
“Anlar mısın beni? Canım acıyor demeden hisseder misin sızlayan kalbimi? Göz yaşlarım yanaklarıma dökülmeden görür müsün ağladığımı? Dertlerimi hor görmeden anlar mısın beni?”
Saadet Hanım’ın elime tutuşturduğu telefonla Rüzgar’ın yanından uzaklaşıp sakin bir köşeye geçerken titreyen bir nefes aldım.
“Alo?”
“Hayal neden telefonuma bakmadın?!”
Annemin öfkeli sesi kulaklarıma dolarken iç çektim. Ben onu defalarca aramıştım ve bir aramama bile dönmemişti ama o tek bir arama yapmış ve ben bakmadığım için bağırmaya başlamıştı.
“Bana bağırmayı bırakır mısın? Aradığını duymamışım.”
Telefonun ardındaki hızlı nefes alışverişlerini duyabiliyordum.
“Acaba aramalarıma bakmayacak kadar seni meşgul eden ne?!”
Aynısını bende ona sormak istiyordum.
“Benim neyle meşgul olduğumu biliyorsun , bana sormadan benim garsonluk yapmama karar verdin. Şimdi dalga geçer gibi neyle meşgul olduğumu mu soruyorsun?!”
Sesim titriyordu ve kendimi sakin tutmayı başaramadığımı fark ediyordum.
“Benim avukat olduğumu biliyorsun , çok yoğunum ve-“
Sözünü bölerken hırsımdan ağlamamak için kendimi zor tutuyordum.
“Bahane uydurduğunun farkındayım. Anne sen isteseydin ‘olmayan zamanında’ , bütün işlerinin arasında beni arardın. Sen eğer isteseydin bütün aramalarıma dönerdin!”
Onun için “her konuda olduğum gibi” bu konuda da mı haksızdım?
Sesim çok kırgındı , ruhum gibi...
Bu çıkışışıma karşılık annem ondan tam da beklediğim gibi daha ağır bir darbe indirdi.
“Hayal ben senin gibi sorumluluklarımdan kaçmıyorum. Yapmak istediğim her ne ise onun için mücadele ediyorum , beni biraz örnek alsaydın-“
Cevabı bildiğim bir soruyu farklı bir cevap alma umuduyla sordum. Her şeye rağmen bana duymak istediğim bir şey söylesin istedim ama her şey koca bir sessizlikti.
“Gösterişli bir meslek sahibi olmam mutlu olmamdan daha mı değerli?”
Bu sessizlik cevabın en net verildiği biçimdi.
“Hayal seni oraya neden bıraktığımızı sanıyorsun? Biraz aklını başına topla , kendine çeki düzen ver. Çalışmanın zorluklarını anla yoksa-“
Sözünü bir kez daha bölerken bu sefer daha fazla dayanamayacağımı anladım. Gözlerimden boşalan yaşlara karşın bağırdım.
“Yoksa ne olur? Senin için hayal kırıklığı mı olurum?! Doğru ya , ben zaten senin için bir hayal kırıklığıyım!”
Öfkeyle yutkunurken boğazım acıyor bir şelale misali yanaklarımdan kayan yaşlar çeneme akıyordu. Biraz öncekine göre yumuşamış olan ses hâlâ öfkesini diri tutuyordu.
“Seni oraya kendini geliştir diye bıraktık, ayakların üzerinde durmayı öğren diye.”
Aynı şeyleri tekrarlaması canımı sıkmaya başlamıştı.
“Ama bu gün Salih Bey’den aldığım telefonla seni orada bırakmamızın büyük bir hata olduğunu anladım. Otel düzenini bozup sorun çıkarıyormuşsun.”
Öyle miymiş? Ağzım açık bir şekilde annemi dinlemeye devam ederken sadece bitirmesini bekliyordum. Salih Bey’in mutfak olayında sinirlendiğini bilsem de bunu anneme şikayet edecek kadar abarttığına inanmak istemiyordum. Annem cevap vermeyeceğimi anladığında sert bir şekilde son cümlelerini söyledi.
“İnsanlara daha fazla sorun çıkarma, bir kaç gün içinde seni almaya geliyorum.”
Telefonun karşısında artık ses seda yoktu , titreyen elimle aramayı sonlandırdım. Sonunda istediğim olmuştu işte , eve dönüyordum...
“EVE DÖNMEK”
Peki ama neden bu iki keleme canımı bu kadar acıtıyordu?
Derin nefesler almaya çalışırken ekranıma gruptan düşen peş peşe mesajlar her şeyin tuzu biberi olmuştu.
Öfkemi bastıracak durumda değildim , ekranı bulanık görüyordum ve artık böyle devam edemezdim.
Hızla gruba girdim , Esra da Beren de çevrim içi gözüküyorlardı. Bir saniye önce atılan mesajı okudum.
Esra: Hayâl neden bize cevap vermiyorsun?
Yeni bir mesajınız var
Beren: Yoksa bizim onun tatilde olmadığını bildiğimizi mi öğrendi?
Bu mesaj silinmiştir
Beren’in attığı mesaj görmemle silinirken öylece dondum. Biliyorlar mıydı? Hayretle ellerimi saçlarımdan geçirdim, hafifçe çekiştirdim.
Her şeyi baştan beri biliyorlardı! Ve bana söylememişlerdi!
Sürekli oteli gezdirmemi istemeleri ve tatilimin nasıl geçtiğini sormaları birer rol müydü?
Benimle eğlenmişler miydi , ben onlara ne yapmıştım ki?!
Hüsran ve umutsuzluk içinde otelin duvarına sırtımı yasladım. Bir labirentin içinde kaybolmuş gibi hissediyordum , çıkışı bulmak için geç mi kalmıştım?
Şimdi ne yapacaktım? Bu geceye bir “prensesim” oyunuyla devam edemezdim , mutluyum rolü yapabilecek durumda değildim.
Başımı duvara yaslarken köşesinden Rüzgar’ın Can ve Merve’yle gülerek bir şey konuştuğunu izliyordum.
Bu gece bir anlığına onunla kendim olabileceğimi düşünmüştüm, şimdi ise bir ilişkiyi yürütebileceğime karşı bir inancım kalmamıştı. Gidiyordum , bir kaç güne...
Her zaman gideceğimi biliyordum ama eve dönüş şuan daha yakındı. Bu geceyi hiç kabul etmemeliydim , elim kulağımdaki küpeye giderken gözlerim yanmaya başlamıştı.
Otelin kapısına doğru baktığımda ilk defa bir konuda bu kadar kararlı olduğumu fark ettim.
Herkesten uzaklaşmak belki de izimi kaybettirmek , yeni bir hayat nasıl olurdu?
Akademik baskıdan uzak , ispiyoncu ve yalancı arkadaşlardan uzak , kendi kalbimden bile uzak bir yere gitmek...
Kendime yeni bir hayat kurmak mümkün müydü?
Bu düşünceler zihnimden geçerken çoktan otelin kapısından çıkmıştım. Kimsem olmazsa kimsenin beklentilerini gerçekleştiremediğim için yıkılmaz , olamayacağım şeyler yüzünden acı çekmezdim.
Bitirmekten korktuğum bir aşka başlamaz , hiçbir şeyi beceremeyen bir evlat olmazdım.
Adımlarım ve nefes alışlarım hızlanırken nereye gittiğimi bilmiyor , sadece öfkeme yenik düşmüş bir şekilde yürümeye devam ediyordum.
Yokluğumu fark eden olur muydu? Belki de kimsenin umurunda olmazdı.
Gitmek...
Sürekli kafamda çınlamaya başlayan kelime başımı ağrıtmaya başlamıştı.
Bana ne kadar yabancı bir kelimeydi böyle , oysaki ben kendimi biraz da olsa güçlü sanırdım. Sanırım büyürken ben “ben” olmayı bırakmıştım, kendime nasıl bu kadar yabancı kalmıştım?
Bildiğim bir şey varsa bu günden itibaren artık kendimi tanımak için elimden geleni yapacaktım.
Bir adım daha attım ve oteli halâ görebildiğimi fark ettim ,mevsim yaz olsa da hava sabahın aksine gece soğuktu. Yine de yüzümde esen rüzgar yanan kalbimi söndürebilecek kadar güçlü değildi.
Küpeme dokundum , daha hızlı koşmaya başladım. Otelin dışına ilk defa çıkmıştım, bir kaç sokağı daha geçerken sokak lambalarının yanıyor olmasına sevinmiştim. Karanlıkta hiç bilmediğim bir şehirde yürümek doğrusu şu ankinden çok daha ürpertici olurdu.
Uzaktaki renkli ışıkları görmeye başladığımda turistik eğlence mekanları ve sokak satıcılarından oluşan bir alana geldiğimi fark ettim.
Otelin dışındaki hayatın da oldukça renkli olduğunu fark ederken turistik alanların beni ne kadar cezbettiğini fark ettim. Adımlarım güçlenirken kendimi sokak satıcılarının ve turist kalabalığının ortasında buldum.
İnsanların gözleri üzerime çevrilirken üzerimdeki kabarık elbisenin sanki yeni farkına varıyordum. Bu elbiseyle böyle bir ortama girdiğime inanamazken kendime sanki daha yeni yeni geliyordum.
Turistlerin ilgisi neyse ki fazla üzerimde kalmadı , eğlence mekanlarıyla ortam o kadar renkliydi ki beni ilgi çekmeye çalışan mekan maskotlarından sanmış olabilirlerdi. Yada ben öyle sanıyordum...
Doğrusu elbisem umurumda değildi , gülüşen insan kalabalığı ve yüzlerinde bir ışıltıyla tebessüm eden satıcılar şuan ruh halimi hiç yansıtmasa da bende onlar gibi mutlu olmak istiyordum.
Neşe bulaşıcı derlerdi buradaki insanlardan her biri mutluluklarının yüzde birini bana verse dünyanın en mutlu insanı olabilir miydim?
Hesaplamaya çalışmadım çünkü hem matematiğim kötüydü hem de böyle bir şey mümkün değildi.
Bir müşteri misali tezgahların önünden geçerken üzerlerindeki süslemelere ve hediyelik eşyalara bakıyordum.
Aslında ne yaptığımı bende bilmiyordum , belki de sadece turistlerden biri olmak istiyordum. Bir kaç adım daha atmıştım ki tezgahtarlardan biri ayrıca ilgimi çekti.
Kadının kır saçları ellilerinin sonunda olduğunu gösterirken yüzündeki gülümseme bir genç kızın tebessümü gibiydi. Tezgahı diğerlerininkinden daha da süslüydü ve önünde bir sürü el yapımı takı çeşitleri vardı.
Bilekliklerin üzerinde farklı farklı sözler yazıyordu , İçlerinden birine gözüm takıldı.
“Gitmek belki de kaybolmaktır.”
Başımı kaldırmamla ihtiyar hanımla göz göze geldik.
“Sözü beğendiniz sanırım.”
Bilekliği işaret ettiğinde yutkundum , bazı cümleler olması gereken anda ortaya çıkardı ve bu bileklik sanki bir “dur artık!” işaretiydi. Benden cevap gelmeyince kadın tebessüm etti.
“Bu sözleri bilekliklere torunum yazıyor , ona biraz daha iç açıcı şeyler yazmasını söylüyorum ama şu sıralar melankolik bir ergen.”
İhtiyar Hanım dert yanar gibi söylenirken torununu aslında ne kadar sevdiği gözlerinden anlaşılıyordu. Bu sıcak cümleleri doğrusu bana da iyi gelmişti ama tezgahın önünde durup müşteri gelmesini engellemek istemiyordum.
Gitmek için bir adım atmıştım ki kadının ince parmakları elimi yakaladı. Ben daha ne olduğunu anlayamazken bilekliği bileğime geçirmişti. Bunların hepsi nasıl bir saniye içinde olabilmişti?
“Siz , nasıl yani-“
Şaşkınlıktan cümlemi bile düzgün kuramazken hanımefendinin yüzünde içten bir tebessüm oluştu.
“Şaşılacak bir şey yok canım , bu ihtiyar karateci de hâlâ iş var.”
Demek bir karateciydi!
“Ne kadar havalı bir kadın!” diye içimden bir hayran çığlığı yükselirken kendimi sakinleştirmeye çalıştım.
Bilekliği çıkarmak için bir hamle yaptım ama karateci hanımefendinin azarlayan bakışlarını görünce yanlış bir davranışta bulunduğumu hissettim.
Ailem cüzdanımı aldığı için ve otelden de maaş almadığım için hiç param yoktu , bu bilekliği alamazdım. Sanki bakışlarımdan her şeyi anlıyormuş gibi duran Karateci Hanım tebessüm etti.
“Bilekliği sana hediye etmek istiyorum ve para da kabul etmiyorum. İçimden bir ses senin bir müşteriden daha çok bu bilekliğe ihtiyacın olduğunu söylüyor.”
Tebessüm ettiğimde devam etti.
“Böyle bir elbiseyle balodan kaçmış gibi duruyorsun. Sana tavsiyem daha fazla buralardan dolaşmaman ve evine gitmen olur.”
Sevecen bir tavırla kolumu sıvazladı.
“Dinler misin bilmiyorum ama bu ihtiyar kadın çok fazla torun büyüttü ve bunlardan biride bu bilekliği yapan ergen. Şu yaşta taktığınız herhangi bir şeyi ilerleyen yaşlarda hatırlamayacaksınız , bazı günler kötüdür. Gerçekten çok kötüdür ama geçer , hayat her şeye rağmen güzel tamam mı?”
İhtiyar kadın o kadar ikna edici konuşuyordu ki gözlerim doldu.
“İsmim Nilda , eğer bir gece yine gelirsen yanıma uğrayabilirsin. Şimdi doğruca evine git.”
Başımı hafifçe salladım ve arkama bakmadan yürümeye devam ettim. Evine git demişti ama evim çok uzaktaydı , tezgahtarın beni göremeyeceğini düşündüğüm kadar yürüdüm ve ara bir sokağa girdim.
Devam edebilecek gibi hissetmiyordum , başım ağrıyor ve midem bulanıyor gibiydi. Her şey bir yük gibi geliyordu , üzerimdeki elbisenin cebinde sadece telefonum ve bir isimlik vardı ama sanki beni yere mıhlayacak bir pranga taşıyordum.
Neredeyse yarım saattir yürüyordum gidebileceğime gerçekten inanmış mıydım? Peki ama nereye gidiyordum , ben ne yapıyordum böyle?!
Soğuk duvarı tenimde hissederken kendimi yere bıraktım, başımı yasladığım duvar ve tenimde esen rüzgar yanaklarımdaki yaşları kurulamaya çalışıyordu.
Sokak lambaları beni karanlıkta bırakmasa da aydınlıkta sayılmazdı , doğrusu oldukça loştu.
Bileğimdeki bilekliğe baktım ve sesli bir şekilde okudum.
“Gitmek , bazen kaybolmaktır.”
Ben gerçekten kaybolmuştum! Otele nasıl döneceğimi bilmiyordum , üstelik dönecek yüzüm de kalmamıştı. Benden Salih Bey ve Saadet Hanım sorumluydu , döndüğümde bu saçmalığımdan dolayı özellikle Salih Bey küplere binecekti.
Peki ya Rüzgar? Onu hazırladığı baloda tek başına bırakmıştım...
Ben ne yapmıştım böyle?! Pişmanlığı iliklerimi kadar hissederken hıçkırıklarımı durduramıyor , bir sonraki göz yaşıma engel olamıyordum. Öfkeyle loş sokağa fısıldadım.
“Ben Hayâl Güneş Elginim , güçlü gözükmeye çalışan bir yıkık, mutlu görünmeye çalışan bir umutsuz , kalbimi bir çocuğa kaptırdığım halde duygusuz olmaya çalışan bir aşığım!”
İki dizime ellerimi dolamış şekilde oturmaya devam ederken titreyen nefeslerimin arasında mırıldandım.
“Keşke daha fazlası olabilseydim.”
Yalnızlığı hiç bu kadar gerçek hissetmemiştim ve şuan yanımda olmasını istediğim tek kişiyi hazırladığı gece de bırakıp gitmiştim.
Gözlerimi sıkıca kapadım , zaten açık olduğunda da göz yaşlarımdan hiçbir şeyi net göremiyordum. Kulağımdaki küpelere dokundum , bencilce olsa da fısıldadım.
“Keşke şuan yanımda olsan.”
Omzumda hissettiğim bir elle yerimden sıçradım. Aklımdan geçen ilk şey bilmediğim bu şehirde gecenin bir yarısı bir serseri tarafından ruhumun veya bedenimin öldürüleceği oldu.
Çığlık atmak için açtığım ağzımın hızla kapatılmasıyla dakika da kaç attığını bilmediğim kalbim sakinlemeye başladı çünkü karşımda ela gözler vardı. Şuan neler olduğunu anlamıyordum ama dudakları kıpırdadı.
“Buradayım tamam mı? Yanındayım , Kararsız Kalp...”
Kalbimin yangınına bir odun daha atılmıştı. Ellerini dudaklarımdan çekerken derin derin nefesler alıyordum. Şu anın gerçek olduğuna inanamıyordum , acaba yaşadığım her şey o gördüğüm saçma rüyalardan bir miydi? Eğer öyleyse çok uzun bir rüyaydı ne zaman uyanacaktım? Aslında bir kabustu yani Rüzgar gelene kadar...
“Sen- , nasıl? yani-”
Cümleleri toparlayamıyordum , onun şuanda yanımda olması o kadar imkansız geliyordu ki kafam karışmıştı.
Saçları karmakarışıktı , ceketi ve papyonu yoktu. Gömleğinin bir kaç düğmesi açılmıştı ve kelimenin tam anlamıyla dağılmıştı , benim gibi...
Yanıma hızla otururken cümlemi kurabildim.
“Beni nasıl buldun?”
Soruma karşılık aniden kolları beni sardı , sımsıkı sarıldı. Derin bir nefes alırken ellerimi sırtına bastırdım, yanağım omzunda bir kaç dakika öylece bekledik. Kollarımız ayrılırken hızla gözleri yüzümde gezindi.
“Hadi gidelim.”
Ani bir şekilde ayağa kalkarken elini uzattı. Parmaklarım elini sararken onun yönlendirmeleriyle ara sokaklardan geçmeye başladık.
İkimiz de sessizce yürümeye devam ediyor , sanki konuşmaktan korkuyorduk. Doğrusu konuşmak için hiç halim yoktu , bütün geceyi mahvettiğim için özür dileyecek kadar bile iyi hissetmiyordum. Aklım annemin sözlerindeydi , ben gerçekten çok mu başarısızdım?
Bu sessizliğin içimi kemirdiğini ve annemin sesinin kulaklarımda çınladığını hissediyordum. Sorumun cevabını hâlâ alamadığım için tekrarladım.
“Beni nasıl buldun?”
Elimin üzerindeki eli gevşedi, karanlık sokağın ortasında öylece durduk.
“Koşarak otelden çıktığını gördüğümde peşinden geldim. Biraz yalnız kalmaya ihtiyacın olduğunu hissettim ama şehri de bilmiyorsun ki?!”
Kendi kendine söyleniyordu, dağınık saçlarını eliyle düzeltmeye çalışırken iç çekti.
“Seni uzaktan takip edersem sana istediğin özgürlük alanını vermiş olacaktım hem de herhangi bir aksilikte müdahale edebilirdim. Doğrusu bir kaç sokak sonra sakinleşip otele döneceğini sanmıştım ama sen hiç durmadın. Kalabalığın arasına girdiğinde seni kaybettim.”
Kendi içinde bir fırtına var gibiydi...
Sözlerinden ne kadar ince düşüğünü hissederken gözlerim bir kez daha doldu. Derin bir nefes aldım , sıkıca elini tuttum. Unuttuğu bir şeyi hatırlatmak ister gibi gözlerine baktım.
“Rüzgar, beni buldun.”
Başını sağa sola salladı.
“Sen istemediğin sürece ben seni bulamam Güneş. Ben sana yardım etmek istedikçe sanki sen daha çok kayboluyorsun.”
Yanağımdaki ıslaklığı elimin tersiyle sildim. Ben artık kendi içimdeki bu “Kaybolmuşluklar Diyarında” birinin beni bulmasını istiyordum.
“Çok yorgun hissediyorum , otele gitsek.”
Omuzları düştü , elimi nazikçe kavradı bu kadar yıkılmış olması normal miydi? Sonuçta başıma gelenleri düşündüğümde o benden daha perişan görünüyordu, gerçi aynaya bakmadığımdan da öyle geliyor olabilirdi.
Bir kaç adım atmıştık ki tekrar durduk, ela gözler gergindi. Ben bulduğunu sanki yeni kavramış gibi korkusu geçmiş, şimdi yerini sinire bırakmıştı.
“Aklımdan neler geçti biliyor musun? Seni gözden kaybettiğim o on dakika da serseriler sana zarar verebilirdi, yada sen panikle yanlış bir yere girebilirdin, yada-“
Elimi dudaklarına bastırdığımda şaşkındı, amacıma ulaşmıştım artık konuşmuyordu.
“Özür dilerim, seni endişelendirdiğim için...”
Ela gözler hafifçe kısıldığında yüzümü sanki unutmamak için ezberlemek istiyor gibiydi.
Gözlerimi gözlerinden ayırdım ve adımlarımı adımlarının hızına uydurdum. Böylece yorgun bir şekilde ve konuşmadan sessizce yürümeye devam ettik.
Otele varmamızla Can ve Merve’nin giriş kapısında bizi beklediğini gördük. Can sırıtarak ortamı yumuşatmaya çalışıyor gibiydi.
“Kaçağı buldun demek.”
Merve , Can’ın söylediğini duymazdan gelerek gergin bir şekilde oynadığı saç tutamını bıraktı.
“Saadet Hanım’la beraber Salih Bey’i oyaladık , zaten çok kalabalık bir gece olduğu için sizin gittiğinizin bile farkında değildirler , yani öyle umuyorum.”
Yorgunluktan gözleri kapanan Merve sanki zar zor ayakta duruyordu , benim yüzümden evine gitmeyip dönmemizi beklemişti. Rüzgar sıkıntılı bir nefes bırakırken Can ve Merve’yle aralarında sessiz bir mimik diyaloğu gerçekleşti.
“Siz artık gidin çok yoruldunuz.”
Can başıyla hafifçe onaylarken Merve yanıma yaklaştı.
“İyi misin?”
Merve kolumu sıvazlarken zoraki bir tebessümle başımı salladım.
Gözlerinden inanmadığı belli olsa da “İyi geceler.” Deyip kapıda onu bekleyen Can’ın yanına gitti ve bir kaç adımın ardından otelden ayrıldılar.
Aramızdaki sessizlikle Rüzgar’la birbirimize baktığımız da derin bir nefes verdi.
“Odana git ve dinlen Güneş.”
Sesinden ne hissettiğini anlayamıyordum ama kırıldığını biliyordum. Halbuki ne kadar güzel başlamıştı gecemiz ve bir telefonla her şeyi berbat etmiştim. Şimdi odaya gidersem uyuyamayacağımı biliyordum , uyusam bile kabuslar görerek uyanacaktım. Yalnız kalmak istemiyordum...
Rüzgar uzaklaşmak için bir adım attığında kolunu tuttum. Ela gözler şaşkınlıkla gözlerimle buluşurken kolunu yavaşça bıraktım.
“Gitmesen olmaz mı?”
Rüzgar soruma karşılık başını salladı.
“Odana çıkıp üzerini değiştir , hava soğudu.”
Bir adım attım ve arkama baktım.
“Seni havuz kenarında bekliyor olucam.”
İçim burkularak otele girip , asansöre bindim. Onu bu gece gerçekten çok yormuştum , sanki gözlerindeki bütün neşeyi yitirmişti.
Odama varır varmaz etekleri yolda sürünerek kirlenen güzelim pembe elbiseyi üzerimden çıkarıp bavuluma baktım.
“Sözde tatil”e geldiğim için kalın bir şey koymamıştım , sadece en dipte ince bir kapüşonlu vardı. Tişörtümün üzerine onu geçirdim ve aynaya yöneldim. Saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaparken şişen gözlerime bakmayı es geçtim.
Rüzgar’ı daha fazla bekletmemek için hızla otelden çıkıp havuz kenarına ilerledim.
Konukların çoğu odalarına çekilmiş gibiydi , yalnızca bir kaçı bahçenin bazı kenarlarına kurulmuş otelin sınırsız alkol imkanını deneyimliyorlardı.
Rüzgar’ı şezlongların birinde otururken gördüğümde yanına gittim. Oturmamla gözlerini gözlerimde gezdirdi. Bir kaç dakika sessiz kaldı ama bu sessizliğin beni rahatsız ettiğini hissetmiş olacak ki konuşmaya başladı.
“Sen o söylediklerinden çok daha fazlasısın.”
Gözlerim şaşkınlıkla açılırken Rüzgar’ın sokakta mırıldandığım her şeyi kelimesi kelimesine duyduğunu fark ettim.
Ağlamak istemiyordum artık! Ama yine güçlü olamadım...
Göz yaşlarımı silmeye çalışırken yanağımda sildiğim her damla için gözümden yeni bir tanesi dökülüyordu. Burnumu çekerken mahcup bir şekilde mırıldandım.
“Bütün geceyi mahvettiğim için özür dilerim. Prenses olmayı bile beceremedim. Bütün emeklerin boşa gitti , keşke hiç böyle bir şey hazırlamasaydın.”
Rüzgar sıkıntılı bir nefes bıraktı.
“Şuan ne benim emeklerim ne bu gece nede prenses olup olmaman önemli değil. Ben bu gece senden senin hikayeni dinlemek istiyorum, “Güneş Hayâl Elgin’in hikayesini”.
Şaşkınlıkla gözlerine bakarken yüzünde hüzünlü bir gülümseme belirdi.
“Bu gece sihirbaz elime isimliğini verdiğinde öğrenmedim, başından beri iki ismin olduğunu biliyorum. Sen daha buraya gelmeden önce bana isminin Hayal olduğu söylenmişti hatta fotoğrafını bile gördüm ama sen bana kendini Güneş olarak tanıttın. İşte ben kendi isminden kaçan seni dinlemek istiyorum.”
Şaşkınlıkla yutkundum, demek beni o kapıda gördüğünden beri kim olduğumu biliyordu.
Hem bu kadar çocuk hem de bu kadar olgun olabilmeyi nasıl başarıyordu?
Mırıldandım.
“Eğer ben anlatmak istemiyorsam?”
Gözlerini gözlerimde gezdirdi ve bir elini omzuma koydu. İçimden geçen cümleleri duysa acaba ne düşünürdü.
Anlar mısın beni? Canım acıyor demeden hisseder misin sızlayan kalbimi? Göz yaşlarım yanaklarıma dökülmeden görür müsün ağladığımı? Dertlerimi hor görmeden anlar mısın beni?
“Seni anlamamamdan mı korkuyorsun?”
Kalbime bir sıcaklık yayılırken şaşkındım, aklımdan geçenleri sanki biliyor gibiydi.
“Nereden biliyorsun?”
Fısıldarcasına söylediğim cümle kulaklarına ulaştığında yüzümde buruk bir tebessüm belirdi.
“Yalnızca anlaşılmamaktan korkan kişiler anlatmaktan kaçar.”
Dudaklarımda zoraki bir gülümseme belirdi.
“Şimdi de Prenslikten filozofluğa mı terfi ettin?”
Hafifçe omuz silkti.
“Sen öyle diyorsan Kararsız Kalp , ben filozofta olurum.”
Yüzünde tatlı mı yoksa aptalca mı olduğunu karar veremediğim bir gülümseme yayıldı. Bu kadar içten gülümsemesi beni mahvediyordu.
Daha fazla dayanamayacakmışım gibi ofladım.
“Neden her şey bu kadar zor olmak zorunda?! Eğitim , sınav , kariyer , arkadaşlık , aşk!”
Gözleri gözlerimde gezinirken elini omzuma koydu.
“Çünkü Kararsız Kalp bu saydıklarının hepsi hayatın bir parçası ve ne yazık ki hayat hiçbir şeyi bizim için kolaylaştırmıyor.”
Ela gözlerine bakarken kendimi daha fazla tutamayacağımı hissettim. Şu zamana kadar hissettiklerimi kimseye anlatamamıştım , kimseyi kendime onun kadar yakın hissetmemiştim.
“Çok canım acıyor Rüzgar.”
Gözlerimden yaşlar peş peşe dökülürken beni kendisine çekti. Sımsıkı sarıldığını hissederken kollarımı sırtına doladım. Başım göğsünde bu karanlık gecede esintiyi tenimde hissederken ilk defa birine ruhumu açtığımı hissediyordum.
..........
Havuzun kenarına oturmuş Rüzgar’ın gelmesini beklerken az önceye kıyasla ruh halim daha sakindi. Adım seslerini duyarken başımı hafifçe havaya kaldırdım , elindeki suyu bana uzattığında bardağı elinden aldım ve yanıma oturmasını izledim.
Bardağın içindeki suya anlamsızca uzun uzun bakarken konuşmayı daha fazla geciktiremeyeceğimin farkındaydım.
Tereddütle gözlerimi yüzüne çevirirken hiç acelesi olmadığını belirtmek ister gibi gülümsedi.
Güvenli ela gözlere bakarken bu gece içimde olan her şeyi boşaltmak istediğimi anladım. İçimde garip bir duygu vardı ve bu duygunun ismi korkuydu. Ben şu andan itibaren bir tek duygumu bile Rüzgardan saklamak istemiyordum.
“Anlar mısın beni?”
Hafifçe gözleri kısılırken ne demek istediğimi algılamaya çalışır gibiydi. İçimde helyum dolu bir balon vardı sanki ve o balon patlamış ve kelimeler peş peşe dökülmeye başlamıştı.
“Senin de dediğin gibi gerçekten beni anlamamandan korkuyorum. Ergen kız deyip sorunlarımı küçümsemenden , herkes gibi beni suçlu görmenden , beni anlamamandan çok korkuyorum.”
Son cümle de sesim titrerken omzuma dokundu.
“Anlatmaya başlarsan seni anlamak için elimden gelen her şeyi yaparım.”
Gözlerimi yumarken derin bir nefes aldım , dağılmış saçlarımı hafifçe çekiştirirken arkama attım. Anlatmaya en baştan başlamak en doğrusuydu, böylece kafasını daha az karıştırırdım ya da en azından öyle umuyordum.
“Üniversite Sınavına girmedim.”
Rüzgar’ın gözlerinde aydınlanma yaşamış gibi bir ifade vardı.
“Demek o yüzden sınav konusu açıldığında bu kadar geriliyordun , ben sınavın kötü geçtiğini düşündüğün için böyle olduğu sanmıştım. Peki neden girmedin?”
Kolumu rahatsızca sıvazlarken iç çektim.
“Girecektim ama cesaret edemedim. Okulun kapısına vardığımda korkum o kadar arttı ki devam edemedim. Üzerimdeki baskı o kadar yoğun ki!”
Ellerimin yine titremeye başladığını fark ettiğimde ellerimi ciddi anlamda nereye koyacağımı bilemeyecek kadar beynim durmuştu. Rüzgar’ın sıcak parmakları ellerimi sararken derin bir nefes aldım.
“Kendini zorlama , yavaş yavaş ilerleyelim. İstemiyorsan hepsini şuan anlatmak zorunda da değilsin , başka zaman devam edebilirsin.”
Ela gözlere baktım ve dolan gözlerimi saklama ihtiyacı duymadan kararlılıkla konuştum.
“Rüzgar ben artık senden hiçbir şey saklamak istemiyorum , içimde yaşadığım kasırgayı şu zamana kadar kimse fark etmedi , senin dışında...”
Gözlerindeki şefkati hissederken derin bir nefes aldım.
“Sınava girmediğimi tek bilen arkadaşlarımdı yani arkadaşım olduğunu sandığım kişiler...”
Buraya babam tarafından ‘tatil' olarak getirildiğimi, annemin bunu planladığını ve geri kalan yaşadıklarımı anlatırken bu gece kızların son olarak “Üç Silahşorler” grubuna yanlışlıkla atıp sildikleri mesajla benim zaten buraya çalışmak için geldiğimi bildiklerini ama benden sakladıklarını öğrendiğimi anlattım.
Rüzgar sanki bir filmi izlermiş gibi beni dinlerken derin bir nefes aldı.
“Belki kızlarla özel olarak konuşmalısındır yani yüzleşmekten bahsediyorum. Sen onlara güvenip sınava girmediğini söylemişken neden bunu ailene anlattıklarını sor. Keşke kızlardan öğrenmek yerine senden öğrenselerdi.”
Derin bir nefes verdim.
“Keşke.”
Son pişmanlık fayda etmiyordu, zamanı geri alabilsem o sınava girmediğimi en başta söyleyebilsem belki başım bu kadar belaya girmezdi ama artık çok geçti.
Rüzgar konuşmaya devam etti.
“Bu tatil yalanına gelince kızlara neden çalıştığını söylemediğini artık anlıyorum. Sen çalışmaktan değil, annen ve babanın seni böyle bir emrivakiyle burada çalışmaya zorlamasından ve onların bu konuda dalga geçmesinden korktun değil mi?”
Gözlerimle onu onayladım.
“Belki de onlar da seni kırmak istemedikleri için çalıştığını bilmezlikten geldiler. Yine de yaptıkları doğru değil , keşke başta durumu bildiklerini söyleselermiş.”
Beni kırmamak için mi? Hiç bu açıdan düşünmemiştim ama yine de pek ikna edici gelmiyordu. Kafamda bu durum tutarlı olup olmadığını sorgularken Rüzgar ela gözlerini yüzüme sabitledi.
“Annen eminim sana hayal kırıklığı olduğunu söylerken ciddi değildi, sadece kızgındı ve senin için endişeleniyordu. Tabi ki bu onun senin üzerine bu kadar gitmesini haklı çıkarmaz ama belki bir de bu şekil de düşünürsen daha iyi olur.”
Hayretle Rüzgar'a baktım.
“Yani diyorsun ki gerçekten benim hakkımda öyle düşündüğü için değil sinirlendiği için bana o sözleri söyledi.”
Kahve saçlarını karıştırdı.
“Ben ihtimallerden söz ediyorum. Annenle de arkadaşlarınla da bu konu da net bir şekilde konuşmadan bunu neden yaptıklarını öğrenemezsin. Ayrıca içini rahatlatmak için hiç olmazsa kötünün iyisi ihtimaller düşünmeyi tercih ederim.”
Yüzüme bir tebessüm yayılırken yüzünde huzurlu bir ifade vardı.
“ Benim demek istediğim bir olaya yalnızca tek taraflı bakamayız, haklı olmak her bakış açısına göre değişir, burada değişmeyen bir şey varsa senin çok kırıldığın.”
Söylediklerini gayet iyi anlamıştım ama ona takılmak istedim.
“Rüzgar, sen kimin tarafındasın acaba?”
Hafifçe güldüğünde kısılan ela gözlere bir kez daha hayran kaldım.
Ciddiyetini bozmamaya çalışarak derin bir nefes aldı.
“Seni anlıyorum Güneş, artık neden bir konuda başarısız olmaktan korktuğunda dizlerinin titremeye başladığını , gözlerinin dolduğunu ve ellerinin soğuduğunu biliyorum ama senin de bilmeni istediğim bir şey var.”
Merakla devam etmesini beklerken kalbim çarpıyordu.
“Sen bir hayal kırıklığı değilsin, sen bir hayalsin. Mümkün olamayacak kadar güzel bir hayal. Hayal Güneş Elgin , ben senin tarafındayım, hep senin tarafındaydım...”
Ela gözleri otelin ışıklandırmasının yetersizliğine rağmen net bir şekilde görebiliyor, yaklaşan yüzünü engellemek için herhangi bir hamle yapmıyordum.
Gözleri dudaklarımda gezinip tekrar gözlerimle buluştuğunda iznimi almanın rahatlamasını yaşadığını fark ettim.
İşte ben onu bu yüzden sevmiştim , o gerçekten beni anlıyordu.
Kalbimin çarpıntısı bir kuşun kanatlarının kulaklarımda çarpması gibiydi , aramızdaki ufacık santimi kapatan dudaklarıyla kuşun kanat çırpışı kayboldu. Kalbim durmamıştı değil mi?
Sıcak dudaklarının dudaklarım üzerindeki baskısını hissederken yanaklarım da havai fişekler patlıyordu. Elleri nazikçe ıslak yanaklarımda gezindiğinde yumuşacık kahve saçlarını okşuyordum.
Serin hava bizi sarıyor ve onun rüzgarı kalbimin yangınını alevlendiriyordu.
Demek Rüzgar’ı öpmek böyle bir şeydi.
İçimdeki kaosun ardında bütün bu yüklerle yalnız başıma savaşmam gerekmediğini fısıldayan huzurlu bir melodi gibiydi.
Dudakları dudaklarımdan ayrılıp kulağıma ulaşırken kalbim hızla çarpmaya devam etti.
“Seni seviyorum , Kararsız Kalp. Bütün kararsızlıklarına rağmen.”
Yanaklarımda sıcak göz yaşlarım gezinirken bu gece ciddi anlamda fazla duygusal olduğumu biliyordum. Bu söylediği benim için öyle anlamlıydı ki ela gözlerinde bunun farkında olduğunu biliyordum.
Bu gece çok fazla şey yaşamıştım ve bu gecenin tek iyi ve en iyi yanı onun yanımda olmasıydı.
Bu gece dört yıllık arkadaşlarımla birbirimize dürüst olmadığımızla yüzleşmiştim. Annemle aramızdaki gerginliğin onunla bütün kalbimi açmadan çözümlenemeyeceğini anlamıştım.
Kararsızlıklarım arasında herkes için bir hayal kırıklığı olduğumu sanmıştım ama Rüzgar benim bir hayal olduğumu söylemiş , kararsız kalbimle sevmeyi tercih etmişti.
Ben bir hayal kırıklığı değildim. Hayal Güneş Elgin'dim.
Ve ben bu gece Rüzgarı öpmüştüm!
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 621 Okunma |
270 Oy |
0 Takip |
24 Bölümlü Kitap |