
###BÖLÜM 22: ALBÜMLER
Pikniğin yorgunluğu ve Fatma Anne’nin bitmek bilmeyen ikramlarından sonra malikanenin o devasa oturma odasına bir sükunet çökmüştü. Lavin odasına çekilmiş, Adriana ve Matteo bahçenin son kontrollerini bahane ederek dışarı çıkmışlardı. İçeride sadece şömineden gelen odun çıtırtıları ve iki kalbin ritmi vardı.
Alessio, şöminenin önündeki geniş deri koltukta yayılmış, kollarını koltuğun arkasına atmıştı. Efsun ise yerde, yumuşak halının üzerinde, başını Alessio’nun dizlerine yaslamış halde oturuyordu. Alessio’nun parmakları, sanki dünyanın en kıymetli hazinesine dokunuyormuş gibi Efsun’un saçlarının arasında ağır ağır geziniyordu.
"Biliyor musun Sarca," dedi Alessio, sesi o kadar alçaktı ki neredeyse ateşin çıtırtısıyla yarışıyordu. "Hayatım boyunca bu tavanın altında kaç kişinin öldüğünü, kaç kişinin pazarlık yaptığını sayabilirim. Ama kaç kişinin burada gerçekten 'mutlu' olduğunu sorsan, parmaklarımın yarısına bile ulaşamam."
Efsun başını hafifçe kaldırıp Alessio’nun okyanus mavisi gözlerine baktı. "Peki ya sen? Hiç hayal ettin mi? Yani... her şeyden uzak, sadece bir kapı anahtarının sende olduğu, o kapının arkasında birinin seni beklediği bir hayatı?"
Alessio duraksadı. Bakışları alevlerin içinde kayboldu. "Benim dünyamda kapılar hep birilerini dışarıda tutmak için kilitlenir Efsun. İçeridekini korumak için değil. Ama..." Parmaklarını Efsun’un yanağına indirdi. "Sence nasıl bir şeydir? Birinin sadece 'sen olduğun için' seninle aynı soyadını taşıması? Bir imzanın, bir sözün insanı gerçekten bir yere ait kılması?"
Efsun yavaşça doğruldu ve Alessio’nun ellerini tuttu. "Bence evlilik, iki insanın birbirine 'senin karanlığın artık benim de gölgem' demesidir Alessio. Sadece güzel günlerde değil, fırtınada da aynı çatının altına sığınmayı göze almaktır. Sen... Hiç böyle bir bağ kurmayı ister miydin? Yani, bir gün gerçekten evlenmeyi?"
Alessio’nun dudaklarında o meşhur, yarım gülümseme belirdi ama bu seferki çok daha içtendi. "Hiç düşünmemiştim. Ta ki seni o ameliyat masasında, benim yüzümden o halde görene kadar. O gün anladım ki, seni sadece korumak yetmiyor. Seni dünyadan saklamak, seni kendime 'mühürlemek' istiyorum. Ama bu bir zorunlulukla değil, o bahsettiğin bağla olsun isterdim."
Efsun utangaçça bakışlarını kaçırdı. "Bazen Annem düğün dediğinde kalbim yerinden çıkacak gibi oluyor. Korkutucu geliyor ama bir o kadar da... doğru."
"Seni korkutan hiçbir şeyi hayatına sokmam Sarca," dedi Alessio, Efsun’un elini kalbinin tam üzerine bastırarak. "Ama eğer bir gün o kapıyı birlikte açacaksak, o kapının ardında sadece huzur olacağına dair sana yemin ederim. Şimdilik sadece soruyorum... Sence bir gün 'Sinyora D'Angelo' olmak sana yakışır mıydı?"
Efsun, Alessio’nun gözlerindeki o derin ciddiyeti ve altındaki gizli umudu gördü. "Bilmem," diye fısıldadı, yüzünde tatlı bir pembelikle. "Belki de sadece 'Efsun ve Alessio' olmak en güzeli. Ama o mühür... Sanırım o mührü taşımaktan onur duyardım."
Oda, bu üstü kapalı ama ruhları birbirine bağlayan konuşmayla daha da ısındı. Ne bir tarih belirlendi ne de bir yüzük çıktı ortaya; ama o gece malikanenin duvarları, ilk kez bir savaş planına değil, bir ömürlük bir yemin fısıltısına şahitlik etti.
Alessio, Efsun’u yavaşça kendine doğru çekip alnına uzun bir öpücük bıraktı. "O zaman bu düşünce burada kalsın," dedi Alessio. "Tıpkı toprağa ekilen bir tohum gibi. Zamanı geldiğinde, ikimiz de o çiçeğin ne zaman açacağını bileceğiz."
Efsun, Alessio’nun göğsüne yaslanırken, dışarıdaki rüzgarın artık o kadar soğuk olmadığını fark etti. Geçmişin dosyaları henüz yakılmamıştı belki ama kalplerindeki o eski sayfalar çoktan çevrilmişti. Finalin o görkemli teklifine giden yol, bu gece o sessiz anlaşmayla döşenmişti.
