
### BÖLÜM 15: KANLI GÖMLEK VE AYNADAKİ GÖLGE
Gecenin en karanlık saati, malikanenin o devasa odasına çökmüştü. Efsun, karaciğerindeki o sinsi sızıyla uykusundan uyandı. Vücudu ilaçlardan dolayı ağırlaşmış, zihni ise puslu bir sisin içindeydi. Susamıştı. Komodinin üzerindeki suya uzanırken gözü, odanın uzak köşesinde duran o şık, altın varaklı tuvalet masasına takıldı.
Ay ışığı, odanın içindeki camlardan süzülüp dev aynanın üzerine düşüyordu. Efsun, yastığından hafifçe doğrulup aynadaki yansımasına baktı; solgun yüzü, dağılmış siyah saçları ve kara gözleriyle bir hayalet gibi görünüyordu. Ancak tam o anda, aynanın köşesinde bir parıltı gördü.
Dehşetle gözlerini kıstı. Aynanın tam ortasında, sanki bir el tarafından hızlıca, pembe bir rujla çizilmiş küçük bir "M" harfi duruyor gibiydi. Efsun’un kalbi göğüs kafesini zorlamaya başladı. "Burada mı?" diye fısıldadı kendi kendine. "Beni burada da mı buldu?"
Titreyerek elini uzattı, parmakları aynanın soğuk yüzeyine değdiğinde bunun sadece bir ışık yansıması ve ilaçların yarattığı bir göz yanılması olduğunu fark etti. Leke yoktu. Yazı yoktu. Ama o pembe gölge, Efsun’un zihnine çoktan sızmıştı. Kendi mesleğiyle, yani insan psikolojisiyle sınanıyordu; Mia onu deliliğin sınırına itiyordu.
Efsun korkuyla arkasına döndüğünde, odanın diğer ucundaki deri koltukta oturan o devasa silueti gördü. Alessio oradaydı. Hiç kıpırdamadan, bir heykel gibi Efsun’u izliyordu. Üzerinde hala o meşhur siyah gömleği vardı; ancak gömleğin önü ve kollarındaki kurumuş, siyaha dönmüş kan lekeleri hala duruyordu. Efsun’un kanı...
"Alessio?" dedi Efsun, sesi titreyerek. "Neden hala o gömlek üzerindesin? Neden değiştirmedin?"
Alessio ağır adımlarla yatağa yaklaştı. Her adımı malikanenin parkelerinde bir hüküm gibi yankılanıyordu. Yatağın kenarına, Efsun’un dizinin dibine çöktü. O dev adam, şimdi bir çocuk kadar savunmasız görünüyordu.
"Değiştiremedim Sarca," dedi, sesi uykusuzluktan ve kederden pürüzlenmişti. "Bu gömleği üzerimden çıkarırsam, o klinikte seni kollarımda tuttuğum o anı, o korkuyu unuturum diye korktum. Bu kan bana bir yemin. Seni bir daha asla yalnız bırakmayacağıma, o kadının nefesini bile senden uzak tutacağıma dair bir yemin."
Efsun, titreyen elini Alessio’nun o geniş omzuna koydu. Alessio, başını Efsun’un dizine yasladı. Efsun, sevdiği adamın sarsılan omuzlarını hissettiğinde donup kaldı. Alessio D'Angelo, herkesin önünde diz çöktürdüğü o imparator, şimdi Efsun’un dizlerinde sessizce ağlıyordu.
"Seni kaybetseydim Efsun..." diye fısıldadı Alessio, sesi hıçkırıklarla boğulmuştu. "Eğer o gözlerini açmasaydın, yemin ederim bu dünyayı içindeki her şeyle birlikte ateşe verirdim. Benim cennetim de cehennemim de senin o kara gözlerinin içinde. Lütfen... Bir daha sakın benden habersiz o kapıdan çıkma."
Efsun, Alessio’nun siyah saçlarını okşadı. Aralarındaki o buz gibi mesafeler, o keskin cümleler o an eriyip gitti. Efsun, kollarında ağlayan bu adama bakarken, Mia’nın sadece bir düşman değil, onları birbirine daha sıkı bağlayan bir felaket olduğunu anladı. Ama içindeki o korku hala oradaydı; aynadaki o hayali pembe leke gibi...
***
Malikanenin mutfağında, porselenlerin tıkırtısı ve taze demlenmiş çay kokusu hakimdi. Fatma Anne, Efsun için şifalı çorbalar hazırlarken, Lavin de ona yardım ediyordu. O sırada mutfak kapısında Matteo belirdi; elinde, hastaneden gelen tıbbi malzemelerin olduğu büyük bir koli vardı.
"Bunlar Efsun Hanım’ın ilaçları ve yeni pansuman setleri," dedi Matteo, kutuyu tezgâha bırakırken.
Lavin, kutuyu açıp içindekileri yerleştirmeye başladı. Sargı bezleri, antiseptik solüsyonlar derken... kutunun en dibinde, beyaz steril paketlerin arasına sıkışmış, göze çarpan bir şey gördü. Küçük, ipek bir kâğıda sarılmış, pamuk şeker pembesi bir hediye paketi. Üzerinde el yazısıyla sadece şunlar yazılıydı: "Lavin’e... Ablasının emanetiyle."
Lavin’in elleri titremeye başladı. Paketi yavaşça açtı. İçinden çıkan şey, Efsun’un o kanlı saldırı gecesi klinikte düşürdüğü, üzerinde minik bir pırlanta olan küpesiydi. Ama küpe, kurumuş bir kan lekesiyle kaplıydı. Paketin içinden çıkan notu okuduğunda ise Lavin’in dizlerinin bağı çözüldü:
"Güzel oda, güzel hayat... Ama camdan bakmayı unutmayın Lavin. Çünkü bazen kilitli kapılar, içerideki canavarı dışarıdakinden korumaya yetmez. - M."
Lavin tam bir çığlık atacakken, mutfak kapısında Alessio belirdi. Keskin gözleri anında Lavin’in elindeki pembe pakete kilitlendi. Lavin paketi arkasına saklamaya çalıştı ama Alessio bir aslan çevikliğiyle yanına varıp elini kavradı.
"O ne?" dedi Alessio, sesi gök gürültüsü gibi mutfağı titretti.
Küpeyi ve notu gördüğünde Alessio’nun yüzü, cehennemin en karanlık katmanına dönüştü. "Matteo!" diye kükredi. "Bu kutuyu getiren her kimse, onu bulup ayaklarından tavana asın! Malikanenin güvenliğini aşan o eli tek tek kıracağım!"
Alessio, notu elinde buruştururken gözü tamamen dönmüştü. Mia ona malikanenin içinden, ailesi üzerinden mesaj gönderiyordu. Bu, Alessio D'Angelo için ölüm fermanının imzalandığı andı. Yarım saat geçmeden, malikanenin önünden on araçlık bir konvoy toz duman çıkararak ayrıldı.
İtalya’nın dışındaki eski, terk edilmiş bir tekstil fabrikasının önüne geldiklerinde, gece yarısıydı. İstihbarat, Mia’nın adamlarının burada toplandığını söylüyordu. Fabrikanın pencerelerinden sızan pembe neon ışıkları, Mia’nın oraya bıraktığı zehirli bir imza gibiydi.
"Hiçbirini sağ istemiyorum," dedi Alessio, elindeki ağır makineli tüfeğin emniyetini açarken. "Sadece Mia... Onu bana canlı bırakın."
Kapılar omuzlarla yıkıldı. İçerisi tam bir kaos alanına döndü. Mermiler havada uçuşuyor, duvarlardaki pembe neon lambalar patlayarak etrafa kıvılcımlar saçıyordu. Alessio, mermilerin üzerine yürüyen bir ölüm makinesi gibiydi. Geniş omuzlarıyla kapıları deviriyor, önüne çıkan her engeli tek bir kurşunla deviriyordu.
Fabrikanın en üst katındaki odaya daldığında, her yerde Mia’ya ait kanıtlar vardı; duvarda Efsun’un gizlice çekilmiş fotoğrafları, yatağın üzerinde pembe bir peruk... Ama Mia orada değildi. Masanın üzerinde, hala dumanı tüten bir kahve fincanı duruyordu. Mia, onlardan sadece saniyeler önce kaçmıştı.
Alessio, odanın ortasındaki masaya yaklaştı. Cebinden, Efsun’un karaciğerinden çıkarılan o lanetli gümüş mermiyi çıkardı ve masanın tam ortasına bıraktı. Ardından Matteo’ya döndü:
"Burayı yakın. İçindeki her şeyi, Mia’nın bu kirli nefesini taşıyan her zerreyi küle çevirin!"
Dakikalar sonra fabrika devasa bir alev topuna dönüştü. Alessio, arkasındaki patlamaya bakmadan arabasına yürürken, alevlerin turuncu ışığı yüzündeki kan lekelerini aydınlatıyordu.
"Mia Clark..." diye fısıldadı Alessio, fabrikanın çöküş sesleri arasında. "Bu yangın, senin sonunun sadece başlangıcı. Sen benim aileme o pembe paketi gönderdiğin an, kendi mezarının toprağını attın."
Malikanenin o devasa odasında, perdeler akşam rüzgârıyla hafifçe dalgalanıyordu. Hemşire, pansuman malzemeleriyle kapıda belirdiğinde Alessio, koltuğundan bir gölge gibi doğruldu. "Ver onları," dedi, sesi itiraza yer bırakmayan bir tınıdaydı. "Ben ilgileneceğim."
Hemşire çekinerek tepsiyi bırakıp odadan çıktı. Alessio, yatağın kenarına, Efsun’un yanına oturdu. Efsun, yastıklarına yaslanmış, kara gözleriyle sevdiği adamın her hareketini izliyordu. Alessio, o devasa ve nasırlı elleriyle alkollü pamuğu hazırlarken ellerinin hafifçe titrediğini fark etti. bu adam, orduları dize getirmişti ama Efsun’un beyaz tenindeki o kırmızı yaraya dokunmak onu korkutuyordu.
"Canını yakarsam söyle, Sarca," diye fısıldadı.
Efsun’un geceliğinin düğmelerini usulca açtı. Sargı bezlerini çözerken her hareketi bir mücevher ustası kadar narindi. Kurşunun bıraktığı o sert izi gördüğünde, Alessio’nun çenesi kasıldı, mavi gözlerinde şimşekler çaktı. Efsun, onun bu halini görünce elini Alessio’nun yanağına koydu.
"Senin ellerin canımı yakmaz Alessio," dedi Efsun, sesi bir meltem gibi yumuşaktı. "Bu yara geçecek. Ama senin içindeki o öfkeyi nasıl geçireceğiz?"
Alessio cevap vermedi. Eğildi ve Efsun’un karnındaki o taze yara izinin kenarına, sanki kutsal bir şeye dokunur gibi küçük bir öpücük kondurdu. "Bu iz senin vücudunda değil, benim ruhumda kalacak," diye fısıldadı tenine doğru. O an, o sert mafya lideri gitmiş; yerine sevdiği kadının acısıyla kavrulan yaralı bir adam gelmişti.
Gece ilerlemiş, malikane derin bir sessizliğe bürünmüştü. Efsun, karnındaki sızı ve zihnindeki Mia korkusu yüzünden uyuyamıyordu. Alessio da yanındaki boşluğa uzanmış, kolunu Efsun’un başının altına yerleştirmişti. Efsun, başını onun geniş, güven veren omzuna yasladı.
"Alessio..." dedi Efsun, karanlığın içinde. "Baban... O da mı böyle bir savaşın içindeydi?"
Alessio derin bir nefes aldı. İlk kez, yıllardır kilit vurduğu o sandığı açmaya karar verdi. "Babam (X) D'Angelo... Herkes onun bir suikasta kurban gittiğini sandı. Senin babanla aynı tarihte öldü Efsun. Ama ben biliyorum... O bir kaza değildi. O bir cinayetti."
Efsun şaşkınlıkla doğrulmaya çalıştı ama Alessio onu nazikçe geri yatırdı. "Annem... Ben on yaşındayken dayanamadı bu hayata. Boşandılar ve Almanya’ya gitti. Beni o yalnızlığın içinde bıraktı. O günden beri onu neredeyse hiç görmedim. On yaşındaki bir çocuk için dünya o gün karardı Efsun. Ben çocukluğumu oyun parklarında değil, intikam planları yaparak, silah temizleyerek geçirdim."
Efsun, Alessio’nun elini tutup parmaklarını onunkilere geçirdi. "O yüzden mi bu kadar yalnızsın? O yüzden mi kimseye güvenmiyorsun?"
Alessio, Efsun’un elini sıktı. "Benim hayatım hep simsiyahtı. Gri bile değildi. Ta ki sen o kliniğin kapısında, o dik başlı halinle belirene kadar. Sen benim hayatıma giren ilk renksin. Seninle birlikte, o on yaşındaki yalnız çocuk ilk kez nefes almaya başladı."
Efsun, Alessio’nun göğsüne daha sıkı sokuldu. "Seni seviyorum Alessio... Ama senin dünyan... o karanlık beni korkutuyor."
Alessio, Efsun’un saçlarından öptü. "Biliyorum Sarca. Korkmakta haklısın. Ama yemin ederim, o karanlığın seni yutmasına izin vermeyeceğim. Ben o küçük çocuğun intikamını aldım, ama senin hayallerini korumak için gerekirse tüm dünyayı karşıma alırım."
