7. Bölüm

6.Bölüm: Huzursuz Ateş Böceği

Rabia
rabia_88

“Heves kırmak ne kadar kolaydı? Yorum yaparken hayallerinizin yıkılmasına sebep olanlar siz kararsızlıkların arasında kaybolurken sesinizi duymak yerine kulaklık takardı.”

Odama girmemle soğuk suyla yüzümü iyice yıkadım. Üzerime rahat bir şeyler geçirip odanın içindeki buz dolabından aldığım soğuk suyu kana kana içerken ağlamamaya çalışıyordum. Su içerken ağlayamazdım ama sonsuza kadar su içemezdim. Kendimi çok çaresiz hissederken yatağa oturdum.

Ben burada tek başıma ne yapacaktım?

Telefonumu cebimden çıkarırken umutsuz vaka gibi hissediyordum. Annemi aradığımda telefonun çalmaya devam etmesini dinledim.

AÇMIYORDU.

Kendi kızının telefonlarından daha ne kadar kaçacaktı. Babamı aramaya değmezdi , annem açmıyorsa babam hiç açmazdı.

Anneme mesaj gönderirken ellerim titriyordu.

“Otele bırakıp kaçtığınız bir kızınız var. Hatırladın mı? Eğer bir kızın olduğu aklıma gelirse ara.”

Sinirle yazdığım mesajı gönderirken yaşlar gözlerimden boşalıyordu. Akıllarınca beni cezalandırdıklarını biliyordum ama bu kadarı ağır geliyordu. Evde yediğim bunca azardan sonra değersiz bir eşya gibi otel önüne bırakıp kaçılan biri olmak ruhuma fazlaydı.

En kötüsü de hayatım boyunca ne yapmak istediğimi bilmememdi , kararsızlıklarım yolumu bulmamı engelliyordu.

Yapabileceğim tek şey gözlerimi yumup bir süre uyumaktı. Kapım tıklatıldığın da gözlerimi araladım, yataktan kalkmak istemesem de uykulu gözlerle kapıyı açtım. Esmer bir kız elinde tuttuğu poşetle bana bakarken gülümsedi.

“Merhaba beni Saadet Hanım gönderdi. Bunu size vermemi istedi , bir de akşam yemeği servisi için hazırlanmanız gerektiğini söylememi istedi.”

Çekingen olduğu her halinden belli olan kız , göz teması kurmamak için çabalıyordu. Yavaşça poşeti elinden alırken gülümseyip teşekkür ettim. Odaya girmemle poşeti açtığımda tahmin ettiğim gibi bedenime uygun ütülenmiş gömleği ve eteği gördüm. İsimliğim yoktu belli ki henüz hazır değildi , muhtemelen Saadet Hanım hazır olunca onu da gönderirdi.

Üzerimi değiştirip saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptım. İsteksiz bir şekilde kafeteryanın yolunu tutarken Rüzgar’la karşılaşmamayı diliyordum. Yanından ayrılma şeklim pek hoş olmamıştı ve daha dün tanıştığım biri olarak üzerime bu kadar gelme hakkı yoktu.

Arkadaşlarıma dün söylediğim yalanı daha şimdiden biri öğrenmişti, belliki bu yalanı uzun süre devam ettirmeyi beceremeyecektim. Yine de kızlara anlatmayacaktım çünkü kabul etmesem de bir kaç hafta önce onlara karşı olan güvenim kırılmıştı.

İkisinden biri belki de ikisi sakladığım sırrı aileme söylemişti. Onlara kızmak istemesem de bu otel saçmalığına düşmeme sebep olduklarını bilmek içimde kocaman bir öfke tutulmasına sebep oluyordu.

Çekingen adımlarla kafeteryanın içine girdiğimde Merve’yle göz göze geldim. Yanıma gelmesiyle gülümsedi.

“Güneş daha iyi misin? Bu arada iş kostümün baya yakışmış.”

Gülümserken Merve’nin bir kez daha ne kadar içten olduğunu hissettim. Tereddütle çalışanların arasında göz gezdirdim , Rüzgar’ı görmediğim için rahatlayarak Merve’ye baktım.

“Şuan ne yapmam gerekiyor?”

Soruma cevap geldi ama bu cevabı veren Merve değildi.

“Masaların yanına git , müşterilerin ne istediklerini kibarca sor. Aldığın siparişleri mutfağa bildir ve hazırlanan tabakaları hızlı bir şekilde geri getir.”

Rüzgar’ın sesini arkamda duymamla tüylerim ürperdi. Yüzüme bakmadan yanımdan geçip giderken Merve’de bu tavrına şaşırmış gibiydi. Bir kaç garsonla bende masalara yöneldim ve siparişleri almaya koyuldum.

Bu sırada Rüzgar’a bakmamaya çalışıyor, olabildiğince ondan uzak masalarla ilgileniyordum.

Sonunda konuklar yemeklerini yediklerin de ve masaları temizlediğimiz de biz çalışanlar da atıştırabilmiştik.

Mutfağa kirli tabakları bırakırken sabah gördüğüm kadının diğer iki çalışan gibi yorgun bir şekilde tabak yıkadığını gördüm.

“Yardım etmemi ister misiniz?”

Kadın başını çevirdiğin de beni görmesiyle tebessüm etti.

“Teşekkür ederim ama birazdan garsonların pasta servisi yapması gerekiyor , ayrıca gösteriler başlayacak mutfakta kalırsan azar işitirsin.”

Sıkılmış bir şekilde iç çekerken gözlerindeki samimiyeti hissettiğim kadın gülümsedi.

“Yine de teklifin için teşekkür ederim.”

Yüzündeki gülümseme bana geçerken mutfaktan ayrıldım. Gösteri olacağından haberim yoktu , merakla bahçeye çıktım. Lüks otellerin her gece eğlence hizmeti verdiğini biliyordum ama daha önce hiç şahit olmamıştım.

Merve yanıma gelirken aceleyle çaprazımdaki masada duran servis tabaklarını işaret etti. Turuncu ve siyah saçlı iki garson kız daha bize yardım ederken tabaklara pastaları yerleştirdik.

Bahçe ışıl ışıldı, çimlerin güzelce sulandığını burnuma dolan güzel kokusundan anlayabiliyordum. Ortaya yerleştirilen büyük sahne perdeyle kapatılmıştı , merakla bekleyen seyircilerin gözleri sahneden ayrılmıyordu.

Bahçedeki kalabalığa pasta ikram etmeyi zar zor bitirirken derin bir nefes aldım. Çalışmak gerçekten zordu.

Bir pasta sever olarak süslü pastaları dilimleyip bütün konuklara ikram etmişken yiyememiş olmak canımı sıksa da umursamamaya çalıştım.

Sahnenin perdesi aralanırken bir kaç adım arkamda duran Rüzgar’ı görmezden gelmeye çalıştım.

Işıkların arasında beliren sunucu bağırdı.

“İyi Akşamlar sevgili konular. Bu gece nostalji gecesi!”

Büyük bir alkış koparken neşeyle Merve’ye baktım. Doğrusu bu kadar enerjik bir ortamda bulunmak hoşuma gitmişti. Biz de alkışlarken arkadan iki konuk ortaya çıktı.

“Ben Ece Karakum .”

“Ben de Emre Doğan.”

Sunucu mikrofonu onlardan uzaklaştırıp kalabalığa seslendi.

“Hazır mıyız?”

Turistler Türk ailelerden daha heyecanlı gözüküyordu. Heyecanlı bir alkış daha koparken sunucu sahneden ayrıldı ve şarkı başladı.

Neler oluyor hayatta

Bir de şu rüya gerçek olsa, olsa

Sabah olup uyanınca, her şey yine aynı kalsa

İki şarkıcıyı da tanımıyordum ama oldukça iyi söylüyorlardı. Belkide daha yenilerdi ve kendilerini geliştiriyorlardı. Yüzlerinden anladığım kadarıyla işlerini yaparken gerçekten eğleniyorlardı.

O an onlara çok özendiğimi hissettim. Ben de yaparken eğlenebileceğim , mutlu olacağım bir mesleğim olsun istiyordum. Ne istediğimi bilmeden...

En az on tane nostaljik parça soylemelerine rağmen kalabalığın enerjisi hiç bitmemişti , seçilen parçalar oldukça iyiydi ama belliki şarkıcıların süresi dolmuştu. Şarkıcılar bize selam verirken kalabalıkta onları mutlulukla alkışlıyordu.

Gecenin sonlarına geldiğimizi düşünürken sunucu sahneye çıkıp unutulmaz Türk Filmi karelerini ve sanatçıları anarken prejeksiyonla görseller arkasındaki perdede beliriyordu.

Sohbetin büyük kısmı ingilizce ilerliyor ve turistlere anlatılıyordu. Bu yüzden sohbeti çok anlamasam da ünlü sanatçıların ismini ingilizce cümleler arasında duyuyor ve ekrandaki fotoğraflarla nelerden bahsettiğini büyük çoğunlukla tahmin ediyordum.

Benim aksime Merve bütün sohbeti anlıyor ve suncunun yaptığı esprilere konuklarla aynı anda gülüyordu. Göz ucumla Rüzgar’a baktığımda bana dönmesiyle panikle başımı çevirdim.

Sunucunun sohbeti devam ederken biraz önce yanımızdan ayrılan Can , kafeteryadan elinde kocaman bir pastayla çıkıp geldi.

“Salih Bey bizim de pasta yiyebileceğimizi söyledi.”

Pastaya hayranlıkla bakarken yemek için sabırsızlanıyordum. Can pastayı keserken Merve’de tabakaları uzattı. Bütün garsonlar olarak birer dilim pasta yiyebilmenin mutluluğunu yaşıyorduk.

Çatalımı pastaya batırıp bir lokma almamla sahneden bir ses yükseldi.

Sunucu neşeyle mikrofona bağırdı.

“Ufak bir etkinliğimiz olacak. Şimdi çağıracağım iki garson gönüllü oldular. “

Pastamdan bir lokma daha alırken tadının ne kadar harika olduğunu düşünüyordum.

“Güneş ve Rüzgar.”

Boğazıma kaçan pastayla öksürmeye başlarken duyduğuma inanamıyordum. Yanlış duymuş olmalıydım değil mi?

Merve bana gülümserken Can , Rüzgar ve ikimizi itekliyordu.

“Ben hiçbir şeye gönüllü olmadım.”

Sunucu mikrofona bir kez daha bağırdı.

“Ne kadar uyumlu bir çift ismi , otelle de pek uyumlu.”

Yanaklarım yanarken Rüzgar’a baktım, benimle aynı şaşkınlığı yaşıyor gibiydi.

Sunucu içten bir kahkaha attı.

“Garsonlarımızın belliki cesaret alkışına ihtiyacı var , hadi alkışlayın da sahneye çıksınlar.”

Çaresiz gözlerle yardım isteyerek Merve’ye baktım ama Merve’de seyirciler gibi bizi alkışlamaya başlamıştı.

“Eğer çıkmazsak bu uyuz sunucu ısrar etmeye devam edecek. Hadi yapalım.”

Rüzgar kulağıma fısıldadığı cümlelerin ardından elimi tuttu. Kalbim panikle çarparken Rüzgar sunucuya dövecekmiş gibi bakışlar atıyordu. Durumun içine dahil olmasam gülebilirdim.

Hadi yapalım demişti ama ne yapacaktık ki?!

Sahneye çıktığımızda dizlerim titriyor, kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Elimi Rüzgar’ın elinden çekerken herkesin gözünün üzerimde olması ürkütücüydü

Sunucunun elinde tuttuğu ışıklı şeyi başıma takmasıyla seyircilerden bir alkış daha yükseldi.

Bir dakika bu ışıklı bir antendi!

“Şimdi bize ‘Gençlik Başımda Duman’ parçasıyla o eskilerdeki klibi canlandıracaksınız.”

Yanaklarım kızarırken sunucu kalabalığa bağırdı.

“Ağaç olmak isteyen var mı?”

Merve’nin Can’ı ittirdiğini görmemle Can neşeyle el kaldırdı. Can’ın sahneye çıkmasıyla bir alkış daha koparken sunucu kumaştan yapılmış tek parçalık ağaç kostümünü kafasından geçirmesine yardım etti.

Sunucu bana dönerken başımdaki ışıklı antenlerin her hareket ettiğimde sallandığını fark ettim.

Neşeyle güldüğünde göbeği hoplayan gıcık sunucu bağırdı.

“Hadi şarkı başlasın.”

Dehşet içinde kalabalığa bakarken müzik başladı.

Aşk bahçemi süsleyen inci çiçeğim misin?

Aşk bahçemi süsleyen inci çiçeğim misin?

Rüzgar’ın gergin yüzü yumuşarken muzip bir tebessüm yerleşti, bana cesaret vermek ister gibiydi. Gülümsemesi gerginliğimi götürürken kalabalığın gürültüsünden sesini anlamasam da dudaklarını okudum.

“Kaç!”

Haylazca ışıldayan ela gözleri gördüğümde kaçmaktan başka çarem olmadığını anlamıştım.

Gecemi aydınlatan, ateş böceğim misin?

Gecemi aydınlatan, ateş böceğim misin?

Sahne de peşimde Rüzgar bir tur koşarken beni bu duruma sokan her kimse ona içimden güzelce sövüyordum.

İkinci turun sonunda ağacın daha doğrusu Can’ın arkasına geçtim , ritmik bir şekilde ağacın ( Can’ın ) arkasından başımı uzatırken Rüzgar da sağ tarafında başını uzatıp çekiyordu , yer değiştirdiğimiz de bu saçmalığın ne kadar devam edeceğini bilmiyordum.

Ağaç Can bize gülerken yanlışlıkla ayağına basmamla bir adım gerilerken Rüzgarla göz göze gelmeme sebep oldu, ela gözlerden biri kırpılırken yanaklarım yanıyordu.

Gülmeye başladığımda sunucu heyecanla mikrofona bağırdı.

“Kaç ateş böceği , Kaç!”

Ağacın arkasından çıkıp koşmaya devam ederken seyirciler bir ağızdan şarkıya eşlik ediyordu.

“Kovaladıkça kaçan ateş böceğim misin?”

“Kovaladıkça kaçan ateş böceğim misin?”

Rol yapmamıza rağmen Rüzgar fazla hızlı koşuyordu , gerçekten kovalanıyordum!

Ter içinde ve nefes nefese kalmış bir şekilde koşmaya devam ederken başımdaki anten ışıldamaya devam ediyordu.

Birinin Rüzgar’a yavaş koşması gerektiğini , kovalamaca oynamadığımızı ve benim ateş böceği olmadığımı hatırlatması gerekiyordu.

Kendimi koşuya çıkmış bir sporcu gibi hissetmeye başlamıştım. Ben ve spor hiç uyumlu değildik!

Ayağımın takılmasıyla düşeceğimi anladığım da elleri beni belimden yakaladı.

Yüzünü çok yakınımda hissederken ela gözleriyle göz göze geldim.

Panikle ellerinden kurtulurken şarkı sonlandı, seyircilerden bir alkış koptu.

Sunucu neşeyle mikrofona bağırdı.

“Bu çift daha büyük bir alkışı hak ediyor!”

Bir kez daha ama daha sesli alkışlar kulaklarımda yankılanırken “Biz çift değiliz.” Desem de bu gürültüde hiçbir işe yaramamıştı.

Başımdaki anteni çıkarıp sunucuya uzattığım da almayı reddetti.

“Bu geceyi unutmaman için sende hatıra olarak kalsın Ateş Böceği.”

Ateş Böceği derken oldukça alaycıydı. Rüzgar rahatsız olduğumu anlamış gibi sunucuya ters bir bakış attı.

Utançtan öldüğüm bu geceyi sanki unutmam mümkünmüş gibi sunucunun hediye verdiği antenin ışıklarını kapadım.

Rüzgar’a bakmadan utançla hızla sahneden inerken küçük çocuklardan bir kaçı etrafımda geziniyordu.

“Rüzgar abi , Ateş Böceği yakaladı!”

“Ateş Böceği fotoğraf çekinelim mi?”

“Kovaladıkça kaçan Ateş Böceği sensin!”

Kalabalığın arasında kendini belli etmek için el sallayan Merve’nin yanına hızlı adımlarla giderken bu kadar gözün bana baktığını hissetmek kalbimin yerinden çıkmasına sebep olacak gibiydi.

Peşimden gelen Rüzgar’ı görmezden gelmeye çalışarak hızlı adımlarla Merve’ye ulaştım.

“Merve gönüllü olmadığımı biliyorsun değil mi? Kim sunucuya benim ismimi verdi?”

Merve başını bilmiyorum dercesine salladı.

“Güneş utanmana gerek yok, sahne performansınız çok eğlenceliydi. Hem bu turistleri muhtemelen hayatın boyunca bir daha görmezsin , seni hatırlatmazlar bile.”

Merve’nin söylediklerine karşı Rüzgar’a döndüm.

“Rüzgar beni kandırdın, ismimi sen verdin değil mi? Bu komik miydi?!”

Rüzgar kaşları çatılmış bir şekilde bana bakarken düşünceliydi.

“Saçmalama, bende senin kadar şaşırdım. Hiçbir şeye gönüllü olmadım ve senin ismini de ben vermedim. Ben kimseyi kandırmam.”

Çalışanlardan biri kafeteryadan Rüzgar’ı çağırırken bana bakmadan uzaklaştı. Sanırım söylediklerime alınmıştı.

Ben utançla sakinleşmeye çalışırken ağaç kostümünü üzerinden çıkaran Can yanımıza geldi.

“Bu kostüm benim çok hoşuma gitti. Eve götürmek istiyorum.”

Merve , Can’ın bu cümlesine kahkaha atarken sinirlerim bozulmuş bir şekilde gülmeye başladım.

“ Gülmeyin , ağaç olmak en büyük hayallerimden biriydi.”

Merve şaşkınlıkla Can’a baktı.

“Can senden başka kimsenin ağaç olmak gibi bir hayali olduğunu sanmıyorum. Sebebini öğrenebilir miyiz?”

Can kederlenmiş gibi başını eğdi.

“Ben ilk okuldayken öğretmenimiz bir tiyatro hazırlıyordu. Üç tane ağaca ihtiyacı vardı, başta beni seçse de boyumun ağaç olmak için kısa olduğunu söyleyerek beni oyundan çıkardı.”

Yüzümdeki gülücük genişlerken elimi omzuma koydun.

“Bu gün ağaç olamazsın diyen öğretmeninden intikam alındı.”

Can neşeyle başını sallarken kıvırcık saçlarından bir kaç bukle alnına döküldü.

“İntikam almak çok güzelmiş , şarkıcı olduğumda sahne konuşmam da ağaç olduğumu anlatıcam.”

Merve Can’a karşı ilk defa hüzünlü bakışlar atarken elini omzuna bıraktı.

