14. Bölüm

12. Bölüm: Yaralarıma Dokunma

Rabia
rabia_88

“İşler hiç istediğim gibi gitmiyordu , kalbimin böyle çarpmaması gerekiyordu. Gülümsemelerinin bir dondurma misali erimeme sebep olmaması , 'Kararsız Kalp' deyişlerinin yaralarıma dokunmaması gerekiyordu.”

Asu ve Rüzgar bana bakarken utançla arkamı dönerek hızla bir kaç adım attım.

Rüzgar’ın telefonda Prensesim dediği kişi kardeşiydi!

Beynimde tekrarlanan cümleye karşı Rüzgar’ın adımı seslenmesiyle durmak zorunda kaldım.

Ona çok kötü şeyler söylemiş ve yetmemiş gibi fazlaca içimden sövmüştüm , oysa onun Prensesim dediği kişi kardeşiydi!

Bu çok utanç vericiydi! Merve , Rüzgar’a Asu’nun kim olduğunu sormamı söylemişti ama ben bunu yapmamıştım. Kendimi böyle saçma bir duruma sokmayı başardığım için şimdi de kendime sinirlenmeye başlamıştım.

Acaba babam beni otele bırakmadan önce beynimi arabada mı unutmuştum?!

Kendime ne kadar yüklensem de bu rezil ânı yaşamadan atlatamayacağımı anladım. Rüzgar yanıma gelirken kız kardeşi de bir kaç adım yaklaştı. Açıklama yapmak için ağzımı açtığımda yanaklarım yanıyordu.

“Hava çok sıcak , bende biraz bahçede oturayım dedim. Sizde burdaymışsınız , merhaba!”

Beni biri şu dallarına çarptığım ağacın altına gömseydi de orada yerin daha da dibine inebilseydim.

Bu saçma cümleme karşılık karşımdaki güzel kız gülümsedi.

“Merhaba ben Asu , seninle tanıştığıma çok sevindim. Abimi topla dövüldüğünü duydum , eline sağlık.”

Gelip bana sarılan kıza karşılık verirken gülmemeye çalışıyordum, doğrusu bu kadar içten bir sarılış beklemiyordum.

Rüzgar Asu’nun cümlelerinin ardından gözlerini kıstı.

“Demek öyle , yazıklar olsun Asu Hanım. Abini hemen sattın.”

Asu neşeli bir kahkaha attı.

“Benden gizli eve aldığım bir kutu dondurmayı bitirmişsin bu yüzden hak ettin.”

Asu’nun şikayetiyle Rüzgar savunmaya geçti.

“Bir kutu dondurmaya beni sattığına inanamıyorum. Şekerim düşmüştü , ayrıca hava çok sıcak.”

Bu savunmaya karşılık arkamızdan bir ses yükseldi.

“Rüzgar , oğlum senin ne zamandır şekerin düşüyor?”

Asu kahkaha atarken yanıma gelen kadına doğru döndüm. Bu kadın mutfakta gördüğüm, bana huzurlu tebessümlerle bakan kadındı.

Rüzgar’ın annesi miydi?!

Ağzım açık kalırken şaşkınlığımı üzerimden atmaya çalışıyordum. Bu gün daha ne kadar şaşırabilirdim bilmiyordum.

Elindeki tabakları ve bıçağı masaya bırakan kadını izlerken masanın üzerindeki kocaman çikolatalı pastayı gördüm.

Rüzgar’ın annesi yanımıza gelirken Rüzgar’ın yüzünde bilmiş bir gülüş vardı.

‘’Seni otelimizin pastacısı olan annemle tanıştırayım.’’

Sahilde seni bir gün otelin pastacısıyla tanıştırabilirim derken annesinden mi bahsediyordu?!

Şaşkınlık ve utangaçça başımı sallarken sevimli kadın bana sımsıkı sarıldı.

“Tanışma faslını hızlı geçelim. Bana Nesrin teyze diyebilirsin ve sende otelimizin Güneşisin.”

Yüzüme yerleşen tebessümle kollarımız birbirinden ayrıldı.

Asu masanın yanındaki sandalyesine yerleşirken Nesrin teyze pastayı kesmeye başladı. Bir kaç adım daha uzaklaşırken sıkıntılı bir nefes bıraktım.

“Gece gece sizi de rahatsız ettim , ben gideyim.”

Bir adım bile atamadan Rüzgar önüme geçti.

“Bu gün Asu’nun doğum günü , mumları az önce üfledi. Seninle tanışmak istiyordu bu güne kısmetmiş.”

Şaşkınlıkla Rüzgar’a bakarken kalmam için ısrar etmesine şaşırmıştım. Nesrin Hanım oturmam için sandalyeyi işaret ederken sessizce yerime geçtim. Asu karşımda otururken bana gülümsüyordu.

“Bende abime bana sürpriz doğum günü hazırladığı için teşekkür ediyordum. Kimseyi kandırmaya gerek yok, ben bu gece burada pasta keseceğimizi biliyordum!”

Rüzgar ve annesi birbirine şaşkınlıkla bakarken Asu gülüyordu.

“Özür dilerim ama bir daha bana sürpriz yapacaksanız bunu evde konuşmamalısınız.”

Nesrin teyze tabaklara koyduğu pastaları dağıtırken kızının yanağına bir öpücük kondurdu.

“İsmin gibi yaptın yine afacanlığını.”

Nesrin teyzenin söylediği cümleye karşı, Rüzgar ofladı.

“Senden de bir şey saklanmıyor ki?”

Rüzgar’ın bozulmuş bir şekilde kardeşine bakması faydasızdı , Asu abisine sırıtmayı tercih etti ve ardından bana döndü.

“Güneş ben seninle tanışmayı çok istiyordum ama çekindim.”

Yanıma oturan Rüzgar’ın yüzünde eğlendiğini belli eden bir gülümseme yerleşti

Anlamayarak Asu’ya baktım.

“Neden çekindin?”

Asu söylemekte tereddüt etse de konuyu açtığı için devam etti.

“Seni gördüğüm sabah bana kaşlarını çatmış bakıyordun.”

Şaşkınlıkla gözlerim açılırken bu gün daha ne kadar saçmalayacağımı sorguluyordum.

“Çünkü çok güneş vardı, iyi göremiyordum! Bende gözlerimi kıstım , yoksa sana öyle bakmazdım.”

Onu o gün Rüzgar’ın yanında gördüğümde sanırım duygularım yüzüme yansımıştı ve Asu da benden çekinmeye başlamıştı. Neden her şeyi elime yüzüme bulaştırıyordum ki?!

Rüzgar’ın yanımda gülerek bana baktığını fark ettiğimde bakışlarımı kaçırdım. Doğrusu burada olduğuma bile şaşırmışa benzemiyordu. Asu’ya bakarken pastadan bir çatal aldı.

“Bu gün seni Güneşle tanıştıracağıma söz vermiştim ve yaptım.”

Asu tebessüm ederken Rüzgar konuşmaya devam etti.

“Güneş bizi kırmayıp geldiğin için teşekkür ederiz.”

Sırıtışına karşılık şaşkınlıkla ona baktım. Beni tuzağa düşürmüştü! Mutfağa gelip bilerek “prenses” kelimesini kullanmış ve arka bahçede buluşacaklarını vurgulamıştı.

Beni davet etmemişti ama bu cümlelerinden sonra geleceğimi bilmişti!

Her şey zihnimde yerli yerine otururken bu kadar saçma davrandığım için bunu hak ettiğimi hissetmeye başlamıştım.

Yüzüm düşerken daha ne kadar yerin dibine girebileceğimi bilmiyordum.

Nesrin teyze yüzümdeki değişikliği fark etmiş gibi pasta tabağımı biraz daha önüme itti.

“Güneş kızım , Rüzgar senin pastalarımı çok beğendiğini söyledi , yesene.”

Israrlı bakışlara karşılık bütün utanç duygumu yok etmek isteyerek pasta yemeye başladım. Yine de anlayamadığım şeyler vardı ve Rüzgar’a bakmadan Nesrin teyzeyle konuşmaya başladım.

“Siz otelin pastacısıysanız neden ama ben sizi bulaşık yıkarken görüyorum. Pastacılar ve aşçıların temizlikte de görevli olduğunu bilmiyordum.”

Nesrin Hanım tebessüm etti.

“Aslında dediğin gibi bu bizim görevimiz değil ama bir haftalığına Salih Bey personel eksikliğini idare etmemizi isteyince birkaç aşçı ve ben durumu kabul ettik.”

Başımı sallarken yanaklarım pastayla doluydu , Asu gülerken Rüzgar da gülmemek için kendini zor tutuyor gibiydi.

