
"Bazen her şey çok fazla gelir , o kadar fazladır ki bir kâbus gibidir. Yaşamaktan korktuğun ne varsa gerçek hayatın olasılıkları dahilindedir.”
Elim annemin numarasının üzerinde titredi , işaret parmağımı hafifçe ekrandan çekerken aramaktan vazgeçmiştim. Günlerdir onu aramama rağmen bana dönmemişti , umursamamıştı...
Peki , şimdi beni niye arıyordu ki? İçimdeki öfkenin dalgaları beni yutmadan ben onu yutmak istedim. Derin bir nefes alırken kendimi yatağa bıraktım , beni bu otele bıraktıkları günden beri konuşmak istiyordum ama hayatımda ilk defa baskıdan uzak bir gece geçireceğim zaman mı beni aramayı seviyordu?
Telefonuna dönmezsem sinirlenirdi ama bu geceyi mahvetmeye değer miydi? Zaten ilk aramalarına bakmadığım için her şekilde azarlanacaktım , en azından yarın ararsam bu gece moralim bozuk olmazdı. Kendi kendimi bu gün annemi aramamak için ikna ederken vicdanım sızlıyordu.
Başımı yumuşak yastığa bırakırken elimden bırakmadığım telefon titredi.
Karnıma stresten ağrı girmişti ve gelen bildirim bu ağrıyı artırdı. Ekranımdaki telefon numarasının kime ait olduğunu biliyordum , telefon numarasını yanlışlıkla mı yoksa bilerek mi ezberlemiştim işte ondan emin değildim.
Onu hâlâ nasıl kaydedeceğime karar verememiştim ve benim gibi kararsız bir kalp için bu şaşılacak bir durum değildi. Mesaja tıklarken başımı yastıktan kaldırmadan okumaya başladım.
“Hazırlanmaya başla ‘Kararsız Kalp.’ Elbisenin sana ulaşmış olması lazım , onu giy.”
Tek kaşım havaya kalkarken yazmaya başladım.
“Sen nereden biliyorsun?”
Hızlı bir şekilde gelen cevap sanki bu soruyu soracağımı biliyormuş gibiydi.
“Kararsızlık yaşamaman için senin yerine seçtik diyelim. Beğendin mi?”
Sırıtarak ekrana bakarken onunla birazcık uğraşmanın zararsız olacağını düşündüm.
“Çok zevk sizsiniz(!)"
Bir saniye içinde gelen cevap klavyede nasıl bu kadar hızlı yazdığını sorgulamama sebep oldu.
“Parantezin içindeki ünlem tersini kastettiğini gösteriyor ve günlük hayatta kullanılmadığını düşünecek olursak üniversite sınavından çıktığını çok fazla belli ediyorsun.”
Sınava girmeyen biri sınavdan çıktığını belli edemezdi ama o ortamda çalıştığım her şey biraz biraz etkisini bırakmıştı.
“Çok zekisin(!)”
Attığım mesajla gülerken ona gıcıklık yapmaktan neden bu kadar zevk aldığımı anlamaya çalışıyordum.
“Bunu da iltifat olarak alıyorum KARARSIZ KALP.”
Beni sinir etmek için büyük harflerle hitabını vurgulamıştı. Elbiseyi seçtik derken acaba kimleri kastediyordu? Aklıma takılan soruyla hemen mesaj yolladım.
“Şaka yapıyorum elbise gerçekten çok hoşuma gitti , seçtik derken kimlerle?”
Gelen mesaj her zamanki gibi hızlıydı.
“Annem ve Saadet abla yardım etti ama sonuç olarak Merve’nin önerileri daha faydalı oldu.”
Yüzümdeki tebessüm büyürken mahcup hissediyordum.
Klavyede parmaklarım gezinirken ben daha yazamadan bir mesaj daha attı.
“Benimle uğraşmak yerine giyinmeni öneririm çünkü sürprize çok az kaldı.”
Elim ayağım birbirine dolanmak üzereydi , mesajı zar zor gönderdim.
“Öyle olsun.”
Hızlıca duşa girip çıkmamla elbiseyi üzerime geçirirken beklediğimin aksine oldukça tatlı gözüktüğünü fark ettim.
Çoğu dizi de başrol kızın “kırmızı” bir elbiseyi ne kadar güzel taşındığından bahsedilir , başrol erkek kıza ağzı açık bir şekilde bakardı ama işin aslı şuydu ki pembe varken kırmızı umurumda bile olmazdı. Rüzgar’ın haklı olduğu bir konu varsa o da çok fazla dizi izliyor olmamdı.
