
###BÖLÜM 27: BUZDAN SOFRADA YAZILAN YEMİNLER
D’Angelo malikanesinin devasa yemek salonunda, gümüş şamdanların titrek ışığı altında ağır bir sessizlik hüküm sürüyordu. Masanın başında, babasının koltuğuna yeni yerleşmiş bir kral gibi Alessio oturuyordu; hemen sağında Efsun, solunda ise malikaneye bir fırtına gibi giren Martina...
Martina, hiçbir tartışma yaşanmamış, oğlu az önce ona haykırmamış gibi son derece rahattı. Üzerindeki lila rengi şifon elbisesiyle şarabından küçük yudumlar alırken, gözleri masanın diğer ucunda, tabağıyla oynayan Adriana’ya kilitlendi. Adriana, annesinin varlığını yok saymak için elinden geleni yapıyor, bakışlarını bir saniye bile yukarı kaldırmıyordu.
"Adriana, tatlım," dedi Martina, sesi o ipek yumuşaklığındaki yapaylığıyla. "Tabağındaki trüf mantarlı makarnaya dokunmamışsın. Formuna bu kadar dikkat etmen harika ama annen buradayken biraz neşelenmen gerekmez mi?"
Adriana’nın elindeki çatal tabağa sertçe çarptı. Başını kaldırdığında gözlerinde şimşekler çakıyordu. "Lütfen, Martina," dedi Adriana, 'anne' kelimesini ağzına bile almadan. "Yemeğini ye ve sessizliğini koru."
Martina, incinmiş gibi yaparak elini kalbine koydu. "Martina mı? Ben senin annenim Adriana. Sadece bir kez 'anne' desen, bu eski kalbim nasıl da ferahlayacak..."
"Sen benim annem değil, sadece beni bu dünyada tek başıma bırakan o kadınsın," diye mırıldandı Adriana buz gibi bir sesle. Masadaki gerilim o kadar yükselmişti ki; Fatma Anne başını öne eğmiş dua ediyor, Lavin ise ablasının elini masanın altından sıkıyordu.
Alessio’nun çenesi kasılmış, elleri masanın üzerinde yumruk halini almıştı. Tam Martina’ya haddini bildirmek için ağzını açmıştı ki, Efsun’un yumuşak ama kararlı sesi salonun yüksek tavanlarında yankılandı.
"Alessio..."
Bütün gözler, sanki bir işaret verilmiş gibi Efsun’a döndü. Martina’nın alaycı bakışları, Adriana’nın minnet dolu gözleri ve Alessio’nun okyanus mavisi, merakla harmanlanmış bakışları Efsun’un üzerindeydi. Efsun, karşısında oturan ve hayatını adadığı adama doğru hafifçe eğildi. Az önce odanın kapı arkasında döktüğü gözyaşları, şimdi yerini sarsılmaz bir kararlılığa bırakmıştı.
"Ben düşündüm ki..." dedi Efsun, sesi o kadar içten ve sıcaktı ki masadaki tüm o zehirli havayı bir anda dağıttı. Derin bir nefes aldı, sanki tüm hayatını o nefese sığdırmıştı. "Geçmişin hayaletleri ne kadar bağırırsa bağırsın, geleceğin sesini kısmalarına izin vermeyeceğim. Ben seni asla bırakmayacağım Alessio. İyi günde, kötü günde... Kanlı sabahlarda veya huzurlu akşamlarda, daima yanında olacağım."
Alessio’nun bakışları dondu, kalbinin atışının dışarıdan duyulduğuna yemin edebilirdi. Efsun devam etti, gözlerinin içindeki o derin sevgiyle:
"Soruna cevabımı istiyordun ya... Evet diyorum Alessio. Seninle, senin dünyanda, her şeye rağmen... Evet!"
O an malikanenin o soğuk duvarları sanki ısındı. Lavin sevinçle çığlık atıp "Sonunda!" diyerek ellerini birbirine vurdu, Adriana’nın yüzünde ilk kez samimi bir gülümseme belirdi. Fatma Anne gözlerindeki yaşları tülbendiyle silerken, Alessio yavaşça ayağa kalktı. Gözleri şehvet, sadakat ve tarifi imkansız bir huzurla doluydu.
Ancak masada bir kişi vardı ki, bu tablodan midesi bulanıyormuş gibi bakıyordu. Martina, şarap kadehini masaya o kadar yavaş bıraktı ki, çıkardığı tok ses bile "Hayır" diyordu. Yüzündeki o zoraki, eğreti gülümsemeyle alkışlara eşlik ederken; bakışları Efsun’un üzerinde bir yılan gibi dolanıyordu. Bu evlilik, onun bu evdeki otoritesine vurulmuş en büyük darbeydi.
Alessio, masanın etrafından dolanıp Efsun’un yanına gitti. Onun elini tutup dudaklarına götürürken, annesinin o isteksiz ve karanlık bakışlarına inat, Efsun’un kulağına fısıldadı:
"Bu gece sadece biz doğmadık Sarca... Bizimle birlikte bu karanlık krallığın yeni şafağı da doğdu. Ve yemin ederim, seni bu dünyadaki her şeyden, hatta kendimden bile koruyacağım."
Masadaki duygusal fırtına, Martina’nın yapay bir öksürüğüyle bölünse de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Küller yanmış, savrulmuş ve o küllerden bir "Evet" doğmuştu.
Yemek odasındaki o gerilimli alkış sesleri geride kalmış, Alessio ve Efsun kendilerini malikanenin en üst katındaki o geniş balkona atmışlardı. Roma, ayaklarının altında bir mücevher kutusu gibi parlıyordu ama Alessio’nun gözü şehri görmüyordu. O, sadece yanındaki kadına, az önce tüm dünyaya karşı "Evet" diyen o cesur doktora bakıyordu.
Alessio, cebinden o bordo kadife kutuyu çıkardı. Parmakları hafifçe titriyordu; koskoca bir yeraltı dünyasını yöneten o eller, Efsun’un önünde çaresiz kalıyordu. Kutuyu açtı ve pırlantanın ay ışığında vals yapışını izlediler.
"Bu yüzük sadece bir söz değil Efsun," dedi Alessio, sesi gece rüzgarı gibi ılık ve derinden geliyordu. "Bu, benim ruhumun senin parmağına takılan prangası. Artık attığın her adımda, aldığın her nefeste ben varım."
Efsun, elini Alessio’nun avucuna bıraktı. Alessio, yüzüğü yavaşça Efsun’un parmağına geçirirken sanki ikisinin de kaderini o an mühürlüyordu. Yüzük yerine oturduğunda, Alessio Efsun’u belinden kavrayıp kendine çekti. Aralarındaki mesafe yok olduğunda, Efsun başını onun okyanus kokan boynuna gömdü.
"Seni o mezarlıkta gördüğüm gün, seni yok edeceğimi sanmıştım," diye fısıldadı Alessio, Efsun'un saçlarını koklayarak. "Ama sen beni yok etmedin Sarca... Sen beni yeniden var ettin."
Efsun geri çekilip onun okyanus mavisi gözlerine baktı. "Biz küllerimizden doğduk Alessio. Ve bu sefer o küllerin bizi boğmasına izin vermeyeceğiz."
Alessio, Efsun’un yüzünü ellerinin arasına aldı ve dudaklarına, içinde hem bir özür hem de binlerce yemin barındıran o derin öpücüğü bıraktı. O an, malikanenin içinde dönen fırtınalardan uzakta, sadece ikisi ve gökyüzü vardı.
Aynı dakikalarda, malikanenin zemin katındaki karanlık odalardan birinde, Martina D’Angelo antika bir çalışma masasının önünde oturuyordu. Odadaki tek ışık, elindeki son model telefonun ekranından yansıyan o soğuk beyazlıktı. Az önceki sahte gülümsemesi silinmiş, yerine buz gibi, hesapçı bir ifade gelmişti.
Martina, masanın üzerindeki kristal kadehten son yudumunu aldı ve ekranda kayıtlı olmayan bir numaraya girdi. Parmakları ekranda bir yılan gibi süzülüyordu. Mesaj kısmına geldi ve hızla yazmaya başladı:
"Kuş kafese girdi. 'Evet' dedi. Alessio artık her zamankinden daha zayıf, çünkü artık kaybedecek bir şeyi var: Karısı. Hazırlıklara başla Mia. D'Angelo imparatorluğunu içeriden çürütmek için en doğru zaman, bir düğün gecesidir."
Mesajı gönderdikten sonra telefonu masaya bıraktı ve arkasına yaslanarak karanlığı izledi. Martina için bu evlilik bir mutluluk değil, bir fırsattı. Alessio’yu on beş yıl önce terk ederken bıraktığı o küçük çocuğu, şimdi en zayıf noktasından yakalamıştı.
"Üzgünüm Alessio," diye fısıldadı Martina boşluğa doğru, sesi zehirli bir sarmaşık gibi odayı sardı. "Ama bir D'Angelo kraliçesi olmak için sadece bir soyadı yetmez. O doktorun bu ağır tacı taşıyacak kadar güçlü olmadığını ikimiz de göreceğiz."
Karanlığın içinden bir telefon bildirimi sesi geldi. Mia’dan gelen cevap tek bir kelimeydi ama malikanenin temellerini sarsmaya yetecek kadar ağırdı:
"Saat işliyor. Küllerin üzerine pembe güller dökmeye geliyorum, Martina."
Martina sinsice gülümsedi. Savaş başlamıştı ve en büyük darbe, Alessio’nun en güvendiği yerden gelecekti.
***
bu bölüm nasıldı?
oy ve yorum bekliyorumm
| Okur Yorumları | Yorum Ekle |

| 8.51k Okunma |
4.08k Oy |
0 Takip |
56 Bölümlü Kitap |