Rüzgar’ın bu gece çok eğlendiği belliydi , bütün gün ona saçma cümleler kurmuş ve sevgilisi olduğunu tekrarlamıştım ama bu onu belli ki eğlendirmekten öteye gidememişti. İşin kötüsü bana doğru attığı kaçamak bakışlar ve gülümsemeler bana iyi geliyordu.

Onun gülümseyişlerinde anlam veremediğim bir duygu vardı ve kalbimde bir sıcaklık yayılmasına sebep oluyordu.

Dün gece iki yüzlü olduğunu söylemiştim ve o bu kötü cümlelerime rağmen beni kız kardeşinin doğum gününe davet etmek istemişti. Akıl sağlığım beni terk etmek üzereydi, belki de hiç sağlıklı olmamıştı.

Mahçupça Asu’ya bakarken son lokmamı yuttum.

“Doğum günün için hediye alamadım, kusura bakma.”

Hediye alamamamın iki sebebi vardı. Birincisi Asu’nun Rüzgar’ın kardeşi olduğunu ve doğum günü olduğunu bilmiyor olmam ikincisi ise cüzdanımın olmamasıydı!

Param olmadığını hatırlamak, maaşımı ne zaman alabileceğimi düşünmeme sebep olmuştu oyda burada çalışmaya başlayalı bir hafta bile bitmemişti.

Bana verilecek maaşla bir bilet alıp İstanbul’a dönmek en doğrusuydu. Belki de en yanlışıydı çünkü evde istenmediğimi anlamıştım.

Ela gözlerin üzerimde gezindiğini hissederken aynı zamanda artık otelden kaçmak istemediğimi fark etmeye başladım. Kendi düşünce girdabımda kaybolduğumu fark ederken Rüzgar ve Asu aynı anda bağırdı.

“Hediyeye gerek yok , hiç sorun değil!”

İkisinin aynı anda verdiği tepkiye gülmeden edemedim. Bu tatlı kızın Rüzgar’ın kardeşi olmasına çok sevinmiştim ve tabi daha çok sevgilisi olmamasına sevinmiş gibi hissediyordum. Oysa buna hakkım var mıydı?

Nesrin Hanım omzuma dokundu.

“Güneş gerçekten seninle tanıştığımıza çok sevindik. Hediye alıp almamanın hiçbir önemi yok.”

Bu içten cümlelere tebessüm ederken derin bir nefes aldım. Bu aile bana gerçekten huzur veriyordu , üçünün de ayrı bir içtenliği vardı.

Rüzgar’a beni tuzağa düşürdüğü için içten içe kızsam da böyle güzel bir anın içinde bulunduğum için mutluydum.

Merak ettiğim soruyu sorarken gülümsedim.

“Asu kaç yaşına girdin?”

Asu neşeyle bağırdı.

“On sekiz oldum!”

Asu’nun bu neşesine karşılık tebessüm etmeyi denedim. Ben hiç on sekiz yaşında olmak istememiştim. Sorumluluklar , gelecek kaygısı ve aile baskısı en çok on sekiz yaşını geçmekle başlıyordu.

Nesrin teyze konuşmaya başladı.

“Bu sene üniversitesi sınavı var , bol bol çalışması gerek. Güneş ablası senin ona bir tavsiyen var mı?”

Betim benzim atarken zaman kazanmak için önümdeki koladan bir yudum aldım. Rüzgar tuhaflığı fark etmiş gibi araya girdi.

“Güneş de üniversite sınavına bu sene girmiş , sonuçların açıklanmasını beklerken gergin olmalı. Bende beklerken ne kadar stresli olduğumu hatırlıyorum , başka şeyler konuşalım.”

Asu başıyla abisini onaylarken kıkırdadı.

“Abim Güneş isminde çılgın bir kızın otele geldiğini söylediğinde çok şaşırmıştım. Hâla inanamıyorum, Güneş Rüzgarı isimli bir otelde Güneş ve Rüzgarla aynı masadayım.”

Çılgın mı?! Kaçıktan sanırım daha iyiydi ama yine kötüydü. Bu çocuk beni deli olarak falan mı görüyordu?

Yanımda oturan Rüzgar’ın ayağına basarken yüzünü buruşturdu ve açıklamaya çalıştı.

“Asu ben çılgın derken iyi anlamada dedim , dimi?”

