
“Duygular bir yemeğin sosları gibiydi ve bazı soslar birbirine karıştığında ayırt edilemez hale gelirlerdi. Aşk bir sos çeşidiyse en keskiniydi. Duygularından kaçanlar bu sosu denemezdi.”
Alaycı bir sesle “Güneş” dedi.
Derin bir iç çekerken ikinci ismimi söylemenin pişmanlığını yaşıyordum.
“Efendim Rüzgar.”
Neşeyle bana bakan çocuğa karşı kaşlarımı çattım , onu bu kadar eğlendiren de neydi?
Yan bir bakış attıktan sonra elini beline koydu.
“Otelimize hoşgeldin Güneş. Umarım buradaki iş deneyiminden memnun kalırsın.”
İsmimi cümle içinde kullanmaya devam ederken ses tonuyla vurguluyordu.
Tereddütle gözlerine bakarken bir saat önce arabada buraya tatile geldiğimi sandığım an gözlerimin önünden silinip gitti. Bir gün içinde bu kadarı çok fazlaydı.
“ Rüzgar hiç hoş bulmadım. “Bana yaptığı gibi gıcıklığına ses tonumla ismini vurguladığımda yüzünü buruştururken hafifçe başını eğdi.
“Böyle bir yaz günü için fazla agresifsin. Grevi de bıraktığına göre hadi gel de öğle yemeği saati bitmeden seni kafeteryaya götüreyim.
Ben daha bir şey diyemeden önüme geçip ilerlemeye başladığında teslim olmuş bir şekilde onu takip ettim. Uzun bir araba yolculuğu olmuştu ve otellerin yemeklerinin çok lezzetli olduğunu biliyordum.
Açtım ve böyle bir krizi biraz bile olsa fırsata dönüştürebilmeyi diliyordum.
Evet , babam beni bir otelin önüne bırakıp gittiyse , annem cüzdanımı benim haberim yokken eve dönemeyeyim diye aldıysa yada zorla bu otelde çalışmak üzere bırakıldıysam ne olmuştu yani?
Dünyanın sonu değildi sonuçta!
Durumu düşündükçe sinirlerim bozuluyordu ve şuan kahkaha atsam önümde yürüyen ve beni daha ilk gördüğünde “kaçık” olduğumu iddia eden Rüzgar’ı haklı çıkarmak istemiyordum.
Zaten her şeye gülen bir tipe benziyordu , sanki gülmeye komutlanmış bir oyuncak gibiydi. Tekrar bana döndüğünde derin bir nefes verdim.
“Güneş Rüzgarı isimli bir otelde Güneş ve Rüzgar isimli iki insanın tanışma olasılığı yüzde kaçtır?”
Şaşkınlıkla ona baktığımda cevabı gerçekten merak ettiğini fark ettim. Ela gözlerin ne düşündüğünü anlamak zordu ve Rüzgar’ın şımarık mı yoksa tam tersi saf bir tip mi olduğunu anlayamaz kafamı karıştırmıştı. Bazı davranışları ve şuan bana bakan gözleri neden sevimli gelmişti ki?
Saçmalıyordum , kesinlikle saçmalıyordum. Gözlerimi kaçırırken sıkıntılı bir nefes verdim.
“Matematiğim kötüdür, o yüzden cevabı kendin bulman gerekecek.”
Rüzgar yalancıktan üzülmüş gibi yaparken yüzümde istemediğim bir tebessüm oluştu.
“Benim de matematiğim kötü , belliki bu sorunun cevabını asla öğrenemeyeceğiz.”
Yüzümde bir kez daha belirmek uzere olan gülümsemeyi engelledim. Cevap vermediğimi gören Rüzgar önüme geçti ve yürümeye devam etti. Kafeteryanın önünde durup yanına gelmemi beklediğinde hızlıca yanına geçtim. Daha yeni geldiğim için ortamdan biraz çekinsem de kafeteryada ki karmaşanın arasında hiç dikkat çekmeyeceğimi anlayarak rahatladım.
Rüzgar otel sahibiymiş gibi bir tavırla yiyecekleri tanıtmaya başladı.
“Şurada gördüklerin soslu makarna çeşitleri , burada ise İngilizlerin anlamadığım şekilde favorisi olan kuru fasulye bulunmakta , onun yanındaki italyan usulü lazanya...”
