13. Bölüm

BÖLÜM 11: ALTIN KAFESTE YAS

a’
adesonuzzz

 

###BÖLÜM 11: TOZLU RAFLAR VE GİZLİ BAKIŞLAR

 

 

Efsun’un yeni kliniği, Milano’nun tarihi dokusunu yansıtan yüksek tavanlı, devasa pencereli muazzam bir binadaydı. İçeride hummalı bir çalışma vardı. Alessio ve Efsun, üst katta ofis yerleşimiyle ilgilenirken; giriş katındaki geniş kütüphanenin kurulması ve ağır kolilerin taşınması görevi Matteo ve ona "yardım etmeye" kararlı olan Adriana’ya kalmıştı.

 

 

Adriana, üzerine geçirdiği salaş bir tişört ve dar jean pantolonuyla, elinde bir toz beziyle rafların arasında dans eder gibi hareket ediyordu. Matteo ise her zamanki ciddiyetiyle, içinde ağır tıp kitaplarının olduğu devasa kolileri bir tüy gibi kaldırıp rafların yanına diziyordu.

 

 

### "Yardım mı Ediyorsun, Engel mi Oluyorsun?"

 

 

Adriana, kapağı altın varaklı ağır bir kitabı raftan alıp Matteo’ya doğru uzattı. "Hey Muhafız! Bak bu kitap tam sana göre: İnsan Psikolojisinde İnat ve Duvarlar. Kesin seni anlatıyor."

 

 

Matteo, koliyi yere bırakıp Adriana’ya döndü. Gözlerini kaçırmaya çalışsa da Adriana’nın saçlarına bulaşmış küçük bir alçı tozuna takılıp kaldı. "Sinyorina, lütfen o ağır kolilerden uzak durun. Belinizi inciteceksiniz, sonra Sinyor Alessio hesabını benden sorar."

 

 

Adriana dudak büküp Matteo’nun tam önünde durdu. "Yine mi abim? Matteo, sen hiç kendin için bir şey yapmaz mısın? Mesela şu an 'Adriana, ne kadar yardımseversin' desen ölür müsün?"

 

 

Matteo yutkundu. Adriana o kadar yakındaydı ki, hafif parfümünün kokusu kütüphanedeki o eski kitap kokusuna karışıyordu. "Çok... yardımseversiniz Sinyorina. Ama şu an o rafın üzerinde duran vazoyu devirmek üzeresiniz."

 

 

Adriana "Hangi vazo?" diyerek arkasına dönerken ayağı boş bir koliye takıldı. "Aaa!" diye bir nida döküldü dudaklarından. Tam yere kapaklanacakken, Matteo’nun refleksleri devreye girdi. Dev bir gölge gibi atılıp Adriana’yı belinden kavradı.

 

 

Saniyeler durdu. Adriana’nın sırtı Matteo’nun sert göğsüne yaslanmış, Matteo’nun güçlü kolları genç kadını sarmalamıştı. Adriana nefes nefese kalırken başını kaldırıp Matteo’nun yüzüne baktı. Matteo’nun o her zaman buz gibi olan bakışlarında ilk kez bir alev, bir korku ve derin bir sahiplenme gördü.

 

 

"İyi misiniz?" diye fısıldadı Matteo. Sesi her zamankinden daha derindi.

 

 

Adriana, kalbinin atışının dışarıdan duyulacağından korkarak hafifçe yutkundu. "İyiyim... Yani, sanırım. Bırakmasaydın yere yapışacaktım."

 

 

Matteo onu yavaşça doğrulttu ama ellerini belinden çekmesi birkaç saniye daha uzun sürdü. "Sizi asla bırakmam Sinyorina," dedi Matteo, sesi bir yemin gibiydi. Sonra durumu fark edip hemen profesyonel maskesine geri döndü. "Yani... güvenliğiniz benim sorumluluğumda."

 

 

Adriana, Matteo’nun bu ani geri çekilmesine gülümsedi. "Sorumluluk, sorumluluk... Hep aynı kelime. Ama bakıyorum da ellerin titriyor Matteo. Yoksa o meşhur koruma duvarlarında bir çatlak mı oluştu?"

 

 

Matteo cevap vermedi, sadece ağır bir koliyi daha kucaklayıp uzaklaştı. Ama arkasını döndüğünde yüzünde engelleyemediği bir gülümseme vardı. Adriana ise toz bezini havada sallayarak onun arkasından bakıyordu.

 

 

"Kaç bakalım Matteo! Bu kliniğin rafları dolana kadar o duvarlarını tek tek yıkacağım!"

 

 

Yukarıdaki ofis katında ise Efsun ve Alessio, merdiven boşluğundan gelen bu atışmaları duyup birbirlerine baktılar. Efsun muzipçe gülümsedi. "Sanırım kliniğin ilk vakası travmalar değil, imkansız bir aşk olacak Alessio."

 

 

Alessio, Efsun’u kendine çekip saçlarına bir öpücük kondurdu. "Matteo akıllı adamdır Sarca. Ama Adriana... o bir D'Angelo. Eğer birini kafaya koyduysa, Matteo’nun o çelikten zırhı bile bir kağıt gibi yırtılır."

 

***

Güneş, Milano’nun üzerine nazlı bir şekilde doğarken Efsun, malikanenin o yüksek tavanlı mutfağında Alessio ile baş başa kahvaltı yapıyordu. Ortamdaki sessizlik huzurlu ama her an bozulabilecek bir cam gibi kırılgandı. Alessio, kahvesinden bir yudum alıp Efsun’un gözlerine odaklandı.

 

"Benjamin olayı sadece bir başlangıçtı Sarca," dedi sesi ciddileşerek. "Artık bu dünyada sadece benimle değil, benim düşmanlarımla da birliktesin. Seni korurum, evet; ama senin de kendini korumayı bilmen lazım."

 

Kahvaltıdan hemen sonra Alessio, Efsun’u malikanenin alt katındaki profesyonel atış poligonuna indirdi. Efsun elindeki silahın ağırlığına alışmaya çalışırken, Alessio arkasına geçip kollarını onun kollarının etrafına doladı. "Nefes al ve tetiği ezme, sadece dokun," diye fısıldadı. Alessio’nun disiplini ile Efsun’un hırsı birleşince eğitim, aralarındaki o tatlı çekişmeyle hem eğlenceli hem de aşırı heyecanlı bir hal aldı. Efsun her isabetli atışında Alessio’nun yüzünde o nadir görülen gururlu gülümsemeyi yakalıyordu.

 

Eğitim bittiğinde Efsun, poligonun o ağır havasından kurtulmak için Alessio’ya döndü. "Bayağıdır kendim için bir şey yapmadım. Alışverişe çıkmak istiyorum, biraz hava almam lazım."

 

Alessio tek kaşını kaldırıp alaylı bir gülüş attı. "Alışveriş mi? En son alışverişe çıktığımızda başımıza gelmeyen kalmamıştı Sarca. Umarım bu sefer sadece kıyafet alıp döneriz, bir orduyu peşimize takmadan."

 

Bu iğneleyici ama komik laf çarpmasına rağmen Alessio onu kırmadı. Hazırlanıp Milano’nun o şık caddelerine çıktılar. Koruma ordusu bu kez daha mesafeliydi, sanki sadece ikisi varmış gibi bir hava yaratılmıştı. Efsun mağazaları gezerken, Alessio elinde paketlerle onu bekleyen o klasik "sabırlı erkek" rolüne bürünmüştü ama halinden hiç de şikayetçi değildi. Bir kafede oturup dondurmalı kahvelerini içerken, birbirlerine şakalar yapıp Milano halkının hayran bakışları altında saatlerce gezdiler. İlk defa ne mafya ne de psikologlardı; sadece gezen, gülen bir çifttiler.