Saçlarımı açık bırakmaya karar verirken makyaja geçtim. Hafif pembe bir allık , toz pembe bir rujla elbiseyle uyumlu bir makyaj yaptığıma emin olmuştum.
Hazırlanmam düşündüğümden çabuk biterken heyecandan soğumaya başlayan ellerimi birbirine sürterek ısıtmaya çalışıyordum.
Komodinin üzerindeki isimliğimi elbisemin minik cebine atarken derin bir nefes aldım. Neden bilmiyordum ama bu kartı yanıma alma ihtiyacı duyuyordum. Belki de Rüzgar’a sadece Güneşi değil, Hayali de tanıtmak istiyordum.
Saadet Hanım’ın söyledikleri aklımdan geçerken “Gerçekten yaşamak” istediğimi biliyordum. Bu geceyi gerçekten önemsiyordum ve Rüzgar’ın emeklerinin mahvolmasına izin veremezdim. Olumsuz düşünceleri def etmek için derin bir nefes aldım.
Yatağımın üzerine oturup elimdeki minik kutuyu incelemeye başladım. Kutunun kadife derisinde elimi gezdirdim ve içindeki şeyin ne olabileceğini düşünmeye başladım.
Dalıp gittiğim sırada kapıya nazikçe iki defa vuruldu. Gelenin kim olduğunu bilmiyordum ama çok heyecanlı olduğumu da göstermek istemiyordum. Bu düşüncelerime rağmen kapıyı olması gerekenden hızlı açtığımın farkındaydım.
Karşımda gördüğüm ela gözlere ve yüzümü inceleyen bakışlara karşılık yanaklarım kızarırken pembe takımına şaşkınlıkla baktım.
Gözlerim kocaman açılırken Rüzgar bu halime güldü.
“Sana pembe çok yakışmış ama yüz ifadenden anladığım kadarıyla benim için aynı şey geçerli değil.”
Şaşkınlığı atlatıp dediklerini anlamaya çalışırken hızlıca toparlandım.
“Ben şuan olan hiçbir şeyi anlamlandıramıyorum.”
Rüzgar yüzüne tatlı bir tebessüm kondurdu.
“Sorun da bu ya çok fazla düşünüyorsun ve inan bana , bu gerçekten çok yorucu. Hiç olmazsa bu gecelik aklını bırak ve kalbinin istediklerini yap.”
Haksız sayılmazdı , aslında bana söylediği pek çok sözde o kadar haklıydı ki aramızda iki yaş olmasına rağmen fazla bilgece konuşuyormuş gibi geliyordu.
Öte yandan şu zamana kadar aklımı dinlemem bana hiçbir yarar sağlamamıştı , hep daha fazla hüsrana uğramış ve acı biriktirmiştim.
Bu gece sadece kalbimi dinleyecek ve aklımı dinlenmeye alacaktım. Bu konuda oldukça kararlıydım...
Elimde tutmaya devam ettiğim kutunun Rüzgar’ı gördüğümden beri elimde olduğunu unutmuştum.
Gözlerine bakarken artık şu kutuyu açmamı söylemesini umuyordum. Pembe takım elbise yüzünden şaşkınlığımı atamamış olsam da odaklanmaya çalıştım.
“O kutunun içinde olan şey hakkında umarım düşündüğüm gibi çok beklentiye girmemişsindir.”
Ela gözlere bakarken başımı hayır anlamında salladım , hafifçe kaşlarım çatıldı.
“Rüzgar konu sen olunca artık sabahtan beri cebimde taşıdığım bu kutunun boş çıkacağından şüphelenmeye başladım.”
Rüzgar tek kaşını kaldırırken söylediklerimden pekte hoşnut görünmüyordu ama daha fazla dayanamayacaktım.
“Rüzgar artık açıyım mı?!”
Sabırsız halime karşı eğlendiğini belli ederken hafifçe başını salladı. Aldığım onayla şaşırırken bir saniye bile kaybetmeden minik kutunun kapağını kaldırdım.
Kutunun içinden çıkan pembe papyona ve bir bir adet papyon şeklinde küpeye şaşkınlıkla baktım. Küpe , papyon ve Rüzgar arısında gidip gelen gözlerime karşılık Rüzgar iç çekti.
“Tabi ki beni dinlemeyip kafanda çok başka şeyler hayal ettin değil mi? Belki bir kolye , bileklik veya yüzük-“
Rüzgar’ın papyonu ve onunla uyumlu küpeyi beğenmediğimi sandığını fark ettiğinde kendi kendine konuşmasına son vermek için omzuna dokundum.
“Çok sevimli gözüküyorsun.”
Cümleme karşılık Rüzgar gözlerini kıstı.
“Şuan senin bana çok yakışıklı olduğumu söylemen gerekiyordu , sevimli değil. Hiç olmazsa ne bileyim havalı veya karizmatikte olabilirdi.”
Yüzümdeki gülüş büyürken kutudan papyonu çıkardım.
“Rüzgar bu saydığın bütün kelimeler benim sana söylediğim kavramdan daha değerli değil.”
İnsanlarda aradığım şey havalı olmaları değildi , karizmatik ve yakışıklılıkta akıl olmadığı sürece bir önem ifade etmezdi.
Rüzgar objektif bir bakış açısıyla bakıldığında ne çok yakışıklı ne de çirkindi. O sıradan ama çok sevimli bir insandı , benim için bu kavram ise tanıştığımdan beri o demekti. Herkes sevimli olamazdı , bunun ne demek olduğunu yalnızca benim gözlerimden anlayabilirdi ve bu pek çok şeyi ifade ediyordu.
Elimdeki papyonu işaret etti ve hafifçe bana doğru eğildi.
“ Papyonumu takar mısın? O küpeleri ve papyonu uyumlu olalım diye aldım.”
İkimizde pespembeydik , daha ne kadar uyumlu olabilirdik ki? Yine de hevesini kırmak istemedim , doğrusu bu incelikleri beni kendisine hayran bırakıyordu.
Elimdeki yapılı papyonu boynuna yerleştirirken ikimizde anlamsızca gülümsüyorduk. Rüzgar eliyle boynundaki papyonu kontrol ederken kutunun içindeki küpelere baktım.
“Takma mı ister misin?”
Beni rahatsız etmek istemediğini ve paniklediğini fark ederken tebessüm ettim. Saçımı omzuma aldım ve küpeleri uzattım. Nazikçe parmakları kulağıma dokundu ve papyonlu pembe küpeler kulaklarımda yerlerini buldu.
“Teşekkür ederim , elbise ve küpeler için.”
Rüzgar’ın gözleri o an bir kaç dakika gözlerimde dondu.
“Ben de teşekkür ederim.”
Şaşkınlıkla ona baktım.
“Ne için?”
Saçma bir soru sormuşum gibi gözlerini kıstığında kolunu bana uzattı ve ela gözlerden biri kırpıldı.
İtiraf etmem gereken bir şey varsa bu hareketi her defasında kalbimin ritmini bozuyordu.
“Gidelim mi Prenses Güneş?”
Uzattığı koluna tereddüt etmeden girerken ufak oyununa eşlik ettim. Madem o benim için bir sürpriz hazırlamıştı , bende “prens” olma hevesine ayak uydurup ona “prenses” olarak eşlik edecektim.
“Uzak bir krallığa , gidelim Prens Rüzgar.”
Odadan çıkıp asansöre ilerlerken son bir kez yüzüme baktı.
“Prenses bu gece benim krallığımda olduğunuzu farz ediniz ve bu krallıkta tek bir yasağın olduğunu unutmayınız. Umarım bu yasağı çiğnemezsiniz.”
Resmi konuşmasının ardından merakla gözlerine baktığımda ekledi.
“Hiçbir şeyi düşünmemek ve sadece bu geceyi yaşamak.”
Asansör açıldı ve kapandı. Aşağı kata inerken derin bir nefes aldım. Tek bir yasak vardı ve bu benim için en zor olanıydı.
Elimden ne gelirdi bilmiyordum ama deneyecektim. Düşünmemeyi...
...
Otelden çıkıp bahçeye geçmeden önce derin bir nefes aldım. Bu gece ben ne Hayal ne de Güneştim.
Ben bu gece uzak diyarlardan gelmiş , yorgunluğunu unutmuş ve kendini bulmuş bir prensestim , en azından oynamak istediğim rol buydu.
Doğrusu giydiğim pembe kabarık elbise sayesinde gerçekten de rolüme uygun hissetmeye başlamıştım. Eteğin ben yürüdükçe sağa sola sallanması sebebini bilmediğim bir şekilde çok hoşuma gidiyordu.
Bahçedeki minik pembe masaları ve pembe kurdelelerle süslenmiş sandalyelerin ne kadar sevimli gözüktüğünü düşünürken bütün garsonların pespembe giyindiğini ve Rüzgar gibi pembe papyonları olduğunu fark ettim.
Bu sırada görüş hizama giren Can ve Merve gülümseyerek el salladı. Merve pembe papyonuna dokunup göz kırparken Can papyonun ne kadar rahatsız olduğunu belirtmek için yüzünü buruşturdu.
