41. Bölüm

Gerçekler

Ayçıl🌙
aaycill

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İyi okumalar ciğerlerim ♥

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

🌪️

Bazen hayat bir oyun oynardı. İyi ya da kötü... Ama o oyunun içinden çıkamazsın çünkü o oyun, senin hayatın.

 

Kader vardır; yazılmış. Değiştiremezsin bazı şeyleri, işte onlardan biri de kader. Değiştirmek istersin neden ben dersin, ama şunu unutmamak gerekir; yazılmış ve silinmiyorsa akışına bırakmak gerekiyor.

 

Ama benim için aynı şey söylenemez, akışına bırakmak benlik değil, ve hiç olmadı. Planlarla ilerledim bu hayatta. Gene bir planım vardı. Dikkat isteyen ve gerçek bir plandı. Düşmanımı yıkabileceğim büyük bir plan...

 

Ama bu planı düşünecek zaman değildi çünkü gecenin ortasında yeni evlenmiş çiftin kapısındaydık. Neden mi? Çok büyük bir süprizimiz vardı.

 

Ömer'e göre 'gece gece yeni evlenen çifte mi gidilir?''di. Haklıydı ama Aden hiç durmuyordu. Dinlenmek gerekiyorsa tam zıttını yapıp 'bir şey yok devam edin' diyordu.

 

Ben Zile basarken Aden tam olarak aynı cümleyi söylemişti.

 

Kapıda bir süs vardı ama bir yazı yoktu. Sadece çicek vardı.

 

Yerde bir kundura ve bir topuklu ayakkabı vardı.

 

 

Çalsam ne yapabilirlerdi?

 

Mete "Salak gibi eve uzak düğün salonu seçerseniz üstünüzü çıkartmadan biz geliriz" dedi.

 

Ama Mete'nin düşünemediği bir şey vardı.

 

Biz hastaneye gittik, uzun süre orada durduk ve Erengile geldik. Yani çiftin geleli uzun süre olmuş olmalıydı.

 

Eren sinirli bir şekilde "niye geldiniz lan?" Diye bize hesap sorarken arkadan Minel geldi.

 

İşte şimdi tam zamanıydı. Yan tarafa geçtim ve Doğu'nun elinde minik bebek ortaya çıktı. Aden'in kolunda Ecrin vardı.

 

Kız yeni doğum yapmıştı ve hemen gezmeye gitmiştik. Aden ve mükemmel zamanlamaları.

 

İçeri oturduğumuzda yarımız yerde oturuyordu. Ecrin bir kanepeye uzanmıştı.

 

Hakan, Aden ve Mete'nin yüzüne bakamıyordu ama Aden ve Mete, Hakan'dan gözlerini ayırmıyordu.

 

Ceylin, Asuman ve Karan bizim eve gitmişlerdi. Asude ile Selim ise kendi evlerine.

 

Ben, Hakan ve Adengili izlerken telefonum çaldı ve hemen baktım. Dalya abla arıyordu. Zaman kaybetmeden telefonu açtım.

 

"Oğlum bu saatte rahatsız ettim kusura bakma, uyumuyordun İnşallah?"

 

"Estağfurullah abla ne rahatsızı buyur?"

 

Telefonda biraz bekledim. Biliyordum kendini ayarlıyordu.

 

"Dalya Serer değil; Dalya Fırtına"

 

Hemen gözlerim dolmuştu. Hem ayrıldıkları için mutluydum hem de planlarımın gerçekleşme imkanının olduğu için.

 

Gülümsedim. "Hayırlı uğurlu olsun" dedim. Teşekür etti ve telefon kapandı. Telefonu cebime yerleştirdiğim gibi "Dalya Serer değil; Dalya Fırtına artık" dedim.

 

Eren bir anda kafayı kaldırdı. "Fırtına mı?" Diye sordu. Masal hemen yanımda kafasını salladı.

 

Eren'in neye şaşırdığını biliyordum.

 

"Ezikliğe bak, adam kendi soyadı yerine karısının soyadını kullanıyormuş lakabında"

 

Vurulduğum kolumda şu günlerdir bir ağrı vardı. Şuan o kadar çok artmıştı ki, dayanamıyordum. Diğer elimle kolumu ovuşturmaya başladım.

 

Eren oturduğu koltuktan kalktı ve yanıma oturdu. Ağrıyan koluma baktı.

 

"Vurulduğun kolun bu muydu?" Diye sordu. Kafamı salladım. Bir elini tam vurulduğum yere koydu ve biraz bastırdı.