***
Malikane, tarihinde hiç görmediği kadar gürültülü ama huzurlu bir akşama ev sahipliği yapıyordu. Dışarıdaki o yüksek gri duvarlar artık bir hapishaneyi değil, içindeki hazineyi koruyan bir kaleyi andırıyordu. Alessio, çalışma odasının kapısından çıkıp korkuluklara yaslandı ve aşağıyı izledi.
Aşağıda, salonun ortasında Fatma Anne, Lavin ve Adriana yerlere yayılmış, eski fotoğraf albümlerine bakıyorlardı. Fatma Anne, Efsun’un küçüklük fotoğraflarını gösterirken bir yandan da Lavin’in üniversite anılarını dinliyordu. Matteo ise hemen yanlarındaki masada, elinde bir bardak çayla—ilk defa silahını temizlemiyor, sadece onları dinliyordu.
Alessio yavaş adımlarla aşağı indi. Onun varlığını hisseden Fatma Anne, gözlüklerinin üzerinden ona baktı. "Gel gel, aslan oğlum! Bak, Efsun’un diş buğdayında ne kadar tombul olduğunu görüyor musun?"
Alessio, Efsun’un yanına, halının üzerine oturdu. Normalde bir mafya liderinin halıya oturması imkansızdı ama bu aile onun tüm kurallarını yıkmıştı. Efsun’un bebeklik fotoğrafına bakarken gözlerinde tarif edilemez bir şefkat belirdi.
"Çok değişmemiş," dedi Alessio, Efsun’un utangaç bakışları altında. "Hala aynı inatçı bakışlar."
Fatma Anne aniden elini Alessio’nun yanağına koydu. "Senin de küçüklüğünü görseydim keşke evladım. Eminim sen de çok yakışıklı, ama bir o kadar da mahzun bir çocuktun." Alessio, Fatma Anne’nin bu hesapsız, anne şefkatiyle dolu dokunuşu karşısında bir an dondu. Yıllardır kimse ona "evladım" dememiş, yanağına böyle içten dokunmamıştı.
"Benim pek fotoğrafım yok Fatma Anne," dedi Alessio, sesi hafifçe titreyerek. "Bizim ailede anılar fotoğraflarda değil, yara izlerinde saklanırdı."
Fatma Anne, Alessio’yu kendine çekip alnından öptü. "Bundan sonra o izlerin üzerine çiçek ekeceğiz biz. Sen artık benim de bir oğlumsun, bunu unutma."
Lavin, ortamdaki o duygusal havayı dağıtmak için Alessio’nun omzuna hafifçe vurdu. "Madem artık aile olduk, Alessio Bey... O zaman kardeşinin İtalya’daki yüksek lisans masraflarına ve şu hırçın Matteo’nun beni her yere takip etmemesine bir el atarsın herhalde?"
Alessio, Lavin’in bu cesur ve neşeli tavrına gülümsedi. "Yüksek lisansın bende Lavin, en iyi okulda okuyacaksın. Ama Matteo konusunda pazarlık yapmam. O senin gölgen olacak, çünkü sen benim kardeşimsin. Ve bir D'Angelo kardeşinin saçının teline zarar gelirse, Roma'yı yakarım."
Lavin, "D'Angelo kardeşi mi?" diyerek gülümsedi. "Vay be, resmen mühürlendim."
Efsun, Alessio’nun Lavin’i böyle sahiplenmesini izlerken kalbinin yerinden çıkacağını sandı. Alessio sadece ona aşık değildi; onun sevdiği her şeyi, herkesi kendi hayatının merkezine koymuştu.
Gecenin ilerleyen saatlerinde, herkes odasına çekildiğinde Alessio ve Efsun bahçedeki zeytin ağaçlarının altında yürümeye başladılar. Ay ışığı, zeytin yapraklarını gümüşe boyuyordu.
"Mutlu musun?" diye sordu Alessio, Efsun’un elini sıkarak.
"Çok," dedi Efsun. "Fatma Anne’nin sana 'oğlum' demesi... Lavin’in sana bu kadar çabuk ısınması... Alessio, sen bize sadece kapılarını açmadın, bize bir hayat verdin."
Alessio durdu ve Efsun’u kendine çevirdi. "Asıl siz bana bir ruh verdiniz Efsun. Ben bu malikanede bir hayalettim. Şimdi ise bir yerim, bir yuvam var. Evlilik teklifi etmedim belki, o konuyu kapattık ama bilmeni istiyorum..." Eğilip Efsun’un kulağına fısıldadı. "Benim soyadım artık sadece bir güç simgesi değil. O, senin ve sevdiklerinin sığınağı. Siz benim köklerimsiniz. Ve bir ağaç, kökleri olmadan ne kadar büyük olursa olsun, ilk fırtınada devrilir. Ben artık devrilmem, çünkü siz varsınız."
Efsun, Alessio’nun göğsüne yaslanıp geceyi dinledi. Mia Clark dışarıda bir yerlerde olabilir, sırlar hala karanlıkta bekliyor olabilirdi; ama bu gece, bu bahçede, iki farklı dünya tek bir "aile" olmuştu.
---
Bu bunu bölüm nasıldı?
oy ve yorum bekliyorumm
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |