23. Bölüm

21. Bölüm: İyİ Kalplere Hasret

Rabia
rabia_88

“Bazen kendimizden bile vazgeçtiğimiz anlar olurdu , pes ettiğimiz ve başaramayacağımızı kabullendiğimiz anlar... Gözlerimiz yaşlarla dolar ama kimse bizi görmezdi, oysa biz elimizden tutup ‘başarabilirsin” diyen bir güzel kalbe hasret kalmıştık.”

Rüzgar'ın yanından ayrıldığımdan beri otelin içinde dalgın bir şekilde çalışmaya devam ediyor, Merve ve Can'ın anlattıklarının yüzde doksanını dinlemiyordum. Bütün gün havuz başında hizmet etmekten yorulmuştum , bir şezlongun kenarına oturdum. Rüzgar eve mi gitmişti bilmiyordum ama onu yanından ayrıldıktan sonra bir daha görmemiştim. Sonunda hangi bölümde okumak istediğimi biliyordum ama buna sevinemiyordum bile çünkü aklım Rüzgar da kalmıştı.

Merve elindeki tepsiyi bırakıp yanıma oturduğunda esnedi.

“Sonunda akşam yemeği yiyebiliriz.”

Tebessüm etmeye çalıştım ama beceremedim.

“Rüzgar'ın yanından geldiğinden beri ağzını bıçak açmıyor, neler olduğunu anlatman için seni zorlamak istemedim ama senin için gerçekten endişelenmeye başladım , iyi misin?”

Dudağımı ısırdım.

“Merve , sanırım ben bir hata yaptım.”

Hafifçe kaşları çatıldığında dudağım titredi.

“Beni öptüğü için pişman sanırım.”

Merve'nin gözleri büyüdü.

“Kim? Rüzgar mı?! Onun seni öptüğü için pişman olma ihtimali olduğunu hiç sanmıyorum. O seni gerçekten çok seviyor.”

Yanaklarım kızarırken Merve devam etti.

“Bu gün onu hiç görmedim , sadece öğlen arayıp seni bahçede beklediğini iletmemi istemişti. Direkt seni aramaması saçma gelmişti ve aranızda ne geçti bilmiyorum ama bence bir yanlış anlaşılma olmuş. Güneş böyle düşünceleri aklından çıkar.”

Merve’nin kararlı gözlerine utanarak bakarken emin olmak istedim.

“Yani pişman değildir dimi?”

Merve kolunu omzuma attı.

“Pişman olacağı son şey bile senle olmak değildir.”

Can belini tutarak yanımıza geldi.

“Sabahtan beri getir götür yapmaktan bunaldım. Rüzgar'ı bir elime geçireyim onun kafasını kırıcam. İşten kaçtığı için havuzu da bu gün tek başıma klorladım, belim ağrıyor.”

Can şikayet etmeye devam ederken sesiz adımlarla onlarla beraber akşam yemeği için personellerin yanına gittik. Hiç aç hissetmesem de bir kaç lokma ağzıma attım. Merve ve Can'a iyi hissetmediğim için konukların akşam yemeklerinin servisine kadar dinlenmek istediğimi söyleyip yanlarından ayrıldım.

Bahçeye geçerken iç çektim , daha dün gece pembe bir elbiseyle prenses olup prensiyle dans eden ben değil miydim?

Telefonumdan bir bildirim geldi.

“Güzel Ruhlu Prens” isimli kişiden bir mesajınız var.

O gece odama çıktığımda kayıtlı olmayan numarasını böyle kaydetmiştim. Şimdi ise mesajına tıklamaya korkar haldeydim. Öğlen ki halimizden dolayı huzursuz hissediyordum. Ona sert mi davranmıştım?

Sıkıntılı bir nefes bırakıp mesaja tıkladım.

“Arka bahçeye gelir misin?”

Kararsız kalp dememişti, kalbim titredi. Sanki bir mumun ufak bir kibritle alevlenmesini beklerken altında üşüyordum.

Yavaş adımlarla arka bahçeye ilerlerken bana her şeyin yolunda olduğunu söylemesine çok ihtiyacım vardı.

Ayakta beni bekliyordu, yüzü öğlen ki gibi soluk, saçları dağınıktı. Yanına vardığımda gülümsemedi, sanki mimiklerini kaybetmiş gibiydi. Ela gözlerine baktım ama o artık orada değildi.

Gözlerinde aradığım Rüzgar'ı bulamamıştım.

Hafifçe dudağının titrediğini hissettim, yüzü gerilmişti.

“Güneş dün gece için özür dilerim.”

Sesindeki acı ve pişmanlık kalbimde bir yara açtı. Kaşlarım çatılırken yutkunamadım.

“Yapmamalıydım.”

Konuşmakta zorlanıyor gibiydi , sanki gözlerinde bir orman yanıyordu.

Ne demek istediğini anlıyordum ama kabul edemiyordum. Yarım saat önce bu bir tahmindi ama şimdi gerçekten pişman olduğunu öğrenmek ağır gelmişti.

Boğazım düğümlenirken bilmezlikten gelmek istedim , belki de hiç bilmek istemedim.

“Neyi yapmamalıydın?”

Gözleri kızarmıştı , duymak istemediğim o şeyi söyledi.

“Seni öpmemeliydim.”

Anlamıyordum , hem de hiç anlamıyordum. Gözlerim yanarken konuşmayı unutmuş gibiydim. Cümlelerim kulağa saçma geliyor ama kendimi anlatmaya çalışıyordum.

“Ama Rüzgar sen benden izin aldın , gözlerinle izin aldın! Ben de izin verdim , zorla öpmedin. Bende seni öptü- yani öpüştük ama anlamıyorum. Neden pişmansın?”

Artık bana bakmıyordu , fısıldar gibi konuştu.

“Ben sevgili olmaya uygun bir insan değilim.”

Keşke birazdan uyansaydım ve bu yine o gördüğüm saçma rüyalardan biri olsaydı.

Tekrar yüzüme baktı.

“Güneş , sakın kendine yüklenme. Seni tanıdıysam bu durumdan da kendini sorumlu tutacak ,kendinin bir şey yaptığını düşünüp dert edeceksin. Senin hiçbir hatan yok , hatalı olan benim. Tekrar özür dilerim.”

Bu bir rüya değildi, her şey istemediğim kadar gerçekti. Arkasını döndüğünde artık göz yaşlarımı tutamıyordum. Öfkeyle sol göğsüme dokundum.

“Bu lanet kararsız kalbimin verdiği tek doğru karar sensin sanıyordum ama belli ki bu konuda da başarısızım.”

Nefes nefeseydim.

“Senin ilk hayalin olup sonra hayal kırıklığın olmak istemedim. Şimdi ise-“

Devam edemedim ama o başını bana doğru çevirip benim yerime cümleyi tamamladı.

“Şimdiyse senin için bir hayal kırıklığı olan benim, öyle değil mi?”

Gözlerim yanıyordu, ben ona böylesine bağlanmışken ve beni kendine bağlamışken nasıl bunu yapardı?

Aklımdan geçen soru dudaklarıma ulaşıp havayla buluştuğunda kalbim sızlıyordu.

“Neden?”

Yüzüme bakmıyordu artık, ela gözleri çimlere bakmakla meşguldü.

“Ben bir ilişkiye uygun değilim.”

Sanki bu cevaplar ezberlenmişti ve ona bile yabancıydı. Kendi gibi değildi, ben Rüzgar'ı hiç tanıyamamış mıydım?

O an son bir soru sormak ve gitmek istedim.

“Bitti mi?”

Biz bittik mi?

Gözlerindeki orman sanki yanmış ve kül olmuştu.

Gelecek cevabı duymaktan , “Bitti.” kelimesini onun sesinden duymaktan korktum.

Arkamı döndüm ve hızla yürümeye başladım. Ön bahçeye giderken çenemden kayan göz yaşlarım boynumda yolculuklarına devam ediyordu.

Hıçkırıklarımı susturmaya çalışırken kendimi bir banka bıraktım.

“Güneş, iyi misin?”

Burnumu çekerken utançla yan tarafımdaki bankta oturduğunu yeni fark ettiğim Saadet ablaya baktım.

“Artık sizi saçma duygularımla, gereksiz işlerimle uğraştırmak istemiyorum.”

Saadet abla ayağa kalkıp yanıma geldiğinde kolunu omzuma koydu.

“Ben seni dinlemekten mutluyum. Ne duyguların saçma, ne de işlerin gereksiz.”

Yanıma oturdu ve sırtımı sıvazladı. Bir anne gibi şefkatliydi, oysa annem olsa bana çok kızardı. Rüzgarla olan ilişkimi onaylar mıydı? Ne önemi vardı ki artık bir ilişkiden söz edemezdik. Yine gözlerim yanıyordu, bir kaç damla daha yanaklarıma aktı.

“Güneş , lütfen ağlama. Gel birlikte otelin pastanesine geçip birer kahve içelim orada bana ne olduysa anlat.”

Endişeli gözlerine mahcupça baktım. Onu endişelendirmeye hakkım yoktu, yavaşça başımı salladım. Birlikte pastaneye yürümeye başladığımızda bahçeden geçen yol boyunca hafif bir esinti yüzümde geziniyor, yanaklarımı kurutuyordu. Yanaklarımdaki yaşlar çok çabuk kuruyordu ama kalbim hala yağmurluydu.

Pastanenin içine girmemizle klimanın serinlettiği ortam iyi geldi. Birlikte bir masaya oturmamızla Saadet abla garson kıza işaret etti. Kız siparişimizi alıp kahve getirmeye giderken Saadet ablanın gözleri üzerimdeydi.

“Eğer anlatırsan sana yardım ederim Güneş.”

Hafifçe başımı salladım.

“Yardım edeceğinizi biliyorum ama bu sefer yardıma ihtiyacım olduğunu sanmıyorum. Yapabileceğimiz hiçbir şey yok.”

Saadet ablanın kaşları çatıldı.

“Ne demek istiyorsun?”

Gözlerimi kaçırdım.

“Saadet abla, ben beceremedim. Senin tavsiyelerine uymayı denedim, düşüncelerimi değil kalbime şans verdim ama beceremedim.”

Saadet abla şaşkınlıkla beni dinliyordu. Bu sırada garson kız gülümseyerek önümüze kahvelerimizi bıraktı. İyi bir kıza benziyordu, bu otelde çalışıyor olmama rağmen çalışanların çoğunu tanımıyordum.

Önüme bırakılan kahveye öylece bakıyordum, bu sırada Saadet abla elimi tuttu.

“Beceremediğini düşündüğün şey ne?”

Dudağımı ısırdım.

“Sevmek belki de sevilmek.”

Elimin üzerini okşadı.

“Neler olduğunu net bir şekilde anlatırsan bende anlarım ve belki de durum düşündüğün gibi bir şey değildir.”

Utançla başımı eğdim.

“Biz dün Rüzgarla sevgili olduk.”

Saadet ablanın gözleri ışıldarken ona bakamıyordum. Sevgili olduk kelimesi ne kadar doğruydu emin değildim. Birbiriyile öpüşen insanların dizilerdeki gibi sevgili olduğunu sanırdım ama belli ki gerçek hayatta durum biraz daha farklı oluyordu. Hele ki sizi öpen insan öptüğüne pişman olunca...

Yine de öpücük kısmını Saadet ablanın bilmesine gerek yoktu.

“Güneş, neden üzgünsün ki? Sen Rüzgarı seviyorsun ve o da seni. Sevgili olmanız kaçınılmazdı, bu baştan beri belliydi. Neden üzgün olduğunu anlamıyorum.”

Öfkeyle yutkundum.

“Üzgünüm çünkü pişman oldu. Dün sevgili olmuştuk yada ben öyle sandım. Bu gün ise pişman olduğunu öğrendim.”

Saadet ablanın hiç farkında olmadığım bir kırışıklığı , kaşlarını o kadar sert çattı ki ortaya çıktı.

“Yani dün seninle sevgili olan Rüzgar bu gün senden vaz mı geçti? Pişman olmakta ne demek? Rüzgar bunu yapacak biri değil ki, nasıl olur?”

Boş gözlerle önümdeki kahveye bakmaya devam ediyordum.

“Bilmiyorum...”

Gerçekten ne diyeceğimi bilemiyordum. Sinirliydim ve Rüzgar'ın bir yandan ağzını burnunu kırasım vardı, diğer yandan beni istemeyen birini hiçbir şey için zorlayamazdım. Aklımda tek bir şey dönüp duruyordu.

Neden?

Madem benimle olmak istememişti, o zaman neden umut vermişti?

Filmlerdeki gibi anın büyüsüne kapılmış olmalıydı. Erkekler sığ insanlardı, o an güdüleriyle beni öpmek istemişti ve öpmüştü. Bu kadar, altında hiçbir duygu yoktu.

Ama o zaman benden öpmek için izin almazdı. Hayır, Rüzgar sığ biri değildi. O hayatımda tanıdığım en derin insandı.

Tek bildiğim şey biz , biz olamadan bitmiştik.

Düşünceli bir şekilde yüzüme bakan Saadet ablanın gözlerine baktım.

“Anlamıyorum Saadet abla, neyi yanlış yaptığımızı da bilmiyorum. Tek bildiğim şey çok kırıldığım.”

Saadet abla güç vermek istercesine elimi sıktı.

“Güneş bu anlattıklarına bende çok şaşkınım ama durumun iç yüzünde daha farklı şeyler olmalı. Durum her neyse çözebileceğinize inanıyorum, sen başarabilirsin.”

Bazen kendimizden bile vazgeçtiğimiz anlar olurdu , pes ettiğimiz ve başaramayacağımızı kabullendiğimiz anlar... Gözlerimiz yaşlarla dolar ama kimse bizi görmezdi, oysa biz elimizden tutup ‘başarabilirsin” diyen bir güzel kalbe hasret kalmıştık.

Bu güzel kalbin sahibi ise Saadet ablanın kendisiydi, geldiğim günden beri kendisiyle ilgili olan önyargılarımı ne güzel kırmıştı.

Ona kendime engel olamadan sıkıca sarıldığımda bana karşılık verdi.

“Güneş fark ettin mi, biz ne zaman bir araya gelsek dertleşiyoruz?”

Kollarımız birbirinden ayrılırken güldüm.

“Aslında ben dertlerimi anlatıyorum ve siz dinliyorsunuz. Borcum olsun bir dahaki sefere ben sizi dinliycem.”

Saadet abla gülümsedi ama gözlerinden farklı bir his sanki gelip geçti.

“Belki daha sonra.”

Konuyu geçiştirdiğinde sesimi çıkarmadım, belli ki bu gün kendiyle ilgili konuşmak istemiyordu. Telefonum çalarken Merve'nin aradığını gördüm.

“Güneş neredesin , iyi misin? Yanına gelmemi ister misin?”

Durumu öğrenmiş miydi? Rüzgar benden ayrılır ayrılmaz gidip onlara mı anlatmıştı?

“Pastane de oturuyorum, istersen gel.”

Merve'nin sesi gergindi.

“Hemen geliyorum.”

Telefonumu kapatırken Saadet abla içten bir şekilde gülümsedi.

“Seni düşünen tek bir dost, kocaman bir topluluktan daha iyidir.”

Hafifçe tebessüm ettim. Merve baştan beri olgun bir insandı ve benim için gerçek bir dost olmuştu.

Hayat bazen böyleydi, yıllarca dost sandıklarımız bizim onlara verdiğimiz değerin yarısı kadar bile değer vermezken daha yakın zamanda tanıştıklarımız gerçekten bir dost olurdu.

Bir kaç dakika geçmesiyle Merve pastanenin kapısında göründü. Masaya gelirken yanımda Saadet abla oturduğu için şaşkındı. Saadet abla ayağa kalktı ve güldü.

“Siz iki genç kızı yalnız bırakayım.”

Merve mahcup olmuş bir şekilde gerek olmadığını söylese de Saadet abla sorun olmadığını söyledi.

“Kafam artık eskisi gibi kalabalık ortamları kaldırmıyor. Odama gidip dinleneyim.”

Hafifçe başımı sallarken Merve de sırıtarak yanıma oturmuştu.

“Saadet ablayla baya iyi kanka oldunuz sanki.”

Gülümsedim.

“İnanır mısın, bilmiyorum ama Saadet abla kendisine karşı olan ön yargılarımı her konuştuğumuzda yıktı.”

Merve, asıl konuya dönmek ister gibi tereddütle gözlerime baktı.

“İyi misin?”

İyiyim diyemezdim , bakışlarımı kaçırdım.

“Nasıl öğrendin?”

Sıkıntılı bir nefes bıraktı.

“Kafeteryayı topluyorduk, Can'ın telefonu çaldı. Yan yana olduğumuz için Rüzgar'ın aradığını gördüm. Sonra Can elindeki tabakları bırakıp Rüzgar'ın yanına gitmesi gerektiğini söyledi. Israrlarım sonucu durumu öğrendim.”

Demek Rüzgar benden ayrıldıktan sonra Can'ı aramıştı. Hiç üzülmüş müydü?

“Yanıma geldiğin için teşekkür ederim ama neden benim yanıma geldin Merve? Rüzgarla daha eski arkadaşsınız.”

Güldü.

“Dostluğumun süresi kimin yanına gitmek istediğimi benim seçmeyeceğim anlamına gelmez. Ayrıca ilişkiler konusunda erkekler çok aptallar ve kadın dayanışması denen bir şey var.”

Yüzünde samimi bir gülümseme vardı, aynısı benim yüzümde de oluştu. Ne yazık ki uzun sürmedi , dudaklarım burkuldu.

“Duygularımla oynadı.”

Merve iç çekti.

“Onu savunabilecek herhangi bir durum yok ama inan bende anlamıyorum. Bu hiç mantıklı değil, o her zaman aldığı kararın arkasında duran bir insandır. Dün yaşadıklarınızdan sonra böyle bir karar alması ona çok zıt.”

Sıkıntılı bir nefes bıraktım.

“Bir an için her şeyin güzel olacağına inanmıştım. En kötü yanı ne biliyor musun?”

Merve'nin yüzü endişeliydi.

“Ne?”

Mavi gözlerine baktım.

“Ben ona sahiden inandım.”

Onunla olacağıma inandım.

Birlikte çok mutlu olacağımıza inandım.

Merve'nin hüzünlü gözlerinden bakışlarımı ayırırken telefonum çalmaya başladı. Telefona bakarken ofladım, şuan annemle konuşmak için hiç moralim yoktu. Ne yazık ki açmazsam daha çok sinirleneceğini geçen geceden deneyimlediğim için açmak zorundaydım.

“Annem arıyor, bekler misin?”

Merve, hafifçe başını salladığında pastanenin çıkışına doğru ilerlemeye başladım. Annem eğer yine beni azarlamaya başlarsa Merve'nin duymasını istemiyordum.

Hep en kötü zamanda aramayı nasıl başarıyordu bilmiyordum ama bu gün daha fazla üzerime gelmemesini umuyordum. Tartışmak istemiyordum, bir an önce söyleyeceklerini dinleyip konuşmayı bitirmek istiyordum.

Sıkıntılı bir nefes bırakıp halâ çalmaya devam eden telefonumu açtım.

“Efendim anne.”

Ses tonum belirsizdi, hiçbir duygumu ele vermemişti.

“Güneş biz yola çıktık, en geç yarın öğlen orada oluruz.”

Şaşırmamıştım, o geceki konuşmamızda gelip beni alacağını söylemişti.

Sadece biraz daha zamanım olmasını isterdim. Ne için? Kim için?

Burada kalmak istemek için bir sebebim kalmış mıydı?

“Tamam.”

Ne kadar duygusuz bir kabullenişti , bu bir vazgeçişti. Annemden bir kaç dakika cevap alamayınca bu durum için tartışmamamıza şaşırdığını anladım. Doğrusu bir tartışmayı bile kaldıracak gücüm kalmamıştı.

Ayrıca ne için tartışacaktım?

Sessizliği bozdu.

“Babanda yanımda birlikte geliyoruz.”

Belli ki ikisi de bir kaç günlüğüne işlerine ara vermişti. Uzun yolculuklarda genelde arabayı babam kullanırdı. Gece olduğu ve yollar kıvrımlı olduğu için babamla buraya biz gelirken olduğu gibi muhtemelen aralıklı molalar vererek geleceklerdi.

“Anladım, dikkatli gelin.”

Bir duygusuz cevap daha vermiştim.

Arkadan babamın sesini duydum.

“Orada görüşürüz.”

Derin bir nefes aldım.

“Görüşürüz.”

Bir kaç saniye sessizce bekledim. Ne ben ne de onlar konuştu. Telefonu yavaşça kapadım ve pastaneye döndüm.

“Güneş , betin benzin atmış. Bir şey mi oldu?”

Boğazımda oluşan yumruyu göndermek isteyerek yutkundum.

“Gidiyorum.”

Sesim titremişti , nasıl bu kadar ağır gelmişti?

Merve'nin huzursuzca kaşları çatıldı.

“Pembe gecesini organize ederken Saadet abla annenin gelip seni almak istediğini söylemişti. Durumu biliyorduk ama bu kadar hızlı olmasaydı keşke. Bize kızma olur mu? Söylemedik çünkü o geceyi çok güzel geçir istedik.”

Demek biliyorlardı, o yüzden o gece bir gariptiler. Kızamadım, sadece mutlu olmamı istemişlerdi. Aslında pembe gecesi değil, ben farkında olmadan bir veda gecesi gibi...

“Rüzgar da mı biliyordu?”

Başını salladı.

“Biliyordu.”

İç çektim. Bu demek oluyordu ki organizasyonu hazırlarken benimle dans etmeden bir kaç saat önce gideceğimi zaten öğrenmişti.

Aslında benimle ilgili bu bilgiyi , yani gideceğimi en geç öğrenen bendim.

Gideceğimi bile bile beni sevdiğini söylemişti.

Gideceğimi bile bile beni öpmüştü.

Gideceğimi bile bile umut vermişti.

Benden ayrılmasının sebebi gidecek olmam olamazdı değil mi? Başka bir şeyler olmalıydı.

“Merve, Rüzgar bana bir ilişkiye uygun değilim dedi. Beni tanıdığını kendime yüklenmemem gerektiğini söyledi.”

Merve sessizce beni dinliyordu.

“Bir yandan ondan nefret etmek istiyorum ama bana destek olduğu anlar aklıma gelirken içim burkuluyor.”

Merve omzumu okşadı.

“Rüzgar’ın da dediği gibi kendine yükleneceğin bir durum olmadığına eminim. Sadece inan bende neler olduğunu anlamıyorum. Onun bir ilişkiden kaçan bir insan olacağı aklıma gelmezdi.”

Derin bir nefes bıraktım.

“Sanırım her şey buraya kadarmış.”

Merve'nin mavi gözleri hüzünlendi.

“Rüzgarla konuşmadan mı gideceksin?”

Dudağım titredi.

“Böyle bitsin istemezdim.”

Saadet abla başarabilirsin demişti ama biliyordum başaramayacaktım. Gidiyordum ve her şey bitmişti.

Merve'nin bana sıkıca sarılmasıyla ona karşılık verdim. Kendimi durduramıyordum, ağlamak hiç bu kadar canımı yakmamıştı. Ne çabuk umutlanmıştım, birlikte çok mutlu olacağımızı sanmıştım. Bu bile hayata karşı ne kadar acemi olduğumu gösteriyordu.

Uzun süre iyi kalplere hasret kalmıştım.

Bu otelde ise gerçekten iyi kalplerle tanışmıştım, içlerinden birine tutulmuş ve o kalp tarafından vurulmuştum.

Gerçek arkadaşlığı bana hissettirdiği için Merve'ye teşekkür etmek istedim ama göz yaşlarım arasında diyebildiğim tek şeyi söyledim.

“Böyle bitsin istemedim...”

 

 

Bölüm : 20.08.2025 17:18 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...