60. Bölüm

VİRANE (53) Bedel

Ece Asena
_ece_asena_

Eskiden yaralarımı gizlemek marifet zannederdim, şimdiyse travmalarımla birlikte bir kişilik olmayı kabul etmem gerektiğinin farkındalığını yaşıyorum.

Yalnız birisi miyim? İnsanlar tarafından beğenilmeyen huylarım mı var? Çok mu şımarığım? Çok mu kaotik birisiyim? Tamam, yollayın gelsin.

Bana uyar.

Lara Ferzan artık yenilgi bayraklarına da sahip çıkılması gerektiğinin farkında ve yenilgiyi galibiyete çevirmek için elinden geleni ardına koymayacak.

İlgili kişilere duyurulur.

“Hadi ama, babam nasıl beyaz bayrak sallamayı kabul etti? Anlat artık.”

Lena’nın yatağıma uzanmış bedenine, elimdeki tişörtü dolabıma yerleştirdikten sonra bilmiş bir edayla baktım ve sırıttım. “Fazla uzun bir hikâye değil canım, sadece biraz duygu sömürüsü ve ağlama… Yeterli yumuşamayı sağladı.” Elimle kendimi işaret ettim.

“Bende numara biter mi?” Gülüşümü bozmadan devam ettim. “Bitmez.”

Bitmezdi. Tıpkı travmalarımın bir türlü bitmek bilmediği gibi… Dün öğlen babamla yaşadığım konuşma aramızda geçen en gerçek ve acı konuşmaydı. Hiçbir zaman ağlayan bir adam olmamıştı ve ben de hiçbir zaman kendimi bu denli açan birisi olmamıştım.

Ama dün bu tabuları yıkmıştık. Bu saatten sonra babamla bir seviye daha ileriye gittiğimizi söylesem yalan olmazdı.

“Sadece bu mu yani?” Başımı öylesine salladım ve sırt çantamdan getirdiğim birkaç parça kıyafeti çıkarıp yatağa koymaya devam ettim. Tekrardan düzgünce katlayıp öyle dolaba yerleştirecektim.

“Evet, sadece bu Lena. Başka bir şey olduğu yok. Tüm yaz tatilimin içine edildi ve nihayet sonbaharı rahatlıkla yaşayabileceğim.”

Hayır, yaşayamayacağım.

Lena’ya babamla konuştuklarımızı tamamıyla anlatmaya hazır değildim. İşleri daha da dallandırıp budaklandırmak istemiyordum şimdilik. Hem Lena yanardöner birisiydi, ona koz verecek kadar aklımı peynir ekmekle yememiştim.

“Annem haftanın bir kısmında burada olacak olmana sevindi. Uzakta olman onun da hoşuna gitmiyordu.”

İstemsizce alaylı bir halde baktım kız kardeşime. “Uzakta olmak mı? Altı üstü başka bir semtte oturuyorum Lena.” Kaşlarımı çattım. “Hem sen neden bu kadar rahatsın? Mezuna kaldın kızım, oturup ders çalışman gerek. Senin yerinde olsaydım bu kadar gevşek takılmazdım.”

Kıkırdadı. “Üniversiteye başlamış abla tavsiyelerini kendine sakla. Ben ne yapmam gerektiğinin farkındayım.”

Kafamı iki yana salladım yavaşça. “Ne yapman gerektiğinin hiçbir zaman farkında değilsin.”

Bakışları ufak bir dalgınlığa bulanırken yutkundu ve derin bir nefes aldı. Ardından bana eğlenceli olmaya çalışan bir sesle konuşmaya devam etti.

“Onu bunu bırak ve lütfen yeni gelişmelerden bahset. Anlıyorum babamla olanlar ikinize kalsın istiyorsun ama Alpaslan’ın dönüşü buna dahil olmamalı.” Ekleme yaptı. “Onun dönüşünün senin için önemli olduğunu biliyorum Lara.”

Gözlerimi kırpıştırdım zaman kazanmak adına. Ardından sırıttım. “Büyütülecek bir şey yok. Sadece tekrardan hayatımda ve onu kazanmaya çalışacağım.”

Kaşlarını çattı. “Kazanmak mı? Onun için çabalayacak mısın gerçekten? Üstelik de kaç aydır seni umursamamışken?” Dudağımı büktüm. “Hatalar yaptım ve bana kendince ceza kesti. Bunun için onu suçlayamam. Büyük şeyler sakladım. Onun için çok önemli olan şeyler… Şimdi kolayca bana dönmesini bekleyemem. Ben bir şeyler yapmalıyım.”

Yataktan kalktı ve kıyafetini düzeltip odamın kapısını açtı çıkmak için. Kahvaltı saatinin yaklaştığını bildiğim için ben de yatağın etrafından dolanıp peşinden giderken ardımdan kapıyı kapattım ve merdivenlere doğru yürümeye başladım.

“Başına bela alacaksın Lara.” Merdiven basamaklarını inerken omzunun üzerinden bana baktı. “Alpaslan eğer varlığından rahatsız olursa seni de rahatsız edecektir.”

Huzursuzca yüzümü kırıştırdım. “Rahatsız olma eşiğimi bilsen şaşırırdın kardeşim. Beni caydırmak o kadar da kolay değil.”

Bir anda duraksadı ve hızımı alamayıp ona çarpmama neden oldu. Kaşları sinirleri bozulmuşçasına çatılırken homurdandı.

“Ya hayatına başka biri alırsa ya da seni alenen aşağılarsa? O zaman ne yapacaksın? Halen suçlu psikolojisine devam edip bir kedi gibi onun peşinde kuyruk mu olacaksın?”

Kollarımı göğsümde birleştirdim. “İtibarımı zedeleyecek bir şey yapmam.”

Lena’nın yanından bir hışımla geçerken suratımı astım ve mutfağa girdim. Tezgâhın üstündeki meyve tabağından bir elma alıp sertçe ısırırken camın önüne ilerledim ve gözlerimi bahçede gezdirmeye başladım.

Ben gurursuz birisi falan değildim. Sadece bir ilişkinin tek taraflı çabayla yürümeyeceğin bilecek kadar olgunlaşmış hissediyordum kendimi. İşler sadece hoşlanıyorum ya da seviyorum demekle bitmiyordu. Günün sonunda kendimizden birtakım ödünler vermezsek söz konusu ilişki bir çıkardan ibaret gibi gözüküyordu.

Lena’nın sanki çok akıllı ve ne yaptığını bilen birisiymiş gibi bana akıllar vermesi asabımı bozarken arkamdan gelen adım sesleriyle omzumun üstünden geriye baktım. Gelen babamdı.

“Ne yapıyorsun burada?”

Omuz silktim. “Elma yiyorum.” Dolaptan bir bardak alıp kendine su doldururken içeriyi işaret etti. “Masa hazır, karnını doyurma.”

Ses tonu düşünceli ve etrafta olup bitenle çok ilgili değilmiş gibi çıkıyordu. Kaşlarımı çattım. Bunun sebebini gayet iyi biliyordum. Dünkü konuşmamız fazla yaralayıcıydı. Üstelik evden çıktıktan sonra ona arabada Kerem ile ilgili gerçekten de bahsetmek zorunda kalmıştım. Benden duyması en doğrusuydu, iki gün sonra bildiğim halde ona söylemediğimi öğrenseydi bu aramızı açmaktan başka bir şeye yaramayacaktı.

Babam, annem ve Yusuf Kıraç’ın ortak bir oğlu olduğunu henüz sindirememiş gibiydi. Gerçi bu durumun tam olarak sindirip sindirememe olduğundan da pek emin değildim. Babam için bu bir hayal kırıklığı mıydı yoksa öfke mi?

“Bana öyle bakıp durma, her şey art arda oluyor.” Beni kendime getirmesiyle hafifçe öksürdüm ve boğazımı temizledim. Elimdeki henüz bir ısırık alınmış elmayı tekrar meyve tabağına bırakırken ada tezgâhın bir tarafına geçerek dirseklerimi yasladım ve gözlerimi babamla buluşturdum.

“İstediğin şey ne baba?”

Gözlerini kıstı. “Neyden söz ediyorsun?” Yutkundum. “Durgunsun. Bir şeyler yapmak istiyor gibisin ama aklından geçirdiğin birtakım düşünceler var. Planın ne?”

Kafasını iki yana salladı. “Paranoya yapma, Lara. Geçmişte neler olup bittiğiyle ilgili bir şey bildiğin yok. Ama bildiklerin bile onlara olan tüm öfkemi haklı çıkarır…”

“Birbirlerine aşıklar.” Ekledim. “Tıpkı sen ve Sanem gibi. Söylesene halen ne bu kan davası?”

Ellerini benim gibi tezgâha yasladı ve gözlerimin içine baktı. Hareleri biraz öncekine kıyasla artık dalgın değil bir şahin kadar keskindi. “Bazen babanla konuştuğunu unutuyorsun. Hepimiz çok zor zamanlardan geçtik. Sen, ben ve diğer herkes. Ama bu fütursuzca beni hesaba çekeceğin anlamına gelmiyor. Sana karşı toleransımı kötüye kullanma olur mu?”

Ağzımdan ‘hah’ diye bir nida çıktı. “Ben de ne zaman başa saracağız diyordum…” Birkaç cümle daha edersem kavga edeceğimizi bildiğim için geri adım attım ve adımlarımı harekete geçirerek mutfaktan çıktım.

“Merhaba Lara.” Sanem’e gülümsemeye çalıştım ve masadaki yerimi aldım. “Merhaba, seni görmek çok güzel.”

Lena ve babam da sofraya oturduğunda herkes sessizce kahvaltısını etmeye başladı. Eski alışkanlıklarımı geride bırakıp öğünlerimi atlamamaya başlamıştım bir süredir. Ama fazla yiyince midem hiçbir besini kaldırmıyordu ve kendimi tuvalette buluyordum. Bunun kaynağının psikolojik olduğunu sezsem de şimdilik gündeme taşımama taraftarıydım.

“Bugün öğleden sonra Ataşehir tarafında olacağım. İşimin ne kadar süreceğini bilmiyorum ama belki sen de sonra bana katılmak istersin?”

Babamın konuşmasıyla birlikte başımı tabağımdan kaldırdığımda sorduğu sorunun Sanem’e yönelik olduğunu fark ettim. İçimde uyanan merakla dudaklarımı araladım. “Ne işin var?”

Sanki biraz önce birbirimize karşı kızmamışız gibi davranırken gözleri beni buldu. “Golf kulübünde bir iş etkinliği olacak. Şirket olarak biraz daha sosyalleşme adımları atmaya karar verdik. Daha doğrusu alt departmanlardan gelen bir yönergeydi, çalışanlarla birlikte vakit geçirmek için.”

Ağzına domates dilimi atarken ekleme yaptı. “Dışarıdan birkaç kişi de davetli. Hazır gitmişken biraz iş bağlamayı düşünüyorum.”

Alt dudağımı hafifçe dişledim ve “Acaba ben de gelebilir miyim?” dedim. Bu fikir Sanem’in de hoşuna gitmiş olmalıydı ki beni desteklercesine babama konuştu. “Evet Uras, eğlenceli bir şeye benziyor. Ben de gelmek isterim.”

Babam ona yumuşak bir şekilde baktı. “Memnuniyetle.” Sonra da bana döndü ve gözlerini kıstı. “Sen neden gelmek istiyorsun ki?” Omuzlarım düştü. Tam bir hanımcı erkekti. “Sadece seninle vakit geçirmek istiyorum. Üniversiteye geçmemle birlikte bir çevre edinmem gerektiğini de fark ettim. Senin çevren bana güzel bir network kazandırabilir.”

Birkaç saniye düşündükten sonra derin bir nefes aldı. “Tamam, gelebilirsin.” Lena’ya baktım. “Sen de gel.” Kafasını iki yana salladı. “Melih ile sözleştim.”

“Ne bu Melih Melih Melih?” Babamın üç kere Melih’in adını sitemli bir halde söylemesi masaya gerilim katarken elimdeki çatalı bıraktım ve arkama yaslandım. Sinirini tam olarak benden çıkaramayan babam, odağını Lena’ya çevirmişti.

“Onunla takılmaktan üniversiteye gidemedin.” Lena kaşlarını çattı. “Baba ne alaka ya? Ben bir kere kendim yeterince çalışamadığım için sınavda istediğim sıralamayı yapamadım.”

Babam onu zerre ciddiye almazken homurdandı. “Sana çalışma diyen mi oldu? Bak ablana, ilk beş bine girdi şimdi en iyi hukuk fakültelerinin birinde öğrenci. Senin ondan ne eksiğin vardı?”

Lena ile göz göze geldiğimde kırıldığını hissettim. Gözleri biraz dolmuştu. Yutkundu ve bir şey demeden ayağa kalktı. Babam sertçe konuşmaya devam etti.

“Söyle ona benim asabımı bozmasın! Mezun senendesin, tek yapman gereken ders çalışmak ve başarılı olmakken onunla orada burada gezmeni istemiyorum.”

Lena oflayarak sertçe kalktığı sandalyeyi masaya itti ve arkasını dönüp masadan uzaklaştı. Merdivenleri sert adımlarla çıkmasını ve gözden kaybolmasını izlerken onun bu sabrına hayran kaldım. Benden bu konuda bir tık daha akıllıydı. Babama cevap verip iyice batmaktansa usulca gözden kaybolmayı seçiyordu. Bense çılgınlar gibi kendimi savunmanın peşine düşüyordum.

Eh…

“Kıza bu şekilde konuşman onu daha da bunaltmaktan başka bir şeye yaramıyor Uras. Tam güzel bir gün geçireceğiz derken bu yaptığın hiç olmadı, hiç!” Sanem de sitemini ortaya koyup masadan kalktıktan sonra babamla ikimiz kaldık. Gülmemek için kendimi zor tutarken babamla göz göze geldim ve bana bıkkın bir şekilde baktığını gördüm. Ayağa kalktı ve sandalyeye asmış olduğu kumaş ceketini üstüne geçirdi.

“Deli gibi gülmeyi kes ve kalk. Tabi benimle gelmek istiyorsan.”

Hızlıca ayağa kalktım ve masanın etrafından dolanarak evden çıkan babama yetiştim. İkimiz onun arabasına binerken kısa sürede evden uzaklaştık. Arabayı şoför sürüyordu. Bize ise arka koltuktaydık.

“Önce şirkete uğrayacağız. Birkaç saat orada oluruz. Halletmem ve başında olmam gereken işler var. Sonra Mehmet amcan ve Tibet’i de alıp kulübe geçeriz.”

Başımı onu onaylarcasına salladım ve usulen “Yardım edebileceğim bir şey var mı?” diye sordum. Bana gözlerini devirerek baktı. “Yardım edebilecek yetkinliğinin olduğu bir şey var mı?” Kaşlarımı çattım. “Göz devirmek ve laf sokmak sana hiç yakışmıyor baba.”

İç çekti ve arkasına yaslandı. “Yorgunum.”

Onun bu koyvermiş haline göz ucuyla baktım ve sonra da başımı cama doğru çevirdim. Sanki ben enerji patlaması yaşıyordum.

***

“Tibet’in odası biraz ileride, git onu çağır.”

Nihayet babamın buradan çıkış çağrımızı yapmasıyla birlikte kendimi gömüldüğüm deri koltuktan ayırdım ve uyuşuk adımlarla çalışma odasından çıktım. Saatlerdir babamın kısa ve hızlı toplantılarına tanık oluyor ve sadece onu izliyordum. Sonuç olarak bir şeyler anlamaktan çok uzaktım.

Çalışanların olduğu koridorda ilerlerken Tibet’in adının yazdığı odaya ulaştım ve kapıyı açıp içeri girdim. Ama kimse yoktu.

“Buyurun?” Dışarıdan gelen bir kız sesiyle arkama döndüm. “Ben Tibet Bey’in asistanıyım. Size nasıl yardımcı olabilirim?” Elimle odayı işaret ettim. “Ben Tibet’in kuzeniyim ve onu burada bulmayı umuyordum. Nerede acaba?”

“Tibet Bey bir etkinliğe katılmak için yarım saat önce gitti.” Kaşlarımı çattım. “Golf kulübündeki şirket etkinliğine mi?” Kafasını iki yana salladı. “Yok hayır, programına özellikle şirket etkinliğine katılmayacağını not aldırmıştı. Büyük ihtimalle başka bir görüşmede olacaktır.”

Derin bir nefes aldım. “Pekâlâ, bilgi verdiğin için teşekkür ederim.” Kızın yanından ayrılıp tekrardan babamın odasına döndüğümde Mehmet amcamın da odada olduğunu gördüm. İkisine bakıp “Tibet başka bir etkinliğe gitmiş.” Dedim.

Amcamın kaşları çatılırken konuşmaya başladı. “Başka bir yere mi gitmiş? On gün önceden de belliydi bu iş, niye böyle yaptı ki?” Omuz silktim. “Bilemiyorum artık. Asistanına da özellikle buna katılamayacağını yazdırmış. Sanırım önemli bir işi var, bilemiyorum.”

İkisi homurdanarak Tibet’e söylenirken odadan çıktık ve otoparka indik. Arabaya bindiğimizde babam ve amcam arkada ben ise önde şoförün yanındaki koltukta oturuyordum. Kendimi sohbetten soyutlayıp telefonumu açtığımda sosyal medyaya girdim ve zaman geçsin diye Alpaslan’ın hesabına girdim. Yeni bir hikâye paylaşmıştı. Hikâyeyi görmemle birlikte gözlerim ufak bir açıyla büyüdü.

O da golf kulübündeydi ve yeşil sahanın manzarasını konumla birlikte atarak paylaşmıştı. Damarlarımda akan kanın ısındığını hissederken yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu. Ne işi vardı bunun orada?

Onun hesabından çıkıp ana sayfaya döndüğümde Tibet’in de bir hikâye paylaştığını gördüm. Merakla açtığımda onun da aynı şeyi paylaştığını gördüm. Yok artık, ne alaka? İkisi neden birbirinin etiketlendiği bir hikâyeyi paylaşmıştı?

Birbirlerini sevmezlerdi ki…

Tuhaf bir şeyler oluyordu. Bunu hissedebiliyordum.

Golf kulübüne vardığımızda arabadan indik ve kısa bir yürüyüşün ardından oldukça büyük olan restorana giriş yaptık. Burası kısım kısım ayrılmış bir yer gibiydi. Oturma alanları oldukça genişti ve müşteriler maddi olarak standardın üstünde gözüküyordu.

Babam ve amcamı takip ederek şirkete ayrılmış kalabalık alana ulaştığımda kendimi oldukça ‘nezih’ diye nitelendirebileceğim bir ortamdın içinde buldum. Çoğu kişinin elinde şampanya ve türevi içecekler vardı. Masaların üzerinde kanepeler, tuzlu ve tatlı kurabiyeler ve daha adını hatırlayamadığım atıştırmalıklar vardı.

Gözlerim deli gibi Alpaslan’ı ve Tibet’i ararken burada olmadıklarını anlamam uzun sürmedi. Burada değillerdi. O zaman başka bir etkinlikti onlarınki. Ama buradaydılar şu an.

Of.

“Lara, benim işim var. Sen de takıl kafana göre. Daha sonra seni tanıştıracağım birkaç kişi var.” Babam omzumu sıvazlayıp yanımdan uzaklaştığında hızlıca arkamı döndüm ve şirket etkinliğinden kopup tuvalet yazan kapıdan içeri girdim. Aynanın karşısına geçip çantamdan kırmızı rujumu çıkarırken aceleci tavırlarla dudaklarıma sürmeye başladım. Onunla karşılaşırsam -ki öyle umuyorum- pespaye gözükmek istemiyordum.

Ben kendi çapımda tipimi düzeltirken tuvalet kabininden çıkan bir kız yanımda elini yıkamaya başladı. Yıkadıktan sonra elini kuruladı ve çalan telefonunu yanıtlayıp makyajını tazelemeye başladı. Bir yandan da kulağına yasladığı telefonundaki kişiyle konuşuyordu.

“Kızım sana ne diyorum çocuk olay! Çekici bir aurası var ve çekilmemek elde değil. Ama abisi de zaten çok yakışıklı biri. Gerçi o evleniyor. Odağı bekar kardeşine yöneltmek lazım.”

İster istemez kulak misafiri olurken sonrasında duyduklarım sinirlenmeme neden oldu.

“Alpaslan Kıraç ile röportaj yapmak büyük bir yatırım olacak. Çok değil birkaç yıl sonra patlayacak bir isimle henüz üniversitedeyken röportaj yapacak olmam manyak bir şey.”

Röportaj mı? Ne alaka ya? Alpaslan’ın neyiyle röportaj yapacaksın sen acaba? O Kerem gibi değildi ki. Daha yeni üniversiteye başlamıştı.

“Abisi gibi ekonomi alanında yükselmeyi hedefliyormuş. Aile şirketini büyütecekmiş. Öyle söylentiler duydum.”

Hah! Alpaslan ve abisi gibi olmak? O böyle bir şey istemezdi ki! En azından eski Alpaslan…

Kız hazırlığını bitirmemişken usulca çantamdan dudak yağımı çıkardım ve kapağını açıp yavaşça yere dökmeye başladım. Kız arkadaşı olduğunu düşündüğüm biriyle konuşmaya devam ederken ben yere olan dudak yağını döktüm ve boşalan tüpü çöpe atıp aynaya son kez baktıktan sonra tuvaletten çıktım.

Aklımdan geçen şeyi ikinci defa düşünmeden yapma taraftarıydım.

Kısa koridoru geçtikten sonra otantik bir ahşapla döşenmiş bar tezgahına yanaştım ve kendimi tezgâhın yanına dizilmiş yüksek taburelerden birine bıraktım. Bulunduğum alan tıpkı diğer kısımlar gibi oldukça aydınlık ve ferahtı. Boydan boya camlarla kaplı olması sebebiyle içeriden dışarıdaki geniş golf sahası rahatlıkla izlenebiliyordu.

Diğer insanları kısaca seyrettikten sonra baristadan bir ıhlamur istedim ve telefonumu açıp tekrardan yeni bir hikâye atılmış mı diye kontrol etmeye başladım. Bu esnada hiç beklemediğim bir şey oldu.

“Sen beni mi takip ediyorsun?”

Kafamı kaldırmamla Alpaslan’ı görmem bir oldu. Bana dik dik bakıyor ve neden burada olduğumu sorguluyordu. Onu bir anda görmeyi beklemediğim için bir şey diyemedim. Onu onun beni bulmasından daha önce bulacağımı ummuştum.

“Sana bir şey sordum?” Hafifçe öksürdüm ve boğazımı temizledim. Elimle geriyi işaret ederken “Ben babamla şirketin düzenlediği bir etkinliğe geldim. Seninle alakası yok. Farkındaysan seni burada görmeyi beklemiyordum.”

Ellerini pantolonunun ceplerine yerleştirip bana kafasını iki yana salladı. “Beni görmeyi beklemiyor muydun? Söyledi bunu kısa bir süre önce attığım paylaşımı gören kız.” Sırıttım. “Geçen günkü öfkeli hallerinin aksine benim hangi paylaşımlarını görüp görmediğime bakacak kadar ince olman gururumu okşadı.”

Kısa kesmek ister gibi yüzünü buruşturdu. “Seninle konuşmak bile zor. Buna daha fazla katlanamayacağım.” Tam yanımdan ayrılacaktı ki yanımıza Bora Çakır’ın gelmesiyle birlikte bundan vazgeçti.

İşler git gide sarpa sarıyordu. Bora’nın burada ne işi vardı?

“Lara, merhaba. Seni burada görmeyi beklemiyorum?”

Kaşlarımı çattım. “Merhaba, ben de senin için aynı şeyi düşünüyordum tam. Burada ne yapıyorsun?”

Omuz silkti ve Alpaslan’ı işaret etti başıyla. “Ufak bir görüşme yapıyoruz diyelim. Birkaç kişi daha var. Hava hazır güzelken burada buluşalım diye düşündük. Ha bir de bizden bağımsız olarak birilerinin ilk röportajı da var tabi.”

İlk röportajı falan değildi bir kere. İlk röportajını benimle yapmıştı. O Kerem Kıraç’ı oynamıştı, bense bir üniversite öğrencisini…

Ben sessiz kalırken Bora devam etti ve Alpaslan’a döndü. “Kemal’in işi varmış. Son birkaç şey konuşup kalkacak…”

Hızla sözünü kestim. “Hangi Kemal’den bahsediyoruz?” Sesim buz gibi çıkarken Bora kaşlarını çattı. “Yavaş gel kızım bu ne gerilim? Bizim Kemal’den bahsediyorum. Kemal Atsız’dan.”

“Kemal Atsız?” Bora yavaşça onayladı beni. “Evet, ondan bahsediyorum. Ne var ki?” Alpaslan’a sinirli bir şekilde baktığımda bana karşı gözlerinde en ufak bir his yoktu. Kız kardeşlerimin başına bela olan bir adamla iş mi tutuyordu bu şimdi? Üstelik o adamın mekânında kolumdan vurulmuştum.

“Ben sizi yalnız bırakayım.” Bora yanımızdan ayrıldığında soğuk bir sesle konuştum. “Onunla dost musun?”

Omuz silkti. “Hiçbir zaman düşman olmadım ki. Sadece gereksiz ve boş bir mevzu yüzünden gerildik o kadar.”

“Boş bir mevzu yüzünden?” Başını olumluca salladı. “Evet.” Ona bas bas bağırmak isteyen yanımı törpülemeye çalıştım. Beni sinirlendirmeye çalışıyordu. Bunu gözlerindeki yapay rahatlıktan anlayabiliyordum.

“Halen beni kandırmaya çalışıyorsun.” Kafasını iki yana salladı. “Seni kandırmaya çalışmıyorum. Sadece sen tüm dünyanın etrafında dönmediğini kabul etmek istemiyorsun.”

Alaylı bir şekilde güldüm. O da bunu bozmadı ve sırıttı kendinden emin bir şekilde. Bu esnada Bora tekrardan yanımıza geldi. “Oğlum bu seninle röportaj yapacak olan kız iyi değil. Tuvalette ayağı kayıp düşmüş ve o ayağındaki topuklular yüzünden ayağını fena burkmuş. Taksiye bindirdiler hastaneye gitti ağlayarak.”

Alpaslan’ın yüzündeki çokbilmiş sırıtma anında sönerken Bora’ya döndü. “Ne demek gitti lan? Bu iş çok önemliydi. Bölüm başkanına bu ayın dergisi için röportajı vereceğime dair söz verdim. Adam da bana bir şeyler için söz verdi. Şimdi ne olacak? Arada Kerem’in de adı geçti!”

Bora bilmiyorum dercesine baktı ve “Benim de işim var. Diğerleri kalktı zaten. Dağılıyoruz. Sana da geçmiş olsun.” Diyerek yanımızdan ayrıldı.

Derin bir iç çektim. “Tüh, birilerinin işi suya düştü. Bu saatten sonra da kimi bulacaksan?”

Tam yanından ayrılacaktım ki kolumdan tuttu ve beni kendine çekti. “Bu işte parmağın varsa…”

“Benim bu işte bir parmağım yok. Sadece dünya her zaman etrafımda döner. Siz ölümlülerin anlaması gereken bu.”

Burnundan soludu. “Bana yardım edeceksin Lara. Üniversitedeki ilk sorumluluğumu senin yüzünden çöpe atmayacağım.”

Tek kaşımı kaldırdım. “Sana benim bir parmağım yok dedim.” Omuzlarını düşürdü. “Her olayda muhakkak bir parmağın vardır. Bunun için dahi olmaya gerek yok. O biraz önceki gülüşünü görmedim sanma!”

“Beni yemeğe götür.”

Kalakaldı. “Anlamadım?”

Dudağımı büktüm. “Beni akşam yemeğe çıkar. Ben de seninle kamera önünde röportaj yapayım.”

Ellerini saçının arasından geçirdi. “Seni yemeğe falan çıkarmayacağım.”

Omuz silktim. “O zaman git kendine başka birini bul. Tabi görünüşü ve hitabeti de iyi olan birisi olmalı.”

Tam arkamı dönmüş iki adım atmıştım ki dişlerinin arasından homurdandı. “Tamam!”

Zafer gülüşüyle ona döndüm. “Hadi röportaj yapalım!”

Kafasını çaresizce iki yana salladı. “Beni takip et.” O önden bense arkadan başka bir kısma geçtiğimizde hızlıca koltuklardan birine oturdu ve karşısındaki koltuğu işaret etti. “Otur.”

Burası önceden hazırlanmış gibiydi. Hatta oturduğumuz kısmı kadraja alan bir kamera bile vardı. “Sana attığım dosyayı aç ve oradaki soruları sor. Ukala da olma.”

Telefonumu açarken mırıldandım. “Numaram da halen duruyor sanırım. Silmemişsin.” Gözlerini devirdi. “Hatırlattığın iyi oldu, bir ara onu da silerim.”

Ben oturuşumu düzeltip kucağıma telefonu bıraktığımda ayağa kalktı ve kamerayı açıp videoyu başlattı. Ardından tekrardan karşıma geçti ve rahat bir oturma pozisyonuna geçti. Derin bir nefes aldım. Birinci soruyu okumaya başladım. Daha doğrusu okuduğumu belli etmemeye çalışıyordum kayıtta olduğumuz için.

“Şu an Koç Üniversitesi Ekonomi bölümü birinci sınıf öğrencisisin. Bu karar senin için bir ideal miydi yoksa son dakika verilmiş bir karar mıydı?”

Gözlerinin içine derin bir şekilde bakarken tamamen ne diyeceğine odaklanmış bir şekilde dudaklarını araladı. “Hayatımın büyük bir kısmını plan yapmadan geçirdim. Üniversite sınavı yaklaşırken bu kafadan uzaklaştım. Plansız ve çevremdeki kişilerin etkilediği bir şekilde ilerlemektense ipleri elime alıp kendime vizyoner bir yol çizmenin peşinden gittim.”

Vizyoner bir yol çizmenin peşinden gitmiş… Bak sen. Acaba o Kıraç soyadın olmasaydı henüz birinci sınıftayken bölüm başkanı senden röportaj alır mıydı? Of, ona şu an içimde bir yerde beslediğim sinir baskınlaşmaya çalışıyordu. Ama buna izin de vermek istemiyordum. İlk defa ve en azından bir kereliğine gururu paket yapıp bir kenara fırlatmayı deniyordum.

“Peki, herkesin bildiği gibi abin ülkenin hatırı sayılır genç iş insanlarından biri. Sen kendine çizdiğin bu yolda onu örnek alıyor musun?”

Kafasını iki yana salladı. “Kerem herkes tarafından saygı duyulan ve sevilen biri. Ama hiçbir zaman onu tamamen örnek alabileceğim birisi olarak görmedim. Ben biraz daha orijinal olmanın peşindeyim diyebilirim. Biz farklı karakterlere sahip kardeşleriz demem yerinde olacaktır.”

En azından Kerem ile farklı dünyalardan olduğunu kabul ediyordu. Eğer bunu da kabul etmeseydi kendimden şüphelenecektim.

“Önündeki birkaç yıl için belirlediğin başlıca hedeflerin var mı?”

Bir bacağını diğerinin üstüne attı ve derin bir nefes aldı. “Elbette. Yaz tatilindeki yurt dışı seyahatlerim bana farklı perspektifler kazandırdı. Özellikle New York başlı başına bir iktisat ve finans merkezi. Bununla birlikte her ne kadar örnek almadığımı belirtsem de abim Kerem lisans eğitimini orada bitirdi ve şu an geldiği noktada orada vakit geçirmesinin payı büyük. Ben de lisans eğitimim sırasında ve sonrasında yurt dışı bağlantılı projelerde yer alarak bireysel donanımımı arttırmayı hedefliyorum. Yerelden ziyade global odaklıyım.”

Anlıyorum dercesine başımı salladım. Daha dün ben kütüphanelerde saatlerce ders çalışırken beni arkadaşlarıyla eğlenmeye çağıran çocuk şimdi bana hedef naraları atıyordu. Hayat gerçekten tuhaf.

Birkaç tane de okuduğu bölümle alakalı sorular yönelttikten sonra son soruya geldim.

“Alpaslan Kıraç’ı tek kelimeyle açıklayacak olsan bu kelime ne olurdu?”

Birkaç saniyelik düşünmenin ardından dudaklarının arasından “Bedel” kelimesini çıkardı. Bu birkaç saniyede gözlerimiz arasında geçen hisler kısa sürse de etkisi uzun zaman kalacak gibiydi.

“Hayatı boyunca bedel ödeyen birisi oldum. Aile, arkadaşlıklar…” Bir anlığına duraksadı ve gözlerime bakarak devam etti. “Aşk… Bunlar ve aklına gelebilecek her şeyde bedel ödedim ve de ödettim. Asla karşılıksız bırakmadım. Çünkü ödeşmek ruhumda var.”

Yutkundum. Bitmişti.

Röportaj bitmişti.

Birden ayağa kalktım ve kamerayı alıp çantama attım. “Ne yapıyorsun?” Umursamaz olmaya çalışan bir ses tonuyla ona bakmadan konuştum. “Kaydı akşam yemekte alırsın.”

“Lara…”

Çantamı omzuma taktım ve kafamı kaldırıp ona baktım. “Bana konum at. Akşam buluşalım.” Gitmeye yeltendiğimde adımlarım onun konuşmasıyla birlikte duraksadı.

“Bunu yapma.” Devam etti. “Yani yemek falan, gerek yok…” Sözünü kestim. “Ben gerek gördüm. Gerisi fazla enterese etmiyor. Akşam görüşürüz.”

Ona arkamı dönüp babamların olduğu yere doğru kendimden emin adımlarla yürümeye başladım. Sakin ol kızım, sakin ol. Sadece deniyorsun. Çabala, kırılırsan tecrübe olur.

 

 

 

Selam!

Gerçekten çok uzundur zamandır yokum buralarda. Çünkü bir türlü o aradığım zamanı ve istikrarı bulamadım. Akademik hayatım çok karışık, bir türlü tam olarak düzene koyamıyorum. Tam koydum dediğim zamanda da yorgunluktan ölüyor oluyorum.

Umarım bölümü keyifle okumuşsunuzdur ve Lara ile Alp'i özlemişsinizdir.

Bu arada bölümle ilgili konuşacak olursam Lara'nın bu sabrı şahsen beni bile bir sinir etmiyor değil. Alpaslan gerçekten suyunu çıkarıyor gibi davranıyor ve hani bu nereye kadar böyle gidecek? Aklımda güzel intikamlar, kaoslar, süründürmeler ve nicesi var.

Beklemede kalın!

Yeni bölümde görüşmek üzere!

Bölüm : 05.01.2026 22:44 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
Ece Asena / 11 SERİSİ / VİRANE (53) Bedel
Ece Asena
11 SERİSİ

15.76k Okunma

2.53k Oy

0 Takip
58
Bölümlü Kitap
ATEŞ (1) Lara FerzanATEŞ (2) Silik Varis ve Zümrüt YeşiliATEŞ (3) KurtarışATEŞ (4) Kaçınılmaz KarşılaşmaATEŞ (5) Birikmiş Sitemler ve Ufak Bir Lastik MeselesiATEŞ (6) Verilen Birtakım KararlarATEŞ (7) İlgi ÇekmekATEŞ (8) Altı Numaralı OdaATEŞ (9) İlk İhanetATEŞ (10) Asıl Hikayenin BaşlangıcıATEŞ (11) Yakmak ile Yanmak ArasındaATEŞ (12) Tehlikeli Sularda YüzmekATEŞ (13) Kaosun Ayak SesleriATEŞ (14) Maskeler DüştüğündeATEŞ (15) Büyük KumarATEŞ (16) Gizemli NotATEŞ (17) MüttefikATEŞ (18) İlk SızıATEŞ (19) Küçük Bir AnATEŞ (20) SırlarATEŞ (21) Yakmaktan Çok Yandığını AnladığındaKÜL (22) İnce Buz Üstünde YürüyorumKÜL (23) İkiz KardeşKÜL (24) Ölümler ve Geriye KalanlarKÜL (25) Hiç Yaşanmamış GibiKÜL (26) Yeniden Dağıtılan KartlarKÜL (27) KorkaksınKÜL (28) Verilen Sözlerin Canı CehennemeKÜL (29) Beni Çok Üzdün BabaKÜL (30) Aşk, Gurur ve VedalarKÜL (31) Güven ProblemiKÜL (32) Farkındalıklar, Seçimler ve DahasıKÜL (33) Epik Bir BaşlangıçKÜL (34) Sana Aşığım, Saçma Sapan Bir ŞekildeKÜL (35) Aşkı Öldüren ZehirKÜL (36) Bu Senin İçin Yaptığım Son GurursuzluktuKÜL (37) Ateşi Sönmeyen Toksik İlişkiKÜL (38) KorkuKÜL (39) Kavgalar, Kavuşmalar ve AnkaraKÜL (40) Aşk Sözcükleri Bugün Müessesemizin İkramıKÜL (41) Şüphe TohumlarıKÜL (42) Solmuş GüllerKÜL (43) Ben Lara Ferzan, Ben Ne Dersem O Olur!KÜL (44) Kurtulmak İçin Ufak Bir BedelKÜL (45) Biraz Eğlence, Biraz KavgaKÜL (46) Kıyamet ÇanlarıKÜL (47) Paramparça Edilmiş Bir ÇocuklukKÜL (48) Yalanlar, Sırlar ve Hata Üstüne HataKÜL (49) Mezuniyet ve Beklenmedik KarşılaşmaKÜL (50) Bana Bunu Nasıl Yaptın?TARİH DUYURUSU!VİRANE (51) Yalnızlık, Pişmanlık ve Bol Bol Aşk AcısıVİRANE (52) Aşk Kılıç Yarası Gibidirİlk Şarkımız "KABUL" 🎶İKİNCİ ŞARKIMIZ "MELANKOLİ" 🎶VİRANE (53) BedelVİRANE (54) KopuşVİRANE (55) Sanırım Sana Ufak Bir Detayı Hatırlatmam Gerekiyor
Hikayeyi Paylaş
Loading...