
Yirmili yaşların başı çok karışık. Kimisi evli, kimisinin çocuğu var, kimisi tam bir hayatsız, kimileri de üniversitede aynı güne konulmuş iki sınavı görünce anksiyete krizi geçirmekle meşgul.
Bazılarımız daha önce kimseyle el ele tutuşmadı, kimilerimiz ise yoğun bir ilişkinin içinde kimin haklı kimin haksız olduğunu bulmakla uğraşıyor. Ben hangisiyim bilmiyorum. Yirminci yaş günüme yaklaşık iki ay kalmışken hissettiğim tek şey çokça hissizlik.
Ne sevgiyi gerektiği kadar yaşayabiliyorum ne de nefreti. Tutarlı tepkiler veremiyorum, mantıklı davranamıyorum. Gerektiği kadar keskin seçimler yapamıyorum.
Ders çalışarak kendimi oyalamaya çalışıyor ve Alpaslan ile ilgili şeylerden zihnimi uzaklaştırmaya uğraşıyordum. Sonrasında ise bana faydası olabilecek tek şey akademik hayatımken kendimi onunla ilgili çözümler üretmeye çalışırken buluyordum.
Evet, artık lisede değildik hiçbirimiz. Ne ben ne Alpaslan ne de arkadaşlarımız. Hepimizin bir hayatı vardı. Belki de ben bunu kabul edemiyordum. Bu kötü bir histi.
Arabamın yanına park edilen arabayla birlikte başımı yerden kaldırdım ve nihayet gelen Alpaslan’a baktım. Arabadan inişini seyrederken üzerimdeki montumu düzeltmekle meşguldüm. Beni yaklaşık yirmi dakikadır bekletiyordu ve bunu normal şartlarda yapsaydı benimle bir yemek yeme hakkı olmazdı.
“Sonunda gelebildin.” Sesim tatsız bir tonda çıktığında bunu fark etmemesi neredeyse imkansızdı. Egomun zedelenmesinden hoşlanmadığımı adı gibi biliyordu ve belki de bilerek geç kalmıştı.
“Benimle yemeğe çıkmak isteyen sendin, şimdi mızmızlanman komik duruyor.”
İkimiz yan yana restoranın girişine yürürken kaşlarımı çattım. “Hatırlatırım, bu karşılıksız bir şey değildi.” Hiç es vermeden cevapladı. “Hatırlatırım, bunu isteyen sendin.”
İçeri girdiğimizde kısa bir süre duraksadık ve kalabalık restoranla bakıştık. Alpaslan’ın kulağıma eğildiğini fark ettiğimde kaskatı kesildim.
“Seçtiğim yeri beğendin mi?”
İstemsizce sırıttım ve kafamı iki yana salladım. “Muhteşem ötesi.” Altı üstü bir restorandı. Pahalı ve şık bir restoran. Alpaslan’ın bu ‘her şeyim mükemmel’ tavırları da neydi?
Onu geride bırakıp adımlarımı harekete geçirdim. Kalabalığın arasında boş bulduğum bir masanın sandalyesine çantamı astım ve kendimi sandalyeye bıraktım. Masanın üzerindeki rezerve yazan küçük ahşap objeyi burun kıvırırcasına masanın kenarına ittirirken arkama yaslandım.
Alpaslan da karşıma geçtiğinde hafifçe öne eğildim ve ellerimi çeneme yerleştirdim. “Burası o kadar büyüleyici ki aklımı kaçırmak üzereyim!” Güldü ve başını iki yana sallayıp başka bir yere bakmaya başladı.
Esasen hayal ettiğim bu değildi. Daha samimi bir şey beklemiştim. Kaç aydır birbirimizi görmüyorduk, aynı masada oturmuşluğumuz yoktu. Neden daha sakin bir yere gitmektense, böylesine curcunalı ve kasıntı bir yere getirmişti ki beni? Tabi, samimiyet ve yakınlık durum ben olunca artık umrunda olan bir şey değildi.
Tamamen yapmış olmak için yapmıştı.
“Samet Bey!” Arkamda kalan birine seslendiğinde bu samimiyetin nereden geldiğini anlayamadım. Daha önce de mi gelmişti buraya yoksa?
“Hoş geldiniz Alpaslan Bey.” Bir tane adam masamıza geldiğinde Alpaslan da ona birkaç cümle kurdu ve ardından ikimizin adına da sipariş verip adamı yolladı.
Bir dakika? Neden benim yerime sipariş veriyorsun sen ya?
“Hani herkesin ayrı bir damak tadı var ya? Hani buraya ilk defa geldim ya, belki bir menü görmek istiyorumdur falan?”
Omuz silkti ve ayağa kalkıp üzerindeki ceketi çıkardıktan sonra ceketi sandalyeye asıp tekrar oturdu. Üzerinde beyaz bir gömlek vardı. Bense onun bu resmi tipinin aksine eve gidip etek ve kazak giymiş, saçlarımı da gelişigüzel açık bırakarak buraya gelmiştim. Her ne kadar suratımdaki makyajdan rahatsızlık duymasam da buraya geleceğimi bilseydim daha başka bir kıyafet tercih edebileceğimi düşünüyordum.
“Beni yemeğe çıkar dedin, ben de seni yemeğe çıkarıyorum ve tamamen kendi planıma sadık kalıyorum. Buna menü de dahil.”
Tek kaşımı kaldırdım ve kollarımı göğsümde birleştirdim. “Ne bu kontrol takıntısı? Bu da yeni mi çıktı?”
Yeşil gözlerini yavaşça kıstı. “Her zaman böyleydim…” Sözünü kestim. “Hayır her zaman böyle değildin, bana da fikirlerimi sorardın.”
Dudağının bir kenarı yukarı kıvrıldı. “Demek ki tam tanıyamamışsın ya da ben belki de eskisi gibi değilimdir.” Tam tekrardan söze girecektim ki buna izin vermedi.
“Hayat. Hayat ilerliyor ve değişmek hiçbirimizin engel olamayacağı bir şey, Lara.”
Tepeden tırnağa bir öfke kıvılcımının içimde alev topuna dönüşmeye başlamasına rağmen sakin kalmak adına yutkundum ve derin bir nefes aldım. “Bak, öncelikle bu felsefe yapan yanını hiç sevmedim bu bir. İkincisi, beni kırmak için yaptıkların benim seni kırdığımdan çok daha fazlasına tekabül ediyor ve sen bunu çok iyi biliyorsun.”
Garson yemeklerimizi getirdiğinde Alpaslan eline çatal bıçağını alarak yemeğinden yemeye başladı ve bana üstünkörü cevaplar verdi. “Röportajda ödeşmeyi seviyorum dedim. Ama bu daha fazlasını yapamayacağım anlamına gelmiyor.”
Sağ elimle masanın üzerinde duran çatalımı çevirmeye başladım. Önümde duran yemek hiç ama hiç iştahımı açmamıştı. Üstelik içinde kereviz olan bir tabaktı. Ben kereviz sevmezdim ve bu bile yine kasıtlı yapılmış bir şeydi.
“Canımı acıtmak istiyorsun.” Kısık sesle konuştuğumda ağzındaki lokmayı yuttu ve arkasına yaslanıp bana baktı. “Hayır, özellikle böyle bir amacım yok. Kendi kendine belayı arayan sensin.”
“Beni artık sevmiyor musun Alpaslan?”
Bir anda başka bir konuya geçmem bir anlığına ikimizi de sustururken Alpaslan derin bir nefes aldı ve gözlerime baktı. Doğrudan.
“Sorun sevgi değil. Sorun artık senden nefret etmem.”
Kaşlarımı çattım. “Benden nefret mi ediyorsun?” Yüzü hafifçe kırıştı. “Herkesten nefret ediyorum. Seni onlardan ayıran nefret beslemememdi.” Ekledi. “Şimdiyse sen de herhangi birisin. Evet, itiraf etmek gerekirse halen seni seviyorum ama tüm yaşananlardan sonra nefretin yanında sevginin esamesi okunmuyor doğrusu.”
En sonunda apaçık bir şekilde içindeki hislerini döktüğünde gözlerimi kırpıştırdım. Yüzüme çarpan acı gerçek bana bas bas bağırdı.
Senden tiksiniyor ve sen tıpkı annen gibi ahlaksız birisi gibi gözüküyorsun.
İçimde bir yerleri ciddi manada yıktığını görmüş olmalı ki o bile ne dediğinin farkına ancak cümlelerini sıraladıktan sonra vardı. Boğazını temizledi ve dudaklarını araladı. Elindeki çatalı tabağına bırakmıştı.
“Lara bana böyle bakma. Neler olduğunu biliyorsun, neler yaşandığını biliyorsun, nelere sebep olduğunu biliyorsun…”
“Ben nelere sebep oldum Alpaslan?” Titreyen sesimle zar zor konuştuğumda bakışlarımı ondan kaçırdım ama cevap bekleyen inatçı yanım yüzünden yine yüzüne bakmaya başladım.
“Yani tamam seni çok kırdım, güvenini çok kırdım. Ama olanlar benim suçum değildi. Annem ve babanın birlikte olması, annenden çok küçük yaşta kopmuş olman, tüm bunlar benden bağımsız gelişen şeylerdi. Ben sadece aramız bozulmasın ve her şey öylece devam etsin istemiştim. Sen hiç böyle bakmıyorsun bu işe.”
Yutkundum. “Sadece kötüye odaklanıyorsun. Sanki senin kötülüğünü istemişim gibi, sanki seni dolandırmışım gibi davranıyorsun. Vay be…” Derin bir nefes aldım. “Sanırım suç gerçekten ben de.”
Histerik bir şekilde güldüm. “Belki de uzun zamandır bana olan duyguların değişmişti. Belki de bu ayrılık için bir bahane oldu. Beni suçlamak istedin, arkadaşların da sevmiyor zaten beni. Of, bilemiyorum… Sanırım yoruldum artık.”
Sandalyemi geriye ittirdim ve ayağa kalktım. Omuzlarım düşük bir şekilde elime çantamı alırken Alpaslan da ayağa kalktı ve bana baktı. “Her şeyi benim üzerime atamazsın böyle tamam mı? Hatanı ört bas edemezsin.”
Ona cevap vermeden yanından geçtim ve hızlı adımlarımla restorandan çıktım. Soğuk hava yüzüme çarptığında kendi kendime aptal aptal sırıttım. Sırf onunla yemek yiyeceğim diye yirmi dakika soğukta beklemiştim. Neye değmişti? Hiçbir şeye.
Belki de çözüm asla gurursuzluk ve sakinlik değildi. Belki de tamamen yanlış bir strateji uygulamıştım ve babam da bunun farkında olduğu için bana engel olmamıştı. Zaten onun adam gibi bir şeyi destekleyeceğini görsek şaşarım!
“Aynısını ben sana yapsam ne yapardın?”
Arabama yürürken arkamdan gelen sesiyle birlikte yüzümü buruşturdum ve arkamı döndüm hızlıca. “Şu an konuşacak kafada değilim.”
Beni umursamadı ve devam etti. “Seni kırsam döksem mahvetsem ne yapardın? Sana yalan konuşsam, güvenini kırsam ne yapardın? Ben karşına geçip ‘ya ben seni çok seviyorum yine de gel bozuntuya vermeyelim’ desem sen de bunu kabul mü edeceksin? Ha söyle!”
Bağırmasına karşın soğukkanlı bir şekilde gözlerine baktım. Birkaç saniye sessiz kalırken arkamı dönüp gitmek istedim ama izin vermedi ve kolumdan tutup beni kendine çekti. Ellerim göğsüne temas ettiğinde soluklarımız birbirine karıştı.
“Cevap ver!”
Gözlerine asabi bir şekilde baktım. Dürüst olmayı seçtim.
“Bir daha yüzümü göremezdin.”
Tam o anda gözlerinden bir kırılmanın yansıması geçti. Sanki böyle bir cevap beklemiyor gibiydi. Bu kadar keskin.
İçinde bazı cümleleri yuttuğunu hissettim. Kolumu bıraktı ve biraz uzaklaştı benden. Gözlerime ne kadar ciddi olduğumu ölçmek ister gibi baktı.
İç çektim. “Beni affet ve şu saçma şey bitsin istiyorum. Ama acı gerçek şu ki benim yerimde sen olsaydın şayet benim yüzümü bile göremezdin.”
Kafamı iki yana salladım ve çantamdan hızlıca kamerayı çıkarıp eline tutuşturdum. “Tüm bu tantana da zaten röportaj kaydı içindi. Al bitsin.”
Kamerayı verdikten sonra hızlıca ondan uzaklaştım ve arabama binip restoranın otoparkından ayrıldım. Telefonumdan Merve’nin numarasının üstüne bastım ve hoparlörü açtım. Birkaç çalmanın ardından telefon açıldığında Merve’nin keyifli sesi geldi. “Selam!”
Direkt söze girdim. “Acil durum kodu: canım fena sıkkın hemen buluşup kafa dağıtmamız lazım!”
Hayatını yaşayabilen ve sosyal medyada nispet yapabilen tek kişi o değildi.
***
“Sen neden bu kadar yıkıksın?”
Önümdeki bardağı kafama diktim ve yüzümü buruşturarak birkaç saniye hareketsiz kalakaldım. Merve’nin üzerimdeki sorgulayıcı bakışları iğne gibi tenime batıyordu. Onunla telefonda konuştuktan sonra daha önce hiç gelmediğimiz bir gece kulübünde buluşmuş ve parayı basıp kendimize loca tutmuştuk.
Benimle uzun zamandır derin arkadaşlık sohbetlerine girmediğinden olsak gerek bu depresif ve marazi hallerim ona yabancı gelmişti. Bakışları bir bende bir de masada boşalan bardaklarda gidip geliyordu.
Oturduğumuz koltukta biraz daha yakınıma geldi ve elimi tuttu destek olmak istercesine.
“Lara lütfen anlat artık, iyi gözükmüyorsun ve bu beni korkutuyor.”
Başımı iki yana salladım ve telefonumun kamerasını açıp masayı ve arka planda kalan kalabalığı çekip hızlıca sosyal medyaya hikâye attım. Merve’yi de etiketledikten sonra telefonu bırakıp ona döndüm.
“Ne olduğunu sorgulamak için illa beni bu durumda mı görmen gerekiyordu Merve?”
Kaşlarını çattı. “Ne alaka kızım?” Omuz silktim. “Kaç aydır ne haldeyim ne kadar üzgünüm, düşünceliyim. Ama sen hiç görmedin beni.” Güldüm. “Tatilde olmakla meşguldün.”
Merve bana sinirle karışık bir hüzünle karşılık verdi. “Ya sen anlatmazsan ben nereden bileceğim ne yaşadığını?” Ofladım. Biraz sarhoştum. “Tamam kanka, ben hatalıyım. Zaten herkesin en kolayına giden şey beni suçlamak.”
Merve hafiften kelimeleri yuvarladığımdan ötürü sarhoş olduğumu anladığı için alttan almaya çalıştı. “Suçlu falan değilsin. Sadece bana neler olduğunu anlat ve bir çözüm bulalım.”
Bir anda ağlamaya başladım. Uzun zamandır yapamadığım kadar sesli ağlıyor olsam da sesimi kulübün gürültüsü bastırıyordu. Ellerimle yüzümü kurulamaya çalışıp burnumu çektim.
“Alpaslan beni tüketiyor.”
Merve kaşlarını biraz önce çatmamış gibi tekrardan çattı. Artık yüzü de biraz kasılmıştı. “Alpaslan ne alaka kuzum, onunla çoktan yollarınızı ayırmadınız mı? O iş bitmedi mi? Ex’e teşekkür edip next’e yelkenleri açmadın mı?”
Kafamı iki yana salladım. “Ben ona değil o bana yol verdi. Affetmedi beni. Bir de benden nefret ediyormuş artık!”
Kısaca son günlerde yaşadığım şeyleri anlatmamın ardından Merve gıcık olmuş bir halde homurdanmaya başladı. “Bu nasıl bir hayvan ya! Sen de az geri zekalı değilsin! Sanki her şey senin yüzünden olmuş gibi davranması şaka mı? Senin de gidip suçluluk psikolojisine girmen peki! Of, Lara inanamıyorum sana!”
Masadan bir bardak da o alıp yudumlamaya başladı. Gözlerini devirmeyi de ihmal etmedi. “Resmen senin ona karşı olan zaafından yararlanıyor! Hem de hiç utanmadan! Sen neden bu kadar taktın ya? Bırak ne hali varsa görsün!”
Burnumu çektim. “Zaten olacak olan o. Ben elimden geleni yaptım yani. Hatta aşırı kibar bir şekilde. Normal şartlarda bana bunlardan birini bile yapsa onu mahvederdim. Ama işte… İşte günün sonunda ona karşı kendimi kötü hissediyorum! Merve…” Çaresizce baktım Merve’ye. “Onu seviyorum. Kahretsin ama durum bu.”
Cümlemi bitirdikten sonra mağrur bir ifadeyle tekrar konuşmaya başladım. “Ama bitti! Onun için bittiyse benim için de bitti! Ne demek ya yemeğe çıkarıp önüme kerevizli yemek sipariş etmek! Bir de gözlerimin içine baka baka senden nefret ediyorum dedi! İnsan böyle bir şeyi nasıl söyleyebilir? Bu saatten sonra onun inadı varsa benim de inadım var! Görecek o!”
Telefonumun çalmasıyla birlikte bakışlarım ekrana kaydı. O arıyordu. Telefonu açıp kulağıma yasladım ve “Ne var?” dedim. Karşı taraftan ise aceleci bir şekilde Alpaslan’ın sesi ulaştı kulağıma. “Neredesin sen?”
Yutkundum. “Nerede olduğum artık seni hiç ilgilendirmez Alpaslan Kıraç tamam mı? Artık özgürsün. Git başımdan!”
Telefonu yüzüne kapatırken ayağa kalktım ve Merve’nin elinden tuttum. “Hadi dans edelim.” Merve beni reddetmeyip ayağa kalkarken kulağıma eğilerek konuştu. “Kuzey ile mesajlaştık. Bizi almaya gelecek. Bu şekilde araba süremeyiz çünkü.”
Ona ‘sorun yok’ dercesine kafa salladım ve kolundan çekiştirip kalabalığın içine sürükledim. Her zamankinin aksine Araf’tan başka bir mekâna gelmiş olmak iyi gelirken insanlara temas etmemeye çalışarak dans etmeye çalıştım. Merve de eşlik ediyordu.
Ne kadar süre geçtiğini düşünmeden ettiğimiz dansın bir kısmında koluma değen el ile birlikte başımı arkama çevirdim. Tanımadığım bir adamdı. Benim yaşıma yakın gözüküyordu.
“Takılalım mı?” Adamın flörtöz ses tonu ilgimi çekmezken kafamdan bir yalan salladım. “Evliyim ben olmaz.” Merve bu cümleme kahkaha atarken ben de alttan alta gülüyordum. Adam ise ısrarcı olmakta kararlıydı.
“Olsun bence sıkıntı olmaz.” Elini belime doğru atıp beni kendine çekmeye çalıştığı esnada biri aramıza girip adamı geriye ittirdi. Sarhoş olduğum için algılarım başarılı bir şekilde olup biteni seçemezken gözlerimi kırpıştırdım ve önümdeki kişiyi tanımaya çalıştım. Aynı zamanda da bir adım geriye sendelemiştim.
“Geri bas adamın asabını bozma.” Bu ses Alpaslan’a aitti. Merve koluma girerken midemin yanıcı bir hisle kavrulduğunu hissettim. Bu hissin neyin habercisi olduğunu biliyordum. Ama gerçekten kulübün orta yerinde bu eylemi gerçekleştirmek istemiyordum.
Bana sarkıntılık eden adam biraz homurdanınca Alpaslan onun üzerine yürüdü ve kolayca caydırdı. Birkaç kişi de kavga çıkmasın diye araya girmişti. Alpaslan uzatmayıp bana döndü ve kaşlarını çattı. “İyi misin?”
Elini bana uzatacaktı ki buna izin vermedim. “Sana ne?” Hızlıca oturduğumuz yerden çantalarımızı aldık ve Merve ile kulüpten çıktık. Ana çıkışa varmadan önce koridora çıktığımızda Kuzey yanımıza geldi ve Merve’nin yanında durdu. “Selam kızlar.”
Merve ona selam verirken kaşlarımı çattım. “Sen mi haber verdin Alpaslan’a burada olduğumuzu?” Kuzey omuzlarını düşürdü. “Valla Merve ile olabileceğini tahmin etmiş beni aradı ben de alkollüler onları almaya gidiyorum dedim.”
Gözlerimi devirdim. “İyi bok yedin.” Yanlarından geçip tuvaleti bulmak için başka bir koridora saparken Alpaslan arkamdan yetişip önüme geçti. Onun bu hareketiyle durmak zorunda kalırken sinirle bağırdım. “Çekil önümden!”
“Sen bela mısın kızım benim başıma!” O da benim gibi bağırdığında sertçe ellerimle göğsüne vurarak geriye ittirdim onu. Ama yalnızca bir adım geriye gitmişti.
“Ben senin bu saatten sonra hiçbir şeyin değilim! Bu saatten sonra anca ne olurum biliyor musun?” Hırsla kafamı salladım. “Annemle baban yakında aleni bir şekilde herkese ilişkilerini duyururlar, işte resmi olarak biz de üvey…”
“Sakın!” Eliyle ağzımı kapattı ve duvara yasladı beni. “Her bok olabiliriz ama sakın o cümleyi tamamlamayı aklının ucundan bile geçirme!”
Elini ittirdim ve nefes nefese bir şekilde yüzüne doğru konuştum. “Neden buradasın Alpaslan? Bırak işte, her şey inceldiği yerden koptu! Tamam bitti! Sen bunu istiyorsun…” Sözümü kesti. “Senin sarhoş bir şekilde kendini kaybetmeni istemiyorum.”
“Ayık bir şekilde sana ve dediklerine katlanamıyorum.” Bir anda tekrardan ağlamaya başladım. “Beni annem gibi görüyorsun kahretsin!” Kafasını iki yana salladı. “Öyle bir şey demedim!”
Hıçkırdım. “Bakışların ve imalı sözlerin, her şey bunu açıklıyor. Benden nefret ediyorsun çünkü senin gözünde onun gibi birisiyim! Of!”
Mide bulantımın artmasıyla birlikte duvarla onun arasından kurtuldum ve tuvalete girip kendimi bir kabine attım. Pis kokan klozet bulantımı arttırırken eğildim ve midemdeki tüm alkolü çıkardım. Alpaslan’ın sadece birkaç metre uzağımda olduğunu bilerek öğürerek kusmak gerçekten utanç vericiydi. İmdat!
Rahatlama hissiyle doğrulduğumda kabinin kapısını açtım ve lavaboya doğru yürüdüm. Soğuk suyla elimi yüzümü yıkarken Alpaslan ise arkamda bekliyordu. İşimi bitirdikten sonra onun yanından geçtim ve tuvaletten çıkıp üzerime ceketimi geçirdim. Çantamı da koluma asarken o da yanıma geldi.
İkimizden ses çıkmadan kulüpten çıktığımızda dar sokağın başında Kuzey ve Merve’nin beklediğini fark ettim. Onların yanına gideceğim esnada Alpaslan beni durdurdu yine. “Özür dilerim, yemekte ileri gittim.” Ona umarsızca baktım. “Sen bence bir siktir git Alpaslan.” Devam ettim. “Anladın mı? Sen sadece siktir git.”
Tam gidecektim ki tekrardan ona dönüp işaret parmağımla kendisini işaret ettim. “Bana dengesizlikten, kötülükten ve ihanetten bahsediyorsun ya hani? Bunların en babası da yine sende bak, demedi deme. En komiği de etrafta ekonomist olacağım, vizyoner bir yol çizdim kendime diye gezmen.”
Alayla sırıttım. “Sen daha kendi içindeki hislerin enflasyonunu hesaplayamıyorsun, başkalarının ticaretini nasıl hesaplayacaksın?” Başımı kendi kendime olumluca salladım. “Röportaj sırasında çok içimde kalmıştı, şu an dedim rahatladım. Oh.”
Geriye doğru adımladım ve ona son kez baktım. “Benimle oynama. Hayatımda iki seçeneğin var: ya sevdiğim adam olacaksın ya da…” Gözlerindeki sinir patlamalarını gördüğümde sırıttım. “Gerisini sen biliyorsun.”
Yeni bölümde görüşmek üzere...
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 15.76k Okunma |
2.53k Oy |
0 Takip |
58 Bölümlü Kitap |