Can’ın sınıf öğretmeni belli ki gerçekten Can’ı düşündüğünden daha çok kırmıştı. Küçük çocukların kalbi daha çabuk kırılıyor , en ufak “Yapamazsın. Beceremezsin.” Cümleleri bile derin hasar bırakıyordu.

Küçüklerin kalbi çok hassastı , kırmakta bir o kadar kolay. Çoğu yetişkin farkında olmadan küçüklerin heveslerini solduruyordu , iz bıraktıklarını bile bilmeden.

O an zihnimde bir kaç ses yankılandı.

Tasarım mı? Orada para yok, nasıl geçineceksin?

Öğretmen olma atanamazsın, KPPS’yi kazanmak zor.

Hukuk mu? Her yerde bir arkan olmalı , senin var mı?

Halkla ilişkilerde ne yapacaksın? Daha güzel bir bölüm bulamadın mı?

İşsiz kalmak istiyorsan istediğin gibi sözel okuyabilirsin.

Yargılayan her bir söz zihnimden geçerken huzursuzlandım. Bir sürü meslek düşünmüş ama öğretmenlerim ve çevremden bu tarz kötü yorumlar almıştım. Heveslerim yıkılmış, umutsuzluğa kapılmıştım.

Her düşündüğüm bölüme kötü yorum almış sonrasında da “Yine de sen bilirsin , hangi mesleği istiyorsan onu yap.” Cümlesini yorumlarının sonuna eklemeyi ihmal etmemişledi.

Sonunda kararsızlıkların arasında kaybolmuştum...

Kendi kendime duygusallaşırken derin bir nefes aldım. Sürekli gözlerim doluyordu. Bu gün neyim vardı böyle?

Geri döndüğünü fark ettiğim Rüzgar’ın yüzündeki alıngan ifade kaybolmuştu. Sıkıntılı bir nefes bırakırken bana döndü.

“Seninle konuşmak istiyorum ama burası çok kalabalık. Benimle havuz kenarına gelir misin?”

Kararsız bir şekilde baktığımda ofladı ve önüme geçerek ilerlemeye başladı. Kendisi gidiyordu ve gelip gelmeme konusundaki kararı bana bıraktığını göstermişti.

Doğrusu geldiğim günden yani dünden beri anlam veremediğim şekilde Rüzgarın yanında daha iyi hissediyordum.

Keşke sabah yaptığım telefon konuşmasını hiç duymasaydı diye içimden geçirirken arkasından yanına geçip yürümeye devam ettim.

Havuz kenarına geldiğimizde ön bahçeye göre buranın oldukça sakin olduğunu fark ettim. Bir kaç çift oturmuş kendi hallerinde sohbet ediyordu , gelen giden umurların da bile değildi.

Rüzgar havuzun yanında durduğunda bende durdum. Hafifçe tebessüm ettiğinde gülümsemek için kendimi zorladım. Tek kaşı havaya kalktı.

“Yapma bunu.”

Anlamayarak ona baktım.

“Neyi yapmayayım?”

Sıkıntılı bir nefes bıraktı.

“Bana yalandan gülümseme. Gerçeği ve sahtesini rahatlıkla seçebiliyorum. Gülümsemek içinden gelmiyorsa gülümseme. Yalandan gülümseme.”

Şaşkınlıkla bunu nasıl fark ettiğini anlayamazken gözlerimi gözlerinden kaçırdım.

“Çok huzursuz görünüyorsun ‘Ateş Böceği.’ “

Ateş Böceğini vurgularken sırıtıyordu. Bana lakap takmaktan hoşlandığı anlaşılıyordu.

Ketçaplı Güneş, Kararsız Kalp , Ateş Böceği...

“Bana Ateş Böceği deme.”

Rüzgar huysuz bir çocuk gibi gülümsedi.

“Hadi ama ben söyleyince rahatsız olmuyorsun.”

Kaşlarım çatılırken utançtan yanaklarım yanıyordu. Sunucu söylediğinde rahatsız olmuştum ama Rüzgar söylediğinde kulağa kötü gelmiyordu. Sanki yaptığı ve söylediği her şeye kendinden bir sevimlik ekliyordu.

Yine de sevimlilik, turistlerin ortasında bir sahne de Ateş Böceği olmamı telafi etmiyordu. Elimdeki anteni sıkıca tutarken sinirle baktım.

“Dalga geçmeyi bırak , sahnede utançtan öldüm. Senin yüzünden maraton koşusu yaptım. Madem rol yapıyoruz insan biraz yavaş koşar.”

Rüzgar söylediğim cümleyle kahkaha atarken yüzümde engel olamadığım bir tebessüm yerleşti. Hâlâ bu saçma duruma düştüğüm için sinirli olsam da aynı zamanda komikti. Ağlanacak halime gülüyordum.

“Güneş, sahiden benim bu sahne olayından haberim yoktu. Bizim gönüllü olduğumuzu sunucuya kim söyledi bilmiyorum ama bulursam havuza atıcam.”

Söylediklerinde samimiydi , benimle sahneye çıkarken şaşırdığının da farkındaydım. Daha fazla üstelememe gerek yoktu , ismimi veren o değildi. O zaman kimdi?

Gülerken rahatlamış hissediyordum.

Bir kaç saniye susup havuza doğru baktığında bende sessizliğimi korudum.

Suçlu hissediyormuş gibi bakan ela gözler gözlerimi buldu.

“Öğlen üzerine geldiğim için özür dilerim.”

Sorun değil demek istesem de sorundu. Ama sorun olan o değildi , bendim. Ben ve düştüğüm bu saçma oteldi. Ben konuşamadan devam etti.

“Neden yalan söylediğini bilmiyorum ama yalan hep daha çok soruna yol açar. Onlara doğruyu söylemen gerekiyor.”

Haklı olduğunu biliyordum ama ısrarla yine bu konunun üzerine gidiyordu. Kaşlarım çatılırken öfkeme hakim olamadım.

Belki de ona karşı olan öfkemle güzel sözlerinden kaçınmaya çalışıyordum.

“Daha dün tanıştığın birinin hayatına bu kadar karışma hakkını nasıl buluyorsun?”

Aklım karışıyordu, karmakarışık duygular hissediyordum. Dertlerimin arasına bir de bir daha hiç görmeyeceğim yazın tanıştığım ve aptal gibi hoşlandığım bir çocuk olsun istemiyordum.

Kendimi kandırmama gerek yoktu , ben bu aptal , şımarık ve bazen de küstah olan Rüzgar’dan hoşlanmaya başlamıştım!

Daha dün tanıştığım bir insandan hoşlandığımı hissedecek kadar kafayı yemiş olmalıydım.İçimden itiraf ederken bile ona yakıştırdığım kelimeler iltifat değildi. Aramızdaki sınırı sözlerimle netleştirmek istercesine vurgulamıştım ve geri dönüş yoktu.

Söylediğim cümleye şaşırırken yutkundu, sert bir sesle cevapladı.

“Özür dilerim , senin için endişelendiğim için!”

Söylediği cümleye karşın ruhum vicdan azabıyla sıkışırken kalbimi ela gözlere kaptırmamam gerektiğini kendimi hatırlattım.

Burada bir kaç hafta kalacak , annem ve babamı ikna edip eve dönecektim. Bu hoş sözlerin içinde kaybolmamalıydım.

“Benim için endişelenmene ihtiyacım yok.”

Gözlerimi gözlerinden kaçırıp otele doğru ilerlerken buruk hissediyordum.

Daha dün tanıştığım birini önemsememeliydim! Daha dün tanıştığı benim için endişelenmemeliydi...

 

Bölüm : 18.06.2025 23:42 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...