Saadet Hanım’ın masaların birinde oturmuş bizi seyrettiğini görürken geceleyin neden taktığını anlamadığım fötr şapkasını hafifçe düzeltti.
Rüzgar’ın adımları Saadet Hanım’ın durduğu masaya giderken kol kola olduğumuz için bende onunla ilerliyordum.
“Muhteşem görünüyorsunuz gençler.”
Saadet Hanım’ın iltifatı yanaklarımı kızartırken oturduğu yerden kalktı.
“Benim biraz işim var ama bu masayı sizin için tuttum. İyi eğlenceler!”
Saadet Hanım cesaret vermek istercesine bana son bir bakış atarken yanımızdan uzaklaştı. Sanırım amacı bizi yalnız bırakmaktı ve öyle de yapmıştı.
Bu gece ne yaşanacaktı bilmiyordum ama rolümden çıkmadan bir prenses gibi hareket ediyordum. Rüzgar sandalyemi çekerken sırıttım.
“Bu kadar centilmenlik yapman gerçekten ilginç.”
Rüzgar’ın dudaklarında yan bir gülüş belirdi.
“Bir prens , prensesi için en azından bu kadarını yapabilmeli.”
Sandalyeme yerleşirken kalbimin göğüs kafesinden çıkıp uçmak istediğini hissediyordum. Neden bu kadar heyecanlıydım?! Rüzgar’a bakmadan bir kaç dakika boyunca etrafı inceledim , Saadet abla gitmese ve yanımızda biri olsa bu kadar gerilmezdim.
Kalabalığın içindeki tanıdık bir yüz bize doğru yaklaşırken şaşkınlıkla yutkundum. Sanki bir kurtarıcı misali yanımıza gelen Asu’ya içten içe teşekkür ediyordum.
“Merhaba Güneş abla , elbisen harika olmuş!”
Sandalyeden kalkıp Asu’yla kucaklaşırken Rüzgar’a utanmış bir şekilde baktım. Kız kardeşinin bizi bu şekilde görmesi tuhaf hissettirmişti , annesinin de burada olma ihtimali beynimde ufak bir panik dalgasına sebep olmuştu.
Rüzgar mahcup bir şekilde bana baktı.
“Otelin renk günlerine bayılıyor , onu buradan uzaklaştırmak imkansızdı.”
Asu , dalgalı saçlarını sağ omzuna alırken heyecanla bağırdı.
“Perşembe Pembesini hayatta kaçıramazdım!”
Şaşkın gözlerle Asu’ya baktığımı fark eden Rüzgar açıklama yaptı.
“Otelde her hafta bir günü bir renge adıyoruz ve kutlama yapıyoruz. Sevgili kardeşim bu etkinliği hiç kaçırmayan bir manyak.”
Asu bu durumdan gurur duyuyormuş gibi sırıtırken masanın üzerindeki bisküvilerden birini ağzına attı.
“Yani senin düşündüğün bir konsept değildi.”
Bu gece her şeyi pembe yapmasının sebebini ben olduğumu sanmıştım. Acaba egoist bir miydim? Hayır, öyle biri olmak istemiyordum!
Rüzgar hayır anlamında başını salladı.
“Aslına bakarsan bütün geceyi planlayan bendim. Bu günün Perşembe Kırmızısı olması gerekiyordu ama iki gün içinde hızlı bir değişiklikle malzemeleri tekrar hazırladık.”
Gerçekten benim için hazırlamıştı!
Mutluluktan sırıtmamak için kendimi zor tutarken yüzümdeki gülümsemeyi engelleyememiştim.
Asu ağzına bir bisküvi daha atarken Rüzgar tebessüm etti. Aklıma takılan şeyi merakla sordum.
“Her otelde böyle etkinlikler oluyor mu?”
Geldiğimden beri bu otelde gerçekten çok fazla aktivite vardı.
“Aslına bakarsan bütçeye, otelin büyüklüğüne ve gelen konuk sayısına göre bu etkinlikler değişiyor. Hele de otelin başında Saadet Hanım gibi renkli bir kadın olunca-“
Arkamızdan Can’ın sesini duymamızla Rüzgar’ın lafı bölündü.
“Biz geldik!”
Can bir sandalyeye hızla kurulurken masadaki gazozlardan birini alıp içmeye başladı. Bu sırada biraz canı sıkılmış gibi gözüken Merve de kendisini sandalyeye bıraktı. Rüzgarla bu hallerine anlam verememiş bir şekilde bakmaya başladığımız da Merve “yok bir şey” bakışı attı. Ama bir şey olduğu kesindi.
Rüzgar’la aynı anda “Ne oldu?” dememizle birbirimize tebessüm ettik. Can hızla bitirdiği gazozu masaya bırakırken ofladı.
“Saadet Hanım bu gün sizinle bulunmamızı , işlerimizi başka personellerin yapacağını söyledi.”
Anlamayarak Can’a baktım, iş yapmadığı için mutlu olması gerekmiyor muydu?
“Sorun ne?”
Merve soruma karşılık sıkıntılı bir bakış attı.
“Salih Beyle tartıştılar, son zamandır bu çok sık oluyor. Hangisinin dediğine uymalıyız emin olamıyoruz ama sonunda fırça yiyen taraf hep biziz.”
Elimdeki kolayı masaya bırakırken iç çektim.
“Tam da protesto yapmalık bir durum.”
Asu ağzındaki kurabiyeleri hızla yutarken heyecanla bana baktı.
“Hep yapmak istemişimdir!”
Rüzgar , çılgın kardeşine şaşkınlıkla bakarken hepimiz gülmeye başladık.
Rüzgar çaresizce iç çekerken bardağına kola doldurdu.
“Siz ikiniz kesinlikle aynı kafadansınız.”
Asu ve ben birbirimize bakarken iş birlikçi gibi sırıttık. Can üzerindeki pembe ceketi sandalyeye asarken ofladı.
“Bu paraya yapılacak iş değil , ayrıca pembe hiç benim rengim değil!”
Hepimiz sıtmaya başlarken ekledi.
“Ama sana çok yakışmış Rüzgar.”
Can kahkaha atarken Rüzgar , Can’a ters ters baktı. Merve üzerindeki pembe ceketten de papyonda da memnun gözüküyordu.
“Bu pembe takım en çok bana yakıştı , hakkımı yedirtmem.”
Merve’nin cümlesine herkes aynı anda başını sallarken Merve kahkaha attı.
“Sanki hepinizi beni onaylayın diye tehdit etmişim gibi davranmayı bırakır mısınız?”
Bu sırada pembe takımlı iki kız garson ellerindeki içecekleri masamıza kibarca bırakmalarıyla uzaklaştılar. Cinsiyet fark etmeksizin bütün garsonlar aynı takımı giymişti , Rüzgar da dahil.
Bahçede konuk sayısı artıyordu ve hepsi de etkinliğe uygun bir şekilde pembe giymişlerdi. Böylece pembe kabarık elbisemle topluluğun arasında fazla dikkat çekmemeyi umuyordum, böyle bir ihtimal varmış gibi...
Elinde koca bir pastayla bize doğru gelen Nesrin teyzeye utangaçça baktım. O ise güzel bir tebessümle bizi desteklediğini gösteriyordu, o gerçekten bu kısa zamanda hayran kaldığım bir insan oluvermişti.
Böyle bir kadının yetiştirdiği çocuk tabi ki kendisi gibi destekleyici ve iyi kalpli olurdu. Önümüze bırakılan çikolatalı pastadan gözlerimi alamazken Nesrin Teyze yanıma geldi.
“Bu güzel geceye pasta çok yakışır diye düşündüm. Özel tarifim , afiyet olsun.”
Nesrin teyzeye kocaman gülümsedim.
“Teşekkür ederim.”
Bana sımsıkı sarıldı.
“Rica ederim kızım.”
Kızım sözcüğünü öyle içten söylemişti ki tuhaf hissettim. İlk günden beri bana böylesine yakın davranması beni her defasında şaşırtıyordu ve böyle birini tanımaktan mutluluk duyuyordum. Yine de kafamı karıştıran bir şey vardı , sanki bu gece herkes bana fazla ilgi gösteriyordu. Nesrin Teyze gitmek için bir adım atarken onu durdurmak istedim.
“Nesrin Teyze sen de bizimle oturmak ister misin?”
Nesrin Teyze sıkıntılı bir nefes bıraktı.
“Mutfakta işlerim var ve bu aralar herkes gergin , görev yerimde olmam daha iyi olur. Ayrıca sizin gibi gençlere uyum sağlayamam ben , eğlencenin tadını çıkarın.”
Nesrin Teyze uzaklaşırken herkeste anlam veremediğim bir sessizlik oluştu , bu sırada Asu da benim gibi pastaya bakışlar atıyordu. Asu’yla aynı anda bağırdık.
“Artık pasta yiyebilir miyiz?!”
İkimiz arasında kalan Rüzgar bağırışımız yüzünden irkilirken gülmeye başladık. Asu’yla gerçekten iyi bir ekip olmuştuk. Öte yandan Merve ve Can bu gece fazla durgun gibiydiler , neden neşeleri yoktu?
Can , Rüzgardan önce davranıp pastayı eşit parçalara bölerken Merve’nin gözleri üzerimdeydi.
“Merve bir sorun mu var?”
Sözlerimle irkilen Merve , hayır anlamında başını salladı.
“Gerçekten bu gece ismin gibi parlıyorsun Güneş , garip bir soru olacak ama bu otelde çalışmaktan mutlu musun?”
İltifatın ardından gelen soruya şaşırırken Rüzgar’ın gözleri ilk beni sonra Merve’yi buldu. Bakışlarından Merve’yi azarladığını hissetsem de soruyu ciddi anlamda düşündüm. Yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
“Sizinle bu otelde çok eğleniyorum, ilk geldiğimde böyle olacağını düşünmemiştim ama bu otel gerçekten inanılmaz.”
Merve tebessüm etti ama içimden bir ses bir gariplik olduğunu hissediyordu. Can elindeki tabakları önlerimize bırakırken içecekleri de Rüzgar doldurdu.
Büyük bir iştahla Asu’yla aynı anda yemeye başladığımızda Rüzgar sırıtıyordu. Merve’nin iştahı kaçmış gibiydi , Can ise daha biz pastayı yarılamadan bir bardak kolayı bitirmişti. Rüzgar her şey yolunda bakışlarıyla sakin sakin pastasını yiyordu ve gözlerini üzerimde hissediyordum.
Önümüzdeki sahnenin ortasında aniden yanan ışıkla herkes bakışlarını oraya çevirdi. Bu sırada nereden çıktığını anlamadığım pembe bir piyanoyla birlikte pembe gömlekli bir piyanist göründü. Bu kadarı gerçekten inanılmazdı!
Ağzım açık bir şekilde bakakalırken konukların piyanistin yanı başına hayranlıkla koşuşturmasını seyrettik.
Başımı piyanistten önüme çevirmemle Rüzgar’ın hafifçe eğilerek bana uzattığı elini gördüm. Her şey ne kadar hızlı bir şekilde gerçekleşmişti!
Merve’nin destek veren bakışlarını , Asu’nun sırıtan yüzünü görebiliyordum. Can’ın ıslığı kızların bakışlarına eşlik ederken derin bir nefes aldım.
Rüzgar’ın eline elimi bırakırken ne yazık ki parmaklarımın titrediğini hissediyordum. Doğrusu ellerim buz kesmişti ve bu üşüme heyecandandı.
Küçükken izlediğim animasyonlardaki balo sahneleri gözümün önünden hızla akarken gülümsedim. Şu an o sahneyi yaşayabilmek için en doğru zaman gibi geliyordu.
Rüzgar’ın omzuna elimi bırakırken nazikçe belimi kavradı , gözleri gözlerimle buluşurken yanaklarımda büyük bir yangın vardı.
Piyanodan yükselen melodi etrafa yayılırken konukların dikkatle bizi izlediğini fark ettim. Gerilmeye başladığımı anlayan Rüzgar kulağıma eğildi.
“Unutma , sen çok cesur bir prensessin. Bir kaç insanın seni izlemesinden korkamazsın.”
Son cümlesinden sonra küçümseyici bir bakış attı. Cümleleri cesaret vericiydi , bakışı ise beni sinir etmek içindi. Benimle bu şekilde inatlaşırsa etraftaki bütün insanları unutabileceğimi biliyordu.
Beni bu kadar kısa bir süre de nasıl böylesine güzel tanımıştı?
Başını biraz daha yüzüme yaklaştırdı, ela gözlerinden aldığım güven büyüleyiciydi. Sağa sola doğru salınmamızla kolları arasında arkaya doğru yatırıldım. Düşmemem için eliyle sırtımı desteklediğini hissederken yüzünün ne kadar yakın olduğunu düşündüm.
Saçları alnına dökülmüş gözlerini gölgelemişti, bakışları dudaklarıma kayarken ikimizin de aynı şeyi düşündüğümüzü anladım.
Şarkının ritmiyle beni hafifçe döndürürken eski halimize geri dönmemizle dudaklarını kulağıma yaklaştırdı.
“Senin hakkında düşündüğünden daha fazla şey biliyorum.”
Hafifçe kaşlarım çatıldı ama dudaklarımda alaycı bir gülüş vardı.
“Mesela ne biliyorsun?”
Adımlamalarımız yavaşlamaya başlarken yüzünde şefkatli bir ifade belirdi.
“Geçen gün ki dumanlı makyajı neden yaptığını mesela.”
Ağzım şaşkınlıkla açılırken beni bir kez daha döndürdü.
“Ne demek istiyorsun?”
Kulağıma doğru eğilirken teni tenime değecek kadar yakındı.
“Şişen göz kapaklarını sakladığını sanıyorsun , oysa göz yaşlarının izlerini gözlerinde görebiliyorum.”
Sırtındaki ellerim kaskatı kesilmişti.
Gözlerimin dolmak üzere olduğunu hissederken ruhuma işlediği bu derin sözün kalbimde nasıl büyük bir fırtına çıkardığını biliyor muydu acaba?
Derin bir nefes alırken devam etmesini istedim.
“Başka ne biliyorsun?”
Bir kez daha döndürülürken eteğim bir balerin misali hareketlenip kıvrıldı.
“Kimseye anlatmak istemediğin duyguların var.”
Yutkunamadım ama kendimi de tutamadım.
“Başka?”
Kulağımız melodi de sağa doğru ilerledik ve hafifçe kolları arasında kaydım. Yüzü yüzüme çok yakındı, nefesi yanağıma çarpıyordu.
“Senin kaçtığını bir ismin-“
Salih Bey’in öksürüğünü arkamızda duymamızla hızlıca toparlandık. Rüzgar’ın cümlesi yarım kalmış , piyanonun huzurlu melodisi sonlanmıştı. Rüzgarla aynı anda kenara çekildik.
Salih Bey İngilizce olarak elindeki mikrofonla konuklara bir şeyler söylerken ne söylediğini anlamak için pür dikkat dinliyordum. Bize biraz daha zaman verse , bu dans daha uzun sürse olmaz mıydı?
Salih Bey’in mikrofonda ne dediğini hiç anlamamıştım ve Rüzgar da bunun farkındaydı. Kalabalıktan ve arkada çalan fon müziğinden bir şeyler söylemek için kulağıma eğildi.
“Bu gece için bir sihirbaz gelecekti. Salih Bey bir kaç dakika içinde aramızda bulunacağını söylüyor.”
Heyecanla gözlerim açılırken yerimde zıplamamak için kendimi zor tutuyordum. Daha önce hiç sihir daha doğrusu illüzyon gösterisi izlememiştim.
Merve , Can ve Asu’nun olduğu masamıza geçerken bize aynı anda alkış tuttular. Can şakacı bir tavırla bağırdı.
“Merve , harikalardı ama sanki bir şey eksikti , değil mi?”
Merve gülerken Can’la aynı anda bağırdı.
“Öpücük!"
Yüzüm kızarırken Merve’ye Can’la birlik olduğu için “Alacağın olsun.” Bakışları atıyordum. Asu ise bize hayran kalmış gibi bakıyordu, konukların bir kaçının da gözleri üzerimizdeydi.
Doğrusu bu iyi mi kötü mü bir histi bilmiyordum ama karnımdaki heyecan ağrısı yerini koruyordu. Rüzgar , Merve ve Can’ın sözlerinden hiç etkilenmemiş bana bakmaya devam ediyordu.
Ben ise şuan gözlerine bakmaya cesaret edebilecek gibi hissetmiyordum. Bir dakika , ben bu gece cesur bir prensestim! Rolüme uymam gerekiyordu...
Omuzlarım dikleşirken kopan alkış tufanıyla sihirbazın otele teşrif ettiğini anladık.
Sihirbaz sahneye çıkarken herkes heyecanla alkışlıyor, rahatça izleyebilmeleri için küçük çocukları en öne alıyorlardı. Bu gece bütün şansımı kullanmış gibi hissediyordum çünkü bulunduğumuz yerden sahne gerçekten muhteşem gözüküyordu.
Sihirbaz aldığı alkışlarla birlikte cebinden bir buket çıkarıverdi. Mavi çiçeklerle dolu buketi sağ eline almasıyla pembe olurken büyük bir alkış koptu.
Bizde neşeyle el çırparken günün rengi pembe olduğu için mi yoksa tesadüfen mi çiçeği pembe yaptığını merak ettim. Ardından elindeki çiçeği kalabalığa fırlattı, turist hanımlardan biri kalabalığı geçerek hırsla çiçeği yakaladı.
Çiçeği elinde sallayarak masasına dönerken herkes gülüyordu. Sıradaki gösterisine geçmek için sihirbaz elini bir kez daha cebine soktu ve bir kumaşı çekmeye başladı.
Cebinden çıkan upuzun kumaşı bize gösterirken sahnenin önünde duran iki küçük çocuğu işaret etti. İkiz olduğunu anladığımız kız ve erkek çocuk heyecanla sahneye çıktığında onlara cesaret vermek için kalabalık bir kez daha alkışladı.
Sanki şuan hiçbir şey olmasa bile bu coşkuyla her şeyi alkışlayabilir gibiydik.
Sihirbaz elindeki uzun kumaşın bir ucunu kıza diğer ucunu da erkek çocuğa verdi , ardından hafifçe çekmelerini istedi. Kendisi kumaşın tam ortasını dokundu ve bir anda sapasağlam kumaş üç parçaya bölündü. Bu nasıl olabilmişti?
Heyecanla alkışlamaya devam ederken kadın kumaşları iki avucunda tekrar birleşti. Konuklar oldukça etkilenmiş gözüküyordu ama sihirbaz daha iyisini yapabileceğini söylemek ister gibi bir kaşı havada bekliyordu.
İkizler ilk gösterinin bitmesiyle tatlı bir alkışla anne babalarının yanına dönerken çocukların yüzündeki mutlu gülümseme onlara çok güzel bir hatıra kaldığını gösteriyordu.
Sihirbaz işaret parmağını kaldırdı ve yüzünde yan bir gülüş belirdi. Parmağı sağa sola sallandı ve birinin üzerinde durdu!
“Prens ve prensesini sahneye alabilir miyim?”
Nefesimi tuttuğumun farkında değildim, Rüzgar’ın ela gözlerinde muzip bir gülümseme belirirken konuklardan bir çığlık koptu.
Ne ara Rüzgar’ın koluna girdiğimi bilmesem de sahneye doğru gidiyorduk. Hiç sihirbaz gösterisinde yer almamıştım ve sanırım bu gece hayattaki şansımı kullanmıştım.
Sahneye çıktığımız halde Rüzgar’ın kolunu tutmaya devam ettiğimi fark ettiğimde hızlıca bıraktım. Bu sırada sihirbaz hanım şapkasını havalı bir şekilde salladı.
Bana doğru yaklaştı ve elbisemin tek cebine elini uzattı. Beklenmedik hızlı hareketlerine karşı personel kartımı almasıyla ağzım şaşkınlıkla açıldı. Elindeki kartı sağa sola çevirdi.
“Hadi bunu kaybedelim!”
Sihirbazın bağırışına karşılık coşkulu bir alkış yükseldi. Kartın üzerindeki ikinci ismimi Rüzgar okumadan kartı kaybedersek bence de güzel olurdu. Hatta o kartı imha etsek daha iyi olurdu!
Benden izinsizce cebimden kart alması yasal mıydı? O kartı bu gece yanımda taşımak tam bir saçmalıktı. Zaten aldığım hangi kararım mantıklıydı ki?
Ben içimden kendime söverken Rüzgar sakin bir şekilde Sihirbazın ne yapacağını izliyordu. Bu sırada sihirbaz hanımın elindeki kart , avucunu kapamasıyla kayboldu , avucu bomboş kalmıştı.
Seyirci alkışlarken onlara eşlik ettim , bir daha o kartı bulamaz inşallah diye dua ederken Rüzgar’ın elini tutu ve avucunu açtı. Kart buradaydı!
Rüzgar elindeki isim kartıma bir de bana baktı. Yüzünden hiçbir şey anlayamıyordum , hissettiği şey neydi? Kızgın gözükmüyordu , üzgün gözükmüyordu, anneminki gibi hayal kırıklığı olduğumu hissettiren bakışlardan biri de yüzünde yoktu.
Kartımı bana uzattı ben ise sessizce alıp elbisemin minik cebine bıraktım. Gösteriyi herkes ilgiyle alkışlarken sahneden indik.
Bu sırada palyaçonun yanından hızla geçen Saadet Abla yanıma geldi. Koluma girip beni bir köşeye çekerken Rüzgar’ın dikkatle bizi izlediğinin farkındaydım.
“Güneş annen seni istiyor. Onu bu gece için idare etmeye çalıştım ama seninle konuşmak için ısrar ediyor.”
Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırırken boğazım sanki düğümlenivermişti.
Kaç gündür telefonlarıma dönmesini beklediğim annem şimdi tamda uzun süredir olmadığım kadar iyi hissettiğim anda benimle konuşmak istiyordu.
Sadece bu gecelik ben, ben olmayacakken rolümden sıyrılmam soyut prenses tacımın yere düşmesiyle aynı anda oldu. Kalbimde bir kaç ışık söndü , kimse o sönen şeyin ruhum olduğunu göremedi...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 621 Okunma |
270 Oy |
0 Takip |
24 Bölümlü Kitap |