
oy ve yorumlarınızı bekliyorum
Destek vermeyi unutmayalım
Keyifli okumalar ( Bölüm sonu sürpriz var)
### BÖLÜM 10: GÖLGELERİN İHANETİ VE KÜLÜN ÖFKESİ
Gece yarısı... Malikanenin koridorları, dışarıdaki fırtınanın uğultusuyla titriyordu. Alessio, kendi odasında bir aşağı bir yukarı yürüyordu. Efsun’a söylediği o son sözler, "Kafesteki kuş" benzetmesi, kalbinde zehirli bir iğne gibi saplı kalmıştı. Daha fazla dayanamadı; gururunu bir kenara bırakıp onun iyi olduğundan emin olmak için koridorun sonundaki odaya yöneldi.
Kapıyı hafifçe tıkladı, cevap gelmedi. Kalbi, bir tehlikeyi sezer gibi aniden hızlandı. Kapıyı açtığında oda buz gibiydi. Yatağın örtüsü bozulmamış, pencere aralık kalmıştı. Masanın üzerindeki yarım bardak su ve havada asılı kalan o keskin, kimyasal eter kokusu...
Alessio’nun gözleri karardı. O an, dünyadaki tüm oksijen çekilmiş gibi hissetti. Yere çöktü, boş bardağı eline aldı ve var gücüyle duvara fırlattı. Kristal parçaları odanın dört bir yanına dağılırken, Alessio’nun kükremesi malikanenin tüm katlarında yankılandı:
"MATTEO! HERKESİ AVLUYA DİZ! ŞİMDİ!"
Dakikalar içinde tüm korumalar yağmurun altında, avluda kaskatı kesilmişti. Alessio, sırılsıklam olmuş gömleğiyle, elinde parlayan bir namluyla önlerinde yürüyordu. Gözleri artık bir insanın değil, evladını kaybetmiş bir kurdun gözleriydi.
"Benim evimde..." dedi Alessio, sesi gök gürültüsünden daha ağırdı. "Benim soframda ekmek yiyip, benim nefesimi Benjamin’e satan kim?"
Sessizliği, arka sıradaki genç bir korumanın titreyen elleri bozdu. Alessio, adamın üzerine bir gölge gibi çöktü. Hiç soru sormadı, sadece silahın kabzasıyla adamın yüzüne vurdu. "Nerede o?" diye sordu. "Cevabın saniyeler içinde gelmezse, bu malikane senin mezarın olur."
Adam, kanlar içinde yere yığılırken Benjamin’in dağ evinin koordinatlarını fısıldadı. Alessio, Matteo’ya döndü. "Kimseyi çağırma. Sadece sen ve ben. Eğer orduyla gidersek Benjamin onu infaz eder. Bu gece Benjamin’i kendi kanında boğacağız."
---
Aynı saatlerde, Benjamin’in sığnağında Efsun, bir sandalyeye kelepçelenmiş halde uyanmıştı. Benjamin, elinde Efsun’un Türkiye’deki evinin fotoğraflarıyla önünde duruyordu.
"Bak Sinyora Sarca... Ne kadar güzel bir ailen var. Ama Alessio seni koruyamadı, değil mi? Kendi adamı seni bana paketledi."
Efsun, başındaki korkunç ağrıya rağmen dik durdu. Gözlerindeki profesyonel bakış, Benjamin’in o sinsi gülüşünü dondurdu. "Bana bu fotoğrafları gösteriyorsun çünkü korkuyorsun Benjamin," dedi Efsun, sesi buz gibi bir sakinlikle. "Alessio’nun seni yok etmesinden o kadar korkuyorsun ki, bir psikologdan ve iki kadından medet umuyorsun. Sen bir lider değilsin. Sen, başkasının gölgesinde titreyen bir piyon bile olamayacak kadar zavallısın."
Benjamin öfkeyle Efsun’un çenesini sıktı. "Sus! Alessio bitti!"
"Alessio bitmedi," dedi Efsun, bir kahkaha atarak. "Şu an buraya geliyor. Ve sen, onu beklerken kendi sonunu ilmek ilmek örüyorsun. İhanetle aldığın her şey, adaletle senden sökülecek."
---
Dağ evinin etrafındaki ormanlık alanda iki gölge belirdi: Alessio ve Matteo. Alessio, bir hayalet gibi hareket ediyordu. Benjamin’in dışarıdaki nöbetçilerini, Matteo ile birlikte tek bir ses bile çıkarmadan, profesyonel birer cellat gibi etkisiz hale getirdiler.
Alessio, ana binanın kapısına geldiğinde durdu. Matteo’ya "Sen arka çıkışı tut, kimsenin canlı çıkmasına izin verme," dedi.
Alessio kapıyı tekmeleyerek içeri girdi. İçerideki üç korumayı saniyeler içinde yere serdiğinde, Benjamin’in çalışma odasının kapısına ulaştı. Kapıyı açtığında Efsun’u kelepçeli, Benjamin’i ise onun kafasına silah dayamış halde buldu.
"Bir adım daha atma Alessio!" diye bağırdı Benjamin. Elleri titriyordu.
Alessio, silahını indirdi ve ellerini havaya kaldırdı. Ama yüzünde öyle bir gülümseme vardı ki, Benjamin’in iliği dondu. "Onu öldürebilirsin Benjamin," dedi Alessio, sesi ürpertici bir sakinlikteydi. "Ama o tetiği çektiğin an, senin için ölüm bir kurtuluş olacak. Seni saatlerce, günlerce o kurşunun acısıyla yaşatırım. Efsun’a dokunma. Hesabın benimle."
Efsun, o anda Alessio’nun gözlerine baktı. O bakışta sadece koruma değil, saf bir aşk ve fedakarlık vardı. Efsun, psikolog zekasını son kez kullandı. "Benjamin, bak! Arkandaki koruman silahını sana doğrultuyor!"
Benjamin, o saniyelik şüpheyle arkasına dönmeye yeltendiği an, Alessio bir şimşek gibi atıldı. Silah patladı ama mermi tavana gitti. Alessio, Benjamin’i yere serip üzerine çöktüğünde, odada sadece kemik kırılma sesleri duyuluyordu.
Alessio, Benjamin’i nefessiz kalana kadar yumrukladı. Tam son darbeyi vuracakken Efsun bağırdı: "Alessio! Yapma! Onun gibi olma! Adalet seni bu karanlıktan kurtarmalı, daha fazla kana bulanma!"
Alessio durdu. Yumruğu havada asılı kaldı. Efsun’un o titreyen ama kararlı sesini duyduğunda, canavarın zincirleri tekrar takıldı. Benjamin’i baygın halde yere bıraktı ve hızla Efsun’a koşup kelepçelerini çözdü.
Alessio, Efsun’u sıkıca kucakladı. "Özür dilerim... seni koruyamadım," diye fısıldadı saçlarının arasına.
Efsun, Alessio’nun göğsüne yaslanıp derin bir nefes aldı. "Beni korudun Alessio... Beni kendinden bile korudun."
Dışarı çıktıklarında, orman yolunda sabahın ilk ışıkları belirmeye başlamıştı. Matteo, dışarıda bekliyordu. Benjamin’in malikanesi, içindeki tüm o kirli sırlarla birlikte arkalarında bir gölge olarak kaldı.
Alessio, uçağa binmeden önce Efsun’un elini tuttu. Bu kez rol yapmıyordu, bu kez magazin için değildi. "Artık kaçış yok Sarca," dedi Alessio. "Sen benim en büyük zaafımsın ama aynı zamanda tek gücümsün. Benjamin bitti ama bizim hikayemiz... bizim hikayemiz bu küllerden yeni başlıyor."
Efsun, Alessio’nun elini daha sıkı sıktı. "Öyleyse," dedi Efsun, hafif bir gülümsemeyle. "Fırtınaya hazır ol D'Angelo. Çünkü bu kez yanındaki sadece bir psikolog değil, senin yol arkadaşın.
***
Benjamin’in ininden döndüklerinde malikanenin koridorları derin bir sessizliğe bürünmüştü. Adriana, tüm o gerilimin ardından odasına çekilmiş, çoktan uykuya dalmıştı. Alessio, kolundaki derin sıyrığa ve sızlayan omzuna rağmen soğukkanlı durmaya çalışıyordu. Salonda, loş ışığın altında ceketini çıkardığında Efsun, beyaz gömleğinin üzerinden sızan kanı fark etti.
"Alessio, dur," dedi Efsun. Sesi her zamanki emredici tonundan uzak, ilk kez bu kadar endişeliydi. "İyiyim, Sarca. Bu sadece küçük bir sıyrık," dese de Efsun çoktan ilk yardım çantasını kapıp yanına gelmişti.
Efsun, Alessio’nun hemen önüne oturdu. Gömleğinin düğmelerini açarken parmakları hafifçe titriyordu. Alessio, Efsun’un o yoğun odaklanmış halini izlerken aralarındaki mesafe yavaş yavaş kayboldu. Efsun alkollü pamuğu yaraya değdirdiğinde Alessio hafifçe dişlerini sıktı. Efsun, mesafeyi tamamen sıfırlayarak Alessio’nun yarasına eğildi, pansuman yaparken nefesi Alessio’nun tenini yakıyordu.
"Seni kaybedeceğim sandım..." diye fısıldadı Efsun, başını kaldırmadan. "O an, hayatımda ilk kez hiçbir psikolojik teorinin beni teselli edemeyeceğini anladım."
Alessio, Efsun’un çenesini yavaşça kavrayıp başını kaldırdı. Gözlerindeki o sarsılmaz buz dağı ilk kez tamamen erimişti. "Benim hayatım hep bir savaş meydanıydı Efsun. Ama senin için ölmek, bu savaşı kazanmanın tek yoluysa... buna değerdi."
Alessio, daha fazla beklemeden Efsun’un dudaklarına kapandı. Bu, bir tutku patlaması değil, aylardır biriken o sessiz özlemin, korkunun ve teslimiyetin mührüydü. Efsun, çekinmeden karşılık verdi; kollarını Alessio’nun boynuna dolarken, o devasa mafya babasının aslında bir liman olduğunu hissetti.
Duygular durulduğunda, adrenalinin yerini tatlı bir yorgunluk ve açlık aldı. Efsun, hafifçe gülümseyerek "Açım," dedi. Alessio, bir eliyle Efsun’un belini kavrayarak onu mutfağa yönlendirdi.
Devasa mutfakta ikisi baş başaydı. Efsun, kollarını sıvayıp Fatma Anne’den öğrendiği o meşhur domatesli makarnayı ve yanına közlenmiş sebzeleri hazırlamaya başladı. Alessio, tezgahın kenarına yaslanmış, bir yandan malzemeleri doğramasına yardım ediyor, bir yandan da o düşük frekanslı, kadife sesiyle İtalyanca bir aşk şarkısı mırıldanıyordu.
Masanın başında, mum ışığında yemeklerini yerken ilk kez "iş" veya "ölüm" konuşmadılar.
"Seni seviyorum Sarca," dedi Alessio, şarabından bir yudum alırken. "Sadece zekanı veya dikbaşlılığını değil... Senin içindeki o merhametli fırtınayı seviyorum."
Efsun gülümsedi, bakışları yumuşadı. "Ben de seni seviyorum D’Angelo. Senin o karanlığının içindeki ışığı keşfetmeyi seviyorum."
### Kabuslar ve İpek Sığınak
Gecenin ilerleyen saatlerinde herkes odasına çekildi. Ancak Efsun için uyku bir ödül değil, bir sınavdı. Saat 03:00 sıralarında, Benjamin’in soğuk eli yüzüne değiyormuş gibi hissederek, boğazından yırtılan bir çığlıkla uyandı. Ter içindeydi, kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyordu.
Yan odada, Efsun’un nefes alışını bile takip eden Alessio, saniyeler içinde odaya daldı. Efsun, yatağın içinde büzülmüş titrerken Alessio yanına çöktü ve onu sıkıca kucakladı.
Efsun’un üzerinde, sıcak İtalyan gecesine uygun, incecik beyaz ipek bir gecelik vardı. Alessio ona sarıldığında, tenlerinin arasındaki o ince engel yok gibiydi. Alessio, Efsun’u göğsüne yasladığında, genç kadının hızlı nefes alışverişleri yüzünden göğüslerinin kendi göğsüne değdiğini fark etti. Bu an hem çok masum hem de çok yakıcıydı.
Efsun, yaşadığı şokun etkisiyle Alessio’nun gömleğine tutunup sessizce ağlamaya başladı. "Gitmedi... Hala orada sanki..."
"Şşşt... Buradayım," dedi Alessio, ellerini Efsun’un saçlarında gezdirerek. "Benim yanındasın. Kimse sana dokunamaz. Ben senin koruyucu gölgenim."
Alessio, Efsun’un başını göğsüne bastırıp yatağa beraber uzandılar. Efsun, Alessio’nun kalp atışlarını dinleyerek, o güvenli limanda yavaş yavaş sakinleşti. Alessio, onun kulağına çok kısık bir sesle, hırıltılı bir ninni gibi İtalyanca şarkılar mırıldanmaya devam etti. Efsun, sevdiği adamın kollarında huzurlu bir uykuya dalarken, Alessio şafağa kadar onun başından ayrılmadı. Artık hiçbir mermi, hiçbir Benjamin ve hiçbir karanlık, bu odadaki bağı koparamazdı.
***
Güneş, Milano’nun görkemli malikanesinin pencerelerinden içeri sızarken, içeride alışılmadık bir sessizlik vardı. Alessio, sabaha kadar Efsun’un başında bekledikten sonra, şafağa doğru uykusuna yenik düşmüş ve Efsun’un yanına, onun elini bir an bile bırakmadan uzanıvermişti.
Bu huzurlu sessizliği bozan tek şey, koridorun sonunda yankılanan topuk sesleriydi. Adriana, ipek sabahlığı ve dağınık ama havalı saçlarıyla abisini arıyordu. "Abi? Alessio?" diye seslendi koridorda ama kimseden ses çıkmadı. Abisinin odasını boş bulduğunda rotasını tek bir yere kırdı: Efsun’un odası.
Ancak Efsun’un kapısına geldiğinde karşısında bir "duvar" buldu. Matteo, her zamanki jilet gibi takımı ve ifadesiz yüzüyle kapının önünde dikiliyordu.
Adriana kapının koluna uzandı ama Matteo, devasa gövdesiyle yolu kapattı. "Günaydın Sinyorina Adriana. İçeri giremezsiniz."
Adriana kaşlarını çattı, ellerini beline koydu. "Efendim? Matteo, çekil önümden. Abimi arıyorum."
Matteo, gözlerini kırpmadan karşı duvara bakmaya devam etti. "Sinyor Alessio içeride ve kesin talimatı var; kimse rahatsız etmeyecek."
"Matteo, şaka mı yapıyorsun?" dedi Adriana, bir adım yaklaşarak. "O benim abim! Farkındasın değil mi? Ben ona ne yapabilirim? En fazla uykusunda üzerine su dökerim. Çekil bakayım, bir şey bakıp çıkacağım."
"Mümkün değil Sinyorina," dedi Matteo. Sesi her zamanki gibi ciddiydi ama Adriana’nın bu kadar yakınında olması, kalbinin göğüs kafesinde bir davul gibi çalmasına neden oluyordu. İki yıldır bu kıza aşıktı; onun her gülüşünü, her öfkesini gizlice hafızasına kazımıştı. Ama o bir D'Angelo'ydu, kendisi ise sadece bir koruma.
### "Abimin Kopyası mısın Sen?"
Adriana, Matteo’nun zırhını delmek için her yolu deniyordu. "Bak Matteo, çok ciddiyim. Eğer çekilmezsen çığlık atarım ve abim senin beni taciz ettiğini sanır. Hadi ama, sadece bir saniye!"
Matteo’nun dudakları hafifçe titredi; gülmemek için kendini zor tutuyordu. "Sinyorina, abiniz beni vurur ama yine de bu kapıyı açmama izin vermez. Lütfen zorlamayın."
Adriana oflayarak geri çekildi. "İnanılmaz! Abimin kopyası mısın sen? O da böyle odun, sen de böylesin. Buz kalıbı gibi dikiliyorsun orada. Ne var yani, Efsun ile el ele uyuyorlarsa ben de göreyim, biraz dalga geçerim fena mı?"
Matteo, Adriana’nın bu neşeli ve inatçı haline bakarken içinden "Dünyanın en güzel odunu olurum, yeter ki sen böyle gül" diye geçirdi ama dışarıya sadece derin bir nefes verdi. "Lütfen aşağıya inip kahvaltınızı yapın. Ben onları uyandığında size haber veririm."
Adriana, ayağını yere vurarak "Of! Tamam be, iyi ki bir abimiz var, korumalara bak hele!" diyerek arkasını döndü ve merdivenlere doğru yürüdü.
Matteo, Adriana gözden kaybolana kadar onun arkasından baktı. O sert muhafız maskesi, Adriana köşeyi döndüğü an düştü. Omuzları çöktü ve derin bir iç çekti. Elini kalbinin üzerine koydu. İki yıldır bu aşkı içinde bir sır gibi saklıyordu; Adriana'nın o fütursuz neşesi, Matteo’nun karanlık ve kurallarla dolu dünyasındaki tek ışıktı.
İdiye fısıldadı sessizce. "Bilseydin o kapıyı neden açmadığımı... Abinden değil, seni gördüğümde dilimin tutulmasından korktuğumu bir bilseydin."
Kapının arkasından hafif bir kıpırtı sesi gelince Matteo hemen eski, profesyonel haline geri döndü. İçeridekiler uyanıyordu ve Matteo için görev, aşkından her zaman önce gelmek zorundaydı. Ya da o, kendini buna inandırıyordu.
***
Güneş, Milano’nun görkemli malikanesinin pencerelerinden içeri sızarken, Efsun gözli Alessio’nun geniş göğsünde açtı. Geceki o karanlabusların yerini, sevdiği adamın düzenli s alışları ve teninin sıcaklığı almıştı. sio çoktan uyanmış, bir elini Efsun’un saçlarına dolamış, onun uyanışını dünyadak kıymetli mucizeyi izler gibi seyrediyordu.
Efsun yavaşça doğruldu; ipek geceliğinin omzu hafidüşmüştü ama artık Alessio’nun yanında kendini saklama gereği duymuyordu. Alessio, Efsun’un elini tutup avucunun i derin bir şefkatle öptü.
"Uyanmışsın," dedi Efsun, sesi uykulu ve pürüzlüydü.
"Senin güvende olduğunu bilmeden uyumak zormuş Sarca," dedi Alessio, sesi sabahın sessizliğinde yankılanarak.bile seni bırakmak istemedim. Nefesini dinlemek, hayatta olduğunu bilmek benim tek huzurumdu.
İkisi beraber aşağı indiğinde, malikanenin o devasa mutfağında kahvelerini hazırladılar. Adriana ve Matteo’nun kapı önündeki sabah çekişmesinden habersiz, Alessio Efsun’u terasın o eşsiz manzarasına çıkardı. Tüm Milano, ayaklarının altında bir tablo gibi uzanıyordu.
Alessio, Efsun’un arkasına geçip kollarını beline doladı ve çenesini omzuna yasladı. "Efsun," dedi, sesi rüzgarın uğultusuna karışırken ciddileşmişti. "Artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz. Benjamin’i devirdik ama benim dünyamda boşluklar asla boş kalmaz. Seni İstanbul’a, o eski hayatına tek başına göndermek... bu seni ateşe atmak olur. Ama seni burada, bu malikanenin duvarları arasında hapsolmuş bir kuş gibi görmek de beni öldürür."
Efsun, kahvesinden bir yudum alıp uzaklara, sisli dağlara baktı. "Ben bir psikoloğum Alessio. İnsanların ruhlarındaki enkazları kaldırırım. Senin bu silahlarla örülü dünyanda, ben nasıl nefes alırım? Nasıl yararlı olurum?"
Alessio, cebinden küçük, kadife bir kutu çıkardı. Efsun bir an duraksadı; kalbi yerinden çıkacak gibi çarptı. Acaba bir teklif mi geliyordu? Alessio kutuyu açtığında içinde bir yüzük değil, antik görünümlü, üzerinde gümüş işlemeler olan zarif bir anahtar vardı.
"Bu, Milano’nun merkezinde, en eski ve en güvenli binalarından birinin anahtarı," dedi Alessio. "Senin için bir klinik hazırlatıyorum Sarca. Adli vakalar, travma mağduru çocuklar, şiddet görmüş kadınlar... Ne istersen. Benim korumam altında ama tamamen senin kurallarınla, senin ilkelerinle yönetilecek bir yer. Sen benim karanlık hayatıma ışık oldun, ben de senin ideallerine kalkan olacağım."
Efsun şaşkınlıkla önce avucundaki soğuk metale, sonra Alessio’nun o buz mavisi ama şimdi kor gibi yanan gözlerine baktı. Bu adam, bir mafya veliahtından beklenmeyecek kadar ince ve derin düşünmüştü. Efsun’un özgürlüğünü elinden almak yerine, ona kendi dünyasında yeni bir özgürlük alanı yaratmıştı.
Efsun, anahtarı sıkıca kavradı ve Alessio’ya doğru tam bir adım attı. Aralarındaki mesafe yine sıfıra indiğinde, Efsun elini Alessio’nun sakallı yanağına koydu.
"D'Angelo... Sen beni her seferinde şaşırtmayı nasıl başarıyorsun?" dedi hafifçe gülümseyerek. "Bu anahtar... hayatımda aldığım en değerli hediye. Sadece bir kapıyı değil, kalbimdeki son kapalı odayı da açtın şu an."
Alessio, Efsun’u kendine çekip alnına uzun bir öpücük kondurdu. "Seni seviyorum demek benim dünyamda kuru bir laftır Efsun. Ben seni yaşatmak istiyorum. Senin o güçlü ruhunun sönmesine izin vermeyeceğim."
Efsun, başını Alessio’nun göğsüne yasladı. "Öyleyse," dedi huzurla. "Yeni hayatımıza merhaba diyebiliriz. Ama uyarayım; o klinikte ilk hastam sen olabilirsin, şu sert mafya tavırlarını biraz törpülememiz gerekecek."
Alessio hafifçe güldü, bu malikanenin duvarlarının çok az duyduğu, içten bir gülüştü. "Senin elinden gelen her şeye razıyım Sarca. Yeter ki yanımda ol."
----
bu bölüm nasıldı?
diğer bölümden beklentiniz neler?
Artık bölüm sınırı koymayacağım kafama göre atıyorum işte jdjdjd
lütfen desteklerinizi bekliyorum,
sizi seviyorum
öpüldünüz 😽
Bu arada 2. Kitap kapağımız ne olsun?
1. Kitap kapağı;
2. Kitap kapağı ; 
düşüncelerinizi belirtirseniz çok sevinirim 🫶🤍
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |