor, biliyorum. Sen de haklısın ama kardeşinle arana girmek istemem." diye tekrar tekrar açıklamaya çalıştım.

“Burada konu kardeşim değildi, Rojdan.” dedi. Sessiz kaldım, gözlerim dolmuştu bile. “Konu sendin, ben seninle neden evleniyorum, hiç düşündün mü?” diye sordu. Bunun cevabını biliyordum; töre için, ne için olacaktı başka? “Töre.” diye kısaca yanıtladım. Kutay yavaşça geri adım attı, ne olduğunu anlamadım? Niye geri adım atmıştı?

Bir adım atmaya yelkendim, eliyle durdu beni. Adımım yarıda kalmıştı. "Boşver, geç oldu, yorgunuz ikimizde, ben gideyim artık." dedi. Ben ona dümdüz bakıyordum ama o bakışlarını kaçırıyordu benden. "Konuşalım." diye kekeledim. Kutay bu sefer keskin bir bakış attı, elini indirdi. "İyi geceler, Rojdan." dedi. Dediğimi umursamadan yürüyüp gidiyordu. Arkamı döndüm, onu durdurmak istiyordum. "Kutay-" dedim, o anda konağın kapısı suratıma kapandı, donup kaldım.

Gözümden tek damla yaş aktı. Koşarak odama gittim. Bengi oradaydı, yatakta oturuyordu ve telefonuna bakıyordu. Benim üzgün olduğumu gördğ, telefonu bıraktı. "Ne oldu?" diye endişeyle sordu. Yatağa oturdum, yastığı aldım ve kucağıma koydum, ağlamaya başladım. Bengi şok içinde kaldı. "Noluyor Rojdan?" diye tekrarladı.

“Kutay bana kızdı!” diye mırıldandım. Bengi'nin şaşkınlıktan dudakları hafifçe aralandı, hareketsiz kaldı. Neye bu kadar şaşırmıştı anlamamıştım? Sadece kızdığını söylemiştim ve ağlıyordum. “Kutay sana kızdı diye ağlıyorsun.” kelimelerini sindirerek söylemişti. Bengi’ye boş anlamayan bir bakış attım, “Evet, ne var bunda?” diye sordum.

"Kutay sana kızdı diye ağlıyorsun, farkında mısın?" diye bana durumu fark ettirmeye çalışıyordu. Bir an durdum. Gözyaşlarım benimle birlikte durdu. Sözleri kafamda yankılandı. Onun için ağlıyordum... evet, evet, onun için ağlıyordum. Omuzlarımı silktim, elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim. Bakışlarımı başka yöne çevirdim. "Ne var yani? Sadece beni sinirlendirdi, o yüzden ağlıyorum. O hırto için ağlayacak değilim!" diye inkar ettim.

Bengi kelimenin tam anlamıyla kahkahayı bastı, ona baktım; yanaklarım al al kızarmıştı. "Ya ne gülüyorsun, Bengi?!" diye bir tık yüksek sesle söyledim. Bengi'nin yüzüne yastık attım ama hâlâ kahkaha atıyordu. "Rojdan dur allasen! Sen harbiden bu hırto için üzüldün!" dedi.

“Üzülmedim!” diye heceleyerek söyledim. Bengi itiraz eder gibi parmağını salladı, kahkahası yavaştan azalmış gibiydi. “Ne var kızım bunda? Üzülebilirsin, sonuçta müstakbel kocan.” diye inkarımı kabul etmedi. Benimle dalga geçtiğini düşündüm, kollarımı kavuşturdum. “Allahını seversen sus.” diye söyledim.

Ağzımı açıp tekrar bir şey diyecekken Bengi beni susturdu. "Tamam, üzülmedin anladım, sakin oluyoruz." dedi. Kaşlarımı çattım, başımı yana eğdim. "Baran'ı arayalım mı?" diye sordu aniden. Ne alakası var der gibi bir bakış attım. Bengi hemen anladı. "Ya Kutay'ı sorarız diye dedim, eve gelmiş mi falan filan diye." açıkladı.

Başımı çevirdim, "Ben onu merak etmiyorum bir kere." diye naz yaptım. Bengi gülümsemesini bastırdı, "Hiç mi merak etmiyorsun? Mesela buradan gittikten sonra bir gece kulübüne falan gitmiştir." diye ima etti. Tuhaf bir şekilde sinirlendim, kaşlarımın ortasında çizgi oluştu, başımı ona çevirdim, "Gitmez ya, niye gitsin ki?" diye inkar ettim.

Bengi tırnaklarına baktı, manalı şekilde kaşlarını kaldırdı. "Niye gitmesin, pardon? Adam bekar sayılır, yalan mı?" dedi. Paniklemeye başladım, sertçe yutkundum, paniğimi dışa vurmamaya çalıştım. "Gittiyse de gitti, banane Bengi!" diye konuyu kapatmaya çalıştım. Bir yandan içim içimi kemiriyordu.

"Doğru, sanane." diye doğruladı. Kanım kaynadı onaylayınca. Gözlerim doldu. Yatakta bir hışınla kalktım. Kaşlarım öfkeden çatıktı, dudaklarım ince bir çizgiydi. "Sen kimin tarafındasın?! Bu ne biçim konuşmak!" diye çıkıştım. Benim aksime Bengi sakindi, yavaşça bana yaklaştı, omuzlarıma dokundu. "Şunu anla Rojdan, sen Kutay'ı merak ediyorsun ve sana kızdığında ağlıyorsun. Bunun farkına varmanı istiyorum. Bu kötü bir şey değil." diye açıkladı.

Dolan gözlerimi kaçırdım. "Olabilir, sonuçta üzülebilirim, neden olmasın, değil mi?" diye onaylanma ihtiyacı duyuyordum. Bu durum benim alışık olduğum türden bir şey değildi; berdel yüzünden anlaşmalı evlilik yapıyordum. Bengi tebessüm etti, omuzumu okşadı: "Olabilir, ne var bunda? Hadi gel, inat etmeyelim, arayalım Baran'ı ne kaybederiz?" dedi.

Derin bir nefes aldım, ağzımdan verdim, cesaretimi topladım. "Tamam ama ben aramıyım şimdi anlar Baran. Sen ara, normal sohbet konusundan konuyu aç." dedim. Bengi başını onaylarcasına salladı, telefonu geri aldı. Ben de merakla yanına oturdum. Bengi Baran'ı arıyordu, telefon çalmaya başladı. "Hoparlörü aç." diye fısıldadım. Hemen açtı.

Bir süre çaldı, en sonunda ikimize de açmayacağını düşündük. Bengi'nin parmağı kapatma butonundayken telefon açıldı. "Emrinize amadeyim." diye heyecanlı bir ses geldi, Baran'ın sesiydi. Bengi'nin yanakları hemen kızardı, bakışlarını benden kaçırdı. Yüzümde silik mutlu bir sırıtış oldu. Sessiz olduğumuz için aynı ses yine geldi, "Alo?" dedi bu sefer, modu biraz düşmüş gibiydi. Hemen Bengi'nin kolunu dürttüm.

Bengi mecburen utangaç moodundan çıktı, boğazını temizledi. "Şey, Baran naber?" dedi utangaça. Baran'ın gülümsemesini duydum. "Sen aradın, daha iyi oldum Bengi, senden naber?" diye sordu. İkisinin diyaloğunu dinliyordum, arada kahkaha atacak gibi oluyordum, bastırıyordum. "Bende iyiyim, öyle. Seninle sohbet etmek için aradım. Söz merasiminde konuşamadık hiç," diye bahane buldu.

“Hm.” diye düşünceli şekilde söyledi Baran. Gülümsediğini anlayabiliyorduk ikimiz de, gerçi o da hiç gizlemiyordu. “Yalnız mısın?” diye sordu. Bengi ve ben birbirimize baktık, ne demek yalnız mısın? “Evet, niye sordun?” diye merakla sordu. Baran gülümsedi. “Niye olacak kızım? Rahat sohbet etmek için, şimdi annen falan yanındadır, sana kızar diye, icabında seni düşünüyorum.” dedi. Ses tonu samimiydi.

Bengi gözlerini kıstı, "Sen niye beni düşünüyorsun?" diye sordu. Baran boğazını temizledi, "Neticede akrabayız artık, neden düşünmeyeyim? Sakıncası var mı?" diye sordu üst üste. Bengi, Baran'ın görmemesine rağmen saçını eliyle savurdu, "Var tabii, sen benim abimin elini sıkmadın bugün." diye alıngan bir tavır takındı.

“Sıkmadım çünkü hak etmiyordu bir kere.” diye savundu. Bengi’nin omuzları gerildi, “Allah allah, sen mi karar veriyorsun?!” diye çıkıştı. Zaman kaybediyorduk, Bengi’nin kolunu dürttüm, “Evet, ben abiyim.” diye o ara Baran cevap verdi. Benim Bengi’ye koluna dürtüşüm onu durdurmadı, “Tek abi sen değilsin, Kutay ve Miran’da elini sıktı abimin.” diye savundu.

“Biri Rojdan'ın sözlüsü, diğeri zaten hiçbir şeyi umursamıyor, yani mecburiyetten yaptılar. Kutay, Rojdan'ın babasına mahcup olmamak için, Miranda ise babamdan ben laf duymiyim diye yaptı," dedi. Bu defa aciliyetle Bengi'nin koluna dürttüm, kavga çıkmasını istemiyordum. "İyi, tamam, boş verelim, sen ne yapıyorsun?" diye geçiştirerek sordu.

“Mutfakta oturuyordum, öyle sen?” diye sordu. Bengi sessize aldı, iki dakikalık. “Ne diyeyim şimdi?” diye sordu. Panikledim, her an Baran seslenecek gibi hissediyordum. “Yorgunum de, işte genel olarak onların nasıl olduğunu sor, Kutay’ın falan.” diye kısaca anlatmaya çalıştım. Bengi telefonu sessizden çıkardı, “Yorgunum ama iyiyim, ee sizinkiler ne yapıyor?” diye sordu

“Annemler odalarında, Miran dışarıda.” dedi, esnedi. Bengi bana baktı, sonra telefona baktı. “Ee damat adayımız ne yapıyor?” diye espirili, şüpheli olmayan bir tonla sordu. “İçki zıkkımlanıyor sanırsam, odasında elinde iki şişe viskiyle gittin.” diye anlattı. Gözlerim genişçe açıldı şaşkınlıktan, sonra omuzlarım düştü bu sefer üzüntüden. Konuşmanın devamını dinlemedim.

5 dakika geçmeden Bengi telefonu kapattı. Üzgün ve şaşkın halimi gördü. "Allah aşkına ne oldu size? Anlatsana." dedi. Bengi'ye baktım, başta boşver diyecektim ama her kelime ağzımdan dökülüverdi. Bengi de sabırla beni dinledi, sözümü kesmedi.

Sonunda konuşmayı bitirdim, derin yorgun bir iç çekiş çektim ve nefesimi geri verdim. "Ne desem bilemedim ama bence sende güven arıyor, sonuçta yalan da olsa, sahte de olsa bir yuva kuracaksınız. Aranınızda sevgi bağı olmasa da saygı ve güven olmalı ki evliliği iyi yürütün." diye mantıklıca açıkladı. Haklıydı ama unutmuştum. "Evet haklısın ama ben unuttum, bende çok üzgündüm, yorgundum, bitiktim o bunu anlamıyor." dedim isyan edercesine.

Bengi gülümsedi, elime dokundu ve destekleyici şekilde sıktı. "Erkekler biraz odun kafadır canım, anlamazlar." dedi. Dudağımı büzdüm, "En odunu bana denk geldi o zaman, ne yapacağım şimdi? Bir de yarın dipdibe oluruz, bütün gün nikah işlemleri var." dedim. Bengi düşünmeye başladı, ben de onunla birlikte düşünmeye başladım. Her ihtimale karşı aklıma yol geliyordu

Bengi bir fikir bulmuş gibi parmağını şıklattı. "Buldum!" dedi. Hiç sözünü kesmeden onu dinledim. "Düzgün konuşmak işe yaramıyorsa, sen de akışına bırak. Şu an ne yapsan yap dalgalı denizde yüzen gemi gibi batacaksın. Akışına bırak, normal, dümdüz diyaloglar kur," dedi. Fena fikir değildi; sonuçta biz de dahi değildik ama bir yandan haklıydı. Sözlerine devam etti: "Ama bu süreçte yine de güven kazan, bir şey de gizleme. Dinlemese de anlatmaya devam et," diye ekledi.

“Ama dinlemeyecekse neden anlatayım ki?” diye sordum. Bengi bıkkınlıkla iç çekti, elimi sıktı. “Çünkü umursamıyorum dese de umursuyor, sadece göstermiyor anladın mı? Erkekler bir tık öyledir.” diye açıkladı. Onaylarcasına başımı salladım, yorgunluk omuzlarımı daha çok çökertti. Üzerimdeki altının ağırlığını hissetmeye başladım.

Bengi yorgunluğumu anladı, sırtımı sıvazladı. "Zor bir geceydi, uyu artık," dedi. Gözlerim açılıp kapandı. "Şu altınları nereye koyacağım ya?" dedim, şimdiden dert olmuştu bana. "Çıkaralım, koyalım köşeye gitsin." diye şimdilik çözüm sundu. İtiraz etmedim, bütün altınları çıkardım. Bengi de bir kese buldu, altınları içine attı ve keseyi komodinin üzerine koydu. "İyi, ben gidiyorum, iyi geceler sana." dedi. Yorgunlukla iç çektim, "İyi gece mi kötü gece mi, Allah bilir." diye mırıldandım. Bedenimi serbest bıraktım, yatağa uzandım. Bengi de üzerimi örttü ve çıktı.

****
Sabah telefonumun alarm sesiyle uyandım, başım çatlayacak gibi ağrıyordu. Yataktan kalktım, direkt banyoya gittim. Dünden kalan elbisemi çıkardım, sıcağı duşun altına girdim.

Bütün kötü düşüncelerim suyun altında kayboldu. Duştan çıktım, bornozumu giydim, saç kurutma makinesini aldım ve saçlarımı kurutmaya başladım. Nemi iyice gidince kurutma makinesini kapattım, cilt bakımını yaptım, sonra makyajıma geçtim. Soft ve gündelik bir makyaj yaptım. Ardından banyodan çıktım.

Bavulum yaklaştım, krem rengi boğazlı fitilli mini bir elbise, siyah puantiyeli bir çorap ve krem rengi atkımı çıkardım. Elbiseyi giydim, sonra çorabı, ardından beyaz topuklu çizmelerimi ayaklarıma geçirdim. Bej uzun paltomu giydim, sıcak tutsun diye krem rengi atkımı boynuma doladım. En sonda altın rengi bir saat taktım bileğime taktım, sonra da krem rengi çantamı aldım ve odamdan çıktım.

Yemek kokuları hemen burnuma geldi, karnım guruldadı ama kan vereceğim için bu açlık hissini bastırdım. Merdivenlerden inerken annemin sesini duydum "Kızım, nereye?" diye sordu. Adımımı yarıda keserek anneme doğru döndüm, "Kutayla nikah işlerimizi halledeceğiz, o yüzden çıkıyordum." diye açıkladım.

“Çok geç kalma, abin bugün gelecek.” diye uyardı. Onaylarcasına hafifçe tebessüm ettim. “Tamam.” dedim. Tekrar arkamı döndüm, merdivenlerden indim, konaktan çıktım. Kutay arabasında oturmuş beni bekliyordu. Şaşırdım çünkü bana tek bir mesaj bile atmamıştı. Hafiften omuzlarım düştü, derin bir şekilde soğuk havayı içime çektim. Arabaya yaklaştım, camını tıklattım. “Kapıyı aç.” dedim.

Tek bir el hareketiyle arabanın kilidini açtı, etrafında dolandım, yolcu koltuğuna oturdum, kapıyı kapattım. "Günaydın." dedim çekinerek. Kutay bana bakmadan arabayı çalıştırdı. "Sana da." diye kısaca yanıtladı. Başımı çevirdim ve camdan dışarı bakmaya başladım.

Hastaneye giden yolda ikimiz de sessizdik. Araba hastanenin önünde durdu. İlk ben indim, ardından Kutay indi. Hastaneye girdik, zaten randevu alınmıştı. İçeriye girdik, doktor gereken tahliller için talimat verdi. Kan verme yerine gittik, bekleme alanına koltuklara oturduk ve bekliyorduk. Kutay'a baktım, dümdüz yere bakıyordu, bana bakmıyordu. "Bu ne zamana kadar sürecek?" diye usulca sordum.

Dayanamamıştım, o soruyu sordum. Kutay'ın çenesi kasıldı, bana baktı, "Ne, nereye kadar sürecek?" diye sordu, resmen anlamamış rolü yapıyordu. Derin bir iç çektim, "Bu küslük." dedim. Kutay arkasına yaslandı, "Küs müyüz?" diye sordu, anlamamış gibi. Ben de buna dayanamadım, kaşlarımın ortasında çizgi oluştu, "Kutay!" dedim, uyarıcı şekilde.

“Rojdan!” diye beni taklit etti. Ayağımdan birini yere vurdum sinirlenerek ve kollarımı çaprazladım. Kutay yavaşça bana yaklaştı, aramızda bir parmak mesafe bile yoktu. Yüzünü bana döndü, sıcak nefesi yüzüme çarptı. “Şunu bil, Rojdan,” diye fısıltıdan bir yüksek sesle konuşmaya başladı. Anlayamadığım bir şekilde kalbim hızlı hızlı atmaya başladı, göz bebeklerim büyüdü. “Bende herhangi bir şey, bir iğne dahi olsa saklarsan benim dahi görmek istemeyeceğim sert, soğuk tarafını görürsün, anladın mı?” dedi.

Şaşkınlıkla sertçe yutkundum, tuttuğum nefesi onun yüzüne karşı vermek zorunda kaldım. Bir saniyeliğine gözleri kapandı, sonra açtı. "Anladım." diye yanıtladım. Hafifçe başını salladı. "Şimdi düşünüyorsundur, neden bu kadar saçma bir konu için sana kızdım, onu da açıklayayım," dedi. Başını çevirdi, etrafa baktı. Ben sadece şaşkınlıktan bakakaldım. "Bana her konuda her şeyi açıkça konuşmanı istiyorum. Madem bu evlilik olacak, güven istiyorum. Sana güvenebilirim, değil mi?" diye açıkladı ve sordu.

Kollarımı çaprazlamayı bıraktım, ellerimi kucağıma koydum, dudaklarımı tükürüğümle ıslattım ve yutkundum. "Evet ama," diye konuşmaya başladım. Amamı duyunca bakışları bana döndü, kara gözlerinin içinde merak ve gerginlik vardı, hissediyordum. "Ama ben sana güvenebilir miyim? Her konuda sırt sırta olabilir miyiz, ortak olarak?" diye tereddütle sordum.

Kutay kuru bir kahkaha attı. "Vay be ortak." dedi. Yüzüm bir anlığına ifadesizleşti, ne olduğunu çözemedim. Saçımı yana savurdum, "Ne var? Biz başta öyle anlaştık." diye hatırlattım. Kutay bana ciddi bir ifadeyle baktı. "Tabii ortağız." diye düzeltti. Elini tokalaşmak için uzattı. "Tabii ki güvenebilirsin ortakcık." alaycı şekilde söyledi.

“Cık mı?” dedim, kaşlarımı çattım. Kutay tekrar kuru kahkaha attı, “Cık ya cık.” diye tekrar etti. Benimle dalga geçtiğini düşündüm, “Defol git!” diye çemkirdim ve aramıza mesafe koydum. Kutay hiçbir şey demeden mesafeyi kapattı. “Bak giderim!” diye tehdit ettim.

Kutay tokalaşmak için uzattığı eli geri çekti. "Nereye gidersen git bulurum." diye fısıldadı. İç çektim, ona bakmadım, kaşlarım çatıktı; cevap bile vermedim. Kutay tekrar kuru bir kahkaha attı "Rojdan çocuk musun? Saçmalama Allah aşkına." dedi. Yine cevap vermedim. Hemşire'nin sesini duydum, ilk ben kalktım ve gittim. Kutay'ı hiç beklemedim.

Arkandan Kutay'ın gelişini duydum, ilk önce paltomu çıkardım, Kutay'a uzattım. "Al, tut şunu." dedim. Kutay paltoyı elimden aldı. Kan vermeye koltuğa oturdum, elbisemin kolunu ilikledim. Hemşire tuniği koluma bağladı, damar aramaya başladı. "Elinizi yumruk yapın," diye rica etti. Elimi yumruk yaptım, başımı çevirdim, o tarafa bakamıyordum.

Kutay önümde diz çöktü. "Bana bak," dedi. Ona baktım, ne yapacağını anlamadım. "Korkuyor musun?" diye sordu bilerek. Gözlerim bir noktaya takılı kaldı, hafiften dudaklarım titredi, yutkundum. "K-korkmuyorum," diye kekeledim. Yalan söylemiştim, korkuyordum.

Kutay anlayışlı davrandı, yavaşça elimi tuttu. "Korkma, nefesini tut şimdi." diye talimat verdim. Nefesimi tuttum, bir sinek ısırığı gibi iğne damarıma saplandı. Temkinlice gözlerimi açtım, ardından rahatladım; kısa süreliğine korkmuştum. Kutay, şaşkınlıkla gözlerini ayırmadı. "Korkmuyorum." dedim, kendimden emin şekilde.

Kutay dudaklarını inanılmazlıkla büktü. "Sen gerçekten garipsin," diye mırıldandı. Hafifçe tebessüm ettim. "İğnenin girmesi acılı ama sonsuza kadar sürmeyecek, sadece gerildim," diye basitçe açıkladım. Kutay kaşlarını kaldırdı. "İyi," diye kısaca yanıtladı.

Kan alımı bitti. Hemşire iğneyi çıkardı, pamuk bastırdı. Ayağa kalktım, sıra Kutay'daydı. Gergin olduğunu hissettim, sertçe yutkundu. Bana bakmadan paltomu geri verdim. Koltuğa oturdu, paltosunu çıkardı. Direkt elinden aldım. Sonra siyah kazağının kolunu ilikledi, hemşireye uzattı. Gergin görünüyordu. Bakışları karşısındaki duvara sabitliydi. Bu arada hemşire de turnikeyi taktı, damar aramaya başladı.

Koskoca adam iğneden korkuyordu, adeta gülmem gelmişti ama bastırdım. "Korkuyor musun?" diye sordum. Kutay bana bakmadan iç çekti, "Hayır." diye sakin bir sesle inkar etti. Hemşire önce bana, sonra Kutay'a baktı. "Beyefendi gerilmeyin, damarı bulamıyorum." diye uyardı.

Hemşire tek bir cümle ile Kutay'ın 'korkmuyorum' sözünü eritmişti. Hemşire bana baktı, "Beyefendinin elini tutar mısınız?" diye rica etti. Şaşkınlıktan beyin duraksaması yaşadım ben? Kutay'ın elini tutmak? Hem de çoğu kez ona tutma diye uyarmam rağmen. "Hanımefendi," diye tekrarladı hemşire.

Kutay ikimize de bakmıyordu sanki oradan kopmuş gibiydi. Elini usulca dokundum, tuttum. Avuçlarının içi terlemişti. "Kutay, bana bak," dedim. Kutay başta bana bakmaktan tereddüt etti, sonra baktı. Ona nazik bir gülümsemeyle karşılık verdim. O anda hemşire iğneyi batırdı, Kutay gözlerini sımsıkı kapattı.

Şaşkınlıkla onun her hareketini izledim, elimi neredeyse kıracak kadar sıkıyordu. "Kutay, yapma." dedim, sesim fısıltıdan biraz daha yüksek çıktı, acıyla yüzümü buruşturdum. O gözlerini açtı, bana baktı, elimi yaptığı baskıyı azalttı. Tekrar ağır abi olmaya çalışıyordu ama beceremiyordu. Ben sadece ona bakıyordum, bakışlarımı bilerek ifadesiz bıraktım bana kızmasın, sinirlenmesin diye.

Sonunda hemşire iğneyi çekti, pamuk bastırdı oraya. "Agh!" diye kısık sesle sızlandı Kutay. Elini en sonunda bıraktım, avucum ıslanmıştı. Çantamdan mendil çıkardım, elimi sildim. O an etrafımın döndüğünü hissettim, geriye sendeledim. Hemşire hemen beni yakaladı. "Hanımefendi iyi misiniz?" diye sordu. Eh, sabahın köründe aç aç kan verirsem olacağı belliydi.

“Şey, başım dönüyor.” diye mırıldandım. Hemşire beni sedyeye oturttu. Kutay hemen yanıma geldi. “Kan vermekten olmuştur, birazdan kahvaltı yapmaya gideriz.” dedi. Kutay’a baktım, başım dönüyordu. Gözlerimi hızla kırpıştırdım, sanki bir işe yarayacakmış gibi. “İşlemleri halledince eve gitmem gerek, misafir gelecek.” diye açıkça kabul etmedim.

Kutay düşünceli şekilde kaşlarını çattı, soru soracak gibi oldu ama hemşire elinde iki meyvesuyu ile yaklaştı ve bize uzattı: "Buyrun, için." dedi. Kutay meyvesuyularını aldı ve "Sağ ol." dedi. Hemşire yanımızdan uzaklaştı. Kutay meyvesuyunu açtı, bana uzattı. Aldım ve içmeye başladım. Bana dik dik bakıyordu; sanki aklından ihtimaller geçiyormuş gibi, "Kim geliyor?" diye sordu.

Abimin geleceğini söylemekle uğraşamazdım, hala başım dönüyordu. İç çektim, dalgın dalgın parmağımla meyve suyu şişesine daireler çizdim. "Önem değil, boşver." diye geçiştirdim. Yanıma oturdu, meyve suyu açtı, içmeye başladı. "Misafir kaçta gelecek?" diye sordu benden şüphe eder gibi.

Şüphesini fark ettim, gözlerimi kıstım, niye şüphelendiğini anlayamadım. "Pardon? Niye soruyorsun?" diye bir soruyla karşılık verdim. İstemsizce sinirle kaşları çatıldı. "Sadece sordum." dedi. Gözlerimi ondan hiç ayırmadım. "Niye, ne yapacaksın? Bana mı geliyor sanki? Misafir konağa geliyor." dedim isyan edercesine.

Gözlerini benden hiç ayırmadı, yavaşça kıstı. Yüz ifadem inceledi, herhangi bir yanılgı arıyordu. "Gelemez zaten, sözlü kızsın." dedi. Bu davranışını anlamadım, göz devirdim en sonunda. Hareket geçtim, sedyeden kalktım, paltomu giydim. "Yürü, konuşma sırası değil, daha bitmedi." diye emir verdim inceden.

Ufaktan emretmemi anlayınca gözleri parladı, dudağının kenarı kalktı. "Hay hay hanımağa," diye takıldı. 'Hanımağa' deyince kafamda yankılandı. Bir an donup kaldım, dudaklarım hafifçe aralandı. Kutay'ın sırtı gülümseme oldu. "Hanımağasın, yalan mı? Yakında karım olacaksın," diye ekledi.

Çantamı ona savurdum, koluna vurdum. "Sus ya, saçma sapan şeyler konuşuyorsun! Yok hanımağa, yok karım, bu ne ya! Beni sinir etmeye çalışıyorsun," diye üst üste çemkirdim. Onu dinlemeden sinirli sinirli yürümeye başladım. Arkamdan ufak bir kahkahasını duydum, beni takip ediyordu. "Küçük hanımağa..." diye mırıldandı kendi kendine.

Hastanede diğer işlerimizi hallettik, çıktık. O anda telefonuma annemden mesaj geldi.

Annem:
Abin havaalanındaymış eve çabuk gel.

İçim kıpır kıpırdı, Kutay arabaya binmiş beni bekliyordu. Cama vurdum, "Ben gidiyorum." dedim. Kutay kaşlarını çattı, "Nereye gidiyorsun? Eve bırakayım işte seni." diye itiraz etti. İç çektim, "İşim var." dedim. Tam o anda hastanenin bahçesinde taksi durdu, koştum, bindim. "Rojdan!" diye seslendi arkamdan. Bakamadım, acelem vardı. "Havaalanına." diye açıkladım taksiciye.

Telefonum çaldı. Kutay arıyordu. Başta sessize aldım, sonra tekrar aradı, açtım. "Nereye gidiyorsun?!" diye çıkıştı. O sırada yola bakıyordum, sakindim. "Misafir gelecek dedim ya, karşılamaya gidiyorum acelem vardı." diye açıkladım. Kutay'ın öfkeli nefes alışverişini telefonun diğer ucundan duyuyordum. "Ben seni bırakırdım, bu ne gizem? Anlamıyorum." dedi isyan edercesine.

İç çektim, telefonu sımsıkı tuttum. "Gizem falan yok, niye olsun?" diye itiraz ettim. Kaşlarım çatılmıştı. "Bilmem, çekip gitmeleri, misafirin kim olduğunu söylememeleri..." dedi sorgularcasına. Sorgular ses tonunu anlayınca dişlerimi gıcırdattım, "Sen ne ima ediyorsun?" diye sordum. Neredeyse normal bir çift gibi kavga edecektik.

“Bir şey ima ettiğim yok!” diye aniden bağırdı. Kulağım çınlar gibi oldu, sorgulamalarını bağırmasıyla kapatmaya çalışıyordu. “Bağırma bana! Amacın ne senin?” diye bende bağırdım. Kutay aniden telefonu yüzüme kapattı, donup kaldım. Telefonu kulağımdan çektim ve ekrana baktım. “Canın cehenneme.” dedim kendi kendime, sonra telefonu çantama koydum.

Öfkeyle nefes alıp verirken göğsüm inip kalkıyordu. En sonunda havaalanına varmıştım. Taksiciye parasını ödedim, taksiden indim. Havaalanına girdim ve etrafa bakmaya başladım. Başta abimi göremeyince çoktan havaalanından gitmiş diye düşündüm. Arkamı döndüm ve çıkış kapısına doğru ilerleyecekken o tanıdık ses geldi: "Rojdan!"

Kalp atışım hızlandı, gözlerim aralandı. Arkamı döndüm, baktım abim oradaydı. "A-abi..." diye kısık sesle kekeledim. Çok değişmişti. Onu en son 9 yaşımdayken gidişinde görmüştüm; o zamanlar ergen, şimdi ise koskoca adam olmuştu. Aklıma gittiği anılar geldi, derin bir nefes aldım.

Ayaklarım beni abime doğru koşturmuştu, adeta boynundan sarıldım. O da bana sarıldı, gözlerim dolmuştu ama ağlamadım. Arkada bir tane 3 yaşlarında minik kız ve onun elini tutan, siyah saçlı, yeşil gözlü, kirpikleri güzel olan abim gibi güzel bir kadın vardı. Bana gülümsüyordu. Başta neden gülümsediğini anlamadım. Abim sarılmayı bıraktı, elleriyle yüzümü avuçladı. "Ne kadar büyümüşsün sen!" dedi gurur duyarcasına. Sonra sözlerine devam etti "Başta tanıyamadım seni." diye itiraf etti. Sonuçta yıllar olmuştu, tanımaması normaldi.

İçim kıpır kıpırdı, gülümsedim. "Eh, normal abi, yıllardır görmüyorsun." dedim. Onaylarcasına başını salladı, yüzümü bıraktı ve arkasını döndü. Kadın ve çocuğa baktı "Madem geldin, ilk seninle tanıştırayım." dedi. Kadın ve çocuğa baktım, kimdi bunlar? Hiç tanımıyordum abimi normalde bekar olarak biliyordum. "Karım İnci," diye tanıttı. Şaşkınlıkla gözlerim aralandı, sonra küçük çocuğu kucağına aldı “Kızım Lina," diye tekrar tanıttı.

Şok ve mutluluk arası bir şey yaşadım o an ne diyeceğimi bilmiyordum, yanlış bir şey söylemekten de çekiniyordum. Resmen yenge ve yiğenim vardı, benim bilmediğim. İnci olgun davrandı, elini uzattı ve hafifçe tebessüm ediyordu. “Memnun oldum Rojdan.” dedi. Elimi uzattım, tokalaştık. “Ben de bu arada kusura bakma, ben beklemiyordum, bilmiyordum da.” diye şaşkınlığımı açıkladım.

İnci bana anlayışlı gözlerle baktı, elini çekti. "Sorun yok zaten, abin yıllardır burada değilmiş, normal bilmemen." dedi. Omuzlarım fark edilmeden gevşedi onun anlayışı karşısında. Sonra Lina'ya baktım, prenses gibiydi ama nasıl yaklaşacağımı bilmiyordum, ilk defa hala oluyordum neticede. "Merhaba Lina." O an saçma bir şekilde merhaba diyebildim sadece.

Lina ufak bir kahkaha attı, mutlulukla minik elini bana uzattı. "Rojii!" dedi, dili döndüğü kadarıyla. İstemsizce kaşlarım yukarı kalktı. 3 yaşındaki çocuk nasıl beni biliyordu anlayamamıştım. Abim bunu fark etti. "Ben öğrettim, hem de senin yüzünü biliyor. Annem de resmin vardı, istedim gönderdi. Bol bol senden söz ettik.” dedi. Gözlerim farkında olmadan büyüdü. "Annem mi? Nasıl yani? O biliyor mu? Yoksa sen öylesine mi istedin resmimi?" diye sorgularcasına sordum.

Abim ve İnci yengem şaşkınlığımı anladı, gülümsediler. "Annem biliyor." dedi. Tepki veremedim, yüzüm ifadesizleşti şaşkınlıktan. "Nasıl biliyor?" dedim. Lina iki kolunu da bana uzattı, sarılmak, kucaklamak istercesine. Ben o an fark edemedim, kafamda binbir soru dönüyordu. "Basbaya biliyor, ben herkesten gizledim." diye açıkladı. Neden gizlemek istediğini anlayamadım? Sonuçta ben onun kardeşiydim, ya da belki ben öyle sanıyordum. Kendimi kötü hissettim, gözlerim doldu, sertçe yutkundum ağlamamak için.

Zoraki bir gülümsemeyle gülümsedim, duygularımı o an içimden bastırdım. Lina'yı fark ettim, bana halasına sarılmak istiyordu. Bozulduğumu anlamasınlar diye tekrar abime baktım. O zoraki gülümsemeyle "Anladım abi, sen öyle görmüşsün." diye onayladım. Abim ve İnci başlarını salladılar. Lina'yı kucağıma aldım ve sevmeye başladım. "Rojiii!" diye neşeyle söyledi.

“Rojii seni yer." dedim. Tombul yanaklarından öptüm, sonra boynuna ufak öpücükler kondurdum. Kahkahayı bastı, "Rojii! Rojii!" diye tekrarladı. Onu sımsıkı sardım, hemen alışmıştım. Öpmeye ara verdim, abilerime baktım. "Gidelim mi artık? Annemler bekliyor." dedim.

Gidelim, dediler. Ağız birliği yaptılar, bavulları aldılar. Yengemde ufak tefek çantaları vardı, benim de elimde Lina vardı. Havaalanından çıktık, bir tane siyah lüks araba önümüzde durdu. Abimin şoförü bize kapıyı açtı, ben ve Lina ilk binen olduk.

Bavulları yerleştirdik, sonra onlar da bindi. Ben de Lina'yla birlikte telefona bakıyorduk, bol bol resimlerimizi çekmeye başladım; anı olsun diye. İkimiz de gülümsüyorduk. Lina arada tatlı surat yapıyordu, gülüyorduk, eğleniyorduk. Kısacası araba konağın önünde durdu. Önce ben ve Lina indik, konağa girdik. Annemler avluda bekliyordu. Gözlerim herkesi taradı ve o ikiliyi gördüm: Kutay ve Avjin Hanım.

Elimde bebek görünce herkesin gözleri hafifçe aralanmıştı nefesleri tutmuş gibilerdi herkes gözlerini ayırmadan bize bakıyordu, annem hariç. Gözleri parlıyordu adeta, yanıma geldi. Lina'yı kucağımdan aldı, alnından öptü. "Oyy torunum benim." dedi neşeyle. Herkes bize bakıyordu, annemin kolunu dürttüm. "Tanıtsana anne," diye fısıldadım. Annemin kafasına dank etti, herkese baktı. "Torunum Lina, bu oğlumun kızı." diye açıkladı. Herkes şok oldu, özellikle Kutay çünkü abimi olduğunu bilmiyordu. Bu şoklar yaşanırken abim ve İnci içeri girdi.

İnci herkesle tanıştı, abim de herkesle selamlaştı. Sıra Kutay'a gelmişti; ikisini dikkatle izliyordum, gözlerimi hiç ayırmadım. İlk elini uzatan Kutay oldu. "Ben Kutay Karan Aslanbey, Rojdan'ın sözlüsüyüm." diye kendini tanıttı. Abimin çenesi kasıldı, gözleri kısıldı. "Biliyorum namın geldi, Kutay efendi." dedi. Elini uzattı, tokalaştılar ama abim Kutay'ın elini fazlasıyla çok sıkıyordu. Kutay ifadesini bozmamaya çalışıyordu, sertçe yutkundu. "Öyledir, gelir namım ama sizin ki hiç gelmedi." dedi, meydan okurcasına.

Abimin yüzünde dişlerini göstererek sinirli bir gülümseme oluştu. "Göktuğ Sarp Ümitoğlu, tanırsın." dedi. Kutay'ın dudakları aralandı ama ne diyeceğini bilemezmiş gibi sus pus oldu, abimde elini sıkmayı bıraktı. Sinirli gülümsemesi alaycı oldu. "İhaleden tanırsın." dedi. Biraz yüzünü Kutay'a yaklaştırdı, "Kaybettiğin var ya." diye vurguladı.

Kutay gözlerini sımsıkı kapattı, başını eğdi anlamaya çalışıyormuş gibi ve derin bir nefes aldı kendini sakinleştirmeye çalışıyormuş gibi. Abimin yüzünde aynı gülümseme vardı. Hemen onlara yaklaştım, "İçeriye gidelim hadi, soğuk burası. Lina üşüdü." diye bahane buldum. Abim bana baktı, kolunu boynuma attı, alnımdan öptü, "Gidelim abim, gidelim." dedi. Kutay'a baktım, hala aynı şekilde duruyordu. "Hadi Kutay." dedim.

Kutay başını kaldırdı, gözlerini açtı ve o az önceki tavrını maskeledi gülümsedi, "Evet, soğuk oldu burası," diye katıldı. Bakışları abime ilişti, gözlerini kıstı. Abimin aynı alaycı gülümsemesi devam ediyordu. Boğazımı temizledim, bilerek ikisi de kendine gelmiş gibi bir şey olmuştu. Üst kata çıktık, salona gittik. Herkes oturmuş, sohbet ediliyordu. Ben de Kutay'la yan yana oturuyordum. "Abinin olduğunu niye söylemedin?" diye fısıldadı.

Herkese bakıp gülümsüyordum ama hafiften kaşlarım çatılmıştı, ona bakmadım. "Söylesem ne olacaktı? Sonuçta yine öğrenecektin." diye fısıldadım dişlerimin arasında. O da gülmeye çalıştı, "Öğrenirdim ama böyle öğrenmem gerek yoktu," dedi dişlerinin arasından. Bu sefer kafamı çevirdim, ona baktım. "Ve ayrıca bilerek mi gizledin? Sakladın filan," fısıldadı ima edercesine.

Kaşlarımı belirgin bir şekilde çattım, yüzümdeki gülümseme soldu. "Ne alakası var?" diye karşılık verdim. "Abin," diye başladı, dişlerini gıcırdattı. "6 ay önce ihalemi elimden aldı." diye açıkladı. Bir an durdum, anlamaya çalıştım. "Bunu bilerek mi söylemedin?" dedi. O an kafamda olay şekillendi abim 6 ay önce Kutay'ın da katıldığı bir ihalede kıl payı almıştı. "Saçmalık! Ben abimi 9 yaşından beri görmüyorum, ben nereden bileyim sizin iş mevzunuzu, ayrıca beni ilgilendirmez." diye kestirip attım.

O sessizleşti, anlamıştı belki de bilemiyorum. Avjin Hanım bana baktı, "Rojdan kızım," diye seslendi. Kendimi topladım, üzerimdeki siniri attım, dik durdum ve Avjin Hanıma baktım. "Kızım, sen bugün bize temizliğe gelebilir misin?" diye sordu aniden. Bir an donup kaldım; Kutay bile şok olmuştu. Ben bir şey diyemeden cevap verdi "Neden ana?" diye sordu.

Avjin hanım panik yapar gibi bir hal aldı ama belli etmiyordu. "Neden olacak oğlum? Yarın misafir geliyor, bana yardım eder." diye açıkladı. Kutay bu açıklamayı beğenmemiş gibi kaşlarını çattı, ben de anneme bakıyordum. Daha önce hiç kaynanam olmamıştı, nerden bilecektim böyle şeyleri? Annemin bir mimik yapmasını, beni yönlendirmesini bekliyordum. O ara Kutay konuştu: "Kim gelecekmiş misafiri? Hem Fadik ve Sevgi ne güne duruyor?" diye sorguladı.

Avjin Hanım tülbentinin boynunu kısmına dokundu, hafifçe çekiştirdi; paniği belli oluyordu. Aklında ne geçtiği Allah bilir. "Teyzen ve kızı gelecek oğlum." diye açıkladı. Kutay annesinden gözünü hiç ayırmadı. "Hem Fadik ve Sevgi bugün izinli." diye ekledi. Kutay inanmadı, sorgular bakışlar attı sanki bir şey biliyormuş gibi ama herkesin içinde annesini de rezil edemezdi. "Ben istemiyorum, sözlüme temizlik yaptırmam." diye lafını koydu ortaya, etraf sessizliğe büründü.

Gözlerim aralandı, başımı keskin bir şekilde çevirdim. Kutay'a baktım, yutkundum. O ise annesine bakıyordu annesi ise şaşkın ve öfkeli bir yüz ifadesi vardı. "Nasıl uygun görürsen oğlum." dedi. Avjin Hanım başını eğdi, başka konuşmadı. Ben ne desem bilemedim. Tam ne diyeceğimi düşünecekken Kutay ayağa kalktı, "Hadi anne, gidelim, geç oldu." dedi. Hepimiz ayağa kalktık, nazik bir gülümsemeyle Avjin Hanım'a baktım. "Yine gelin Avjin teyze." diye tekrar davet ettim. Avjin başını kaldırdı, gözleri kısılmıştı. Yüzünde gülümseme geçtim, yumuşaklık bile yoktu. "Geliriz inşallah." dedi, imalı imalı elini bana uzattı. Öpmem için yaklaştım, elini kavradım, öptüm ve alnıma koydum. Sonra diğerleriyle vedalaştılar, onları yolcu ettim.

****
Gece oldu, odama geldim. Yoğun bir gündü, yatağa uzandım. Aklıma hala Kutay'ın annesine dediklerim takılıyordu. Annesi sinsilik mi yapıyordu, gerçekten? Ya da ne saklıyordu? Annesini rencide edecek şey neydi? Bunlar aklımdan geçti. Telefonumu aldım, başta mesaj atmayı düşündüm. "Of, saçmalama, o sana atıyor mu? Gerizekalı." diye kendi kendime konuştum. Bir süre durdum, telefona baktım ama içim içimi yiyordu.

Mesaj attım.

Rojdan:
Uyudun mu?

Kutay K.:
Hayır, ne oldu? Özledin mi beni yoksa?

Rojdan:
Saçmalama, senin neyini özleyeceğim?

Kutay K.:
Her an karım olacak bir kadın için çok iddialı sözler.

Rojdan:
Sen bu oyuna çok kendini kaptırıyorsun, Kutay Karan.

Kutay K.:
Aşk olsun ortakcık, o nasıl söz?

Rojdan:
Senin laubaliliğin uğraşamayacağım bir şey soracağım.

Kutay K.:
Sor.

Rojdan:
Bu öğlen annem benimle ilgili sözleri söylerken sanki bir şey biliyormuşsun gibi davrandın, ne biliyorsun?

Kutay K.:
Ne olup olmadığını bilmem önemli değil, şunu çok iyi idrak ediyorum sen benim müstakbel karımsın ve her ne kadar anlaşmalı bir evlilik yapsak da, seni ezdiremem.

Rojdan:
Ne? Ama ben bunu sormadım.

Kutay K.:
Sorunun cevabını merak ediyorsan, annem seni test edecekti. Normalde bugün konakta kimse izinli değil. Cevabını aldın mı?

Rojdan:
Evet, aldım.

Kutay K.:
Güzel, şimdi uyu.

İç çektim, telefonu kenara attım. Kutay'ın sözleri aklımda yankılandı. "Abaza herif." diye mırıldandım kendi kendime. Yüzümü yastığa gömdüm, yorganı kafama kadar çektim ve uyumaya çalıştım. Yoğun ve yorucu bir gündü.

****
Ertesi gün kalan işlemleri de hallettik. Tam 13 Şubat 2026'da evlenecektik. 3 hafta kala hazırlıklara başladık. Bugün de kına gecesi için bindallı seçecektik. Odamda hazırlanıyordum. Bugün Ajvin Hanım da bizimle gelecekti biraz gergindim. Annem, ben, Bengi ve yengem İnci'yle beraber gidecektik.

Üstüm için beyaz, balon kollu ve sivri yakalı gömlek giydim. Elbise olarak kare yaka, önü üç düğmeli, mini boy siyah jile ve ince siyah kilotlu çorap geçirdim bacaklarıma. Son olarak siyah deri botlarımı ve altın detaylı, kapitone desenli siyah el çantamı aldım, odamdan çıktım.

Annemler de aşağıda bekliyorlardı. İndim, "Gelmediler mi anne?" diye sordum. Annem gülümsedi, "Yok kızım, gelmediler, gelirler şimdi." dedi. Başımı salladım, fazla beklemedik. Avjin Hanım ve şoför geldi, arabaya bindik. Avjin Hanım beni süzdü, "Kızım, bu açık olmamış mı biraz?" diye sordu ama amacı sormak değil, laf sokmaktı. Dakika bir gol bir, merhaba bile dememişti.

Omuzlarım düştü, suratımdaki parlaklık gitti. Elbisemi hafiften aşağı çektim. "Yani b-bilmiyorum..." diye kekeledim. Bengi gözleri kısmış bir şey diyecek gibiydi, annem araya girdi. "Yok açık değil, altında kilotlu çorap var. Hem dünürüm, bunların ne önemi var? Mağazadan mağazaya gireceğiz." diye tatlı dille açıklamaya çalıştı. Avjin Hanım memnuniyetsizlikle başını salladı, "Öyle olsun." dedi. Yola baktım, şimdiden moralim yerlerde olmuştu.

Moral bozukluğumla mağazaya kadar gittik. Araba durdu, hepimiz indik. Mağazaya girdik, ben, Bengi ve İnci bir şeyler bakmaya başladık. Annem ve Ajvin hanım da koltuğa oturmuş bekliyorlardı. Üçümüz yan yana oturuyorduk. Bengi Avjin Hanım'ı süzdü: "Ne fettan kadın ya!" dedi.

Gözlerim büyüdü adeta. "Bengi sus, duyacak!" diye fısıldadım. İnci bindallılardan gözlerini çekip bize baktı. "Duyarsa duysun, bu ne biçim bir kaynana? Hiç utanması yok, oğlu geçen herkesin önünde seni savundu, hala sende kusur arıyor." diye fısıldadı, sonra Bengiye baktı. "Yalan mı?" diye destek istedi.

“Doğru valla.” diye destekledi Bengi. Benim ikisinin arasında bakışlarım gidip geliyordu, bazen anneme ve Avjin Hanım'a bakıyordum. “Yaşanmaz bu kayınvalideyle, sen evini ayır, evlenir evlenmez.” diye tavsiye verdi İnci. İç çektim, bir yandan haklılardı. “Evet öyle ama sizin de böyle kayınvalideniz olabilirdı valla bilmiyorum ne yapacağım.” diye fısıldadım.

Bengi göz devirdi, "Ne yapacağın belli, İnci'nin dediği gibi evi ayır. Hem Kutay senin sözünün üstüne söz söylemez." dedi. Avjin hanıma sert bir bakış attı. "Benim böyle kayınvalidem olsa hiç durmam, lafları sokarım," diye ekledi. Kahkaha atmak istiyordum, bunu bastırdım. Aklıma Baran geldi, yüzümde muzip bir gülüş oldu. "Büyük konuşma, başına gelir görürsün," dedim ve göz kırptım. Sonra İnci'ye baktım, "Haksız mıyım İnci yenge?" diye tasdik istedim.

“Haklı Rojdan o kadar emin konuşma Bengi." dedi. Bengi bize baktı, "Aman of!" diye geçiştirdi. İnci elini göğüs kafesinin boşluğuna koydu. "En şanslısı benim, pamuk gibi kayınvalidem var." dedi gurur duyarcasına. Bengi ve ben güldük, "Öyle valla." diye ağız birliği yaptık.

Sohbet ederken yine 3 tane bindallı seçtim, kabine gittim. İlk lacivert kadife bindallı. Göğüs ve etek hattında gümüş tonlu işlemeler vardı. Uzun ve geniş etekli, hakim yakaya yakın kesim, omuz ve kol detayları belirgin olanı denedim. Kabinden çıktım, herkes bana değerlendirici bakış attı.

Annem duygularım gibi oldu, burnu çekti. "Prensesler gibi olmuşsun." dedi, benimle gurur duyarcasına. Bengi ve İnci yengem de çok beğendiler. "Çok yakışmış, maşallah." dedi İnci yengem. Tabii ki her zaman yanımda olan Bengi'ye baktım, "Tam oturmuş." diye yorum yaptı.

En son bakışlarım Avjin Hanım'a ilişti, gözleri kısılmış bakıyordu, yorum yapmıyordu, meraklanmıştım, kesin beğenmemişti yine. "Beğendiniz mi Avjin Teyze?" diye tereddütle sordum. Avjin dilini damağına vurdu "Yok kızım, olmamış bu, dekolte görünüyor." dedi. Hepimiz ona şaşkınlıkla baktık. "O kadar da görünmüyor aslında, sizin gözlüğünüz filan yok mu Avjin Teyzecim?" diye lafı tatlı tatlı soktu Bengi.

Annem Bengi'nin kolunu çimdikledi "Ben kötü bir şey demiyorum, Ezo yenge. Sonuçta yaşlısınız, bu normal." diye tekrar tatlı tatlı laf soktu. Avjin, Bengi'ye terbiyesiz der gibi bakıyordu ama diyemedi, çünkü kavga olursa Kutay'ın duyacağını biliyordu. "Doğru öyle, yaşlandık dünür, kızma kıza." diye altan almaya mecbur kaldı.

Boğazımı temizledim. "Ben gideyim diğerini deneyeyim o zaman." diye konuyu dağıttım, kabine gittim. İkinci olarak bordo renk bindallı seçmiştim. Kadife kumaş, altın rengi işlemeler etek ve gövde boyunca uzanıyordu. Üzerinde pelerin tarzı uzun bir parça bulunuyordu. Giyindim ve kabinden çıktım yine herkes bana baktı.

İlk önce İnci yenge yorum yaptı. "Çok yakışmış ama bu renk çok tercih ediliyor yengem." diye düşüncelerini söyledi, sonra Bengi’ye baktım "Yakışmış ama çok koyu geldi." diye açıkladı. Annem ve Avjin hanım bu sefer yorum yapmadı; bilerek anneme sordum sadece "Nasıl olmuş anne?"

“Sen ne istiyorsan o olsun yavrum." diye karışmadı bu sefer bende bindallıyı pek beğenmemiştim o yüzden arkamı döndüm kabine gidiyordum. Bir bakış hissettim omuzumun üstünde, baktım Avjin Hanımdı. Geldiği gibi kısık gözlerle beni izliyordu. Gövdemi bilerek dik tuttum, kabine gittim.

Son olarakta krem zeminli, altın renk yoğun işlemeli bindallı beğenmiştim. Önü açık formda, uzun tül kollu. Bel kısmı kemerli, etek boyu yere kadar ve simetrik motiflerle süslenmişti. Bunu giydim, diğerlerinden çok beğenmiştim. Kabinden çıktım hevesle gülümsüyordum, herkes bana bakıyordu. Annemin gözleri parladı, beğenir gibi. Kızlarında öyle. Tek sorun Avjin Hanım'ın ifadesinin değişmemesiydi. "Ben bunu beğenmedim." diye açıkça yorum yaptı. Hepimiz donduk. Tek el hareketi ile çalışan kızı çağırdı. "Benim şu beğendiğim bindallıyı getir, onu denesin." dedi otoriter bir sesle.

Omuzlarım tekrar düştü, bu sefer gözlerim doldu ve başımı eğdim. Kadın resmen sabrımı sınıyordu. "Ama ben bunu beğendim," diye kısık, üzgün sesle söyledim. Avjin Hanım kaşlarını çattı, "Ben senin annen sayılırım, iyiliğini düşünüyorum. Beni kırmazsın herhalde? Oğlum duyunca üzülür sonra." diye ufaktan tehdit etti sanki lafı dolandırıp farklı anlatacak gibi.

Alt dudağımı ısırdım, iç çektim ve başımı dik tuttum. Çalışan kız da bindallıyı getirdi. Kırmızı bindallıydı. Dantel ve işlemeli kumaş, kare yaka formundaydı. Katmanlı kolları ve belde altın renkli kemer detayı vardı, uzun kuyruklu etek yapısına sahipti. Gördüğüm an beğenmedim. "Ben bunu giymeyeceğim, Avjin Hanım. Kutay da kusura bakmaz. Bu benim kına gecem, sizin veya oğlunuzun değil. Kına gelini için yapılır." diye içimde tuttuğum her şeyi söyledim. Etraf ölüm sessizliğine büründü.

Avjin hanım elindeki tespihi sinirle paramparça etti, yere dağıldı. Usulca ayağa kalktı, bana yaklaştı. Bakışları sert ve acımasızdı; muhtemelen sözleri de öyle olacaktı. "Gelin hanım," dedi. Tek bir kelime edemeden diğer çalışan kız geldi. "Kutay bey hesabı ödedi, hanımefendinin üzerindeki bindallıyı aldı." diye duyurdu. Yüzümde zafer gülümsemesi oluştu. Avjin hanım yumruk yemiş gibi geri çekildi.

“Ben o zaman bindallımı çıkarayım kirlenmesin," dedim edalı edalı. Annem, İnci yengem şok olmuştu ama Bengi öyle değildi, bacak bacak üstüne atmış, onun da yüzünde zafer gülümsemesi vardı. Bakışlarım ona değdi, anlayamadım ama üstüne de düşemedim, kabine gittim.

Üstümdeki bindallıyı çıkardım, sonra bindallıyı alarak mağazadan çıktık ve birkaç alışveriş daha yaptık.

Ertesi gün gelinlik için sadece kendi ailemle gittim. Avjin Hanım gelmedi, hatta hazırlıklara karışamadı. Kınayı bizim konakta yapacaktık, düğün ise kalabalık olacaktı; o yüzden mekan seçildi. Her şey hazırdı.

****

Kına Günü |12.02.26|

Sabah erken saatlerdi, hala uyuyordum. Odama biri hücum etti, "ROJİİİİ!" diye bağırdı. Bu Lina'ydı. Yatağa çıktı, sonra sırtıma oturdu, saçımı çekti. "Rojiii! Uyandıy!" dedi. Saçımı o kadar çok çekmişti ki yüzümü yastıktan çektim, çığlık attım, gözlerim doldu. Lina neşeyle kıkırdadı, "Rojii uyandi!" diye bağırdı. "Lina! Bırak saçımı, halacım!" diye uyardım.

“Ane uyandıy dedi.” diye dili döndüğünce açıkladı. Suratımı astım çünkü başım ağrıdı. “Tamam uyandım, bir daha saçımı çekme.” dedim. Anlamış gibi başını salladı, onu sırtımdan indirdim, sırtüstü döndüm ve kucağına yatırdım. “Oy bebeğim benim.” dedim, sırtını sıvazladım.

“Haliş.” diye mırıldandı ve bana sarıldı. Hop, bir anda odamı annem bastı. Sinirliydi, kaşları çatılmıştı. “Kalk, yürü! Öğlen olacak nerdeyse! Bir de gelin olacak!” diye bağırdı. Lina’nın gözleri doldu, ona dedi sandı. “Kızdıy..” dedi. Ağıtı bastı, annemle donup kaldık. Sırtını sıvazlamaya başladım. “Yok, sana demedi, demi anne?!” dedim.

“Yok, yok demedim hiç torunuma kızar mıyım ben? Asla!!" dedi. Yatağa yaklaştı, Lina'yı kucağına aldı. "Ben bu gavura kızdım!" dedi, beni göstererek. Lina bana baktı, minik parmağı ile beni işaret etti. "Gavuy!" demeye başladı. Gözlerim büyüdü. "Anne, çocuğa ne biçim şeyler öğretiyorsun!" dedim.

Annemin rengi soldu şaşkınlıktan. "Gavuy! Gavuy!" diye tekrar etti. Yataktan kalktım, "Öyle kelimelere yok halacım." diye uyardım ve parmağımı salladım. Lina reddercesine başını salladı, "Gavuy roji!" dedi. Elimle alnımı ovdum, "Ah anne ah..." diye sızlandım.

Annem alt dudağını ısırdı "Abow! İnşallah demez herkesin içinde." diye hayıflandı. Anneme dalga mı geçiyorsun der gibi baktım sonra kına günü olduğunu hatırladım, iç çektim. "Tamam neyse anne, sen in hadi Linayla, ben de duşa gireceğim." dedim. Annem koluma dokundu, okşadı. "Tamam kızım sen hazırlan." dedi. Linayla beraber odamdan çıktım.

Banyo gittim, sıcak bir duş aldım. Özel bir gün olduğu için cilt bakımı yaptım. Bayağı bir sonra üzerime şimdilik pijama giydim. Salona gittim, kına orada yapılacaktı. Hazırlıklara yardım ettim. Akşamüstü kuaför eve geldi, odama gittim.

Kuaförüm odamda beni bekliyordu. "Hoş geldiniz Rojdan Hanım, buyurun geçin." dedi. Makyaj masamı işaret etti, oturdum ve topuz yaptığım saçımı açtılar. "Ne istiyorsunuz?" diye sordu. Bir tık heyecan hissettim, daha önce hiç düşünmemiştim. "Sade bir topuz ve hafif bir makyaj istiyorum." diye açıkladım. Kuaför gülümsedi, "Nasıl isterseniz." dedi.

İki saat içinde makyajım ve saçım tamamlandı. En sonunda krem rengi taşları olan bir taç taktılar kafama, bindallıma uygun. Sonra ben kalktım, evdeki kadınlara da makyaj ve saç yaptılar. Her şey hazırdı, akşam yaklaşıyordu. Bindallımı giydim, gergin hissediyordum. Bengi odama girdi usulca "Avjin hanımlar geldi, kapıdalar. Aşiretlerinden kadınlar da var, gel hadi." dedi.

Bengi'ye döndüm, omuzlarım gergindi. "Bengi, ben korkuyorum," diye kekeledim. Bengi'nin ifadesi yumuşadı, bana yaklaştı ve terleyen ellerimi tuttu. "Korkma, biz buradayız, niye korkuyorsun?" diye sordu. Gözlerim doldu, ağlamamak için burnumu çektim. "Ben birkaç ay önce okuyordum, mutluyumdu, şimdi tanımadığım biriyle evleniyorum. Evet, bu anlaşma olabilir, ama korkuyorum. Çok korkuyorum, tanımadığım insanlarla olacağım, bilmiyorum Bengi, bilmiyorum," diye dağınık şekilde anlattım. Kafam dağınıktı. Bengi bana sımsıkı sarıldı.

Başımı yukarı kaldırdım ağlamamak için, yoksa makyajım akardı. "Biliyorum kuzum, seni bu kadere boyun eğdirenler utansın." dedi hırsla, ama zaten kendi abisi sebep olmuştu buna. Yine de hırslanıyordu, çünkü haksızlık olduğunu biliyordu. Sarılmayı bıraktı, kollarımdan tuttu. "Ama kaçmak istersen durdurmam, beraber kaçarız. Kutay'ın da götüne tekmeyi basarız." dedi espirili bir tonla. Gülmeye başladım, o da benimle güldü.

“Ha şöyle gül artık, hadi bakalım gelin hanım gidelim,” dedi. Elini uzattı, derin bir nefes aldım, elini tuttum, odamdan çıktık, salona gittik. Herkes oradaydı, hem bizim aşiretimizden hem de onların. Herkesi tek tek selamladım, tanıştım. Şimdilik herkes beni sevmiş gibi duruyordu.

Genç kızlar hemen beni salonun ortasında duran sandalyeye oturttular, yeşil bir duvakla başımı örttüler. Etrafımda çember oluştu, kına tepsisini Bengi tutuyordu. Etrafımda çember oluşturdular. "Yüksek yüksek tepeleri" söylemeye başladılar, etraf loş hale geldi.

Duvaktan etrafı net göremiyordum. Başımı eğdim, stresten ellerimle oynuyordum. Gözlerim dolmaya başlamıştı, zaten malum sebeplerden dolayı üzgündüm. Gözlerimden boncuk gibi akmaya başladı. Hemen fark edildi, "Gelin ağlıyor!" dendi. O an anneme baktım, o da ağlıyordu.

İnci yengem ve Bengi yaklaştı, önce duvağımı kaldırdılar ve herkese ağladığımı gösterdiler. Elimi uzattım, açtım. İnci yengem hemen kapattı. "Açma," diye fısıldadı. Adetleri yerine getirecekti belli ki. Avjin hanıma baktı "Gelin avucunu açmıyor!" diye duyurdu kinayeli şekilde, sonra kapalı avucumu gösterdi.

Avjin hanım kıyafetinin içinden altın kesesi çıkardı, yukarıya kaldırdı. Herkes gösterir gibi, herkes "ooo" filan oldu. Bende avucumu açtım. İnci yengem yavaşça her iki avcuma da kına sürdü, ardından geri çekildi. Avjin hanım yaklaştı ve her iki avcuma da tam altın koydu, beyaz tülleri geçirip bağladı.

“Allah mutlu mesut etsin yavrum.” dedi. Omuzumu okşadı, ben de elini öptüm ve alnıma koydum. Kızların yardımıyla salona kurulan tahtıma yerleştim. İkramlar sunulmaya başlandı, ben hala gergindim ve etrafa bakıyordum. Bengi ortaya geçti: “Eee gelin hanım, kına gecesinde oturacak mıyız? Hadi kalk!” dedi.

Tebessüm ettim, o kadar duygusal sahneden sonra nasıl oynayacaktım ki? Oynamak istemiyordum. "Sonra oynarız." diye kısık sesle söyledim. Bengi kaşlarını kaldırdı, birkaç kere üst üste dilini damağına vurdu. "Olmaz öyle gelin hanım, herkes senin namını bilecek!" diye itiraz etti. Aşiret kadınlarına kızlarına baktı, "Haksız mıyım?" diye onay istedi. "Haklısın." dedi hep bir ağızdan. Utandım, yanaklarım kızardı. Bengi elimi tuttu, beni ortaya çekti.

🎶 Sezen Aksu - Rakkas🎶

Ayağa kalktım, an şarkı başladığında Bengi oynamaya başladı. Belini kıvırıyordu, kendi etrafında döndüğün de saçları savruldu. Beni teşvik etmişti, diğer genç kızlar da kalktı. Bende ritme ayak uydurdum, eteğimi tuttum ve dans etmeye başladım. Bir ara Bengiyle omuzlarımızı yaklaştırdık ve titrettik, sonra arkamı döndüm. O sırada pencerede birini fark ettim

Kutay.

Ama fark etmemiş gibi davrandım, dans etmeye devam ettim. Bütün endamımı, asilliğimi orada gösterdim. Herkes hayranmış gibi bakıyordu bana. Bengi'yle sırt sırta verdik, omuzlarımızı titrettik. "Ooooh!" dedik aynı anda. Bir yandan da beynimdeki düşüncelere boşalıyormuş gibi hissettim.

Şarkı bitti, hepimiz nefes nefese kaldık. Kolumu Bengi'nin boynuna attım ve bir şey yapmaya karar verdim. “Eh, madem başladık, hız kesmeden devam edelim.” dedim. Bengi şaşırdı, onun kulağına şarkı ismini fısıldadım. O da açmaya gitti, ben de bekledim; daha doğrusu herkes bekledi.

🎶 Ebru Gündeş - Çingenem 🎶

Şarkı çalmaya başladı, henüz sözleri başlamamıştı. Ufaktan dans ediyordum. Ebru Gündeş'le aynı anda "Kapkara gözlerle yaktın sineden
Aşkınla tutuşup yandım Çingene'm!" diye şarkıyı söylemeye başladım. Herkes şok oldu, tek şok olmayan Bengi'ydi. Kulağıma yaklaştı, "Az değilsin sen." diye fısıldadı. Tepki vermedim, şarkıyı söylemeye devam ettim: "Ruhumu koparıp aldın bedenden Uğruna sararıp soldum Çingene'm!"

Herkes alışmaya başladı, ben de söylemeye devam ettim. Biliyordum, bir kadın asla yanılmaz. Kutay oradan baktığını adım kadar iyi biliyordum. Göz ucuyla baktım, o fark etmeden ve tekrar şarkı sözlerini söyledim: "Çingene'm, Çingene'm, kara gözlü Çingene'm!" Onun ifadesi ise ben şarkıyı söyledikçe daha da yumuşuyordu; yüzünden ufak bir çocuğun gülümsemesi vardı. Duvara yaslanmış izliyordu.

Şarkıyı söylemeyi devam ettim, bir yandan edalı edalı şarkı söyledim. En sonunda şarkı bitmişti, gülümsüyordum. Eski halimden eser kalmamıştı. Yorulduğum için tekrar tahtıma geçtim. Diğerleri danslarına devam etti, onları izledim. Arada gözüm pencereye kayıyordu. En sonunda Kutay gitmişti.

Gece eğlenceli ve güzel geçmişti. Misafirler dağıldı, ben de odama gittim. Kapıyı açar açmaz erkeksi bir parfüm kokusu aldım. Aniden banyodan Kutay çıktı, irkildim haliyle. "Kutay?" dedim. Şarkı söylememden sonra gittiğini düşünüyordum, gitmemişti. Beni süzdü, yanıma yaklaştı.

Kutay hiçbir şey demedi, beni süzdü. "Yakışmış." diye övdü. Bindallıma baktı, "Evet." dedim sadece. Kutay'a çevirdim bakışlarımı. "Sen neden buradasın?" diye sordu. Kutay kişisel alanıma girdi. "Ortağıma olan karımı görmeye geldim." diye açıkladı. Kaşlarımı çattım Ortağım olan karım mı?

Kutay neşeyle kısa bir kahkaha attı, topuzumdan çıkan perçemimi kulağımın arkasına parmağıyla sıkıştırdı. Ani temastan dondum kaldım. Kutay bunu fark edince hemen elini geri çekti ve bir adım uzaklaştı, boğazını temizledi. "Öyle ziyaret etmeye geldim kolaçan amaçlı." diye tekrar etti, sesi ufaktan gergindi. Onu sınamaya karar verdim, bir kaşımı şüpheci şekilde kaldırdım. "Ne zaman geldin?" diye sordum.

“Mm, şey az önce işte misafirler dağılırken.” diye yalan söyledi. Bunu biliyordum, gülmek istedim hatta kahkaha atmak ama ifademi nötr tuttum. “İyi güzel, siz kına için ne yaptınız abimlerle?” diye sordu. Kutay beyni sanki hızlı işliyormuş gibi düşünmeye başladı; sonuçta neredeyse bütün gece buradaydı. Benim şarkı söylememin üzerinde saatler geçmiş, gece olmuştu. “Öyle içki içtik.” diye bahaneyi uydurdu.

Ama az önce yakınıma geldin ve içki kokmuyordun, dedim. Dudağımın kenarında ister istemez bir sırıtış oldu. Kutay panikledi, elini saçlarının arasına geçirdi. "Az içtim." diye bahane uydurdu. Alt dudağımı büzdüm. "Tamam, şimdi dinlememe müsaade et, yarın büyük gün." dedim.

Kutay dik durdu, elini saçlarının arasında çekti. "Haklısın, iyi dinlen, iyi geceler." dedi. Onaylarcasına başımı salladım. "İyi geceler sana da." dedim. Odamdan çıktı, kahkaha yağmuruna tutuldum, keyiflenmiştim. Yatağa oturdum, kırmızı bir kutu ve not gördüm; kahkahalarım yarıda kesildi. Önce notu aldım

Bunu yarın tak,
yakışır. - Kutay

Gözlerim hafifçe aralandı, kaşlarım düşünceli halde çatıldı. Notu kenara bıraktım, kutuyu aldım ve açtım. İçinde küçük taş pırlanta detayları olan bir pırlanta seti vardı: kolye, küpe ve bileklik mevcuttu. Ne tesadüf ki gelinliğimle uyuyordu! Şaşırdım, kutuyu kapattım ve göğsüme bastırdım. Her şey gerçekçi ilerliyordu: söz, kına, düğün... Her şey oluyordu. Garip hissediyordum. Yatağa uzandım, kırmızı kutuyu yanıma koydum ve düşüncelere daldım.

******

Düğün Günü ||13.02.26||

Ve o büyük gün geldi. Bu sefer kimse uyandırmadan uyandım. Önceki geceden kalan makyajımı sildim, duşa girdim ve iyice temizlendim. Duştan çıktım, üzerime idareten bir şeyler giydim. O gün evimde son kahvaltımdı. Okumaya gitmek farklıydı, ne kadar anlaşmalı evlilik yapıyorum desem de evlilikte farklı bir şeydi. En azından bunu idrak ediyordum. Her zamanki gibi yemek odasına gittim, herkes oturuyordu. Boş baş köşeyi gördüm, dedemin yerini... İçim bir tuhaf olmuştu. "Günaydın herkese."

Herkes bana baktı teker teker günaydınlaştık. Abim yanındaki boş sandalyeyi çekti, "Gel otur cimcime." dedi. Buruk bir tebessüm ettim, oturdum, derin bir nefes aldım. Kahvaltıya başladık. Son günümden midir bilmiyorum ama herkes neşeliydi, hiç kimsenin suratı asık değildi. Kahvaltımız sorunsuz geçmişti. Masadan kalkacakken Ümmü abla yemek odasına telaşla girdi. "Rojdan kızım kuaför geldi." dedi. Masadan kalktım, "Geliyorum zaten Ümmü abla, sen onlara bir şey ikram ediver." diye ricada bulundum. Ümmü abla aceleyle başını salladı, hızla gitti.

“Ben gidiyorum, gelinin hazırlanması gerek," dedim espirili bir dil ile. Yüzümde hala buruk bir gülümseme vardı. "Tabii git kızım," dedi annem. Bengi nedimem olacağı için benimle birlikte kalktı, odama gittik. Makyaj masama oturdum. "Hafif dalgalı açık bir saç istiyorum ve dünkü gibi hafif bir makyaj." diye açıkladım. Kuaför kafasını salladı ve hazırlıklara başladı.

Ümmü abla o sıra herkese çay getirdi, dağıttı. Saçlarım yapılmaya başlandı, saç bitince makyaja başladılar. Bu sefer hazırlığım daha uzun sürdü. Kuaför gitti, 3 saatin sonunda çünkü Bengi'nin saçını ve makyajını da yapmışlardı. Aynada kendime baktım, derin bir nefes aldım. Gelinliği giyme zamanı gelmişti çoktan. Omuzlarım gerildi, gardırobuma yaklaştım. "Bengi yardım etsene, gelinlik ağır." dedim. Bengi yanıma yaklaştı, gardırobu beraber açtık. Siyah poşette olan ağır gelinliği çıkardık, yatağa dikkatlice koyduk.

Poşetin fermuarını açtım. Korse kesimli, dantel işlemeli ve kabarık etekli bir gelinlikti. Yanında ise uzun, tamamen dantelden oluşan bir duvağı vardı. Bengi gelinliği giymemde yardım etti. Kuaförün taktırmayı unuttuğum için duvağımı da taktım Kutay’ın verdiği pırlanta setini de taktım. Her şey hazırdı. Son olarak güllerden oluşan buketimi elime aldım. Her şey hazırdı, resmen kendime baktım, inanamadım. "Çok güzel oldun," dedi Bengi. Üşümem için beyaz peluş kürk giydirdi. "Şimdi hazırsın."

Omuzlarım heyecandan titredi, düğün konvoyunu duydum. Bengi'ye döndüm, "Ge-geliyor." diye kekeledim. Bengi gülümsedi. "Sakin ol, derin bir nefes al, bir şey yok, sakin sakin." dedi. Dediği gibi derin derin nefes aldım, konağın kapısı çalmaya başladı. Herkes muhtemelen aşağıdaydı. Korkudan hızlı hızlı nefes alıyordum, yatağıma oturdum. "Yok ben yapamam, gidemem, yok!" dedim. Kendime güvenemedim, titriyordum.

Bengi önümde diz çöktü. "Tamam sakin ol, ben buradayım, şşş!" dedi. Elimi okşadı, aşağıdan bir ses duydum: "Gelin hanım nerede?" diye bir ses. Gözlerimi hızla araladım. "Bengi beni çağırıyorlar!" diye telaşlandım. Elimi tekrar okşadı, bir şey diyecekken kapı çaldı. Bakışlarım hızla kapıya yöneldi. "Açma, yok!" dedim.

“Abim benim aç.” dedi. Bu, abimin sesiydi, bir nebze rahatladım. Bengi benden onay bekliyordu, gözlerimle onayladım. Açmasını bekledikten sonra yataktan kalktım ve dik durdum. Bengi kapıyı açtı, abim içeri girdi. “Bengi, sen bizi yalnız bırak.” dedi abim. Bengi tek kelime etmeden dışarı çıktı ve kapıyı kapattı. Abimle baş başa kaldık.

Gözlerim doldu abim bana yaklaştı, onun da gözleri doluydu ama gülümsüyordu. Çocukken bana baktığı gibi, "Su gibi olmuşsun abim, bu anın olacağını düşünmezdim ama okuyormuş işte. Küçükken saklambaç oynadığım kardeşim şimdi esastan gidiyor." dedi. İki elimi de tuttu. "A-abi." diye sessizce söyledim.

Ellerimi okşadı. "Şimdi bana doğruyu söyle, o adamı sahiden gönül rızan ile mi evleniyorsun? Yoksa töre için mi yapıyorsun bunu? Bana doğruyu söyle ki, geç olmadan seni kurtarayım." dedi. Omuzlarım aşağı indi, ona gerçeği söylemek istiyordum, gerçekten Kutayla evlenmediğimi, sadece anlaşma yaptığımı söylemek istiyordum ama söylemezdim. Derin bir nefes aldım. "Gönülden evleniyorum abi, onu tanıdım ve sevdim." dedim.

Saçımı okşadı. "O zaman niye titriyorsun abim? Niye çıkmıyorsun odandan?" diye sordu. Ne diyeceğimi düşündüm ve buldum. "Çünkü sizden ve ailemden ayrılacağım, bu beni üzüyor." dedim. Hem bahaneydi hem de değildi. "Tek telefonla yanındayım abim, yanında." dedi. Yanaklarımı avuçladı, alnımdan öptü, ellerini çekti. "Şimdi zamanı geldi." dedi. Kolunu uzattı, derin bir nefes aldım, koluna girdim. Ağır adımlarla odamdan çıktık.

Mardin'in soğuk rüzgarı yüzüme çarptı; bir gerçek gibi ağır ağır merdivenlerden indim. Herkes oradaydı. Kutay ile göz göze geldik, bana büyülenmiş gibi bakıyordu. Abim beni bu sefer babama teslim etti ama gram duygulanmak istemiyordum. Babamın elinde kırmızı kuşak vardı. Kuşağı açtı, önce bir kere belime bağladı, çözdü, sonra bir kere daha ardından tekrar bu hareketi tam 3 kere yapmıştı. En sonunda bağladı, alnımdan öptü, duvağımı kapattı. Camii hocası da gelmişti, Fâtiha Suresi okumaya başladı. Hepimiz elimizi açtık, dua bitinceye kadar kimse indirmeden en sonunda hep beraber yüzümüze sürdük.

Kutay elini bana uzattı. Önce duvağımın altından ona baktım, sonra elimi uzattım. El ele tutuştuk. Bavullar zurnalarla çalmaya başladı. Bengi'nin yardımıyla önce konaktan çıktım, sonra arabaya bindik. Bengi benim nedimem, Baran da abisinin nedimesi olduğu için bizle beraber bindiler. Sayamadığım kadar aşiret arabası vardı. Konvoy başladı.

Duvak beni daraltmıştı. Açtım, "Oh be!" diye rahatladım. Kutay bana baktı, "Onu ben açacaktım, Rojdan." dedi. Göz devirdim. "Aman ne olacak zaten, sıkıldım bilmem kaç kiloluk gelinlikle bu kadar sabır oluyor!" diye çemkirdim. Kutay eliyle alnını ovdu, "Haklı kız." diye destekledi Bengi.

Bir anda silahlar havada patlamaya başladı. "Aa, ne oluyor?" dedim ve kulaklarımı kapattım. Benim aksime diğer üçlü rahattı. "Aşirete hoş geldin yapıyoruz!" diye alay etti. Baran ve Bengi de güldü. Kaşlarımı çattım. "Sus ya!" dedim. Kutay bileklerime nazikçe dokundu ve kulaklarımı çekti. "Sakin ol, aşiret kızı mısın, değil misin belli değil, bu normal! Konvoy yapıyoruz." dedi.

Of, tamam camları kapattın, kurşun falan gelmesin!” dedim. Kutay belinden silahını çıkardı, “Ne kapatacakmışım, ben de sıkarım!” dedi. Silahını dışarıya doğrulttu, sıkmaya başladı, tuhaf bakışlarla onu izliyordum. “YÜRÜ BE ABİ!” diye slogan yaptı Baran. Bengi sakinlikle gülüyordu, olanları izliyordum.

Çok geçmeden düğün salonuna vardık. Gelin odasında ben ve Kutay bekliyorduk. Acayip gergindim. "Yanlış mı yapıyoruz?" diye aniden sesli düşündüm. Kutay'ın arkası dönüktü, bana baktı. "Ne konuda?" diye sordu. Kanepeye oturdum. "Bilmiyorum yani bu düğün, bu evlilik huzur getirmeyecek gibi geliyor bana." diye itiraf ettim.

Kutay kızmadı, aksine sakinlikle bana yaklaştı ve önümde diz çöktü, elimi tuttu. "Bunu bir barış gibi düşün," dedi. Anlamayarak ona baktım. "Eğer ben ve sen bu evliliği kabul etmeseydik savaş çıkacaktı, insanlar ölecekti. Neden mi? Berithan'ın salağı kız kaçırdığı için Berithan ölecekti, bizim tarafımızdan. Sonra sizin tarafınızdan biri de bizim tarafımızdan birini öldürecekti; bu döngü böyle devam edecekti, Rojdan. Ama biz evlenirsek, bir yılda olsa kimse bir şey diyemez," diye açıkladı.

“Anlıyor musun beni?” diye sordu. Onaylarcasına başımı salladım, “Anlıyorum…” dedim. Kutay ayağa kalktı, elini davetkâr şekilde uzattı, “O zaman asıl şov başlama vakti geldi.” dedi. Tereddütle elimi uzattım, ayağa kalktım, derin bir nefes aldım. Anlamış gibi Bengi odaya girdi, “Nikah memuru geldi, misafirler tamam.” dedi.

Gül buketimi aldım. Önce Kutay'a baktım, o kendinden emindi, dümdüz bakıyordu. O zaman anladım, bu evlilik olacaktı. Bengi kenara çekildi, ikimiz el ele gelin odasından çıktık. Uzun kırmızı bir halıda yürüdük, piste yaklaştık. Herkes bizi görür görmez alkışladı. Nikah masasına doğru emin adımlarla ilerledik. Kutay oturmam için yardım etti, sonra kendi oturdu.

Gül buketimi masaya koydum, şahitler yoktu. Kutay'ın kolunu dürtüp "Şahit yok, benim taraftan, abimi çağır sen de sizin taraftan kimi istiyorsan onu." diye fısıldadım. Kutay düşündü, Zulal'i çağırmaya karar verdi. Şaşırdım, adamlarına tek bir işaret verdi, emir verdi. Abim ve Zulal beraber geldiler, oturdular.

Nikah memuru mikrofonu aldı ve konuşmaya başladı: "Değerli misafirler, bugün Kutay Karan Aslanbey ve Rojdan Karaşah'ın nikah akdini gerçekleştirmek için buradayız. Hepiniz hoş geldiniz." dedi. Herkes alkışladı. Nikah memuru önce bana baktı: "Sayın Rojdan Karaşah, hiç kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan Kutay Karan Aslanbey'i hastalıkta ve sağlıkta eş olarak kabul ediyor musunuz?" diye sordu. Nefesimi tuttum, önce Kutay'a baktım, sonra abime... Neredeyse gözlerim herkesi taradı. Mikrofon bana uzandı. "Evet." dedim.

Alkış yağmuruna tutuldu salon, sonra nikah memuru tekrar konuştu: "Sayın Kutay Karan Aslanbey, hiç kimsenin etkisi ya da baskısı altında kalmadan, Rojdan Karaşah'ı hastalıkta ve sağlıkta eş olarak kabul ediyor musunuz?" sordu. Mikrofon ona uzatıldı, Kutay benim aksime kendinden emindi: "EVET!" dedi kendinden emin bir şekilde. Sonra nikah memuru şahitlere baktı: "Siz de şahitlik ediyor musunuz?" sordu. İlk abim mikrofonu aldı: "Evet ediyorum." dedi. Zulal’e uzattı: "Evet ediyorum." dedi o da.

Salon bu sefer daha büyük bir ilgiyle doldu. Nikah memuru mikrofonu aldı, nikah defterini uzattı ikimize de. İkimiz de imzalarımızı attık, sonra abim ve Zulal de attı. Hepimiz ayağa kalktık. Nikah memurunun elinde mikrofon ve bir adet evlilik cüzdanı vardı. "Ben de belediyenin bana verdiği yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum, gelini öpebilirsiniz." dedi. Evlilik cüzdanını uzattı, ben aldım. Kutay döndü, o an ikimiz de ne yapacağımızı bilemedik. El mi tokuşsak, yoksa alnımdan öpse mi anlayamadık.

Misafirlerin bakışlarını hissettim, gülümsüyordum. "Öp gitsin alnımdan, millet bakıyor." diye fısıldadım dişlerimin arasında. Kutay iki eliyle yanaklarımı kavradı, alnımdan öptü. Herkes tekrar alkışladı. Kutay sonra yavaşça yanaklarımı bıraktı, ilk dans zamanı gelmişti. Salaş, güzel bir şarkı çaldı Kutay, Elini uzattı, tuttum. Evlilik cüzdanını nikah masasına koydum, piste indik. Normal bir çift gibi dans etmeye başladık.

Etrafa baktım, gördüğüme inanamıyordum. "İnanamıyorum, geldiğimiz şu duruma bak." dedim. Kutay ufaktan bir kahkaha attı. "Bana çemkirirken iyiydi, bak şimdi nerdeyiz." dedi. Gözlerimi kıstım, bir şey diyecekken Kutay elimi tutarak beni etrafımda döndürdü, geri elini sırtıma koydu. "Hiç çemkirmeni tavsiye etmem." dedi, uyarırcasına.

“Çemkirecek halim yok madem düğün yapıyoruz, hakkını verelim.” diye meydan okudum, dans etmeyi bıraktım ve abime yaklaştım. “Eh, halaysız düğün olmaz, ben abimle halay çekmek isterim.” dedim. Göz ucuyla Kutay’a baktım, gülümsüyordu. Abim ayağa kalktı, “Madem kardeşim istiyor,” dedi. Ceketini çıkardı, gömleğini ilikledi ve piste yaklaştı. “Damat bey, sende hünerlerini göster bakalım,” dedi.

Kutay ceketini çıkardı, nikah masasının üstüne attı. Gömleğinin kollarını ilikledi, ıslık çaldı. Aşiretler ayaklandı. Abim babama baktı, onay istiyormuş gibi. Babam onay verdi. Bu sefer abim de ıslık çaldı. Hem bizim hem de Kutayların aşiretlerinden onca insan kalktı. Abimin elimi tuttu, Kutay'a yaklaştık. Kutay'ın da elini tuttu. Sonra ikimizin ellerini birleştirdi. Herkes halay için toplandı, büyük bir çember oluştu. Halaya başlandı.

Halay hızlı tempoda ilerledi. "Az önce gerginim diyordun, noldu hanımağa, halay başı oluyorsun?" diye fısıldadı. Gözlerimi devirdim, "Gerekeni yapıyorum, eğlenceyse eğlence işte, buyur Kutay ağa!" dedim inadına. Halay'ın temposu gittikçe arttı, Kutay'ın yüzündeki gülümseme hiç solmadı. Artık bir süre sonra yorulmuştum, halaydan ayrıldım, yerime oturdum ve olanları izledim.

Özellikle abim ve Kutay'ı, gerginler mi, tavırları nasıl diye izledim ama şimdilik her şey normaldi. Halaydan sonra birkaç yöresel şey daha yapıldı, pist boş kalmadı. BAM! Aniden bir silah patlama sesi geldi. Kolumun yandığını hissettim; kolum... kolumdan vurulmuştum! Herkes panik olmuştu, etrafa kime ne oldu diye bakıyordu.

Diğer elimle kolumu bastırdım; elimdeki o koyu rengi, kanı gördüm. İlk fark eden Bengi oldu; çığlığı bastı. Bembeyaz gelinliğim herkesin içinde kana bulanıyordu. Kutay, "ROJDAN!" diye tiz bir çığlık attı. Yanıma geldi; abim de geldi. "Rojdan, iyi misin? Bana bak, acıyor mu?" diye panikle sordu abim. "Abi, hissetmiyorum." diye fısıltılı bir sesle söyledim. Şoktan dolayı hissetmiyordum. "Ne hoş bir düğün..." Erkeksi bir ses geldi.

Gelen sese baktım, düğün salonunun başında o duruyordu, Siyam Karahan.

“LAAAN!” diye Kutay’ın tiz çığlıkları arasında bağırmasını duydum. “Aşağılık pislik, seni öldüreceğim!” diye tehdit savurdu. Abim, derin öfke dolu gözlerle Kutay’a baktı. “Eğer kardeşime bir şey olursa ya da olmasında gerek yok! Senin elinde onu alacağım, bu evlilik iptal olacak!” diye bağırdı.

Siyam alkışlamaya başladı. "Ah ne büyük aile dramı..." dedi sahte üzüntüyle, sanki dalga geçiyormuş gibi. 40 adamla misafirlerin arasından çıktı, ifadesi ciddileşti. "Gelinimiz vuruldu, sıra damadımızda." dedi. Elini kaldırdı, Kutay beni korunaklı bulduğu yere, nikah masasının altına sakladı. "Sakin ol, nefes al, bana bak." dedi. Kutay beni kollarına aldı, çatışma başlamıştı. Havada kurşun sesleri, çığlık atan insanlar, kadınlar, çocuklar vardı.

Abime baktım, hala yanımdaydı. "Abi, annem, Lina, yengem..." diyebildim ancak, arada gözlerim kapanıyordu. Onlara bir şey olmasından korkuyordum. Abim her ne kadar güvenmese de Kutay'a, beni emanet etmek zorundaydı. "Bu çatışma bitsin, kardeşimi senden alacağım. Şimdilik gidiyorum Aslanbey, şimdilik." dedi. Abime elimi uzatmaya çalıştım, olmadı. "Dikkat..." diyebildim.

“Dikkatli olacağım." diyebildi abim. Gözlerim onu izliyordu, Allaha şükür kurşun isabet etmeden aile masasına ulaştı. Kutay şakağımdan öptü. "Gülüm bana bak, uyumak yok tamam mı? Uyanık kal, bana çemkir." dedi sesinde endişe ve acı vardı, bir yandan silah sıkıyordu. "Bana gülüm deme, öküz!" dedim.

Kutay'dan ter akıyordu, gözlerinden yaş aktı ama gülümsedi. "İşte biliyordum, sana gülüm dersem çemkirecektin, gülüm benim!" dedi. Daha sıkı sarıldı, kolumdaki kurşun yarası acıyordu, kanıyordu; beyaz gelinliğime her saniyede daha fazla akıyordu. "Bu acımaya başladı, Kutay." diye mırıldandım.

Kutay şakağımdan tekrar öptü. "Sabret biraz daha, dayanacağım, seni buradan çıkaracağım gülüm." dedi. Ağlıyordu, bir yandan silah sıkıyordu. Birkaç adamın öldüğünü gördüm, ben de ağlamaya başladım. Yarım acıyordu. "Çok acıyor Kutay, bu iğneye benzemiyor, dayanamıyorum..." diye isyan ettim.

Kutay gardını indirmişti, bana sıkı sarıldı, göğsüne bastırdı. "Gitme, yapamam sensiz. Sen benim gücüm oldun, gitme..." diye fısıldadı. O sırada yanımıza Baran bir şekilde geldi. "Abim, 10 adam öldü." diye haber verdi, sonra bana baktı. "Yenge..." dedi. İkizimden gözyaşlarını fark ediyordu, ardından Miran girdi. "Abi-" diyebildi, gördüğü manzara karşısında şok olmuştu.

“İki aile de iyi mi?” diye sordu Kutay. İkisi de bir şey diyemedi. “Size bir soru sordum dangalaklar!” diye bağırdı. Miran kendine geldi, “Evet abim, iyiler, merak etme.” dedi. Baranın kolunu dürttü, Baran da kendine geldi, “Acıyor…” diye sızlandı, nefesim sığılaştı. Kutay bana baktı, “Geçecek, tamam, ben buradayım!” dedi. Sonra kardeşlerine baktı, “Şimdi beni iyi dinleyin.” diye konuşmaya başladı, kardeşleri başlarını salladılar.

“Ben yengenizi kucaklıyorum, arka kapıdan çıkarıyoruz, siz de beni koruyacaksınız, anlaşıldı mı?” dedi. “Anlaşıldı abi!” dediler ikisi de, ağız birliği yaptılar. Kutay beni kucakladı, nikah masasının altından kalktık. Baran ve Miran hayatları uğruna ikimize kalkan oldular. Silah sesleri, kurşunlar, çocuk çığlıkları, insanların bağırmaları bir kere daha kulağımda çınladı.

“Çok insan canları yanıyor…" diyebildim, acıdan kelimelerimi seçemiyordum. Kutay Miran'a baktı, "Bütün aşirete söyle buraya yığılsınlar." diye emir verdi. Arka kapıdan sahiden çıktık, Kutay kucağında benle arabaya koştu. Baran ve Miran bizi takip ettiler, korudular her zaman.

Kutay beni arabaya bindirdi. Hala kolumu tutuyordum, her yerim kan olmuştu. Nispeten Kutay'ın her yeri de kandı. Kardeşlerine güçlü bir abi, ağa gibi baktı. Az önceki ağlayan veya normalde gördüğüm adam gibi değildi. Elini Miran'ın omzuna koydu: "Miran burada kalacak, aşirete haber gönderecek, her şeyi sana emanet ediyorum.” diye açıkladı sonra direkt Miran’a baktı “Miran o Siyam’ı bu gece olmasa da yarın elimde olacak, anlaşıldı mı?" Sesi tartışmaya yer bırakmıyordu.

Komutan, dinleyen asker gibi başını salladı. "Anlaşıldı abi!" dedi. Kutay elini Miran'ın kolundan çekti. "Baran, arabaya sen bizimle geliyorsun." dedi. Kutay yanıma arka koltuğa bindi, elimi kolumdan çekti, kendi bastırdı koluyla beni sardı. Başım otomatik olarak göğsüne yaslandı.

“Şirin ebeye gidiyoruz sür," dedi. O kimdi? Tanımıyordum. Baran şaşırdı, "Abi hastaneye gitmemiz lazım yenge..." sözü kesildi. Kutay kaşlarını çattı. "Dediğimi yap! Rojdan'ı abisine veremem, hem de bende doktorum, yürü çalıştır şu arabayı, delirtme, bir kurşun da kafana sıkarım!" dedi. Ses korkutucu ve endişeliydi. Baran tek kelime edemeden arabayı sürmeye başladı.

Gözlerim yavaş yavaş kapanıp açılıyordu. "Bayılsam bana kızar mısın?" diye mırıldandım. Kutay'ın tekrar gözleri doldu. "Yapma! Biraz daha sabır, kurban olduğum. Biraz daha... Seni iyileştireceğim." diye yalvardı. Ağlamaya başladı. "Kutay... Özür... Dayan..." gözlerim karanlığa mahkum oldu..

“ROJDAN!” diye tiz bir çığlık duydum, ağlayan bir ses… Kutay’ın sesi.

 

Eveeet bir bölümün sonu daha bu bölüm uzun oldu aslınsa bu kadar uzun planlamıyordım sonda aksiyonlar olunca böyle oldu oy vermeyi desteklemeyi unutmayın

Haftaya cumartesi görüşürüz tekrar❤️🌺

Bölüm : 26.01.2026 02:28 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...