

⚠️TW - Bu bölümde fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddet ile ilgili sahneler vardı tetiklenecek olanlar okumasın. ⚠️
Bir insanın kaç kere sınanması gerekir? Kaç kere yanılması gerekir? Bu hayatta en güvendiğimizi düşündüğümüz insanın geçmişi hakkında neden soru sormayız? Geçmiş dediğin nedir? Bir insan, bir koku, bir eşya ya da kalbinin en derinine gömdüğün biri midir? Belki hepsi, belki de hiçbiri.
Ya da kor ateşlerin içinden geçtiğin, sevdiklerinle sınandığın mıdır?
Hiç kimse geçmişine bakmaz, çünkü geçmiş insanların acıları, utançları, kaybıdır. Peki ya Siyam? Bunlardan hangisiydi? Hiçbiri. Siyam, karanlığına gömülen geçmişindeki kötülüğünü görmeyen, arsızca intikam almaya çalışan kayıp bir adam..
Size sorarım, intikam dediğin neden alınır? Canın yanarsa can yakarsın. Siyam Karahan'ın canı hiçbir zaman yanmamıştı ama inandığı doğrular karanlığı ile karışmış bir zehire dönüşmüştü. Bu zehrin adı: İNTİKAM.
♟️
Siyam en sonunda boğazımı bırakmıştı, ciğerlerime hava dolmaya başlarken bedenim yere doğru kaymaya başladı. O ise öylece, duygusuz bir ifadeyle beni izliyordu. Yeşil gözlerindeki zalimliği, hastalıklı ruhu görüyordum. Beni en çok korkutan şey de buydu.
"Aynı ona benziyorsun," diye fısıltıdan bir yüksek sesle söyledi. Bakışlarındaki zalimlik acıya dönüşüverdi.
O kimdi? Bir kadın mı? Gözlerindeki zalimlik bir anda neden acıya dönüşmüştü?
Ayağa kalktım, duvara sımsıkı yaslandım. Dudaklarım titriyordu, gözyaşı ile ıslanmış yanaklarım tekrar ıslandı. "O kim?" diye titreyen dudaklarımın arasından sordum.
"Leyla.." gözlerini bir saniyeliğine kapattı, derin nefes aldı.
"Benim leyla'm.."
"Karım.."
"Kutay'ın benden çaldığı KARIM.."
Her sözü bedenime bir darbe gibi inmişti. Leyla dediği kadının Kutay'la ne ilgisi vardı? Kutay başkasının karısını çalmazdı, yapamazdı. O an bütün sesler susmuş gibi hissettim, sanki kulaklarım sağır olmuştu, duymuyormuşum...
Bu halimi gören Siyam'ın öfkesi tekrar alevlendi, kollarımı tuttu beni sarstı. "Karımı çaldı!" diye kısık sesle bağırmaya çalıştı ama kendisi de farkındaydı, bağırsaydı adamlar gelip onu indirirdi. "Şimdi gitti, aynı karıma benzeyen bir kadınla evlendi!" diye hırsla beni sarsarak söyledi.
En çok canımı yakanda buydu gerçekten öyleyse ben sırf Kutay'ın sevdiği kadına benzediğim için benimle evlenmiş olacaktı belki de her şey yalandı, Kutay belki beni acısını dindirmek için kullanıyordu, bilemezdim ama Siyam'a inanmak istemiyordum. Rüya da olmak isterdim.
"Yalan söylüyorsun, Kutay yapmaz öyle şey.." diye inkar etmeye çalıştım, başka çarem yoktu.
Siyam bu sefer daha hızlı sarstı beni ama umrumda değildi çünkü zaten kafamda, kalbim sarsılmıştı. "4 yıl önce," diye konuşmaya başladı Siyam, sesi acıdan titriyordu.
"4 yıl önce karımı çaldı," diye tekrar etti anlamamı istiyormuş gibi. Kollarımı bıraktı, ellerini ceplerine koydu çevremde çebre oluştururcasına yürümeye başladı. "Doğru biliyorsun Ben ve Kutay can dostu, çocukluk arkadaşıydık,"
Dondum, bedenime buz kesildi. Yanlış bilmiyordum evet doğru anlamıştım Siyam'la ilk tanışmamız da yanılmamıştım.
"4 yıl önce Leyla ile aram girdi, onu benden kopardı ama ben ne yaptım?" sözlerine devam etmeden tam karşımda durdu. Benden bir cevap, bir merak beklediği belli oluyordu ama cevap vermedim, boş bir bakışla ona bakıyordum.
Çarpık kahkaha sesi odayı doldurdu. "Sıkıcı." diye yorumladı kahkahasının arasından.
"Ne anlatıyorsan anlat, defol git." dedim, tepkisiz düz bir sesle.
Bunu duyan Siyam'ın kahkahası kesildi, yerine daha tehlikeli bir ifade aldı. Bana doğru bir adım attı, ayakkabı sesi boş odanın içinde yankılandı. "Leyla ve Kutay yurtdışına kaçacak. Leyla'yı öldürdüm, Kutay'ı da kalbinden vurdum." diye dudaklarının arasından dökülüverdi sözler, soğuk ve acımasız bir ses tonuyla.
Bu itiraf tokat gibi gelmişti, geriye sendeledim. Nefes alamadığımı, boğulduğumu hissedebiliyordum. Nasıl bir geçmişti bu? Nasıl bir intikam duygusuydu!
Siyam kaşlarını çattı. "Ne oldu, çok mu ağır geldi?" dedi, dalga geçercesine. Bir adım daha attı; bu adım daha sağlam ve kararlıydı. "Kıyamadın mı kocişine?" diye ekledi aynı dalgayla.
Nefes nefese kalmıştım, ne yaşıyordum ben? Ben normal, sıradan Ankara'da okuyan bir kızdım, peki ya şimdi? İntikamın tam ortasındaydım sanki, bir çember gibi; bir tarafımda Kutay, diğer tarafımda Kutay'ın geçmişi vardı.
Siyam'a güvenmeli miydim? Hayır, çünkü hikayeyi dolduracak bir şey, bir delil sunmamıştı. Cesaretimi topladım, dimdik durdum. "Yalan söylüyorsun! Bu gerçek olsa bir delilin, bir kanıtın olurdu. Sen yalan konuşuyorsun!" diye inanmadım.
Siyam bunu beklemiş gibi dalgın dalgın kafasını salladı, cebinden üç tane fotoğraf çıkardı ve yüzüme fırlattı. Aynı bir tokat, bir yüzleşme gibi yapmıştı. "Bak! Gerçek miymiş, yalan mıymış bak!" dedi hoyratça.
Bakmaya cesaret edemedim, bakışlarımı o fotoğraflara çeviremedim, yapamadım. Çaresizlik nasıl bir histir, bilir misiniz? İşte ben o çaresizliği iliklerime kadar hissettim..
Bakmayacağımı anlayan Siyam daha da çirkinleşti, onu durdurmak ne mümkündü? Mümkün olamazdı zaten. Önüme atıldı, saçlarımı sertçe kavradı, hayatımda ilk kez biri saçlarımı bu kadar sert kavrıyordu. "Bakacaksın! Her zerresini göreceksin!" diye kulağıma fısıldadı.
Saçlarımdan o kadar sert tutuyordu ki bakışlarımı o fotoğraflara yönlendirmemi sağlamıştı. "Bak!" diye fısıldayarak tısladı. O üç fotoğrafı gördüğümde gözlerim yaşlarla dolmuştu ama ağlayamazdım, bunu yapamazdım.
Birinci fotoğrafta, Kutay, Leyla denen kadın ve Siyam vardı. Leyla ve Siyam'ın düğün fotoğrafıydı. Leyla beyaz gelinliğin içinde duruyordu ama kabul etmediğim bir gerçek vardı: Aynı bana benziyordu. Yuvarlak, çekik, büyük gözleri, dolgun dudakları, gülüşü, her şeyi bendim neredeyse. Ama tek fark, saçlarının kestane rengi ve gözlerinin kahveliğiydi.
İkinci fotoğrafta Kutay ve Leyla yan yanaydı, yüzlerinde gülümsemenin g'si yoktu ve bir şey vardı... Leyla'nın sol gözünde büyük bir morluk vardı. Kutay bunu yapar mıydı? Bilemedim, ikileme düştüm. Kalbimdeki o saf ses, 'Yapmaz!' diyordu. 'Rojdan, Kutay öyle bir adam değil!' diyordu. Ama ikleme düşmemek elde değildi..
Üçüncü fotoğrafa bakamadan yüzüme sert bir tokat geldi. Tokadın o tiz sesi karanlık, loş odada yankılandı. "Leyla benden aldı, onu mahvetti. Şimdi bende onu senden alacağım!" dedi nefes nefes. Kaçmaya çalıştım, bir adım attım, saçlarımı daha sert, daha fahiş tuttu. "Gidemezsin!"
"Yapma, benim suçum yok. Benim suçum yok. Ben..." Tekrar yüzüme sert bir tokat attı. Ses daha sert yankılandı, dudağımın kenarı kanamaya başladı. "Leyla da bana böyle yalvarırdı," diye fısıldadı.
Bu adam korkunçtu, gerçekten korkunçtu. Yapacaklarını hayal bile edemezdim. Kutay olsa beni kurtarır, kollarının arasında teselli ederdi. O istemediği şefkat bugün en ihtiyaç duyduğum şeydi. Reddettiğim için sırtımda bir ağırlık hissettim, yüreğim kül olup parçalandı adeta.
Tokatlar bir bir suratıma gelirken direnemezken sehpadaki bardağı gördüm. Siyam'ın tokatları arasından bardağı almayı başardım. "Yüreğini yakacağım, onun yüreğini!" diye defalarca tekrarlıyordu, kontrolden çıkmıştı. Tam doğru zamanda kafasında bardağı kırdım.
Hareketler durakladı. Hemen hızlı geri adımlarla geriye doğru attım. Sendeliyordu, öne doğru adım atmaya çalıştı, sırf beni yakalamak için ama beceremedi. "Buraya gel.." dedi, mayhoş ses tonuyla.
Koşarak banyoya gittim, kapıyı arkamdan kilitledim. Sırtımı kapıya yasladım, telefonu almayı unutmuştum. Bacaklarım şok ve korkudan titriyordu, dudağımın kenarında kan elbiseme damlıyordu. Kapıya güçsüz ama sert bir yumruk geldi, irkildim. Gözümden yaşlar akmaya başladı.
"Aç kapıyı, Allah'ın cezası! Sabaha kadar beklerim o oruspu çocuğu sabaha kadar orada kalacak. Kimse seni benden kurtaramaz!"
Onun yanımda olmasını isterdim..
Kutay'ın yanımda olup bu yaşananları durdurmasını isterdim her şeye rağmen..
Gece 02.44
Kutay'ın dilinden..
🎶Melike Şahin - Deli Kan🎶
Saatler dört duvarın arasında geçmedi, tam göğsümün ortasında tuhaf bir sızı hissetmeye başlamıştım. Saatlerdir Rojdan'dan haber alamamıştım, belki de bundandır diye kendimi telkin etmeye çalıştım. O benden kaçsa da çoktan kalbimde yer edinmişti, inkar etmem mümkün değildi. O güzel, güneş yanığı saçları, yeşil ama etrafında kahverengi olan gözleri beni benden alırdı..
Şehvet veya tutkudan bahsetmiyorum, bunlar zamanla zaten olacaktı. Benimki aşk değil, sevgiydi. Rojdan'ı usul usul seviyordum, ona zarar vermeden çünkü sevgi buydu, emekti. Bunu biliyordum. Hayatımda ilk defa yaşadığım, belki de Rojdan'dan sonra asla yaşamayacağım bir duyguydu. Zaten ondan sonrası olmazdı..
Peki onu neden sevmiştim?
İşte bunun cevabı çok karışıktı, sevgili okurlar. Bir erkek tanımadığı bir kadına sevgiyle bağlanır mıydı? İşte bu tartışılır, ama onu ilk gördüğüm an havaalanında beni kendine çekmişti. Ruh eşi denen illet beni ona itti; birine benzemesinden veya geçmişimi anımsatmasından bahsetmiyorum.
Gülüşü, sesi, gözleri, saçları ve o asi tavırları beni ona çekti. Gözlerinde tanıdık bir bakış görmüştüm sanki yıllardır onu tanıyordum, sanki yıllardır inatlaşıyormuşuz gibi...
Anlayacağınız, abayı fena yakmışım..
Yüreğimin sızısı hiç dinmemişti. Nezarethanenin içinde dört dönüyordum, derin derin nefesler almaya başladım. Sanki yüreğimdeki sızıyı dindirecek gibiydi ama asla dindirmiyordu. Artık emin olmuştum, birine kötü bir şey olmuştu. Bunu kontrol edememiştim, neden böyle oluyordu? Kime ne olmuştu?
Soğuk demire sertçe vurdum, demir sallandı. Görevli polis yanıma geldi.
"Ne oluyor?" diye sertçe sordu, kaşları çatılmıştı.
"Benim buradan çıkmam lazım!" diye endişeyle dedim. Derin bir nefes aldım ve verdim. "Birine bir şey oldu! Çıkmam lazım, kağıt mı imzalatacaksınız? İmzalıyorum, yeter ki bırakın!"
Polis memuru sert ifadesi değişmedi. "Burada ağalığın falan işlemez, kağıt falan imzalayamazsın, otur oturduğun yere." diye sertçe söyledi. "Sabah savcı karşısına çıkacaksın!"
Bana inanmamıştı, nöbet masasına gitti. Kanım yavaş yavaş kaynıyordu, etrafımda bilmeden onlarca adım attım. İşe yaramazdı, yaramadı da zaten.
Tekrar soğuk demire vurdum. "Avukatımı istiyorum!" diye sertçe bağırdım. Bu en büyük hakkımdı.
Polis memuru tekrar yanıma geldi, ellerini önünde birleştirmiş, emrivaki tavırla bana bakıyordu. "Avukatını gördün," dedi. Gözüm seyirdi. "Ayrıca iddia edildiği gibi bir adamın elini kestiysen vah haline, ne ağalık kalır ne özgürlük..." dedi küstah bir tavırla.
Bu sefer daha sert vurdum demire. Polis memuru boş boş baktı, defolup gitti. Kafese kapatılmış aslan gibi yürümeye devam ettim. İçimdeki sızı bir türlü gitmiyordu. Bedenim ruhuma sığmaz bir hale gelmişti.
Alnımı soğuk duvara yasladım, göğsüm öfkeden inip kalkıyordu. "Allah'ım bana yardım et.." diye titreyen sesle fısıldadım. Sertçe yutkundum, gözlerimi sımsıkı kapattım, yüreğimdeki sızı ile baş başaydım. "Allah'ım yüreğimdeki sızıyı al.." diye yalvardım kısık sesle.
"Allah'ım aileme zarar gelmesin.."
"Onları koruyamamaktan çok korkuyorum rabbim.."
"Annem'i, babam'ı, kardeşlerimi koru.."
"En önemlisi karımı, biricik karımı koru.."
Ardı ardına fısıldadım, sanki yüreğimdeki sızıyı alacak gibi ama işe yaramadı. Sıkıca kapattığım gözlerimi açtım, kendimle baş başaydım. En korktuğum şey buydu: zaaflarım, zayıflıklarım, çocukluğum... Her şey gözümün önünde akmaya başladı, sanki kum saati gibi akıyordu.
Ben, Kutay Karan Aslanbey zayıflığı sevmezdim. Zayıf insanlar güçsüz olurdu, korunaksız bir çatı gibi. Sanki o çatı her an uçacak ve buz gibi soğuk havada yalnız kalacakmışım gibi hissederdim.
Bir süredir öyleydim.
Rojdan hayatıma ilk girdiği an bunu hissettim ama hissin geçici olduğunu düşünmüştüm. Hayatımda onu bir kere görürüm demiştim içten içe ama kader dediğime gülüyormuş gibi defalarca alay etti benimle, defalarca yüreğime korku saldı. Onun üzülmesi, ölümün kıyısından dönmesi her defasında suratıma bir tokat yemiş gibi olurdum.
Ben o çaresiz çatıya sığınan çocuk Rojdan'dan ise o çatıydı..
***
Sabah 06:40
Rojdan'ın dilinden
Saatler öylece geçmişti..
Ara sıra Siyam'ın güçsüz kapıya vuruşları ile irkiliyordum. Bacaklarımı göğsüme kadar çekmiş, kapıya yaslanmış yerde oturmuştum. Gözlerimden yaşlar sessizce akıyordu, hıçkırıklar ağzımdan ara sıra kaçıyordu.
"Allah'ım bana yardım et.." dedim iç sesimle..
Gerçekten yardıma ihtiyacım vardı, kafese kapanmış bir hayvan gibiydim. Bağıramazdım, cesaretim yoktu. Üstelik banyoya kendimi kitlemek zorunda kalmıştım, hiç kimse yoktu... Hiç kimse...
"Rojdan," diye güçsüz bir ses geldi. Siyam'ın sesiydi. "Gidiyorum, ama geri döneceğim, seni alacağım..." diye fısıldadı. Fısıldadığı şey kanımı dondurmaya yetmişti, hıçkırıklarım daha da yükseldi. "Sen..." sertçe yutkundu. "Sen benim Leylam'sın..." diye fısıldadı, acı dolu.
"Sen benim Leylam'sın..." Bu söz içimde bir şeyi kopardı. Ben Leyla değildim, ben Rojdan'dım. Onun karısı değildim. Hıçkırıklarım boğuk hale geldi. Korku, yalnızlık sanki hiç gitmeyecek gibiydi. Bu hastalıklı ruhla ne yapacaktım ben? Suçluydum. Kutay'ın teklifini kabul etmeyip, siktir olup gitseydim belki de bunlar yaşanmazdı...
APTAL ROJDAN..
Kapının kapanma sesini duydum, sonunda bitmiş miydi her şey? O şerefsiz pislik gitmiş miydi?
Dünden beri titreyen bacaklarımla ayağa kalktım, dudağımın kenarındaki kurumuş kanı elimi tersiyle sildim. Kapının kilidini yerinden oynattım ve temkinlice kafamı çıkardım, etrafa baktım. Şaka değildi, rüya değildi; o gitmişti. Şimdilik kurtulmuştum.
Miden kasılmaya başladı. Elimi karnıma koydum, sendeleyerek yatağa gittim. Öylece yığıldım. Kendimi felçli, hasta hissetmeye başladım. Bir yaprak misali titriyordum. Ağlamam asla durmadı. Yüzümü yastığa gömdüm, hıçkırıklarım giderek fazlalaştı. Nefesimi kesmek, oracıkta ölmek istedim.
Gözlerim karanlığa hapsoldu...
Uyandığımda yorgundum, her kemiğim ayrı bir acı veriyordu. Arkamda birinin olduğunu hissettim, irkildim. Bedenim korkuyla kasıldı, kafamı çevirdim. Kutay oradaydı, tam yanımda uyuyordu. Gözaltları siyahlaşmış, yüzü on kat yaşlanmıştı, hiç huzurlu görünmüyordu.
Ayağa kalktım, zar zor işlev gören bacaklarımla banyoya gittim. Kapıyı kapattım ve kilitledim, soyunmaya başladım. Duş alacaktım, belki işe yarar, düşüncelerim su gibi akardı...
Duş kabinine girdim, yere oturdum. Soğuk, sıcak fark etmeksizin suyu açtım; bedenimden aşağı su akıyordu. Şakağımı duvara yasladım, boş ifadeyle yere bakıyordum.
Kaç dakika saat kaldığımı bilmeden öylece oturuyordum, hala devam ediyordum. Bir ses geldi, Kutay'ın sesi, "Rojdan orda mısın?" dedi endişeyle.
Cevap vermedim.
"Rojdan," derin bir nefes aldı, "Endişelendiriyorsun beni,bak giriyorum bana kızma." diye uyardı.
Yine cevap vermedim, öylece boş boş bakıyordum. Kafamdaki düşüncelerden boğulmuştum.
Usulca içeri girdi, arkasından kapıyı kapattığını duydum. Ayak sesleri kulaklarımı tırmaladı. Tam karşımda durdu, beni o halde görünce dondu kaldı. "Ne oldu?" dedi, anlamaya çalışarak.
Kutay'a baktım, çığlıklar içinde haykırarak ağlamaya başladım. "Bana neden kıydın?! NEDEN BEN?! Neden Leyla'yı sevdiğin için beni kurban ettin!" diye tüm gücümle bağırdım, sesim banyo duvarlarında yankılanmıştı.
Kutay tokat yemiş gibi geri çekildi, anlaşılmaz bir ifadeyle bana bakıyordu. Tırnaklarımla yüzümü çizmeye başladım. "Neden? Neden? Neden? Neden?" diye bağırmaya devam ettim, ağlarken o kadar bağırmıştım ki boğazım acıyordu.
Hemen bana yaklaştı, bileklerimi kavrayarak yüzümü ellerimden çekti. "Yapma öyle o güzel yüzüne bunu yapma!" dedi, sesi çaresizlik ve saf bir acıyla doluydu. Daha çok ağlamaya başladım. "Yapmayayım tabii! Yoksa kim Leyla'ya benzeyecek? Kim seni avutacak, değil mi?!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım ama sesim az geliyordu, sesim kısılmıştı.
"Leyla'yı nereden öğrendin?" diye çaresizce sordu. O kadar çok ağlıyordum ki onu duymamıştım. "Allah hepinizin belasını versin! Takıntınız da boğulun!" diye beddua ettim. Kutay bunlar aldırmadı, suyu duşu kapattı, bedenimde soğukluk hissettim. "Nefret ediyorum senden Kutay Karan! Hayatıma girdiğin güne lanet gelsin!" diye bağırdım.
Kutay, dediklerimi duymamış gibi yaptı, bana bakmadan bedenimi havluya sardı ve kollarının arasına aldı. O kadar yorgun, bitkin ve ruhsal olarak çökmüştüm ki fark etmemiştim. Hıçkırıklar bedenimi sarsmaya devam ediyordu.
"Nefret.." diye kekeledim hıçkırıklarımın arasında, "ediyorum.." diye aynı şekilde ekledim.
Kutay, kollarının arasında benimle banyodan çıktı. Annesi ve Miran Baran oradaydı, gözlerim bulanık olsa da onları seçebiliyordum.
"Oğlum hayırdır, ne oldu? Bir bağırtı aniden koptu, korktuk." dedi. Kutay annesine hemen cevap vermedi, beni yumuşak yatağın üzerine yatırdı. Kemiklerim ağrısıyla "Ah..." diye inledim.
Kutay, solgun yanaklarımı titreyen elleriyle avuçladı. "Rojdan, ben buradayım tamam mı? Birazdan doktor gelecek, sana bakacak tamam mı? Her şey geçecek." diye moral vermeye çalıştı. Sesi duygudan boğuktu, alnımdan usulca öptü.
"Kimse yok, yalnız kaldım, tokat o tokat attı bana.." diye bilinçsizce fısıldadım.
"Tokat mı?" dedi şaşkınlıkla, yanaklarını bıraktı, annesine ve kardeşlerine baktı. "Anne, karım ne dedi? Duydunuz mu? Yanlış mı duydum ben?" diye ekledi, duymak istemiyormuşcasına.
Sessizlik oldu, kimse Kutay'ı onaylamadı..
Sonra bir bağırış, eşyaların yere devrilme sesini duydum. Şişmiş gözlerimi zar zor açtım. Kutay her yeri dağıtmaya başlamıştı. O hırs, öfke ve acıyla annesi, Baran, Miran... herkes onu durdurmaya çalışıyordu. "Yapma oğlum, kurbanın olayım, sakin ol! İşin aslını astarını öğrenelim bi!" diye yalvardı annesi.
"Öğrenecek bir şey yok!" diye kükrerdi Kutay. O kadar sinirliydi ki kükrerken tükürükleri yere saçılmıştı. "Karıma benim yüzümden zarar verdiler! Ben ölmeyeyim de ne yapayım anne?! Ne için yaşıyorum ben, ailemi koruyamıyacaksam canımın ne kıymeti var?" diye isyan etti. Öfkesi çaresizliğe dönmüştü, yere çöktü, eli kan içinde kalmıştı. Net göremesem de bulanık görmüştüm.
"Abi yapma! Bak, yengem iyi değil, senin yıkıldığını görüyor." dedi Miran. Parmağı ile beni işaret etti, Kutayla göz göze geldim, gözlerindeki çaresizliği iliklerime kadar hissettim. "Doktor çağıralım abi, hadi kalk." dedi Baran. Miran da Baran da abisinin kollarının altından tuttu, kaldırdılar.
Kutay kanlı elleriyle yanıma geldi, önümde diz çöktü. Saçlarımı okşar gibi bir el hareketi yaptı. "Siyam mı geldi?" dedi, bu sorudan ziyade kabul etmesi gereken bir gerçek gibiydi. Cevap vermedim, dudaklarımı ayarladım. Kutay beni susturdu, "Şşş." dedi.
Annesine ve kardeşlerine döndü. "Sonra hepinizden tek tek hesap soracağım ama önce Rojdan." dedi. Ses tonunda tehditkar tını vardı.
Hepsi dondu kaldı, ne diyeceklerini şaşırdılar.
Kutay ayağa kalktı, yorganı kanlı elleriyle omuzlarıma kadar çekti. Alnıma öpücük kondurduğunu hissettim, gözlerimi tekrar kapattım. En son odadan çıkış seslerini duymuştum.
****
Ne kadar geçtiğini hatırlamıyordum. Gözlerimi açtım, üzerimde beyaz, sade bir gecelik vardı. Arkamda Kutay usulca saçlarımı okşuyordu. Uyandığımı görünce rahat bir nefes aldı, "Rojdan, iyi misin? Bana bak." dedi. Çenemden tutup bakışlarımı kendine çevirdi.
Yorgun ağlamaktan kızarmış, şişmiş gözlerimle ona bakmaya başladım. "Bana dokunma." diye acıyla söyledim. Onun dokunuşuna, şefkatine daha fazla ihtiyacım vardı, bunun bilincindeydim ama şimdi değil, şimdi olmaz.
Eli çenemde dondu, elini itmek için elimi kaldırdım. Damaryolu olduğunu fark ettim. "Rojdan sana ne dedi o piç?" diye sordu, sesi titremeye başlamıştı.
Sorusunu görmezden geldim, damaryolunun ne için açıldığını düşünmeye başladım. Damardan serum veriliyordu. "Bu ne için? Ne var bunda?" diye üst üste sordum.
"Sakinleştirici ilaç." diye hızlıca açıkladı. Elini çenemden çekti, dalgın dalgın kafamı salladım, cevap vermedim. "Rojdan," dedi tekrar, bu sefer sesi daha çok titriyordu, "Konuş benimle, anlat. Kimse hiçbir şey bilmiyor, anlat bana..." dedi yalvarırcasına.
Rahatsız edici bir kahkaha attım, sesim odada yankılandı. "Bilmezler," dedim iğneleyici bir şekilde. Kutay'ın gözleri fal taşı gibi açıldı, yatakta doğruldu.
"Bilmezler çünkü umurlarında değilim. Ben uyuyordum, uyuyor!" diye bağırmaya çalıştım, sakinleştiriciden sesim kısık çıktı. "Kimse de gelip Kutay'ı nezarette demedi! Demedi!" diye üstüne basa basa söyledim.
"O da yetmedi! Senin o adamların bir halta yaramadı, o adam odamıza kadar girdi, sen sandım sarıldım!" dedim, sesim oda da yankılandı.
Ağzımdan her dökülen cümle ile Kutay'ın sinirleriyle biraz daha oynuyordu. Yüzünden mimik yoktu ama yüzü kıpkırmızı olmuştu. Ben Siyam'ın her yaptığını anlatmaya devam ettim, dediği her şeyi harfi harfine dedim. Konu Leyla gelmişti, sustum bu sefer. Konuşamadım, ne diyeceğimi bilemedim, ne denirdi ki!
"Konuş." dedi sıktığı dişlerinin arasından.
Serter yutkundum, arkamı dönmeye, konuyu kapatmaya çalıştım. Kutay elini koluma koydu, "Konuş, lütfen." diye tekrar etti. Sesi bu sefer yumuşaktı.
"Leyla ve sen..." sözümün devamını getiremeden zayıf elim yumruk oldu. "Siz kaçmaya mı çalıştınız?" diye sonunda sordum. Kutay soruya şaşırmamıştı, bana baktı sadece, derin bir nefes aldı ve konuşmaya başladı, "Biz diye bir şey yoktu, Leyla Siyam'dan kaçıyordu." diye açıkladı.
Siyam'ın aksine, Kutay başka bir şey anlatıyordu. Kafam iyice allak bullak olmuştu.
"Ya siz ne saçmalıyorsunuz amına koyayım!" diye çıkıştım ağzımdan. İlk defa küfür çıkmıştı, sabır denen şey artık bende yoktu.
"Saçmalamıyorum, ciddiyim. Siyam ne dediyse yalan!" diye savunmaya çalıştı. Yorgunca iç çektim. Hadi, kaçtıkları yalandı, peki diğerleri? Leyla'ya benzemem o da mı tesadüftü? "Peki benim Leyla'ya benzemem o da mı tesadüf? Saçmalamayı kes, Kutay!" dedim.
"Evet, tesadüf!" diye bağırdı, idrak etmemi sağlamaya çalışıyordu. Yorgunlukla gözlerimi kapattım, tekrar ciğerlerime derin bir nefes aldım. "Ben o kadar ruh hastası biri miyim, Rojdan?! Beni böyle mi görüyorsun?" diye çıkıştı.
Gözlerimi açtım ve acı dolu bir ifadeyle ona baktım, "Ben artık seni göremiyorum Kutay! Seninle ve kardeşinle tanıştığım günden beri hayatıma boka sardı, her şeyim tepe taklak oldu. Bir günüm bile sorunsuz geçmiyor!" diye düşüncelerimi söyledim.
Kutay ağır ağır yataktan kalktı. "Bence konuşmaya gerek yok," diye sözlerine başladı. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı, gözlerindeki saf acıyı görebilmiştim. "Ama şunu bil, ben ve Leyla diye bir şey olmadı. Leyla şiddet mağduru bir kadındı. Eğer kanıt istersen, şayet çalışma odama gelirsin." diye sözlerini sonlandırdı.
Bir hışımla kapıya koştu, arkasından çarparak kapıyı kapattı.
Kapı çarpılma sesiyle irkildim. Yine yalnız başıma kalmıştım, bunu istemezdim. Ona sarılmayı isterdim ama bunun zamanı değildi. O, bana kasıtlı olmasa da zarar veriyordu.
Komodinin üzerinde duran telefonumu aldım, WhatsApp'a girdim, Bengi'nin mesaj sekmesine girdim.
Rojdan:
Bengi uyudun mu?
Begiss🤍:
Yok askım noldu?
Rojdan:
Benim sana ihtiyacım var
Begiss🤍:
Noldu iyi misin?
Korkutma beni Rojdan
Rojdan:
Telefonda anlatmam ama annemlere birşey deme buraya gelsene
Begiss🤍:
Gelirim ama gece 2 olmuş birini filan yollasana ön kapıdan çıkmıyım annemler fark eder
Rojdan:
Ohaa gece 2 mi? Fark etmemişim yarın gel o zaman
Begiss🤍:
Saçmalama Roji 🙄
Senin ihtiyacın varsa elim iki kanda bile olsa gelirim.
Rojdan:
Dur o zaman yollayacak birini bulayım sen de hazırlan
Begiss🤍:
Tmmddıırr 😚
Mesaj sekmesini kapattım, düşünmeye başladım kimi yollasam diye. Aklımdan ihtimaller geçti, malum Siyam'dan dolayı ortalık karışıktı, sıradan bir korumaya güvenemezdim.
Damaryolunu kolumdan sökmek zorunda kaldım. Ayağa kalktım, etrafım bulanıklaştı. Tekrar yatağa oturdum ve gözlerimi kapattım. "Tamam geçti, Rojdan, sakin ol, geçti." diye kendimi telkin ediyordum. Elimi göğüs kafesime koydum.
Gözlerimi temkinlice açtım, yavaşça ayağa kalktım, yürümeye başladım. Elim hala göğüs kafesimde duruyordu. Odadan çıktım, hava soğuktu. Önce mutfağa gittim, sessiz ve boştu. Rafa yaklaştım, bardak aldım, çeşmeden su doldurdum, içtim. Midem o kadar boştu ki bulanmıştı.
Bardağı tezgaha koydum, tam çıkacakken içeriye Baran girdi. Uykulu ve saçları dağınıktı. Beni görünce gözleri endişeyle açıldı. "Yenge, iyi misin? Serum bitti mi?" diye ard arda sordu.
Aklıma bir fikir geldi. O halde bile aklımdan şeytani bir plan geçmişti. Gülümsemeye başladım, sinsice. "Çok iyiyim, turp gibiyim!" dedim neşeyle. Bu halimi gören Baran, şaşkınlıkla bakışlarını sabitledi. "Maşallah yenge." diyebildi.
Yüzük parmaklarımı birbirine değdirmeye başladım, gülümsemem hiç solmadı. "Baran, bak ben sabah çok kötüydüm, senden bir şey istesem yapar mısın?" dedim, ricayla.
Ne isteyeceğimi bilmeyen Baran'ın ağzı açık kalmıştı, elini uykudan dağınık olan saçlarının arasına geçirdi. "Tabii iste yenge." dedi tereddütle. Onun tereddütüne rağmen duruşumu bozmadım. "Bengi gelecekte sen." dedim. Gözleri hemen aralandı, artık panik mi heyecan mı orasını bilemedim. "Yani sen ve Miran onu alır mısınız? Bizim konağın arka kapısından."
"Ben ve Miran?" diye tekrar etti, emin olmak istiyormuşcasına. Elimi belime koydum, "Evet, sen ve Miran." diye onayladım. Baran gözlerini kaçırdı, "Ama sen diyorsan ben kendim gider alırım-" sözümü aceleyle kesti, utanmış gibi, "Yok, biz gideriz, ben gideyim, o davarı uyandırayım." diye hızlı hızlı söyledi ve mutfaktan hızla çıktı.
"Hayırlısı," diye mırıldandım. İç çektim, mutfaktan çıktım, odaya gittim.
Rojdan:
Baran ve Miran seni almaya gelirler 15 dk haberin olsuun
Begiss🤍:
Baran mı? O ne alaka ya?
Rojdan:
🤨
Hayırdır senin Baranla bir sorun mu var?
Begiss🤍:
Yok canıım ne sorunum olacak şaşırdım sadece
Rojdan:
Miran'a şaşırmadın
Begiss🤍:
Ay aklım başımda mı benim sana taktım telefonda anlatmadın ne olduğunu da
Rojdan:
Hıı ondan
Anlatırım sen gelince mesajla söylenecek şeyler değil.
Begiss🤍:
İyi bakalım bekliyorum.
Görüldü.
Telefonumu kenara koydum, yatağa uzandım. Kalbimde beni kemiren birçok soru vardı. Kutay'ın dediği söz aklımdan bir türlü çıkmamıştı, çıkamazdı da.
"Ben ve Leyla diye bir şey olmadı. Leyla şiddet mağduru bir kadındı."
Yatakta yuvarlanıp durdum, bir türlü rahat edemedim. Yatakta doğruldum, ellerimi yüzüme kapattım. "Allah'ım yardım et." diye fısıldadım kendi kendime.
Yüzümü ellerimden çektim, merak beni yiyip bitirecekti ama neyle karşılaşacağımı bilemiyordum. Ayaklarım beni kalkmaya itti, ayağa kalktım ve odadan çıktım. Her adımda bir hışırtı çıkıyordu. Kutay'ın çalışma odasının kapısının önüne kadar geldim, gözlerimi kapattım ve açtım.
Elim kapı koluna gitti, sımsıkı kavradım ama çeviremedim. Kapı aniden açıldı. Kutay karşımda duruyordu, düzensiz saçları dağılmış, gömleğinin üç düğmesi açık, çıplak göğsü görünüyordu ve göz torbaları çökmüştü. Viski kokusu burnuma hemen çarptı. "Kutay." diyebildim.
Kutay tek kelime etmeden bileğimi kavradı ve beni içeriye soktu. Arkamdan kilit sesi duydum. "Noluyor? Neden yaptın bunu?" diye sorguladım. Bileğimi kavrayışı uyarıcı bir şekilde sıkılaştı. "Konuşmak için gelmedin mi? Konuşacağız." dedi, kesik kesik gelen nefesiyle.
Bileğimi kavrayışından kurtarmaya çalıştım ama daha sıkı kavradı. "Bıraksana." dedim. Yine konuşmadı, beni çalışma masasına oturttu, bileğimi bıraktı, rafına yaklaştı, deli gibi bir şeyler aramaya başladı. "Kutay, ne yapıyorsun?" diye sordum, cevap vermeyi bırakıp dönüp bakmamıştı.
"Kutay ne oluyor? Korkutma beni!" diye endişeyle bağırdım.
Kutay elinde gri bir dosya ve DVD ile masaya yaklaştı. Elindekileri masaya çarparak koydu, irkildim. Parmakları sandalyenin kenarına değdi, kulağıma doğru eğildi. "İşte kafandaki soruların cevapları." diye fısıldadı.
Viski'nin keskin kokusu burnuma gelmişti, kesik kesik gelen hızlı nefesi enseme değiyordu. Kalbim duracaktı az daha. Kucağımda olan elimi yumruk haline getirdim, eklemlerim anında beyazlaştı.
"Aç dosyayı," dedi. Nefesi kulağıma değdi.
"Ben yapamam." dedim titrek sesle. Kalbim daralıyordu.
Kutay dosyayı anında yırttı, içinden çıkan fotoğrafları görünce kalbim durdu. Çok kötüydü, çok kötü. Leyla'nın yüzündeki morluklar, bedenlerindeki morluklar, yaralar ve... hayır, hayır, bunu söylemem... göremem...
İnkar edercesine görmek istemezcesine gözlerimi sımsıkı kapattım. Leyla'nın cinsel istismara uğradığına dair belgeler vardı. Bunları görmek ayrı, yaşamak ayrıydı. Gözlerimi açamadım, kalbimin ağırlaştığını hissettim. Bu bir kadın için en acısıydı. Ben şu an inkar etmek istesem de her yıl her kadının başına gelen şeylerdi. Bu asla normalleştirilemezdi, ne kitaplarda ne de gerçek hayatlarımızda.
"Bunlar çok..." Titrek bir nefes verdim, gözlerimi açamadım. Leyla'yı o halde görmek beni bitirmişti. "Ben açamam gözlerimi, yapamam..." diye fısıldadım.
Kutay'ın etrafımda yürüdüğünü hissettim. "Bunların hepsini o Siyam yaptı." dedi. Sertçe yutkundum, boğazım da yumru hissettim. "Ben onu kurtarmaya çalıştım, ben onu sevmedim, o benim kız kardeşim gibiydi, yemin ederim Rojdan." diye ekledi. Sesi titriyordu.
Fotoğraflara bakmamaya çalışarak Kutay'a baktım. "Ne zaman öğrendin bunları yaşadığını?" diye sordun. Kutay ellerini ceplerine koydu, masaya yaslandı. "Düğünlerinden iki gün sonra," diye açıkladı. Leyla'nın o fotoğraflarını topladı, tekrar dosyanın içine soktu. "Ama bir şey yapamadım, Leyla çok çabaladı kurtulmak için, tam iki yıl evli kaldılar."
"Neden yapamadın?" diye sordum. Kutay kederli bir şekilde dosyaya bakmaya devam etti. "Leyla, Siyamla olan dostluğunu bozulsun istemedi, çünkü biliyordu bana düşmanlık edecekti, Leyla'ya saplantılıydı, aşık değil." dedi.
Saplantı ne ağır bir kelimeydi öyle, karnımda bir yumru hissettim. "Leyla'yı öldürdü değil mi?" dedim. Kutay bildiğimi duyunca şaşırdı, bakışları bana döndü. "Evet öldü, kaçmayı başarmıştı. Bana sığındı, onu yurtdışına gönderecektim, orada bir hayat kuracaktı ama olmadı." diye anlattı.
Siyam'ın anlattığı ile çok farklıydı, Kutay'ın dedikleri gözlerim DVD'ye ilişti. "Bu?" dedim. Kutay DVD'yi aldı, parmaklarını ile okşadı. "Siyam ve Leyla'nın ses kayıtları, Leyla bir gün ölürse kanıtı olsun diye saklamıştı." dedi. Tüylerim diken diken oldu.
Kalbimi korku sarmıştı. Daha dün gece Siyam odama girmişti, tokatları bir bir yüzüme inmişti. Bedenim korku ve streste titremeye başladı, nefesim hızlandı. Bunu fark eden Kutay tam önümde diz çöktü, ellerimi tuttu. "Özür dilerim, bunları göstermek istemezdim ama bana-" sözünü kestim.
"Ya ben de Leyla'nın kaderini yaşarsam ölürsem?" diye sözler ağzımdan dökülüverdi, gözyaşlarım yanaklarımı ıslattı.
Kutay tokat yemiş gibi irkildi, dizleri güçsüzce gevşedi. Yüzünü ellerinin arasına gömdü, gözyaşlarının ellerimin arasını ıslattığını hissettim. "Sus deme, ben izin vermem, veremem. Sus Allah aşkına, kalbim ağrıyor." diye yalvardı.
"Korkuyorum.." diye fısıldadım. Kutay yüzünü ellerimden çekti, bana baktı. Yüzü kızarmıştı, beni kollarının arasına aldı, kaldırdı ve sandalyeye oturttu. Kucağına yatırdı, göğsüne sokuldum, hıçkırıklar içinde ağlamaya başladım. Saçlarımı usulca okşamaya başladı.
Sadece saçımı okşuyordu, kucağında tir tir titriyordum. Belime kolunu doladı, beni kendine iyice çekti. Gözyaşlarım gömleğini ıslatmıştı. "Her şey düzelecek, sana söz veriyorum." diye kulağıma fısıldadı. O an için inanmak istedim ama hep söz vermişti, her zaman ama sonuç aynıydı. "Düzelmeyecek, düzelmeyecek." dedim titrek bir sesle.
Umutsuzluğumu anlayan Kutay daha sıkı sıkıya sarıldı. Onun sessiz gözyaşları saçlarımı ıslatıyordu. Gözyaşlarım durmaya başladı, yerine ufak hıçkırıklar aldı. "Ben," diyebildim. Sözümü kesti, yanağımı okşamaya başladı. Dudaklarını alnıma bastırdı. "Sus, kurban olayım, sus. Kalbim acıyor, senin bu haline dayanamıyorum." dedi çaresizce.
"Kutay gidelim buradan, bu şehir bana iyi gelmiyor." dedim hıçkırıklarımın arasında. Kutay yaşlarla ıslanmış yüzüyle yüzüme baktı, "Tamam gideceğiz, söz veriyorum, her şeyden uzağa gideceğiz ama," sözünü kestim, "Ama ne?" diye sordum.
"Yarın bir işim var, sonra gideceğiz, söz veriyorum sana." diye tekrar söz verdi. Başımı salladım, hıçkırıklarım omuzlarımı titretmeye yetiyordu. Karnımın gürültü bir şekilde guruldadı.
Kutay elini karnıma koydu. "Acıkmışsın." diye mırıldandı. Hayır anlamında başımı salladım, burnumu hafifçe sıktı. "Küçük yalancı." diye şefkatle söyledi. O kadar kötü olaya rağmen gülümsedim. Benim gülümsediğimi gören Kutay da gülümsedi. "He şöyle! Sana gülmek yakışır." dedi, rahatlamışcasına.
Alt dudağımı büzdüm "Ama gülemiyorum." diye mırıldandım. Kutay'ın gülümsemesi genişledi, burnumu tekrar sıktı. "Ah! Senin benim burnumla derdin ne?" diye homurdandım.
Kutay göz kırptı hafifçe, kafasını savuşturdu. "Senin benim göğsüme derdin ne, küçük hanımağacık?" dedi hatırlatırcasına. Gözlerim faltaşı gibi açıldı, kucağında doğruldu. "Ya benim derdim filan yok!" diye itiraz ettim. Tam ayağa kalkmışken belimi kavrayan kolu beni geri kucağına oturttu.
"Ya bıraksana! Oturmayacağım! Beni kucağına çeken sensin!" diye çemkirdim. Kucağında kıpırdanmaya başladım.
Kutay derin bir nefes aldı, belimi daha sıkı kavradı. "Çok yanlış yerlerde geziyorsun." dedi uyarırcasına.
Parmamı kaldırdım ona karşı salladım. "Beni indir, ağa bozuntusu!" diye bağırdım.
Kutay belimi kavramayı bıraktı, kucağından indim. Ona doğru döndüm, dik oturmaya çalışıyordu. "Senin amacın ne, kucağına çekmeler filan? Sorar insan bir değil mi?" dedim. Kollarımı birbirine doladım.
"Tır tır titriyordun, nasıl sorabilirdim?" dedi. Bileklerimi kavradı, ellerimi kendime gösterdi. "Bak, titremiyorsun, işe yaramış!" diye övündü. Bileklerimi sertçe ellerinden kurtardım. "Bunu kucağına almadan da yapabilirdin." diye mırıldandım, bakışlarımı kaçırdım ve masaya yaslandım.
Sandalyeden kalktı, üzerime gölgesi yükselmişti. Kafamı kaldırdım ona baktım. O yavaşça benim boyuma gelmek için eğildi, dudakları az daha dudaklarıma değiyordu. "İyi, bir dahakine sorarım, söylersin." dedi dişlerinin arasından.
Nefesimi tuttum, bakışlarımı kaçıramadım. Beni yine tuzağına düşürmüştü. Bulacağım bahaneyi düşünmeye çalışıyordum ama bahane yoktu sanki o an beynim durmuş, düşünme yetimi kaybetmiştim.
Kutay bakışlarımdan anlamış olacak ki aramıza mesafe koydu, rahat bir nefes verdim. "Hadi mutfağa gidelim, sana bir şeyler hazırlayayım, aç aç uyuma." dedi. Kendimi toparladım, ellerimi birbirine bağladım, yaslandığım masadan geri çekildim. "Bengi gelecek, biz yeriz bir şeyler, sen zahmet etme." diye istemedim.
"Bengi mi?" dedi şaşkınlıkla. Onaylarcasına kafamı salladım. "Bu saate kız tek mi geliyor?" diye sordu. Masadan telefonu alacakken konuştum, "Hayır, Baran ve Miran'ı gönderdim." diye açıkladım. Kutay'ın eli dondu, telefonu almadı. "Ailesi yanlış anlamasın."
"Yok zaten arka kapıdan çıkacak sabah olunca gider." diye açıkladım. Kutay dalgın dalgın kafasını salladı. "İyi o zaman ben misafir odasında yatarım bugün siz rahat yatın Bengiyle." dedi. Yüzüme tekrar bir gülümseme geldi. "Anlayışın için teşekkürler." dedim.
"Rica ederim, iyi geceler." dedi, aynı gülümsemeyle. Kapıya yaklaştım, kapı koluna dokundum, son kez Kutay'a baktım. "İyi geceler." diye ekledim. Kapı kolunu çevirdim, dışarı bir adım atmışken arkamdan Kutay'ın sesi geldi, "Yemek yemeyi unutma." diye ekledi son kez. Arkam dönük olduğu için gülümsememi gizlemedim, "Tamam unutmam." dedim. Kapıyı kapattım, odaya doğru adımlar atmaya başladım.
Odaya bir adım attım, endişeli Bengi'yi gördüm. Kendi etrafında yürüyordu. Benim geldiğimi görünce koşarak bana sarıldı. "Neler yaşamışsın sen!" diye endişeyle söyledi. Sımsıkı kollarımı ona sardım, belli ki Baran ve Miran'ın dili durmamıştı. "Miran ve Baran'dan mı öğrendin?" diye sordum.
"Öğrendim ya da öğrenmedim, ne önemi var manyak!O erkek orusbusu Siyam'ı gebertmek lazım!" dedi, bütün öfkesiyle. Küfür edince şoka uğradım. "Bengi, ne diyorsun?!" dedim. Bengi sarılmayı bıraktı, bana baktı, yanaklarımı avuçladı. "Yalan mı? Gebersin inşallah!" diye neden şok olduğumu anlamadı.
"Onu demiyorum, o küfür yani." diyebildim. Bengi umursamazca kafasını savurdu, "Hak etti! Geberir inşallah." diye tekrarladı. Alt dudağımı büzdüm, "İnşallah demek kalır bana da." diye mırıldandım. Bengi kolunu omuzuma attı, "Hadi gel yemek yiyelim, sen yemek yememişsin, kuşlar söyledi." diye göz kırptı.
"Dedikoducu Baran ve Miran." diye düzelttim.
Odadan çıktık, mutfağa doğru yürüyorduk. "Ama var ya, çok iyi dedikodu yapıyorlar, öyle böyle değil! Yanlarında bir kilo çekirdek bitirirsin." diye fikrini söyledi.
"Essah mı?" diye şaşkınlıkla sordum.
"Essah ya!" diye onayladı.
Biz sohbetlerimize devam ederken mutfağa gittik. Bengi güzel bir salçalı makarna yaptı. Zaten depresyon, duygusal çöküşe en iyi gelen de makarna olurdu, ancak.
Yemekten sonra yatak odasına döndük, uzunca sohbet ettik. Sabahın yedisinde yavaş yavaş uykuya dalmıştık.
****
Öğlen 1 civarı uyandım. Yatak boştu, pencereden Bengi'yi gördüm. Telefonla konuşuyordu, sadece 'Anne' dediğini duymuştum. Bakışlarım pencereden komodine kaydı. Siyah gül buketi vardı. Yatakta doğruldum, sırtımı yatak başlığına yasladım. Buketi aldım, içinde kart vardı. Kartı aldım ve okumaya başladım.
"Hazırlanmaya başla yarın Ankara'ya gidiyoruz.."
-K.K.A
Şaşkınlıkla siyah güle baktım, anlamı neydi ki? Neden siyah gül göndermişti? Neden kırmızı veya beyaz değildi?
Telefonu aldım, Kutay'ın mesaj sekmesini açtım, mesaj atmaya başladım.
Rojdan:
Kutay
Siyah gülün anlamı ne?
Kutay K.:
Boşver çiçek işte :)
Rojdan:
O gülüçük ne ya?
Doğru düzgün anlat şunu 🤦🏼♀️
Kutay K.:
Birçok anlamı var ama yeni başlangıçlar için aldım ben sana
Rojdan:
Başlangıç mı?
Kutay K.:
Evet.
Rojdan:
Hmm tşkleerr
Kutay K.:
Hmm r.e
Rojdan:
NE İAŞŞAŞSAÜDLAĞDSĞDŞ
Kutay K.:
Kısalttım işte senin gibi ne olmuş yani?
Rojdan:
Hiçç boşveeerr
Sen nerdesin? Evde misin?
Kutay K.:
Hayır dışardayım işlerim var telefonumu birazdan kapatacağım.
Rojdan:
nE?!
Niye ya?
Kutay K.:
İş.
Rojdan:
İyi bakalım..
Hayırlı işler sana.
Kutay K.:
Bol bol dinlen akşam görüşürüz.
Görüldü.
Mesajlaşırken yüzüm gülmüştü ama son mesajda içime şüphe düşmüştü, bütün keyfim gitti. Telefonu kenara attım, bacağımı diğer bacağıma attım, kollarımı birbirine doladım. "İşmiş ne iş acaba?" diye kendi kendime konuştum.
O sırada Bengi bıkkın şekilde odaya girdi. "Off, bıktırdı bu annem!" diye söylendi. Beni düşünceli görünce söylenmeyi bıraktı, beni süzdü. "Rojdan, hayırdır?" dedi. Yatağa yaklaştı, yanıma oturdu. "Kutay'ın işi varmış, telefonu kapatacakmış," diye şüpheyle söyledim.
Bengi tek kaşını kaldırdı, benim oturduğum gibi yatağa oturdu. "Ee ne olmuş yani? Merak mı ettin?" diye sordu, sonra kolumu dürttü. "Yoksa sahte kocanı mı kıskanıyorsun?" diye ima etti. Gözlerimle etrafa baktım, yüzümde hiçbir mimik yoktu. "Yo yo ne alaka? Ben Siyam'a bir şey mi yapacak diye merak ettim." diye inkar ettim.
Bengi'nin kahkahası odayı doldurdu, yanağını omuzuma yasladı. "Ben anlarım, boşuna uğraşma." diye inkarımı çürüttü. Ellerimi kucağıma koydum ve parmaklarımla oynamaya başladım. "Ya onu boşver, annen ne diyor?" konuyu değiştirmeye çalıştım.
Bengi gözlerini kapattı, bana yaslandı. "Ne desin? Sorguya çekiyor ama bahanem hazırdı." diye mırıldandı.
"Ne dedin?" diye sordum. Yanağımı yanağına yasladım.
"Sabah siz uyuyorken çıktım dedim, o da inandı zor da olsa." diye mırıldandı.
"İyiymiş." dedim. Gözlerimi kapattım, kucağımdaki gülü sımsıkı kavradım. "Vay vay güle bak be!" diye övdü. Gözlerimi anında açtım, yanaklarıma allık sürmüş gibi kızardı. "Bende böyle gül almıştım, baya parlaktı, acaba aynı yerden mi alındı?" diye mırıldandı.
Sözlerini duyunca afalladım. "Ne? Ne zaman aldın?" diye sordum. Bengi'nin gözleri faltaşı gibi açıldı, anında yataktan kalktı. Dik durmaya çalışıyor, paniğini belli etmemek için gülümsemeye çalışıyordu. "Öyle önemli bir şey değil." diye toparlamaya çalıştı.
"Bengi?" diye üstüne basarak sordum.
Bakışlarını kaçırdı, parmağını şakağına koydu. "Ciddi bir şey yok, sadece yemek." dedi, toparlanmak istiyormuş gibi ama daha çok batırdı.
"Kiminle yemek? Ne diyorsun Bengi?" diye onu sıkıştırdım.
"Yemek, balık-rakı." diye açıkladı.
O an durumu anlamıştım. Tabii ya, Baran'la yemeğe çıkmıştı hatta Baran'ı ben kendim hazırlamıştım. Çiçeği kenara koydum, ayağa kalktım ve tam karşısında durdum. Bengi tırnağını yemeye başlamıştı, eline vurdum. "Yeme şu tırnağını, kiminle yemeğe çıktın? Söyle hemen!" diye onu daha çok sıkıştırdım.
Bengi elinin üstünü okşadı. "Şey..." diye mırıldandı. Bakışlarım ondan ayrılmadı. "Ne?" diye sordum. Bengi derin bir nefes aldı, cesaretini topladı. "Baran'la." diye sessizce söyledi. Gülmeye başladım, zıpladım ve ona sarıldım. "Çok sevindim, çoook!" dedim, neşeyle.
Bengi dondu kaldı, sonra rahatlamış gibi bana sarıldı. "Ay, kızacağını falan sandım." dedi.
"Ya sen deli misin? Niye kızayım? Ben hazırladım Baran'ı date." diye açıkladım.
Bengi sarılmayı bıraktı ellerimden tutuyordu. "Sen mi?" dedi, şaşkınlıkla.
"O hiç date gitmemiş ki, benden yardım istedi." dedim gülerken.
Bengi de benimle beraber güldü. "Ciddi misin?" diye sordu. Kafamı salladım, kısmen doğruydu. "Evet, ciddiyim, sadece ufak kafe date'lerine gitmiş." diye açıkladım.
Bengi tam dudaklarını aralamış konuşacakken odanın kapısı çalındı. "Allah Allah, bu kim?" dedim. Bengi sadece bana baktı, kapıya kadar gittim ve açtım. Karşımda Fadik vardı. "Gelin hanım, kusura bakmayın rahatsız ettim." diye mahcubiyetle söyledi.
"Yok ne rahatsızlığı, ne oldu Fadik?" diye sordum. Fadik konuşmaya çekiniyormuş gibi bakışlarını kaçırdı, "Hanımağamız'ın akrabaları geldi, gelin görmeye sizi bekliyorlar." diye açıkladı. Bundan haberim olmamıştı. Öğlen'in birinde yeni uyanmıştım, bu kadın asla şaşırtamıyordu. "Taman hazırlanıp geliyorum, haber verdiğin için sağ ol." dedim.
Kapıyı kapattım, Bengi'ye baktım. "Off, bir bu eksikti." diye hayıflandım. Bengi yanıma geldi, kollarıma dokundu. "Sakin ol, çıkacağız işin içinden. Sen banyoda elini yüzünü yıka, makyajını yap, benden kombin seçeyim, hadi." dedi, bana güveniyormuşcasına.
"Sana güveniyorum Bengi." dedim. Kolunu okşadım.
Göz kırptı. "O iş bende rahaat oll." diye bana güven verdi.
Koşarak banyoya gittim, Bengi'nin dediği gibi elimi yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım. Fazla abartılı olmayan bir makyaj yaptım ve yüzümdeki yorgunluğu kolayca gizlemeyi başarmıştım. Saçlarımı balık örgüsü yaptım, banyodan çıktım. Bengi çoktan kombinini hazırlamış, yatağa oturmuş, bacağını diğer bacağına atmış telefona bakıyordu.
Hiç konuşmadan yatağın üzerine serdiği kombini giymeye başladım. İlk önce krem rengi, omuzları açık, uzun kollu triko kazak giydim. Pantolon olarak açık mavi, bol paça, yüksek bel kot pantolon giydim. En sonunda beyaz spor ayakkabımı ayağıma giydim, altın çiçek detaylı bilekliği bileğime taktım. Hazırdım.
Bengi telefondan bakışlarını ayırdı, bana baktı. "He, güzel hanım hanımcık olmuşsun, gidelim hadi." dedi. Yataktan kalktı. Omuzlarım gerginlikle titriyordu. "Hiç benlik şeyler değil bunlar." diye söylendim.
"Ay bırak o cadının diline düşme, 5 dakika görün geri dönersin." dedi. Haklıydı, Avjin hanımın diline düşmektense tanımadığım insanlarla tanışmayı tercih ederdim. "Tamam, hadi gidelim." diye cesaretimi topladım.
Ben önde, Bengi arkada odadan çıktık. Salona doğru yol aldık. Kapıyı açtım, tanımadığım birkaç kadın be genç kız oradaydı. Derin bir nefes aldım. Avjin Hanım bana göstermelik bir gülümsemeyle yaklaştı, arkamdan omuzlarıma dokundu. "İşte gelinim Rojdan, Rojdan Aslanbey." diye göğsünü kabarta kabarta söyledi.
İlk kadın konuştu, "Ben Delal, yavrum Kutay'ın teyzesi," dedi. Yanındaki genç kıza baktı, "Bu da kızım Nazo." diye ekledi. Hemen yanlarına yaklaştım, Delal Hanım'ın elini öptüm. "Tanıştığımıza memnun oldum, Delal teyze." dedim.
Delal Hanım memnun bir şekilde gülümsedi. "Ben de." diye kısaca söyledi. Nazo'ya baktım, benden küçük görünüyordu; tahmini 18-19 yaşlarındaydı, yüz hatları bunu belli ediyordu. Usulca tokalaşmak için elimi uzattım, Nazo da elini uzattı, tokalaştık ama garip bir bakış hissettim. Sanki değerlendirici bir bakış atıyordu, annesi bile atmazken.
"Tanıştığıma memnun oldum Nazo." dedim, gülümseyerek.
Nazo sahte bir gülümseme takındı elini çekti. "Bende memnun oldum Rojdan yenge." dedi, isteksizce.
Üstünde duramadım, diğer kadınlara yaklaştım, hepsinin elini öptüm. Kutay'ın iki yengesi Berfin ve Dilan'la tanıştım, onlar benim kadar gençlerdi. Ardından yine Kutay'ın teyzesi Hamdiye Hanım'la tanıştım. Bengi'yle yan yana oturduk, ikramlıklar geldi, herkes yemeye başladı. Etrafta sessizlik oluştu.
"Ee Rojdan kızım sen nelerle ilgileniyorsun?" diye sordu Hamdiye Hanım. O, onların arasında en yaşlısıydı.
"Ben okuyorum Hamdiye teyzeciğim." dedim.
Araya Nazo girdi, meraklı gözlerle bana bakıyordu. "Öyle mi? Kutay abi nasıl izin verdi? O öyle biri değil de." dedi imalı imalı.
Tabağı o kadar sıkı tutmuştum ki eklemlerim beyazlaşmıştı. Kutay abi diyordu ama hakkında epey bir fikri vardı. "Ben ondan izin almadım, hem ayrıca," sözlerime devam etmeden Avjin Hanım'a baktı. Yiğenin dediğine gururlanmış gibi dik duruyordu. "Avjin anne de bilir ki Kutay okumam bir şey demiyor." diye laflarımı sonlandırdım.
Avjin hanıma bir déjà vu yaşatmıştım yüzü düştü. "Evet, doğru söylüyor gelinim." diye bana katıldı.
Delal hanım memnun bir şekilde gülümsedi "Aferin Kutay oğluma, karısının arkasında duruyor." diye övdü. Annesinin övdüğünü gören Nazo'nun yüzü düştü, tabağına gömüldü. Diğer bir ses Hamdiye teyzeden çıkmıştı: "Doğru valla, artık devir değişti, eski zamanlardaki gibi değil, iyiki değil oku kızım, oku, bizim gibi olma." diye destek oldu.
Sohbet akmaya devam ederken Sevgi telaşla içeriye daldı. Hepimiz tabakları bıraktık ve Sevgi'ye baktık. "Ne oldu Sevgi? Bu ne hal?" diye sordu Avjin Hanım. Sevgi nefesini topladı, "Kutay ağamız..." sözlerine devam etmeden ayağa fırladım. Benim gibi herkes ayağa kalktı.
"Avjin anne sana bir soru sordu cevap ver!" diye azarladım.
"K-Kan, Kutay ağamız kan içinde geldi eve." diye kekeleyerek söyledi.
Kan dediği an dışarıya fırladım, herkes arkamdan geliyordu ama zerre umrumda değildi. Kutay tam karşımda aşağı katta durduruyordu, gömleği kana bulanmıştı. Koşarak aşağı indim, gözlerim dolu şekilde ona yaklaştım ve bedenini ellemeye başladım, yarası var mı diye.
"Kutay sana ne oldu? Ne bu hal?" diye telaşla sordum. Korkudan bedenim titriyordu, elimi kavradı kalbinin üzerine koydu. Kalp atışları sakindi heyecanı yoktu. Gözlerinde ki derinliği kalbimde hissettim.
"İntikamın alındı Rojdan, artık kimse sana zarar veremez.."
Sözleri kalbimi tetikledi.. Siyam'a ne yapmıştı?
Veee bir bölümün sonuna dahaa geldiiik🤍🥹
İlk defa bir bölümü yazarken zorlandım. Allah dark romance yazanlara sabırlar versin İAŞAİDÇSİŞDĞSŞDĞSŞD
Yeni bölümü nasıl buldunuz? Yorumlarda buluşalım, her yorumunuz beni mutlu ediyor♡
Alıntılar attığım Whatsapp kanal linkim - https://whatsapp.com/channel/0029Vb7iBkmLNSa9EkOF9F36
Eğer link burdan açılmıyorsa profilime eklemiştim ordan bakım veya yorumlara yazarım.
TikTok hesabım - mioyzaa
İnstagram hesabımız - miyozzaa
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 23.2k Okunma |
1.53k Oy |
0 Takip |
22 Bölümlü Kitap |