 

Akşam olup malikaneye döndüklerinde, günün tatlı yorgunluğu ikisinin de üzerine çökmüştü. Efsun odasına çıkıp üzerindeki ağır kıyafetlerden kurtuldu ve aynanın karşısına geçti. Pamuğu eline alıp yüzündeki makyajı silmeye başladığı sırada kapı sessizce açıldı. Alessio içeri girmişti.

 

Aynadaki yansımasından Efsun’un makyajsız, en doğal halini bir süre sessizce izledi. Yanına yaklaşıp ellerini Efsun’un omuzlarına koydu. "Biliyor musun?" dedi eğilerek. "Boyaların altına sakladığın o yüz, dünyanın en güzel manzarası benim için. Makyajsızken çok daha savunmasız ama çok daha gerçeksin."

 

Efsun gülümsedi. Alessio yavaşça elindeki fırçayı aldı ve Efsun’un uzun saçlarını büyük bir titizlikle taramaya başladı. Fırçanın her darbesiyle Efsun biraz daha gevşiyor, aralarındaki bağ daha da derinleşiyordu. Alessio fırçayı kenara bıraktı ve telefonundan çok kısık, romantik bir İtalyanca şarkı açtı.

 

Alessio, Efsun’u ellerinden tutup ayağa kaldırdı. Odanın loş ışığında, dışarıdaki karanlığa inat, birbirlerine kenetlenerek dans etmeye başladılar. Efsun başını Alessio’nun göğsüne yasladı; Alessio ise onun kokusunu içine çekerek şarkıya mırıldanarak eşlik etti. O an ne Benjamin vardı ne de silahlar; sadece ipek bir gecelikle dans eden bir kadın ve ona hayatını adamış bir adamın huzuru vardı.

 

***

Sabahın ilk ışıklarıyla Efsun, yeni hayatının ilk gününe hazırdı. Gardırobundan seçtiği siyah, keskin hatlı takımıyla aynadaki yansımasına baktı. Bu kıyafet sadece şık bir iş kadını değil, aynı zamanda bir D'Angelo’nun yanındaki o sarsılmaz duruşun, "mafya sevgilisi" imajının bir simgesiydi. Alessio, onu kliniğin kapısına kadar bizzat bıraktı. Efsun’un heyecanlı ama gururlu bakışlarını gördüğünde, ona olan hayranlığı bir kat daha arttı. Onu alnından öpüp uğurladı ve malikaneye döndü.

 

Ancak malikanenin kapısından içeri girdiği an, havadaki o ağır ve kasvetli değişimi fark etti. Adriana, gözleri kan çanağına dönmüş, elleri titreyerek abisine doğru koştu.

 

"Abi!" dedi Adriana, sesi hıçkırıklarla bölünerek. "Az önce Türkiye’den haber geldi... Fatma Anne... Kalp krizi geçirmiş. Durumu kritikmiş abi."

 

Alessio olduğu yerde donup kaldı. Fatma Anne, onun için sadece Efsun’un annesi değil, hayatında gördüğü en saf şefkatti. İçini büyük bir keder kapladı ama asıl korkusu Efsun’un vereceği tepkiydi. "Efsun..." dedi kendi kendine. Söylemek zorundaydı; saklarsa Efsun onu asla affetmezdi. Ama kliniğin ilk gününde, o büyük heyecanını kursağında bırakmaya da gönlü el vermiyordu. Akşamı beklemeye karar verdi.

 

Akşam olup mesai bittiğinde, Alessio her zamanki gibi Efsun’u malikanenin kapısında karşıladı. Efsun, günün yorgunluğuna rağmen gülümsüyordu, başardığı işlerin gururu yüzünden okunuyordu. Alessio, sanki hiçbir şey olmamış gibi ona sıkıca sarıldı. Efsun’un kokusunu içine çekerken, bu huzurlu anın saniyeler sonra bitecek olmasının ağırlığı altında eziliyordu.

 

"Efsun... İçeri girelim mi? Seninle bir şey konuşmam lazım," dedi sesi alışılmadık bir yumuşaklıkla. Efsun, sevgilisinin sesindeki o titremeyi sezse de olumlu bir şekilde başını salladı.

 

İçeri geçip salona oturduklarında Alessio, Efsun’un ellerini avuçlarının içine aldı. Gözlerinin içine bakarken sesi bir fısıltı gibi çıktı. "Efsun, güçlü kalman lazım... Az önce Türkiye’den bir haber aldık. Fatma Anne... Bir kalp krizi geçirmiş."

 

Efsun, cümleyi duyduğu an donup kaldı. O zeki, her şeyi analiz eden psikolog beyni bir anda kapandı. Kulaklarında uğultular yükselirken Alessio’nun ellerini sıktığını ama hissetmediğini fark etti. "Ne?" diyebildi sadece. Bakışları boşluğa düştü. İdrak edemiyordu; sabah annesiyle görüntülü konuşmak istemiş ama vakit bulamamıştı. Şimdi ise o "vakit" bir uçurum gibi önüne serilmişti.

 

Dizlerinin bağı çözüldü, titremeye başladı. Alessio onun sarsıldığını görünce hemen koltuğa daha güvenli bir şekilde oturttu. Efsun’un göğsü hızla inip kalkmaya, nefesi daralmaya başladı. İlk hıçkırık boğazından bir feryat gibi koptu. Ağlamaktan nefesi kesiliyor, boğuluyormuş gibi hissediyordu.

 

"Annem..." dedi sesi hıçkırıkların arasında boğuklaşarak. "Ona bir şey olamaz Alessio, o çok güçlüdür... Lütfen yalan de."

 

Alessio, Efsun’u kollarının arasına alıp saçlarını okşadı. "Şşş, buradayım Sarca. Buradayım..."

 

Efsun, başını Alessio’nun göğsüne vururcasına yasladı, elleriyle onun gömleğini sıktı. Ağlamaktan çıkan o paramparça sesiyle fısıldadı: "Lütfen... Beni ona götür. Annemi görmek istiyorum. Şimdi, hemen... Lütfen Alessio!"

 

Alessio, Efsun’un bu çaresiz hali karşısında kendi acısını unuttu. "Hazırlan," dedi kararlı bir sesle. "Özel uçağı hazırlatıyorum. Bu gece o hastanede olacağız."

 

***

Zaman, Efsun için o haberi aldığı an durmuştu. Üzerindeki o şık siyah takımı değiştirmeyi, saçını düzeltmeyi, hatta nefes almayı bile unutmuştu. Kliniğin ilk günündeki o gururlu kadın gitmiş; yerine, çocukluğu avuçlarından kayıp giden, savunmasız bir kız çocuğu gelmişti. Adriana, Alessio ve Efsun, gecenin karanlığını yırtan özel uçağa bindiklerinde tek bir kelime dahi konuşulmadı.

 

Efsun, yol boyunca başını uçağın soğuk camına yaslayıp dışarıdaki uçsuz buçaksız karanlığı izledi. Gözyaşları yanağından süzülüp ceketinin yakasına düşüyor ama o, silmeye bile yeltenmiyordu. Alessio yanına oturup elini tutmak istediğinde, Efsun’un ellerinin buz kestiğini fark etti. Alessio konuşmadı; çünkü bazı acıların tesellisi olmadığını, sadece yanında durmanın yettiğini biliyordu.

 

İstanbul’a indiklerinde, onları bekleyen siyah araç doğrudan hastaneye sürdü. Hastanenin o kendine has, dezenfektan ve keder kokan havası Efsun’un genzini yaktı. Yoğun bakımın önüne geldiklerinde, köşedeki plastik sandalyeye büzülmüş, hıçkırıkları boğazında düğümlenmiş Lavin’i gördüler.

 

Lavin, ablasını o siyah takımıyla, darmadağın olmuş haliyle karşısında görünce ayağa fırladı. "Abla!" diye feryat etti. Sesi, boş koridorda yankılanırken iki kardeş birbirine kenetlendi. Lavin, annesinin hastaneye kaldırılışını, o ilk andaki çaresizliği tek başına sırtlanmış olmanın ağırlığıyla ablasının göğsünde hıçkırıklara boğuldu. Efsun da ondan farksızdı; iki kardeş koridorun ortasında, dünyanın tüm yükünü omuzlarında taşıyormuşçasına birbirlerine tutunup ağladılar.

 

Adriana, bu manzaraya daha fazla dayanamayıp yanlarına gitti. Lavin’in titreyen ellerini tuttu ve onu nazikçe yan tarafa, biraz su içmesi için yönlendirdi. Efsun ise olduğu yere, soğuk zemine çöker gibi oturdu. Gözleri kızarmış, feri sönmüştü; zihni, annesinin gülümsemesiyle yoğun bakımın o soğuk makineleri arasında gidip geliyordu.

 

Efsun ve Lavin kederleriyle boğuşurken, Alessio geri planda kalmış ama zihni bir saat gibi işlemeye başlamıştı. Efsun’un bir sarsıntıyı daha kaldıramayacağını biliyordu; babasını kaybetmiş bir kadının, annesini de bu yaşta, böyle bir acıyla kaybetmesi, onun ruhundaki tüm ışıkları söndürürdü.

 

Alessio, koridorun sonundaki doktorun odasına doğru yürüdü. Kapıyı çaldığında, yüzündeki o mafya otoritesi değil, sevdiği kadın için dünyayı yakmaya hazır bir adamın kararlılığı vardı.

 

"Doktor," dedi Alessio, sesi her zamanki gibi boğuk ama bir o kadar da kesin. "Fatma Hanım’ın dosyasını biliyorum. Türkiye’nin, hatta Avrupa’nın en iyi cerrahlarını, en iyi ekipmanlarını buraya yığabilirim. Sınır yok, limit yok."

 

Doktor bir şey söyleyecekken Alessio elini kaldırdı. "Bana prosedürlerden bahsetme. O kadının kalbi tekrar sağlıklı atacak. Karşılığında ne istediğinin bir önemi yok; hastane için bağış, senin için bir servet... Ne dersen. Ama o kadını kızlarına geri vereceksin. Efsun’un bir kez daha o koridorda yıkılmasına izin vermeyeceğim."

 

Doktor, Alessio’nun gözlerindeki o ölümcül ve bir o kadar da fedakar parıltıyı görünce sadece başını sallayabildi. Alessio odadan çıkıp tekrar Efsun’un yanına döndüğünde, hiçbir şey söylemeden onun yanına oturdu. Efsun, başını Alessio’nun omzuna bıraktı.

 

"Eğer ona bir şey olursa..." diye fısıldadı Efsun, sesi ağlamaktan tamamen kısılmıştı.

 

"Olmayacak Sarca," dedi Alessio, onun elini kendi kalbinin üzerine götürerek. "Olmayacak. Ben buradayken, ölüm bile o kapıdan içeri girmeye cesaret edemez."

 

---

Bu bölüm nasıldı?

arkadaşlar biliyorsunuz artık oy ve yorum sınırı koymuyorum jdjdjd

desteklerinizi bekliyorum yine de ama

Sizce yeni bölümde neler olacak?

 

Bölüm : 08.02.2026 20:53 tarihinde eklendi
Okur Yorumları Yorum Ekle
İçindekiler
a’ / Mafya'M : KÜL SAATİNDE DOĞANLAR          +1& (yarı texting) / BÖLÜM 11: ALTIN KAFESTE YAS
a’
Mafya'M : KÜL SAATİNDE DOĞANLAR +1& (yarı texting)

8.51k Okunma

4.08k Oy

0 Takip
56
Bölümlü Kitap
GİRİŞ : Kül Saati ve D'AngeloBÖLÜM 1: 27 Numara ve D'AngeloBÖLÜM 2 : SARCA VE D'ANGELOBÖLÜM 3 : İKİ KADIN, TEK HEDEF VE D'ANGELOBÖLÜM 4 : BENJAMİN VE D'ANGELOBÖLÜM 5 : SALDIRI VE D'ANGELOBÖLÜM 6 : NARKOZ ETKİSİ VE MAGAZİN HABERLERİBÖLÜM 7 : AKŞAM YEMEĞİ VE D'ANGELOBÖLÜM 8: DENİZ VE D'ANGELOBÖLÜM 9: GERİ DÖNÜŞ, BENJAMİN VE D'ANGELOBÖLÜM 10 : TEKLİF VE D'ANGELOBÖLÜM 11: ALTIN KAFESTE YASBÖLÜM 12 : BOMBA VE D'ANGELOBÖLÜM 13: KÖR KURŞUN VE SARCABÖLÜM 14 : YERALTI MAFYASI TOPLANTISI VE D'ANGELOBÖLÜM 15 : HİSLERİN KATILIMI VE D'ANGELOBÖLÜM 16: PEMBE GÜL VE D'ANGELOBÖLÜM 17: BUHAR VE GÖRÜNTÜBÖLÜM 18: EMRET VE KAHVEBÖLÜM 19: ÖZEL BÖLÜM (MİA CLARK)BÖLÜM 20: DÜĞÜN KONUSUBÖLÜM 21 : PİKNİK VE KARABORSABÖLÜM 22: TARİHİ GEÇMİŞ ANILAR VE D'ANGELOBÖLÜM 23: ADRİANA VE MATTEO (ÖZEL BÖLÜM)BÖLÜM 24: BENİMLE BİR ÖMÜR/SEZON FİNALİKARAKTER KARTI ✒️⛓️BÖLÜM 25: KÜLLER VE MÜHÜRLERBÖLÜM 26: KRAL VE KRALİÇEBÖLÜM 27: İHANET VE YÜZÜKBÖLÜM 28 : İPEK VE PUDRABÖLÜM 29: KÜL RENGİBÖLÜM 30: ZEHİR VE MATRİNABÖLÜM 31: BİR ASLANIN TÖVBESİBÖLÜM 32: TEST VE SARCABÖLÜM 33: HAMİLEYİM !BÖLÜM 34: CAM BEBEK VE PATİKBÖLÜM 35: TESLİMİYET VE SUÇBÖLÜM 36: KANLI LABİRENT VE SON YEMİNBÖLÜM 37: SARARMIŞ FOTOĞRAF VE KOLYEBÖLÜM 38: GÜNLÜKBÖLÜM 39: DOKTOR'UN SÖZLERİBÖLÜM 40: İLK MÜHÜR VE İSİMBÖLÜM 41: HAYAT VE GÜNAHBÖLÜM 42: SON GÜNLÜK VE HAPBÖLÜM 43: MİRAS VS SAVAŞBÖLÜM 44: TÜRKİYE Mİ?BÖLÜM 45: ESKİ OLANLARBÖLÜM 46: BİLİYOR MUSUN?BÖLÜM 47: GİDİN BURADANBÖLÜM 48: HEDİYEMİ BEĞENDİN Mİ?BÖLÜM 49: SANAT GALERİSİBÖLÜM 50: SİNYOR ROBOT!BÖLÜM 51: KURDUN İNİNDE İNTİHARFİNAL HASAT ZAMANIÖZEL BÖLÜMÖzel bölüm niyetine
Hikayeyi Paylaş
Loading...