
###BÖLÜM 20 : AYNI SOFRADA BİR ÖMÜR
Malikanenin o devasa, soğuk yemek salonu ilk kez bu kadar "ev" gibi kokuyordu. Fatma Anne, sabahın erken saatlerinden beri mutfaktaydı; elinde un, yüzünde o hiç eksilmeyen huzurlu tebessümüyle Efsun’un en sevdiği yemekleri, Lavin’in ise vazgeçemediği o ev kurabiyelerini yapıyordu.
Alessio, merdivenlerin başında durmuş, aşağıdan gelen o tanıdık ve sıcak gürültüyü dinliyordu. Hayatı boyunca bu malikanede sadece emirler yankılanmıştı, oysa şimdi Lavin’in kahkahası ve Fatma Anne’nin mutfaktan yükselen "O tepsiyi oraya koyma evladım!" diyen otoriter ama şefkatli sesi duyuluyordu.
Efsun, üzerinde krem rengi, dökümlü bir kazakla mutfağa girdiğinde Lavin’i unlar içinde gördü. Lavin, Fatma Anne’nin yanında hamur açmaya çalışıyordu.
"Abla bak! Annem bana İtalyan pizzasıyla Türk böreğini birleştirmeyi öğretiyor!" dedi Lavin, gözleri parlayarak.
Efsun gülümsedi ve Lavin’in unlu yanağından öptü. "Harika görünüyor canım. Ama üstün başın her yer un olmuş."
O sırada Alessio, mutfak kapısında belirdi. O dev adamın mutfak gibi "naif" bir alanda durması başta eğreti görünse de, bakışlarındaki yumuşaklık ortamı ısıttı. Fatma Anne, elindeki merdaneyi Alessio’ya doğru salladı.
"Bakma öyle kapı eşiğinden Alessio evladım! Geç otur bakayım şuraya, Efsun’a yardım et de salatayı yapın. Bu evde çalışmayana yemek yok!"
Matteo arkadan kısık sesle güldüğünde, Alessio ona ters bir bakış attı ama Fatma Anne’ye itiraz etmedi. Ceketini çıkarıp gömleğinin kollarını sıvadı. Dünyayı dize getiren o eller, şimdi Efsun’un yanında marul doğruyordu. Efsun, ona bakıp kıkırdadı. "İnanılmaz... Alessio D'Angelo mutfakta salata yapıyor. Bunu görseler krallığın sarsılır."
Alessio, Efsun’a yaklaşıp kulağına fısıldadı: "Benim krallığım bu mutfağın içinde zaten Sarca. Diğerleri sadece toprak parçası."
Akşam yemeği için bahçeye bakan camlı bölmedeki büyük masaya geçtiler. Ortada dumanı tüten yemekler, Fatma Anne’nin yaptığı o meşhur börekler ve İtalyan şarapları vardı. Alessio masanın başında, sağında Efsun, solunda Lavin ve hemen yanlarında Fatma Anne ile Matteo oturuyordu.
Lavin, heyecanla okuldan ve İtalya’da yaşamanın ne kadar ilginç olduğundan bahsederken, Fatma Anne sürekli Alessio’nun tabağını dolduruyordu. "Ye evladım, kemiklerin sayılıyor, koskoca adamsın!" diyerek Alessio’ya annelik yapıyordu. Alessio, hayatında ilk kez birinin ona "güçlü bir mafya" olduğu için değil, sadece "evladı" olduğu için yemek yedirmeye çalışmasının huzurunu yaşıyordu.
Efsun, masadaki bu tabloya baktığında gözlerinin dolmasına engel olamadı. Babasını kaybettikten sonra bir daha asla böyle bir sofram olmayacak sanmıştı. Alessio, masanın altından Efsun’un elini tuttu ve parmaklarını onunkilere geçirdi.
"Herkes burada..." dedi Alessio, sesi o kadar derinden geliyordu ki, masadaki herkes bir an sustu. "Biz artık sadece bir ekip değiliz. Biz bir aileyiz. Bu sofradaki herkes benim canım pahasına koruyacağım bir parça."
Fatma Anne, Alessio’nun elini tutup sıktı. "Güzel evladım benim... Allah seni başımızdan eksik etmesin. Ama artık şu yüzün biraz daha gülsün, bak yanında mis gibi karın, diğer yanında pırlanta gibi kardeşin var."
Efsun, Alessio’nun gözlerinin içine baktı. O an, Mia’nın o pembe gölgesi, o gizli çocuklar ve dışarıdaki tüm savaşlar silinip gitti. Sadece bu sofranın sıcaklığı kaldı.
Geceye doğru, Lavin yorgunluktan Efsun’un omzuna başını yaslayıp uyuyakaldığında, Alessio kadehini kaldırdı ve Efsun’a bakarak fısıldadı: "En azından bu gece... Sadece biz varız. Ve sonsuza dek böyle kalacak."
Yemekten sonra malikanenin o devasa şömineli oturma odasına geçilmişti. Lavin, günün yorgunluğuna dayanamayıp odasında derin bir uykuya dalmıştı. Adriana, Matteo ile güvenlik raporlarını kontrol ettikten sonra gelip Efsun’un yanına, berjer koltuğa tünemişti. Fatma Anne ise elinde taze demlenmiş Türk kahveleriyle içeri girdi; tepsinin yanına da Alessio’nun çok sevdiği o minik İtalyan çikolatalarından koymuştu.
Alessio, şöminenin karşısındaki geniş deri koltukta, bir bacağını diğerinin üzerine atmış, elindeki viski kadehini hafifçe sallayarak huzurla alevleri izliyordu. Efsun ise hemen onun yanındaki ikili koltukta, elinde bir kitapla ama zihni Alessio’nun huzurunda, öylece oturuyordu.
Fatma Anne kahveleri dağıttıktan sonra, ellerini önlüğüne silip tam karşılarındaki tekli koltuğa, bir mahkeme başkanı edasıyla oturdu. Gözlüğünün üzerinden önce Efsun’a, sonra Alessio’ya baktı.
"Eee," dedi Fatma Anne, sesindeki o imalı tını odadaki tüm sessizliği bir anda bıçak gibi kesti. "Yedik, içtik, doyduk şükür. Ama bir eksik var. Ben bu evde ne eksik diye düşündüm bütün gün mutfakta..."
Efsun, kahvesinden bir yudum alırken merakla sordu. "Ne eksikmiş Fatma Anne? Bir şey mi lazım mutfağa?"
Fatma Anne gülümsedi ama bu gülümseme "hazırlıklı olun" diyordu. "Mutfak tam da, bu evin neşesi eksik kızım. Şöyle telli duvaklı, davullu zurnalı —gerçi buralarda zurna bulur muyuz bilmem ama— bir düğün eksik! Ne zaman yapıyoruz bu nikâhı?"
Efsun’un içtiği kahve boğazında kaldı; bir an öksürük krizine girdi. Yanakları saniyeler içinde alev alev yanmaya, kulaklarına kadar kızarmaya başladı. "Anne! Ne düğünü? Daha yeni iyileşiyorum, ortalık bu kadar karışıkken..."
Efsun panikle açıklama yapmaya çalışırken, Alessio’nun tepkisi bambaşkaydı. Alessio, kadehini masaya bıraktı ve arkasına yaslanarak Efsun’un o çaresiz ama dünya tatlısı utangaçlığını izlemeye başladı. Dudaklarının kenarında, Efsun’u daha da utandıracak o muzip gülümseme belirdi.
"Fatma Anne haklı Sarca," dedi Alessio, sesi o kadar rahattı ki Efsun ona 'inanmıyorum sana' der gibi baktı. "Malikanenin duvarları çok sessiz. Bir kutlama, bir imza... Belki de tüm bu kaosu bitirecek olan tek şey budur."
Adriana kıkırdayarak araya girdi. "Ben şimdiden gelinlik modellerine bakmaya başladım bile Efsun, sakın itiraz etme!"
Efsun, Alessio’ya dönüp dişlerinin arasından fısıldadı: "Alessio, sen de mi? İnanmıyorum sana, bir de keyif alıyorsun bu durumdan!"
Alessio, Efsun’un elini tutup kendine doğru çekti ve herkesin önünde avucunun içini öptü. "Senin utanmanı izlemekten daha çok keyif aldığım çok az şey var Sarca. Ama Fatma Anne doğru söylüyor... Bu sadece bir düğün değil, senin artık tamamen 'D'Angelo' olduğunun ilanı olacak. Mia'ya da, dünyaya da verilecek en büyük cevap bu."
Fatma Anne, Alessio’nun bu cevabından memnuniyetle ayağa kalktı. "Aferin benim aslan oğluma! Bak, Efsun kızım, bu adam seni bekliyor, ben bekliyorum, Lavin zaten dünden razı. Yarın öbür gün bir bebek haberi de gelirse..."
"Anneee!" diye bağırdı Efsun, yastığı yüzüne kapatarak. Odada kahkahalar yükseldi.
Gece ilerleyip Adriana ve Fatma Anne odalarına çekildiğinde, oturma odasında sadece şöminenin çıtırtısı ve Alessio ile Efsun kaldı. Alessio, Efsun’u kucağına çekip saçlarını kokladı.
"Gerçekten mi?" diye sordu Efsun, başını onun göğsüne yaslayarak. "Yani, gerçekten bir düğün istiyor musun?"
Alessio, Efsun’un çenesini kaldırıp gözlerinin içine baktı. Mavi gözleri hiç bu kadar kararlı görünmemişti. "Ben sadece bir düğün istemiyorum Efsun. Ben, senin her sabah benim soyadımla uyanmanı istiyorum. Senin bu evin gerçek kraliçesi olduğunu herkesin bilmesini istiyorum. Fatma Anne sadece fitili ateşledi... Ama o bombayı patlatacak olan benim."
Efsun, Alessio’nun boynuna sarıldı. Utangaçlığı hala oradaydı ama kalbi, Alessio’nun bu sahiplenici aşkıyla çoktan "evet" demişti. Mia dışarıda ne planlarsa planlasın, bu odanın içindeki sevgi, dışarıdaki tüm ordulardan daha güçlüydü.
---
oy yorum bekliyorumm 🫶
finale çok az kaldı 🥹
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |