9. Bölüm

Kuşatılmış Kale

Sena Zek
senazek

Sevgili okurlar; Bir yazar için en güzel şey satır arası yorum okumak ve cevaplamak. Sizlerden bolca yorum ve beğeni istiyorum. Karakterlere sallamak serbest. Neyse yazar notu bu kadardı. İyi okumalar

 

 

Yemeğimi yedikten sonra odamda başımı duvara yaslamış otururken bir gitar sesi duymaya başladım. Yatağımın olduğu duvar Can'ın eviyle bitişikti ve Can'ın sesi sanki bu duvarın dibinde çalıyormuş gibi netti. Bu lüzumsuz gürültüye karşı çıkmak, kavga çıkarmak yerine dengeli notaları dinlemeye başladım. Cambaz şarkısının o geleneksele yakın ilk tınılarını sakince dinlerken sert notalara gelince nefesimi tuttum. Sonra Can'ın o pürüzsüz sesi kulaklarımı doldurmaya başladı. Acaba sevgilisinden mi ayrıldı diye düşünmeden edemedim. Elbette çok enerjik değildi sesi, onunki daha akustik bir yorumdu ve bu da kendimi dert dinliyor gibi hissettirdi. Başımın altındaki soğuk duvar, Can'ın notalarıyla titriyordu.
Şarkı bittiğinde tekrar bir şarkı çalmadı. Bunun üzerine ben de yatağıma yatıp tavanı izlemeye başladım. Yaklaşık bir ay önceki huzurlu hayatımı düşündüm. Ya da ruhsuz huzurumu mu demeliydim bilmiyorum. Bir limondan sonra kalesini düşürmemeye çalışan bir komutanın yorgunluğuyla kapandı göz kapaklarım. Uykuya dalmadan önce şu cümleler geçti aklımdan, resmen birbirini boğmak ile kabullenmek arasında geçen bir ip üstündeydik ve az önce dinlediğim şarkının nakaratı ben olmamama rağmen o gerginliği üstümde hissediyordum.

Sabah işe gitmek yerine belediyeye gittim. Çankaya Belediyesi'nin resmiyet kokulu binasında gerekli onayları hallettikten sonra iş yerime vardığımda daha öğlen olmamıştı. Odama geçmek isterken o geniş koridorda Can'ın kapısı dikkatimi çekti. Dünkü jiletlerin aksine daha rahat bir giyim tercih etmişti. Ayağında lacivert spor ayakkabıları ve kot pantolonuyla sıradandı belki ama tercih ettiği dikey çizgili bordo gömlek görüntüsünü patlatmıştı, ben de onun aksine siyah gömlek, siyah pantolon asilliğiyle takılıyordum.
Ama asıl dikkat çeken gülerek hatta içine düşerek konuştuğu kişi pazarlamacı Serap'tı. Can'ın neşesi o kadar yerindeydi ki dün akşam acı çeker gibi şarkı söyleyen sanki o değildi. Ben odamın kapısını tutmuş onları izlerken bir an sarsıldım. Dikildiğim yerden onları izleyecek biri değildim ben. Gözlerim büyürken hırsla indirdim kapı kolunu ama tam o sırada Serap Can'ın yanından ayrıldı. İçimde yükselen volkana engel olamayarak kapıyı çektim ve Can'ın yanına gittim asi adımlarımla. "Senin derdin ne?" dedim engelleyemediğim sertliğimle. "Ne oldu?" derken benim aksime keyifliydi.
"Sosyal zekânı kanıtlamak için muhabbetine katılmadığın adam kalmadı, anladık en marjinal, en sıcakkanlı insan sensin," dedim isyankar bir tavırla.
"Sıla hanım, öncelikle üslubumuzu düzeltelim, burası bir iş yeri. İkincisi siz bana hesap soramazsınız, istediğim kişiyle istediğim ilişkiyi kurarım. Bu sizi ilgilendirmez," dedi alaylı bir ifadeyle.
"Oyunbaz oyunbaz konuşma, iş yerimi gasp eden de sensin zaten" derken öfkeyle elimi havaya savurdum, ardından yüzümü kapayıp ovuşturdum ve onun gözlerinin içine baktım. İstediğini vermiş olduğum için kendime kızarken "Erkekliğini mi ispat etmeye çalışıyorsun," dedim. Ona taş atmaya çalıştığım o anı zihnimi doldururken tepkisini de merak ediyordum.
Gözlerini birbirine bastırıp dişlerini sıktıktan sonra "Sen kendi kadınlığını tatmin etmek için benim erkekliğime laf edemezsin. Edersen ben de geri durmam. Sen kadın mısın ki seni alttan almamı bekliyorsun," dedi.
Bir geri adım atıp kasılan çehresini inceledim. Dudağımın sağ tarafı tiksintiyle kıvrılırken "Oysaki evime geldiğinde cinsiyetlerden arınmış bir şekilde senin ilgini çekiyordum," dedim.
"O zaman senin gerçekten gizemli biri olduğuna inanmıştım çünkü. Şu an gördüğüm dobralığına sığınan boş bir kabuk,"
O an olduğum yere mıhlandım, kaldım. Gözlerimin yandığını, boğazımdan akan nefesin tıkandığını hissediyordum. Benim içimi boşaltan bu tespiti kanımı dondursa da kendimin ne hakla hayatına burnumu soktuğumu sorguladım. Ben ona dönüşmüştüm, o istilacı gibi burnunun dibine girmiştim ve cevabını da acı şekilde almıştım.
"İyi o zaman, eski mesafemize dönmemiz yerinde olur, fazla yüz göz olmuştuk," diyerek odama çekildiğimde onun da keyfi çoktan bozulmuştu ama işin kötü tarafı ben tam odamın kapısını kapatırken bu olaya birinin şahit olduğunu görmüştüm,o kişi Pelin'den başladı değildi.
Odaya kendimi kapattıktan sonra hışımla sandalyeme oturup elimle yüzümü kapattım. Sarsılmamalıyım, yıkılmamalıyım, etkilenmemeliyim diyerek telkin ettim kendimi. Başımı kaldırdığımda küçük kitaplıktaki dosyalar çarptı gözüme. Kafamı dağıtma umuduyla ayaklanıp onlardan birini aldım elime. "Boş kabukmuş," diye söylenerek ayak sürüdüm masama doğru. Tekrar kendimi çuval gibi sandalyeme bırakırken " Beklediği gibi gizemli değilmişim," dedim. Dosyanın kapağını açtım ama aklımı hiçbir şeye veremiyordum. "Of" diyerek dosyayı masama fırlatıp volta atmaya başladım. Can ile tanıştığımdan beri yaşadıklarım film şeridi gibi gözlerimin önünden geçti. "Dengesiz," diye söylendim tekrar.
"İstilacı, baş belası" diye devam ettim. "Hayır, beni etkileyemez. Ben Sıla Nahmi'yim. Benim ördüğüm duvar yıkılmaz."
Tam o sırada kapının çalınmasıyla duruşumu dikleştirip "Gir" dedim.
"Sıla Hanım, müdür bey çağırıyor," dedi Pelin, yüzünde muzip bir gülümsemeyle. Aklından geçenleri tahmin ederken sert bakışlarımı üstüne sabitleyip odadan çıktım.
Kapıyı çalıp odaya girdiğimde müdürün yüzündeki dehşet dolu ifadeden dolayı yüreğim kuş gibi çırpınmaya başladı. 'Bir dedikodu onu bu kadar kızdırabilir miydi?' diye düşünerek karşısındaki sandalyeye oturdum.Elindeki dosyayı kibarca önüme uzatırken benzi soluklaşmış gözüküyordu. Çekingen tavırlarla dosyayı elime alırken titremeye müsait bir sesle "Yapı denetimden ret geldi Sıla. Sebebi sensin," dedi. İnanmayarak kapağı hızla açtığımda o korkunç gerçekle yüz yüze geldim. "İmkanı yok müdür bey! Ben her dökümden önce sahadaydım. Mimari projedeki aks aralıklarıyla statik projedeki kolon yerleşimlerinin uyuştuğunu santim santim kontrol ettim. Bu raporun iddia ettiği 'aks kayması' imkansız! Bu bina dikildikten sonra 'aksı kaymış' demek, zeminin altımızdan kaymasıyla aynı şey. TBDY 2018'in mimari sınırlamalar maddesi açık; benim tasarımım taşıyıcı sistemi zorlamıyor, aksine destekliyor. Adam yönetmeliği keyfine göre yorumlayıp benim mimari kararlarıma 'statik kusur' etiketi yapıştıramaz!" dedim ama aynı titreme benim sesime de yerleşmişti.
"Ama ret yemiş işte, kalıp işi bitmiş binayı yıkmamızı istiyorlar, çok fena zarar ederiz," derken yorgun bir ifadeyle sırtına yaslandı.

"Müdür bey, beton dökülmüş bir binada 'aks kayması' veya 'donatı yerleşimi hatası' iddia etmek, o koca kütleyi dinamitle patlatın demekle aynı şey! Ben her beton dökümünden önce sahadaydım. Statik projedeki kolon yerleşimlerinin benim mimari akslarımla milimetrik olarak örtüştüğünü bizzat denetledim. TBDY 2018'e göre tüm yapısal elemanlar mimari projemdeki sınırlara uygun yerleştirildi. Ben hata yapmadım, her şey yönetmeliğe uygun." dedim itiraz ederek.
"Bilemiyorum Sıla, başımız büyük dertte." dedikten sonra bir umut bulabilmek için beni inceledi ama kendimden emindim. Benim sessiz itirazımdan sonra "Aslında yapı denetimin mühendisiyle bir yemek mi yeseniz?" dedi.
"Nasıl yani?" derken ağzım açık kalmıştı. "Eğer hata yapmadıysan mühendisi ikna et işte. Bir yemek ısmarlarsın, biraz dil dökersin,olur biter," dedi çaresizce.
"Müdür bey, ben kim, dil dökmek kim? Adamı boğmazsam şükredin. TBDY 2018'in 7. maddesi açık; benim projem bu analizlerden tam puanla geçti. Adam yönetmeliği yorumlamayı bilmiyorsa faturayı bana kesemezsiniz!"

Önüne eğilip ellerini sertçe masaya vurduktan sonra parmağını sallayarak "Bir kere de itiraz etme de dilimi kırayım,bir kere, bir kere," dedi.
Kafamı hafif sağa büküp inanamaz bir ifadeyle yüzüne baktım. "Ben kendimden nefret etme pahasına sizi dinliyorum, bakın üstüme başıma," derken ellerimle üstünü gösterip "Bu hışırtılı şeyleri giyiyorum işte," dedim.
Tekrar arkasına yaslanıp kendini masadan uzaklaştırdı. "Şu an kıyafetin umurumda bile değil, çöz şu işi, bu bina yıkılamaz,"

Telaşlı ve düşünceli bir halde ayaklanıp kapıyı açtığımda "Yarın o yemeğe git Sıla! Mimarlık zekan binayı kurtarmıyorsa, o 'hışırtılı' zarafetin kurtarsın. Hallet, nasıl halledebilirsen?" dediğinde öfkem iyice artmıştı.
Kapıyı sertçe kapatıp hızlı adımlarla zemini her zamankinden daha güçlü delerken sekreter Pelin ve pazarlamacı Serap'ın bir şeyler fısıldadığını fark ettim. Benim gürültülü adımlarım üzerine kendilerine çekidüzen verseler de ne konuştuklarını çok iyi tahmin ediyordum.
Hırsla odama girip dosyayı masaya fırlattıktan sonra kendime gelmek için yüzümü yıkamaya karar verdim. Lavaboya girdiğimde tuvalet işini de halletmek için içeriye girdim. Tam çıkmak üzereydim ki duyduğum adım ve gülüşme sesleri üzerine yerimden ayrılmadım. "Serap hanım, hayret ettim resmen. Nasıl birbirlerinin burnunu sürttüler, önceden tanışıyorlar mı acaba?" dedi keyifle Pelin.
"Tanışsalar ne olacak Pelin, Can gibi biri bu cadıya niye baksın? Kadını görüyor musun, soğuk, mesafeli dersin, yeni gelen adama pençeyi atmaya başlamış," diyerek karşılık verdi Serap. Sesinin titreşiminden rujunu tazelediği belliydi. Kendimi tutamayarak ayağımla tekme attım kapıya. Onların büyüyen gözleriyle karşılaşırken her zamanki iğneleyici ve sakin tavrımdan fersah fersah uzakta olduğumu hissediyordum.
Onlar ne yapacağımı kestiremedikleri için panik olmuş halde birbirlerine bakarken ani hareketle Serap'ın elindeki ruja vurup yere attım. Serap korkusuna rujunu almaya eğilemedi bile. Keskin bakışlarım Pelin'i bulduğunda onun da elleri titriyordu. Bir adım atıp yaklaştım ona. Gözbebekleri titrer halde bana bakarken hızla elimi çenesine götürüp kendime çektim. "Bu çenen daha işe yarar şeyler söyleyemiyor mu?" dedim sakin çıkması için uğraştığım sesimle. Ardından delici bakışlarımı Serap'a yönlendirdim. "Sen benim kalemimden çıkan işleri insanlara anlatarak para kazanan birisin sadece, kendini bir şey sanma," diyerek ağır adımlarla kapıya kadar gittim. Sonra birden arkamı dönüp dehşete düşmüş yüzlerine baktım. "Benim dedikodum yapılmayacak," dedim ve orayı terk ettim.
Odamdan dosyayı aldıktan sonra müsait olmasını umarak Mert'in kapısına gittim. Tıklayıp girerken kulağımı Can'ın neşeli sesi doldurdu. "Oraya da büyükçe bir tablo yakışır," derken beni görünce göz bebeklerinin donduğunu gördüm. Fakat o da benim bakışlarımdaki az önce çarpan elektrikten kaynaklanan ateşi gördü. Yerinde tedirginlikle dikleşirken bakışlarımı ondan çekip Mert'e baktım. Yanına geçip dosyayı önüne koydum. "Mert, çok büyük bir problem var, inşaat ret yemiş, bugün yarın yıkım emri çıkar," deyince duyduklarına inanamadığı için merakla yüzüme baktı. Gördüğü şey umutsuzluk olunca dosyayı açıp incelemeye başladı. O sırada Can da merakla ayağa kalkıp dosyanın başına eğildi.
Mert biraz inceledikten sonra isyan etti. "Bu binanın mühendisi bendim zaten, her şeyi yönetmeliğe uygun yaptık. Her şey usulüne uygun yapıldı. Sizin çizdiğiniz projede de hata yok, nasıl ret yer, inanamıyorum,"
Onun bu çaresiz haliyle iyice meraklanan Can yanıma gelip iyice baktı dosyaya. "Sen ne anlarsın teknik işlerden, fazla ilgini çekti ama bu iş duvara inek ile ayı çizmeye benzemez," dediğimde geri çekildi. Bakışlarındaki donukluk ısınırken Mert'in biraz meraklı biraz da dikkatli bakışlarını üstümüzde hissettim.
Odağımı Can'dan alıp Mert'e yönlendirdiğimde dudak kenarının muzipçe kıvrıldığını görünce dedikodumuzun bizden önce odalarda gezdiğini anladım. Şimdiki teknik problem daha acil olduğu için o konuyu daha sonra açmaya karar verdim.
Can da "Size kolay gelsin," diyerek bizi baş başa bıraktı. O gidince Mert'in masasının önündeki sandalyeye oturdum. Bu haliyle ben dosyadan uzak kalınca Mert de karşıma geçti ve tekrar üstünde düşünüp hesap yaptık biraz. Mimari paftalarla statik hesap raporlarını üst üste koyup tekrar süperpoze ettik (üst üste çakıştırdık). Aksları, kolon boyutlarını ve kiriş saplanmalarını tek tek, milim milim taradık.
Öğle molasına bile çıkmadan geçen üç saatin sonunda Mert kalemi masaya fırlatıp arkasına yaslandı. "Sıla Hanım, yapı denetimci raporunda giriş katındaki o geniş galeri boşluğunu sanki bir 'yumuşak kat' kusuruymuş gibi göstermiş. Oysa biz orayı perdelerle fazlasıyla desteklemiştik. Hesapları üç kere döndürdüm... Adam resmen sizin estetik tasarımınızı binanın zayıf halkasıymış gibi sisteme girmiş. Bu hata değil, bu sizin mimarinize saldırı!"

Ben de arkama yaslanıp sağ elimin işaret ve orta parmağıyla alnını ovaladım. "Yani Mert, benim tasarımım bu yapıyı tehlikeye atmıyor. Zaten biliyordum, o galeri boşluğu için kaç gece uykusuz kalıp hesapları zorladığımızı biliyorsun. Ama yapı denetime bu 'teknik çarpıtmayı' nasıl kabul ettirebiliriz?"

Mert ciddiyetle başını salladı.
"Mert inşaata mı gitsek, biliyorum çalışma durdu ama yerinde baksak, belki de göremediğimiz bir şey var," dedim yerimde dikleşerek. Başıyla onayladığında ayaklanıp çıktık odadan. Koridora çıktığımda masada oturan Pelin ile göz göze geldik. Hızla gözünü kaçırdığında oralı bile olmadan odama girip ceketimi aldım. Mert beni kapıda beklerken gözüm Can'ın odasının kapısındaki aralığa kaydı. Oturduğu yerde sakince bir şeyler karalaması üzerine onun sakinliğini aksine benim telaşlı halimin ne kadar çarpıcı olduğunu fark ettim. Gördüğüm sinir bozucu manzaraya aldırmamaya çalışarak bakışlarımı oradan çektim ve Mert'e Hadi diyen bir bakış atarak telaşla merdivenlerden indim.

Şantiyeye vardığımızda her yer ölüm gibi sessizdi. Halbuki her geldiğimizde ortalığı iş makinelerinin kulak tırmalayan sesleri doldururdu. Üst katlarda gözüken beton filizleri yüreğime batıyor gibi hissediyordum. Henüz pırıl pırıllardı, paslanmak için çok erkendi; ama bu sessizlik devam ederse o gri metalin nasıl kararıp çürüyeceğini biliyordum. Durdurulmuş her inşaat, benim için yaşayan bir organizmanın damarlarının kesilmesi gibiydi


Kimsesizlik binayı çöktürmüş gibiydi. Rüzgarın uçurduğu inşaat tozu ve kumu saçımıza, yüzümüze yapışırken aynı ıssızlığın verdiği hüzün üzerine birbirimize baktık. Hastasını entübe eden doktor burukluğuyla problemli bulunan kolon aksının olduğu kata çıktık. Ayakkabılarımdan çıkan ses boş duvarlarda yankılanıyordu.
Nihayet kolonun yanına vardığımızda yapı denetim raporundaki hatanın kabak gibi ortada olduğunu gördük.
"Mert bak, bu kolonun boyutu projede 60x60 cm görünüyor. Yapı denetimci raporuna bunu 50x50 cm olarak işlemiş! Tabii ki yetersiz çıkar. Kendi gözüyle gördüğü şeyi, kağıda yanlış geçirmiş. Bu sehven yapılacak bir hata değil, bildiğin körlük. " dediğimde "Körlük de değil, kötü niyet" diyerek bana katıldı.
Sevinçle "Hadi hemen müdüre gidelim, kimseyle yemek yemek zorunda kalmayacağım," dedim.
"Sıla Hanım, ne yemeği?" derken Mert'in kaşları çatıldı.
Seke seke merdivenlerden inerken "Müdür Beyin kendince iş bitiriciliği işte, mimari becerilerin yetmiyorsa yemek ye dedi," dedim ama uzun zaman sonra ilk defa havaya zıplayacak kadar neşeliydim. İnşaatım, projem kurtulacaktı ve bunun için onurumu zedelemeyecektim.



Koşar adımlarla müdürün odasına müsaade istemeden tabiri caizse daldım. Heyecandan titreyen sesimle "Hatalı ben değilim Müdür Bey, kumpas var," dedim ve müdürün önündeki sandalyeye oturdum. "Aksı kısa hesaplamış, hem de 10 cmlik bir hata. Kimseyle yemeğe falan gitmiyorum yani,"
Müdür haberi duyunca gülümsese de yüzü hızla soldu. "Hatayı buldun, peki ya sonra? Sen hatasızlığını yine ispat etmiş olabilirsin ama yeterli değil Sıla,"
"Nasıl yani?" derken eski rahatlığım yerini yine kaosa bıraktı. Gülüşüm yüzümde dondu.

"Hatanın onda olması bir şeyi değiştirmez, adam raporu sisteme onaylı olarak girdi. İmzayı geri çekmesi lazım, yoksa yarın belediye mühürü vurur, basın duyar, mahvoluruz! Ayrıca mühendise hatan var desek kabul etmeyecek, dava açmamız gerekecek, bu da bize en az üç ay kaybettirir. Şantiyede bekleyen tonlarca taze beton, sipariş edilmiş, yolda olan mikserler var. Daha da önemlisi, mühürlenme haberi "piyasaya" düştüğü an, projeden ev alanlar banka kredilerini iptal etmeye, ofisi telefon yağmuruna tutmaya başlar. Benim değil 3 ay 3 saatim yok Sıla, hallet şu işi,"

Odadan çıktığımda ne hissedeceğimi bilmez haldeydim. Üç cepheden kuşatılmış bir kale gibiydim ve damarlarımda gezmesi gereken adrenalin tatile çıkmış gibiydi. Bedenimi esir alan sinyal savaş değil don sinyali olmuştu,bunun hiç sırası değildi.

 

 


En sevdiğiniz cümle, alıntı, paragraf ne oldu? Benimle

Bölüm : 09.05.2026 22:18 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...