Arabadan indiğimden beri sinirli olan ruh halim bir anda yok olup gitmişti. Kendimi engelleyemeyerek Rüzgar’ın dediklerine gülerken bulduğumda onunda bana bakarak gülümsediğini fark ettim.
“Bildiğim kadarıyla sen bir turist rehberi değilsin, olsan bile tanıtman gerekenler tarihi yerler olmalı. Burada bana kuru fasulye , pilavı tanıtırken zaman harcama.”
Söylediklerime karşı eğlendiğini belli edecek şekilde sırıttı.
“Haklısın mesleki yeteneğimi senin gibi bir turistte harcamamalıyım.”
Eline bir tabak alırken diğerini de bana uzattı.
Elimdeki tabağı tutarken kararsızlıkla yemeklerin üzerinde göz gezdirdim. Çok çeşit vardı ve hayatımda çoğu zaman olduğu gibi burada da kararsız kalmıştım.
Kararsız gözlerimi yanımdaki ela gözlere çevirdim.
“Önerdiğin bir yemek var mı?”
Kaşlarını havaya kaldırırken sırt.
“Demek agresif kızımız benden öneri istiyor.”
Kaşlarım çatıldı.
“Ben agresif değilim.”
Bilmiş bir şekilde baktı.
“O kadar ilginç yiyeceğin arasında tabağın hâlâ boş. Bu kadar kararsız kalacak ne var?”
“Yani?”
Gözünü önümüzdeki yiyeceklerde gezdirdi.
“Yeni bir şeyler denemeye ne dersin? Gerçi yeniliklere açık birine benzemiyorsun.”
Neden bilmiyorum bu cümlesine karşı çıkmak istemiştim.
“Yooo! Ben gayette yeniliklere açığım.”
Tek kaşı havaya kalktı.
“O zaman bunu kanıtla!”
Çaprazımda duran otlu tuhaf şeyden tabağıma doldurduğumda eğlenen bakışlarla yanımdan geçti ve kendi tabağına biraz köfte ve soslu makarna doldurdu.
“Sen az önce bana yeniliklere açık değil mi demiştin?”
Gülerken boşalan masalardan birini işaret etti ve diğer eline aldığı soslarla ilerlemeye başladı.
“Bu kadar çabuk gaza gelen biri olduğunu düşünmemiştim.”
Arkasından masaya geçerken mağlup olmuş bir şekilde tabağıma baktım. Sahiden ben onun sözü yüzünden bu tuhaf şeyi tabağıma doldurmuşken o şimdi makarna ve köfte mi yiyecekti?
Masaya oturduğumuz da tanımadığım biriyle yemek yeme düşüncesiyle biraz gerilmiştim. Ona bakmadan çatalımı alıp tabağa daldırırken çatalın battığı tuhaf şeyi çekiştirdim. Bir dakika bu bir kol muydu?
Dehşetle başımı tabağımdan kaldırırken Rüzgar kahkaha attı.
“Yeniliklere açık olmaktan bahsetmişken ahtapot salatası yemen gerektiğini söylememiştim.”
Tabağı önümden ittirirken sinirle ela gözlerine baktım. Henüz tabağına hiç dokunmadığını fark etmemle önüme çektim.
Şaşkınlıkla bana bakarken tabağındaki köftelerden birini çoktan ısırmıştım. Kendi tabağımı ona doğru iterken neden çirkefleştifimi anlayamamıştım, kesinlikle bu çocuk sinirlerimle oynuyordu.
“Yeniliklere açık olmaktan bahsetmişken biraz ahtapot ye.”
Sinirle söylediğim cümleye içten içe şaşkındım. Normalde tanımadığım insanlardan çekinen ben , Rüzgar’ın önündeki tabağı çekmiştim. Neler oluyordu bana?
Yüzünde imalı bir gülüş belirdi.
“Demek böyle oynamak istiyorsun.”
Önümdeki tabağı çekip köftelerden birini çatalına batırdı. Önünden tekrar çekmeye kalktığımda o’da tabağın diğer ucundan çekiştirmekteydi.
İşte tam bu sırada olanlar oldu. Tabak yere uçarken içindeki köfte ve soslu makarna tam da masamızın önüne gelmiş olan çocuğun yüzüne yapıştı.
Hayretle çocuğa bakarken kulaklarımda bir kızın kahkaha sesleri yankılanıyordu. Dalgalı kahve saçların arasında parlayan mavi gözlerle oldukça güzel gözüken kız yüzünde makarna ve sos lekeleri olan çocuğun arkasından çıktı.
Panikle ayağa kalkarken masadaki peçeteleri çocuğa uzattım.
“Çok özür dilerim. Hepsi karşımdaki şu tuhaf tip yüzünden oldu.”
Mavi gözlü kız sırıtarak elini çocuğun omzuna attı.
“Hiç üzülme. Can , böyle soslu da bir havalı oldun. Hem sahne ismini de bulmuş olduk. Can Soslu!”
Kız içten bir kahkaha daha atarken isminin Can olduğunu öğrendiğim çocuk elimdeki peçeteleri alıp yüzünü temizlemeye çalıştı. Bu sırada yanındaki kıza ters bir bakış atmayı ihmal etmedi.
Kafamı Can’dan karşımda oturan Rüzgar’a çevirdiğimde Rüzgar’ın ela gözlerinin kısıldığını fark ettim.
“Sen bana tuhaf tip mi dedin?”
Alınmış mıydı? Cevap vermek için ağzımı açmamla kapatmam bir oldu. Masanın altından çıkardığı elindeki ketçabı bana doğrulttuğunda artık kaçmak için çok geçti.
Suratıma sıkılan ketçapla olduğum yerde donup kaldım.
Rüzgar elindeki ketçabı bana tutmaya devam ederken şaşkınlığımı atlatıp mayoneze uzandım. Sinirle kavradığım mayonezi ona doğrulturken bağırdım.
“Sende bana kaçık demiştin!”
Bazı turistlerin bize baktığını fark etsem de çoğu yabancı olduğu için ne dediğimi anlamadıklarını düşünüyordum.
Rüzgar kaçmaya çalışsa da püsküren mayonez kahve saçlarına ulaşmıştı. Bir an olsun durmadan saçlarını mayonezle kaplarken yanımdaki mavi gözlü kızın kahkahaları bana eşlik ediyordu.
“Sanki haksız değilmiş.”
Kızın sesini duymamla utançla mayonezi elimden bırakırken kıza açıklamak yapmak ve kendimi aklamak için konuşmak istedim.
O an Rüzgarın ela gözlerindeki hırsı fark ettim. Yüzüme bir öncekinden daha fazla ketçap sıkılırken aramızdan bir el geçti.
Can masadaki hardala ulaşmasıyla hardalı mavi gözlü kıza fışkırtırken Rüzgarla aynı anda durduk. Mavi gözlü kız saçlarına bulaşan hardalla birlikte kahkaha atmayı bırakmış ve şaşkınlıkla olduğu yerde kalmıştı.
Kız elimdeki mayonezi aldığında Rüzgar’ın elinin de boş kaldığını fark ettim.
Kız mayonez ve ketçabı aynı anda hırsla Can’a sıkmaya başladığında hayretle olanları izliyordum. Gülmeye başladığımda Rüzgar’ın da bana eşlik ettiğini fark ettim.
Bir dakika içinde Can’ın yüzü ve tişörtü görülemeyecek kadar mayonez ve ketçaba bulanırken Rüzgarla aynı anda kalkıp kızın elinden hızla mayonez ve ketçabı aldık.
Kızı sakinleşmesi için kollarından tutup sandalyeye oturturken az önce sinirlenen kişi o değil gibi , bir kez daha kahkaha atmaya başladı. Bu sırada Can gözlerindeki mayonezi siliyordu.
Rüzgar hardalı Can’ın elinden aldı ve muhtemelen bitmiş olan mayonez ve ketçapla birlikte çöpe attı. Can yüzünü silmeye çalışırken sinirle yanımda oturan kıza bakıyordu.
“Merve sadece şaka yapmak istemiştim , niye hemen sinirleniyorsun yaa?”
Kız gözlerini kıstı.
“Ben böyleyim Can , ayrıca ilk kafama hardal sıkan sen değil miydin?”
Can , canından bezmiş gibi iç çekerken saçıma bulaşan ketçabı elimle temizlemeye çalışıyordum, bu sırada Rüzgar’ın öfkeli bakışlarıyla karşılaştım.
“Neden öyle bakıyorsun? Yüzüme ketçap sıkmasaydın bu hale gelmezdik.”
Hayretle bana baktı.
“Bir kere önümdeki tabağı çektin ve Can’ın ‘Soslu Can’ olmasına sen sebep oldun.”
Merve duyduğu cümleyle bir kez daha gülmeye başlarken kaşlarım çatıldı.
“Bana yeni şeyler denememi söylediğinde tabağıma doldurduğum şeyin ahtapot salatası olduğunu söyleyebilirdin.”
Bana doğru bir adım attı.
“Onun ahtapot olduğunu bilecek yaşta olduğunu düşünüyordum.”
Aslına bakarsanız ona sinirli değildim. Hatta şu saçma âna karşı Merve gibi gülmeye başlayabilirdim. Rüzgar’ın sinirli olmadığının da farkındaydım, sadece üste çıkmak için cevap veriyordu.
Ağzımı açtığımda söyleyebilecek bir şeyim kalmadığını hissettim , karşımdaki yeşile kayan ela gözlere karşı donup kalmıştım.
Gözlerinin hoş gözüktüğünü kapının önünde onu ilk gördüğümde kabul etmiştim ama tuhaf bir yanı vardı. Gözlerine anlamsız bir şekilde bakmaya devam etmek istiyordum. Biraz daha bakmamın tuhaf kaçacağını anlarken hızla başımı çevirdim.
Bu sırada Merve’nin ilgiyle beni incelediğini fark ettim. Yerinden kalktı ve yanıma gelirken Rüzgar’a doğru baktı.
“Az önceki yaşanan saçmalığı unutup yeni bir başlangıç yapalım. Bu konuşmayı yüzümde hardal yokmuş gibi yapmak istiyorum. Bu yüzden senden de aynı profesyonel davranışı bekliyorum.”
Kızın ciddiyetine karşı yavaşça başımı salladım. O ise konuşmaya devam etti.
“Merhaba , ben Merve. Senin ismin nedir?”
Uzattığı eline karşı ismimi söylemekte tereddüt ettim. Salih Bey’e ikinci ismimi söylemiştim ve sanırım “Güneş” olmaya devam etmek istiyordum.
“İsmim Güneş.”
Merve ismimi duyduğunda başta şaşırsada yüzüne bir tebessüm yayıldı.
Yanımızdaki Can yüzünü silmeyi bırakıp Rüzgar’ı işaret ederek gülmeye başladı.
“Sen Güneş , o Rüzgar. Bende Bulut.”
Can neşeyle gülmeye devam ederken Merve göz devirip ona yan bir bakış attı.
“Can , esprilerin komik değil.”
Can, bir çocuk misali yüzünü buruşturdu.
“Sen ne anlarsın espriden. Rüzgar , komikti değil mi?”
Herkesin gözleri Rüzgar’a dönerken Rüzgar mayonezli saçlarıyla uğraşmaktaydı. Can’ın kendisine umutla baktığını fark ettiğinde başta afallasa da başını salladı ve hızla konuyu değiştirdi.
Galiba komik olmadığını söyleyip Can’ı sinirlendirmek istememişti.
“Sahi siz bu gün mutfakta görevli değil miydiniz?”
Merve, Rüzgar’a bakarken gülümsedi.
“Salih Bey , yeni bir misafirimiz olduğunu söyledi ve seninle birlikte ona öğle yemeğinde eşlik etmemizi istedi.”
Can , Merve’yi onaylayarak başını sallarken Rüzgar’ın yanına geçti.
“Misafirin yabancılık çekmesini istemiyormuş , yalnız bırakmayın dedi.”
Merve , Can’ın cümlelerine ekleme yapmak istercesine tek kaşını havaya kaldırdı.
“Siz ikinizin yanyana kalmamasını istememişte olabilir. Şu halinize bir bakın.”
Az önce Can’ın üzerine bütün sosları boşaltan kendisi değilmiş gibi konuşmasına şaşırırken Rüzgar’da aynı şeyleri düşünüyormuş gibi ağzını açtı. Bu sırada Can , Rüzgar’ın ağzını kapadı.
“Kanka , kendini savunmayı deneme bile yoksa bir sonraki hedefi sen olursun.”
Merve duyduğu cümleden sonra zevkle bir kez daha güldü. Can’ın kendisinden korkmasından memnun olmuştu. Gözü kara ve biraz da çılgın bir kıza benziyordu.
Öte yandan Rüzgar’ın kafasına boşalttığım mayonezi düşününce benimde birazcık çılgın olduğumu içten içe kabul etmem gerekirdi.
Bu sırada Merve elini omzuma attı.
“Tanıştığımıza memnun oldum Güneş. Umarım güzel bir yaz geçirirsin. Eğer Rüzgar seninle uğraşmaya çalışırsa haber ver demek isterdim ama gördüğüm kadarıyla Mayonezli Rüzgar’a karşı gayet iyi bir mücadele veriyorsun.”
Rüzgar çocuk gibi kollarını birbirine sararken Merve’ye güldüm. İçten ve açık sözlü bir kız olduğu her halinden anlaşılıyordu. Can karnını ovalarken masadaki ahtapot salatasını yanımızdan geçen Japon bir aileye uzattı.
“Şimdi gerçek bir öğle yemeği yiyebilir miyiz?”
Can’ın sorusuna karşı Merve ve Rüzgar’a baktım. İkisi de aynı anda onayladığın da köşedeki tezgahtan temiz tabaklar aldık. Bu sefer tabağımı aşina olduğum lezzetlerle doldurduğumda gidip yanlarına oturdum.
Rüzgar’ın saçlarında neredeyse bir kavanoz mayonez , Can’ın yüzünün her yerinde sos varken ve Merve’nin alnının hardaldan sapsarı olduğunu görürken kendi saçlarımdaki ketçapları yok saymaya çalıştım
. Sanki az önce birbirimize sos sıkan biz değilmişiz gibi dostluk içinde öğle yemeği yemeye başlamıştık.
Arada Rüzgar’ın bana baktığını hissetsem de başımı tabağımdan kaldıramıyordum. Bir kaç dakikalık sessizliğin ardından Merve’nin cümlesiyle bakışlar bana döndü.
“Otelin ismiyle bu kadar uyumlu olmanız ilginç. Bu hayatın tuhaf bir tesadüfü olsa gerek.”
Utançla başımı tabağıma eğerken burada tanıdığım herkesin isim benzerliğimizden bahsedeceğini anlamıştım. Bu durumdan rahatsız olduğumu fark eden Merve başka bir konuya geçti.
“Güneş evin buraya yakın mı?”
Çatalımdaki tavuğu ağzımı atarken başımı hayır anlamında salladım.
“İstanbul’da yaşıyorum.”
Yani ebeveynlerim beni buraya bırakıp kaçmadan önce orada yaşardım, diye içimden geçirirken gerginlikle gözlerimi tabağıma çevirdim
Onların durumumu bilmesine gerek yoktu , dalga geçerlerdi. Daha tanımadığım bu insanlara karşı hakkımda bilgi vermek istemiyordum.
Can sosislisini ısırmadan önce konuştu.
“İstanbul da çalışacak otel kalmadı mı?”
Sorusuna karşılık şaşkınlıkla ona bakarken ne diyeceğimi bilememiştim. Aslında sorusunda oldukça haklıydı. Madem ailem beni zorla otelde çalıştıracaktı , bari evime yakın olsaydı.
Öte yandan İstanbul’da işe gitmeyeceğimden gitsem bile eve geri kaçacağımdan emindiler çünkü bir kaç haftadır çalışmak hakkında söyledikleri her şeyi reddediyordum.
Yine de bu kızını tanımadığı bir şehirde -Marmariste- bir otele bırakıp kaçmayı haklı çıkarmazdı.
Merve elini omzuma koyarken Can’a sert bir bakış attı.
“Sen Can’ın dediklerini boşver , sadece şaka yapıyor. Kendisi yeni tanıştığı insanlarla nasıl konuşulacağını bilmeyen biri. İçten içe iyi biri sayılır ama konuşma konusunda kaba olabiliyor.”
Can sinirle araya girdi.
“Merve , ben burdayım farkında mısın?”
Merve zevkle gülümsedi.
Can, Merve’nin söylediklerinden sonra mahçup olmuş bir şekilde bana baktığında sorun olmadığını söyledim. Bu sırada Rüzgar’ın konuşmadan beni izlediğini görmemle bakışlarımı kaçırdım.
Merve’nin telefonunun çalmasıyla konu dağıldı. Merve isteksiz bir şekilde aramayı cevaplarken merakla yüzünü izliyordum. Mavi gözleri gerçekten çok hoş gözüküyor , kahve dalgalı saçlarını sanki tamamlıyordu. Merve telefonu kapatırken ayağa kalktı.
“Temizlik için Can ve beni mutfağa çağırıyorlar, biz yokken bir yemek savaşı daha çıkarmayın. Eğer öyle bir şey yaparsanız siz toplarsınız ona göre.”