O gece, İtalya’nın yıldızları altında, iki yaralı ruh birbirine tutunarak uykuya daldı. Alessio’nun on yaşından beri süren o devasa yalnızlığı, Efsun’un varlığıyla ilk kez sona ermişti. Artık sadece intikam için değil, yaşatmak ve sevilmek için de bir sebebi vardı.
*** 🔞
Odanın içinde sadece dışardaki rüzgarın uğultusu vardı. Gece yarısını çoktan geçmişti ama Efsun, karaciğerindeki sızı ve sırtındaki ağrı yüzünden bir türlü derin bir uykuya dalamıyordu. Vücudu kaskatı kesilmişti; biraz rahatlamak adına yavaşça ve dikkatle sol tarafına, Alessio’nun yattığı yöne doğru dönmeye çalıştı.
Ancak karanlıkta mesafeyi ayarlayamamıştı. Dönmesiyle birlikte bedeni, Alessio’nun o sert ve heybetli erkekliğine temas etti.
Alessio, o an boğazından yükselen derin, karanlık ve erkeksi bir iniltiyi durduramadı. Gözlerini hızla açıp karanlıkta parlayan mavi gözlerini Efsun’un yüzüne dikti. Sesi, uykunun ve arzunun verdiği o boğuk tınıyla odada yankılandı:
"Canımı yakmaya mı çalışıyorsun Sarca... yoksa benim inlemelerime çok mu meraklısın?"
Efsun, o temasın ve Alessio’nun sözlerinin yarattığı utançla bir anda kıpkırmızı oldu. Nefesi boğazında düğümlenmişti. "Yok... Hayır... Sadece... belim ağrıyordu, dönmek istedim," diye kekeledi, sesi bir fısıltıdan farksızdı.
Alessio, onun bu telaşlı ve utangaç haline hafifçe sırıttı; bu gülümseme karanlıkta bile tehlikeli görünüyordu. Bir aslan çevikliğiyle, Efsun’un dikişlerini ve yarasını incitmemeye azami dikkat göstererek, onu yavaşça kucaklayıp kendi altına aldı. Efsun’un üzerine, kollarından destek alarak yarım bir şekilde uzandı.
O dev gövde, Efsun’un üzerinde adeta bir gölge gibi yükseliyordu. Alessio, yüzünü Efsun’un boynuna yaklaştırdı; sıcak nefesi Efsun’un tenini yakıp kavuruyordu. "Benim sabrımı sınıyorsun," diye mırıldandı Alessio. "Ama bu gece senin her hareketin benim için bir davetiye."
Efsun’un elleri, Alessio’nun o geniş, çıplak omuzlarına tutundu. Alessio, daha fazla konuşmasına izin vermeden, dudaklarını Efsun’un dudaklarına mühürledi. Öpüşleri; içinde günlerin korkusunu, ölümün soğukluğunu ve birbirlerine olan o amansız açlığı barındırıyordu. Odanın içindeki hava bir anda oksijensiz kaldı, zaman durdu ve dışarıdaki dünya tamamen silindi.
Alessio, elini efsunun göğüslerine indirdi. Normalde efsun bu olaya karşı çıkardı ama özlem ve tutku buna karşı çıkıyordu
Efsun'un üzerinde olan ipek gecelik adete bir peri gibi duruyordu.
Ama o sırada alessio'nun erkekliği, Efsun'un kadınlığına hissini verince Efsun alessio ya doğru inledi ve kendisini daha çok yapıştırdı kendisine.
Bu yanıp tutuşma, bir zevke dönüştü dakikalar boyunca devam etti.
Belli bir zaman sonra, alessio efsunu yatağa yatırdı ve üstüne doğru eğildi. Eğilirken erkekliği efsuna değiyordu ve efsun çok utanıyodu
Alessio zarifçe, ellerini kadınlığına doğru götürdü ve baskı yaptı. Efsun inledi ama dayanamadı, o da çetin di. Ellerine alessio nun pantolon altında olan erkekliğini elledi.
Alessio daha fazla dayanamadı ve pantolonunu indirdi artık sadece boxer vardı.
Efsun ona kendisini daha çok yaklaştırdı...
Bu gece boyunca iki beden, ruh birbirine ait oldu.
Ve bu bölüm burada son buldu...
----
bu bölüm nasıldı?
smut sahne için çok özür dilerim ama artık böyle bir aşkın içine doğması gerekiyordu...
(smut yazmayı sevmiyorum artık çok istek vardı ondan yaptım, 2.kitap ta olmasını planlıyordum ama sizler iş başında 😊)
oy ve yorum bekliyorummm 🤍
seviyorum sizi🌷
öpüldünüz😽
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |