25. Bölüm
Rabia / Güneş Rüzgarı / Sezon Finali: Ayrılık Rüzgarı

Sezon Finali: Ayrılık Rüzgarı

Rabia
rabia_88

Sezon Finaline hoşgeldiniz.

Tarih: 27.02.2026

01.06.2024 te ilk bölümü yayınlamıştım, sanki bu kadar zaman geçtiğini fark etmemişim. Ben hem eğlenceli hem duygusal ama huzurlu bir yaz atmosferi içinde Güneş Rüzgarı'nı anlatmak istedim. Umarım sizde karakterleri ve bu tatlı atmosferi hissetmişsinizdir. Bölümün sonunda Güneş Rüzgarı hakkındaki düşüncelerinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim. İyi okumalar...

 

"Ayrılık rüzgarı öyle yoğun esiyordu ki ayrılmak kaçınılmaz bir sona sürüklenmekti. Kalbimdeki deliğin içinden geçen rüzgarın hüzünlü melodisi vedalaşma vaktinin geldiğini fısıldıyordu."

Gözlerimi açtığımda odamın kapısı çalınıyordu. Kapıyı araladığımda karşımda annemi buldum, hafifçe tebessüm etti.

“Hayal, günaydın kızım. İçeri gelebilir miyim?”

Gülümsemeye çalıştım ama artık Hayal ismim bana çok uzak geliyordu, hafifçe başımı salladım.

Yatağımın üzerine oturduğunda yanına oturdum.

“Özür dilerim.”

Gözlerimin dolmasına engel olamadım.

“Bende çok özür dilerim.”

Ağlamaya başladığımda bana sıkıca sarıldı.

“Anne seni hayâl kırıklığına uğratmayı hiçbir zaman istemedim. Ben sadece beceremedim, sana anlatmadım, yapamadım.”

Saçlarımın arasına büyük bir öpücük kondurdu.

“Üzerinde seni ezecek kadar ağır bir baskı kurduğumu nasıl fark etmedim? Kendime çok kızıyorum , hatalarımı telafi etmek istiyorum.”

Gözleri kızarmıştı, derin bir nefes alıp sakinleşmeye çalıştım.

“Kızım sen benim için hiçbir zaman hayâl kırıklığı olmadın.”

Göz yaşlarım bir kez daha akmaya başlarken yutkunamadım.

“Biz anneler, bazen sinirlendiğimizde farkında olmadan çok ağır konuşuruz. Kalbini kırmak istememiştim”

Annemde ağlamaya başladığında ona sıkıca sarıldım, yanağına öpücük kondurdum. Eve gidince her şeyi uzun uzun konuşacağımıza ve birbirimizi sakin bir şekilde dinleyeceğimize söz verdik. Biraz olsun ikimizde kendimize geldiğimizde annem devam etti.

“Babanın acil bir işi çıktı, sabah Salih Bey onu hava limanına bıraktı.”

Doğrusu şaşırmıştım, babamın yoğun bir programı olduğunu biliyordum ama bu kadar hızlı bir şekilde otelden ayrılmasını beklemiyordum. Hüzünlü gözlerle anneme baktım.

“O zaman biz de hemen eve mi dönüyoruz?”

Annem elimi avuçlarının arasına aldı.

“Bu akşam yola çıkalım diyorum ama önce sana sormak istedim. Sence? ”

Hafifçe tebessüm ettim, eninde sonunda eve döneceğimizi biliyordum ama bu kalbimdeki burukluğu azaltmıyordu. Rüzgar’ın da bu gün gideceğini hatırlamamla ruhuma sanki bir ağırlık bağlandı. Dibe çekildiğimi hissettim, gözlerim buğulanırken bakışlarımı yere eğdim.

Birini gerçek anlamda çok sevmek ne kadar garipti, onu kalbinin derinliklerinde gizli bir sığınakta saklamak ama aynı zamanda iyiliği için gitmesini kabullenmekti. Bu gece gitmeden onu görebilecek miydim? Görsem bile konuşulacak ne kalmıştı ki? Birbirimize söyleyebileceğimiz ne vardı?

“Geçen gün senin yanında gördüğüm çocuk, yani Rüzgar bu sabah yanıma geldi. Dün seni savunurken bana olan tavrı için benden özür diledi. Seni önemsiyor olmalı.”

Yanaklarım alev alev yanarken anneme bakamadım. Demek Rüzgar dün ki sert çıkışından dolayı kötü hissetmiş, annemden de özür dilemişti. Şuan da otelde miydi acaba?

Annemi Saadet ablanın araması ve bizi kafeteryada beklediğini söylemesi üzerine hızlıca hazırlandım ve aşağıya indik. Böylece Rüzgar ve özür meselesi de kapanmış oldu.

Bu gün kahvaltıyı konuklarla beraber yapıyorduk, Merve ve Can çoktan havuz kenarındaki göreve başlamış olmalıydılar. Salih Bey , Saadet Hanım’ın yanında oturuyor ve oldukça konuşkan davranıyordu. Annem de bu sohbetten mutlu görünüyordu , Saadet Hanım da ise gözle görülür bir üzüntü vardı. Yine de ortamı neşelendirmek için arada Salih Bey’in sohbetine espri katıyordu.

Doyduğumu söyleyip onlar sohbetlerine devam ederken masadan kalktım. Gitmeden önce bütün oteli tekrar tekrar gezmek ve unutmamak için hafızama kazıma isteğiyle doluydum, tabi bunu kimseye söylemekte istemiyordum çünkü bu onlara çocukça gelebilirdi.

Ruhumun ihtiyacını bir tek ben bilsem yeterdi...

... 

 

Neredeyse bütün oteli gezmiştim ama içten içe görmek istediğim kişiyi görememiştim. Yorgunlukla derin bir nefes aldım, sanırım dün gece birbirimizi son görüşümüzdü, o an keşke dün gece ela gözlere biraz daha fazla baksaydım diye içimden geçirdim. Ayaklarım beni havuz kenarına sürükledi. Perşembe Pembesi etkinliğinin olduğu geceye geri dönmek istedim , keşke birlikte dans ettiğimiz anı tekrar yaşayabilseydik. Artık bu anları düşünmek için çok geçti, keşkelerin hiçbirimize faydası yoktu.

Derin düşünceler etrafında gezinirken Saadet Hanım’ı ağlarken gördüğümde şaşkınlıkla olduğum yerde kaldım. Sabah kahvaltıda da huzursuz olduğunu hissetmiştim ama sanırım şuan daha kötüydü. Onu bu şekilde yalnız ağlarken bulmak kalbimi sızlatmıştı. Yanına doğru ilerledim çekinerek omzuna dokundum.

“Saadet abla iyi misin? Bir sorun mu var.”

Hiçbir şey söylemedi ama ruhunu yakan bir acısı olduğunu biliyordum. Onu gördüğüm her zaman, özellikle geceleri uyuyamayıp dertleştiğimiz zamanlarda herkesten sakladığı kırılmış bir parçası olduğunu anlamıştım. Bana kendi çocuğuna sarılırmış gibi sıkıca sarıldı, yüzü solgun ve yanakları ıslaktı.

“Saadet abla, sen benim sorunlarımın hepsini dinledin, bana yardım ettin. Şimdi ben seni dinlemek ve yardım edebileceğim bir şey varsa yardımcı olmak istiyorum.”

Saadet abla, gözlerini kuruladı, başı hafifçe tombik karnına eğildi.

“Güneş maalesef yardım edebileceğin bir durum yok ama yanıma geldiğin için teşekkür ederim. Sana sarılmak iyi geldi.”

Tebessüm ettim ama Saadet ablanın gözlerindeki üzüntü biraz olsun dağılmamıştı. İç çekip konuşmaya başladı.

“Bu gün benim için ağır bir yıl dönümü, her yıl bu gün kendime ağlamayacağımı söylüyorum ama her defasında kendimi otelin sessiz bir köşesinde ağlarken buluyorum.”

Kolunu okşadım ve bir kez daha herkesin dışarıdan gözükmeyen ama içinde boğuştuğu sorunları olduğunu anladım. Saadet Hanım cesaret almak istercesine gözlerime baktı ve anlatmaya başladı.

“Bazen yıllar geçtiği halde acısı bir nebze azalmayan yıkımlar yaşanır. Neredeyse yirmi beş yıl oldu ama biraz olsun sızısı dinmedi. Defalarca tedavi olduk, bir çocuğumuz olsun istemiştik.”

Saadet abla’nın sesi titredi , gözlerini yumdu.

“Beş kez düşük yaptım her defasında o kadar umutlanmıştım ki sonunda benim kazanacağımı sanıyordum. Hep ikizlerim olmasını istedim , bir kız ve bir erkek. Bir gün gerçekten olacağını sandım, doktor her şey yolunda demişti. Salih de benim kadar mutluydu, kıyafet alışverişi bile yapmıştık. İsimlerini Güneş ve Rüzgar koymak istemiştim.”

Güneş Rüzgarı

Aklımdaki her şey yerli yerine otururken şaşkınlıktan dudağımı ısırdım. Rüzgar’ın bir gün havuzu temizlerken Saadet ablanın çok kayıp yaşadığından bahsettiğini anımsadım.

Gözümden akan yaşlara Saadet ablanınkiler eşlik ediyordu. Nefes almak isteyerek bir süre sessiz kaldı.

“Bir gün doktor kontrolünden dönerken yoldan çıkan bir araç üzerimize geldi, berbat bir kazaydı.”

Kalbim sızlarken Saadet ablanın elini daha sıkı tuttum, anlatırken sanki o gün gözlerinin önünde tekrar ve tekrar yaşanıyordu.

“Nasip değilmiş bazen her istediğimiz olmaz ama o gün içimde öyle büyük bir fırtına koptu ki bir daha o boşluğu dolduramayacağımı anladım. Otelin ismini Güneş Rüzgarı koydum , içimde dinmek bilmeyen fırtına biraz olsun hafiflesin istemiştim.”

Kalbim de Saadet ablanın anlattığı fırtına çıkmış yağmur yağmaya başlamıştı. Gözlerim buğulandı , ona iyi gelecek bir kaç cümle söylemek istedim ama nutkum tutulmuştu.

Derin bir nefes verdi ve anlatmaya devam etti.

“ Rüzgar’ı gördüğüm ilk gün kendi oğlumu bulmuş gibi hissetmiştim. Sonra sen geldin Güneş , sen geldin! Yıllardır özlemini çektiğim kız çocuğuyla bu yazı geçirmemi sağladığın için teşekkür ederim.”

Artık ikimizde aynı acıyı hissederek ağlıyorduk.

“Şimdi Rüzgar da sende gidiyorsun ve ben bir kez daha düşük yapmış gibi hissediyorum. Sağlıksız bir düşünce öyle değil mi? Elbette benim çocuklarım olmadığınızı bilmiyorum ama yarım kalmış ruhuma gerçekten çok iyi geldiniz.”

Saadet abla’ya sıkıca sarıldım, yanaklarından öptüm. Otelin isminin böyle acı bir olaydan çıktığını öğrenmek, kalbimi yakmıştı. Bazı gerçekler keşke bilmeseydim dedirtiyordu.

“Biliyor musun Salih ve ben geldiğin ilk gün aslında çok sevindik çünkü biz Rüzgarımızı bulmuştuk ve yıllar boyu hayalini kurduğumuz Güneş’le bir araya getirmiştik. Bizi isimlerinizi söylemek ve duymak çok mutlu ediyordu. Son bir kaç haftadır, kaybımızın yıl dönümünün yaklaşmasıyla her yıl ki gibi Salih agresifleşti. Pişman olduğunu ve senden özür dilediğini de biliyorum , bazen bazı acılar geçmiyor.”

Elimin tersiyle gözlerimi sildim.

“Rüzgar’ın sanırım her şeyden haberi var değil mi?’’

Saadet abla başını salladı.

“Geçen sene Salih’in ağlayarak Rüzgar’a anlattığını duydum , kocamın ilk defa biriyle dertleştiğini duyduğumda yanlarına gitmeye cesaret edemedim. Bense bu konuyu sadece Nesrin’e anlatmıştım. O da bir gün senin gibi beni burada bulmuş ve huzur veren bir bakışla içimi dökmemi sağlamıştı. Kayınvaliden ile ne çok benzerliğin var?”

Yanaklarım üzerlerine kıvılcım düşmüş gibi yanarken panikle karşı çıktım.

“Saadet abla yok öyle bir şey. Lütfen bir daha söyleme, hem olmaz ki. Olmaz.”

Saadet Abla’nın kaşının biri havaya kalktı.

“Nedenmiş?”

Gözlerimi kaçırdım.

“Rüzgar okumak için yurt dışına gidiyor, bende kendi hedefim için çalışıcam. Ne okumak istediğime de karar verdim.”

Saadet abla iç çekti.

“İyi de Güneşçiğim bende hemen şimdi evlenin demiyorum ki. Okuyun, çalışın ve güzel bir meslek edinin ama bunlar birbirinizi sevmenizi neden engellesin?”

Sıkıntılı bir nefes bıraktım.

“Bunlar engellemez belki ama bir mesafe bütün ilişkiyi bitirmek için yeterli mi?”

Saadet abla düşünür gibi gözlerini yerde gezdirdi.

“Ah Rüzgar, ah. Dışarıdan mantığıyla hareket eden biri gibi görünse de kalbi hep bir adım öndedir. Dün gece çok pişman ve berbat gözüküyordu.”

Utançla başımı yere eğdim.

“Siz de mi gördünüz?”

Saadet abla hafifçe başını salladı.

“Dün gece uykum olmadığı için yine etrafta geziniyordum. Sonra sizi gördüm , sen gidiyordun yani merak etme konuşmalarınızı duymadım. Rüzgar’ı o halde görünce yanına gittim, senin karşına o şekilde çıktığı için çok utanmış gözüküyordu. Sonra da eve o halde gidip Nesrin’i üzmesin diye Türk kahvesi içirip tamamen ayılmasını bekledim.”

İç çektim, Saadet abla’ya hüzünlü gözlerle baktım.

“Anne olmadığını söyleyip lütfen kendini üzme. Bana ve Rüzgar’a çok güzel annelik yaptın, teşekkür ederim.”

Gülümsedi, gözleri ışıldadı ve elimi tuttu.

“Sen gerçek bir Güneşsin.”

Sıkıca sarıldığında karşılık verdim.

“Güneş, bu huysuz kadını arada bir ararsan çok mutlu edersin.”

Güldüm.

“Seni sık sık arıycam, umarım sıkılmazsın.”

Saadet abla güldü.

“Hava çok sıcak , annen az önce arabanın bagajına valizleri yerleştiriyordu. Yorulmuş olsa gerek, birlikte birer dondurma yiyelim.”

Gülümsedim ve hafifçe başımı salladım.

...

 

Dondurmamı annem ve Saadet abladan önce bitirip onları tatlı sohbetleriyle baş başa bırakıp bahçeye çıkacağımı söyledim. Birazdan yola çıkacaktık ama ne Can ve Merve’yi ne de Rüzgar’ı bu gün hiç görmemiş olmak yüreğimi burkuyordu. Onları bulamayacağımı anlayınca iyiki Can ve Merve’yle dün vedalaşmışım diye düşündüm.

Pastaneden çıkarken Asu ve Nesrin Teyze’yle denk geldim. Ne diyeceğimi bilemedim ve sanki onlarda aynı durumdaydı, Asu Nesrin Teyze’den önce davrandı ve konuşmaya başladı.

“Abim de sen de gidiyorsunuz. Biraz daha kalamaz mısın?”

Bana sıkıca sarıldığında gülümsedim.

“Maalesef Asu, artık gitmem gerek.”

Mızmız bir çocuk gibi kabul etmek istemeyerek başını salladı. Abisinin gitmesinden çok etkilendiği belli oluyordu. Nesrin Teyze iç çekti.

“Güneş annenle tanıştık, yaptığım börekleri çok beğendi. Bunu annene ver olur mu?”

Nesrin Teyze’nin elinde tuttuğu kapta neredeyse bir tepsi börek vardı. Tanışmalarına mı yoksa bize bir tepsi börek yapmasına mı daha çok şaşırayım bilememiştim.

“Nesrin Teyze çok teşekkür ederiz ama keşke kendini yormasaydın.”

Nesrin Teyze gülümsedi.

“Şimdiden afiyet olsun.”

Börek dolu kabı, sırt çantama koydum.

Asu saçlarını arkasına attı ve gergin bir şekilde bana baktı.

“Ne zaman gideceksiniz?”

Nesrin Teyze, kızına azarlayan bir bakış atarken Asu’nun hüzünlü gözlerinden bakışlarımı kaçırdım.

“Biraz sonra yola çıkıcaz.”

Asu, hızla cevap verdi.

“Abimin uçağı da birkaç saate kalkıyor. Bizimle havalimanına gelmek ister misin?”

Tereddütle Asu’ya baktığımda Nesrin Teyze’nin gülümsediğini fark ettim. İçten içe Rüzgar gitmeden onu bir kez daha görmek istediğimi bilsem de anneme bu durumu nasıl anlatabilirdim ki? Ayrıca dün akşamdan sonra Rüzgar’ın hayatı ve kendi hayatım için belki uzak kalmak en doğrusuydu.

“Ben, bilmiyorum.”

Nesrin Teyze konuyu değiştirmek için araya girdi.

“Bu günde hava pek serin, mutfakta ufak bir işim kaldı. Asu sen de bana yardım et.”

Asu annesinin arkasından ilerlerken hafifçe başını bana çevirdi.

“Güneş abla, lütfen arka bahçeye uğrar mısın?”

Şaşkınlıkla Asu’nun arkasından bakarken derin bir nefes verdim. Kalbim heyecanla çarparken ayaklarım çoktan yürümeye başlamıştı. Doğru bir şey yapıp yapmadığımı bilmiyordum ama sadece gitmeden onu görmek istiyordum.

Bir ağacın daha ardından geçtiğimde Rüzgar’ı gördüm. Kahve saçları güneşin altında ışıldıyor, ela gözler mahcup bir şekilde bana bakıyordu. Bir kaç adımla yanıma yaklaştığında bakışları yüzümde gezindi.

“Bir saat sonra hava limanında olucam, gitmeden seni görmek istedim. Dün geceye rağmen geldiğin için teşekkür ederim.”

Ela gözlere bakarken hiçbir şey demedim, o ise devam etti.

“Dün için özel dilerim, dağılmış haldeydim ve seni de üzdüm. Çok pişmanım her şeyi sana gelip anlatmalıydım ama onun yerine senden ayrılmayı seçtim.İnternette uzak ilişki yaşayan insanlarla ilgili binlerce şey okumuştum ve büyük oranda ayrılıkla karşılaştım. Seni uzak bir ilişkiye mecbur bıraktığım için benden nefret edebileceğini düşündüm ve yanında olamayacak olmak canımı yakıyor. İyi bir erkek arkadaş olmak istemiştim ama her şeyi mahvettim.”

Peş peşe sıraladığı cümleleri nefes nefese söylemişti, sanki bir dakika sussa onu bırakıp gidecekmişim gibi...

Derin bir nefes alıp devam etti.

“Güneş yine de en büyük gerçeği atladım, seni seviyorum. Seni seviyorum ve nereye gidersem gideyim bu değişmeyecek. Eğer sende istersen bir telefon uzağında olacağım.”

Sustu, derin bir nefes aldı. Kalbim o kadar hızlı çarpıyordu ki sanki bir paraşütle yüksek bir dağdan gökyüzüne atlamıştım. Kahve saçların ardındaki ela gözlere bir daha görememek korkusuyla dikkatle bakıyordum. Heyecandan mı utanmaktan mı bilmem, yanakları pembeleşmişti.

“Ve o öpücük”

Yanaklarıma ve bütün yüzüme sanki sıcak basmıştı. Konuşmaya böyle devam derse burada buharlaşıp havaya karışacaktım.

“Senin için olduğu kadar benim içinde değerliydi , öpücüğüme ihanet ettim. Senden affetmeni isteyemem çünkü bende kendimi affedemiyorum. Duygularını çok incittiğimi biliyorum ama yemin ederim duygularım konusunda sana hiçbir zaman yalan söylemedim. Dün yaşadığımız her şeyi bir dahaki yaza bırakmamızı istedin ya ben sadece şunu söylemek istiyorum , eğer zamana ihiyacın varsa Hayal Güneş Elgin’i istediğin kadar beklerim ama senden vazgeçmiyorum.”

Cevap vermek istedim ama donup kalmıştım. Sanki her şey donmuştu, sadece kalbimin sesini duyuyor ve hüzünlü gözlerine bakıyordum.

Bu sırada Merve’yi gördüm, koşarak yanımıza geliyordu ve peşinde Can vardı. Yorgun bir şekilde durduğunda nefes nefeseydi.

“Gitmeden seni göremeyeceğim diye çok korktum.”

Bana sıkıca sarıldığında gülümsedim.

“Bütün gün size bakındım, neredeydiniz?”

Can nefes nefese konuştu.

“I-şey yani hiç önemli değil yani-“

Rüzgar’ın canın koluna yavaşça vurduğunu gördüğümde Merve konuşmaya başladı.

“Üniversiteler açılıyor ya onun için biraz alışveriş yapalım dedik. Önemli bir şey değil.”

Peki, diyerek başımı salladım ama hallerinde bir gariplik vardı. Bu sırada telefonum çalmaya başladı. Annem arıyordu.

“Efendim anne?”

“Hayal otelin çıkış kapısındayız, gitme vakti geldi. Rüzgar yanında mı?”

Neden Rüzgar’ı soruyordu ki? Çekinerek cevapladım.

“Evet, burda.”

“Hadi o zaman gelinde gidelim.”

Gidelim mi? Rüzgarla mı? Nasıl yani? Aklımdaki soruları soramadan telefonu kapadı.

Merve merakla bana baktı.

“Bir şey mi oldu?”

Şaşkın bir şekilde konuştum.

“Annem, beni ve Rüzgar’ı çağırıyor.”

Rüzgar da benim kadar şaşırmış gözüküyordu. Hep beraber otelin çıkışına doğru yürürken hafifçe başımı tabelaya çevirdim.

Güneş Rüzgarı

Bu tabelayı ilk gördüğüm gün aklıma gelirken ardından bu gün Saadet abladan öğrendiklerimi hatırladım. Buruk bir tebessüm dudaklarıma yayılırken yürümeye devam ettim.

Annem, Saadet abla, Salih Bey, Nesrin Teyze ve Asu’yu arabanın önünde görünce bu tabloyu bir arada izlemek kalbimde kelebekler uçurttu. Yanımda ise Merve, Can ve Rüzgar birbirlerine bakıyorlardı, bu yaz ne kadar güzel insanlarla tanışmıştım.

Nesrin Teyze mahcup bir şekilde anneme bakıyordu. Saadet abla’nın yüzünde haylaz bir gülüş oluştu , hafifçe kulağıma eğildi.

“Annene bizimle havalimanına gelmesi için rica ettim.”

Yüzümde bir tebessüm oluştu. Saadet Abla, Rüzgar’a baktı.

“Hava Limanına birlikte gidiyoruz.”

Rüzgar şaşkınlıkla itiraz etmek isterken Asu ve annesine baktı. İkisinin de bu durumdan memnun olduğunu fark edince ortamı huzursuz etmek istemeyerek sustu. Salih Bey sessiz sessiz bir köşede dururken bu gün simsiyah bir gömlek giydiğini fark ettim. Onu gayet iyi anlıyordum, sanırım yas tutma şekli böyleydi. Bazen sadece bazı şeyleri bildiğin zaman her şeyi daha iyi anlıyordun. Yanıma geldi ve babacan bir şekilde sarıldı.

“Görüşürüz Güneş, babana selamımı söyle. İstediğin zaman bu otele gelebilirsin.”

Sarılırken elime tutuşturduğu zarfa şaşkınlıkla baktım.

“Salih Bey, ben istemiyorum.”

Zarfı uzatırken karşı çıktı.

“Burada oldukça çalıştın, maaşını almadan gitsen gönlüm razı olmazdı. Kendi emeğinin karşılığını almak en tatlı mutluluklardan biridir.”

Karşı çıkmamın bir faydası olmayacağını anlamıştım. Gülümsedim ve hafifçe başımı salladığımda Rüzgar’a döndü. Ona da sıkıca sarıldığında Rüzgar’ın gözleri hüzünlüydü. Bir zarfı da ona uzatılırken istememesine rağmen Salih Bey zarfı Rüzgar’ın ceketinin cebine bıraktı. Rüzgar annesinin borcunu bedava çalışarak ödemeye çalışsa da Salih Bey’in içinin hiç rahat olmadığı bu durumdan belliydi.

Can ters ters bize bakıyordu.

“İlk defa maaş almak istemeyen çalışan görüyorum. Salih Bey yanlış anlamayın , ben onlardan biri değilim.”

Herkes Can’ın aniden söyledikleriyle kahkaha attı. Ortam bir anda neşelenivermişti.

Salih Bey gidişimizi izlemek istemeyerek otele doğru yürümeye başladı. Annem , Saadet abla , Nesrin Teyze ve Asu arabaya binmiş, bizi bekliyorlardı.

Can ve Merve bize doğru yaklaştı. Merve’nin gözleri buğulanmıştı, Can ise dokunsak ağlayacak gibiydi.

Rüzgar’a sarılmasıyla Can ağlamaya başlamıştı. Merve kahkaha atarken Rüzgar iç çekti.

“Can, ağlama. Bir dahaki yaz geri gelicem. Lütfen beni daha zor bir duruma sokma.”

Can’a küçük kardeşiyle konuşur gibi davranıyordu. Bu sırada Merve gülmeye devam ediyordu.

“Can , gören de sevgilinden ayrılıyorsun sanacak.”

Burukça güldüm, Merve’nin bu sözünde ne büyük bir gerçeklik payı vardı yani benim için...

Yüzümün düştüğünü fark eden Merve, Can’ı Rüzgar’dan uzaklaştırmak için kolundan çekti.

“Can rol çalmayı bırakır mısın? Duygusal bir ayrılık yapılacaksa bunu yapan sen olmamalısın.”

Elbette Can’ın da duygularını ifade etmeye ve arkadaşının gitmesine üzülme hakkı vardı.

Merve yine dobralığını konuşturmuştu, biraz sert davrandığını düşünüyordum ama ayrılık sahnelerinden hoşlanmadığı için bu şekilde konuştuğunu hissediyordum. Can bana da ağlayarak sarıldığında sinirlerim bozulmuş bir şekilde gülmeye başladım.

“Ben o kadar da uzağa gitmiyorum Can, sakin ol.”

O kadar da uzağa gitmiyorum...

Rüzgarla göz göze geldiğim de sustum. Merve’ye sıkıca sarıldım, doğrusu onunla tanıştığım için çok mutluydum ve gerçek dostluk tanımıma uyan harika bir insandı.

“Senin gibi bir arkadaşım olduğu için çok mutluyum.”

Merve gülümsedi.

“İstediğin zaman beni arayabileceğini sakın unutma.”

Hafifçe başımı salladım. Bu sırada Rüzgar’a döndü ve gözleriyle bir şeyler dedi. Ne dediği hakkında en ufak fikrim yoktu.

Artık gitme vakti gelmişti, Can ve Merve aynı anda seslendi.

“Gelecek yaz görüşürüz.”

Gülümsedim ve bende söyledim.

“Gelecek yaz görüşürüz.”

Tekrar buraya gelebilmek için elimden geleni yapacaktım...

Arabaya bindiğimizde Merve ve Can’a Rüzgar’la aynı anda el salladık.

Bu gece ne kadar sessizdik ve ne kadar sesliydik. Sadece gözlerimiz konuşuyor ama biz susuyorduk. Bütün yol boyunca arabanın dikizinden bana bakan Rüzgar’ın gözlerini görmezden gelmiştim. Annem arabayı kullanıyor , yanımda oturan Nesrin Teyze derin düşüncelere dalmış bir şekilde kaybolmuş gibi gözüküyordu. Bu gün afacan Asu bile sessizdi , telefonuna bakıyordu ama aklının telefonunda değil de abisinin gidişinde olduğunu biliyordum.

Hepimizin aksine Saadet abla konuşuyordu , çok fazla ve gereksiz ayrıntılarla geçen yıl gittiği bir festivali anlatıyordu. Kimsenin onu dinleyemeyecek durumda olduğunu gerçekten anlamıyor muydu? Yine de Saadet ablanın üzgün olmasındansa geveze halini tercih ederdim, ayrıca bu taktiğinin bir üzüntüden kaçış performansı olduğunu hissediyordum.

Hava limanının park yerine girdiğimizde dizlerimin gerildiğini hissettim.

Yol ne kadar çabuk bitmişti?

Yaz ne kadar çabuk bitmişti?

Arabadan indiğimizde karanlık gökyüzüne baktım , bu gece ne kadar hüzünlüydü...

Sessiz bir şekilde havalimanının içine girerken ayrılık rüzgarını tenimde hissettim. Bu öyle bir rüzgardı ki her hücremi üşütecek kadar soğuk , kalbimi yakacak kadar sıcak ve bulutları ağlatacak kadar nemliydi...

Ayrılık rüzgarı estiğinde elden hiçbir şey gelmiyordu.

Annem yanımda ilerlerken eliyle omzumu okşadı. Rüzgar sessizce bavullarını verirken saatine bir bakış attı. Gözlerinden onun da ne kadar gergin olduğu anlaşılıyordu, sanki darmadağın olmak üzere gibiydi ama bunun için kendine izin vermiyordu.

Yüzünde yalancı bir gülümseme oluştu. Dudakları gerilmişti ,teknik olarak bir gülümsemeydi. Yalancı ve sahte bir gülümseme...

Havalimanının içine doğru ilerledik. Herkesten önce Saadet Hanım, Rüzgar’ın yanına gelip anaç bir tavırla sımsıkı sarıldı ve kulağına eğildi. Ne söylediğini çok merak etsem de durduğum yerden veya Saadet Hanım’ın duyulmaması için sessiz konuşmasından dolayı duyamadım. Rüzgar’ın yüzünde bütün gün görmediğim gerçekçi ufak bir tebessüm oluştu.

Nesrin Teyze daha fazla dayanamadı, Rüzgar’a sıkıca sarıldı ve yanaklarından öptü. Anne sevgisiyle saçlarını okşadı.

“Her gün aramayı unutma , mesaj da at. Herhangi bir problem olursa bana anlat. Kendine dikkat et olur mu?”

Rüzgar annesine başını sallarken dudaklarındaki gülümseme tutkalla yapıştırılmış gibi duruyordu. Asu annesi kadar dirayetli değildi, gözleri yaşarmıştı. Abisine sıkıca sarıldığında Rüzgar mırıldandı.

“Odamı alacağın için mutlu musun?”

Asu yaşlar akan gözlerini silerken gülümsedi.

“Odana en sevmediğin grupların posterlerini asıp boyayacağım hatta belki de duvarının birini yıkarım. Aslında senin odanı havuza dönüştürmekte güzel olur.”

Rüzgar zoraki bir şekilde güldü ve Asu’nun saçını okşadı. Gözleri artık benim üzerimdeydi , aynı gülümseme dudaklarında devamlılığını korurken yüzünün biraz daha gerildiğini hissettim. Bu sırada Saadet Hanım annemi ve Rüzgar’ın annesini dışarı çıkmak için çağırdı.

“Gençleri bırakalım da konuşsunlar.”

İkisi de isteksiz olsa da Saadet abla onları uzaklaştırmayı başarmıştı , Asu da yanlarında gitmeyi tercih etti.

Ayrılık Rüzgarı öyle yoğun esiyordu ki ayrılmak kaçınılmaz bir sona sürüklenmekti. Kalbimdeki deliğin içinden geçen rüzgarın hüzünlü melodisi vedalaşma vaktinin geldiğini fısıldıyordu.

Rüzgar bana doğru geldiğinde boğazım düğümlendi, ağlamak istemiyordum. Ağlamak istemiyordum!

Ama yapamadım. Sessiz göz yaşlarım yanaklarımla buluşurken elini yanağıma koydu.

“Senin için bu yılın çok iyi geçmesini istiyorum, bu sefer o sınavı kazanacağını biliyorum.”

Burukça gülümsedi , yutkunurken adem elması hareket etti , ela gözleri yüzümde gezindi.

“Kedine iyi bak Hayal Güneş Elgin , eğer iyi bakmazsan bozuşuruz ona göre. Senin kararsız kalbin çok güçlü tamam mı?”

Hafifçe başımı salladığımda gözlerimden yaşlar akmaya devam ediyordu. Yüzünü yüzüme yaklaştırdı, gözlerime baktı. Dudakları kulağıma yaklaştı ve sıcak nefesini hissettim.

“ Bir dahaki yaz görüşüz Kararsız Kalbim.”

İncitmekten korkar gibi kibarca sarıldığında ona karşılık verdim ve ardından telefonunun alarmı öttü. İşte bu kadardı , uçağın kalkış saati gelmişti. Yanımıza geri gelen annesi ve kardeşine tekrar sarıldı ve uçağa doğru ilerledi. Son bir kez el salladı ve ben ela gözlerin dolduğunu fark ettim. Hızla arkasını döndü ve uçağa bindi. Sessizce uçağın kalkmasını izledik ve o gitti.

Rüzgar , bir yaz rüzgarıyla bana gelmiş ve soğuk bir rüzgarla benden gitmişti. Hava limanından çıktığımda ıslak yanaklarımı ayrılık rüzgarları okşadı. Saadet Hanım önümüzden geçen bir taksiyi durdururken annem engel olmaya çalıştı.

“Saadet Hanım ben sizi otele kadar bırakırdım ne gerek vardı?”

Saadet Hanım fötr şapkasını düzeltirken taksinin kapısını açmıştı bile.

“Sizin İstanbul’a gitmek için zaten yolunuz uzun. Bir de tekrar biz yormayalım.”

Yanıma gelen Saadet abla sıkıca bana sarıldı ve kulağıma fısıldadı.

“İçini ferah tut Güneş , her şey güzel olacak tamam mı? İstediğin zaman bu otele gelebilirsin , burası senin de otelin. Bu yaz başına pek çok bela açmış olabilirim ama yine de eğlenmediğini söyleyemezsin. Ne zaman istersen beni arayabilirsin.”

Son cümlesiyle içten bir tebessüm yüzüne yerleşirken başımı salladım. Başından çıkardığı süslü fötr şapkayı saçlarımın üstüne bıraktı.

“Sana hediyem olsun olur mu?”

Yine gözlerim dolmuştu, ayrılık sahnelerinden nefret ederdim. Bütün yaz gördüğüm bu değişik renklerdeki fötr şapkalardan birinin Saadet abla tarafından bana hediye edileceğini hiç düşünmemiştim.

Saadet abla taksiye bindiğinde Nesrin teyzeyle de sarıldık.

“Güneş kızım kendine iyi bak , haberleşelim olur mu?”

Gülümseyerek başımı salladım.

Nesrin Teyze anneme döndü.

“Bizi buraya kadar getirdiğiniz için teşekkür ederiz, hoşçakalın. ”

Annem tebessüm etti.

“Rica ederim, tekrar görüşmek dileğiyle.”

Son olarak sıra Asu’ya gelmişti , gerçek bir kız kardeş gibiydi. Bu sefer ilk sarılan ben olmuştum. İkimizde hiçbir şey diyemedik , sakince kollarımız birbirinden ayrıldığında Asu da hızla taksiye bindi. Taksi hareket etti ve diğer arabaların arasına karıştı. Bulunduğum yerde durmaya devam ederken annem kolumu sıvazladı.

“Hadi evimize gidelim kızım.”

Başımı salladım ve annemin peşinden arabamızın yanına ilerledim. Annem ön koltuğa oturabileceğimi söylese de kendimi arka koltuğa bıraktım. Yola çıkmadan annem hafifçe bana döndü.

“Bu yaz bize çok fazla şey öğretti değil mi Hayal?”

Başımı salladığımda arabayı çalıştırdı ve yola çıktık. Bu yaz ne kadar çok şey öğrenmiştik sahiden.

Telefonum titrerken gelen mesaja tıkladım. Asu bir video göndermişti.

“Güneş abla , abim uçağa bindikten sonra sana bunu atmamı istedi. Aslında kendisi birebir sana söylemek istemiş ama zaman olmamış , umarım seversin.”

Merakla ve şaşkınlıkla kulaklıklarımı taktım ve sesi açtım. Rüzgar’ın sesi ve güzel bir şarkı kulaklarıma ulaştı.

 

Seviyorum bir kararsız kalbi

Parlak saçların güneş rengi

İstiyorum sana söylemeyi

Seni ne kadar çok sevdiğimi...

 

Video da Rüzgar gitar çalarak şarkı söylüyordu, sanki şu anda yanımdaymış gibi...

Geride duran ve farklı bir gitar türüyle ona eşlik eden Can’ı gördüm ve kamerayı hareket ettiren kişinin de Merve olduğunu anladım. Demek bu yüzden onları bu gün hiçbir yerde bulamamıştım

Şaşkınlık içinde sözleri dinlerken bu şarkıyı ne zaman yazdığını anlayamıyordum.

 

İnatçıdır o , belki birazcık da kararsız

Kabul etmese de oldukça sabırsız

Kalbim çarparken unutuyorum her şeyi

Onunla bir başka oluyor yaz tatili

 

Yüzümde bir sırıtış belirirken kalbim hızla çarpıyordu.

 

Bir Rüzgar esse uzaklardan

Alsa bizi göldeki bir sandaldan

Yapraklar dökülse dallardan

Bir fırtına çıksa

Bizi sadece biz bize bıraksa

Güneş Rüzgarı başlasa

 

Şarkının nakaratı kulaklarıma akarken yutkunamadım.

 

Sadece söylesek isimlerimizi

Yine bütün dünya anlardı bizi

Birbiri için seçilmiş iki kişi

Gerçek olamayacak kadar büyüleyici

Bir fırtına çıksa

Bizi sadece biz bize bıraksa

Güneş rüzgarı başlasa

 

Seviyorum seni , kararsız kalbini

Unutma beni , uzaklardayken bile

Sana senden daha yakınım

Ruhunu tamamlayan yarım bir parçayım

Benim küçük güneş rüzgarım

 

Rüzgar kameraya yaklaştı ve sıcacık gülümsedi.

Bir dahaki yaz görüşürüz Kararsız Kalbim.

Şarkı bitti ve arabanın camından akıp giden âna fısıldadım.

Bir dahaki yaz görüşürüz Kalbim...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bölüm : 27.02.2026 20:01 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...