Merve’nin cümlesinden sonra bir komut almış gibi başımı salladım. Tuhaf bir şekilde otoritesini herkese yansıtabiliyordu.
Can sosislisinin son parçasını ağzına atarken oflayarak Merve’ye baktı.
“Bir beste üzerinde çalışıyorum, beni bu günlük mutfakta idare etsen olmaz mı?”
Merve’nin kaşları çatıldı.
“Ben bütün işleri yaparken sen oturup gitar mı çalacaksın? Kesinlikle olmaz!”
Can , bize “Beni kurtarın.” Bakışları atarken çaresizce Merve’nin peşinden gitti.
Ben ise merakla Rüzgar’a döndüm.
“Beste mi yapıyor?”
Ağzındaki lokmayı yutarken cevap verdi.
“Evet , konservatuarda ki ikinci senesine hazırlanıyor.”
İlgiyle başımı salladım.
“Kendi sevdiğin şeyi okumak çok güzel olsa gerek. Ayrıca gitar çalan insanlar çok havalı.”
Yüzünde bilmiş bir gülümseme oluştu.
“Ben de çalabiliyorum.”
Tek kaşım havaya kalktı.
“Sen hariç havalılar.”
Gülmeye başladığımda trip atarak bana bakmadan yemeğini yemeye devam etti.
“Öyle olsun.”
Alınmış rolü yapsa da alınmadığı belliydi. Tuhaf bir şekilde onunla uğraşmak beni eğlendirmeye başlamıştı.
Rüzgar’a kaçamak bir bakış attıktan sonra bir kaç dakikalık sessizliğin ardından tabağımı bitirdim. O ise hâlâ yemeye devam ediyordu , çok yediğinden değil de yavaş yediği içindi.
Kendisini izlediğimi fark ettiğinde saçlarını işaret ederek güldü.
“Senin yüzünden bitlenmem inşallah.”
Saçlarına doğru bir bakış attığımda bunun garantisini veremeyeceğimi anladım. Alnına düşen kısa dalgalı saçlarının her yanında yağlı yağlı parlayan mayonezler vardı. Peçeteyle silmeye çalışmasının hiçbir faydası yoktu.
“Yani bir an önce saçlarını şampuanlasan iyi olur çünkü bitlenmeye çok müsait gözüküyorsun.”
Cümlemden sonra içten bir kahkaha attı , pek kızmışa benzemiyordu.
Tabağındaki son lokmayı ağzına atarken ayağa kalktı. Kafeteryadan çıkarken onu takip ediyordum.
“Ben ciddiyim , güzel saçlarını kurtarmak istiyorsan git ve iyice yıka.”
Bahçede bana doğru dönmesiyle tökezledim.
“Demek güzel saçlarımı kurtarmalıyım. Saçlarım için endişelenmişe benziyorsun.”
Şaşkınlıkla ona bakarken cevap vermeden önüne geçtim.
“Saçların için endişelenseydim kafana bir kavonoz mayonez boşaltmazdım.”
Arkamda duyduğum kahkahaya karşılık yanaklarım kızarmıştı. Doğrusu saçlarını sahiden güzel buluyordum ve benim yüzümden bitlenmesini istemezdim ama bunu ona itiraf edecek değildim.
Cebimden çıkardığım kartın üzerinde -oda88- yazıyordu. Acaba kaçıncı katta diye içimden geçirirken Rüzgar tekrar önüme geçti. Otelin içine girdiğimizde asansörün düğmesine basarak bana baktı.
“Odan üçüncü katta , koridorun sonunda.
Gözlerine bakarken tebessüm ettim.
“Teşekkür ederim Mayonezli Rüzgar.”
Asansörün kapısının açılmasıyla bindiğimde son gördüğüm Rüzgâr’ın yüzündeki şapşal gülümsemeydi.
“Akşam görüşürüz Ketçaplı Güneş.”
Asansör yukarıya çıkarken yüzümde anlam veremediğim gülümsemeyle boş boş asansörün duvarlarına bakıyordum.
Deliriyor muydum? Yoksa... Cümlenin devamını getirmek istemedim. Derin bir nefes aldım ve asansörden indim. Bir an önce bu otelden kurtulmam gerekiyordu...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 621 Okunma |
270 Oy |
0 Takip |
24 Bölümlü Kitap |