
“Kalbimin mahkeme duvarları hakimin aldığı karara karşıydı, Hayal Güneş Elgin böyle çabuk teslim olamazdı.”
İrkilerek kollarımı vücuduma sararken gözlerimi ovuşturdum. Hafif hafif esen rüzgara karşı nedense üşüdüğümü hissetmeye başlamıştım. Gözlerim açılırken balkonda uyuduğumu fark ettiğimde uykusuzlukla esniyordum.
Saat kaçtı bilmiyordum ama güneş daha doğmamış , havayı aydınlatmamıştı. Karanlık ortama balkondan baktığımda otelde ilk defa bu kadar sessiz bir an yaşadığımı hissederek derin bir nefes aldım.
Koltuktan gelen sesle arkamı dönmemle iç çektim. Huzuru bana çok görmüş gibi çalan telefonuma sinirle bakarken bu saatte kimsenin beni aramayacağını düşünüyordum.
Ekrana bakarken bir yerden tanıdık gelen ama kayıtlı olmayan numaraya bakmaya devam ettim. Açmayı düşünmesem de telefon ısrarla çalmaya devam ediyordu.
Bu saatte normal bir durumda kimse kimseyi aramazdı. Yoksa annem ve babama bir şey mi olmuştu?
Panikle telefonu açarken titreyen bir sesle sordum.
“Alo? Kimsiniz , bir sorun mu var?”
Elimin titrediğini hissederken neden hep en kötü ihtimal aklıma geliyor ki diye içimden söyleniyordum.
Telefondan gelen gülme sesiyle uykulu gözlerim kocaman açıldı.
“Sana inanamıyorum Güneş, telefonumu kaydetmedin demek.”
Rüzgar’ın sesini duyarken boş yere korktuğumu anlayarak bağırdım.
“Gecenin bu saatinde bir insan böyle ısrarla aranır mı? Bir şey oldu sandım!”
Kendisini fırçalamamdan ayrıca zevk alan bir ses tonuyla konuşmaya başladığında yüzümde engel olamadığım bir tebessüm belirmişti.
“Amacım seni korkutmak değildi , ayrıca ne gecesi? Saat sabahın beş buçuğu , erken uyanamıyorsan bu benim problemim değil.”
Kaşlarım çatılırken yüzümü buruşturdum.
“Madem saat sabahın beş buçuğu beni niye uyandırıyorsun ki?”
Aslında onun aramalarından önce uyanmıştım ama bunu bilmesine gerek yoktu.
“Çünkü yapmamız gereken işler var.”
Anlamayarak dağılmış saçlarımı yüzümün önünden çekerken esnedim.
“Belli ki sen daha ayılamadın , seni arka bahçede bekliyorum. Beni çok bekletme olur mu?”
Şaşkınlıkla gözlerim açılırken balkondan odama geçtim.
“Bu saatte burada ne arıyorsun? Ayrıca ne işi? Ve neden bunu saat beş buçukta yapmamız gerekiyor? Benim çalışma saatim yedi de başlamıyor muydu?”
Art arda sıraladığım sorulara karşı telefondan gülme sesleri geliyordu. Saat beş buçukta kim bu kadar neşeli olurdu ki?
“Güneş , sen yüzünü yıkayıp uykundan iyice ayrıl ve sonrada iş kıyafetlerini giy. Bu gün çok yoğun olacak.”
Neşeli sesine cevap veremeden telefonun kapanmasıyla ofladım. Hadi ama saat beş buçukta nasıl bir işimiz olabilirdi ki?!
Sinirli adımlarla banyoya giderken iş kıyafetlerimi yatağımın üzerine bıraktım.
Yüzüme soğuk suyu çarparken belki de rüya görmüş olabilirim diye düşünüyordum.
Aynadaki yüzümü gördüğümde bunun bir kâbus olduğunu fark ettim.
Gözlerim dün akşam uyumadan önce uzun süre ağladığım için şişmiş hatta kızarmıştı.
Birileri beni böyle görürse sürekli “İyi misin?” ve “Bir sorun mu var?” sorularıyla karşılaşacaktım. Kimseye açıklama yapmak ve dertlerimle sıkmak istemiyordum.
Makyaj malzemelerime sarılırken Esra ve Beren’in ısrarıyla aldığım, “çok önemli bir makyaj malzemesi” olduğunu iddia ettikleri “kapatıcı”yı elime aldım.
Göz altlarıma ve kapaklarına sürdüğüm kapatıcıyı dağıtırken gözlerimin bir kapatıcıyla şişliğinin kapanmayacağını fark ettim.
Anlaşılan bu gün düşündüğümden daha çok makyaj yapmak zorunda kalacaktım.
Far paletimde olan ama hiç kullanmadığım siyah farı kullanma vaktim gelmiş olsa gerekti.
Farı göz kapaklarıma sürerken dumanlı bir makyaj yapmayı umuyordum.
Bu kadar ağır bir göz makyajına karşı dudağıma hafif bir ruj sürerken ayna da tuhaf görünüp görünmediğimi sorguladım. Doğru makyajı yapmayı becerebildiğimden şüpheliydim ama ayna da hiçte fena gözükmüyordu.
Alışık olduğum bir makyaj stili olmasa da kızlarla eğlencesine farklı makyajlar yaptığımız zamanlarda Esra’nın dumanlı makyaj yapmayı öğretmesine karşı çıkmadığım için mutluydum.
Üzerime geçirdiğim gömlek ve etekle saçlarımı yapmadığımı fark ederek tekrar banyoya döndüm.
Uykum varken doğru düşünebildiğimden şüpheliydim. Genelde üstümü giydikten sonra saçımı toplayıp makyaj yapardım , bu gün her şeyin sıralaması değişmişti.
Saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaparken telefonumdaki saate baktım. Telefonla konuşmamın üzerinden yirmi dakika geçtiğini fark ederken hızla kol çantamı alıp odamdan çıktım.
Asansöre bindiğimde makyajı abartıp abartmadığımı ve sabahın beş buçuğunda Rüzgar’ın neden beni çağırdığını düşünerek kendimi sayısız ihtimaller arasında kaybolurken buldum.
Arka bahçeye geçmemle havanın yeni yeni aydınlandığını fark ettim. İçimde anlam veremediğim bir huzur oluştu , sanki bu gün uzun süredir olmadığım kadar sakindim.
Adımlarım hızlanırken Rüzgar’ın nerede olduğunu görmeye çalışıyordum.
Bankta oturduğunu fark etmemle sıcacık bir gülümsemeyle bana döndü. Yüzünde şaşırmış gibi bir ifade belirirken rahatsızlıkla acaba makyajı yanlış mı yaptım diye sorguluyordum.
Genel de açık renklerle makyaj yaptığım için siyah bana çok uzak bir renk gibi geliyordu ve bu yüzden tereddütlüydüm.
Bendeki gerginliği fark etmiş gibi yanıma gelirken yüzündeki gülümsemeyi koruyordu.
“Günaydın Güneş.”
Kararsız Kalp demediğini fark ettiğimde şaşırmıştım. Sonuçta dün gece ondan bana böyle seslenmemesini isteyen bendim , beni dinlemesi güzeldi ama yine de tuhaf hissetmiştim.
Günaydın derken gülümsemeye çalıştığımda şaşkınlığımı görmezden gelmiş gibiydi. Gözleri yüzümde gezinirken dudakları şımarık bir şekilde kıvrıldı.
“Yirmi dakika beklememin sebebini şimdi anlıyorum. Doğrusu sabahın beş buçuğunda yanıma gelmek için makyaj yapmandan onur duydum.”
Utançla yüzümü buruşturdum.
“Makyajı senin için yapmadım , onur duyma. Ayrıca neden bu saate otelin bahçesine çağrıldım?!”
Sızlanmalarıma karşı daha da eğleniyor gibi gözüküyordu ve benim sinirim onun gülüşleri arasında yok oluyordu.
Yanına geldiğimde pamuk gibi olmaya başlıyordum, tuhaf bir etkisi vardı.
Aslında şuan onunla burada olduğum için rahatsız değildim, zaten onun aramasından önce uyanmıştım ve uyandıktan sonra bir daha uyuyabilen biri değildim.
Muhtemelen çalışma saatim gelene kadar televizyon izleyecektim ama bunun yerine Rüzgar’la bahçedeydim.
“Cezalısın da o yüzden.”
Kaşlarım çatılırken bana doğru bir adım attı , kahve saçları bu gün daha dağınıktı. Belli ki kendisi de bu kadar erken kalkmaya alışık değildi.
Yüzüne gereğinden fazla baktığımı fark ederken hızla gözlerimi kaçırdım ama o bu durumu her zamanki gülümsemelerinden biriyle karşıladı.
“Cezalısın da ne demek?”
Rüzgar bir eliyle saçlarını düzeltmeye çalışırken bir yandan da cebinden bir kâğıt çıkardı.
Elindeki kağıdı uzattığında merakla alıp açtım.
“Sanık Güneş ve Şikayetçi Rüzgar Davası”
Avukat: Güneş çocuksu bir triple Rüzgardan kaçtı , bütün işleri Rüzgar’a yıktı. Üstelik Güneş şüphelerinde haksızdı, Hakim Bey!
Hakim: Kanıtınız var mı?
Avukat: Tanıklarımız var. Müvekkilim Rüzgar haklıdır, Hakim Bey!
Hakim Bey: Gereği düşürüldü bundan sonra Sanık Güneş Hanım Rüzgar Bey’in yanında çalışmakla ve o ne derse yapmakla yüklüdür.
Avukat imzası: Can...
Hakim İmzası: Can....
Tanık imzası: Saadet...
Tanık imzası: Salih...
Kahkaha atarak okumayı bitirdiğimde Rüzgar da gülüyordu.
“Haberim bile yokken bana mahkeme davası mı açtın? Üstelik mahkeme ben yokken karara varmış. Can hem avukat hem hakim , nerde bu mahkemenin adaleti?”
Karnıma ağrılar girerken gülmeye devam ediyordum.
“Saadet Hanım ve Salih Bey’i de nasıl ikna ettiniz bilmiyorum ama mahkeme dokümanınız bir facia. Anneminkileri görsen ne demek istediğimi anlarsın.”
Rüzgar şaşkınlıkla bana bakarken yüzüm düştü. Neden şimdi annemden bahsetmiştim ki?
“Annen bir hakim mi?”
Hayır, anlamında başımı salladım.
“Bir avukat ve çok düzenlidir. Müvekkilleri için hep çok titiz çalışır , işini yaparken her zaman severek yaptığını söyler.”
Anneme bir kez daha imrendiğimi fark ederken iç çektim.
Benim aksime o , her zaman ne yapmak istediğini bilen bir kadındı. Bense kararsızlıklar arasında kaybolmuş bir kız...
Sıkıntılı bir nefes bırakırken Rüzgar’a döndüm.
“Rüzgar yaptığın şaka komikti ama artık odama dönüp uyumak istiyorum.”
Rüzgar canımın sıkıldığını fark etmiş gibi konuşmaya başladı.
“Güneş ben şaka yapmıyorum , gerçekten yapmamız gereken işler var.”
Bu çok mantıksızdı , bu saatte kimse çalışmazken nasıl oluyor da bizim yapmamız gereken işlerimiz olabiliyordu?
“Avukat Can, sana işleri yıktığımı söylemiş ama bildiğim kadarıyla ben dün bütün görevlerimi yerine getirdim.”
Rüzgar’ın yüzünde beliren alaycı sırıtışla yanlış düşündüğümü anladım.
“Senin yapman gereken çocuk etkinliğini tek başıma yaptım , böylece otelin wattshap grubuna da bakmadığını anladım.”
Şaşkınlıkla Rüzgar’a baktığımda devam etti.
“Yüzden fazla balonu şişirip çocuk havuzunu balonla kapladım.”
Tek kaşım yukarıya kalkarken şüpheyle sordum.
“Bunu tam olarak ne zaman yaptın?”
Ellerini bir kez daha dağınık saçlarını düzeltmeye çalışarak saçlarında gezdirirken meydan okur gibi baktı.
“Sen büyük havuzda şezlongta oturup bana trip atarken yaptım , gerçi Can ve Merve’nin de yardım ettiğini itiraf etmem gerek.”
Mahcup bir şekilde ona bakarken sordum.
“Neden arkamı toplamaya çalıştın ki?”
Ela gözler fazla iyimserdi.
“Başının belaya girmesini istemedim.”
Neşeyle devam ederken onun nasıl bu kadar pozitif olduğunu anlamaya çalışıyordum.
“Sanık Güneş bu gün çok işimiz var , şimdi oyalanmadan çocuk havuzunu temizlemeye başlamalıyız.”
Elindeki anahtarları gösterirken kollarımı bağlamış, bulunduğumuz durumu sorguluyordum.
“Ne zamandır Salih Bey anahtar verip sabahları seni çalıştırıyor. Sana anlaşılan çok güveniyor. İkisi de konu sen olduğunda sanki ayrı bir mutlu oluyorlar.”
Rüzgar tebessüm ettiğinde asabi, uykusuz halime ben bile dayanamazken nasıl dayandığına anlam veremiyordum.
“Ben de ilk defa bu saatte çalışıyorum. Diğer soruna gelince babam Salih Bey’in askerlik arkadaşıymış. Hem annemi hem de babamı tanıdığı için bana güveniyor.”
Şaşkınlıkla başımı sallarken araba yolculuğumuzda babamın da Salih Bey’le askerlik arkadaşı olduğunu söylediğini hatırladım.
Belli ki Salih Bey oldukça girişken bir adamdı ve çok fazla arkadaşı vardı. Acaba benim babamda Rüzgar’ım babasını tanıyor muydu? Aklımda deli sorular döndüğü kesindi.
Dün babası Asu’nun doğum günü kutlamasına gelmemişti , bende kendimce babalarının vefat etmiş olabileceğini veya işleri yüzünden gelmemiş olabileceğini düşünmüştüm.
Hangisi doğruydu bilmiyordum , belki iki tahminimde yanlıştı ama Rüzgar’ın hayatı hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyordum.
“Rüzgar baban-“
Cümleme devam etmeme izin vermeden söze girdi.
“Tabi , ben böyle söyleyince merak ettin. Uzakta yaşıyor.”
Açık sözlü olması ve lafı dolandırmaması güzeldi. Aslında tanıştığım günden beri bana her şeyi dürüstçe söylüyordu, sevgilisi olmadığını ben sormadan söylemişti.
Duygularını açıkça gösteriyordu ve babasının da uzakta yaşadığını söylüyordu.
Uzakta yaşıyor derken acaba iş gereği miydi? Yoksa anne ve babası ayrı mıydı?
Rüzgar’ın önümde yürümeye başlamasıyla bu saatte bu kadar düşünmemin bünyeme fazla olduğunu içimden söyleyerek bu konuyu beynimdeki “sonra düşünülecekler” adlı listeye ekledim.
Bahçeden otelin içindeki koridorlara geçerken bir kez daha ne kadar büyük bir otelin içinde olduğumuzun farkına vardım.
Sessiz adımlarla ilerlerken sanki kuralları çiğneyen iki ajanmışız gibi hissetmeye başlamıştım , oysa sıradan iki otel çalışanıydık...
Rüzgar’ın durmasıyla onu beklemeye başlarken cebinden çıkardığı anahtarı kapının deliğine soktu.
Neden bilmiyorum ama her hareketini olabildiğince sessiz yapıyordu ve bu kendimi izlediğim filmlerde gibi hissetmeme sebep oluyordu.
Kapının arkasındaki kötü adamlarla savaşmak için buraya gelmiş gibiydik.
Sanırım günlük hayatımda çok fazla filim izlemiştim.
Rüzgar anahtarı kilitte bırakırken başını bana çevirdi , aramızda bir adımlık mesafe vardı ve yüzü fazla yakındı.
“Neden gülümsüyorsun , aklından neler geçiyor?”
O ana kadar gülümsediğimin farkında değilken gülmeye başladım.
“Kendimi süper kahraman filmlerinden birinde gibi hissettim , sanki ikimiz kötü adamlarla savaşıp dünyayı kurtaracakmışız gibi.”
Rüzgar’ın yüzünde güzel bir tebessüm oluştu.
“İkimiz kötü adamlara karşı mı?”
Rüzgar’ın sorusunu heyecanla cevapladım. Ellerimi yukarıya doğru kaldırarak manşet bir haber okurmuş gibi yaptım.
“Düşünsene gazetelerde ‘Güneş Rüzgarı Ekibi kötü adamları bir kez daha yendi.’ Yazıyor ve insanlar bizim sayemizde huzur içinde uyuyor.”
Kendimi sırıtırken bulduğumda Rüzgar oldukça neşeliydi.
“Sanırım film izlemeyi azaltman gerek ama şu ‘Güneş Rüzgarı Ekibi’ hoşuma gitti.”
Kapının önünde öylece konuşmaya devam ediyorduk.
“Ekibe Can ve Merve’yi de alırdık. Merve kesin grubun beyni olurdu.”
Rüzgar alınmış gibi bana baktı.
“Merve grubun beyni oluyorsa ben neyi oluyorum acaba?”
Tereddütle gözlerine baktım.
“Sen grubun en havalı kahramanı olurdun ve kesin bütün kötülere sataşırdın.”
Rüzgar elini havalı olduğuna inandığı şekilde kahve saçlarından geçirirken güldü.
“Demek havalıyım.”
Tek kaşım havaya kalkarken gözlerimi kaçırdım.
“Bunu sana iltifat etmek için söylemedim , kesin başımızı en çok sen belaya sokardın.”
Rüzgar gülerken meraklı bakışları yüzümde gezindi.
“Peki sen grubun neyi olurdun? Ayrıca bir anda kahraman olma isteğin de nereden geldi?”
Bu sorunun geleceğini tahmin etmeliydim , iç çektim.
“Küçükken hep süper kahramanlara özenirdim, gerçek olmadıklarını bildiğim halde onlar gibi dünyayı kurtarmak daha güzel bir yer yapmak isterdim.”
Ela gözlerine bakarken yanında hiç konuşmadan saatlerce durmak istediğimi hissediyordum. Yine de cümlemin devamını getirdim.
“Sonuçta süper kahramanlık bir meslek değil ve ben kendimi bile kurtaramıyorum.”
Ona bakmadan açtığı kapıdan içeri girdiğimde bir sürü temizlik malzemesiyle karşı karşıya kaldım.
Rüzgar hiç beklemeden odanın köşesinde duran bezlerin yanından süpürgeye benzeyen şeyi alıp havaya kaldırdı.
“Hadi gidip havuzu kurtaralım!”
Elinde tuttuğu süpürgeyi kaldırırken koşarak yanımdan geçti. Bu haline gülerken bende onu takip etmeye başlamıştım.
Koşarak çocuk havuzuna vardığımızda nefes nefese kaldım.Rüzgarla hayat monoton olmaktan çok uzaktı ve bu gerçekten iyi hissettiriyordu.
Rüzgar yüzünü buruşturarak havuza bakarken anlamayarak bende o yöne baktım. Alçak havuzun yan tarafında iki küçük su kaydırağı kapatılmış ve havuzun etrafı girilmez yazısıyla çevrilmişti.
“Rüzgar , çocuk havuzu tam olarak neden kapandı?”
Neler olduğunu anlamayarak Rüzgar’a baktığımda dudağını ısırdı.
“Dün balon etkinliğinden sonra çocuklardan bir kaçı birlikte yüzerken biri altına yapmış.”
Ciddi olmadığını umarak gözlerine bakarken oldukça ciddi olduğunu fark ettim. Ben bu otelde neden sürekli sınanıyordum ya!
Sızlanarak iç çekerken bir yandan da Rüzgar’ı kirli havuzun içinde boğmak istiyordum.
“Lütfen yanlış anladığımı söyle , şimdi ben sabahın köründe ‘kirli bir havuzu’ temizlemek için mi yanına çağırdın?”
Rüzgar yüzünü buruşturarak bana baktı.
“Bende boklu bir suyu temizlemekten zevk almıyorum ama burada çalıştığımız için fazla bir seçeneğim yok. Ayrıca dün senin görevini yaptığımı da unutma.”
Söylediği cümleye karşı kendime engel olamayarak gülmeye başladığımda o da sinirleri bozulmuş gibi gülüyordu.
Anlaşılan Rüzgar benim görevimi yaptığını çok sık tekrarlayacaktı , bundan sonra sürekli otel grubunu kontrol etmem gerektiğini anlamıştım.
Yine de anlayamadığım şeyler vardı ve bu durum kafamı karıştırıyordu.
“Bizim garson olduğumuzu sanıyordum ama hem çocukların balon etkinlikleri hem de temizlik işleriyle de mi görevliyiz? Üstelik bütün çalışanlar aynı saatte çalışmaya başlarken biz neden erkenden buradayız?”
Rüzgar sıkıntılı bir nefes bıraktı.
“Otel için müşteri memnuniyeti çok önemli ve son zamanlar da çok fazla müşteri kaybetti. Çalışan eksikliği çok fazla, bu da bizlere daha fazla iş düşmesine sebep oluyor.”
Gayet yeterli bir açıklamaydı ve daha fazla söylenmemin can sıkmaktan başka bir anlamı olmazdı.
Pantolonunun paçalarını katlayarak havuza girerken alçak suda elindeki süpürgeye benzeyen şeyi hareket ettirmeye çalıştı.
“Rüzgar , elindeki şeyin ismi nedir?”
Meraklı soruma bir dakika sonra cevap verdi.
“Havuz süpürgesi.”
İsmi Havuz süpürgesi miydi? Daha farklı , ilginç bir isim beklemiştim. Tatmin olmamış gibi yüzümü buruştururken bana döndü.
“Güneş , sabahları gerçekten çok ruhsuzsun. Biraz mutlu ol , hiçbir şeyden memnun değilmiş gibi davranmayı bırak.”
Havuzun etrafında sağa sola yürürken bağırdım , küçük bir çocuk gibi azarlandığım için sinirlenmiştim.
“Böyle bir havuzu temizleyeceğim için çok mutluyum!”
Rüzgar sabır dilenircesine bana bakarken sırıtıyordum. Neden bilmiyordum ama onunla uğraşmak gerçekten çok eğlenceliydi.
Sessizce onu izlediğim on dakikanın ardından sıkılmış bir şekilde ofladım.
“Bütün havuzu süpüreceksen beni niye buraya getirdin?”
Bu soruma karşılık Rüzgar’ın ela gözleri ışıldadı, sanki bu kendi kuyumu kazmışım gibi hissettiriyordu.
“Bütün havuzu benim temizleyeceğimi düşünüyorsan kesinlikle yanılıyorsun, hemen buraya gel.”
Sesi emir vermekten çok uzaktı , daha çok eğlenir gibiydi. Yine de gelmemi beklediğini fark ettiğimde itiraz etmedim.
Bu havuz , bir çocuk havuzu için fazla büyüktü ve ne kadar hızlı temizlemesine yardım edersem o kadar hızlı işi tamamlamış olurduk.
Havuzun suyu dizlerime geliyordu ama bu tiksinmeme engel değildi , Rüzgar da bunu fark etmiş gibiydi.
“Havuzun içindeki pislik toplandı ve bolca clor döküldü, önlem için süpürüp tekrar clor döküyoruz ki kimse mikrop kapmasın.”
Söyledikleri pek de içimi rahatlatmamıştı ama güneşin ilk ışıklarının vurduğu kahve saçları alnına dökülürken odaklandığım tek şey ona bakmaya devam etmekti. Dikkatim toplamaya çalışırken bunu sadece söylenerek yapabildiğimi fark ettim.
“Başkaları mikrop kapmasın diye biz mi risk alıyoruz yani?”
Rüzgar iç çekerken devam ettim.
“Bu görevden sonra bize madalya verilmeli.”
Bezmiş surat ifadesini gördüğümde kahkaha atmaya başladım. Bunu fark eden Rüzgar ayağıyla su sıçrattı.
Sudan kaçmak için bir hamle yapsam da saçıma gelen suyu engelleyememiştim. Yüzüme gelmemesi bütün şansımı kullandığımı gösterir gibiydi.
Sinirle ona karşılık vererek su sıçratmamla tişörtü sırılsıklam oldu. Beni kovalamaya başlamasıyla koşmaya başladım , başıma bela almakta çok başarılıydım. Teslim olur gibi ellerimi kaldırırken bağırdım.
“Ateşkes ilan etmek istiyorum! Biraz daha kovalarsan kesin suya düşerim ve bu pis suyun içine düşersem seni de düşürmeden içim rahat etmez.”
Açıkça söylediğim cümlelere karşı Rüzgar durup havuzda göz gezdirdi. Yanıma gelmesiyle elime süpürgeyi tutuşturdu.
“Yerden hiç kaldırmadan bıraktığım kısımdan aşağı yukarı hareketlerle temizlemeye devam et.”
Ben dediği komutlara uyarken ıslanmasına sebep olduğum tişörtünün uçlarını sıkıyordu.
Sabah at kuyruğu şeklinde topladığım ıslak saçlarıma dokunmasına şaşırırken bakışlarımı süpürgeden ayırmadım , yine de bu yanaklarımın yandığını hissetmemi engellememişti.
Kibarca saçımın uçlarının suyunu sıkıp bırakırken kenara çekildiğinde odaklanmış bir şekilde sadece süpürgeyle ilgileniyordum.
Yerden gözlerimi kaldıramasam da Rüzgar’ın utandığımı fark ettiğini hissettim.
“Hava çok sıcak, eminim havuz temizliği bitene kadar çoktan kurumuş oluruz. Yine de bu ateşkesin uzun süreceğini sanmıyorum.”
Son cümlesine gülümserken daha hızlı süpürmeye başladım. Bir kaç dakikalık sessizliğin ardından iç çektiğini duydum.
“Saadet Hanım’ı küçüklüğümden beri tanırım, hayat dolu , çok neşeli bir kadındı. Sonrasında büyük kayıpları oldu, kendini toparlanmış gibi davranıyor ama o eski Saadet Hanım değil. Otelde ellerinden giderse ne yapar hiç bilmiyorum.”
Şaşkınlıkla bakışlarımı Rüzgar’a çevirirken o konuşmaya devam etti.
“İşçilerin çoğu otelin kendi bütçesiyle zar zor idare ettiğinin farkında. Burada iki yazdır para için değil , yardım için çalışıyorum.”
Şaşkınlığım giderek artarken temiz kalbine hayran kaldım. Ağzım açık kalırken gülmeye başladı.
“O kadar da inanılmaz bir şey söylemedim.”
Yüzümde kocaman bir gülümseme belirirken gözlerine baktım.
“Sen zaten bir süper kahramanmışsın.”
İltifatım karşısında Rüzgar’ın utandığını fark ederken benimde yanaklarım yanmaya başladı. Bazen içimden geçenleri yanlışlıkla dışarıya söyleyiveriyordum.
Havuz süpürgesiyle daha hızlı bir şekilde süpürmeye devam ederken Rüzgar’a da bakmayı bırakmıştım.
Uzun süre konuşmamıştık ve ben anca havuzun ortalarını temizlemeye gelebilmiştim. Daha diğer uca kadar uzun bir mesafe olduğunu fark ederken ofladım.
“Bu işi bir bitireyim , çocuk havuzlarının otellerden kaldırılması için protesto başlatıcam!”
Rüzgar kahkaha atarken bende gülüyordum.
“Grev ve protesto yapmaya neden bu kadar isteklisin?”
Düşünceli bir şekilde süpürgeyi bir sağa bir sola doğru ittirmeye devam ettim.
“Dünya da o kadar çok adaletsizlik var ki hepsine karşı durmayı çok isterdim. Oysa kendimi bile savunmayı başaramıyorum.”
Annem ve babama bile kendimi açıklayamamışken bunları konuşmanın ne anlamı vardı?
Rüzgar sıkıntılı bir nefes bıraktı.
“Çoğu zaman neşeliyim , belki de vurdum duymaz. Azıcıkta sinir bozucu olabiliyorum ama-“
Dudaklarımda bir tebessüm oluşurken devam etti.
“Çok iyi bir sırdaşta olabilirim.”
Elimdeki süpürgeyi tutarak durdurmasıyla ona döndüm.
İlk gün gördüğüm şımarık çocuğa ne olmuştu böyle? Otelde yardım için çalışıyor , benim için endişeleniyordu.
Sanırım insanları tanımadan değerlendirmek gibi yanlış bir huy edinmiştim. Sessizce gözlerine bakarken panikle başımı çevirerek süpürgeyi ona uzattım.
“Böyle sohbet etmeye devam edersek havuzu kahvaltı saatinden çok daha sonra açılması gerekebilir. Otelin kötü bir durumda gözükmesini istemeyiz.”
Rüzgar uzattığım süpürgeyi alıp kaldığım yerden devam ederken derin bir nefes aldım. Güneş doğalı çok olmuştu ve otel çalışanları da muhtemelen gelmeye başlamışlardı.
Rüzgar beklediğimden hızlı bir şekilde temizliği bitirirken yorgun bir şekilde esnedim.
Islanan saçlarım çoktan kurumuştu ve Rüzgar’ın tişörtünün de kuruduğunu fark ettim , bu gün her zamankinden daha sıcaktı.
Havuzdan çıkıp süpürgeyi yanıma bırakırken yüzünde tatlı bir tebessüm vardı.
“Bu arada telefonuna beni kaydetmediğini unutmadım. Ne zaman kaydedersin?”
Ona doğru bir adım attım.
“Henüz seni nasıl kaydedeceğime karar veremedim.”
O da bana doğru bir adım attığında gülümsedi.
“ Karar verdiğinde umarım seksen yaşında olmam.”
Aynı anda gülmeye başladığımızda bir anlık ciddileştiğini fark ettim.
“Havuzu tek başıma da temizleyebilirdim, biliyorsun değil mi?”
Ne demek istediğini anlamayarak ona baktığımda sıkıntılı bir nefes bıraktı.
“Güneş dün gece yanımdan ayrılırken çok huzursuz görünüyordun , o an seni yalnız bırakmak beni daha çok huzursuz etti.”
Sorun şuydu ki ben daha önce hiç bu kadar içten konuşan biriyle tanışmamıştım.
“Herhangi bir sorunun varsa veya olursa bana anlatabilirsin.”
Günlük hayatımda insanlara karşı mesafeli davranmaya ve sorunlarımı belli etmemeye çalışıyordum ama ne zaman yanında olsam kalbimin sakladığım kırıklarını hissediyor belki de onun beni anlayabileceğini düşünüyordum.
Gereği düşürülmüş , benim kalbim fırtınalar arasında kaybolurken bir rüzgarla bana geri dönmüştü ve ben şimdi o rüzgardan saklanmaya çalışıyor , yeni bir fırtınaya sebep olmaktan korkuyordum.
Yüzü fazla yakındı ve ben hareket etmiyordum , belki de geriye çekilmek istemiyordum. Aklım bir adım geriye gitmemi emrederken sanki sesini duymazdan geliyordum.
Kalbimin mahkeme duvarları hakimin aldığı karara karşıydı, Hayâl Güneş Elgin böyle çabuk teslim olamazdı.
Arkamızdan gelen sesle yerimden sıçrarken panikle Rüzgardan bir kaç adım uzaklaştım.
“Buldum sizi!”
Salih Bey neşeyle yanımıza gelirken elindeki telefonu yukarıya kaldırmıştı.
“Baban şuan telefonda seninle konuşmak istiyor.”
Yanaklarım yanarken bana uzattığı telefona baktım ve derin bir nefes aldım...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 621 Okunma |
270 Oy |
0 Takip |
24 Bölümlü Kitap |