 

 

Elini çektiğinde sadece koluma bakıyordu. Bir şey düşünüyor gibiydi.

 

Masaj yaparak geçeceğini umuyordum lakin son giren ağrıya kadar.

 

Kolumu elimle daha çok sıktım. Çok bağırmamaya çalıştım, gecenin bir yarısındaydık.

 

Felaket bir ağrıydı. Sanki kolumu koparıyorlar gibiydi. Parmaklarımı hareket ettirmeye çalıştım ama hareket etmek yerine titriyordu. Kolum sanki uyuşuyordu.

 

Kafamı kaldırdığımda Eren bana çağresiz bir şekilde bakıyordu. Bir o kadar bende çağresizdim. Kolumdaki karıncalanma hissiyatı bir anda gitti. Ama ağrı hâlâ yerli yerindeydi.

 

Eren "kolunu hareket ettir" dedi. Denedim, olmadı. Parmaklarımı hareket ettirmeye çalıştım, sanki kolumdaki canı bir anda almışlardı.

 

Eren hızla Ömer'e döndü. Ömer ise bana baktı. Sonra Eren'e döndü.

 

"Felç. O kurşun özel yapım kurşundu. Sağ kolunu hareket ettirmen imkansız"

 

Eren ayağa kalktı. Beni de diğer kolumdan tuttu ve beni de kaldırdı.

 

Bir odaya soktuğunda odadaki dolabı açtı. İçinden bir kaç şey aldı.

 

Odanın yeni kapanan kapısı tekrardan açıldı. Bu sefer Ömer, Aden, Mete ve Hakan gelmişti.

 

Arkamdaki kanepeye oturdum. Eren elindeki şeyi hazırlayıp yanıma geldi.

 

"Dön" dedi. Elindeki iğneden iğne yapacağını anlamıştım.

 

Yüz üstü kanepeye uzandım. Pantolonu sıyırdıktan sonra Eren oraya iğneyi yaptı. Üstümü düzeltip gene aynı şekilde oturdum.

 

Ömer "Eren Dezomorfin yaptın dimi?" Diye soru sordu. Eren ise "aynen" diye cevap verdi.

 

Bu sefer Ömer dolabın önüne geçti.

 

Dolaba bakarken "her bir ağrı kesici aslında uyuşturucudur. Çok doz alırsan uyuşturucu almış olursun. Bu yüzden bu dolabı kitle" dedi.

 

Ben ise düşüncelerimle birlikteydim.

 

Ama sanki bir felç için daha çok ağrı girmesi gerekiyordu. Kurşunun acısıyla eş değerdi. Belki biraz daha fazlaydı ama şuan ağrı yoktu. Karıncalanma vardı.

 

Boğazımı temziledim ve söze başladım.

"Önümüze nasıl engel çıkarsa çıksın bu planı uygulayacağız"

 

Hakan "nasıl yani?" Diye sordu.

 

Tam devam edecekken Ömer lafımı böldü.

 

"Sen vuruldun ve şuan ki hâlin ortada, Masal da vuruldu. Bir şey yapmadan önce Masal'ın iyi olduğunu teyit etmemiz gerekiyor"

 

Haklıydı. Ve karnndan vurulmuştu. Keseye gelmemişti ama çok yakındı. Eğer ona bir şey olursa bebeğe de bir şey olurdu.

 

"Ömer, sen Masal'a bakacaksın. Biz planı uygulayacağız"

 

Yere oturdum ve hepimiz oturarak bir halka yaptık.

 

Telefonumu ortaya koydum ve Zehrayı aradım.

 

Açtığında "alo patron" diye açmıştı.

 

Gülümsedim.

 

"Plan zamanı" dedim kısaca. Çünkü planı bilen üç kişi vardı.

Ben, Hakan ve Zehra

 

Zehra ekipteki tek kızdı. Çok iyiydi.

 

Telefondan bir gülme sesi geldi "o zaman ayarlıyorum her şeyi"

 

 

Tam telefonu kapatacakken "dur" dedim.

 

"Dur çünkü sağ kolumu kullanamıyorum. Planda değişiklik olacak"

 

 

 

 

 

 

 

🌪️

 

Az sonra güneş doğacaktı. Minik bebek salonun tam ortasında, pusetinde uyuyordu.

 

Minel bebeğin yanında oturuyor ve bebeği izliyordu.

 

Ecrin kanepede uyuyor, hemen aşağısında minderde Doğu uyuyordu.

 

Herkesi odalara dağıtmışlardı.

 

Karşısında berjerde oturan Eren'e baktı, Minel.

 

Bebeği eliyle gösterdi ve fısıltıyla "Eren şuna baksana" dedi.

 

Şuan Minel küçük bir çocuk gibiydi. Bebeğin her hareketini Eren'e gösteriyordu.

 

Eren gülümsedi ve kafasını salladı.

"Çok tatlı güzelim"

 

Minel bu sefer tam olarak Eren'e döndü. Saçlarını bileğindeki toka yardımıyla bağladıktan sonra bacaklarını kendine çekti.

 

"Acaba bizim çocuklarımız nasıl olacak?"

 

Eren, Minel'in bu hâline bayılıyordu. Şuan o kadar güzel duruyordu ki, içi gidiyordu.

 

Kendileri hakkında düşünüyor ve sadeydi. Saçları dağınıktı ama her hâliyle güzeldi. O Keskin çene hattı, esmer teniyle bir ahenk içerisindeydi.

 

Kahve gözleri meraklı açılıp kapanıyordu. Hiç durmuyordu.

 

Eren "bence aynı senin gibi güzel çocuklarımız olacak" dedi.

 

Minel itiraz edip "ama senin gibi yakışıklı oğlumuz olmasın mı?" Dedi.

 

Eren, Minel ile zıtlaşmayı seviyordu.

 

Daha çok itiraz edip "yok, ben kız istiyorum" dedi.

 

Minel bu sefer "kaç çocuğumuz olsun?" Diye sordu.

 

Eren'in bu konu da anlayışlı olacağını düşünüyordu.

 

Eren karşısında bir parmak hesabı yapmaya başladı. Minel kaşlarını çatmış Eren'i izliyordu.

 

Eren "bir hesap yaptım, işe yaşlarımızı kattım. Nereden bakarsan on iki, on üç yaparız"

 

Minel tam şaşıracaktı ki şaşırmak yerine yerde duran terliğini Eren'e fırlatmayı seçti.

 

O sırada arkasındaki uyuyor bildiği Ecrin "bir kere doğurduktan sonra bir daha istemiyorsun, emin ol" dedi.

 

Ecrin haklıydı. Zaten kim isterdi ki doğum yaptığın gibi birinin evine gitmeyi.

 

O sırada Aden salona girip kendini boş koltuğa attı.

 

Esnerken bir taraftan da Ecrin'e "Ecrin nasılsın?" Diyordu.

 

Pek umursuyor gibi değildi ama normal Aden böyleydi.

 

Ecrin de kendini gösterdi. 'nasıl olsun' der gibiydi.

 

Hızlı adımlarla salona biri girmişti. Zeynep'ti. O da Aden'in yanına oturmuştu.

 

"Ömer'i evden atın" diye bir teklif geldi. Sözü bittiğinde Ömer salona girdi.

 

"Atılacak tek şey bendim zaten" dedi, Ömer.

 

Zeynep ellerini iki tarafa açıp Allah'tan sabır dilerken, Ömer Zeynep'in yanına oturacaktı ki; Zeynep "yanıma oturursan seni Gebertirim" diye bağırdı.

 

Doğu bir anda ayağa kalktı. Ömer ve Zeynep'in atıştığını görünce Ömer'e güzelce sövdü.

 

Salona giren girene olduğu için bu sefer Mert girmişti.

 

"Hazırız, gidiyoruz" demişti. Üstü komple siyahtı. Kolunu katlı tutabilmesi için kol askısı vardı. Sırtında bej bir çanta vardı. Çanta bayağı büyüktü.

 

Eren kalktı. O da hazırdı. Ömer "ben buradayım, herkes bana emanet" dedi. Zeynep ise "bunu mu koydunuz başımıza. Bu mu koruyacak bizi?" Diye boşluğa soru sordu.

 

Ömer biliyordu, çok yanlış zamanda yapıyorlardı bu işi. Yeni evlenmiş kişileri şimdiden ayıracaklardı.

 

Mert'in arkasında bir anda Mete ile Hakan belirdi.

 

Doğu yeni uyanmış, etrafta allık allık bakışlar atarken Eren "hadi hazırlansana oğlum" dedi. Doğu hızlıca hazırlandı ve evden çıktılar.

 

Önce işlerini yapacakları pavyona geldiler. Doğu içeriye oturduğunda etrafı gözlemliyordu. Diğerleri ise belirli kameralar ve hoparlörler yerleştiriyorlardı.

 

Zehra planlarını daha rahat uygulamak için çalışıyordu.

 

Mert ise Zehrayı izliyordu. Zehra söylediği şarkıyı bitirdiğinde, Mert "şarkı bittiğinde arkaya geçeceksin. Sonra arkadan öne, Semih Serer'in tuttuğu masaya geçeceksin. Oradan Semih Serer'i alacaksın ve en yukarıya çıkacaksın. 3 numaralı odaya gireceksiniz. Orada başlayacağız" dedi.

 

Zehra kafasını salladı. Az sonra herkes gelecekti ve başlayacaklardı.

 

Aden arkadan bir anda sahneye çıktı. Mete kahkahayı bastı. Aden'de siyah bir peruk vardı. Üstünde tüylü bir elbise vardı.

 

Aden ikinci şarkı söyleyiciydi. Zehra gittikten sonra Aden geçecekti ve dışarda bir olay olursa ekibe haber edecekti.

 

Ekipdekiler yerlerine gitmişlerdi. Sahnede sadece Aden ve Zehra kalmıştı.

 

Artık müşteriler geliyordu. Herkes kendi masasına oturuyordu.

 

En son Semih Serer ve arkadaşları girdi. O dedikleri masaya oturdular. Ve Zehra yavaş yavaş şarkılara giriş yapmaya başladı.

 

Uzun bir süre şarkı söyledi. Havanın kararmasını bekledi ve tabii ki herkesin bol bol içmesini.

 

Kulaklıktan "şimdi arkaya geç" diye bir komut geldi. Zehra ise hemen yaptı. 'Öne geç' denilince ise hemen öne geçti.

Bu iş zordu, ama yapılırdı. Korkmuyor muydu? Çok korkuyordu. Ama bu neydi, görevdi. Yapacaktı.

 

Semih Serer'in masasına doğru ilerlemeye başladı. Semih Serer'in önünde durduğu gibi masada duran shot bardağını alıp dikti. Bittiğinde ise masaya attı.

 

Nasıl cilve yapacaktı ki bu adama?

 

Semih Serer'in kulağına yaklaştı ve "Gökyüzünün güzelliği gibi bir gecemiz olmasın mı?" Diye sordu.

 

Semih bunu beğenmişti. Gülümsedi. Zehra'nın elinden tuttu ve kalktı. Bu sefer Semih, Zehra'nın yanına yaklaştı ve "hay hay" dedi.

 

Zehra mide bulantısını belli etmemeye çalıştı.

 

En üste çıktıklarında 3 numaralı odanın kartını aldılar. Zehra kartı bastı ve kapı açıldı. İçeri girdiklerinde kapıyı kapattılar ve kartı yerine taktılar. Zehra ekiple belirledikleri şifreyi girdi.

 

Keşke daha yavaş girseydi. Çünkü girdiği gibi Semih Zehrayı hemen yanındaki yatağa fırlattı. Semih tam Zehra'nın üstüne çıkacaktı ki Zehra "hayır. Ben üstteyim" dedi. Semih ise bunu gene beğenmişti. Semih alta geçti ve Zehra üste.

 

Ve olay uygulanmaya başlamıştı. Mert yatağın altından bir silah fırlattı. Zehra silahın sesini duyduğu an yataktan kalktı ve yerdeki silahı aldı. Semih'e doğrulttu.

 

 

Semih ne olduğunu anlamamıştı ki yatağın altından Mert çıktı.

 

"Hay hay" dedi Mert. Aynı Semih gibi.

 

Semih Mert'in kolunu görünce sevinmişti. "Noldu Demir. Kolun artık yok mu?"

 

Mert bu sefer daha net güldü. "Diğer kolumla neler yapabileceğimi tahmin bile edemezsin!"

 

 

O sırada dolabın kapağı açıldı ve Doğu oradan çıktı. "Hadi bakalım Semihciğim. Şimdi n'olacak?"

 

Dolabın yanından Eren çıktı. "Süprizler bitmiyor" dedi.

 

Minik balkondan ise kalan herkes çıktı. En önde ise Yusuf Asaf Demir vardı.

 

Hakan hemen Mert'in yanına geçti ve onda belindeki silahı çıkartıp Semih'e doğrulttu.

 

Mert ilerledi ve Semih'e bir yumruk attı. Durmadı bir daha attı. Aklına karısını vurduğu geldi. Bir daha yumruğu bastı.

 

Kadınları rehin aldığını unutmadı. Bir daha yumruk attı.

 

En son ağzından kan çıkıyordu ki, Aden "bir kaç adam şüpheyle görevlilerle konuşuyor" dedi. Mert ise her zaman ki gibi rahattı.

 

Durmadı. Gene bir yumruk attı. Hakan "Mert, dur" dedi ve Mert geri çekildi.

 

"Çektirdiklerinin bedelini tek tek ödeyeceksin. Ya ölümle ya da dövümle"

 

 

Her yeri kandı ama sırıtıyordu. Mete herkesin önüne geçti ve "müsaadenizle yere alalım, öyle dövelim" dedi. Herkes ortayı açtı ve Mete Semih'i yere attı.

 

Attığı gibi karnına tekmeyi bastı.

 

Eğildi ve kolunu tuttu. "Sen Mert'in koluna bir şey yaptıysan, bende iznin varsa kolunun bir kaç yerini kırmak istiyorum"

 

Önce bir yeri kavradı ve ters bir hareket yaptı. Gelen sesle birlikte Semih çığlık attı. Mete "bir" dedi. Başka bir yeri kavradı ve aynı hareketi yaptı "iki" dedi. Semih bağırıyordu ve susmuyordu. Zehra'nın kafasındaki peruğu Mert çekti ve Semih'in ağzına tıkadı.

 

Ve Mete bir daha kırdı. "Üç" dedi.

 

Herkes rahatlıkla izliyordu. Alışıklardı. Ama Zehra pek alışmamıştı bunlara. Arkasını dönmüştü.

 

Adam sadece sırıtıyordu. Ne bir acı duyuyordu, Ne de bir şey. Ağzındaki peruğu diğer eliyle çıkarttı. Ayağa kalktı ve yatağa oturdu.

 

Normalde bu odaya dışardan kimse giremezdi. Ama ekip girebilirdi. Onlarda kart vardı.

 

Kapı açılmıştı ve içeri Aden girdi. Aden'in siyah bir peruğu, kırmızı dantelli büyük bir elbisesi ve elinde dantelli kırmızı eldiven vardı.

 

Aden girince kapı kapandı. Aden iğrenerek bir elindeki eldiveni çıkarttı ve kenardaki çöpe eldiveni attı.

 

O sırada Semihle göz göze gelmişti. Aden Semih'e, Semih Aden'de bakıyordu.

 

Semih elini uzattı.

"Merhaba, güzel hanım"

 

Aden Semih'in elini tuttu ve sıktı.

"Aynen canım" dediği gibi Semih'in elini ters bir hareketle kırdı.

 

"Bir daha bana güzel gibi şeyler dersen seni öldürürüm!"

 

Semih'in acı çektiği şimdi belliydi ama gülmeyi bırakmıyordu.

 

Aden iğrenerek diğer eldiveni de çıkartı ve Semih'in ağzına soktu.

 

Semih, o dantelli eldiveni de tükürdü.

 

"O adamı görevlilerden uzaklaştırmak için bunları yapacağım aklıma gelmezdi" dedi, Aden.

 

Asaf ilerledi ve Semih'in tam karşısına geçti.

 

"Artık lakabın Fırtına değil, Serer" dedi.

 

Semih Serer bu sefer gülemedi.

"Sonuna kadar Fırtına olarak kalacağım" dedi.

 

Karısının soyadını almış olabilirdi ama aslında o bir Fırtınaydı. Şuan sessizlik vardı. Ama ileriki zamanda gerçek Fırtınayı göreceklerdi.

 

Fırtına öyle güçlü kopacaktı ki, ayakta bile durulmayacaktı. Herkes dizinin üstüne çökecek, kafalarına silah dayanacaktı. Plan basitti.

 

Sessiz ol,

Hareket etme,

Saldır.

 

Üç şeye inanırdı Semih.

Savaş.

Ölüm.

Kazanç.

 

Bunlar onda olacaktı. Savaşacak, öldürecek ve kazanacaktı.

 

İlk önce kızı, sonra kocası ve sonra Asaf.

 

 

🌪️

 

"Masal, bunu yapmazsak ilk sen öleceksin"

 

Masal ne yapacağını bilmiyordu. Sadece Mert'in dediklerine uyacaktı ama onun için zordu. Bazı şeyleri istiyordu ama korkuyordu.

 

Hayat zordu. En çokta Masal için.

 

Mert küçüklüklerini hatırlamasa bile o çok iyi hatırlıyordu. Her zaman yanında oluşunu, koruyuşunu...

 

Çok iyi hatırlıyordu Masal. Kahramanıydı bir kere, Mert. Küçüklük âşkı, kahramanı, koruyucusu...

 

Belki hayat bunları böyle birleştirecekti ki istemezdi Masal. Neden diye sorardı bazenleri. Hayat neden böyle istemişti, normal olamazlar mıydı?

 

"Mert, yapma" Masal göz yaşlarını tutamıyordu. Normal olmak istiyordu. Normal bir hayat yaşamak.

 

"Anlattığım gibi yapacaksın. Geleceksin şirkete, kapıyı kitleyeceksin. Bana bir kart verip çıkacaksın. Ne kadar benim odamda olsa odamda kamera var ve kanıt istendiği zaman kayıtları göstermem gerekecek"

 

Masal kafasını iki yana salladı. Olamazdı bu, yapamazdı annesine, yapamazdı.

 

"Başka bir şey olsun, gel babamın kafasına silahı daya ama bunu benden isteme. Sana kaçmamı isteme benden"

 

Mert ellerini saçlarına attı. Anlamıyordu. Böyle yapsalar güzel bir şekilde atlatacaklardı.

 

Karşısındaki Masal'a ilerledi ve onu duvara sıkıştırdı. Ellerini iki yana koydu.

 

"Güzelim. Gerektiği zaman annenden seni Allah'ın emri, peygamberin kavli diye isteyeceğim"

 

Mert Bir elini duvardan çekti ve Masal'ın göz yaşlarını sildi. Dudağına bir öpücük kondurdu.

 

"Ela gözlüm, Miniğim yapma ama"

 

Masal yapamazdı bunu. Başaramazdı. Kendine inanmıyordu.

 

"Ya başaramazsak?"

 

"Öldürürüm kendimi"

 

"Ya babam beni öldürürse?"

 

"Sıkıyorsa!"

 

Masal'ın kafası karışıktı. Mert anlıyordu Masal'ın kafasının karışık olduğunu.

 

"Bak, plan belli diyorum sana. Hepsi belli. Saydım ya. Hatta saymadığım yerler de var. Mesela pavyon var. Orada süründüreceğiz. Zamanı geldiğinde işini bitirmeleri için Moskova'ya göndereceğiz"

 

Masal itiraz etse de yapacak bir şeyi yoktu. Ellerini Mert'in göğsüne vurdu.

 

"Tamam. Kaçıyorum sana pis herif"

 

Mert ise geriye gelip güldü.

 

"Ama Mert, anlattın ya nasıl olacak bizim ilişkimiz?"

 

Mert bu sefer elini sakalına attı.

 

"Çok cringe. Ölüm gibi olacak aynı. İnsanlar bizi sevmeyecek. Beni sevseler bile seni sevmeyecek"

 

Masal anlamadı. "Nasıl yani?" Diye sordu.

 

Mert ise koltuğa oturdu ve viskisinden bir yudum aldı.

 

"Ben sana güzelim diyeceğim, sen bana yakışıklım. Aynı o şekil"

 

Masal kusma işareti yaptı ki çok haklıydı.

 

Masal gelip Mert'in yanına oturdu.

 

"Ben işi de bırakacağım o zaman" dedi. Mert anlıyordu. Masal için işi çok önemliydi.

 

"Ben sana güzel bir iş kuracağım. Ben çocuklara bakarken sen davalarınla uğraşacaksın. Ben toplantıya girdiğim de güzeller güzeli kızımız beni rahat bırakmayacak. Oğlumuz ise o sırada benim odamda olup gerçek bir iş adamı olma yolunda ilerleyecek"

 

Masal bu hayale güldü. Çünkü hiçbir zaman gerçekleşmeyecekti. Ayağa kalktı ve Mert'den Makas aldı.

 

"Tamam yakışıklım" dedi.

 

Mert ise "çok çabuk alıştın" diye mutfağa giden Masal'a bağırdı.

 

Masal arkadan hem güldü hem ağladı. Hayallerine güldü, gerçekleşmeyeceği için ağladı.

 

Mutfakta sandalyeye oturdu ve ellerini açtı.

"Allah'ım, sen bize hayallerinize kavuşmayı nasip et. Ne kadar kötü bir çift olsak da bizi hayırlı bir çift eyle"

🌪️

Biraz de gerçekler ve acılar diyelim o zaman

🌪️Yorumlar🌪️

 

Bölüm : 10.01.2026 20:55 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
Hikayeyi Paylaş
Loading...