Rüzgar masumane bakışlar atarken Asu abisini kurtarma taraftarı değil gibi gülüyordu. Nesrin teyze duruma müdahale eden kişi olmayı tercih etti.

“Rüzgar ‘iyi anlamda çılgın’ bulduğu insanları çok sever.”

Nesrin teyzenin dediği cümleye şaşırırken oğluna gülümseyerek imalı bir bakış attığını fark ettim.

İyi anlamda çılgın ne demekti ki? İltifata benzemiyordu ama hakaret de değildi.

Ben bunu sormaya kalmadan Asu bir anda sandalyesini ikimizin arasına çekti. Rüzgar sandalyesini iterken şaşkın bir şekilde sordu.

“Asu ne yapmaya çalışıyorsun?”

Asu bir kez daha neşeyle güldüğünde bende gülümsüyordum. Doğrusu bu kızın gülücükleri bulaşıcı gibiydi.

“Aynı isimde kişilerin arasına oturulup dilek tutulduğunu duymuştum. Aynı isim kimin umurundaki? Güneş Rüzgarı otelinde Güneş ve Rüzgar’ın arasında doğum günümde dilek tutmak istiyorum.”

Rüzgar itiraz etmek istese de Asu’nun istekli bakışlarına hayır diyemedi. Asu abisinden sonra izin isteyen bakışlarla bana döndüğünde başımla onayladım.

Bu sevimli kıza hayır demek gerçekten zordu ve bu sayede abisine pek çok şey yaptırıyor olmalıydı.

Rüzgar’a azıcık acıdığımı hissetsem de beni kardeşine çılgın olarak tanıttığı aklıma gelmesiyle bu duygu hızlı bir şekilde geçti.

Asu ikimizin elini tuttu ve gözlerini yumdu , yüzündeki gülümseme büyürken gözlerini açtı.

“Bakalım dileğim kabul olacak mı?”

Rüzgar göz devirmemek için kendini zor tutmaya çalışır gibi olsa da ben eğleniyordum.

“Anne , bu Asu ne zamandır bu kadar batıl inançlı oldu?”

Nesrin teyze Rüzgar’a ters ters baktı.

“Artık kıza hangi korku filmlerini izlettiysen sana sormak lazım.”

Asu’yla aynı anda gülmeye başladığımda Rüzgar kardeşine ters ters bakıyordu.

“Bir kere ben ona izletmiyordum , o zorla o tuhaf hayaletli şeyleri bana izletiyordu.”

Asu gülerek onayladı.

“Anne , abim haklı. Ona o filmleri ben izletiyorum. Sonra geceleri uyuyamıyor.”

Asu’yla kahkaha atmaya başladığımda Rüzgar omuz silkti.

“Anne , kızın karizmamı yerle bir ediyor ya!”

Rüzgar’ın sevimli telaşına karşı gülmeyi devam ediyordum. Doğrusu karizmatik mi bilmiyordum ama sempatik olduğu kesindi.

Abi , kardeş atışmaya devam ederken pastalarımızı bitirdiğimiz için Nesrin teyzeye tabakları ve bardakları toplamasına yardım ettim.

Nesrin teyzenin elinde bardaklar, benim elimde tabaklar peşinden giderken Asu beni durdurdu.

“Biz annemle bunları otelin mutfağına götürürüz gelmene hiç gerek yok.”

Bir yandan da Rüzgar’a muzip bakışlar atan Asu’ya şaşkınlıkla bakarken Nesrin teyzede Asu’yu onayladı.

“Güneş buralarda daha yenisin ve alışmak zor olmalı , üstelik bir kaç güne otelin müşterileri daha yoğun olacak. Sen odana git dinlen biz de zaten bunları mutfağa bırakıp çıkarız.”

Nesrin teyze bana sıkıca sarılıp iyi geceler dilerken Asu da yanağıma minik bir öpücük bıraktı.

Arkalarından bakarken yüzümde ufak bir tebessüm vardı , bahçeye neler düşünerek gelmişken karşılaştığım bu durum karşısında hâlâ şaşkındım.

Rüzgar annesi ve kız kardeşinin yanına gitmemiş beni bekliyordu.

Bana doğru bir adım attığında kalbimin atışları yine hızlanmaya başlamıştı.

“Kardeşimin doğum gününe geldiğin için teşekkür ederim.”

Utançla gözlerimi kaçırırken ofladım.

“Beni tuzağa düşürdün!”

Rüzgar kahkaha attı.

“Doğrusu çok eğlendim. Seni direkt davet etmek istiyordum ama beni dinlemek yerine olmayan sevgilime inanmayı tercih ettin.”

Rüzgar sen bunu hak ettin bakışları atarken utançla yutkundum. Haklıydı , onu dinleseydim bu saçma duruma düşmeyecektim.

Söyleyebilecek bir cevabım olduğundan emin değildim ve kendimi kötü hissediyordum.

“Dün gece söylediklerim için-“

Ben devam edemeden Rüzgar lafımı böldü.

“İki yüzlü demiştin değil mi? Bir de Hande Yener’in şarkısıyla ruhumu sokak kedisine benzetmiştin öyle değil mi? Ayrıca beni topla dövdün , sonra bütün gün benden kaçtın.”

Bu ânın bir kabus olmasını istiyordum!

“Rüzgar ben-“

Ela gözleri gözlerimde sabitlendi.

“Kıskandın değil mi?”

Panikle hayır anlamında başımı sallarken devam etti.

“Sen kabul etmesen de kıskandığını biliyorum.”

Sıkıntılı bir nefes bıraktım.

“Ben seni neden kıskanayım ki?”

Düşünür gibi elini çenesine koydu ardından bana doğru iki adım attı. Kalbim hızla çarparken bir adım geriye gittim , gözleri gözlerimdeyken düzenli nefes almaya çalışmak çok zordu.

“Belki de beni seviyorsundur.”

Bir adım atmasıyla arkaya doğru bir adım daha attım , yüzünde bir gülücük belirirken yutkundum.

“Belki de.”

Ela gözlerin gözlerimde gezinmesiyle derin bir nefes alırken bu günün artık ruhuma çok fazla geldiğini düşündüm.

“Ben artık odama gideyim.”

Panikle otele doğru bir adım atmamla elimi tuttu.

“Sen yine kaçmadan söylemek istediğim bir şey var.”

Hızlı nefes alışlarımın arasında söyleyeceği cümlelerden korkmaya başlamıştım.

Bağlanamazdım , sonu olmayan bir yolculuğa başlayamaz , kırılacağımızı hatta paramparça olacağımızı bile bile kendime ve ona bunu yapamazdım.

Bahçedeki hafif esintiyle sallanan kahve saçları, her zamanki muzipliğini terk eden güzel ela gözleri ve tedirgin yüzüne bakmak, karnıma ağrılar girmesine sebep oluyordu.

Düşündüğüm şeyi söylemeyecekti değil mi?!

Derin bir nefes bırakırken cesaretini toplamış gibi konuşmaya başladı.

“Güneş ben-“

Hızla elimi elinden çekerken devam etmemesi için bağırdım.

“Benim çok uykum geldi!”

Yüzündeki ciddiyet yok olurken cümleme karşılık yüzünde tatlı bir tebessüm oluştu.

Geriye doğru bir adım atarken iç çekti.

“Öyleyse iyi geceler , Kararsız Kalp.”

İşler hiç istediğim gibi gitmiyordu , kalbimin böyle çarpmaması gerekiyordu. Gülümsemelerinin bir dondurma misali erimeme sebep olmaması , “Kararsız Kalp” deyişlerinin yaralarıma dokunmaması gerekiyordu.

İşte o ân canımın düşündüğümden daha çok yandığını fark ettim. Tereddütle gözlerine bakarken mırıldandım.

“Bana Kararsız Kalp demeyi bırakır mısın? Ben bu kalp yüzünden çok fazla şey kaybettim.”

Titreyen sesime karşılık gözlerimde çok fazla şey ifade ediyordum. Arkaya doğru bir adım attığımda yüzünde acımı hissedebilen bir ifade vardı.

“Eminim kaybettiklerin senin kalbin kadar değerli değildir.”

Neden beni benden daha iyi tanıdığını hissediyordum?

Arkamı dönerken yutkundum.

“İyi geceler.”

Titreyen bir sesle söylediğim cümleyle dağılmaya başladığımı fark ettim.

Konuşmasına izin vermediğim için rahatlamam gerekirdi ama şuan az öncekinden daha kötü hissediyordum.

Arkama bakmadan otele girip asansöre bile binmeden merdivenlerde koşmaya başladım , arkamdan gelmediğinin farkındaydım. Yine de adrenalin odamın kapısında koşmayı bırakana kadar kalbimi tekletmeye devam etmişti.

Odama girip kendimi koltuğa bırakırken içimdeki çığlığı daha fazla tutamayacak gibiydim. Hızla mini buzdolabından bir şişe su çıkarıp içermeye başladım.

Sakinleşmeyi umarken odanın içinde tur atıyor ve kalbimin gürültüsünün durulmasını umuyordum.

Daha önce hiç böyle duygular hissetmemiştim , onu gördüğümden beri içimde tuhaf hisler geziniyordu.

İçimdeki duygulardan en büyüğü korkuydu , bağlanmak ve kaybetmek...

Elimi yüzümü yıkarken bu kafayla uyuyamayacağımı anlayarak televizyonu açtım. Önüme yeni bir yaz dizisi çıkmıştı, harika!

Sinirimi diziden çıkarmak istercesine sahneleri sesli bir şekilde yorumlamaya başladığımda dışarıdan bakan biri olsaydı deli yaftası yemem muhtemeldi.

Daha beş dakika olmadan giren reklamla ve bu reklamın en az yarım saat süreceği gerçeğiyle karşılaşırken sinirle kumandayı aldım ve televizyonu kapadım.

Otel malına zarar vermenin hatalı bir davranış olduğu aklıma gelirken öfkeme karşı elimdeki kumandaya nazik bakışlar atıyordum.

Kendi kendime espri yaptığımı düşünürken yüzümdeki cansız gülümsemeyle vücudumu yatağa bıraktım.

Çaresizce telefonumu kulağıma götürürken derin bir nefes aldım.

Aradığınız kişiye şu anda ulaşılamıyor, sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakabilirsiniz...

Telefonu kapandığımda kendime bir söz vermem gerektiğini anlamıştım. Ben defalarca aramama rağmen telefonlarıma dönmeyen insanları arayacak kadar değersiz değildim.

Madem annem ve babam kızlarının aramalarına bile dönmek istemiyordu , o zaman aramayacaktım.

Yatamayacağımı anlayarak balkona çıkarken burada geçirdiğim gecelerin ne kadar huzursuz olduğunu düşünmeden edemedim.

Huzurlu olduğum anlar Rüzgarlaydı ve benim yüzümden onunla da aramızda tuhaf bir gerilim oluşmaya başlamıştı. Huzursuzluk içimi kemiriyor ve beni rahat bırakmıyordu.

Telefonumda amaçsızca galeride gezinmeye başlarken yakın zamanlı fotoğraflardan birine gözüm takıldı.

Benim , Beren ve Esra’nın ellerimizde sinema biletleri tutarken gülümseyerek çekindiğimiz bir fotoğrafı.

Sadece bir kaç hafta olmuştu ama o anki benle şuan ki ben aynı kişi değildik.

Balkon koltuğuna kıvrılırken gözlerimi yumdum.

Hiçbir şey düşünmemeye çalıştım , oysa çoktan yanaklarım ıslanmaya başlamıştı.

...

Bir kaç hafta önce

Beren elindeki telefonu selfie çubuğuna takarken Esra elindeki içeceği masaya bıraktı. Telefonunun kamerası geri sayımı yaparken aynı anda sinema biletlerimizi havaya kaldırdık.

Üç, iki , bir derken aynı anda “Sinema!” diye bağırdık. Beren üç farklı bozda selfielerimizi çekmiş ve sonunda filmi izlerken bizi kendi halimize bırakmıştı.

Filmi hepimiz çok sevmiş , çıkışta bolca yorumlamıştık. Alışveriş merkezinden çıkarken telefonumun çalmasıyla içimde anlam veremediğim kötü bir his oluşmuştu.

“Hayâl eve gel , konuşmamız gerek.”

Telefonu açmamla annemin bağırmasını duyarken başıma pek iyi şeyler gelmeyeceğini anlamıştım.

Kızlar yüzümdeki değişikliği fark ederken telefona duygu barındırmadığını umduğum bir “tamam” cevabıyla kapadım.

Beren ve Esra’nın bana gergin bakışlar attığını fark ederken onların annem ve babama bir şeyler söyleyip söylemediğinden şüphelenmeye başlamıştım.

İkisi de sessiz ve suskun bir şekilde bana bakmaya devam ederken düşündüğüm şeyler başıma gelmez diye umuyordum.

Otobüs durağında beklemeye devam ederken Beren mırıldandı.

“Hayal bir sorun mu var?”

Esra’nın ifadesiz bir şekilde telefonuyla uğraştığını gördüğümde sinirle ağzımı açtım ama ben konuşmadan otobüsün durmasıyla sustum.

Yol boyunca hiç konuşmamıştık ve ben evimin sokağında inerken ikisinden de ses çıkmıyordu. Bu da zihnimdeki şüpheleri daha da artırmaya yetiyordu.

Binama varmamla kapı ziline basan elimin titrediğini fark ettim. Açılan kapıda annem ve babamın gergin yüzünü görürken geçmem için yol açtılar.

Salona girmemle babam koltuğa geçerken annem ayakta bekliyordu, oturmamı işaret etmesiyle şuan ne yaşanacaksa bir an önce yaşansın ve bitsin istiyordum.

Oturmamla annem sinirle bağırmaya başladı.

“YKS’ye girmemişsin , senin aklın nerede?! Biz onca kursa boş yere mi para döktük?”

Derin bir nefes alırken kendimi savunmaya çalışıyordum.

“Girecektim ama-“

Konuşmama izin vermiyordu , her şey bir kâbus gibiydi.

“Ama ne? Baban seni okulun kapısında bırakıp gidiyor ve sen sınava girme zahmetinde bulunmuyor musun?!”

Boğazım acıyor , yutkunamıyordum ve bu birikmeye başlayan göz yaşlarımın habercisiydi.

Anneme karşı babam daha sakin kalmaya çalışır gibiydi yine de annemi tasdiklemesi uzun sürmedi.

“Okumayacağını söyleseydin , bizi de umutlandırmazdın. Hiç mi sınav nasıl geçti dediğimde iyi derken vicdanın sızlamadı?”

Dudağım titrerken ağlamamak için kendimi zor tutuyordum , ağlamak istemiyordum. Gözlerim neden her zaman bana ihanet ediyordu?

Annem salonun ortasında yürümeye devam ederken bana döndü.

“Ağlamanın ne anlamı var ki? Bize yalan söyledin, hayal kırıklığına uğrattın. Koca bir hayal kırıklığı!”

Öfkeyle açıklama yapmak isteyerek ağzımı açtım.

“Size kim söyledi?“

Babam ifadesiz bir ses tonuyla annemin aksine bağırmadan ama tükürürcesine açıkladı.

“Kimin söylediğinin ne önemi var? Biz aptal mıyız , sonuçlar açıklandığında yine senin sınava girmediğini anlamayacak mıydık?”

Sorunda buydu , sınava girmeyen bendim ve aileme bunu açıklayacak olanda bendim. Benden önce annem ve babama beni şikayet eden kimdi?

Sadece iki kişi biliyordu: Beren ve Esra.

İkisi de gözlerini bana sabitlemiş , sinirle bakarken konuşmak çok zordu. Kendimi açıklamak istiyordum.

“Ben-“

Cümlemin devamını getirip getirmemekte kararsız kalırken ne söylersem söyleyeyim bu onların fikirlerinizi değiştirmeyecekti. Ayağa kalktım ve odama doğru ilerlemek için bir adım attım.

“Her zaman bu kararsızlıkların yüzünden kaybedeceksin! Tam bir hayal kırıklığısın. Hayatımda kimse beni bu kadar hayal kırıklığına uğramadı!”

Annemin sesi kulaklarıma dolarken kendimi odama attım , hıçkırıklarım susturmak istercesine yüzümü yastığıma bastırdım.

Öfkelendiğinde gözü dönüyor ve ruhumu ezen cümleler söylüyordu, zaten bu tepkilerinden korktuğum için sınava girmediğimi bir türlü söyleyememiştim.

Arkadaşlarımdan biri belki de ikisi bana ihanet etmişti , ailem mesleğimi benden çok önemsiyordu ve ben ismimi bile hak etmediğimi hissediyordum.

Kararsız kalmayıp ilk aileme anlatsaydım, benden duysalardı tepkileri farklı olur muydu?

Gözlerimi sımsıkı yumup sorunlarımdan bir kez daha uyuyarak kaçmaya çalıştım ama aklımda sürekli aynı cümle yankılanamaya devam ediyordu.

Sen bir hayal kırıklığısın!

Ben onların hayallerini gerçekleştirebilecek biri değildim , sadece büyük bir hayâl kırıklığıydım...

 

Bölüm : 23.06.2025 15:00 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...