
###BÖLÜM 14: HASTANE VE YERALTI MAFYASI
Helikopterin pervaneleri İtalya semalarını döverken, Alessio kucağındaki ağırlaşan bedene sarılmış, zamanı durdurmak istercesine Efsun’un alnına başını yaslamıştı. Hastanenin çatısına indiklerinde, sağlık ekipleri sedyeyle bekliyordu. Alessio, Efsun’u sedyeye bırakırken parmakları onun parmaklarından kopmak istemedi; beyaz çarşaf, saniyeler içinde Efsun’un karaciğerinden sızan koyu kızıl kanla doldu.
Ameliyathanenin önüne geldiklerinde, başhekim ve korumalar Alessio’nun önüne set çekti. Alessio’nun üstü başı, o her zaman titizlikle giydiği gömleği tamamen Efsun’un kanına bulanmıştı. Gözleri kan çanağına dönmüş, yüzündeki ifade bir insanın taşıyabileceği tüm acıların toplamı gibiydi.
"Beni içeri alacaksınız!" diye gürledi Alessio. Sesi hastanenin steril duvarlarında yankılandı, lambaları titretecek kadar güçlüydü.
"Bay D'Angelo, kurallar gereği..."
Alessio, doktorun yakasına yapışıp onu duvara sertçe yasladı. Kanlı elleri doktorun bembeyaz önlüğünde korkunç bir iz bıraktı. "Kurallarınız umurumda değil! O kadın benim nefesim! Eğer o içeriden çıkamazsa, yemin ederim bu binadaki her tuğlayı tek tek söküp üzerinize yıkarım! Onu geri getir doktor... Onu bana geri getir!"
Matteo, Alessio’yu güçlükle geri çekti. Alessio, hayatında ilk defa bir kapının önünde diz çöktü. O 1.94’lük dev adam, ameliyathanenin o soğuk, metal kapısının dibine çöktü; ellerini yüzüne kapattı. Avuçlarındaki kan hala sıcaktı. Efsun’un kanı...
Az sonra koridorda Fatma Anne, Lavin ve Adriana göründü. Lavin, Alessio’nun halini, o kanlı ellerini ve çökmüş bedenini görünce bir feryat koparıp dizlerinin üzerine yığıldı. Fatma Anne ise titreyerek duvara tutundu, dudaklarından sadece sessiz dualar dökülüyordu. Alessio, onlara bakamadı. Bu yıkımın mimarı kendi geçmişiydi; ve şimdi bedelini kalbiyle ödüyordu.
***
İçeride, parlak ışıkların altında cerrahlar zamana karşı yarışırken, Efsun bambaşka bir boyuttaydı. Acı yoktu. Soğuk yoktu. Sadece sonsuz bir beyazlık vardı.
Efsun, kendini yeni açtığı kliniğinde buldu. Her şey hayal ettiği gibiydi; bembeyaz duvarlar, taze çiçek kokuları... Ama birden, yerdeki kar beyazı mermerler üzerinden pembe bir sıvı akmaya başladı. Mia’nın saçları gibi... Pembe, masumiyetin değil, ölümün rengi olmuştu artık. Efsun korkuyla gerilediğinde, masasının başında oturan bir siluet gördü.
"Baba?" diye fısıldadı Efsun.
(X) Sarca, kızına şefkatle gülümsedi. "Henüz vaktin gelmedi Efsun. Bu klinik senin hayalindi, ama senin gerçeğin dışarıda, o kapının ardında perişan halde bekliyor."
Efsun yutkundu. "Canım çok yanıyor baba. Çok yorgunum."
"Gidemezsin kızım," dedi babası, sesi sanki bir rüzgar gibi kulaklarında uğuldadı. "O adamın sana ihtiyacı var. Senin kara gözlerine bakmadan o karanlıktan çıkamaz. Nefes al Efsun... Onun için nefes al."
O sırada, o bembeyaz odanın duvarları Alessio’nun hıçkırık dolu haykırışıyla sarsıldı: "Sarca, sakın beni bırakma! Aç gözlerini, yalvarırım!"
Efsun’un kalbi, cerrahların elindeki o monitörde önce düz bir çizgiye yaklaşmışken, Alessio’nun sesini duyduğu o an bir sıçrama yaptı. Beyaz odadaki pembe lekeler silindi. Efsun, karanlığın içinden bir ışığa doğru çekildiğini hissetti. Karaciğerindeki o ağır, yakıcı sancı geri geldi. Bu acı, yaşadığının kanıtıydı.
***
Saatler sonra ameliyathanenin ışığı söndü. Alessio, bir aslan gibi yerinden fırladı. Doktor maskesini çıkararak yanına geldi, yüzünde bitkin bir ifade vardı.
"Kurşun karaciğerin alt segmentini parçalamış, çok fazla iç kanaması vardı. Ama... bir mucize oldu. Kalbi durma noktasına gelmişti, ancak geri döndü. Şimdilik stabil, ama ilk 24 saat çok kritik."
Alessio, aldığı nefesle omuzlarındaki o tonlarca yükün hafiflediğini hissetti. Başını duvara yaslayıp derin bir "Tanrı'm..." çekti. Gözlerinden akan yaşlar, yanaklarındaki kurumuş kan izlerini temizleyerek aşağı süzüldü.
O gece, yoğun bakımın camının arkasında, Alessio sabaha kadar nöbet tuttu. Camın arkasındaki o solgun, kablolar içindeki kadına bakarken kendi kendine yemin etti: Efsun o gözlerini açtığında, dünya Mia Clark için bir mezar olacaktı. Ama şimdi sadece dua ediyordu; kara gözlü kadınının tek bir bakışı için.
***
İki gün... Tam kırk sekiz saat geçmişti. İtalya’nın o en lüks hastanesinin en üst katı, Alessio D’Angelo’nun sessiz ve karanlık hükümdarlığı altına girmişti. Koridorlar, elleri tetikte bekleyen siyah takım elbiseli adamlarla doluydu; ama o devasa kalabalığın ortasında, yoğun bakımın cam arkasında tek bir adamın sessiz çığlığı yankılanıyordu.
Yoğun bakım odasının o steril, mavimsi ışığı altında Efsun, beyaz çarşafların arasında neredeyse kaybolmuş gibiydi. Karaciğerine saplanan merminin yarattığı hasar, onu makinelerin ritmine mahkum etmişti. Alessio, odaya girmesine izin verilen tek kişiydi. İçeri her girişinde, o devasa heybeti kapı eşiğinde eriyordu.
Alessio, Efsun’un yanındaki sandalyeye çöktü. Elleriyle onun buz gibi elini tuttu ama sıkmaya korkuyordu; sanki çok sert dokunsa Efsun tamamen kırılacakmış gibi. Gözleri, Efsun’un solgun yüzünde, kapalı duran kara gözlerinde gezindi.
"İki gün oldu Sarca..." diye fısıldadı, sesi uykusuzluktan ve kederden çatallanmıştı. "Sen burada böyle sessizce yatarken, dünya dönmeye devam ediyor sanıyorlar. Ama bilmiyorlar ki, sen gözlerini açmazsan ben bu dünyayı durduracağım. Güneşi bile söndüreceğim."
Efsun’un nabzını gösteren monitörün ritmik sesi, odadaki tek hayat belirtisiydi. Alessio başını Efsun’un elinin yanına koydu. "Beni duyduğunu biliyorum. O bıçak gibi dilini özledim. Beni terslemeni, bana kafa tutmanı özledim. Sadece uyan... Gerekirse benden nefret et ama yeter ki o gözlerini aç."
Alessio, hastaneden birkaç saatliğine ayrıldığında rotası belliydi: İtalya yer altı dünyasının en karanlık, en köklü ailelerinin toplandığı o "Büyük Masa."
Devasa bir malikanenin mahzeninde, mermer bir masanın etrafında on iki adam oturuyordu. Hepsi Alessio’nun gelmesini bekliyordu. Kapılar gürültüyle açıldığında Alessio içeri girdi. Üzerinde hala Efsun’un kanının izleri olan, ama ütüsü bozulmamış siyah bir gömlek vardı. Yüzü, mermerden yontulmuş bir heykel kadar soğuk ve ifadesizdi.
Masaya tek bir kelime etmeden oturdu. Avucundaki gümüş mermi çekirdeğini –Efsun’un vücudundan çıkarılan o lanetli metali– masanın tam ortasına, kristal kül tablasının içine sertçe bıraktı.
"Bu," dedi Alessio, sesi odadaki herkesin iliklerine kadar işleyen bir buz kütlesi gibiydi. "Mia Clark’ın benim kalbime sıktığı kurşundur."
Liderlerden biri lafa girecek oldu ama Alessio’nun bakışıyla sustu.
"Kuralları biliyorsunuz. Kadınlara ve aileye dokunulmazdı. Mia bu kuralı sadece çiğnemedi, üzerine bastı. Şimdi size bir teklifim var... Ya Mia Clark’ı bana getirirsiniz ya da Mia’nın saklandığı her deliği, ona selam veren her dostu, ona ekmek veren her fırını ben bizzat yakarım. Ve o yangın, sizin masalarınızı da sarar."
Alessio ayağa kalktı, ellerini masaya dayayıp her birinin gözünün içine baktı. "Onu bulup bana getirene, İtalya limanlarındaki tüm ticaret hakkımı ve payımı devrediyorum. Ama eğer onu benden önce öldürürseniz ya da saklarsanız..." Durdu, gözleri bir katilin kararlılığıyla parladı. "Efsun’un çektiği her saniye acı için, bu masadan bir kafa alırım. Mia Clark artık bu toprakların düşmanıdır. Av başladı."
Alessio, hastaneye döndüğünde gece yarısını çoktan geçmişti. Tekrar Efsun’un yanına girdi. Yorulmuştu, ruhu ezilmişti ama pes etmeyecekti. Efsun’un elini tekrar tuttuğunda, mucizevi bir şey oldu.
Efsun’un parmakları, Alessio’nun avucunun içinde çok hafifçe, neredeyse fark edilmeyecek kadar küçük bir hareketle titredi.
Alessio nefesini tuttu. "Efsun?" dedi, kalbi göğüs kafesini parçalayacakmış gibi çarparak. "Sarca? Beni duyuyor musun?"
Efsun’un kapalı gözkapaklarının altında gözleri hareket etti. Monitördeki kalp atış hızı yükselmeye başladı. Alessio’nun dünyası o an yeniden aydınlandı. Efsun, ölümün o soğuk kıyısından, Alessio’nun sesine tutunarak geri geliyordu.
Alessio, sevdiği kadının eline bir öpücük kondurdu ve gözyaşları içinde fısıldadı: "Geri dön sevgilim... Savaş yeni başlıyor ve senin o keskin diline ihtiyacım var."....
Efsun, kirpiklerinin üzerindeki o tonlarca ağırlığı büyük bir çabayla araladı. İlk gördüğü şey, hastanenin o soğuk, beyaz tavanı ve burnuna dolan keskin dezenfektan kokusuydu. Neredeydi? En son kliniğin o loş ışığında Mia’nın pembe saçlarını gördüğünü, karnında hissettiği o yakıcı sancıyı hatırlıyordu.
"Efsun?"
Alessio’nun sesiydi bu. Gözlerini biraz daha açtığında, başında bekleyen o uykusuz, gözleri kan çanağına dönmüş ama bir o kadar da öfkeli devi gördü. Alessio, ona bakarken hem şükrediyor hem de içindeki o büyük kızgınlığı zor bastırıyordu. Efsun’un ondan habersiz o ölüme gidişini asla unutmayacaktı ama şimdi, o kara gözlerin yeniden ona bakması her şeyden önemliydi.
Oda bir anda hareketlendi. Lavin, Fatma Anne ve Adriana içeri daldığında hıçkırıklar birbirine karıştı. Lavin, ablasının eline kapanıp ağlarken Fatma Anne, "Şükürler olsun yarabbim, kızımı bana bağışladın," diyerek dualar ediyordu.
Efsun, zoraki bir tebessümle annesinin elini tutmaya çalıştı ama her hareketi karnında binlerce iğne varmış gibi acı veriyordu. Adriana, Efsun’un saçlarını okşayıp "Bizi çok korkuttun cesur kadın," diye fısıldadı. Alessio ise bir kenarda durmuş, kollarını göğsünde kavuşturmuş, sessizce bu aile tablosunu izliyordu. Bakışları hala sertti; Efsun’a söyleyeceği çok şey vardı ama sırası değildi.
Alessio, Efsun’u bu hastane odasında daha fazla tutmak istemiyordu. En iyi doktorları, en donanımlı hemşireleri malikaneye çağırttı. "Seni kendi krallığımda iyileştireceğim Sarca," dedi, sesi tartışmaya kapalıydı.
Efsun, profesyonel bir ekip tarafından sedyeye alınıp özel ambulansa bindirilirken bilinci yine bulanmaya başladı. İlaçların ve yorgunluğun etkisiyle gerçeklikten kopuyordu. O sırada, ambulansta damar yolunu kontrol eden hemşireye baktı. Hemşirenin beyaz maskesinin üzerinden sarkan bir tutam sarı saç, Efsun’un zihninde bir anda neon pembesine dönüştü.
"Hayır... Sen..." diye sayıkladı Efsun, nefesi daralarak. "Geldin mi yine? Bırak beni..."
Hemşire şaşkınlıkla "Efsun Hanım, sakin olun, her şey yolunda," dese de Efsun, karşısındakini Mia sanıyordu. "Alessio... Mia burada... Bak, gülüyor..." diye mırıldandı ama sesi o kadar kısıktı ki kimse ne dediğini tam anlayamadı. Alessio, onun sadece bir sayıklama yaşadığını sanıp elini daha sıkı tuttu.
Özel ambulans malikanenin kapısından girdiğinde, her şey Efsun için hazırlanmıştı. Korumalar eşliğinde içeri taşınan Efsun, yeni odasına getirildi. Bu oda artık eski, tek kişilik ve sade oda değildi.
Burası; devasa, kadife başlıklı çift kişilik bir yatakla, Efsun’un sevdiği tüm makyaj malzemelerinin dizildiği şık bir tuvalet masasıyla ve boydan boya camlarıyla malikanenin en güzel odası haline getirilmişti. Alessio, onu bu odaya, yani kendi dünyasının tam kalbine mühürlemişti.
Efsun yatağa yatırıldı, hemşireler serumlarını ve monitörlerini kurarken ailesi de odaya doluştu. Efsun, yastığının yumuşaklığına rağmen hala o "pembe gölgeyi" odanın köşelerinde arıyordu.
Gözlerini yavaşça Alessio’ya çevirdi. Konuşmak, o keskin dilini kullanmak istiyordu ama kelimeler boğazında düğümleniyordu. Zoraki bir nefes alıp, Alessio’nun elini sıkmaya çalışarak kısık ve çatallı bir sesle konuştu:
"Alessio... Bana kızgın mısın?"
Alessio, yatağın kenarına oturdu. Efsun’un elini dudaklarına götürüp uzun bir öpücük kondurdu. Gözlerindeki o sert öfke, yerini derin bir keder ve aşka bıraktı.
"Kızgınım Sarca. Hem de çok. Kendi hayatını bu kadar kolay harcayabilmene, beni mahallede o sesinle baş başa bırakmana kızgınım. Ama şimdi..." dedi, Efsun’un yüzünü okşayarak. "Şimdi sadece nefes aldığın için sana minnettarım. Ama o klinikten içeri bir daha bensiz girmene asla izin vermeyeceğim. Sen artık sadece benim değil, bu malikanenin de kalbisin."
Efsun yavaşça gözlerini kapattı. Güvendeydi... ya da öyle sanıyordu. Odanın köşesinde asılı duran aynanın yansımasında, sanki bir anlığına pembe bir saç tutamı dalgalanmış gibi geldi ona, ama bu sadece ilaçların bir oyunuydu... değil mi?
***
bu bölüm nasıldı?
oy ve yorum bekliyorummm
adtık finale yaklaşıyoruz, yani 23. Bölüme kadar yazıp 2. Kitaba geçmek istiyorum ama daha yolumuz uzun🌷🥲
hem siz bu Mia Clark hakkında ne düşünüyorsunuz?
ve sizce karakter kartı atayım mı?
not : finalden sonra 2 gün tatil yapacağım ama o tatil sürecinde ise upuzun bir ÖZEL BÖLÜM atacağım
KİTABA ÖZEL ŞARKİ GELİYOR VE BU ŞARKİ İÇİN @YAREN_YAŞAR'A TEŞEKKÜR EDERİM😘💕
seviyorum sizi 🌷😻
öpüldünüz 😽
2. Kitap kapağı nasıl? 
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |