
###BÖLÜM 12 : GÖZDAĞI VE D'ANGELO
Hastane koridoru, gece yarısından sonra o ağır ve boğucu sessizliğine gömülmüştü. Sadece koridorun sonundaki makinelerin ritmik bip sesleri ve dışarıda durmak bilmeyen İstanbul rüzgarının uğultusu duyuluyordu. Efsun, saatlerdir o soğuk bekleme koltuğunda, elleri yüzünde, hayatının en ağır sınavını veriyordu. En sonunda yorgunluk ve ruhsal çöküş baskın geldi; başı yavaşça Alessio’nun omzuna düştü.
Alessio, Efsun’un uykuya daldığını hissettiği an nefesini tuttu. Hareket ederse bu kırılgan huzuru bozmaktan korkuyordu. Ceketini yavaşça çıkardı ve Efsun’un titreyen omuzlarına örttü. Lavin de biraz ötede, Adriana’nın dizine başını koymuş, gözyaşlarıyla ıslanmış kirpikleriyle uykuya dalmıştı.
Alessio için gece yeni başlıyordu. Gözünü bile kırpmadan karşıdaki ameliyathane kapısına bakıyordu. Bir yandan telefonundan Matteo’ya talimatlar yağdırıyor, dünyanın öbür ucundaki kalp cerrahlarıyla telekonferans yapıyordu. Efsun sabaha karşı sıçrayarak uyandığında, Alessio’yu hala bıraktığı gibi, bir kaya gibi dimdik başında beklerken buldu.
"Alessio?" dedi Efsun, sesi uykulu ve korku doluydu. "Hala bir haber yok mu? Sen hiç uyumadın mı?"
Alessio, Efsun’un elini tutup dudaklarına götürdü. "Senin annen içerde hayat savaşı verirken, sen burada nefes alamıyorken ben nasıl uyurum Sarca? Sen güvende ve huzurlu olana kadar uykuyu kendime haram ettim. Endişelenme, şafakla birlikte güzel haber gelecek."
***
Güneş, hastanenin donuk camlarından içeri sızmaya başladığında ameliyathanenin kapısı açıldı. Doktor, yüzünde yorgun ama rahatlamış bir ifadeyle çıktı. "Ameliyat başarılı geçti. Fatma Hanım’ın bünyesi çok güçlüymüş. Şu an stabilleşiyor."
Efsun, aldığı bu haberle dizlerinin üzerine çökecek gibi oldu ama Alessio onu belinden yakalayıp ayakta tuttu. "Sana söylemiştim," diye fısıldadı Alessio.
Doktor, sadece bir kişinin çok kısa süreliğine içeri girebileceğini söylediğinde Efsun, Alessio’nun gözlerine baktı. Alessio "Git," dedi başıyla. Efsun, o steril giysileri giyip yoğun bakım odasına girdiğinde kalbi duracak gibiydi. Annesinin makineler arasındaki o solgun ama huzurlu yüzünü gördü. Yanına gidip buz gibi elini tuttu. "Anne... Buradayım. Seni bırakmayacağım," dedi hıçkırarak.
Camın arkasında ise Alessio duruyordu. Efsun’un annesinin elini öpüşünü, o çaresiz ama umutlu halini izlerken kendi içinde bir yemin etti. Bu kadınları bir daha asla böyle bir acıyla baş başa bırakmayacaktı. Efsun odadan çıktığında, kendini Alessio’nun kollarına bıraktı. Bu sarılma, artık sadece iki sevgilinin değil, birbirinin ruhunu ölümün elinden çekip alan iki kader ortağının sarılmasıydı.
"Onu bana sen geri verdin Alessio," dedi Efsun, hıçkırıkların arasından. "Eğer sen o doktorları, o imkanları seferber etmeseydin..."
"Şşşt," dedi Alessio, onun gözyaşlarını baş parmağıyla silerek. "Ben sadece borcumu ödedim Sarca. Sen benim hayatımı kurtardın, ben de senin dünyanı."
***
Fatma Anne’nin tamamen tehlikeyi atlattığı kesinleşince, Alessio Efsun’u biraz olsun o hastane kokusundan uzaklaştırmak istedi. Onu, çocukluğunun geçtiği mahallenin yakınındaki o eski, sakin sahil şeridine götürdü. İstanbul sabahı serindi; martılar yeni uyanıyor, deniz hafif çırpıntıyla kıyıyı dövüyordu.
Efsun, Alessio’nun koluna girmiş, ciğerlerine o tuzlu deniz havasını çekiyordu. Bir süre sessizce yürüdüler. Sonra Efsun durdu ve denize bakarak sordu: "Alessio... Beni neden bu kadar çok seviyorsun? Senin dünyanda, senin gibi bir adam için sevgi bir zayıflık değil mi? Benjamin’in, düşmanlarının en büyük kozu olmaz mıyım?"
Alessio durdu, rüzgar saçlarını dağıtırken Efsun’un yüzünü ellerinin arasına aldı. Gözlerindeki o sarsılmaz kararlılık, İstanbul’un tüm sisini dağıtacak kadar parlaktı.
"Evet, benim dünyamda sevgi bir zaafiyet kabul edilir Sarca," dedi, sesi dalga seslerine karışarak. "Ama sen benim zayıflığım değil, bu dünyada uğruna savaşacağım tek doğrumsun. İnsanlar zayıf noktalarını gizler; ama ben seni tüm dünyaya bir bayrak gibi ilan ettim. Seni korumak, benim için bir görev değil, yaşama sebebim. Eğer bir gün bu sevgi benim sonum olacaksa, senin kollarında ölmek benim için en büyük zaferdir."
Efsun, Alessio’nun bu itirafı karşısında büyülenmişti. Deniz kenarındaki o bankta, İstanbul’un şahitliğinde birbirlerine daha sıkı sarıldılar. Artık ne Milano’nun soğuk kuralları ne de Benjamin’in gölgesi vardı; sadece küllerinden doğan bir aşkın sonsuz güveni vardır...
***
Hastaneden çıkış günü gelip çatmıştı. Fatma Anne, Alessio’nun özel olarak getirttiği konforlu ve korunaklı siyah aracın içinde, mahallenin dar sokaklarına giriş yaptı. Birkaç gün önce ambulansın feryatlarıyla sarsılan mahalle, şimdi bu devasa, gizemli siyah araçların sokağa girişiyle pencere ve balkonlara dökülmüştü.
Efsun ve Lavin, annelerinin kollarından sıkıca tutup onu araçtan indirirken, sokağın "haber ajansı" niteliğindeki teyzeleri çoktan kapının önünde bitmişti. On beş-yirmi kişilik bir kalabalık, meraklı gözlerle Fatma Anne’ye geçmiş olsun derken, asıl hedefleri aracın kapısında heybetli bir kaya gibi dikilen Alessio’ydu.
Efsun, annesini yukarı çıkarırken mahallenin en kıdemli teyzeleri Alessio’nun etrafını sardı. Ayşe Hanım, Hatice Hanım ve peşlerindeki meraklı kalabalık, Alessio’yu süzmeye başladı.
"Evladım, geçmiş olsun da... Sen kimsin necisin?" dedi Ayşe Hanım, gözlüklerinin üzerinden bakarak. "Nerelisin, anan baban sağ mı? Ne iş yaparsın böyle koca arabalarla?"
Alessio, hayatında binlerce adamı dize getirmişti ama bu teyzelerin sorgusu karşısında ilk kez ne yapacağını şaşırdı. Efsun’un mahallesinde olduğunu bildiği için o sert tavrını takınamazdı. "İtalyan’ım efendim," dedi, hafif bozuk ama kibar Türkçesiyle. "Ticaretle uğraşıyorum."
"Ticaret mi? Ne ticareti? Kumaş mı, gıda mı? Maşallah boyun posun da yerinde ama pek bir yabancısın buralara..." diye devam etti Hatice Hanım. Alessio, mafya olduğunu söyleyemediği için konuyu ustaca geçiştirmeye çalışsa da teyzelerin her cevaptan yeni bir soru çıkarma yeteneği onu terletmeye yetmişti.
Güç bela yukarı çıkan ekip, evin o huzurlu ama yorgun havasına sığındı. Fatma Anne salondaki koltuğuna uzanmış, Efsun ve Lavin üzerine yumuşak battaniyeler örterken suyunu içiyordu. Adriana da köşede, mahalledeki bu kaosu şaşkınlık ve merakla izliyordu.
Fatma Anne, derin bir nefes alıp baş ucunda duran Alessio’ya baktı. Gözleri minnetle doluydu. "Alessio evladım..." dedi, sesi hala biraz zayıf ama titreyerek. "Sen olmasan ben şimdi o beyaz çarşafların altındaydım. Hakkın ödenmez. İyi ki varsın, iyi ki Efsun’un yanındasın."
Tam o sırada Fatma Anne, ortamdaki tüm havayı bir anda değiştirecek o bombayı patlattı:
"Karar verdim... İyileşir iyileşmez seni kızıma alacağım! Senden iyi damat mı olur bu eve?"
Oda bir anda buz kesti. Efsun’un elindeki bardak titredi, Adriana’nın ağzı bir karış açık kaldı. Alessio gibi bir adam bile bu "direkt" teklif karşısında bir anlık şok yaşadı. Efsun, "Anne ne diyorsun, sırası mı şimdi?" diye kekelerken, Alessio hafifçe eğildi ve Fatma Anne’nin elini nazikçe sıktı. "Ne demek Fatma Anne... Bu benim görevimdi. Siz iyi olun, yanımızda olun, o bana yeter," diyerek durumu o asil centilmenliğiyle toparladı.
Sürpriz bununla bitmedi. Kapı zili durmak bilmedi. Ayşe Hanım ve Hatice Hanım, bu sefer yanlarında boylu boslu oğulları Ahmet ve Mustafa ile içeri daldılar. Ev bir anda "geçmiş olsun" ziyaretinden ziyade bir festival alanına döndü. Komşular içeri dolar dolmaz Efsun’u köşeye çektiler.
"Kız Efsun! Bu adamla gerçekten anlaşıyor musun?" diye fısıldadı Hatice Hanım, sesini kasten Alessio’nun duyabileceği kadar yüksek tutarak. "Pek bir sert bakıyor, dövmesin seni oralarda? Bak bizim Mustafa burada memur oldu, ne güzel çocuk..."
Efsun, sabır çekerek hepsine tek tek laf yetiştirmeye çalışıyordu. "Yok Hatice Teyze, çok iyi biridir, çok kibardır..." diye açıklama yaparken Alessio, odanın köşesinde kollarını kavuşturmuş, bu kaosu büyük bir keyifle izliyordu. Yanına yaklaşan Ahmet ve Mustafa’nın "Enişte, İtalya’da asgari ücret ne kadar?" gibi sorularına bile gülümseyerek, kısaca yanıtlar verdi.
Efsun’un o mahalle baskısı altındaki çaresiz ama tatlı hallerini, komşulara laf anlatırken kızaran yanaklarını izlemek, Alessio’nun kalbindeki son buz parçalarını da eritti.
Geceye doğru kalabalık dağıldığında, Alessio camın kenarına geçti. Dışarıdaki o dar sokağın, birbirine bağıran çocukların ve hala kapı önünde dedikodu yapan teyzelerin görüntüsüne baktı. Kendi dünyasındaki o lüks ama kanlı hayatın yanında, bu mahalle ona gerçek cennet gibi gelmişti. Ellerini açtı, içinden sessizce bir şükür etti. Hayatında ilk defa bir "aileye" ve bir "yuvaya" bu kadar yakın hissetmişti kendini.
***
Fatma Anne’nin iyileşmesi şerefine mahallede büyük bir "geçmiş olsun" yemeği verilmesine karar verildi. Efsun, bu fikre başta karşı çıksa da Alessio’nun beklenmedik onayıyla kendini sokak ortasına kurulmuş uzun masaların başında buldu.
Alessio, üzerinde o her zamanki şık ama bu sefer ceketini çıkarmış, gömleğinin kollarını dirseklerine kadar katlamış haliyle sokağın ortasındaydı. Matteo ve diğer korumalar, mahalleliyi ürkütmemek için siyah takım elbiselerini çıkarmış, daha spor giyinmişlerdi ama yine de o "tehlikeli" havalarından bir şey kaybetmemişlerdi.
***
Mahallenin gençleri, sokağın başına devasa bir mangal kurmuşlardı. Alessio, Efsun’un şaşkın bakışları altında mangalın başına geçti. Mahallenin ağır abilerinden biri olan Kasap Nuri, Alessio’nun eline maşayı tutuşturdu.
"Bak İtalyan damat, bu işlere benzemez sizin pizzalarınız. Cızbız dediğin böyle olur!" dedi Nuri, Alessio’nun omzuna sertçe vurarak.
Alessio, normalde kendisine dokunan birinin elini anında kırardı ama bu samimiyet karşısında sadece gülümsedi. "Öğreniriz Nuri Usta," dedi, sesi o boğuk ve karizmatik tınısıyla. Alessio’nun ızgara başında dumanların içinde köfte çevirdiğini gören Adriana, bir kenarda kahkahalarla bu anı videoya çekiyordu. Efsun yanına yaklaşıp Alessio’nun beline sarıldı.
"Sen gerçekten mangal mı yapıyorsun şu an?" diye fısıldadı Efsun, gözlerinde muzip bir pırıltıyla.
Alessio, Efsun’u kolunun altına alıp saçlarından öptü. "Senin annen için gerekirse bütün İstanbul’u ateşe veririm Sarca, bir mangalı mı yakamayacağım?" Bu söz, hem aşk dolu hem de o hafif mafyavari tehditkar tınısıyla Efsun’un içini titretti.
Yemekler yendikten sonra Alessio mahalleliyi şaşırtacak bir hamle yaptı. Mahallenin meydanına devasa ses sistemi kurdurmuştu. Ama çalan şy bir İtalyan operası değil, Efsun’un en sevdiği İstanbul şarkılarıydı.
Tam o sırada, mahallenin meraklı gençlerinden Mustafa, Efsun’a biraz fazla yaklaşarak "Efsun Abla, İtalya’da hayat nasıl, bizi de bir gün götürür müsün?" diye sordu. Alessio’nun gözleri anında Mustafaya kilitlendi. Az önceki o gülen adam gitmiş, yerine buz gibi bir katil gelmişti.
Alessio, Mustafa’nın omzuna elini koyup hafifçe sıktı. "O biraz zor evlat," dedi, sesi buz gibiydi. "Efsun’un yanında sadece ben varım. Sen kendi mahallenin sınırlarında kalsan iyi olur." Mustafa korkuyla geri adım atarken Efsun, Alessio’nun koluna girip onu sakinleştirdi. "Alessio, o sadece bir çocuk, yapma!"
Alessio ters bir bakış atsa da Efsun’un yumuşak dokunuşuyla tekrar sakinleşti. "Bu dünyada sana benden başka kimse nefes kadar yakın olamaz, biliyorsun değil mi?" diyerek sahiplenici tavrını bir kez daha ortaya koydu.
Gece ilerleyip mahalleli yavaş yavaş evlerine çekildiğinde, sokak lambalarının soluk ışığı altında sadece bizimkiler kalmıştı. Fatma Anne, kapı önündeki sedirinde oturmuş, huzurla onları izliyordu.
Alessio, telefonundan çok eski ve hüzünlü bir İtalyanca şarkı açtı. Sokağın ortasında, etraftaki duman ve yemek kokuları arasında Efsun’u dansa kaldırdı. Bu seferki dans, Milano’daki o soğuk malikanedekinden çok farklıydı. Bu, aidiyetin dansıydı.
"Efsun," dedi Alessio, onun alnını kendi alnına dayayarak. "Senin bu mahallen... bana kim olduğumu unutturdu. Hayatımda ilk defa sadece 'Alessio' gibi hissettim. Silahların, paranın ve gücün olmadığı bir adam gibi."
Efsun’un gözlerinden bir damla yaş süzüldü. "Sen her zaman sadece Alessio’sun benim için. O sert zırhın altındaki o güzel kalbi gören tek kişi benim."
Alessio, Efsun’u öyle bir tutkuyla öptü ki, sokağın o loş ışığında zaman tamamen durdu. Fatma Anne ise yukarıdan onlara bakıp dudaklarında sessiz bir duayla "Maşallah" dedi. Alessio, mafya dünyasının en korkulan adamı olabilirdi ama o gece İstanbul’un bir ara sokağında, sevdiği kadının dizinin dibinde huzuru bulmuştu.
Gece biterken Alessio, Matteo’ya dönüp sessizce fısıldadı: "Bu mahalleyi koruyacaksınız. Burası artık benim namusumdur. Tek bir taşın bile yerinden oynamasını istemiyorum”
***
İstanbul’un o dar sokağında, mangal dumanının sindiği havada hala bir huzur kırıntısı vardı. Mahalleli evlerine çekilmiş, sokak lambaları sarı ve titrek ışıklarıyla Arnavut kaldırımlarını aydınlatıyordu. Efsun, kapının eşiğinde Alessio’ya bakarak gülümsüyor, az önceki dansın sıcaklığını kalbinde taşıyordu.
Alessio, Efsun’un yanından hafifçe uzaklaşıp çalan gizli hattını açtığında, sokağın karanlık köşesine doğru birkaç adım attı. Telefonun ucundaki o ince, buz gibi kadın sesi kulaklarını tırmaladı.
"Alessio D'Angelo..." dedi ses. Bu Mia Clark’tı. Alessio’nun babasını öldürdüğünü bilen, intikam yeminiyle beslenmiş o gölge kadın.
Alessio’nun çenesi kasıldı, sesi bir fısıltı kadar tehlikeli çıktı. "Mia... Ölülerin konuşabildiğini bilmiyordum."
Mia, telefonun diğer ucunda buz gibi bir kahkaha attı. "Ölüler konuşmaz Alessio, ama geride bıraktıkları hayaletler bazen tüm şehri havaya uçurur. Sevgilinle o mahallede güzel vakit geçiriyorsun değil mi? O sahte huzur... Tadını çıkar. Ama ben artık kendi hikayemi yazmak zorundayım. Ve ilk cümlem... biraz gürültülü olacak."
Mia’nın son cümlesiyle birlikte telefon kapandı. Alessio daha "Ne diyorsun?" diyemeden, sokağın hemen girişinde, boş bir dükkanın önüne park edilmiş eski bir aracın içinden turuncu bir alev fışkırdı.
GÜÜÜMM!
Korkunç bir patlama sesi mahallenin tüm sessizliğini bir cam gibi tuzla buz etti. Patlamanın şiddetiyle sokaktaki evlerin camları aşağı indi, park halindeki araçların alarmları feryat etmeye başladı. Alev topu gökyüzüne yükselirken, sarsıntı Alessio’yu olduğu yerde sendeletti.
"EFSUN!" diye kükredi Alessio.
Toz bulutu ve duman sokağı kaplarken, Alessio gözü dönmüş bir halde Efsun’un durduğu yere doğru atıldı. Kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Efsun, patlamanın basıncıyla yere kapaklanmış, kulakları çınlayarak ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Alessio, dumanların arasından bir gölge gibi fırlayıp Efsun’u kucağına aldı ve onu duvara yaslayarak kendi gövdesiyle koruma altına aldı.
"İyi misin? Bak bana, Efsun!" dedi Alessio, elleriyle onun yüzünü kontrol ederken. Sesi ilk kez bu kadar korku doluydu.
Efsun şok içindeydi, sadece "Annem... Lavin..." diye fısıldayabildi. Mahalle bir anda cehenneme dönmüştü. İnsanlar çığlıklarla sokağa dökülüyor, dumanlar boğazları yakıyordu. Alessio, alevlerin aydınlattığı o karanlık sokakta Mia’nın mesajını anlamıştı:
Huzur bitmişti. Mia Clark, babasının kanına karşılık bu mahalleyi ve Efsun’u ateşe atmaya ant içmişti.
Alessio, Matteo’ya doğru "HERKESİ ÇIKARIN! MAHALLEYİ KUŞATIN!" diye bağırırken, kucağındaki Efsun’a daha sıkı sarıldı. Artık sadece bir aşkı değil, büyük bir savaşı omuzlarında taşıyordu.
---
bu bölüm nasıldı?
ve artık biliyorsunuz bölümlerde oy ve yorum sınır koymuyorum jdjdjdj
her şeyi sizin için sjsjsj
okuldan gelir gelmez sizin için gözüm yazdım
Neyse Öpüldünüz ballar 🤍💋
yine de destek Vermeyi unutmayalım ve bekliyorum oy ve yorumlarınızı
Bu arada Efsun Vibe veren bir görsel getirdim
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |