13. Bölüm

11.Bölüm:Tek Seçenek

Rabia
rabia_88

“Hayatımdaki seçenekler hep aklımı karıştırmıştı. Şimdi ise kalbimde bir o kadar karışıktı. Kalbimin ne istediğini bilmeden kıskanıyor, kararsızlıklarımın arasında tek seçenekmiş gibi onu istiyordum.”

Kapının çalmasıyla gözlerim aralanırken yataktan hızla çıktım. Kapıyı açarken esnemeye devam ediyordum, bu sırada karşımda Merve’nin yüzü belirdi.

“Güneş , iyi misin?”

Gözümü ovalarken başımı salladım o ise içeri girdi.

“Salih Bey iyi misin diye seni kontrol etmemi istedi. Odan güzelmiş ama hadi hazırlan da aşağı inelim.”

Hızla banyoya gidip yüzümü yıkarken ayılmaya başlamıştım. Dün aklıma gelirken utançla yüzümü buruşturdum. Çok fazla saçmaladığım bir gün olduğunun farkındaydım ve doğrusu aşağı inip Rüzgar’ın yüzünü görmek istemiyordum.

Yatağın üzerindeki telefonumu alırken saatin bire geldiğini fark ettim. Demek Saadet Hanım söylediği gibi bire kadar rahatsız edilmemi istemişti. Şimdi ise Merve’yi kendisi yanıma göndermiş olmalıydı.

“Merve hemen giyinip geliyorum , beni birkaç dakikalığına bekler misin?”

Merve yatağımın üzerine otururken başını salladı. Gömleği ve eteği alıp banyoya koştururken aynı zamanda da söylenmeye başladım.

“Bu sıcakta gömlek giymek hiç güzel değil. Ter içinde kalıyorum.”

Eteği üzerime geçirirken banyonun kapısının arkasından Merve’nin sesini duydum.

“Güneş bazı zorluklara katlanman gerek. Para kazanmak ve yaşamını idare etmek için yıllarca zorlu işlerde çalışan insanlar var. Herkes bir işle meşgul, biz ise sadece burada sezonluk işçiyiz ve görevlerimiz daha basit.”

Merve bunları söylerken gömleğimin düğmelerini ilikleyip saçlarımı taramaya başladım. Haklı olduğunun farkındaydım yine de onun gibi burada kendi isteğimle çalışmıyordum. Eteğimin ceninin boş olduğunu fark ederken panikledim.

İsim kartımı en son Saadet Hanım verdiği zaman eteğimin cebine koyduğumu hatırlıyordum ama cep boştu. Yoksa dün yanıma da almış mıydım? Kapıyı açarken kapı kartı yerine onu bastığım için mi Saadet Hanım gülmüştü?

Dün hakkında her şey aklımda karman çormandı.

Acaba bir yerde mi düşürdüm diye düşünmeye başladım.

Burada herkes ismimi Güneş olarak bilirken kimsenin bana Hayal demesini istemiyordum , o kartı bulmam gerekiyordu.

Başımda yeterince bela yokmuş gibi bir bu eksik diye söylenirken ofladım. Bu sırada oflamalarımı duyan Merve kapının arkasında gülüyordu.

“Hadi ama abartma burada çalışmak o kadar da kötü değil.”

Oflamamı yanlış yorumlayan Merve’ye pot kırmak istemiyordum. Burada daha ne kadar kalacağımı bilmesem de onların aklında Güneş olarak kalmalıydım.

Saçımı hızlıca topuz yapıp odadan çıktığımda Merve’de oturduğu yerden kalktı. Kalkmasıyla bir şey yere düşerken panikle koştum.

Dün uyurken yatağın üzerine düşürmüş olmalıydım, bu isim kartımdı!

Ben ulaşamadan kartı ayağının yanına düştüğü için eline aldı. Tam bana uzatacakken kaşları çatıldı ve şaşkınlıkla bana baktı.

“Hayal Elgin mi?”

Panikle elinden kartı alırken eteğimin cebine attım. Merve konuşmama izin vermeden ofladı.

“İsmin Güneş değil miydi? Zaten Güneş ve Rüzgar isminde iki kişinin bu kadar insan içinde yan yana gelmesi ihtimal dışıydı. Rüzgar’a yakın olmak için mi bu ismi seçtin ama bu çok saçma.”

Panikle hayır anlamında başımı sallarken hızla konuşmaya başladım.

“Merve gerçekten düşündüğün gibi değil. Benim iki ismim var. Kimliğinde Hayal Güneş Elginim ben , burada sadece Güneş olmak istedim.”

Panikle çantamı alıp içindeki kimliğimi ararken Merve kolumu tuttu ve çantamı elimden alıp yatağa bıraktı. Ben ise konuşmaya devam ediyor , kendimi açıklamaya çalışıyordum.

“O zaman Rüzgar’ın ismini bile bilmiyordum zaten bilseydim ikinci ismimi söylemezdim. Doğrusu Güneş Rüzgarı isimli bir otelde Güneş Ve Rüzgar olmak tuhaf oluyor.”

Samimiyetime inanmış gibi duran Merve iç çekti.

“Sana inanıyorum ve bunun için kimliğine bakmama gerek yok ama anlamıyorum. Hayal de gayet güzel bir isim , Güneş olmak daha doğrusu burada Güneş olamak istemenin sebebi ne?”

Merve’nin sorusuna cevap vermek istemiyordum , iç çekerken mırıldandım.

“Sadece Hayal olmaktan çok sıkıldım. Merve lütfen bu aramızda kalsın olur mu?”

Merve cümlelerime anlam verememiş gibi gözükse de başını sallamakla yetindi. Bu sırada telefonunun çalmaya başlamasıyla kapıya doğru ilerlerken konuşmaya başladı.

“Can arıyor ve öğle yemeği hazırlıkları için yardıma gitmemiz gerekiyor. Hadi gel.”

Merve bu sır saklama işinden hiç memnun gözükmese de kimseye söylemeyeceğini anlamıştım.

Asansöre bindiğimizde giriş kata basarken bana döndü.

“Aslında ben seninle dün hakkında konuşmak için gelmiştim. Dün neye sinirlendin , mutluyken moralin bir anda o kadar bozuldu ki hiçbirimiz anlayamadık.”

Merve’yi bir kere yanlışlıkla sırdaşım yapmıştım ve istemsiz bir şekilde dökülmeye başlamıştım.

“Rüzgar telefonda konuşurken birine prensesim dedi. Bana kendisinin de sürekli prens olduğunu söyleyip duruyor-“

Ben konuşmaya devam edemeden Merve devam etti.

“Sende kıskandın!”

Merve bağırırken panikle onu susturmaya çalıştım.

“Güneş kabul et , onu seviyorsun.”

Yüzümü buruştururken derin bir nefes verdim.

“Ne önemi var ki? Prensesi varmış.”

Merve düşünceli bir şekilde bana döndü.

“Ama Güneş onun sevgilisi yok ki!”

Sinirle Merve’ye baktım.

“Demek ki seni de kandırmış. Bence sohbet ettiği kahve saçlı kız onun sevgilisi.”

Ben mızmız bir çocuk gibi söylenmeye devam ederken Merve kahkaha attı. Ben böyle sinirliyken Merve’nin gülmesi hiç hoşuma gitmiyordu.

“Merve niye gülüyorsun yaa?”

Merve’nin gülmekten gözünden yaş gelirken bana döndü.

“Asu’nun neyi olduğunu ona sormaya ne dersin?”

Merve daha önce de kahve saçlı kızın isminin Asu olduğunu söylemişti ama ben nasıl olduysa ismini unutmuştum ama bu sefer aklımdan hiç çıkamayacak gibiydi.

“Neden sorayım ki?! Sevgilisini bana tanıtmasına gerek yok.”

Kafeteryaya geçerken Merve kahkahalarını zor durdurmuş gibiydi.

“Sen öyle diyorsan.”

Bana son kez muzip bir bakış atarken mutfağa geçti , onu bu kadar eğlendiren neydi?

Öğle yemeği hazırlıkları boyunca Rüzgardan uzak durmuştum ama yemek yeme sırası personellere gelince ne yapsam diye kara kara düşünmeye başlamıştım.

Merve mutfaktaki tabaklarla ilgilenirken kafeteryadan hızlıca çıkıp arka bahçeye doğru koşmaya başladım.

Rastgele bir banka geçip oturduğumda telefonum çalmaya başlamıştı. Kızlar bir kez daha görüntülü arama yapıyorlardı, görüntülü aramaktan vazgeçmeleri gerekiyordu.

Sıkıntılı bir nefes bırakıp yüzüme mutluymuşum gibi bir gülücük ekledim. Telefonu açtığımda ikisi de aynı anda bağırdı.

“Rüzgarla nasıl gidiyor?!”

İyice magazin ekibi olmuşlardı ve bu durumdan oldukça eğlendikleri yüzlerinden belli oluyordu. Kaşlarım çatılırken yüzümü buruşturdum.

“Ne , nasıl gidiyor?”

İkisi de hayret eder gibi bakışlar attılar. Sonunda Esra dayanamayıp bağırdı.

“Geçen ki telefon konuşmamızda çocuk sana sevgilisinin olmadığını söyledi ve bizde şahit olduk. Bu bir işaret!”

“Ne işareti?” Derken ofladım.

Beren ise araya girmeyi tercih etti.

“Çocuğu tanımadığımız için fazla yorum yapamıyorum ama ne zaman arasak yanında. Sence de bu seninle ilgilendiği anlamına gelmiyor mu?”

Benimle ilgilendiği falan yoktu , Salih Bey Rüzgar , Merve ve Candan yani en güvendiği personellerinden uzakta olmamı istemiyordu.

Bu sabah yanıma Merve’yi gönderen de oydu , ilk geldiğimde onlarla yemek yememi sağlayan da , sahilde yanlarından ayrılmamamı da tembihlemişti.

Başıma bir iş gelmesini istemiyordu çünkü bana bir şey olursa muhtemelen sorumluluk almak istemiyordu.

“Başka bir şey konuşsak olmaz mı?”

Sonunda pes edip tamam dediklerinde Esra güldü.

“Beren arkanda yine koyunlar mı var?”

Esra’nın sorusuna karşılık “Meee” sesi gelirken gülmeye başladım. Beren telefonunu koyunlara çevirirken sırıtıyordu.

“Koyun Şaziment Hanımda size merhaba diyor.”

Kahkaha atarken bir anlık bütün sorunlarımı unutmuştum.

“İsmi neden Şaziment?”

Soruma karşılık Beren’in gözleri ışıldadı.

“Burada genç bir çoban var. Bana bu koyunun çok özel olduğunu söyledi bu yüzden ismini Şaziment koymuş.”

Esra’yla ikimizde ağzımız açık bir şekilde Beren’i dinlerken bu sefer takılma sırası bendeydi.

“Şimdi anlaşıldı! Sen o tepeye internet için değil , o çoban için çıkıyorsun değil mi?!”

Beren’in yanakları gözle görülür bir şekilde kızarırken Esra’yla gülmeye başlamıştık.

Esra daha fazla konuşmadan duramayacakmış gibi telefonun ekranını neredeyse ağzına soktu.

“Beren seni köye yollarken orada Heidi olacağını bilmiyordum. Çocuğun ismi ne Peter mi?”

Beren utançla saçlarıyla oynarken artık konunun ben ve Rüzgarla ilgili olmamasının mutluluğunu yaşıyordum.

“Aslında ismi Pars.”

Beren’in utangaçça söylediği cümleyle Esra daha da keyiflenmiş gözüküyordu.

“Bak baş harflerde tutuyor. Peter yada Pars ne fark eder?”

Beren oflayarak mırıldandı.

“Ah ah benim hatam , ağzımdan kaçırmasaydım dilinize düşmezdim.”

Beren’e gıcıklık olsun diye sırıttım.

“Bak , gördün mü? Bana da yapıyordunuz, eğlenceli değilmiş dimi?”

Beren gülerek cevap verdi.

“Hayal hiç kusura bakma ama konu sen olunca gayette eğlenceli oluyor.”

Gülmeye devam ederken Esra da elindeki içeceği yudumlamayı bırakıp ekrana döndü.

“Beren’e hak veriyorum , konu sen olunca daha eğlenceli oluyor.”

Arkadaşlarım konu ben olduğumda neden bilmiyorum ama daha çok eğleniyorlardı. İnsan sevdiğini yerden yer vururmuş diye bir söz vardı , bu da onun gibi bir şey miydi?

Doğrusu Rüzgar konusunda herhangi bir şaka yapmaya bayılıyorlardı. Esra eliyle kendini yelpazelemeye devam ederken bağırdı.

“Hayal bak ben evde oturdukça çok sıkılıyorum, bari bize bir otel turu yaptır!”

Beren’in de ısrar etmesi üzerine başka çarem kalmamıştı. Telefonu arka kameraya çevirip otelin arka bahçesinde yürümeye başladığımda kızlar bahçenin ne kadar güzel olduğundan bahsediyorlardı.

Otelin gerçekten havuzunun , bahçesinin , yemeklerinin harika olduğunun farkındaydım ama buraya tatil yapmaya gönderilmemiştim.

Telefonda bahçeyi göstermeye devam ederken bana doğru gelen Rüzgar’ı görmemle panikle arka kamerayı kapadım ama kızlar gelen kişiyi çoktan görmüşlerdi.

Beren kahkaha atarken Esra bağırdı.

“Seninki yine geliyor , biz seni tutmayalım.”

“Yok , öyle bir şey!”

Ağzım açık kalırken aramayı sonlandırdılar.

Yanıma gelen Rüzgar’ın dudaklarında ufak bir tebessüm belirdi.

“Demek buradaydın Kararsız Kalp.”

Dün ona söylediğim kötü sözlerden sonra neden yanıma geldiğine anlam veremiyordum. Sinirle ela gözlerine bakarken konuşmaya başladım.

“Rüzgar senin derdin ne? Benden uzak durman gerektiğini dün anladığını sanmıştım.”

Rüzgar sıkıntılı bir şekilde iç çekti.

“Kararsız Kalp dün çok sinirliydin , bende üzerine fazla gittim ve bunun için özür dilerim ama neden sinirlendiğini anlamıyorum. Neden bana iki yüzlü dediğini de anlamıyorum.”

Hafif morarmış kolunu fark ederken gözlerimi kaçırdım ama onun yüzünde bir tebessüm vardı.

Şuan bu sözleriyle çok sevimli gözüküyordu. Hayır , kendine gel Güneş! Onun sevgilisi var...

“Rüzgar lütfen benden uzak dur , otelin bütün kurallarını öğrendim. Sana ihtiyacım yok.”

Sana çok ihtiyacım var...

İçimdeki çığlığı duymazdan geldim , ben bu çılgın çocuğa ne ara böyle bağlanmıştım?

“Kararsız Kalp , bu sorularımın bir cevabı değil. Dün her şey yolundaydı ama sen bir anda bambaşka davranmaya başladın.”

Daha fazla dayanamayarak bağırdım.

“Benimle zaman kaybetme Rüzgar. Sen ‘Prensesinle' ilgilen.”

Şaşkınlıkla bana bakarken yüzünde anlam veremediğim bir tebessüm oluştu.

Prensesini ne kadar seviyorsa adını duyduğunda bile yüzünde gülücükler oluşuyordu demek...

Saçma depresif halimden kurtulmak isteyerek yanından geçip gittim. Peşimden gelmemesine sevinip sevinmediğimden emin değildim ama öğle yemeğini yememenin pişmanlığını yaşıyordum.

Bara doğru giderek hiç olmazsa bir şeyler içmeye karar verdim. Dün gece gördüğüm çocuk barla ilgilenirken bana döndü.

“Ne istersin? Rüzgar bana vişne ve elma suyunu sevdiğini söyledi.”

Neden benim hakkımda bilgi vermeyi gerek duymuştu ki? Vişne ve Elma suyunu severdim ama şuan ona öfkemden bu fikri reddettim.

“Yok , ben elma ve vişne suyunu hiç sevmem! Ben ananas suyu istiyorum.”

Çocuk gereksiz tepkime şaşırırken bana ananas suyumu uzattı. İyice mızmız bir çocuk gibi davranmaya başlamıştım.

Aslında normalde olgun biri olduğumu sanıyordum, bu otel ve Rüzgar bana iyi gelmiyordu. Eve döndüğümde her şey yoluna girecekti. Umarım...

Havuz başında boş kalan şezlonglardan birine otururken ananas suyundan bir yudum aldım.

Yüzümü buruşturmamak için kendimi tutarken hangi akla hizmet ananas suyu aldığımı sorguluyordum. Tadı kesinlikle bana hitap etmiyordu ve Rüzgar’a olan sinirimle bunu kafasından aşağı dökesim vardı.

Şezlong da boş boş oturup havuza girenleri seyrederken bu gün bir işimin olup olmadığını bilmiyordum ama Rüzgar’a burada yapacağım her şeyi öğrendiğimi iddia ettiğim için kimseye sormakta istemiyordum.

Merve’yle yazıştığım da Can’ın arka bahçe de prova yaptığını ve onu izlediklerini söyledi. Beni de çağırsa da gelmek istemediğimi söyledim.

Muhtemelen Rüzgar da oradaydı ve ondan uzakta durmak en doğrusuydu. Havuz kenarı hoparlörlerinin açılmasıyla sıralanmış müzikler çalmaya başladığında şarkıları dinleyerek oyalandım. Sıkıntıyla ofalarken neredeyse iki saattir aynı yerde oturmaktan ve sıcaktan bunalmıştım.

Havuzun kapanış saati gelmişti , suda eğlenen turistler sudan çıkmaya başlarken küçük çocuklarda mızmızlanmaya başlamışlardı.

Akşam yemeği saati de yaklaştığı için şezlonglarda da az kişi kalmıştı , Rüzgar’dan uzak durmaya çalışsam da işimi aksatamazdım. Kafeteryaya gitmek için ayağa kalkarken bana doğru gelen Can’ı gördüm.

“Güneş havuza klor dökülecek , yardım eder misin?”

Anlamayarak Can’a baktım.

“Klor mu? Neden döküyoruz ki?”

Can havuzu işaret etti.

“Tabi, sen yeni olduğun için bilmiyorsun. Her gün saat sekizden sonra havuza klorlu su dökülüyor ki havuzun suyu temizlensin ve kimse mikrop kapmasın.”

Başımı sallarken burada kaldığım süre boyunca bilmediğim pek çok şeyi öğreneceğimi anlamıştım.

Can’ın yüzünde haylaz bir sırıtış belirirken arkasını dönüp yürümeye başladı.

“Nereye gidiyorsun?”

Gülmesini tutmaya çalışır gibi bir ses çıkardı.

“Burada bekle.”

Bu tuhaf haline anlam veremezken şezlonga tekrar oturdum. Can’ın gelmesini beklerken Rüzgar’ın elinde iki kovayla yanıma geldiğini fark ettim.

Arkasından gelen Can’ın da elinde iki kova vardı , yanıma bırakmasıyla bağırdı.

“Uslu uslu bu kovalardaki kloru suya boşaltın tamam mı?”

Can gülerek yanımızdan uzaklaşırken Rüzgar da halinden memnun gibiydi. Bütün gün kaçtıktan sonra şimdi Can yüzünden Rüzgarla yan yana gelmiştim.

Can’ın bıraktığı kovalardan bir tanesini kaldırırken düşündüğümden daha ağır olduğunu fark ettim. Rüzgarla konuşmadan kovadaki cloru havuza boşaltmaya başladığımda beni durdurdu.

“Konuşmuyor muyuz?”

Başımı kaldırıp ela gözlerine bakmak bir hataydı , hızlıca başımı havuza çevirdiğimde yüzünde bir gülümseme vardı.

“Kararsız Kalp , bazen çok karmaşık oluyorsun ve ben hiçbir şey anlamıyorum.”

Sinirle dökmeyi bitirdiğim kovayı bırakıp diğerini elime alırken ona uzattım.

“Can , kloru boşaltmaya yardım et dedi , bütün kovaları sen boşalt demedi. Al , biraz da sen iş yap.”

Rüzgar amatör bir oyunculukla kolunu tuttu.

“Unuttun mu? Dün beni topla dövdün , kolumu kullanamıyorum.”

Yaptığı şakaya kendi kendine gülerken gülmemek için dudağımı ısırdım. Hızlıca ikinci kovayı da boşaltırken söyleniyordum.

“Yanlışlıkla oldu ve sen abartıyorsun. Hiçbir şeyin yok , sapasağlamsın.”

Ben ikinci kovayı da yere bırakırken üçüncü kovayı elimden aldı.

“Ama dün Rüzgar’ın kolunu acıttım diyerek ağlıyormuşsun.”

Utançtan yerin dibine girerken Saadet Hanım’ın alacağı olsun diye içimden geçirdim. Yememiş içmemiş ve gidip Rüzgar’a dün gece ağladığımı mı anlatmıştı?!

Ama sadece kolu için ağlamamıştım ki ailem beni otelde bırakmıştı ve telefonlarıma da bakmıyorlardı , hepsi biriktiği için ağlamaya başlamıştım.

Sonuçta Saadet Hanım’a en son bahsettiğim şey Rüzgar’ın koluydu , kendi kendime düşünürken dün gece oturup Rüzgar’ın koluna ağladığıma inanamıyordum!

“Ben sana değil topun canı yandı diye ağlıyordum.”

Söylediğim cümleye kahkaha atarken daha da keyiflenmişti. Şuracıkta yok olmak istiyordum!

Elindeki kovayı havuza boşaltırken bana döndü.

“Şaka bir yana acımıyor, merak etme. Suçlu falan hissetmene de gerek yok , kaza olduğunu biliyorum.”

Aslında söylediği cümleler içimi rahatlamıştı ama yine de ona sinirliydim ve daha fazla içimde tutamadım.

“Neden benimle konuşmak yerine kız arkadaşınla sohbet etmiyorsun?”

Rüzgar kaşları hafifçe yukarıya kalkarken son kovayı da suya dökmeye başladım.

“Kız arkadaşım mı varmış?”

Bir adım yaklaştığında elimdeki boşalan kovayı diğerlerinin yanına bırakıp ona döndüm.

“Yok mu?!”

Dudağı hafifçe kıvrıldı.

“Sana daha önce de olmadığını söylemiştim.”

Şaşkınlıkla gözlerimi kırparken neden dürüstçe konuşuyormuş gibi geliyordu. Bir kez daha kandırılmama izin veremezdim.

Öğlen prensesinden bahsettiğim de yüzünde gülücükler belirirken akşam kız arkadaşının olmadığını söyleyemezdi!

Ben ağzımı açamadan konuşmaya başladığında susmak zorunda kaldım.

“Akşam yemeği birazdan başlayacak, gidip hazırlıklara yardım edelim. Sabah kahvaltıyı kaçırdın, öğle yemeğine de gelmedin. Akşam yemeğini de yemezsen senin için konukların pastasını sahiden çalmam gerekecek.”

Yüzümde istemsiz bir tebessüm oluşurken bu ifademden memnun olmuş gibi gülümsedi ve yerdeki kovaları alıp otele doğru ilerledi.

Uzaklaştığı için derin bir nefes verirken terleyen ellerimi eteğime sildim. Neden böylesine heyecanlanmama sebep oluyordu ki?

...

Akşam yemeği servislerini bitirmemizin ardından personellerle yemeğe oturduğumda tabağımı farklı lezzetlerle doldurmuştum. Bu gün hiçbir şey yememiş olduğum için çok açtım.

Ben , Merve’nin yanında otururken Rüzgar karşımda ve onun yanında da Can oturuyordu. Bu oturma stilimiz neden böyleydi bilmiyordum ama şuan Rüzgar’ın karşısında otururken rahat hissetmiyordum.

Daha doğrusu sevgilisi olduğunu öğrendiğimden beri yanından uzaklaşmak istiyordum.

Merve ve Can ortamdaki gerilimi azaltmak istercesine sürekli farklı farklı konular açıyorlardı ve beni de sohbete dahil etmeye çalışıyorlardı. Sonunda yeni bir sohbete girdiklerinde konuşmalara odaklanmaya çalıştım.

“O filmi bende izledim. Erkek başrol berbattı , sevgili varken başka kızlara umut veriyordu.”

Merve’nin Can’a söylediği cümleye karşılık hangi filimden bahsettiklerini anlamasam da son lokmamı da yutarak Rüzgar’a baktım.

“Haklısın , kimse sevgilisi varken başka kızlara umut vermemeli.”

Rüzgar şaşkın gözlerle bana bakarken sinirle ayağa kalkıp masadan uzaklaştım. Son gördüğüm Can ve Merve’nin sırıtarak Rüzgar’a baktığıydı. Ben böyle sinirliyken neden eğleniyorlardı?

Sakin olmaya çalışarak mutfağa girdiğimde diğer aşçıların arasında benimle sohbet eden aşçı kadın neredeyse geldiğimden beri her gün olduğu gibi gülümsedi.

Bende ona gülümserken ailemden uzakta olmama rağmen durumun o kadar da kötü olmadığını hissettim. Kadının bana gülümseyişleri ilk günden beri anlam veremediğim bir şekilde huzurlu ve tanıdık geliyordu.

Kadına yardım etmek için bardakları kurulamak istediğimde başını salladı. Bardakları kurulamaya başladığımda Rüzgar’ın elindeki kirli tabakları mutfak tezgahına bırakırken telefonuyla konuştuğunu duydum.

“Prensesim yarım saat sonra otelin arka bahçesinde bekler misin beni?”

Dudağım titrerken derin bir nefes aldım.

Onu başka bir kızla hayal etmek canımı yakıyordu, farkında olmadan onu istiyordum.

Hayatımdaki seçenekler hep aklımı karıştırmıştı. Şimdi ise kalbimde bir o kadar karışıktı. Kalbimin ne istediğini bilmeden kıskanıyor, kararsızlıklarımın arasında tek seçenekmiş gibi onu istiyordum.

Ama o başka birine aitti. Ve ben hiçbir zaman başka birinin sevgilisine his besleyemezdim.

Bu o kızla empati yaptığımda çok yanlış bir davranıştı. En büyük yanlış ise Rüzgar’ın kendisiydi.

Bana umut veren o muydu yoksa kendi kendine yanlışlıkla umutlanan ben miydim?

Bardakları kurulamayı bırakıp kadından özür dileyip odama çıkmam gerektiğini söyledim. Rüzgar’ın telefonla konuşurken sırıtan yüzünü görmezden gelip mutfaktan , ardından da kafeteryadan çıktım.

Huzursuz adımlarla asansöre bindiğimde göz yaşlarımı tutmaya çalışıyordum. Ne zamandır sulu gözdüm böyle?

Sinirle odama girerken kendimi yatağa bıraktım , bir senedir öfke ve umutsuzlukla çok iyi dost olmuştum ve bu sanırım toksik bir ilişkiydi. Hepsi ailem yüzündendi!

Beni bu otele bırakmasalardı, Rüzgarla hiç tanışamazdım , beş parasız kalmaz , arkadaşlarıma yalan söylemez ve Hayal olmaya devam ederdim.

Odamın balkonuna çıkarken derin bir nefes aldım. Sandalyeye oturup manzarayı seyrederken sakinleşmeyi umdum ama aklıma Rüzgar ve kız arkadaşının arka bahçe de eğlendikleri farklı sahneler gelirken içim acıyordu.

Ne sanmıştım ki? Yaz dizilerindeki başrol kızlardan değildim ben , onlar gibi aşırı mutlu ve gelecek hakkında aşırı umutlu değildim.

Saatler geçiyor gibi gelse de odaya girdiğimde duvarın üzerindeki saate bakarak sadece yarım saatin geçtiğini fark ettim. Sanırım bu gece benim için hiç geçmeyecekti.

Bunalmış bir şekilde odadan çıkarken belki geçen gün ki gibi bahçede otururum diye düşünerek asansöre bindim , tam bu sırada bir kez daha Rüzgar ve kız arkadaşının orada olduğunu hatırladım.

Yine de bahçenin özel alanları olmadığının ve herkese açık bir alan olduğunu kendime hatırlattım.

Kendimi kandırmama gerek yoktu. İkisini bir arada görmek , mutluluklarına şahit olmak istiyordum böylece aklımdaki bütün karışık düşüncelerden kurtulacaktım.

Onları bir arada görmemle Rüzgar’ın sadece o kıza ait olduğunu zihnim tekrar edecek , bende kabullenecektim.

Otelden çıkıp bahçeye doğru ilerlediğim de masalı bankaların ilerisinde Rüzgar’ı ve kız arkadaşını gördüm. Sıkıntılı bir nefes bırakırken onları izlemenin doğu olmadığının farkındaydım. Yine de kendime engel olamıyor ve izlemek istiyordum.

İsminin Asu olduğunu öğrendiğim kız Rüzgar’ı kucaklarken heyecanla bağırdı.

Teşekkür ederim abi!”

Abi mi?

Gözlerim şaşkınlıkla açılırken panikle geriye doğru bir adım attım. Arkamdaki ağacın dallardan birine çarpıp ses çıkarmamla Rüzgar ve kardeşinin aynı anda kolları ayrıldı. İkisinin de gözleri yüzümde gezinirken utançla yutkundum.

Ben Rüzgar’ı kardeşinden mi kıskanmıştım!?

 

Bölüm : 23.06.2025 01:26 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...